25 Şubat 2011 Cuma

DABBE NEDİR?

Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla!

Dabbe; Geçen ayeti, konu içerisinde konulduğu yeri keşfederek yüklediği anlamı yakalamaya çalışalım.

27/69- De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün"

27/70- Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma.

27/71- Derler ki: "Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va'dolunan (azap) ne zaman?"

27/72- De ki: "Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size yetişmiştir bile."

27/73- Şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.

27/74- Ve şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir.

27/75- Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın.

27/76- Gerçek şu ki, bu Kur'an, İsrailoğulları'na hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin bir çoğunu aktarıp anlatıyor.

27/77- Ve gerçekten o, mü'minler için bir hidayet ve bir rahmettir.

27/78- Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında Kendi hükmünü verecektir. O, güçlü ve üstün olandır, bilendir.

27/79- Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.

27/80- Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.

27/81- Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin, işte Müslüman olanlar bunlardır.

27/82- O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.

27/83- Ve her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu toplayacağımız gün, artık onlar 'tutuklanıp (azap yerine) dağıtılırlar.'

27/84- Nihayet geldikleri zaman, (Allah) der ki: "Siz Benim ayetlerimi, bilgi bakımından kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?"

27785- Zulmetmelerine karşılık, söz, kendi aleyhlerine gelmiş bulunmaktadır, artık konuşmazlar.

Dabbe ile ilgili ayelein hem arapça orijinal metnini hem türkçe okunuşunu hem de tercümesini yazarak anlamaya çalışalım.

وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِنْ دَابَّةٍ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ جَمْعِهِمْ إِذَا 42/29يَشَاءُ قَدِيرٌ


42/29Vemin âyâtihi alku-ssemâvâti vel-ardi vemâ beśśe fîhimâ min dâbbe(tin)(c) ve huve ‘alâ cem’ihim iżâ yeşâu kadîr(un)

42/29- Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir.

فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلَىٰ مَوْتِهِ إِلَّا دَابَّةُ الْأَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَأَتَهُ ۖ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ أَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُهِينِ34/14


34/14- Böylece onun (Süleymanın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp-yaşamazlardı.

. وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِن27/82َ

27/82- Ve-iżâ veka’a-lkavlu ‘aleyhim aracnâ lehum dâbbeten mine-l-ardi tukellimuhum enne-nnâse kânû bi-âyâtinâ lâ yûkinûn(e)

27/82- O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.

KURAN'DAKİ BİR AYET VEYA KELİMENİN KASTETTİĞİ MANA NASIL ANLAŞILIR?

Kuran'da geçen bir kelime önce ayet içerisinde nasıl konulduğuna bakılır. İkinci olarak o ayetle ilgili benzeşen ayetler bir araya getirilir. O ayetler içerisinde nasıl ne anlama geldiği aranır. Konu içerisinde kelimenin önce ve sonra geçen ayetlerde işlenen konunun içeriğine bakılır. Kastettiği bir anlam konusunda bir karar vermişseniz veya bir kanaate varmışsanız Kuran'ın dizaynına ve evrenin dizaynına ters düşmüyorsa doğru bir anlayışı yakalamış olduğunuzu gösterir.

Bu Kurallar çerçevesinde Dabbe kelimesinin ne anlama geldiğini yakalamaya çalışalım.

1-AYET İÇERİSİNDE KULLANILIŞI

27/82- O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.

Ayette geçen ve Kuran'ın ne anlamda kullandığını ilk bakışta bilemediğimiz iki kelime vardır. Söz ve dabbe sözcüğüdür. Bu kelimenin doğru anlaşılması için iki seçenek vardır. Ya iki kelimenin ne anlama geldiğini bilen birisine (zikir ehline) sormak gerekir. Bu zor bir ihtimal gibi gözüküyor. Çünkü tefsirlerde. Anlatılanlar kuranın tanımladığı manayı vermediğinden bu  konuda sıkıntı yaşanıyor.

Ya da Kuran'dan inceleme ve tahlil yaparak o kelimelerin ait olduğu yeri yakalamak gerekiyor. Biz çaresiz olarak bu şıkkı tercih etmek durumundayız.

Şimdi söz ve dabbe kelimesi kuranda hangi ayetler içerisinde kullanılmış ona bir bakalım. Önce söz kelimesinin ne anlama geldiğini yakalamaya çalışalım.

2/263-Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.

4/5-Allah'ın sizin için (kendileriyle hayatınızı) kaim (geçiminizi sağlamaya destekleyici bir araç) kıldığı mallarınızı düşük akıllılara vermeyin; bunlarla onları rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.

4/42-O gün, küfre sapıp da elçiye isyan edenler, yerle bir olmayı 'severek-isteyecekler.' Oysa Allah'tan hiç bir sözü gizleyemezler.

11/105-Kıyametin) Geleceği günde, O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır.

13/10-Sizden sözü saklı tutan da, onu açığa vuran da, geceleyin gizlenen de ve gündüzün ortalıkta gezen de (O'nun katında bilme bakımından) birdir.

20/108- O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.

20/109- O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.

Söz kelimesi kuranda çok sayıda ayetlerde geçmektedir. Buraya sözle iilgili birkaç tane geçen ayeti nakletmeye çalıştık.

İmanla salih amelin kuranda sık sık beraber kullnıldığı gibi, söz kelimesi de söylem ve yapılan eylem ile beraber anılmıştır. Söz kelimesi dikkat ederseniz mutlaka eylemle beraber zikredilmiştir.eylemsiz sözün sözsüz eylemin bir anlamı yoktur.

O zaman söz dednildiği zaman eylemle bütünleşen bir kavram kafamızda fotoğraflaştığıdır. Ben müslümanım sözünü kullananların rabbani yolda vahiyle hayatlarının bütünleştiği, kafir olanların da vahyin dışında hayatlarının bütünleştiği anlaşılması gerekir.

Kuran'da Konu içerisinde kullanılan dabbe dikkat ederseniz, kafir olanlar için kullanıldığı bir kelime olarak görmekteyiz.Allah resulünün Allah'tan aldığı vahiyleri topluma tebliğ ederken karşısına çıkan problemleri ve bu problemler karşısında Allah'ın resulüne verdiği talimatları görmekteyiz.

27/69- De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün"

Ayet diri olup da dünya hayatından yaşayanlara hitap  ediyor. insanlar yeryüzünde Allah'a ibadet ve kulluk yapmaları için yaratılmışlardır.

51/56- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.

Ve dünya hayatında size aklınızı takvanızı fıskınızı verdik, ve sizi her  erginlik çağından bunaklık ve ölüm dönemine kadar deniyoruz.

67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.

Dünya hayatında size doğru yolda gidebilecek aranızdan nebi olan elçilerle doğru ile yanlışı birbirinden ayıran hak kitaplar gönderdik.ve sizi hem yanlış yola gidebilecek hem doğru yola gidebilecek eğilimi yarattık.

91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).

91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.

Ve sizi özgür iradenizle dünya hayatında dilediğiniz gibi yaşamayı kendi özgür iradelerinize verdik.

76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

Sizin dünya hayatında attığınız her adımı konuştuğunuz her sözü ve hatta kalplerinizden geçip de ertelediğiniz yapma fırsatı bulamadığınız bütün davranışları kaydediyoruz. Ve sizin yapmış olduğunuz bütün davranışlardan dolayı ahiret aleminde yargılayıp günahı kendisini kuşatanları ebedi olarak cehenneme atacağım.

Kendisini arındırıp temizlenenleri de onlara ebedi olarak cenneti vadediyorum Allah verdiği sözden asla dönmez ve caymaz.

2/284- Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, her şeye güç yetirendir.

Gözlerinizi etrafa çevirin bir bakın dedeleriniz atalarınız nerede onlar öldüler gittiler. Dünya hayatında kendilerine ayrılmış ömürlerini tamamlayıp bitirdiler nerede o allahlık iddia eden firavunlar nerede İbrahim'i rabbim Allah'tır dediğinden dolayı yakan nemrutlar. Nerede o Lut peygambere karşı ahlak bozukluğuna Lut'un uyarmalarına rağmen direten Lut halkı nerede o Nuh'un oğlu babası peygamber olduğu halde kurtulamayan insanlar. Geriye dönüp de bir bakın nerede onlar.

Siz de bir gün süreniz dolunca öleceksiniz.çünkü her nefis ölümü tadıcıdır. Asıl size sizin içerinizden sizin aranızda yaşayan o Muhammedi siz iyi biliyordunuz o sizin içinizde güvenilir insandı onu sahiplenmiş tiniz ona kendi aranızda bir sevgi bağı oluşturmuşsunuz onu yürekten seviyordunuz. Ama o kendisinin Allah'tan bir ayetle gelip Allah'ın nebisi olduğunu söyleyince şaşırdınız. Ona deli mecnun cin lenmiş sapıtmış dediniz. O Allah'tan bir peygamberdir. Onun söyledikleri vahiydir. O kendi öngörüsü olarak bunları uydurmadı.

53/2- Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.

53/3- O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

53/4- O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
Ona hem güvenilir hem de itaat edilir. Eğer o allahın gönderdiği vahyin dışında bir sözde bir davranışta bulunmuş olsaydı onu şah damarından yakalar hesabını sorardık.

69/43- Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.

69/44- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.

69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.

69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik.

O resuller bu dünya hayatının insanı düzgün yolunu şaşırmadan yaşayabilmesi ve dünya hayatında zulmedenlerin suçlarının cezasız kalmaması için bir de ahiret hayatı var ettim. O peygamberler sizi sadece o büyük günün azabından uyarmak için geldiler. Ama siz o uyarıcılara karşı yaban eşeklerin aslandan kaçtıkları gibi kaçıp gidiyorsunuz.

74/49- Buna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar?

74/50- Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler;

74/51- Arslandan korkup-kaçmışlar.

Dünya hayatı belirli bir zaman dilimi içerisinde insanların yapmış oldukları her davranışlarının kameraya alınarak denendiği bir yerdir. Asıl kafir olanların ve kalbi marazlı olanların peygamberlere düşmanlığı onlara ahiret alemi ile bilgi vermesidir. Sapmış olan kitap ehli biz bize indirilenlere uyarız ifadesi kullanırken ve sadece kendilerinin cennetlik olduğunu söylerken puta tapıcılar da bunlar uydurma masallardır deyip inkar etmişlerdir.

4/165- Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.

4/166- Fakat Allah, sana indirdiğiyle şahidlik eder ki, O, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de şahittirler. Şahid olarak Allah yeter.

4/167- Şüphesiz, inkar edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar gerçekten uzak bir sapıklıkla sapmışlardır.

4/168- Gerçek şu ki, inkar edenler ve zulmedenler, Allah onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir.

4/169- Ancak, onda ebedi kalmaları için cehennem yoluna (iletecektir.) Bu da Allah'a pek kolaydır.

Evet düşünen ve düşünmek isteyen insanlara Allah akılını kullanmaya davet ederek dünya hayatını Allah boşuna oyun ve eğlence olsun diye yaratmadığını insanları dünya hayatında kendilerine büyük bir yükümlülük yüklendiğini anlatmaktadır.

VAHYİ TEBLİĞ EDERKEN YAŞANAN PROBLEMLER!

27/70- Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma.

Her insan yaratılırken Allah'ın varlığını ve onun rabliğini kavrayabilecek tarzda yaratılmıştır. Allah zaten deli ve çocuk olanları aklı ermeyenleri, bu sorumluğun içene sokmuyor. Allah insanlara ne kadar güç vermişse O kadar insanlardan karşılık beklemektedir. Deliyse sorumluluk yok kulağı duymuyorsa duyanlar gibi gözleri görmüyorsa görenler gibi , fakir ise zengin olanlar gibi zayıf ise güçlüler gibi yük yüklememiştir. Ne kadar vermişse o kadar istemektedir.

6/152- "Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz."

Meleklere bilgi yüklenmiş. O yüklenen bilgilerin dışında meleklerde manevra kabiliyeti yoktur. ama insanlara bilgi yüklenmiş insan iki yöne de gidebilme eğilimiyle yol çatallaşmak-ta karmaşık hal alarak insanlar düşünme akletme ve karar kılma melekeleriyle bu problemleri çözecek kabiliyeti ve manevrası vardır. İnsanların dışında bu manevra olmayınca onlarda sapma imkanı olmadığı gibi yol seçme diye bir alternatifleri de yoktur. Verilen emir neyse onu yerine getirirler işte buna güzel bir ayet örneği.

33/72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

Burada Allah hüsnü tahlil sanatı yaparak bir meseleyi anlatmaktadır.yani sebebi bilinen bir olayı daha güzel bir sebebe bağlayarak anlatmaktadır.

Varlıklar yaratılırken bu dünyaya kendi iradeleriyle gelmediler. Melek olmayı dağ ova olmayı insan olmayı kadın olmayı erkek olmayı kendileri seçmediler, ama doğru olanı insanlara doğru yola gidebilecek yanlış yola gidebilecek donanımlar yerleştirilmiş ve rabbim Allah'tır diyebilecek kapasitede yaratılmışlardır. Yaratılırken bedenle ruhun birleştiği zaman o sözü insanlar vermektedirler.

7/172- Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

NEDEN BEN MÜSLÜMANIM DİYENLER DIŞINDA OLANLAR CENNETE GİRMEYECEK?

Tevhit: Allah'ın peygamberler aracılığı ile gönderdiği dinin kuralları altında birleşmektir. Bir başka deyişle insanların kafalarından uydurduğu yaşam biçiminden ayrılarak zan ve tahminden uzaklaşarak Allah'ın insanlara elçiler aracılığı ile gönderdiği islam kelimesi altında insanlar toplan malıdırlar. Yine bir başka deyişle Rab olarak kanun koyucu terbiye edici insanlara hükmedici Allah'ın olduğunu kabul etmektir.

Her insan dünyada aradığı zaman bu yaşam biçimini bulabilecek maharete sahiptir. İşte insanların vicdan dediği kuranın takva dediği olgu her insanda vardır. Ve yanlış yaptığı zaman ona söyler ve eğer kesin doğru bilgi sahibi değilse onu araştırıp doğru yapmasını bir ses ona fısıldar. 

O kullanabilen insan için insanların içerisinde yıldızlar gibi parlayarak yanlış ile doğrunun ayıklanmasında adil karar veren bir hakem gibidir. İşte nebiler ve elçilerin getirdikleri doğru ve yanlış olan bilgilerle karşılaştıkları zaman o vicdan o takva ile uyum halinde olurlar ve mutmain olan bir nefis halinde insanı rahatlatır.

13/28- Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.

89/27- Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,

89/28- Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön.

İnsanın dünya üzerinde çeşitli dinler arasında yaşayan insanlar doğup büyüyenler için arayıp doğru yolu bulmak için hiçbir engel yoktur. İnsan kendi yolunu kendisi bulup doğru yolda gidebilecek kabiliyet ve maharettedir. Anasının babasının Hristiyan Yahudi, puta tapıcı olması onun doğru yolu bulmasına engel teşkil etmez. 

Babası peygamber olan hazreti Nuh'un oğlu , kocası peygamber olan kadınlardan Nuh ve Lut'un karıları kocası zalim ve kafir olan firavunun karısı babasını ve annesini genç yaşta kaybetmiş hazreti Meryem , babası anası yakınları hepsi müşrik olan hazreti İbrahim peygamberin iman edip rabbim Allah'tır diyenler arasında Kuran'da anılmaktadır.

Demek ki İnsanın doğru yolu bulmasında ve yürümesinde kendisi istemedikçe hiçbir insan ve güç ona engel olamazmış. Bir insanın peygamber oğlu veya peygamber yakını olması insanın kendisi istemedikçe ona avantaj olmadığı gibi, Peygamber yakını olmayanlara da dezavantaj değildir.

Verdiğimiz ayet örneklerinde eğer bir kişinin peygamber oğlu olması ona avantaj sağlamaması insanlara peygamber yakınıyla övünenlerin doğru bir davranış sergilemediklerinin bir kanıtıdır. Peygambere yakın olmak onun peygambere yakın davranış ve iman ortaya koymakla anlamlaşır.

Peygamberlerin arkalarına miras olarak bıraktıkları iman ve salih bir ameldir. Bunlarla bütünleşen insanlar, birbirlerini takip eden zürriyetlerdir.

52/21- İman edenler ve soyları kendilerini imanda izleyenler; Biz onların soylarını da kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir.

36/41- Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir.

Kuran ;iki gelenek dinini takip eden züriyetlerden bahsetmektedir. Birincisi peygamberler silsilesi ile peygamberlerden peygamberlere aktarılan ve kabullenilen din. Öbürü ise zan ve tahmine dayanarak atalarından öğrendikleri dindir.
42/13- O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten Kendisi'ne yöneleni hidayete eriştirir.

Bu ayet insanların rabbani yolda olanların istikametini tanımlamaktadır.

2/170- Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?

Bu ayet de gayrı rabbani yolda olanların yolunu yöntemini tanıtır.

Yukarıdan bu tarafa kafirlere davranış metodunu Allah resulüne böyle anlatıyordu.Ve dünya hayatında iman etmedikleri ahiret hayatı yavaş yavaş yaklaşmakta ve onlar için cehennemde şöyle konuşmalar geçiyordu.

50/20- Sur'a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür.

50/21- (Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir.

50/22- "Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir."

50/23- Onun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: "İşte bu, yanımda hazır durumda olan şey."

50/24- Siz ikiniz (ey melekler), her inatçı nankörü atın cehennemin içine,

50/25- Hayra engel olan, saldırgan şüpheciyi,

50/26- Ki o, Allah'la beraber başka bir İlah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli olan azabın içine atın.

50/27- Onun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp-azdırmadım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık içindeydi."

50/28- (Allah buyurur:) "Benim Huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim."

50/29- "Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim."

50/30- O gün cehenneme diyeceğiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek.

Ahiret hayatı gayıp olan bir şeydir. İman edenler aklını kullananlar o kendisine gelen nebileri dinlerler. Ve ondaki mucize çelişkisiz rahman ve rahim olan Allah tarafından geldiğini kabul ederler. Bu dünya hayatında ahiret varlığı hakkında kesin varlığı konusunda tereddüde düşmeyenler ancak mümin Müslüman olanlardır.

İman edenlerle iman etmeyenlerin yaşam biçimlerini tamamen ayıran onları farklı kulvarlarda yürümesine yol açan anlayış bunlardır. Kuran iman edenlerin fotoğrafını bize şöyle tanıtır.

İMAN EDENLERİN FOTOĞRAFI!

2/2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap'tır.

2/3- Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

2/4- Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.

2/5- İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.

Kuran'da Allah katında değerli olan insan tipleri bunlardır.Bu yolda olanlar ve bu yolda olmak için can atanlar doğru yolda olanlardır.

İMAN ETMEYENLERİN FOTOĞRAFI!

2/6- Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar.

2/7- Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır.

Allah'ın değere bile tabi tutmadığı insan tipleri bunlardır. Bu tip insanlar dünyayı kendi ellerinde kuş sütü ile besleseler bu yolda ölseler öldürülseler de Allah katında ebedi cehennemlik olanlardır.

MÜNAFIK OLANLARIN FOTOĞRAFLARI!

2/8- İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.

2/9- (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.

2/10- Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.

2/11- Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.

2/12- Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.

2/13- Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.

2/14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz."

2/15- (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır.

2/16- İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alış-verişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır.

Münafık olanlar kafir olanlara göre daha adi bir sınıf insanlar konumuna girmektedir. Müslüman olmadığı halde Müslüman gibi görünüp, insanları aldatarak fitne çıkarmaları ve toplumu fesada uğratmaları nedeniyle daha çok azabı hak etmektedirler.

Kuran’ tanımlanan bu ayetlere göre üç tip insan vardır. Kimse kalkıp ben kafirim ben münafığım demez. Herkes yolunu dosdoğru sanır.kuran sanıyla zanla yol doğru olamayacağını söylemle eylemin bütünleşmesiyle ancak insanların inançlarının yaşamlarına yansıdığını anlatmaktadır. O Müslüman kafir ve münafık kavramlarını tanımlayarak kuranda ait olduğu yere koyalım.

Müslüman: Allah'ın insanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa göndermiş olduğu nebi ve resullere iman eden ve onların getirdikleri yaşam biçimlerini kendilerine ilke olarak kabul eden onlardan hiç birini diğerinden ayırdetmeyen insanları Allah'a çağıran ve söyledikleriyle yaşamlarını buluşturan ahiret alemine görmüş gibi inanan insanlardır.

Kafir: Allah'tan bir kitap bir peygamber geldiğine iman etmeyen ahiret hayatını da kabul etmeyen öldükten sonra hesap olduğuna iman etmeyenlerin gerçeği örtenlerin adıdır.

Münafık: İslamın şereflendirdiği bir toplum içerisinde iman etmediği halde iman edenlerin nimetlerinden yararlanmak için kalplerinde gizledikleri küfrü inkarı sadece sözleriyle inandık diyerek kınayıcının kınamasından korkarak Müslüman olmadığı halde Müslümanmış gibi gözüken insanlardır.

DABBE SÖZCÜĞÜNÜN KONU İÇERİSİNDE KULLANILMASI

Neml suresinin yetmişinci ayetinden seksen birinci ayete kadar incelediğimiz zaman yukarıda anlatmaya çalıştığımız kafirlerin ve Yahudilerin portresini ortaya koymaktadır.vahiy orijinli dinlerde dosdoğru olan yol peygamberler aracılığı ile toplumlara ulaştırılmıştır. Dünya hayatında peygamberi dinlemeyen onların Allah'tan getirmiş oldukları mesajlara karşı çıkanlar dünya hayatında helak'a doğru ağır ağır yürümektedirler.

23/75- Eğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler.

Dünya hayatı kafirler içinde mümin olanlar içinde inişli çıkışlı denemelere tabi tutulan bir salondur. Ne zaman iman etmeyenler, bolluk içerisinde olurlarsa şımarırlar azarlar, verilen nimetlerden yoksulu doyurmazlar, kibir ve gurur içerisinde yeryüzünde dolaşırlar. Ama onlara ummadıkları bir yerden başlarına bela geldiğinde ümitlerin kesildiğinde tevhit akidesi zirveye ulaşarak Allah derler. Ama Allah onlardan o sıkıntıyı giderdiği zaman tekrar eski hallerine dönerler sanki o başlarına gelmemiş gibi bir tavır sergilerler.

10/22- Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak Sana şükredenlerden olacağız."

Kuran söylemle eylemin buluştuğu bir hayat kitabıdır. İnsan farklı iki yöne eğilimli nötr bir varlıktır. O her iki yöne de gidişinde kendi gidiş yönünü haklı çıkaracak malzemeleri vardır. 

O malzemeleri kullandıkça kendi gidiş yönü güçlenerek ilerlemektedir. Muttaki olanlar Allah'ın verdiği nimetlerden infak ederek o kendi yönünü sağlamlaştırırken kafir olanlar da putları adına bu işlevi yapmaktadırlar. Küfürde olanlar onların yapmış olduğu her davranış onları daha çok küfre doğru yaklaştırıyorsa mümin olanlar da Allah yolunda gösterdiği her çaba da onları Allah'a yaklaştırmakta Allah onları bu yöntemlerle batıl yoldan hak yol istikametinde güçlendirmektedir.

İşte dünya hayatında küfre gidenlere dünya hayatında başlarına felaketler musibetler geldiğinde ders almayanlar ve gitmiş oldukları yanlış yolda ilerledikçe daha da küfürleri artmakta ve rahmanın rahmetinden uzaklaşmaktadırlar. Şu iki ayetle onların dünya hayatındaki profilini çizmektedir.

23/76- Andolsun, Biz onları azapla yakalayıverdik, fakat yine de Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp-yalvarmadılar.

23/77- Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.

Allah için yapılan her güzel davranış, daha güzel bir davranışın tetikleyici ise her tağut için yapılan kötü davranış da Allah’tan o oranda uzaklaşmaktadır. Ve bu öyle boyutlara ulaşmaktadır ki, artık yanlış yaptığının farkına varsa bile geriye dönüşü mümkün olmayan bir yola girmiştir. Dünya hayatında ya insanlardan ya da, evrensel yasaları doğru olarak kullanamadığından   onları hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında azap  yakalamıştır.

Her büyük günah ve davranış küçük küçük günah ve davranışlarla başlar.sigara içen birisinin arkasından içki içmesi, arkasından eroin esrar kullanması arkasından böyle hayatı devam ettirebilmesi için hırsızlığı kumarı yaygınlaştırarak onu izlemesi ve dünya hayatında evli ise evlilik hayatının yıkılışına daha sonra hem insanlardan hem bağımlı olduğu maddeler yüzünden sonucuna katlanamayacak suçların işlenmesi ayette belirtilen azap kapısının açıldığını insanlar nasıl felakete gittiklerini anlatmaktadır.

23/77- Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.

Artık o dünya hayatında geriye dönüşü mümkün olmayan bir yola girmiştir. o doğru yola girmek istese bile o bağımlılaşan kendisini kurtarmaya O pisliklerden arındırmak istese bile arındırma imkanı kalmamıştır. İşte Allah’ın kalplerini mühürlediği insanlar bunlardır. Allah kimsenin görmek isterse gözünü kör etmez işitmek isterse kulağını sağır etmez ancak kendileri bunları kör ve sağır ederler.

2/6- Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar.

2/7- Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır.

Allah duymak isteyenlerin, kulaklarını tıkamaz ve mühürlenmez insanlar kendi kendilerinin işitme organlarının hakka karşı hislerini kapatırlar yoksa Allah kimseye zulmetmez.

27/78- Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında Kendi hükmünü verecektir. O, güçlü ve üstün olandır, bilendir.

Bütün elçiler Allah'tan peygamber olarak gönderildiklerinde bütün insanlığa bu mesajı iletirler. Ama bunlardan kim bu mesajı dinler? kulaklarını tıkamayan gözlerini kapamayan kalplerini hissiz hale getirmeyenler zikre karşı yumuşa-yanlar mesajı dinleyenlerdendi. Bunlar o mesajdan nasibini alarak o doğru olan yolda Allah'ın veliliği altında emin adımlarla yürürler.

Allah'tan gelen peygamberlerin görevleri Allah'tan aldıkları mesajları duyurmaktır. Peygamberler toplumda kendisini kabul eden ve kendisine destek veren insanların sayısı arttıkça onu destekledikçe ona karşı insanların bağlılıkları arttıkça o toplumda seslerini duyura bilmişlerdir.

Dünya hayatında Allah insanlara yol seçme özgürlüğünü insanları kendilerine sonuçlarına katlanabilmeleri koşulu ile kendilerine vermiştir. Dünyada mal ve mülkle üstünlük onlara yoğunlaşmakla onlara gereği gibi eğilim göstermekle kurulabilmektedir. Kuran'da insanların ve doğal afetlerin dışında Allah’ın onlara verdiği özel bir cezası yoktur. Kıssaları anlatılan Nuh ad semut salih Lut kavimlerinin helakı Kuran'da mecazi olarak anlatılıp, asıl cezanın ahiret aleminde verilen cezayı helakı anlatmaktadır.

Her insan dünya hayatında kendisinin bulunmuş olduğu konumda yapabileceğini yapmakla sorumludur. Kimse yapmak isteyip de yapamadığından sorumlu değildir. Peygamber mesajını onlara iletmişse onun üzerinde yükümlülük kalkmış. Yükümlülük işitenlerin üzerine yıkılmıştır. Kim kendisine yüklenen yükümlülüğü yerine getirirse kendi lehine kim getirmezse de kendi aleyhine getirmemiştir. Şu ayetler söylediklerimize birer delildir.

27/79- Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.

27/80- Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.

27/81- Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin, işte Müslüman olanlar bunlardır.

Dünya hayatında kafir olanlar da yaşamakta iman eden Müslüman olanlar da yaşamaktadır. Dünya hayatında insanlara bir yaşam biçimi sunan ve rabbani yolda insanlara yürümeyi teklif eden peygamberlere tabi olanlara ancak peygamberlerin söyledikleri fayda eder. Doktorun verdiği ilacı kullanmayan doktorun verdiği öğüdü dinlemeyen hasta doktordan istifade edemez etmez de. Aynen onun gibi peygamberleri dinleyenler onlardan nasiplerini alırlar.

Allah kafir olanlara dünya hayatında özel bir ceza vermiyor. ama onlara dünya hayatında Allah’ın gönderdiği mesajlara karşı kulaklarını tıkayanlara gözlerini kapayanlara tuzaklar hazırladığı gibi ahiret hayatında da tuzaklar hazırlamaktadır. Dünya hayatında hazırladığı tuzaklar iki kanaldan onlara hazırlanmaktadır. 

Birisi kurallara uymayanlar insanlar eliyle onları cezalandırmakta bu günden örnek verelim Tunus, Mısır, Libya liderlerinin ve yalak acılarının uğradıkları akıbetler gibi, ikinci tuzak da dünyada haram ve helal ilkelerine uymayanların cezalarının dünya da iken verilmesidir. Yan üzümü içki olarak tüketmeyin helal olanı haramlaştırmadan yiyin dediği halde onu haramlaştıranların dünyada onun yüzünden başlarına gelen belalar gibidir.

Asıl tuzak Ahiret alemi için hazırlanmıştır. Kafir olanların bunlardan haberi yok.cennet cehennem diye br olayın olduğuna iman etmeyenler için cehennem hazırlanmıştır. İşte o dehşetli an kuranda şöyle anlatılmaktadır.

75/1- Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim.

2- Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim.

3- İnsan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak biraraya getirmeyeceğimizi mi sanıyor?

4- Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.

5- Ancak insan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de 'fücurla sürdürmek ister.'

6- "Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar.

7- Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,'

8- Ay karardığı,

9- Güneş ve ay birleştirildiği zaman;

10- İnsan o gün: "Kaçış nereye?" der.

11- Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok.

12- O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)' yalnızca Rabbinin katıdır.

13- İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir.

14- Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir.

15- Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.

İşte cehennem İki tip insanı hasretle beklemektedir. Birincisi kafir olanlar yani ahiret alemi yok diyenler, ikincisi de ahirete inandım dediği halde vahiy orijinli dinden uzaklaşarak kendi zan ve tahminler-ince Allah'tan olmadığı halde bu Allah'tan dır deyip de zulmedenlerdir.

Dünya hayatında bunların yapmış oldukları her davranış kalplerinden yapmak isteyip de erteledikleri her amel bir kitap olarak hazırlanıp önlerine konulacaktır. Ve yaptıkları her davranışın belgesi orada yazılı olarak itirazı mümkün olmayan bir şekilde önlerine konacaktır.

17/13- Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.

17/14- "Kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter."

İşte Allah'ın ahiret aleminde çıkarıp da kendilerinin iman etmediklerini ortaya koyan dabbe budur.

27/82- O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.

27/83- Ve her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu toplayacağımız gün, artık onlar 'tutuklanıp (azap yerine) dağıtılırlar.'

27/84- Nihayet geldikleri zaman, (Allah) der ki: "Siz Benim ayetlerimi, bilgi bakımından kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?"

27/85- Zulmetmelerine karşılık, söz, kendi aleyhlerine gelmiş bulunmaktadır, artık konuşmazlar.

O zaman Dabbe sözcüğü bu ayette Ahiret alemine iman etmeyenlerin, veya iman ettm dediği halde gereği gbi dünya hayatında yaşamayanların yapmış oldukları davranış ve söylemlerinin kaydedildiği belgelerin adıdır. Şu anda bizim görüntülerin kaydedildiği kamera veya belgelerdir. Bizim bilemediğimiz hala o konuda teknolojinin ulaşamadığı kalpten geçenler bile okuna bilen bir kitap olarak karşımıza çakacak olan bütün söz ve davranışlar bütünüdür.

Dabbe sözcüğü kuranda iki ayette daha kullanılmış ve kullanıldığı ayette o anlaşılmaktadır.

42/29Vemin âyâtihi alku-ssemâvâti vel-ardi vemâ beśśe fîhimâ min dâbbe(tin)(c) ve huve ‘alâ cem’ihim iżâ yeşâu kadîr(un)

42/29- Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir

Bu Ayette de Yerlerin ve göklerin yaratılması he canlıyı türetip yayması Allah'ın çıkardığı bir dabbe sonucunda ortaya çıkmaktadır.


34/14- Böylece onun (Süleymanın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o,Asanın nasıl çürümesi asanın içerisindeki ağaçtan olan kurtların onu yemesi bitirmesi sonucunda oluyorsa onun kendisinden bir dabbeyle değişikliğe uğratılıyor. insanları da insanlar içerisinden çıkardığı dabbe sonucunda insanların iktidarlarına son verilmesidir.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN-ANAMUR

http//kuranianlamametodu.blogspot.com
alirizaborazan@hotmail.com

Hiç yorum yok: