21 Ekim 2014 Salı

ÜMMİ KELİMESİNE KURAN’IN YÜKLEMİŞ OLDUĞU ANLAM NEDİR?





  

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA!

Ümmi; kelimesi Kuran içerisinde yaklaşık olarak altı yerde zikredilmektedir. Kuran içerisindeki, kelimeleri, ayetleri, konuları ve kıssaları, doğru anlamanın önünde en büyük engellerden birisi, Kuranın konuşma dilinin çözülememesinden kaynaklanmaktadır. Ümmi kelimesine Kuran’ın tanımladığı dışında bir anlam yüklenmesi de bunlardan birisidir.
Kuran’da geçen bir kelimenin ne anlama geldiği Arapça sözlüklerden değil, Kuran’ın o kelimeye Kuran bütünlüğü içerisinde yüklediği anlama bakmak gerekir. Bunu da yakalayabilmek için o kelimenin hangi ayetlerde geçtiğini konu içerisinde o kelimeye ne anlam yüklendiğini bilmekle ancak doğru bir anlayışa varılabilir.
İslam toplumlarında, “Ümmî asıl mana itibarıyla "Anneye mensup, ya da anneden doğduğu gibi anlamlara geldiği gibi, Arapçada okuma yazma bilmez anlamında kullanılır. Şimdi ümmi kelimesine kuran ne anlam yüklemiş onu yakalamaya çalışalım. Ümmi kelimesine okuma yazma bilmeyen anlamı yükledikleri için Kuran içerisinde geçen ayetleri de, tefsir ederken bu anlayışla yaklaştıkları için, dolayı, ayetleri de o anlayışa uygun olarak yorum yapmışlardır.
Oysa hazreti Muhammed, Peygamber oluncaya kadar, tarihi rivayetlere göre ticaretle uğraşmış bir kişidir. Ticaretle uğraşan bir kişinin okuma yazma bilmemesi kabul edilir bir şey olmaması gerekir. Şimdi, İlk inen Alak suresinin ilk ayetine genelde müfessirler şu yorum yapmışlardır
96/1- Yaratan Rabbin adıyla oku.
Cebrail geldi, Muhammed’i kuvvetle sıkarak “ oku “ dedi. O da ben okuma bilmem dedi. Tekrar kuvvetler sıkarak “oku” dedi o yine ben okuma bilmem dedi. Üçüncü sefer, kaburga kemiklerini çatlatırcasına sıkarak, “oku “ dedi başladı okumaya.
Böyle bir anlayış ne Kuran’a ne akla, ne de Allah’ın sünnetine ne de pratik hayatta, böyle bir olayın olması mümkün değildir.
Şimdi Kuran içerisindeki ayetlerden örnekler vererek Ümmi kelimesinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışalım.
ÜMMİ TOPLUM KİMDİR?
62/2- O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler.
Son nebi ve resulün Mekkede doğup büyüdüğü ve orada kendisine nübüvvet geldiği Kuran ve tarihi rivayetlerle de doğrulanmaktadır. Mekke toplumlarının temel özellikleri, Allah’tan gelen peygamberlere, kitaplara ve ahiret âlemine inanmamaktadırlar. Onlar sadece yaşanan hayatın dünya hayatı olduğunu zannetmektedirler.
23/37- “O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz.”
45/24- Dediler ki: “(Bütün olup biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve diriliriz; bizi “kesintisi olmayan zaman’ (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğratmıyor.” Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar.
Mekke toplumu içerisinde Allah’a İnanmayan ateistler, bir başka ifadeyle Puta tapıcılar olduğu gibi, bir taraftan da Allah’a inandığı halde Allah’ın gönderdikleri peygamberlere kitaplara ve ahiret âlemine iman etmeyen deistler de vardır. Bunların her ikisi de ümmi kelimesinin karşılığını temsil eder. Bu her iki guruba ait Kuran’ın onlara Yapmış olduğu eleştirilere örnekler vermeye çalışalım.
2/28- Nasıl oluyor da Allah’ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O’na döndürüleceksiniz.
Bu ayet ateistler için söylenmiş olan bir ayettir. Çünkü Allah’ı ateistlerden başka inkâr eden yoktur. Şimdi Allah’ı Kabul ettiği halde Allah’ın rabliğini kabul etmeyenlere karşı Kuran’ın söyleyişine bir bakalım.
39/38- Andolsun, onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan, elbette “Allah” diyecekler. De ki: “Gördünüz mü-haber verin; Allah’tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O’nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O’nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi” De ki: “Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O’na tevekkül etsinler.”
43/87- Andolsun, onlara: “Kendilerini kim yarattı?” diye soracak olsan, elbette: “Allah” diyecekler. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorlar?
Ayetlerden de anlaşıldığı gibi gerek ateistler gerekse de deistler Kuran’a göre puta tapıcılar diye sıfatlaştırılmaktadır. Yani Dünya hayatında yaşamın kurallarını ya kendileri koyarlar ya da kendileri koyanların koydukları kuralları takip edenlerin hepsini içerisinde almaktadır. İşte son nebi ve resul böyle bir toplumun ve kültürün içerisinde doğmuş ve peygamber olunca ve peygamberlik döneminin büyük bir kısmını böyle bir topluluk içerisinde geçirmiştir.
Bu topluluğun adı Kuran dilinde Puta tapıcılar, Müşrikler, ata dini mensupları, Ümmiler, bilmeyenler kafirler, diye geçmektedir.
KİTAP EHLİ OLANLAR KİMLERDİR?
Kitap ehli; isminden de anlaşıldığı gibi, Allah’a peygamberliğe, kitaplarına meleklerine ve ahiret âlemine inandım dediği halde vahyin orijinalinden saparak gelen vahiyleri satarak, gizleyerek zan ve tahminle kendi uydurmuş oldukları dini Allah’tan olmadığı halde bu Allah’tandır deyip Allah adına din uyduranlara Kuran’ın verdiği bir isimdir.
Müşrik; Allah’ın insanlar için nebiler aracılığı ile göndermiş olduğu Vahiy orijinli dini kabul etmeyerek veya beğenmeyerek veya ekleyerek veya çıkararak Dünya hayatında Yaşam kuralı koyan veya yaşam kuralı koyanları takip eden bütün insanlara verilen bir sıfattır.
Bu tanımın içerisine, Kitap ehli de girmektedir.
9/30- Yahudiler: “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler; Hıristiyanlar da: “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?
9/31- Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah’a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka İlah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden Yücedir.
PEYGAMBER OKUMA YAZMA BİLİYORDU, ANCAK KİTAP EHLİ DEĞİLDİ.
Ümmi kelimesi okuma yazma bilmez anlamında değil, hiçbir kitaba bağlı olmayan demektir. Bir başka ifadeyle kendisinden önce gelen semavi dinlerin hiç birisine bağlı olmayan, anlamındadır.
Şimdi, hz. Muhammed kedisine vahiy gelmeden önce Yahudi ve Hıristiyan toplumu içerisinde değil, Mekke müşriklerinin içerisinde yaşamıştır. Kuran İçerisinde geçen bu kelimenin o konu ile ilgili ayetler içerisinde nasıl yer aldığını ayetlerden örnekler vererek açıklamaya çalışalım.
2/ 78- Onlardan bir kısmı ümmidir. Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir ve yalnızca zannederler.
Belki, Ümmi kelimesini bu ayette de okuma yazma bilmeyen olarak algılayabilirler.  Oysa Ümmilik semavi kitaplardan uzak olanlara verilen bir isim olduğunu aşağıdaki ayetlerde izah edildiğini göreceğiz.
3/ 20- Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah’a teslim ettim.” Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir.
Bu ayette peygamberin hitap ettiği topluluğu üç sınıfa ayırmaktadır.
1-Kitap-ehli olanlar, Bunlar daha önce de izah ettiğim gibi, kendinden önce hazreti Musa’ya ve hazreti İsa’ya inandıklarını iddia eden Yahudiler ve Hıristiyanlardır.
2-Ümmi olanlardır. Bunlar Allah’ın peygamber, kitap gönderdiğine inanmayan ve ahiret âlemi diye bir hayatın olduğunu kabul etmeyenlerdir. İşte hazreti Muhammed bu toplum ve kültürün içerisinde belirli bir yaşa gelinceye kadar yaşamıştır.
3-İman edenler=  Genelde ümmi yani hiçbir kitabı kabul etmeyen Mekke müşriklerinden iman edenler için kullanılmış bir ifadedir.
2/ 62- Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler(den kim) Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
5/ 69- Gerçek şu ki, iman edenlerle Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah’a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

Aslında Kuran bu ifadeyi Kullanırken ümmilerden yani Allah’a peygamberlere kitaplara ve ahiret hayatına iman etmeyip de gerçekleri gördüğü zaman hazreti muhammendin mesajı ile dirilerek inanır hale gelmesi olarak kullanmıştır.

3/ 75- Kitap Ehlinden öylesi vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir; öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen, onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu onların “ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap olmayanlar) konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur” demiş olmalarındandır. Oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde Allah’a karşı yalan söylemektedirler.
Ayette görüldüğü gibi, Kitap ehli olanlarla, ümmileri Kuran biri birisinden net bir şekilde ayırmaktadır. Aslında kitap ehlinin ümmi olanlara düşmanlığı Ümmilerin ahiret hayatına iman etmemeleri Kitap ehli olanların da iman etmelerinden kaynaklanmaktadır.
Şimdi bu ayeti okuma yazma bilenlerle, okuma yazma bilmeyenler diye ayırsak, Kuran mantığı ile uyum sağlayabilir mi?
7/ 157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
Bu ayette bahsedilen Ümmi elçi hiçbir kitaba tabi olmamış ve kitap ehli olmayan bir toplumun içerisinden çıkan bir elçiden söz etmektedir. Bakınız Kuran eğer o elçi ümmi değil de kitap ehli olan bir toplumdan olmuş olsaydı, şu itirazı yapacaklarını haber vermektedir.
29/ 48- Bundan önce sen hiç kitap okuyan değildin ve onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı.
Burada “sen hiç kitap okuyan değildin” ifadesi okuma yazması olmayan anlamında değil, hiçbir kitaba tabi olmayan anlamında kullanılmıştır.
“Sağ elinle o kitabı yazmıyordun” İfadesi de kuranın insan uydurması bir kitap olmadığını anlatmak için bu kitabı sen yazmadın bu kitap Allah tarafından muttaki olanlar için yol gösterici ir kitap olduğunu ortaya koymaktadır.
4/ 82- Onlar hala Kur’an’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.
10/ 37- Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir.
10/38- Yoksa: “Bunu kendisi yalan olarak uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi çağırın.”
Gördüğünüz gibi, Düşünen aklını kullanan bir kimse için bütün dünyadaki insanlar ve cinler toplanıp bir araya gelseler bu Kuran’ın benzerini getiremezler.
2/ 23- Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur’an)’dan şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın.
İşte Kuran’ın “sen onu sağ elinle yazmıyordun “ ayetinin anlamı sen kendi gücünle bu kitabı ortaya koymadın Biz onu sana öğrettik, anlamındadır. Sağ el kişilerin kendi güç ve kuvvetini temsil eden bir ifadedir.
Eğer sen hiçbir kitaba tabi olmayan bir toplumdan elçi olarak gönderilmeyip de Yahudi ve Hıristiyan dinine mensup bir toplumdan gönderilmiş olsaydın, diyeceklerdi ki, bu geçmiş Yahudi ve Hıristiyanların masallarını bize aktarıyor, diyeceklerdi. Ama hiçbir kitap ehli olmayan geçmişlerin din ve yaşam biçimlerini doğru bir şekilde bilemeyen bir kişinin çıkıp da ben Allah’tan sizler için gönderilmiş bir peygamberiyim dediği zaman geçerli bir cevabı ortaya koyamamış olurdu. Bakınız Kuran’ın başka bir ayetinde ümmi kelimesinin hiçbir kitaba tabi olmayan anlamında kullanıldığını desteklemektedir.
11/ 49- Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.
42/ 52- Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun.
7/ 158- De ki: “Ey insanlar, ben Allah’ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur. O’ndan başka İlah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah’a ve O’nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.
Bu ayet de gösteriyor ki, Yukarıdan beri aktarmış olduğum ayetlerle ve açıklamamızla ümmi kelimesinin okuma yazma bilmeyen bir peygamber değildir.  Ancak, okuma yazma bildiği halde kitabi olmayan, kitap nedir iman nedir bilmeyen, bir elçinin Allah’ın vahyetmesi sonucunda bilen gayıp haberlerini önceden insanlara sunan ve zamanı zemini geldiğinde tık tık ortaya çıkan bir peygamber olduğu anlaşılmalıdır.
Doğrularım Allah’a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN -ANAMUR


Hiç yorum yok: