24 Şubat 2015 Salı

KUR'AN'DA ANLATILAN YUSUF VE VEZİRİN KARISI İLE KISSA GERÇEĞİ!!!



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Kur’an Yusuf ile vezirin karısının konumunu bize anlatarak ders almamızı ister. Eğer Yusuf kısasında anlatılmak istenen mesajı kavrayabilirsek sivrisineğin çoğaldığı bataklığı yakalayıp, çözüm yolunu bulacağız kanaatindeyim
12/ 22- Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.
Yusuf bildiğiniz gibi Yakup peygamberin oğludur. Çocuk yaşında baba kültürü ve eğitimi almış peygamberlerden birisidir. Kur’an’da anlatıldığı gibi başından birçok olaylar geçerek olayların iç yüzünü ergenlik çağına gelinceye kadar, bazı şeyleri kavramış bulunmaktadır. Biz burada sadece Yusuf’un başına gelen bir olayı dile getirip başarı ile bu imtihandan nasıl geçtiğini, anlatmak istiyoruz.
Ergenlik yaşı, insanlara iblis ve takva olgusunun yerleştirildiği İnsanların diğer meleklerden farklılaşarak hem takva yönüne hem de iblis yönüne eğilim gösterdiği döneme girilmesidir.
Âdemin cennetten çıkarılması bu dönemle başlamakta, evlilik yaşı bu dönemde gelmekte kadınlarda adet görme ve karşı cinse istek duyma bu dönemde başlamakta, erkeklerde rüya görme ihtilam olma ve karşı cinse istek duyma bu dönemde başlamaktadır. İşte sınav erkeğin kadına istek duyup da helal ölçüler çerçevesinde bir ortama gelinceye kadar, istek duydukları yanlış şeyleri yapmayacak, kadınlar da bu dönemde evleninceye kadar, istek duydukları şeyleri yapmayacaklardır. İşte bütün insanlar bu sınavdan geçmektedirler.

12/23- Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: “İsteklerim senin içindir, gelsene” dedi. (Yusuf) Dedi ki: “Allah’a sığınırım. Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez.”
Bu olay, bu ayetten önceki ayetten de anlaşıldığı gibi, Vezirin evinde çocukluk döneminin bir bölümünü geçirdiği ve ergenlik çağına böyle bir ortamda geldiği anlaşılmaktadır. Vezirin karısı Yusuf’tan murad almak istemesi ve karşı cins olara istek duyması gayet normal olan bir şeydir. Ancak bunu gemlememesi bunu fiili hayata istek duyduğu şeyi geçirmek için harekete geçmesi yanlış olandır.
Bu istek duyma vezirin karısında olduğu gibi diğerlerinin karılarında da vardır Ayşe’de de Fatma’da da Hatice’de de vardır. Bu karşı cinse istek duymayı teklif sunan, Kur’an’ın ifadesi ile iblis, fısk fücur ve nefsanî arzudur. Bu insan yapısında fıtratında var olan bir gerçektir. Bu Allah’tandır. Ancak insan doğru olmayan istek duydukları teklifleri de kabul edip etmemek kendi elinde olan ve kendi iradesinde olanıdır. Bu da insanın kendisindendir.
12/24- Andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.
Bu Ayette Yusuf’un nebi ve resullerin eğitiminin etkisi ile zinanın haram ve yasak olduğunu biliyordu. Bu sebeple Her erkeğin de arzuladığı veya arzulayacağı gibi, Yusuf da onu arzulamıştı. Bir başka ifadeyle Yusuf’un öz yapısında var olan iblis olgusu ona da bir teklif göndermişti. Ancak yine kendisinde var olan takva sesine kulak vermiş iblisin ve dolayısı ile kadının tekliflerine boyun eğmemiş ve orada Yusuf hem kendisi içerisindeki iblisin vesveseleri ile savaşırken aynı zaman da kadının teklifleri ile savaş yapmaktadır.
12/25- Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: “Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?”
Bir önceki ayette  “Kapıları sımsıkı kapattı isteklerim senin içindir gelsene” ifadesi evde kimsen bulunmadığı anlaşılmaktadır. Oysa Yusuf için Allah onların yanında ama vezirin hanımı için de Allah yanlarında olduğu halde iblisin tekliflerine boyun eğmiş, onu esareti altına alarak gözlerini kör etmişti. Bakınız Kuran, yalnız kalanların mutlaka Allah onların yanında ve onları takip etmektedir.
58/7- Allah’ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O’dur; beşin altıncısı da mutlaka O’dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir.
58/8- ‘Gizli toplantıların fısıldaşmalarından’ (kulis) men’ edilip sonra men’ edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber’e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah’ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: “Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya.” derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir.
İnsanları yanlış olan davranışları yapmaktan engelleyen iki korku vardır. Birincisi İnsanlardan ve insanların yanlış davranışları yaptıkları zaman kolluk güçlerinden, kanundan diğer insanlardan, korkarlar. İkinci korkuları da Allah’tır. Kalplerinde maraz olanlar hep ayetlerin müteşabih olanlarına uyarlar derken Allah insanlar yapacak oldukları kötü davranışları hep insanların göremeyecekleri yerlerde yapmayı tercih ederler. Onlar Allah’tan değil sadece insanlardan korkarlar.
İşte vezirin Karısı Allah’ın yanında olduğunu unutmuş, bir başka ifadeyle şeytan ona unutturmuş ve Yusuf’tan insanların görmediği yerde veya zamanda Yusuf’tan Murad almak istemişti. Ayette olay şöyle izah edilmektedir. “İsteklerim senin içindir, gelsene” dedi. (Yusuf) Dedi ki: “Allah’a sığınırım. Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez.”
“Çünkü o benim Efendimdir,” Ayette geçen bu ifade Yusuf’un Allah için söylemiş olduğu bir ifadedir. Kendisini yaratanın kendisine nimet verenin ve kendisini kuyulardan kurtararak öyle bir konuma getiren ve bağışlanma yolunu verenin Allah olduğunu bilmekte ve görmektedir. Ancak vezirin karısı ise o nefsin iblisin esaretine girerek Allah Onu da gördüğü halde Allah’ın onu görmesini görmezlikten gelerek Allah’ın yasaklamış olduğu büyük günahlardan birisini işlemeye soyunmuştu.
Yusuf kaçıyor vezirin hanımı kovalıyor. Bu olay olurken Allah’tan başka kimse onların bu hallerini görmüyor ve bilmiyor. Eğer vezirin hanımı Allah’ın yasaklamış olduğu bu suçu gerçekleştirmiş olsaydı, Yusuf da bu olaya ortak olmuş olacaktı. Kimse de bunu bilmeyecekti. Bu suç dünya yaşamında suç olmaktan ve kınanmaktan çıkacaktı. Oysa İnsanların görmediği ve bilmediği yerde yapılan bütün güzel ve kötü davranışlar Allah katında bilinmekte ve yazılıp kameraya alınarak ahiret âleminde bunların önüne bilgi belge olarak sunulacaktır. Yapılan yanlışlıklar ister insanlar tarafından bilinsin isterse de bilinmesin O Allah tarafından bilinmekte ve mükafatı ve cezası ne ise karşılığını Allah onlara mutlaka ama mutlaka verilecektir.
Vezirin karısının Allah’ın görüp görmemesi umurunda bile değil, yeter ki bunu kocası ve diğer insanlar görmesin yeterlidir. Allah da onu açığa vurarak olay insanlar arasında dalga dalga yayılarak konuşulmaya başlıyor. Ayeti tekrar ele alalım.
12/25- Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: “Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?”
Yusuf kaçıyor vezirin karısı kovalıyor Bu içeride olup bitenleri Allah’tan başka kimse de bilmiyor. Ancak kimin kimden murad almak istediği ancak boğuşma sırasında yapılan morluklar elbise yırtılması saldırı ne kadar belge varsa ortaya dökülmektedir. Vezirin hanımı suçu kendisi işlediği halde Yusuf’a atmakta, Yusuf da suçu kendisi işlemediğini söylemektedir. Ortada Allah’tan başka şahit de yoktur. İşte Allah orada akıllı bir kadının vasıtası ile  olay şöyle çözülüyor.
“Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı.” Eğer saldıran Yusuf olmuş olsaydı, Gömlek arkadan değil önden yırtılmış olacaktı. İşin püf noktası burasıdır. Kaçan adamın gömleğinin arkadan yırtık olması murad almaya yönelenin o olmadığını gösterir.” Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar.” O arada olacak ya kadının kocası çıkıp geliyor. Belli ki içerde bir boğuşma bir olaylar olmuş hemen kadın kendi üzerindeki suçu Yusuf’a atarak “Kadın dedi ki: “Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?”
İşte bu konularda zikir ehli uzman bir kadın olmalı ki olayı şöyle çözüyor.
12/26- (Yusuf) Dedi ki: “Onun kendisi benden murad almak istedi.” Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: “Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.
12/27- Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir.”
12/28- Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): “Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür” dedi.
12/29- “Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkarlardan oldun.”
Olay vezirin yakınlarından olan bir adil kadının şahitlik etmesi ile çözülüyor. Allah’ın bildiğini bu sebeple diğer insanlar da öğrenmiş olmaktadır. Kur’an burada önemli bir mesaj vermektedir. Yasaklanan bir yanlışı yapmak insanlarda bir yara açmaktadır. Ve o yara diğer yapılan yanlışlıkları peş peşe getirerek insanları artık tedavisi mümkün olmayan bir konuma girilmektedir. İşte kalbin mühürlenmesi bu anlamdadır.
Yusuf, Ergenlik çağında ilk olarak başına gelen bu sınavı başarı ile vermiş, nefsin ve kendisine vesvese düşüren kadının şerrinden Kendi iradesini bağışlama yolunda kullanarak sınavını başarı ile vermiştir. Yapılan her yanlış davranışlar insanları daha çok yanlışlara, yapılan her güzel davranışlar da insanları daha çok güzel davranışlara götürmeyi tetiklemektedir. Sakın ola ki Bu küçük bir yanlışlık ve küçük bir günahtır demeyin.
Büyük ormanları yakan ateş bir kıvılcımla başlamaktadır. Okyanusları dolduran büyük su kütleleri damla damla düşen yağmur damlalarından oluşmaktadır. Yusuf’u da Kuyulardan ezilmişlikten yerilmişlikten saraylara ve devlet başkanlığı yönetimine taşıyan, Yusuf’un güzel davranışlarının halkın gönlünde taht kurması nedeni iledir. Yusuf ile ilgili bundan sonraki konular bizim konumuzla ilgili değildir. Asıl bizim konumuzu ilgilendiren bölümü Özge Can’a tecavüz ve arkasından onu insanlardan örtbas etmek için katilin, öldürülmesi olayıdır.
38/78- “Ve şüphesiz, din (kıyametteki hesap) gününe kadar Benim lanetim senin üzerinedir.”
Allah, İnsanı yaratmış ve insanın öz yapısına iblisi de yerleştirmiştir. Eğer iblis olgusu olmasaydı, ne insan kötülük teklifi alabilir ne de kötülük yapabilirdi. Eğer insan olmasa da iblis ne kötülüğü teklif edecek birisini bulabilir, ne de yalnız başına bir kötülük yapabilirdi. Ancak iblisle insan birleşerek kötülükleri yapabiliyorlar.
Bu olay aynen Buzdolabı ile cereyan gibidir. Cereyan olmasa buzdolabı soğutma işlemini yapamaz.   Buzdolabı olmasa cereyan soğutma işlemini yapamaz. demek ki cereyansız enerjisiz buzdolabı bir işe yaramadığı gibi buzdolabı olmadan enerji de bir işe yaramıyormuş.
Her şey öyledir. Bir ağacın büyüyebilmesi için enerjiye cana ihtiyacı vardır. Cansız ağaç ne büyüyebilir ne de meyve verebilir. Ağaçsız can da aynen enerjiyi verecek bir şey olmazsa bir anlam taşımaz.
İnsanları diğer canlı varlıklardan ayıran özellik onlarda hem kötülüğe gitme donanımının, hem de iyiliğe gitme donanımının oluşu ile farklılaşması ve iki seçenekten herhangi birisini seçmeyi tercih etmekle kendi karar verdiği istikamette yürümesidir.
Bitkilerde ve hayvanlarda ne takva olgusu ne de iblis olgusu vardır. Onlar kendilerine nasıl bir görev verilmişse o görev alanı ile bilgiler ona kodlanmış, onlar sadece kendilerine kodlanan bilgiler çerçevesinde hareket ederler. Eğer görevleri kötülükse, kötülükle görev yaparlar görevleri iyilikse iyilikle görev, yaparlar.
İşte iblisin yolunda yürümeyi seçen insanlar, kötülükleri yaparken iblisin malzemeleri ile yapmaktadırlar.
7/ 16- Dedi ki: “Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.”
7/17- “Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.”
7/18- (Allah) Dedi: “Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım.”
İbisin insanlara sağından yaklaşarak saptırması, pratik hayata baktığımız zaman yine kurandan bir örnek vererek anlatmaya çalışayım.
20/ 95- (Musa) Dedi ki: “Ya senin amacın nedir ey Samiri?”
20/96- Dedi ki: “Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi.”
Samiri’nin inanan halkı kandırması elçi olan Musa’nın getirdiklerini de öne sürerek Musa olsaydı o da bunu yapardı diyerek insanları kandırmaktadır.
İblisin sol yanından yaklaşarak insanları kandırması, Bugün Kuran dilinde ata dini mensupları toplum dilinde de deistler ve ateistlerin gelen peygamberleri kitapları ahiret âlemini inkâr etmelerini, iblis insanları sol yandan yaklaşarak saptırmalarıdır. Bu gün puta tapıcıların hepsi iblisin sol yandan yaklaşarak saptırdığı insanlardır.
İblisin önünden ve arkasından yaklaşarak insanları saptırması
13/ 11- O’nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah’ın emriyle gözetip-korumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O’ndan başka bir veli yoktur.
41/ 42- Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kur’an,) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir.
Takva sesini dinleyen ve Allahın gönderdiği kitabı kendisine rehber edinenlere iblis veya şeytan asla önünden de gelse arkasından da gelse insanları saptırmaya gücü yetemez. Kim hak yolda yürümek isteyen bir insanı saptırmak için yaklaşsa mutlaka onu izleyen bir şihab onu deler geçer söylediklerini param parça eder.
72/ 8- “Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk.”
72/9- “Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur.”
Şu Kur’an’da her örnekten bir örnek verilmiş ve hiçbir eksik de bırakılmamıştır. İnsan bir yanlışı başkalarına teklif olarak sunması halinde düşünen insanlar için onun yanlış olduğunu söyleyen mutlaka ama mutlaka bir ayet karşımıza çıkmaktadır.
38/79- Dedi ki: “Rabbim, öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı.”
Bu ayette, İblisin insanların dirilecekleri güne kadar izin istemesi, sebebi bilinen bir olayı daha güzel bir sebebe bağlayarak anlatım sanatı kullanılmıştır. Eğer iblis izin istememiş olsaydı süre tanınanlardan olmayacak mıydı? Elbette yine olacaktı. İblis insanla var olmuş insanla yok olan ve olacak olan bir varlıktır. Her insanın yapısına yerleşmiş insanoğlu var oldukça genetik olarak aktarılan bir melektir bir başka ifadeyle insanın bir parçasıdır.
38/80- Dedi ki: “O halde, süre tanınanlardansın.”
Ademi ve eşini cennetten çıkararak kendi görevini yerine getirdiği gibi, şimdi de insanları cennetten çıkarmakta ve kıyamete kadar da insanları cennetten çıkarmaya devam edecektir. Verilmiş olan süre budur.
7/27- Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.
İşte çirkin yerler, iblisin insanın yapabilecekleri her türlü kötülüklerdir. Elbise de takvadan gelen güzelliklerdir.
38/81- “Bilinen vaktin gününe kadar.”
Bilinen vaktin günü nedir? Kıyamet sahnesinin geleceği gündür.  Yani her insan bir zaman dilimi içerisinde doğar ergenlik döneminden bunaklık dönemine kadar denenir ve daha sonra da ölür. O insandan iblis artık faaliyetine son vermiştir. Bu insanın kendi kıyametinin kopmasıdır. İkinci kıyamet ise Bütün yaratıkların son bulacağı her şeyin yenileri ile değiştirileceği bir de büyük kıyamet vardır.
Nasrettin hocanın dediği gibi karım öldüğü zaman küçük kıymet ben öldüğüm zaman büyük kıyamet kopacaktır.
38/82- Dedi ki: “Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım.”
İblisin “Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım.”
Demesi haksızlıktır. Çünkü her insan iblisin tekliflerini kabul ederse ve onun yolunda yürürse sapar. Hep insanlar öyle değildir. Bunun yanında takvanın sesine kulak veren rabbani yolda yürümek isteyen ve yürüyen insanlar da vardır.
38/83- “Ancak onlardan, muhlis olan kulların hariç.”
İblis ve onun yolunu takip eden insan şeytanları kendisine meyleden kendilerini veli edinen insanları ancak saptırabilir. Yoksa Rabbim Allah’tır deyip dosdoğru yol tutturanları saptıramaz.
3/51- “Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur.”
38/84- (Allah) “İşte bu haktır ve Ben hakkı söylerim” dedi.
Allah haktır. Doğruyu söyleyenlerdendir. O vaadinde durandır. Kim Allah’ın göndermiş olduğu peygamberlerin getirdikleri, vahiy orijinli din üzere inanır ve yaşarsa kurtuluşta olan odur. Kim de bunun dışında inanır ve yaşarsa, o da helak olmuştur.
38/85- “Andolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım.”
İşte Allah’ın iblis yolunda giden insanlara kesin bir uyarısıdır. Demek ki Allah kimseyi cehenneme atmıyormuş insanlar iblisin yolunu seçtikleri ve kendi istekleri ile sınır tanımaz bir şekilde yaşadıkları için insanlar kendi kendilerini cehenneme atıyorlarmış. Kim cehennemi seçerse orada süresiz kalacak, kim cenneti seçerse de orada süresiz kalacaktır. Ne cehennemden cennete çıkış vardır, ne de cennetten cehenneme iniş vardır. Kim nereyi seçerse orada süresiz kalacaklardır.
Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN -ANAMUR

Hiç yorum yok: