9 Şubat 2011 Çarşamba

VAHYİN ÇAĞA TAŞIDIĞI İNSAN


RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA


76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.

İnsan: Hem doğru yolda gidebilecek, hem de yanlış yolda gidebilecek donanıma sahip nötr bir varlıktır.

Kâinatta bulunan her bir varlığın ayrı ayrı hiç biri hiç birine tamamen benzer olmadığı gibi, dünya üzerinde geçmiş şu anda var olan ve gelecek çağlarda olacak insanların hiç biri hiç birine benzememektedir.

Kâinatta temel olarak iki varlık vardır.
a) —Melekler
b) — İnsanlar

Melek: Her iki yöne eğilimli olan insanların hangi yöne eğilimli ise o eğilimi yönünde insanlara hizmet etmeleri için yaratılmış varlıklardır. Bir başka deyişle Dünya hayatında Allahın denemek için yarattığı insana secde etmek emirlerine amade olmak için yaratılmışlardır.

2/34- Ve meleklere: "Âdem’e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.

Meleklerin temel özellikleri hiçbir zaman verilen emirden dışarı çıkmayan kendilerine yüklenmiş bilgilerle yeryüzünde ve kâinatta ne varsa insanoğlunun ister kâfir isterse Müslüman olsun onlar kendileri için yöneldiklerinde hizmetlerinde kusur etmemeleridir. Bu sebeple kendilerine verilen bilgiler ve görevler dışına çıkmamakla Allah'a secde etmekte kusur etmemeleri, aynı zamanda kendilerine yönelen insanlar onlardan istifade etmek istediklerinde cömertçe insan ayırımı yapmadan kendilerine kotlanmış bilgileri insanların isteklerine sunarak secde etmektedirler.

Allah’ın Evrene kendi ruhundan üfleyerek yerlerde ve göklerde ne varsa varlıkların hücrelerine tecelli ederek, onları tahtı tasarrufu altına alıp kuşatması Allah'ın arşa istiva etmesi demektir.

57/4- Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.

Bir karıncanın attığı adımın düşen bir yaprağın gören bir gözün kalplerden geçenlerin Allah tarafından bilinmesi hiçbir şeyin Allah'a gizli kalmaması Hamd’e layık olan secdeye övgüye sadece ve sadece o olmasını herhalde düşünenler anlayacaklardır.

O zaman meleğin tanımını yaparken insanların dışında insanların hizmetinde kendi öz yapısında var olan, kalp akıl ruh, el kol göz kulak da dahi olmak üzere insanların dışındaki insanların emrine amade olan bütün varlıklardır. Tanımlaması uygun olacaktır.

Kâinatta yaratılmış herhangi bir varlığa baktığımız zaman o eyleminden ve kendisine yüklenen görevden dolayı sorumlu değilse ve ona sonucunda ceza mükâfat verilmiyorsa bil ki o melektir.

İşte kuranda insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklarda bu özellik vardır. bu varlıklar isimlerini melek şemsiyesi altında bu tanıma uygun olarak ait oldukları görevlere göre isimlendiriliyordu. Rüzgarından çeşitleriyle başlayarak yağmurundan bitkilerinden hayvanlarından dağlarından ovalarından aklına ne gelirse onları melek şemsiyesi altında verilen genellemesi bile yapılmasında zorlanılanların hepsi melek şemsiyesi altındaki isimlerdir.

O zaman meleklerin kendilerine ait olan bilgileri sırları gizemlerini insanlar çözdükçe onlardan istifade edilmesi gündeme geliyor. Bilgi bilinmeyenlerin bilinir hale getirilmesidir. Kuran buna zikir ifadesi kullanıyor. bunun pozitif ilim dilinde genelleme olarak silikleştirilerek insan toplumu içerisinde içselleşmektedir. Tıp, veterinerlik, biyoloji, fizik kimya vs. İşte varlıkların konuşma dilini çözdükleri zaman onlarla iletişim kurabiliyor. 

Kim meleklerin kendilerine ait gizemleri çözerse melekler onlara hizmet eder. Bu gün İslam ülkelerini geride bırakan olgu budur. Bunu maalesef Allah'a iman etmeyen Müstekbirler çözerek meleklerle onlar irtibata geçerek dünya üzerinde hükümranlığını sürdürmüş, ve insanlara zulüm yağdır maktadırlar.


Yeryüzünde yaratılmış olan ağaçların hangisinin ne istediğini bilerek onlara yöneldiğinde sana senin ona verdiğin değer kadar hizmet etmeleri onların kendilerine ait meyveleri sunmaları gerçek değimlidir?

Demiri nerede nasıl kullanacağına dair, ona şekil vererek kullanabilmenin sistematiğini öğrendiğin zaman ondan istifade ediyorsun. demir senin istediğin yönde sana hizmet veriyor. onu uçakta kullanıyorsun seni yolcu olarak bir yerden bir yere havada taşıyor. Demiri arabalarda gemilerde tramvaylarda trenlerde kullanıyorsun seni okyanuslarda karalarda taşıyor.

İşte meleklerin insanlara secdesi budur. Çağımızda kuranın tanımladığı varlıkları ait olduğu yere koyduğumuz zaman ondan gerekli verimi alabiliriz.

Vahiy insanlara yerleri ve gökleri yaratan Allah tarafından düzgün bir yaşam kılavuzu olduğu halde o bakış açısını yerinden oynatarak onu hastalıkların iyileştirilmesi için muskalara dökülmesi sadece eyleme götürülmeden dillerde söylenmesi onlara iman etmeleri maalesef yarar sağlamamıştır.


İşte melek; İnsanların yeryüzünde yürüyebilmenin dolaşabilmenin yaşayabilmenin malzemeleridir. Peki: insan nedir?

İnsan: iki yola gidebilme eğilimli, aklıyla her iki yolda yol alabilen nötr bir varlıktır.

İnsanlarda, meleklerde olmayan üç özellik vardır.1- iyi yola gidebilme malzemesi olan takva, 2- kötü yola gidebilme malzemesi, olan nefis(iblis, fıskfücur) 3- akıldır.

Her insan ilk yaratıldığında nötr bir haldedir günahı da yoktur sevabı da yoktur. Tıpkı melekler gibidirler. Nasıl bir ineğin yavrusunu doğurduğunda yavruya yaratılırken bazı bilgiler kotlanarak annesinin memelerinden emmek için yöneliyorsa, insan da ilk doğduğunda çocuk annesinin memelerini emmek için bilgi kotlanmasıyla kotlanmıştır. İkisi arasında bu bakımdan hiçbir farklılık yoktur. Yani insan yaratıldığı zaman melektir. bütün insanlar ilk yaratılışında melek konumunda olmaları sebebiyle Allah'ın onlara kotladığı bilginin dışına çıkmadıklarından onlar tek bir ümmet anlamında rabbim Allah’tır sözleşmesi yapmaktadırlar.


7/172- Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

Allah Lisanı haliyle insan yaratılışındaki bir gerçeği konuşturuyor. Hangi insan yaratılırken Allah onlara, ben sizin rabbiniz değimliyim? Diye sorduğunu hatırlıyor? ve biliyor? Evet, her insanın bu ifade özüne yapısına işlenmiştir. Rab kelimesi terbiye eden eğiten onları yönlendiren veli anlamındadır. İşte İnsanlar yaratılırken kendi rüştüne ermeden yol seçme yeteneği olmadan bir başka deyişle yetim iken doğa insanlar aile çevresi onu yönlendirmektedirler.


Ne zaman insan akletme sorgulama doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt edebilme dönemine girdi Artık özgür halde yol seçme hakkına kavuşmuş ulaşmış oluyor.


6/152- "Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz."


Ayette belirtilen mal asıl insana yaratılıştaki o “Rabbim Allah’tır” sözleşmesindeki maldır. Yani bitki gibi yetiştirilmiş Meryem gibi onun yaratılışı bozulmayan insanlar tarafından bu Allah ile insanın yapmış oldukları sözleşme hükümlerinin bozulmaması anlamındaki maldır.

Ayette geçen En güzel davranış biçimi ayetin devamında anlatılan gibi, -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz."


İnsan Ergenlik çağına erdiği zaman yani düşünmede aklını kullanmada atığı her adımın bilincine varan iyi veya kötü olan davranışlar yaptığı zaman lehinde ve aleyhinde oluşabilecek sonuçları kavradığı zaman insan özgür bir ortamda kendisini bulmaktadır. Karşısında iki yol ve iki amaç belirmektedir. Bu iki yol ve iki amaçtan hangisine tabi olursa yeryüzünde deneme süreci içerisinde istediğini yapma özgürlüğüne sahiptir.

76/2- Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.

76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

İşte Toplumlar içerisindeki insanların özgürlüklerine müdahale etmeden kişinin kendisi ile yaratanı arasındaki meselelerde, inanıp inanmaması, haram helal kavramlarına yaklaşımlarını başkalarının sınırlarını ihlal etmeden kendisine ait sadece kendisini ilgilendiren bir konudur.

Allah İnsanlara doğru yolda da yanlış yolda da gidebilecek gerekli malzemeleri vermiştir. Gerekli olan istediği yolda yürünebilecek manevra kabiliyetini de vermiştir. Ve kişiyi dünya hayatında belirli bir zaman dilimi içerisine denemeye imtihana tabi tutmaktadır. Tabiri caizse Allah insana sermayeyi veriyor. Bununla ister içki iç. İstersen kumar oyna diyor. ama arkasından ilave ediyor bunlar sana zararlıdır. Seni felaketlere götürür. İstersen de bu sermaye ile ahir et yurdu edin uzun bir gelecek için yatırım yap diyor. Bunlarda senin için daha yaralıdır.

İnsana özgürlük verilmesiyle ve seçeneklerden herhangi birini seçme özgürlüğü ile insan yeryüzünde ve kâinatta halife unvanına sahip oluyor. Böylece meleklerden ayrılarak bir sorumluluk yükleniyor. Üzerine yüklenmiş bir emanetin yükünü taşıyor. Ve Allah o insana yüklenen sorumluluğun ağırlığını şu ifade ile anlatıyor.

33/72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

Dağlarda, yerlerde ve göklerde Allahın yaratmış olduğu bütün varlıklar kendi üzerlerine düşen görevi aksatmadan yerlerine getirirken insanlar yaratılırken vermiş olduklar rabbim allatır sözünü bozarak şeytanın yoluna sapmaları onları cehalet ve zulme taşımaktadır. İşte yerlerin ve göklerin dağların kendilerine verilmiş görev seyri içerisinde büyüklük taslamadan bıkkınlık duymadan Allaha tespihlerini yaparken maalesef bozgunculuk sapkınlık zulüm işkence kelimeleri konulduğu yerden saptırma, başkaldırı insanlar tarafından yapılmaktadır.


İnsanların dışında yaratılan bütün varlıklar, kendi görev alanı içerisinde çizilen yolda sapmadan yürürken maalesef insanların içerisinde büyük bir çoğunluğunun kendi üzerine yüklenmiş olan sorumluluğu taşımaktan kaçındıkları için bu ayetin muhatabı olmuşlardır. İşte insanların yaratılış sebebini Allah şöyle tanımlıyor.

51/56- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.

Ama insan insanın dışındaki varlıklar gibi kendi üzerine yüklenen kulluk bilincini yerine getirememiş büyük bir kısmı bu ölçüleri taşarak yeryüzünde bozgunculuk yaparak ekini ve nesli yok etmiştir. istedikleri gibi serbestçe doğayı tahrip etmişlerdir. Savaş çıkarmışlar adam öldürmüşler Rabbim allahtır diyen insanları güçlüyüm diyerek yerinden yurdundan ederek onların malını ve mülkünü elinden almışlar ve zulmü yaygınlaştırarak yetimin malına el koymuşlardır.

Ama Allah insanlara yeryüzünde bir dolaşma yürüme kılavuzu vererek insanların nerde nasıl davranması gerektiğine dair onlara yeryüzünü kullanma prosedürü göndermiştir. Bir taraftan haramların insanlar testten geçirdikten sonra gerçekten insanlara zarar olduğunu evrene koyduğu yasalarla insanlara öğretirken bir taraftan da insanlar içerisinden Allah peygamberlerle iletişim kurarak onlara haram ve helallerin neler olduğunu ana hatlarıyla belirtmiştir.

Kuran insanlara haramların ve helallerin neler olduğunu, insanlık tarihinin başlangıcıyla beraber sanatsal bir üslupla anlatarak her toplumun kendisinden sonra gelecek olan kuşaklara bunu taşımasını vasiyet etmelerini emretmiştir. İnsanların hepsinde olan ortak özellik aynı olduğunu, yasak olanların insanların trafikte kırmızı ışık yandığında geçtiği zaman başlarına insanların ne felaketler geliyorsa kuranın çizdiği haram ve helal ölçülerine riayet etmeyenlerin de başlarına daha büyük felaketler gelmeleri kaçınılmazdır.


Kuran insanlardan adem ve eşi tiplemesiyle insanlardaki temel özelliği anlatarak insanların neler yapıp neler yapmayacaklarını şöyle anlatmaktadır.

7/19- Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.

7/20- Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir."

7/21- Ve: "Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin de etti.

7/22- Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"

7/23- Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız."

7/24- (Allah) Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır."

7/25- Dedi ki: "Orda yaşayacak, orda ölecek ve oradan çıkarılacaksınız."
7/26- Ey Âdemoğulları, Biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (var ettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.

7/27- Ey Âdemoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.

Bu ayetler insanlara dünya hayatındaki bir profilini çizmektedir. Yukarda değindiğim gibi insan hem günah işlemeye eğilimli hem de yapmış olduğu günahtan vaz geçerek tövbe edebilme yeteneğinde yaratılmıştır. Genellemesi ana hatlarıyla çizilmiş olan iyi veya kötülükler insan karşısında iki seçenek olarak çıkmaktadır.

Kuranda bu ifade anlatılırken ademde yasak ağaç Yahudilerde cumartesi yasağı Salih kavminde deve kesme olayı lut kavminde Kızlarla, Talut’un ordusunda nehirle özetlenerek anlatılmıştır. Her insanın bir olay karşısında yapıp yapmama konusunda iki ses gelmektedir.


Bir ses doğru yanlış düşünmeden sadece kendi zevklerini ön plana çıkararak kısacık dünyada güllük gülistanlık bir rahatlığın teklifini sunan bir ses diğeri ise yanlış ve doğruyu ayıklayabilen bir tecrübeli bir uzman konumunda adil olmayı yanlış yapmanın doğru olmadığını simgeleyen bir sestir.

Kuran bu iki sesten birisini iblis ve iblisin insana dünyalık zevkleri kabul eden insanda bunu yaygınlaşmasıyla şeytani bir ideolojinin profilini çizerken diğer bir sesin de Yerleri ve gökleri yaratan Allahın göndermiş olduğu vahiy orijinli kitapları kendisine rehber edinmeyi teklif sunan takvasıdır. Bu insanda insanın fert olarak yaratılışı ile beraber başlayan kendi benliğindeki savaş ölünceye kadar devam etmektedir.

İnsanlara Allah haram olanları sayarken, her yaratılmış olan varlığın insanlara hem yararlı hem de zararlı yönleri bulunmaktadır. Kuran yenmesinin haram olanların ölçüsünü koyarken yendiği ve yapıldığı zaman zararlı yönünün faydalı yönünden daha fazla olduğunda haram yararlı yönünün zararlı yönden daha fazla olduğunda ise helal olmasıdır.

2/219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;


İnsanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa Allahın peygamberler aracılığı ile insanlara gönderdiği dinin adı İslam ve teslim olanların adı da müslümandır. İslam içerisine girenler güvenliğe girmişlerdir. Onların koruyucusu velisi Allahtır.Onlar tek bir şeriat tek bir ümmettirler.


Allah bu dinini peygamberlerden peygamberlere aktararak her peygamberin kendisinden önceki peygamberleri doğrulaması ve tasdik etmesi ve gelecek olan peygamberi de müjdelemesi ile kurana kadar devam etmiş gelmiştir.


Müfessirlerin yanıldıkları ve İslam toplumlarında yanlış anlaşılan konulardan birisi de her peygamberin şeraitlerinin farklı olduğu inancıdır. Allah şeriat farklılığından söz ederken peygamberler arasındaki şeraitlerden mi Yoksa insanların vahiy orijinli dinlerden saparak islamdan başka şeraitlerden mi söz ediyor onu bir gözden geçirelim.


ÜMMET

23/52- İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup-sakının.

Kuranda Geçen ümmet kelimesi aynı şeriat üzerinde giden insanlar ve varlıklar için kullanılmıştır. İnsan tek başına bir ümmet olduğu gibi peygamberler ve peygamberlerin yollarını takip eden insanlar da tek bir ümmettirler.


10/19- İnsanlar, tek bir ümmetten başka değildi; sonra anlaşmazlığa düştüler. Eğer Rabbinden geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu.


İnsanların hepsi yaratılırken rabbim Allah’tır sözleşmesiyle tek bir ümmet olmaktadırlar.7/172


Ne zaman insanlar akıl baliğ çağına erdiler kendilerine iki yol iki amaç verildi işte o zaman insanlarda şeriat ve ümmet farklılığı oluşmaktadır. İşte Rabbim Allah’tır sözüne sadık kalanlar ve peygamberlerin getirmiş oldukları yolları izleyenler sadece tek bir ümmet ve tek bir şeriat içerisindedirler.


İşte Kuranda geçen ümmet ve şeriat kelimesi doğru anlaşılmadığından sanki Allah Yahudi olanlara Hıristiyan olanlara ve İslam olanlara ayrı ayrı şeraitler indirmiş de hepsinde yenilmesi ve içilmesi gerekenlerden haram ve helal farklılığı olduğunu sanmaktadırlar.

6/146- Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız.


Bir Ayetin kastettiği manayı yakalayabilmek için kuranda o ayete benzer ayetlerin kafada bir projektör gibi şavkararak anlatılmak isteneni bulmak lazımdır.” Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık.” Peki her tırnaklı hayvan Müslüman olanlara neden haram edilmemiş de Yahudi olanlara haram edilmiş? El cevap:” Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. “


Kuranda Geçen saptırdım. Bağışladım. hidayete erdirdim. haram kıldım. gibi ifadeler insanların kendi iradeleriyle ilgili olanlarda insanların özgür iradeleriyle seçmeleriyle beraber Allahın o konudaki eğilimi ve yaratmayla beraber düşünmek lazımdır. Allah helal olan bir şeyi neden insanların birine helal etsin de birine haram etsin? Birileri Allahın öz kulu da diğerleri hâşâ üvey kulu mu? Asla Allah Bütün İnsanlara ve ümmetlere temiz olan şeyleri helal, ve murdar olan şeyleri de haram etmiştir.


7/ 157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
Kuranın eşsizliği ve mucize oluşu kelimeler ve ayetler arasında bir ağ oluşu hiçbir kelimenin bir başka kelime yerine kullanılmayışı ve olayları çelişkisiz bir anlatışla anlatmasındandır. 

Tabi ki Anlayabilenler için. Kuran Allahtan gelen bütün peygamberlerin kendilerinden önce gelenleri doğrulaması ve tasdik etmesi kendisinden sonra gelen peygamberi de müjdelemesi sistematik içerisinde birbirlerine helal ve haram ilkeleri içerisinde birlikteliği tevhidi sunmaktadır.


Allah nasıl evrene koyduğu yasalar arasında bir mutabakat uyum varsa göndermiş olduğu peygamberler ve kitaplar arasında da bir uyum ve mutabakat vardır.

4/ 82- Onlar hala Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.

67/ 3- O, biri diğeriyle 'tam bir uyum (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk� (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?

67/4- Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.

30/ 30- Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.

Buraya Hem Allahın göndermiş olduğu kuranın,hem de Allahın yaratmış olduğu kainat içerisinde çelişki olmadığını vurgularken hem de kuranın anlattıklarıyla kainatta yaratılanlar arasındaki ilgiyi ve çelişkisizliği vurgulamaya çalıştık. Öyleyse Kurandaki bir ayetin ne söylediğinden ziyade ne söylemek istediğini bu ayetler çerçevesinde düşünmek anlamaya çalışmak lazımdır.

O zaman kural şu olmalıdır. Kuranla kuranın (vahiyle) Kâinatla kâinatın ve kuranla kâinatın bütünleştiği kucaklaştığı çelişmediği bir anlayış ve yaşam Allahın insanlara sunduğu dindir. İşte bu dinin adı Rabbim Allah’tır diyenlerde İslam’dır. Allahın insanlara sunduğu ve Allah katında hüsnü kabul görecek dinin adı da budur. Bakınız Kuran temiz olan yiyeceklerin, ve yapılması güzel olan davranışların helal , Pis olan yiyeceklerin yenmesini kötü olan davranışların yapılmasını da haram kılmıştır. İlke budur. Bakınız ayetler bu konuda ne diyor?


5/ 3- Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.


5/4- Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı." Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

5/5- Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.

Sıkıntı Allahın helal kıldıklarının ancak kendilerine gönderilen peygamberlere itaat edenlere olduğunun farkına varılmamasıdır. Dünya hayatında Allah insanlara aklını takva yönünü ve fısk yönünü de vererek insanlara birbirine zıt olan iki yol ve iki amaç vermiştir. İnsanın halife olmasının bir adı da budur. yol seçmede kimsenin müdahale etmeden bu iki yoldan Allahın yerlerde ve göklerde ne varsa emrine amade olarak verdiği nimetlerle istediği yolu seçmesi ve yürümesidir.

İnsanlar Aklını kullanarak kendisine gönderilmiş olan peygamberler ve kitaplar rehberliğinde yol seçmeleri onları tek bir ümmet ve tek bir şeriat içerisinde birleştirmesidir. Peygamberler kendisine iman edenlere söz dinletebilir. Ve sahih iman sahipleri de peygamberlere tam bir teslimiyetle bağlı kalırlar.

33/ 64- Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.

4/65- Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.

33/ 36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü�ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.

Bir kişi Ben Müslüman oldum diyorsa Kalbine iman yerleşmişse kesinlikle Allahın gönderdiği ne vahye ne de peygambere itiraz etme hakkına sahip olamaz çünkü peygamber onu kendi hevasından söylemez onun söyledikleri vahiydir.

53/ 3- O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

53/4- O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.

Bakınız Allah resullerinin getirdiklerine kesin bir iteat ve teslimiyet vardır. Çünkü onların konuştukları ve yaşadıkları vahyin çizgisindedir. Eğer vahyin dışında bir davranış oluşturduklarında onlara kesin bir uyarı ve tehdit vardır.

69/ 40- Hiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür.
69/41- O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?

69/42- Bir kâhinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?

69/43- Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.

69/44- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.

69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.

69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik.

69/47- O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı.

Her Peygamber Allah’ın kendilerine yüklediği emaneti kavimlerine iletmede kesinlikle çekimser kalmazlar. Öyleyse her peygamberin getirdikleri şeraitler de aynıdır. Her peygamberin bir birlerini desteklemesi onaylaması tasdik etmesi o anlamda olmaz mı? Tasdik etme kendisine gelen vahiylerle kendisinden önceki gelen peygamberlere gelen vahiylerin örtüşmesi anlamındadır. Yani birine helal olanın diğerlerine de helal birine haram olanların diğerlerine de haram olmasıdır.

Araf yüzeli yedinci ayette onlara haram kılınmış bazı şeyleri helalleştirmesi bazı helal kılınmış olanların da haramlaştırması peygamberlerin getirdikleri haram ve helal olanların değil, bozulmuş olan yozlaştırılmış olanların düzeltilmesi anlamındadır.
16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Eğer kuran çelişkisiz bir kitap ise ki çelişki sizdir. Bir Ayette Yahudi olanlara enam suresi yüz kırk altıncı ayette geçen Müslüman olanlara helal olan çift tırnaklı hayvanlar ve koyunun iç yağları Yahudilere neden haram oluyor? Kuran burada bir şeyler anlatmak istiyor. İşte müfessirlerin yanıldıkları nokta burasıdır. Bu sorunun cevabını imtihan deyip geçiştiriyorlar. İnsanların dünyada bulunması önüne yanlış yola ve doğru yola gidebilmenin malzemeleri konulup insanın özgür iradesiyle seçme özgürlüğünde oluşu zaten imtihandır.

Kuranda geçen bir ayete mana vermeye kalkışırken akabinde gelen ayetin sınırını ihlal etmemeli ve ona verecek cevabı da düşünmelidir.

5/48- Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.

Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık.” Burada geçen cümle insanları yanıltmaktadır. Sizin her biriniz derken ayrı ayrı peygamberler için gönderilmiş şeriat yol yöntem değil, rabbani yolun dışında yol alanlar için bu ifade kullanılmaktadır. Bu ayete Göre Yahudi olanlara koyun sığır yasak Müslüman olanlara serbest Hıristiyan olanlara şarap ve domuz eti helal Müslüman olanlara haram anlamında asla değildir. böyle bir anlayış kuranın anlattığı ve tevhit diniyle asla bağdaşmaz.

2/136- Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız.

Peki Müslümanlara gelen kuranda haram olanlar kendisinden önce gelen peygamberlere helal kılındı ise veya Müslüman olanlara helal olanlar kendisinden önce gelen peygamberlere haram kılındı ise onlara gelenlere iman etmenin ne yararı olacak ki.? Peygamberlere rabbinden verilenlerin hiç birisi arasında helal ve haram farklılığı yoktur olamaz da.


5/68- De ki: "Ey Kitap Ehli, Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkarlarını artıracaktır. Sen de kafirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma.

Kuran’ın eğer vahiy orjinli gelen ayetler iman edenler tarafından ezberlenip ve kâğıtlar üzerine yazılıp belgelenip saklanmamış olsaydı. islam dini de ağızdan ağza aktarılıp çıkarılarak toplum içerisinde dolaşıp dururdu. Ama insanlar herhangi bir konuda kurana muhalefet eden bir şey söyleyecek olsalar hemen o yanlışı paramparça eden bir ayet karşılarına çıkmaktadır

72/8- "Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk."

72/9- "Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur."

Kuranda Her örnekten bir örnek verilmiş ve hiçbir eksik de bırakılmamıştır. Kuran yeter ki anlaşılmak için masaya yatırılsın o insanlar tarafından Hayat kitabı ve projesi olarak kabul edilsin mutlaka doğu olanlarla yanlış olanlar net bir şekilde okuyup anlayanlar tarafından ayırt edilecektir.

5/46- Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.

5/47- İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.

Bazı kuran okuyucu kardeşlerimizin yanıldığı konulardan biri de şu andaki İncil ile hükmedenlerin de doğru yolda olduğu kanısına varmaktadırlar. Şu andaki problem olan Allahtan gelen İncil ve Tevrat’ın kuran gibi bir taraftan ezberlenip bir taraftan da kâğıtlar üzerine gelen vahiylerin yazılmaması nedeniyle orijinal İncil ve Tevrat elde yok. Kuranın İncil sahiplerine Allah’ın indirdiği bir İncil’den söz etmektedir. Allah katında hüsnü kabul görecek olan din vahiy orijinli bozulmamış olan dindir.

Bu Gün kuranı bir tarafa atarsak İslam toplumlarında mezheplere meşreplere cemaatlere bölünmüş olan yüzlerce din anlayışının hangisi doğrudur? Her hizip sahibine sorsan sadece kendi hizibinin doğru olduğunu söyler. Kendilerinin dışındaki cemaat mezhep ve meşreplerin batıl olduğunu kabullenirler. Bugünkü Sünni olanların dört mezhebin dışındaki inanışların sapık fırkalar olduğunun anlatılması gibidir veya imamiye mezhebinin dışında ki yolların şia lara göre batıl kabul edilmesi gibidir.

2/111- Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olmayan hiç kimse kesin olarak cennete giremez." Bu, onların kendi kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, kesin-kanıtınızı (burhan) getirin."

2/112- Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

Vahiy ile alakası olmayan her söz zan ve tahmindir.” Yahudi veya Hıristiyan olmayan hiç kimse kesin olarak cennete giremez." Bu sözü aynen yukarıda anlattıklarımız içerisinde Müslüman olduğunu söyleyen cemaatler mezhepler içerisinde de dalgalar halinde yayıldığını görebiliyoruz.

Şu Anda Vahiy orijinli kuranın dışında anlatılan ve algılanan din ile kurandan önce gelmiş olan Yahudi ve Hıristiyanlara kendi peygamber aracılığı ile gelen vahiy orijinli dinin bozulmuşluğu arasında hiçbir farklılık yoktur. Şu anda İslam toplumlarında yaşanan ve anlaşılan kuran dışındaki din anlayışlarının büyük bir kısmı Yahudi ve Hıristiyan din anlayışlarının bir devamıdır. Kuran Müslüman’ım deyin diyor.

41/ 33- Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?
Bütün peygamberler Müslüman’dı Allah o peygamberlere iman etmeyi emrediyordu. Peygamberlerde onlara Müslüman olun diyordu.

2/ 131- Rabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.

2/132- Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin" (diye benzer bir vasiyette bulundu.)

3/ 102- Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.

O zaman Ümmet ve şeriat hakkında daha çok şeyler söylenebilir ama, bu söylediklerimiz verdiğimiz ayet örneklerinden anlaşılmalıdır. Ki; Allahın peygamberler aracılığı ile gönderdiği dinin adı İslam teslim olanların adı da müslümandır. Müslümanın teslimiyeti peygamberlerin teslimiyetinin Allaha olduğu gibi Müslüman olanların teslimiyeti de Allah’adır. 

Vahiy orijinli dinlere teslim olanları dünya üzerinde hayatta adım atmalarının kuralını Allahtan gönderilmiş vahiyler belirler. Trafikde yolculuk yapanların kurallarını trafik işaretleri belirliyorsa, Matamatikçinin ders verme kurallarını matematik ilminin sistematiği belirliyorsa Müslümanların yaşamının kurallarını da kuran belirlemektedir. Kuranın dışında yol alanlar bilsinler ki zan ve tahminle hareket etmektedirler zan ise insanı doğruya götürmez.

Müslüman olanlar tek bir ümmet tek bir şeriat içerisindedirler. Hiçbir Müslüman kalkıp da kendi keyfine göre hüküm veremez söz söyleyemez mutlaka onun kılavuzcusu olan bir ayetle hayatını düzenlemesi gerekir.

KURANIN İNSANA SUNDUĞU HAYAT TABLOSU NASIL OLMALIDIR.

Kuran; Kişinin, Allah’a kendisine ailesine komşularına, kavmine, mümine iman etmeyenlere, ve doğaya karşı nerde nasıl en güzel bir şekilde davranılacağının kılavuzudur. Dünyayı kullanma prospektüsüdür.

4/36- Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.

Kişi: dünyada bir fert olarak önce kendisine karşı başlı başına doğru yolda yürüyebilmek için yetki ve sorumluluğu vardır. Allah insana öyle bir yetki ve sorumluluk vermiş ki; Bütün dünyadaki insanlar toplansalar bir araya gelseler, kişinin kendisi istemedikçe, onu ne doğru bir yola ne de yanlış bir yola götürme güçleri yetmez. Elini bağlayabilirler gözünü bağlayabilirler hapse atarlar öldürürler ama onların kalplerine hükmedemezler onların kalplerinden geçeni değiştiremezler.


Bu sebeple her insan dünya hayatında bir fert olarak, yol seçmede hem yetkilidir ve seçmiş olduğu yolun güzelliklerinden ve kötülüklerinden sadece ve sadece kendisi sorumludur. Kişi sadece kendisine aittir. Ve ahiret hayatında da bunun günahına ve sevabına sadece kendisi katlanacaktır. O zaman insanı tanımlayalım.


İnsan: Erkek olsun kadın olsun dünya hayatında her iki yola gitme eğiliminde olan nötr bir varlıktır. Dünya hayatında her iki yola gidebilecek malzemeler verilerek, yol seçme hakkını sonucuna katlanmak koşulu ile insanın kendisine verilmiştir.Bu sebeble o evrende hür iradesiyle aklıyla bütün varlıklara söz geçirebilecek yetkiye sahip oluşuyla onu halife ünvanına taşımıştır.

Her insan akıl baliğ çağına erdiğinde ister isteyerek isterse istemeden omuzlarına iki yük yüklenmektedir. Ya kendisini yaratana karşı onun çizdiği yolda yürüyecek birçok zorlukları göğüslenerek sarp yokuşa göğüs gerecek, dünya hayatında çalmadan çırpmadan insanlara zulmetmeden şeytanın vesveselerinden kendisini arındırarak edebiyle terbiyesi ile dünya hayatındaki kendisine verilen bir zaman dilimi içerisindeki sınavını başarıyla tamamlayarak ebedi cenneti hak edecek. 

Ya da sadece dünyasını düşünecek makam mekilerde koşmanın arabalar villalar karşı cinslerin peşinde koşarak kendisinin yaratılış gayesini unutarak dünya hayatında kibirlenecek gururlanacak çalacak çırpacak başkalarını malını mülkünü elinden alarak onu yerinden yurdundan ederek zulmedecek sonucunda cehennemi hak edecek. İşte Kuran bu iki tip insanı şöyle tanımlamaktadır.

16/75- Allah, (Kendisi'ne ortak koştuğunuz ilahlar konusunda) hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan ile, tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi; bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'ındır; fakat onların çoğu bilmezler.

16/76- Allah şu örneği verdi: İki kişi; bunlardan birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez ve herşeyiyle efendisinin üstünde (bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez; şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla eşit olabilir mi?

İşte insanın karşısında iki yol iki amaç olan budur. Rabbim Allah diyenler bir tarağın dişleri gibidirler. Hepsi tek bir görevi üslenmek için dizilmişler. sadece görevleri her diş saçı taramak için yoğunlaşmaktadır. Aynen Onun Gibi Bütün Müslümanlarda sadece rabbim Allah’tır sözünü yerine getirmek için Allahın tarif ettiği yaşam biçimini birbirlerine destek olarak hakkı hâkim kılma mücadelesi için vardırlar.

Bir fert olarak kişinin Allaha karşı sorumluluğu; İnsanın dışındaki halife olmayan varlıklarda nasıl Allah kendilerine yüklenmiş olan bilgilerle Allah’ı tespih edip verilen görev alanı dışına çıkmamışlarsa ve çıkmıyorlarsa İnsanlar da ilk yaratılırken Allaha karşı vermiş oldukları Rabbim Allah’tır sözleşmesine attıkları imzanın arkasında durmak zorundadırlar.


7/172- Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

"Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk"

Buradaki verilen söz her insanın yaratılırken, Yerleri ve gökleri yaratan Allahın rabliği altında yürüyebilecek donanıma sahip olma anlamında ve Allahın dışından gelen telkin ve baskılara boyun eğmeden dünya hayatında onun gönderdiği kurallar içerisinde yaşamadır.

Yerleri ve gökleri yaratan ve her şeye bir ölçü ve sistem yerleştiren Allahın olduğu konusunda insanların büyük bir çoğunluğu hemfikirdirler. Ne zaman ki Onlara Allahın koyduğu kuralları bir vahiyle insanlara açıklayan bir elçi geldi işte orada ihtilaf ayrılma başlamaktadır.

42/13- O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten Kendisi'ne yöneleni hidayete erdirir.

42/14- Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve haksızlık' dolayısıyla ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden, adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Şüphesiz onların ardından kitaba mirasçı olanlar ise, herhalde ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler.

42/15- Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek) yoktur. Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır. Dönüş O'nadır."

ÖZGÜRLÜK

2/256- Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.

Allah Dünya hayatında denemeye tabi tuttuğu insanların özgürce iki yol iki amaçtan dilediğini seçerek insanların başkalarının dileyip seçtiklerine müdahale etmeden istedikleri gibi yaşamalarına hak tanımıştır.

Allah kendisinin sözünü dinleyenlere güç ve iktidar sahibi olduklarında böyle bir ortamı sağlayarak insanların kendi dinlerini yaşam biçimlerini üretim ve tüketimlerini istedikleri gibi yaşama hakkını kendilerine verermeyi amaçlamaktadır.

8/39- Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir.

İnsanların kendi kafalarında tahayyül ettikleri din anlayışları onların yaşamını oluşturur. Ya da insanlar bir hayat tarzı ortaya koyarlar kafalarındaki din anlayışı da o hayataki yaşam biçimlerine göre şekillenir. Ama rabbim allahtır diyen müslümanlar böyle din ve yaşam biçimlerinden kendilerini arındırarak Allahın murad ettiği dini göndermiş oldğu peygamberlerin getirdikleri ölçüde dizayn ederler.

33/36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü�ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.

Müslüman kendisini yaratıklara karşı bağımlılıktan arındırarak yerleri ve gökleri yaratan Allaha kul olma özgürlüğüne kavuşan demektir. Yani Altın kafese konan kuşu kendi özgürlüğü içerisinde çalıklar içerisinde dolaşması gibidir. Özgür düşünen insanlar en güzeli üretir özgür yaşayan insanlar yaşadıkları hayattan lezzet alırlar. Allah her insana değişik kabiliyet ve maharetler vermiştir.Her insan kendisine bu maharetlerini sergileyebileceği ortam oluştuğu zaman içlerindeki hazineleri boşaltabilirler.

Fizik kimya matematik el sanatları şairlik ressamlık futbol, atletizim gibi dallarda maharetlerini sergileyebilecek kişilerin kendi özgür iradeleriyle seçtikleri dallarda ancak üretimlerini başarıyla ortaya koyabilirler ve koymaktadırlar. İşte eğitimlerini bu konuda güncelleştirmiş ülkeler hayata başarılara imzalarını atmaktadırlar. Kişileri kendi istedikleri dışında mesleklere zorayarak hayatlarını verimsiz başarısız bir şekildeçürütmelerinden ne kendileri haz ve lezzet alabilirler ne de onlar topluma yaralı oalmadan hayatlarını bitirirler.


İşte Allah, yemesinde özgür mesleğinde özgür dininde özgüryaşamında özgür bir toplum projesinin temellerini atarak insanlara yol göstermektedir. Maalesef insanlar bu yaşam biçimlerini deneme yanılma yollarıyla yazarak bozarak uygulayarak günümüze kadar gelmişler ve en sonunda laiklik demokrasi cumhuriyet sözcüklerine takılıp kalmışlardır. Allah ise insanlara islam diye bir sistem ve bir din yaşamı önermiştir.

5/3- Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

“Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim.”

Bu ifade:İlahi mesajın orijinalliğinden uzaklaşarak bozulmuş semavi din anlayışlarını kastettiği gibi aynı zamanda beşerin kendi akıllarından çıkardıkları sistemleri ve ideolojleri de kasderek onları neshedip yerini, “islam” kelimesi ile güncelleştirmiştir.

İSLAM: Hangi dinden hangi renkten hangi ırktan hangi cinsten hangi milletten olursa olsunlar Allah katında hiç birinin hiç birine üstünlüğü olmadan sadece rol farklılığı ile farklılaşan insanları yaratana karşı eşit seviyeye getiren ve denemeye tabi tutan allahın koyduğu bir hayat projesidir.

2/ 193- (Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.

Ayrı ayrı dinlerdeki insanların kendi dinlerini başkalarının zulüm ve baskısından koruyarak kendilerine vernek için allah iman edenlere yükümlülük vermektedir.

Yoksa Allah din seçme özgürlüğünü kendisne verdiği insana islam oluncaya kadar, savaş yapın demez. Kuranın verdiği talimat insanları islam müslüman etme değil kuranın verdiği emir insanları başkalarının zulümlerini durdurmak ayrı dinlerde olan insanları kendi dinlerine gelmeleri için baskı ve zulüm yapanlara karşı savaşmayı emretmektedir yoksa onların müslüman olmaları için değildir. Bir başka deyişle özgürlükleri elinden alınanları tekrar özgürlüğünü kendilerine verilmesidr.

4/ 74- Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.

4/75- Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?

4/76- İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.

http//kuranianlamametodu.blogspot.com
alirizaborazan@hotmail.com

Hiç yorum yok: