“Din günü” ne demektir?
Kur’an’da “din günü” (yevmu’d-din) kavramı -birisi bir ayette iki kez olmak üzere- 12 yerde geçiyor. Bunları aşağıda tek tek sıraladım.
Sağdan soldan duyduklarınızı unutun.
Bakın, Kur’an “din günü” derken ne kastediyor.
1- “Hamd, Âlemlerin Rabbi’nedir. O Rahmân ve Rahîmdir. DİN GÜNÜ’NÜN mâlikidir.”
(Fatiha; 2-4)
Hepimizin çok iyi bildiği Fatiha suresinde “Din gününün maliki” (Mâliki yevmu’d-din) ifadesi “din gününde mülkün tek sahibi” demek oluyor.
Demek, bir “din günü” var ve bu günde mülkün tek sahibi bir mâlik/melik olacak.
Demek, bu gün, Yunus’un “Hani bunun ilk sahibi?” ifadesinde geçen “İlk sahib” in ortaya çıktığı ve bütün sahte ve yalan mülk (servet ve iktidar) sahipliklerinin sona erdiği gündür.
Demek ki din günü esas itibariyle “mülk” ile ilgilidir.
2- “Sizi ateşe sokan nedir? (diye sorulunca) ‘Biz salât etmez, yoksulu doyurmaz, dalanlarla beraber dalardık. DİN GÜNÜ’NÜ yalan sayardık. Apaçık gerçek (yaqîn) gelinceye kadar böyleydik.” (Müddesssir; 42-47).
Demek ki o günde yaman bir hesabın ve bunun cezası olarak ateşin/azabın içine düşenler, Yunus’un “Mal da yalan mülk de yalan” ifadesinde geçen yalana dalıp gidenler, bunun peşinde bir ömür tüketenler, bundan dolayı da “sâlat” etmeyenler ve “yoksul”u unutanlardır. Salât ile yoksulun arasını ayırarak, salâtı sadece “namaz kılmak”tan ibaret sananlardır.
Bunların salâtı Maûn suresinde geçtiği gibi yüzlerine çarpılacaktır. “Yazıklar olsun sizin salâtınıza!” ifadesinden de anlaşılacağı gibi, içinde yetim ve yoksul derdi olmayan her salât boş (sâhun) dur.
Demek ki, din günü öyle bir gündür ki içinde yetim ve yoksul derdi olmayan, başta salât olmak üzere tüm dindarlık tezahürlerinin iflas bayrağını çektiği gün olacaktır. Şu halde siz siz olun salâtınızı, sakın yetim ve yoksuldan ayırmayın. Salâtınız sizi yetime ve yoksula götürsün, aksi halde karşılaşacağınız koskoca bir iflastır.
Demek ki din günü “yoksulların hesabı” ile ilgilidir.
3- “Hani bir zamanlar Rabbin meleklere demişti ki: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Ona son şeklini verip ruhumdan üfleyince onu selâmlayın!” Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan selâma durdular. Yalnız iblis büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu. Allah: “Ey iblis, Kendi elimle yarattığımı selamlamaktan seni alıkoyan nedir? Büyüklük taslayıp kendini üstün mü görüyorsun?” dedi. İblis: “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın.” Allah: “Hemen çık oradan, çünkü artık sen kovuldun. Lânetim DİN GÜNÜ’NE kadar senin üzerindedir.” (Sad; 71-78)
Görüldüğü gibi bu ayete de din günü “büyüklük taslamak”, “kendini üstün görmek”, “Beni ateşten onu çamurdan” diyerek eşitsizlik yaratmak ile ilgili ele alınıyor.
Din gününe kadar bu türden iddiaların “lanetli” olduğu ifade edilerek, o büyük din gününde bütün bunların sona ereceği ifade ediliyor.
Şu halde her türden büyüklük taslama, kendini üstün görme, kendinde olan bir şeyin ötekinde olmamasını “eşitsiz ilişkilere” dayanak yapma Şeytanîdir ve lanetlidir.
Ben beyazım o zenci… Ben Batılıyım o Doğulu… Ben erkeğim o kadın…Ben bilgiliyim o cahil… Ben zenginim o yoksul… Ben Türk’üm o Kürd…Ben askerim o sivil… Ben sünniyim o alevi vb. tüm durumdan eşitsizlik çıkaran kıyaslamalar lanetlenmiştir.
Demek ki din günü bütün bunların sona erdiği gündür.
Demek ki din günü “eşitlik” ile ilgilidir.
4- “Her şeyi kendine ait kılıp toplayanlar (ashâb-ı şimâl)… Nedir acaba bunların karşılaşacakları? İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su… Kapkara boğucu bir duman… Ne serinletir ne rahatlatır… Çünkü onlar geçmişte kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenleri (mutrefîn) idiler. En büyük günahta ısrar ediyorlardı. Diyorlardı ki; “Biz ölüp toz toprak olduktan sonra, tekrar mı diriltileceğiz?” Üstelik önceki atalarımızla birlikte!” Söyle onlara; “Öncekilerin ve sonrakilerin hepsi belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklar. ” Sonra siz, ey sapkın inkârcılar! Mutlaka zakkum ağacından yiyeceksiniz. Karınlarınızı onunla dolduracaksınız. Üstüne de kaynar su içeceksiniz. Doymak bilmez susuz develer gibi içeceksiniz. İşte bu DİN GÜNÜ’NDE onların ziyafetidir! (Vakıa; 41-56).
Görüldüğü gibi ayette “din günü ziyafetinden” bahsediliyor. Bu günde “zakkum ağacından doymak bilmez susuz develer gibi içecek” olanların, “kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenleri” (mutrefîn) olduğu, bunların en büyük günahta (mülke şirk) ısrar ettikleri çünkü onların ashâb-ı şimal oldukları ifade ediliyor.
Ashâb-ı şimal… Nedir acaba Ashâb-ı şimal?
Öyle görünüyor ki bu deyim Kur’an literatürü içinde “Ashâbu’l- cenne” (Bahçe sahipleri) deyiminin diğer söylenişidir. Çünkü Arapça’da şimâl kökü toplamak, içine almak, kendine ait kılmak demektir. Türkçeye de geçen şâmil, teşmil, şumûl de bu kökten… Ör. cihanşumûl; dünyayı içine alan, kapsayan… Aleme teşmil etmek; Her şeyi içine almak, herkesle ilgili yapmak… Keza şekli şemâili deriz yani şekli ve tüm özellikleri…
Şu halde Ashâb-ı şimal, her şeyi kendine ait kılanlar, toplayanlar, her şeyi kapsamak isteyenler, kendilerini her şeye teşmil edenler, şecere-i huld (son sınırına kadar toplama) ve mülk-i la yeblâ (yıkılmaz bir mülk) peşinden koşanlar demektir…
Bunun tersi olarak ayetin öncesinde Ashâbu’l-yemin kullanılır. Yemin söz ve güç kuvvet manalarını içerir. Mal ve mülk toplamanın (şimâl) değil; sözün/yeminin güç ve kuvvetine inananlar demektir. Mal yığarak ve toplayarak değil; birbirine destek olarak, birbirinde yok alarak kuvvet bulanlar demektir. Bereket manası da buradan gelir.
Şimal’e kuzey, Yemin’e de güney (Yemen tarafı/sağ taraf) denmesinin de Mekke’nin o günkü yerleşim planına baktığımızda bununla ilgili olduğu anlaşılıyor. Çünkü müşriklerin toplandığı Daru’n-Nedve adlı toplantı yeri şehrin merkezi yerinde, Müslümanların toplandığı Daru’l-Erkam da şehrin kenarında Safa tepesi yanındaydı. Merkez-çevre veya burjuvaların oturduğu yer ile varoşlar dememiz gibi…
Demek ki din günü kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenleri (ashab-ı şimâl) ile şehrin varoşlarında, kenar semtlerinde yaşayanların (ashâb-ı yemin) arasındaki uçurumun ortadan kalktığı gündür.
Demek ki din günü toplumsal “altüst oluş” ile ilgilidir.
5- “Onlara İbrahim olayını da anlat. Bir zamanlar babasına ve halkına: “Siz neye tapınıp duruyorsunuz?” demişti. “Putlara tapıyoruz, onların başından hiç de ayrılmayacağız” dediler. İbrahim: “Dua ettiğiniz vakit onlar işitirler mi veya size bir fayda yahut zarar verirler mi?” dedi.“Ama atalarımızdan hep böyle gördük” dediler. İbrahim: “Peki” dedi, “Bu taptığınız şeylere siz ve atalarınız başını kaldırıp hiç bakmadı mı?” “Âlemlerin Rabbi hariç bu tanrıların hepsi benim düşmanımdır. Çünkü beni yaratan, sonra da beni doğru yolda yürüten O’dur. Beni yediren, içiren O’dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur. Beni öldürecek olan, sonra yeniden diriltecek olan O’dur. Ve DİN GÜNÜN’DE günahlarımı bağışlamasını umduğum O’dur.” (Şuara; 69-82).
Görüldüğü gibi şehrin/ülkenin merkezinde atalarından gördüğü hal üzere bir takım putlara tapanlar, heykellere perestij edenler vardır. Bunlar ülkenin bilgi, iktidar ve servet kaynaklarını ellerinde tutmakta ve toplayıp kendilerine ait kıldıkları ile halk üzerinde hegemonya kurarak iktidar sürmektedirler.
İşte din günü bu hegemonyanın sona erdiği, iktidar ve servet sahiplerinin konumlarını kaybedip, mülkün tümüyle Allah’a (halka) ait kılındığı gündür. O gün tek mâlik Allah (halk) tır…
6- “Hani Rabbin meleklere: “Ben, balçığı oluşa oluşa ses veren toprak haline getirip ondan bir beşer yaratacağım. Onu muntazam bir kıvama getirip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için selâma durun” dedi. Bunun üzerine bütün melekler selâma durdular. Ancak iblis, selâmlayanlarla beraber olmaktan kaçındı. Allah: “Ey iblis, sen neden selâmlayanlarla beraber olmadın?” dedi. İblis: “Benim, balçıktan oluşturarak kurumuş çamurdan yarattığın bir beşere selâm durmam olacak şey değildir” dedi. Allah: “O halde çık oradan; çünkü sen artık burada kalamazsın. DİN GÜNÜ’NE kadar yaklaşma buraya” dedi. (Hıcr; 28-35)
.
(Bkz. 3. sıradaki ayet ve açılması ile aynı).
7- “Vay başımıza gelene! İşte bu DİN GÜNÜDÜR.” diyecekler. Onlara: “Evet, işte bu yalan dediğiniz o gün; safların ayrılma günüdür” denecek. Ve bir ses “O zulmedenleri, yardakçılarını ve Allah’tan başka taptıkları şeyleri toplayın. Sürün ateşin yoluna. Tutun, yakalayın hepsini çünkü sorgudan kaçamayacaklar” diye yankılanacak.” (Saffat; 20-23).
Görüldüğü gibi burada da din günü safların ayrıldığı, zülmedenlerin ve yardakçılarının (eşlerinin), Allah’ın altında taptıklarının toplanıp hesaba çekildiği, yaptıkları zulmün hesabını tek tek verdikleri gündür.
Demek ki din günü “zulmün” hesabını verme ile ilgilidir.
8- Soruyorlar; “Ne zamanmış DİN GÜNÜ?” Ateş üzerinde yakıldığınız gün! “Tadın kendinize ayırdıklarınızı! (fitnelerinizi). Budur işte o sizin acele istediğiniz!” Sakınanları ise cennetler, pınarlar bekliyor. Rablerinin kendilerine verdiklerinden alacaklar. Çünkü onlar dünyadayken güzel ahlâk sahibiydiler. Gece yarılarında kalkarlardı. Seher vakitlerinde af dilerlerdi. Onların mallarında isteyenin ve mahrum bırakılanın hakkı vardır.” (Zâriyat: 12-19).
Bu ayette geçen “fitne” kavramının kullanışı da çok ilginçtir.
“Onlara bunların (yığıp yoksullardan sakladıklarınızın) hesabını din günü vereceksiniz” denince “Ne zamanmış bu din günü” diye alay ediyorlar. “Ateş üzerinde fiten edildiğiniz gün” yani altının cevheri curûfundan ayrılırken ateşte kızartılması gibi sizin de yandığınız gün deniliyor. Burada fitne/fiten kelimesi kullanılıyor. Sonra “Tadın fitnelerinizi” yani madenin curûfunu ayırıp altınını kendinize ayırdığınız gibi kendinize biriktirdiğiniz malların dağlanıp size ateş olarak geri dönmesini de tadın deniyor. Burada da fitneleriniz deniyor.
Fitne, Arapçada altınla ilgilidir. Şeytan (el-Fettânu), iki fitne: altın ve gümüş/ dirhem ve dinar (el-Fettânân), kuyumcu (el-Feten) kelimeleri de bu köktendir.
Şu halde ayet “İşte kendiniz için biriktirdikleriniz (hazâ mâ keneztum lienfisekum), tadın biriktirdiklerinizi” (zûgû mâ kuntum teknizûn) ayetiyle aynı şeyi anlatmaktadır. (Tövbe; 34-35).
Demek ki din günü yoksulların ve mahrum bırakılmışların hakkı olan saklanmış birikimlerin (kenz/fiten) hesabının sorulacağı gündür.
Demek ki din günü “altın, gümüş, yoksullar, mahrumlar” ile ilgilidir.
9- “İnsan cimri ve muhteris yaratılmıştır. Başına bir kötülük gelince feryat eder. Eline mal geçince (hayr dokununca) men eder, vermez. Ancak salât edenler hariç. Onlar sürekli salât üzeredirler. Mallarında İsteyenin ve mahrum bırakılanın hakkı vardır. (Çünkü) Onlar DİN GÜNÜ’NÜ tasdik ederler.” (Meâric: 19-26).
(Bkz. bir önceki ayetle aynı).
10- “Yolsuzluk yapanların vay haline! Onlar alacaklarının son kuruşuna kadar peşine düşerler. Ama iş vereceklerine gelince kıyısından kenarından nasıl çalıp çırpacaklarını hesaplarlar. Onlar diriltileceklerini sanmıyorlar mı? O büyük günde... İnsanlar o gün Âlemlerin Rabbi için ayağa kalkacak. Hayır! Yoldan çıkanların sicili tutuldu. Bilir misin, sicil demek? Orada her şey madde madde yazılmıştır. O gün yalan diyenlerin vay haline! Onlar DİN GÜNÜ’NE yalan diyenlerdir.” (Mutaffifîn: 1-11).
Görüldüğü gibi buradaki tema da aynı.
Demek ki din günü bütün yolsuzlukların hesabının sorulacağı gündür. O gün çalınan, çırpılan, zimmete geçirilen, cebe indirilen, eşe dosta peşkeş çekilen her zerrenin hesabı sorulacaktır.
Demek ki din günü “yolsuzluklar” ile ilgilidir.
11- “Bilir misin, nedir DİN GÜNÜ? Evet, nedir acaba DİN GÜNÜ?
O gün, kimse kimse için bir şeye malik olamacak! O gün artık iş/emir Allah'ındır.” (İnfitâr; 17-19).
Ve “din günü” kavramının geçtiği son ayet…
İki defa “din günü nedir?” diye soruyor. Ardından cevabı veriyor.
Dikkat ediniz: “O gün kimse kimse için bir şeye malik olamayacak!” (Yevmu lâ temliku nefsun linefsin şeyâ).
“Maliki yevmu’d-din” deki mülk ile aynı kökten: temliku…
Yani o gün kimse mülk sahibi olamayacak, o gün mülkün hepsi Allah’ın (halkın) olacak…
İşte “din günü” budur.
***
Kelime-i Şehadet’in ilk cümlesi Lehu’l-Mülk, ikinci cümlesi Lailaheillallah, üçüncü cümlesi Muhammedun Rasulullah’tır dememizin ne anlama geldiği sanırım anlaşılıyor…
Nitekim Kur’an’da Lailaheillallah ile Lehu’l-Mülk’ün birlikte kullanıldığı her yerde daima Lehu’l-Mülk önce geliyor.
Lehu’l-Mülk demeden bu dine giremezsiniz.
Peki “din günü” bu dünyada mı öbür dünyada mı olacak?
Baktığımızda “dini günü” geçen ayetlerin hep Mekke döneminde geldiğini, Medine döneminde geçmediğini, özellikle de Mekke’nin Fethi’nden sonra bu tür tehditlerin tamamen sona erdiğini görüyoruz.
Yani din günü Mekke’nin Fethi günü oluyor.
Gerçekten de o gün, mülkün tek sahibi Allah (halk) olmuş, efendi ile köle aynı hizaya gelmiş, zulmedenler nasıl bir inkılap ile devrildiklerini görmüş, toplanan, yığılan, yoksullardan kaçırılan malların hesabı sorulmuş, zülmedenler ateşin yoluna sürülmüş, tutulmuş, bağlanmış, bütün konumlarını kaybetmiş, defterler açılmış, yolsuzlukların hesabı bir bir sorulmuş, kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenleri elim azabı tatmış, siyahî köle Bilal Kabe’nin damında ezan okuyarak “Bugün emr Allah’ındır, mülkün yegane sahibi O’dur, O’ndan başka otorite yoktur” diye “din gününü” haykırarak ilan etmiştir.
***
Demek ki “din günü” zalimlerin devrildiği gündür.
“Kıyamet” halkın ayağa kalkışı, üzerinden ölü toprağını atışı ve dirilişidir.
“Sura üflemek” yerlerde sürünen, ölmüş, bitmiş bir halka vahiy soluğunu üflemek, onları diriltmek, ayağa kaldırmaktır.
“Ölülerin dirilişi”, ölmüş bir halkın uyanışı, mezara dönmüş şehirlerin canlanışı, yattıkları yerden sarsılarak kalkışıdır.
“Çığlık, sayha, tufan” bu anlamda toplumsal altüst oluş anlarıdır.
Bunların hepsi Mekke’nin Fethi günü gerçekleşmiştir.
“Ahiret”, sonra demek olup bunların eninde sonunda bir gün gerçekleşeceğini ifade eder. Öyle ki bunlar bu dünyada gerçekleşmese, öbür dünyada ilelebet gerçekleşecektir. Buna da itikat ederiz.
İtikadımız bu dünya ile sınırlı değildir.
Önce şehirler dirilecek, sonra şehrin mezarları…
Din günü, kıyamet, ahiret, cennet, cehennem her ikisini de ifade eder.
Zulümle dolmuş şehirler her daim bir Mekke Fethi bekler.
Üzerine ölü toprağı serpilmiş halklar, her daim diriltici bir soluk (nufiha fis-sur) gözler.
Bu anlamda Mekke Fethi bir defada olmuş bitmiş bir olay değildir. Daha fethedilecek nice Mekke’ler, uyanıp dirilecek nice halklar ve devrilecek nice zalimler vardır…
“Ey hayat süren leşler sizi kim diriltecek?”
“Din gününden” kaçış, kurtuluş yok!
KURANDA TANIMLANAN DİN GÜNÜ KONUSUNU BİR DE BEN ANLATMAYA ÇALŞAYIM
Kuranda kullanılan bir kelime veya bir ayeti alarak o ayet hakkında kuran bütünlüğü ve evren yasalarını da katarak kelimenin ve ayetin konu içerisinde konuşlanmasına da bakarak ne anlamda kullanıldığın anlaşılması gerekir.
Şunu iyi bilmek lazım ki Kuranda kullanılan hiçbir kelime hiçbir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Bir kelime farklı anlam ifade eden ayetlerde kullanılarak konulduğu yerde anlamlaşmıştır.
Din Günü Kelimesini Kuran sadece Ahiret âlemindeki Dirilişten sonra yeni bir yaratılışla insanların yaratılarak ahiret âleminde sadece söz sevk ve idare Allaha ait olan bir günden söz etmektedir.
Kuranda dikkat edilirse İki Hayattan söz etmektedir. Birisi dünya hayatı her insan bu dünyada bir zaman dilimi için denenip bir hayat sürerek ölmekte İkinci hayat ise bu dünya hayatında denenen insanların Ahiret hayatında Allahın huzurunda ne yapıp ettiklerinin önlerine bir kitap haline konularak hesaba çekilmesidir.
İman edenlerle iman etmeyenleri Temel olarak ayırmıştır. Öldükten sonra insanların dirilip hesaba çekilmeyeceğini ancak ahiret hayatına din gününe iman etmeyenler kabul etmezler. Şimdi kurandan önce iman edenler ile iman etmeyenlerin fotoğrafını ortaya koyan ayetlerden söz ederek daha sonra din gününün kuranda geçen ayetlerden ne demek istediğini kurandan öğrenmeye çalışalım.
İMAN EDEN VE SALİH AMEL İŞYENELERİN FOTOĞRAFI
2/2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap'tır.
2/3- Onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
2/4- Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahrete de kesin bir bilgiyle inanırlar.
2/5- İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.
Kuran insanları temel olarak yaşam biçimi ile birbirinden ayıran özelliklerini anlatırken İman edenlerin ve Salih amel işleyenlerin tek bir ümmet ve tek bir şeriat içerisinde olduğundan söz etmektedir. Onların yol göstericisi Allahın kendisi ile insanlar arasında elçi olarak seçtiği nebileridir. Kendi bilgilerini Allah nebileri aracılığı ile insanlara duyurmuştur. Bu sebeple Allahın nebileri diğer insanlardan ayırarak onlar yanlış yaptıkları zaman düzeltilişleridir.22/52 İşte her nebinin kendilerinden önce gelmiş olan nebileri tasdik edip doğrulaması ve kendilerinden sonra gelecek olan nebileri de müjdelemesi tevhit akidesini gündemde tuttukları anlamına gelmektedir. Tek bir ümmet tek bir şeraittir.
23/51- Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum.
23/52- İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup-sakının.
23/53- Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.
Her nebi bu anlamda Allahtan bir ruh ve Allah’ın bir kelimesidir. Onlar konuştukları zaman vahiy konuşurlar onlar söz ve eylemle vahyin dışına çıkmazlar. Bu tip insanların özelliklerini yukarda bir bilgi olarak Allah vermektedir. Onlar Allaha iman ederler Allahın rabliği terbiyesi altında hayatlarını düzenlerler. Bu insan sayısı kuranda çok az kişi olduğunu vurgulamaktadır. Onlar yaşadıkları hayattan mutlu Allahtan razı Allah da onlardan razıdır. Allah katında Ahiret âleminde onları güzel bir konuklama ile konuklanacağından söz etmektedir.
Şimdi de kuranda iman etmeyenlerin tablosunu fotoğrafını ortaya koyalım. Kuran bunları temel olarak iki kısma ayırmakta bir kâfir olanlar bunlar din gününü Allahın rabliğini peygamberliği ahiret gününü inkâr edenlerdir.
KÂFİR OLANLARIN FOTOĞRAFLARI
2/6- Şüphesiz, inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar.
2/7- Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır.
Onlar peygamberlerin getirdikleriyle alay ederek şöyle söylemektedirler.
23/33- Kendi kavminden, inkâr edip ahrete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir."
23/34- "Eğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz."
23/35- "O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor?"
23/36- "Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat..."
23/37- "O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz."
23/38- "O ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah'a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz."
Bunlar Kâfir olanların fotoğraflarıdır. Şimdi de iman etmediği halde iman edenlerin nimetlerinden yararlanmak için iman edenlerle beraber oldukları zaman iman ettik fakat kafirlerle beraber oldukları zaman da biz onlarla alay ettik diyen münafıklardan söz etmektedir. Kurandaki münafık olanların tablosunu da şöyle anlatmaktadır.
MÜNAFIK OLANLARI FOTOĞRAFLARI
2/8- İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.
9- (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.
10- Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.
11- Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.
12- Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.
13- Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.
14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz."
15- (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır.
16- İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alış-verişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır.
17- Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.
18- Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.
Münafıklar da kafirler gibi iman etmediği halde insanları inanmadıkları halde inandım demekle aldatmaktadırlar yani iki kişilikli kimlik taşımaktadırlar Kafir olanlar ve münafık olanlar iman etmedikleri ahiret hayatına vardıkları zaman Allah kendilerine yerden bir debbe çıkaracağını dünya hayatında iman etmediklerini kendilerine göstereceğini vaat etmektedir.
AHİRET ÂLEMİ İLE İLGİLİ KURANDAN BİR TABLO
27/66- Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri 'ard arda toplanıp pekiştirildi, hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler; hayır, onlar bundan yana kördürler.
67- İnkâr edenler dedi ki: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz mi dirilip-çıkartılacakmışız?"
68- "Andolsun, bu (azap ve dirilme tehdidi), bize ve daha önce atalarımıza va'dolunmuştur. Bu, olsa olsa geçmişlerin uydurma masallarından başkası değildir."
69- De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkârların nasıl bir sona uğradıklarını görün"
70- Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma.
71- Derler ki: "Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va'dolunan (azap) ne zaman?"
72- De ki: "Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size yetişmiştir bile."
73- Şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.
74- Ve şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir.
75- Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın.
76- Gerçek şu ki, bu Kur'an, İsrailoğulları'na hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu aktarıp anlatıyor.
77- Ve gerçekten o, müminler için bir hidayet ve bir rahmettir.
78- Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında Kendi hükmünü verecektir. O, güçlü ve üstün olandır, bilendir.
79- Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.
80- Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.
81- Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin, işte Müslüman olanlar bunlardır.
82- O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.
83- Ve her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu toplayacağımız gün, artık onlar 'tutuklanıp (azap yerine) dağıtılırlar.'
84- Nihayet geldikleri zaman, (Allah) der ki: "Siz Benim ayetlerimi, bilgi bakımından kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?"
85- Zulmetmelerine karşılık, söz, kendi aleyhlerine gelmiş bulunmaktadır, artık konuşmazlar.
86- Görmediler mi, Biz geceyi onda sükûn bulmaları için, gündüzü de aydınlık(la görsünler) diye yarattık. Şüphesiz, iman eden bir kavim için bunda ayetler vardır.
87- Sur'a üfürüleceği gün, Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkes artık korkuya kapılmıştır ve her biri 'boyun bükmüş' olarak O'na gelmişlerdir.
DİN GÜNÜ
Din günü kuranda Ahiret âlemi için kullanılmıştır. Şimdi kuranda din günü ile ilgili geçen bir kaç tane ayeti naklettikten sonra ihsan beyin söylediği gibi din gününün dünya hayatında Müslümanların zafere ulaştığı zaman için kullanılıp kullanılmadığını bir görelim.
1/1- Hamd* Âlemlerin Rabbinedir.
1/2- Rahman ve Rahimdir.
1/3- Din gününün malikidir.
1/4- Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz.
Düşünülmesi gereken bir ifadedir. 1/3- Din gününün malikidir.
Allah dünya gününün maliki değil mi Ki Ahiret günü anlamında söylenen din gününün malikidir. Şimdi ihsan beyin din günü ifadesinden çıkardığı yorum şudur.
İHSAN Beyden iki paragraf aktararak aradaki anlam farklılığını yakalamaya çalışalım.
1- “Hamd, Âlemlerin Rabbi’nedir. O Rahmân ve Rahîmdir. DİN GÜNÜ’NÜN mâlikidir.”
(Fatiha; 2-4)
Hepimizin çok iyi bildiği Fatiha suresinde “Din gününün maliki” (Mâliki yevmu’d-din) ifadesi “din gününde mülkün tek sahibi” demek oluyor.
Demek, bir “din günü” var ve bu günde mülkün tek sahibi bir mâlik/melik olacak.
Demek, bu gün, Yunus’un “Hani bunun ilk sahibi?” ifadesinde geçen “İlk sahib” in ortaya çıktığı ve bütün sahte ve yalan mülk (servet ve iktidar) sahipliklerinin sona erdiği gündür.
Demek ki din günü esas itibariyle “mülk” ile ilgilidir.
Lehu’l-Mülk demeden bu dine giremezsiniz.
Peki “din günü” bu dünyada mı öbür dünyada mı olacak?
Baktığımızda “dini günü” geçen ayetlerin hep Mekke döneminde geldiğini, Medine döneminde geçmediğini, özellikle de Mekke’nin Fethi’nden sonra bu tür tehditlerin tamamen sona erdiğini görüyoruz.
Yani din günü Mekke’nin Fethi günü oluyor.
Gerçekten de o gün, mülkün tek sahibi Allah (halk) olmuş, efendi ile köle aynı hizaya gelmiş, zulmedenler nasıl bir inkılap ile devrildiklerini görmüş, toplanan, yığılan, yoksullardan kaçırılan malların hesabı sorulmuş, zülmedenler ateşin yoluna sürülmüş, tutulmuş, bağlanmış, bütün konumlarını kaybetmiş, defterler açılmış, yolsuzlukların hesabı bir bir sorulmuş, kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenleri elim azabı tatmış, siyahî köle Bilal Kabe’nin damında ezan okuyarak “Bugün emr Allah’ındır, mülkün yegane sahibi O’dur, O’ndan başka otorite yoktur” diye “din gününü” haykırarak ilan etmiştir.
İhsan beyin makalesinden iki din günü kavramı ile ilgili paragrafını aktardık. Eğer din gününün maliki ifadesinden anlaşılan Muhammet peygamber ve onun taraftarlarının otorite olduğu bir dönemi oluyorsa Allahın din günü ne kadar kısa sürmüş oluyor. Muhammet peygamber ölür ölmez Allahın mülkü elinden alınmış insanlar kendi aralarında paylaşmışlardır. zenginler güçlü olanlar yine iktidarı ele geçirmişler.
Yerlerin ve göklerin sahibi mülkü ve de ahiret hayatının mülkü de Allaha aittir. Dünya hayatında Yerlerin ve göklerin emanetini insanlara devretmiştir. Ama insanlara demiştir ki ey İnsanlar yeryüzünde yiyin için ama benim haram kıldıklarımı yemesini ve yapılmasını yasakladığım şeylerden kaçının Yoksa Ahiret âleminde bir yardımcınız destekçiniz yoktur. dünya hayatında kazanmış olduklarınız ne kadar mal mülk varsa o cehennem ateşinden kurtulmak için fidye olarak verseniz bile kabul edilmez. Dünya hayatında herkese birer rol verdim. Kim kendi bulunmuş olduğu rolde Allahın koyduğu kurallar içerisinde hayatlarını düzenlerlerse Allah katında üstün olan odur.
Sizin dünya hayatında kazandığınız mallar yarış haline getirerek kestiğiniz kurbanlar Allaha ulaşmaz. sizden Allaha ulaşan tek şey takvadır. Dünya hayatında size emanet edilen malları fakirlerden yoksullardan kaçırarak saçıp savurarak israf etmeyin. ihtiyacınızdan arta kalanı yetimlere yolda kalmışlara isteyip dilenenlere verin.
Biz dünya hayatında hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek için yarattık bu dünya hayatında ne ekersen ahiret hayatında da onu biçeceksin Yerlerde ve göklerde ne varsa onlar Allah’ını tespih etmektedirler onlar sizin gibi iki eğilimli yaratılmadıkları için verilmiş olan görevlerinde saygı ve kusur etmezler. Onlara size yüklediğim emanetleri kabul etmediler.
33/ 72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.
Allah kâinatta yaratılmış olan insanların dışındaki varlıkların görev ve sorumluluklarını insanlardan farklı olduğunu İnsanın ise önünde hem kirli bir yol hem de nurlu bir yol bulunduğunu insan bu yollardan hangisinde yürürse Onlara gidecekleri yollarda malzemeler hizmet edicilerin olduğunu anlatmaktadır. Ama insanlardan büyük bir çoğunluğu ne yazık ki o kirli yolu tercih etmektedirler.
Bu da Ahiret hayatını uzun bir gelecek olarak kabul edenlerin işine gelmektedir şeytan onların amellerini süsleyerek doğru yolda gidişlerini engellemiştir. Ve kendi yollarının dost doğru olduğunu sanmaktadırlar.
43/ 36- Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.
43/37- Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.
43/38- Sonunda Bize geldiği zaman, der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen)."
Dünya üzerinde Rabbin yolunun dışında binlerce yola gidenlerin hangisine sorsan hepsi kendi yollarının en doğru olduğunu söylerler. İnananlardanım diyenler de, inanmayanlar da aynı sözü söylemektedirler. Peki, bir dinde veya dünyada binlerce aynı konuda birbirini tutmayan farklı sonuçlar çıkan yollar nasıl doğru olabilir? Aynı anda birisi kapı açık dese birisi de kapalı dese bunun ikisi de doğru olabilir mi? Kapı aynı anda hem kapalı hem de açık olamaz. Kapı ya kapalıdır ya da açıktır bunun başka alternatifi yoktur.
Eğer Kurandaki bir kelime veya bir ayet veya bir ayette kullanılan bir cümle o konuda uzmanlaşanlar tarafından aynı anlamı çıkaramamışlarsa mutlaka bunda bir yanlışlık vardır, hükmü konması gerekir. Eğer kalpte bir maraz yoksa o konuda kuran okuyanlar uzmanlaşmışlarsa bir ayetin konu içerisinde yerleştiği yerde kastettiği anlam konusunda da birlik olması gerekmektedir.
Kelimelerin kökleri ve çapakları ile uğraşanlar gövdelerden dallardan yapraklardan meyvelerden nasip almayı unutmuşlardır. bir takım kuranın anlatış esprisinden uzaklaşarak kurana farklı anlamlar yüklemeye başlamışlardır. Evet, Kuranda kullanılan hiçbir kelime kendi kendisine bağımsız olmadığı gibi, hiçbir kelime de hiçbir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Kâinatta yaratılmış olan canlı ve cansız varlıkların yaratılış biçimleri de öyledir.
İnsan: Kâinatta yaratılmış olan varlıkların hepsinin özelliklerinden alınarak hepsine hitap edecek onlara halife olacak bir konumda Allahın yarattıkları içerisinde en mükemmelidir.
38/ 75- (Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?"
Dünya hayatında İnsan iki amaçlı olarak yaratılmıştır. Ve iki amaçlı insanın karşısında besleneceği yürüyeceği yolda da iki amaçlı malzemeler hazırlanmıştır. İnsanlara Aklını takvasını ve fıskını vermiş ve sonucuna katlamak koşulu ile hem dünya hayatındaki hem de Ahiret hayatındaki sonuçlarına katlanmak koşulu ile dilediği şekilde yaşamaları için süre tanınmıştır. İstediği yolda kendi özgür iradesiyle istedikleri gibi yaşamaları hakkını kendilerine vermiştir.
90/ 10- Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik.
76/ 2- Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.
76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.
76/4- Doğrusu Biz kâfirlere zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve çılgınca yanan bir ateş hazırladık.
DİN GÜNÜ
Din günü ifadesi eğer dünya hayatı için de kullanılmış olsaydı, o zaman bu cümlenin hangi hayat için kullanıldığını nerden bilecektik? Kuranda din günü ile ilgili geçen ayetlerden birkaç tane örnek vererek dünya için mi Ahiret için mi kullanıldığına siz karar verin.
26/ 79- "Bana yediren ve içiren O'dur;"
26/80- "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"
26/81- "Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur,"
26/82- "Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"
26/83- "Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni Salih olanlara kat;"
DİN GÜNÜ GEÇEN KONULAR
37/ 16- "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
17- "Veya önceki atalarımız da mı?"
18- De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).
19- İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.
20- Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."
21- "Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür."
22- "Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın."
23- "Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün."
24- "Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir."
25- (Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?"
26- Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
74/ 41- Suçlu-günahkârları;
42- "Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?"
43- Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler.
44- "Yoksula yedirmezdik."
45- "(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik."
46- "Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk."
47- "Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı."
48- Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz.
49- Buna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar?
50- Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler;
51- Arslandan korkup-kaçmışlar.
DİN GÜNÜ GEÇEN AYETLERDEN BAŞKA KONULAR
70/22- Ancak namaz kılanlar hariç;
23- Ki onlar, namazlarında süreklidirler.
24- Ve onların mallarında belirli bir hak vardır:
25- Yoksul ve yoksun olan(lar)için.
26- Onlar, din gününü tasdik etmektedirler.
27- Rablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymaktadırlar.
28- Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz.
29- Ve onlar, ırzlarını (ferç) korurlar;
DİN GÜNÜ GEÇEN AYETLERDEN BAŞKA KONULAR
83/ 1- Eksik ölçüp tartanların vay haline,
2- Ki onlar, insanlardan ölçerek aldıklarında noksansız alırlar.
3- Kendileri onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksiltirler.
4- Yoksa onlar, diriltileceklerini sanmıyor mu?
5- Büyük bir günde.
6- İnsanların, alemlerin Rabbi için kalkacağı günde.
7- Hayır; facir olanların kitabı şüphesiz "Siccîn" dedir.
8- "Siccîn"in ne olduğunu sana öğreten nedir?
9- Yazılı bir kitaptır.
10- O gün, yalanlayanların vay haline.
11- Ki onlar, din gününü yalanlıyorlar.
12- Oysa onu, 'sınır tanımaz, saldırgan', günahkâr olandan başkası yalanlamaz.
SONUÇ OLARAK: Diyebiliriz ki İhsan beyin söylediği gibi (DİN GÜNÜ) Dünya hayatında değil ahiret hayatı için kullanılmıştır Meki ayetlerde inmesinin sebebi de Mekke’de ahiret hayatına iman etmeyen puta tapıcılar, müşrikler ve kitabi olmayanlar vardı da ondan genelde mekki surelerde çok kullanılmıştır. Medine’ye gelince orada kitap ehli bululmakta idi kitap ehli olanlar Ahrete iman ediyorlardı fakat onlardaki sorun Allahtan gelen vahiy orijinli din bozulmuş Allahın bazı haram dediklerini helal bazı helal dediklerini de haramlaştırmışlardı. İşte son nebi olan resul onların yanışlıklarını düzelterek doğru olanları toplumlarda yaygınlaştırmıştır.
Allah Dünya hayatında İman edenlere de iman etmeyenlere de asla müdahale etmemiş. Kim dünya hayatında gerekli gayreti göstermişse Allah onları iktidar sahibi yapmıştır. Eğer Allah insanlara kendi katından özel bir yardım etmiş olsaydı. Dünya üzerinde hiçbir zaman peygamberler yenik düşmez sürülüp öldürülmezlerdi. Dünya hayatında zulmedenlerin cezasını Allah kesin olarak kurallara ummamanın sonucu dışında sinirlenip insanlara gazap yağdırıp helak etmemiştir.
35/ 43- (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.
35/44- Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir.
35/45- Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir.
Dünya hayatında insanlar birbirleriyle mücadele ederler Allah onlarda merhameti adaleti ihsanı ayakta tutanlar mazlum olanların üzerindeki zulmü ortadan kaldırarak mücadele ve gayretini gösterirlerse küfre karşı galibiyet kazanırlar.
22/ 40- Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır.
Eğer dünya üzerinde Allah insanları denemeyip de suç işleyenlerin cezasını vermiş olsaydı. Dünya üzerinde süper güçler, zalim olanlar kâfirler, bu zulümlerini devam ettirebilirler miydi? İşte Allah bunların yaptıkları adalet sahibi insanların gücü yetmemişse Allah din gününde bunları tutuklayıp cehenneme atacaktır. Dünya gözetleme yeri Ahiret ise tutuklanıp ceza verme yeridir.
Din günü tabirini kuran ahiret âlemi için kullanmıştır. verdiğim ayet örneklerinden anlaşıldığı kanaatindeyim .
http//kuranianlamametodu.blogspot.com
alirizaborazan@hotmail.com
2 yorum:
s.a. hocam allah razı olsun baya uzundu ama sabırla oıkudum cok güzel sabredip okuyabilirsem rahatlıyorum kalbim mutmain oluyor allah ilminizi arttırsın bizlerede sizin gibi anlama kabiliyeti versin inş.
Allah sizden de razı olsun Taşdemir kardeşim.sabredenler ancak kurtuluşa ererler. öyle beleş yok.
Yorum Gönder