Bilindiği
üzere oruç kelimesi Farsça’dan dilimize geçmiş bir kelimedir. Dilimize oruç
diye çevrilen bu kelimenin Arapça aslı “savm-siyam’dır”dır. Biz bu makalede
savm kelimesini kullanmayı tercih ediyoruz. Kur’an’da yer alan savm konusunu
iki başlık altında ele alacağız. 1.Şehri
Ramazan/Başlangıç Dolunayı 2.Savm’ın/Orucun
Niteliği.
1.ŞEHRİ RAMAZAN / BAŞLANGIÇ DOLUNAYI
Bu yazıda inceleyeceğimiz konu savm’ın
vakti ve süresidir. Bu konuda öncelikle Bakara 185’i mercek altına alacağız:
Ramazân ayı ki, Kur’ân,
bir kılavuz olarak ve furkândan, yol göstermeden açık açık açıklamalar olarak
kendisinde indirilmiştir. Bu nedenle sizden
her kim bu aya şâhit olursa hemen onda savm etsin/oruç tutsun. Kim
de hasta veya yolculukta ise diğer günlerden sayısıncadır. Allah, size kolaylık
diler, size zorluk dilemez. Bu kolaylık, Allah'ın koruması altına girmeniz ve
sayıyı tamamlamanız, size yol gösterdiğinden dolayı Allah'ı büyüklemeniz ve
Allah’ın verdiği nimetlerin karşılığını ödeyesiniz diyedir.(Bakara, 185)
Bakara 185’teki “Ramazan ayı” tabiri
nedeniyle savm, bugün Hicri takvimde yer alan Ramazan ayında 30 gün süre ile
icra edilmektedir.
“Ramazan ayı” olarak yapılan çevrinin
orijinal hali “Şehri Ramazan”dır. Öncelikle “Şehr” kelimesini ele alalım:
Şüphesiz Allah katında; gökleri ve yeri yarattığı
günkü Allah'ın
yazısında, şehran/ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haramlardır. İşte bu koruyan dindir... (Tevbe, 36)
Bu ayetteki “şehran/ayların sayısı on
ikidir” ifadesi takvimlerdeki 12 aya bölünmüş 30 günlük zaman dilimlerini
değil, bir senede ortaya çıkan 12 dolunayı işaret etmektedir. Hicri takvim
peygamberin ölümünden çok sonra Ebu Bekir ve Ömer zamanlarında oluşturulmuştur.
Oysa ki yukarıdaki ayet, “göklerin ve yerin yaratıldığı gün”den bu yana
şehran/ayların sayısı on ikidir, diyor.
Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde de
“Şehr” kelimesi için şöhret
kökündenmastar olup bir şeyi açığa çıkarmak manasındadır
denilerek gökte görünen aya şehr dendiği belirtilir. Nitekim, birçoğu dilimize
de geçmiş olan ve şöhretli, göze çarpan anlamlarını taşıyan kelimeler şöyledir:
meŞHuR: göze çarpan
teŞHiR: göz önüne sermek
ŞeHiRat: şişman kadın
eŞHarat: gebe kadın
eŞHaR: göz alıcı çiçekler
Gökteki ayın Kur’an’daki adı
kamer’dir. Şehr, kamer’in şöhretli halidir, yani dolunay halidir. “Şehr”
kelimesi Kur’an’da 11 ayette kullanılmıştır. Kullanıldığı tüm yerlerde takvim
ayına değil, ayın dolunay haline işaret etmektedir.
Şimdi de “Ramazan” sözcüğüne bakalım:
Ramazan sözcüğünün kökü, [r-m-z’dir].
[ramaz] ve [ramza], şiddetli sıcaktır. Ramaz,
“güneşin sıcaklığının şiddetinden taşların sıcaklaması” demektir.
Bu açıklamalardan sonra “Şehru
Ramazan”ın şiddetli
sıcakların olduğu zamandaki şöhretli dolunay olduğu anlaşılmaktadır. O halde
yapmamız gereken senenin en şiddetli sıcaklarının olduğu zamanki Dolunayı
bulmak olacak. Senenin en sıcak zamanı Haziran Temmuz aylarıdır ve 21 Haziran
yaz dönencesinden sonra ilk 0-30 gün içerisinde görülen Dolunay, Şehru
Ramazan’dır. Şehru Ramazan “Başlangıç Dolunayı” demektir. (Bu hususta
“Sebe 12 ve Büyük Çeviri Hatası” makalesi okunabilir.)
22 Haziran 2005’te çekilen bu
fotoğrafata o yıla ait “Başlangıç Dolunayı” görülüyor.

Kur’an’ın bütünü incelendiğinde Kur’an
ayetlerinin insanın, dünyanın ve evrenin dinamiklerine göre yazıldığı görülecektir.
Kur’an, ismini
insanların taktığı (hem de yıllarca sonra taktığı) bir ayın ismini
zikrederek savm edilmesini istemez. Ocak ayında savm edin ya da Kasım ayında
savm edin gibi bir ifadeyi Kur’an kullanmaz. Eğer bir zaman verecekse bunu
değişmez dinamiklere güneşin ya da ayın durumlarına göre yapar.
Buraya kadar yazdıklarımız ile savm’ın
Hicri takvimdeki Ramazan ayında değil, 21 Haziran yaz dönencesinden sonra
görülen ilk Dolunay'da/Başlangıç Dolunayı’nda tutulması gerektiğini belirttik.
Peki savm kaç gün süreyle icra
edilmelidir?
Kur’an’da yer alan “Şehri Ramazan”
tabiri, Hicri takvimdeki Ramazan ayı olunca ve bu ay da 30 gün çekince haliyle
savm’da 30 gün süreyle icra edilir olmuştur. Oysa ki Bakara 183 ve 184
ayetlerine göre savm sayılı
günlerdedir.
Ey iman sahipleri! Oruç sizden
öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede
korunmanız umulmaktadır. Sayılı
günlerdir... (Bakara,
183-184)
O halde “Sayılı günler/Eyyamen
madudat” ifadesi kaç gün demektir?
Ve Allah'ı sayılı günlerde anın. Artık kim
iki gün içinde acele ederse ona günâh yoktur… (Bakara, 203)
(Savm’ın amacının Allah’ı
anmak/Zikrullah olduğu ileride açıklanacaktır) Ayet dikkatli okunursa şu
görülecektir: 2 gün savm etmek acele etmek ise sayılı günler 3 gündür. Bunun
daha açık şekilde ifadesi Bakara 196’dadır:
…Bunu bulamayan oruç tutsun: Bu, üç günü hacda, yedi
günü döndüğünüzde, tam on gündür…
Bakara 196, hacc ve umre yapmak
isteyip de herhangi bir sebeple engellenen kimselerin ne yapacaklarını anlatmaktadır.
Engellenme hali bitip de kişi güvenliğe kavuştuğunda hediye verecektir. Verecek
hediye bulamazsa, o taktirde 10 gün savm edecektir. Bunun üç günü hacc’dadır.
Burada belirtilen üç gün “sayılı günler”in açık ifadesidir. Ve Bakara 203’teki
“kim iki gün içinde acele ederse” ifadesini tamamlamaktadır.
Tüm bunlardan çıkardığımız sonuç şudur
ki: Savm, yaz dönümü olan 21 Haziran’dan sonraki ilk ŞEHR’DEN/DOLUNAYDAN
itibaren 3 süreyle yerine getirilmelidir.
2.SAVM’IN – ORUCUN NİTELİĞİ
Bakara 183 ve 184 bizden öncekilerin
savm’ını anlatmaktır. Bakara 185 ve 187 ise bizim savm’ımızı anlatmaktadır.
Savm’ın niteliğini “Savm Emri”, “Bakara 187” ve “Savm’ın Amacı” başlıklarında
ele alacağız.
A.Savm Emri:
Ramazân ayı ki, Kur’ân, bir kılavuz
olarak ve furkândan, yol göstermeden açık açık açıklamalar olarak kendisinde
indirilmiştir. Bu nedenle sizden her kim bu aya şâhit olursa hemen onda savm
etsin/oruç tutsun... (Bakara, 185)
Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde savm şöyle tarif edilmiştir:
"sıyâm, savm", sözlükte
nefsi meylettiği şeylerden, isterse bir söz olsun alıkoymak yani kendini tutmaktır.
Bakara 185’te savm’a ilişkin bir çok
unsur vardır. Ancak emir bir tanedir ve çok açıktır: “Savm edin/kendinizi
tutun”. Bu emrin ne şekilde yerine getirileceği insanın özgür iradesine
bırakılmıştır. İşte savm, arzu ve isteklerimiz konusunda kendimizi tutmak, bu
yönde irade göstermektir. Hem yememek hem içmemek suretiyle savm edilebileceği
gibi sadece yememek ya da sadece içmemek suretiyle de savm edilebilir. Sigara
içmemek, kumar oynamamak, alkol kullanmamak, dedikodu yapmamak ve bunlar gibi
daha yüzlerce konuda savm edilebilir. Bünyeleri, duyguları, düşünceleri,
arzuları, hayatı algılamaları, psikolojileri farklı milyonlarca insan için
geçerli bir tek savm şekli yoktur.
Ancak bugüne kadar savm önce oruç
ismiyle hayatımıza girmiş daha sonra da yememek içmemek ve cinsel ilişkide
bulunmamak olarak algılanmıştır.
Ragıp El İsfahani’nin Müfredat’ta savm
için yaptığı tarif hayatımıza yerleşmiştir. Ragıp El İsfahani Müfredat’ta
savm’ı “yemeyi, içmeyi, konuşmayı ve cinsel ilişkiyi bırakmak” olarak tarif
etmiş ve bu tarif de kabul görmüştür. İsfahani’nin tanımını yaptığı, Kur’an’da
yer alan savm çeşitlerinin bir toplamıdır. Bunlar da savm’dır ama savm’lar
bunlarla sınırlı değildir.
Yiyip içerek de savm edilebileceği
Meryem Suresi’nden açıkça anlaşılmaktadır:
Sonra ona aşağısından/aşağısındaki
kişiseslendi: "Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında bir su arkı akıttı.
Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine olgunlaşmış taze hurmalar düşsün.
Sonra ye, iç, gözün aydın olsun. Sonra eğer beşerden birini görürsen, ‘Ben
Rahmân'a bir savm
adadım, onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım' de."
(Meryem, 24-26)
Kadınların konuşmayı erkeklerden çok
sevdikleri ve daha çok konuştukları bilimsel bir gerçektir. Burada da Meryem,
İsa’nın doğumuyla ilgili konuşma dürtüsüne savm ederek engel olmaktadır.
İsfahani’nin tanımına göre Meryem’in savm’ı 4’te 1 savm olmaktadır. Tanımda yer
alan 4 unsurdan sadece konuşma hususunda savm edilmiştir. Ancak ayet Meryem
için “savm etti” demektedir. Eğer ki savm, yemeyi içmeyi tamamen kesmektir
denirse o taktirde Meryem’in savm’ı açıklanamaz olur ve Kur’an’a çelişki
atfedilmiş olur. Kur’an’da çelişki yoktur.
Ayrıca Bakara 185’te “Allah size
kolaylık diler zorluk dilemez” denerek, bizden evvelkilerin savm’ından (Bakara
183’te anlatılandan) daha kolay bir uygulamaya gidileceği belirtmiştir. Bir
sonraki cümledede “Bu kolaylık, …sayıyı tamamlamanız… içindir”
denerek artık herkesin sayıyı tamamlayabileceği bir savm
uygulamasına geçileceğinin haberi verilmiştir.
B.Bakara 187:
Oruç tutma gecesinde kadınlarınıza
refes [çirkin söz, cinsel ilişki], size helâl kılındı. Onlar, sizin için bir
giysidir siz de onlar için bir giysisiniz. Allah, sizin kendinize hâinlik
ettiğinizi bildi de tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara
[kadınlarınıza] yaklaşın ve Allah'ın sizler için yazdığı şeylerden arayın. Ve
fecrden beyaz iplik siyah iplikten sizin için açığa çıkıncaya kadar yiyin,
için. Ve geceye kadar orucu tamamlayın. Ve siz mescidlerde âkif [programlı
ibâdet hâlinde] iken onlara yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, Artık
onlara [Allah'ın sınırlarına] yaklaşmayın. Allah, takvâlı olsunlar diye
âyetlerini insanlara işte böyle açıkça ortaya koyar. (Bakara, 187)
Bakara 185’teki emir açıktır: “Savm
edin/kendinizi tutun”. Bu emrin ne şekilde yerine getirileceği insanın özgür
iradesine bırakılmıştır. Ayetlerden anlaşıldığına göre, Bakara 185 indiğinde
Muhammed toplumu sabahtan
akşama kadar yememek içmemek ve savm süresince cinsel ilişkiye girmemek yönünde savm kararı almıştır. Ancak
eşleri ile birlikte olmamak yönündeki savm’larını yerine getirememişlerdir.
Bunun üzerine Bakara 187. Ayeti inerek geceleri eşleri ile birlikte olmayı
helalleştirmiştir/serbestleştirmiştir.
Şimdi Bakara 187’deki “Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, Artık
onlara [Allah'ın sınırlarına] yaklaşmayın” cümlesi ile Bakara 187. Ayetini
tahlil edelim:
Muhammed toplumu savm süresince
eşleriyle cinsel ilişkiye girmeme konusunda savm kararı almış ancak bu konuda
kendilerini tutamamışlardır. Bu suretle Bakara 185’teki kendini tutma emrini
ihlal etmişlerdir. Kendilerini tutamayacakları konuda savm kararı almakla
aşırıya kaçmışlardır. Ayetler sadece uygulanmamak suretiyle değil, uygularken
aşırıya gitmek suretiyle de ihlal edilebilir. Bu ihlalden sonra da tevbe
etmişlerdir. Bu tevbe üzerine: “Allah, sizin kendinize
hâinlik ettiğinizi bildi de
tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı” denerek tevbeler kabul edilmiştir.
Bakara 187 ayeti bu ihlal ve tevbeler üzerine inmiştir. İnmesiyle birlikte:
1.Geceleri cinsel
ilişkiyi helalleştirmiş/serbestleştirmiş ve bu yolla insanların kendilerine
yaptıkları zulme son vermiştir. Ancak bu helalleştirme diğer yönüyle bir
haramlaştırmayı/yasaklamayı beraberinde getirmiştir. Buna göre gündüzleri
cinsel ilişki yasaktır. Bu
birinci sınırdır.
2.Muhammed
toplumu gündüzleri yememe ve içmeme yönündeki savmlarını yerine getirdiğinden burada
bir onama vardır. O sebeple yemek ve içmek
konusunda bir haramlaştırma/yasaklama yoktur. Yani Bakara 185’te belirtildiği
gibi insanlar hangi konuda savm edeceklerine özgür iradeleriyle karar
verecektir. Muhammed toplumu gündüzleri yememe içmeme yerine başka türlü bir
savma gitmiş ve onu da uygulamış olsaydı yine onanacaktı. Çünkü emir kendini
tutmaktır. Kendini tutmanın hangi konuda olacağını kişiler kendileri
belirleyecektir.
3.Geceleri cinsel
ilişkinin helalleştirilmesine karşılık dengeyi sağlamak için itikafta iken
cinsel ilişki yasağı gelmiştir. Bu da
ikinci sınırdır.
Bakara 187’de “yemeyin, içmeyin” diye
bir emir yoktur. Sadece Muhammed toplumunun kendisine uygun bulduğu sabahtan
akşama kadar yememe içmeme kararının onayı vardır. Bu anlamda o gün yaşayanların
kendileri için belirledikleri sabahtan akşama kadar yememe içmeme şeklindeki
savm’ını kurallaştırmak uygun değildir. Belli bir süreyle de olsa Allah hiç
kimseye yemeyi içmeyi yasaklamış değildir. Sadece Kendisinin anılmasının
yolunun insanın kendisini tutmasından geçtiğini belirterek hangi konuda kişinin
kendisini tutacağını kişinin özgür iradesine bırakmıştır. Bakara 187 ayetinde,
savm halinde iken gündüzleri cinsel ilişkiye girmemek ve itikaftayken cinsel
ilişkiye girmemek dışında bir sınır, bir yasak yoktur.
Mekke ve Medine tarlanın, bağın,
bahçenin ve suyun olmadığı bir çöl arazisidir. Bu sebeple o günkü Arap toplumu
açlığa ve susuzluğa çocuktan beri talimli ve dayanıklıdır. Bu coğrafyada
büyüyen insanlar için sabahtan akşama kadar yememek ve içmemek belki de birçok
gün yaptıkları bir şeydir ve onlar için kolaydır. Buna karşılık o günkü toplum
bir çoğumuz için daha kolay görünen cinsel ilişkiye girmemek yönündeki savm’ı
gerçekleştirememiştir. O halde bugün için şunu söyleyebiliriz: Yaşadığı coğrafya,
yetişme şartları, duygu, düşünce, zaaf, arzu ve istekleri farklı olan her kişi,
kendi sınırlarını bilerek aşırıya kaçmadan ve kendine zulmetmeden kendine uygun
savm şeklini belirlemelidir.
Bu
anlamda Bakara 187 tek başına değerlendirilemez. Önce Bakara 185’teki savm
emrinin niteliği belirlenmeli daha sonra Bakara 187 bu ayete göre
değerlendirilmelidir. Savm emri Bakara 187’de değil, Bakara 185’tedir.
C.SAVM’IN AMACI:
Ramazân ayı ki, Kur’ân, bir kılavuz
olarak ve furkândan, yol göstermeden açık açık açıklamalar olarak kendisinde
indirilmiştir. Bu nedenle sizden her kim bu aya şâhit olursa
hemen onda savm etsin/oruç tutsun... (Bakara, 185)
Yukarıda altı çizili bölüm bize
savm’ın sebebini açıklamaktadır. Biz savmı, Şehri Ramazan’da/Başlangıç
Dolunay’ında Kur’an’ın indirilmesi nedeniyle yerine getiriyoruz. Şimdi birinci
ve ikinci cümleleri düz bir cümle haline getirelim:
Şehri Ramazan ki/Başlangıç Dolunay'ı ki, Kur’ân, bir kılavuz
olarak ve furkândan, yol göstermeden açık açık açıklamalar olarak kendisinde indirildiği için sizden her kim bu aya şâhit olursa
hemen onda savm etsin.
Kısaca,
Kur’an Başlangıç Dolunay’ında indirildiği
için savm edin, deniyor.
Kur’an kendi başına inmedi. Kur’an’ı
indiren Allah. O halde, Allah
Kur’an’ı indirdiği için savm
edeceğiz.
O halde savm ederek, Kur’an’ı bir kılavuz olarak ve furkândan, yol göstermeden
açık açık açıklamalar olarak indirdiğinden
dolayı Allah’ı
anıyoruz/Zikrullah.
Savm ile kendini tutma eylemi, Allah’ı
anmak içindir.
Şerhi Ramazan’da/Başlangıç
Dolunay’ında sadece savm edilmeyecek aynı zamanda Kur’an çalışılacaktır. Bunu
da gerek Bakara 185 gerekse Bakara 187’den anlayabiliriz:
Şehri Ramazan ki/Başlangıç Dolunay'ı ki, Kur’ân, bir kılavuz olarak ve
furkândan, yol göstermeden açık açık açıklamalar olarak kendisinde
indirilmiştir. Bu nedenle sizden her kim bu aya şâhit olursa
hemen onda savm etsin… (Bakara, 185)
Şehri Ramazan’da/Başlangıç
Dolunay’ında Kur’an indirilmiştir. Kur’an baştan sona bilgi dolu bir kitaptır.
O halde Allah’ı anmak için Kur’an da çalışılacaktır. Kur’an’ın indirilmesi
sebebiyle savm yapılan bir dönemde Kur’an çalışmamak olmaz.
…Kim de hasta veya yolculukta ise
diğer günlerden sayısıncadır. Allah, size kolaylık diler, size zorluk dilemez.
Bu kolaylık, takvaya
ulaştırması (Allah'ın
koruması altına girmeniz) ve sayıyı tamamlamanız, size yol
gösterdiğinden dolayı Allah'ı
büyüklemeniz ve Allah’ın verdiği nimetlerin karşılığını ödeyesiniz diyedir.(Bakara,
185)
Aç kalmak, susuz kalmak, cinsel
ilişkiye girmemek tek başlarına insanı takvaya ulaştırmaz. İnsanın takvaya
ulaşması ham düşünce arzu ve isteklerini terk edip aklını işletmesi ile
mümkündür. Savm (arzu ve istekler konusunda kendini tutmak) + ham düşüncelerden
kurtulmak için Kur’an çalışmak insanı takvaya ulaştırır.
…Ve siz mescidlerde âkif [programlı ibâdet hâlinde] iken
onlara yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, Artık onlara [Allah'ın
sınırlarına] yaklaşmayın. Allah, takvâlı olsunlar diye âyetlerini insanlara işte
böyle açıkça ortaya koyar. (Bakara, 187)
Bu ayet de savm’da Kur’an
çalışılacağını çok net göstermektedir. İsteyen herkes savm edecek Kur’an
çalışacaktır. Ancak ayetten de anlaşılacağı üzere bir kısım insan savm zamanı
mescidlerde programlı Kur’an çalışmaları yapacaktır.
Savm ile Allah, kullarına Kendisi’nin
nasıl anılması gerektiğinin yolunu göstermektedir. Buna göre, kişi kendi belirlediği bir konuda kendini tutarak
ve Kur’an çalışarak Allah’ı anacaktır.
Ay takvimi için: http://kalender-365.de/ay-takvimi.php
2016 yılında savm/oruç günleri
20-21-22 Temmuz'dur.
NOT: Bakara
185 Kur’an Başlangıç Dolunay’ında indirildi der. Başlangıç Dolunay'ı aynı
zamanda Kadir Gecesi’dir (Kadir Suresi).
“Savm” kelimesi sadece Meryem
Suresi’nde Meryem’in kendini tutmasında kullanılır. Kur’an’da bunun dışında
kalan ve oruç diye çevrilen kelime “siyam”dır. Her ikisi de kendini tutmaktır
ancak “Savm” kişinin herhangi bir zaman herhangi sebeple kendini tutmasıdır
(adak). “Siyam” ise Allah’ın Kur’an’da insanlar üzerine yazdığı kendini
tutmaktır. “Savm” ismi ünlendiği için biz bu makalede “Savm” kelimesini
kullandık.
SAVM ORUÇ
BU MAKALEDE ORUÇL
İLGİLİ KUR’ANA UYMAYAN YERLERİ ANLATACAĞIM İNŞ.
Bakara / 183



(Medenî 87)
Ey iman
edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç,
size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.
Bakara / 184
title=Karşılaştır v:shapes="_x0000_i1028">
title="Sayfaya Git" v:shapes="_x0000_i1029">
title="Detaylı İnceleme" v:shapes="_x0000_i1030">
(Medenî 87)



(Medenî 87)
(Oruç)
Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı
günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir
yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da
kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirsenizsizin için daha
hayırlıdır.
Bakara / 187
title=Karşılaştır v:shapes="_x0000_i1031">
title="Sayfaya Git" v:shapes="_x0000_i1032">
title="Detaylı İnceleme" v:shapes="_x0000_i1033">
(Medenî 87)



(Medenî 87)
Oruç
gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz,
siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet
ettiğinizi (güvenmediğinizi) bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı.
Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti,
sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra
geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara
(kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara
yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki
sakınırlar.
Bakara / 196
title=Karşılaştır v:shapes="_x0000_i1034">
title="Sayfaya Git" v:shapes="_x0000_i1035">
title="Detaylı İnceleme" v:shapes="_x0000_i1036">
(Medenî 87)



(Medenî 87)
Haccı ve
umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle)
kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine
varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından
şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka
veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar
umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir).
Bulamayana da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar,
tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu,
ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki
Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır.
Nisâ / 92
title=Karşılaştır v:shapes="_x0000_i1037">
title="Sayfaya Git" v:shapes="_x0000_i1038">
title="Detaylı İnceleme" v:shapes="_x0000_i1039">
(Medenî 92)



(Medenî 92)
Bir mü'mine,
-hata sonucu olması dışındabir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir
mü'mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve
ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka
olarak bağışlamaları başka. Eğer o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir
topluluktan ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir.
Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda
ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir.
(Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak
iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan
bir tevbedir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mâide / 89
title=Karşılaştır v:shapes="_x0000_i1040">
title="Sayfaya Git" v:shapes="_x0000_i1041">
title="Detaylı İnceleme" v:shapes="_x0000_i1042">
(Medenî 112)



(Medenî 112)
Allah sizi,
yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu
tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar.
Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on
yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne
kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz)
yeminlerinizin keffaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini
böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.
Mâide / 95
title=Karşılaştır v:shapes="_x0000_i1043">
title="Sayfaya Git" v:shapes="_x0000_i1044">
' title="Detaylı İnceleme" v:shapes="_x0000_i1045">
(Medenî 112)



(Medenî 112)
Ey iman
edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak
(taammüden) öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da,
Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi
hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle
işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı bağışladı. Ama kim
tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır. Allah üstün ve güçlü olandır, öc
sahibidir.
Meryem / 26
title=Karşılaştır v:shapes="_x0000_i1046">
title="Sayfaya Git" v:shapes="_x0000_i1047">
title="Detaylı İnceleme" v:shapes="_x0000_i1048">
(Mekkî 44)



(Mekkî 44)
Artık, ye,
iç ; gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: 'Ben
Rahman (olan Allah) a oruç adadım,
bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.'
Ahzâb / 35
title=Karşılaştır v:shapes="_x0000_i1049">
title="Sayfaya Git" v:shapes="_x0000_i1050">
title="Detaylı İnceleme" v:shapes="_x0000_i1051">
(Medenî 90)



(Medenî 90)
Şüphesiz,
müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar,
gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden
kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve
sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan)
korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler
ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı
çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir
ecir hazırlamıştır.
Ancak buna
(imkan) bulamayanlar (için de) birbirleriyle temas etmeden önce, kesintisiz iki
ayoruç (yüklenmiştir); buna güç
yetiremeyenler altmış yoksulu doyursun. Bu (kolaylık), Allah'a ve O'nun
Resûlü'ne iman etmeniz dolayısıyladır. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kafirler
içinse acı bir azab vardır.
Belki onun
Rabbi, -eğer sizi boşayacak olursaona yerinize sizlerden daha hayırlı müslüman,
mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir.
ORUCUN ON GÜN OLDUĞUNU İDDİA EDENLERİN
DAYANDIKLARI AYET!!!!!
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA
2/196- Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer
(düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay
gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş
etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya
sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız,
hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek
gerekir). Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere,
bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram’da
olmayanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek
çetin olandır.
Kuran’da geçen bir ayetin ne demek istediğini doğru olarak anlayabilmek
için, o ayetin kendisinden önce ve kendisinden sonra gelen ayetleri de beraber
düşünmek gerekir. Eğer ayetin konu içerisindeki yeri ve konumu tespit
edilemezse ayete başka anlamlar yüklenerek farklı anlamlara saptırılabilir.
Şimdi ayet nasıl bir konu içerisinde zikredilmektedir onu, tespit etmeye
çalışalım.
2/190- Sizinle savaşanlara karşı Allah
yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez.
2/191- Onları, bulduğunuz yerde öldürün
ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir.
Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla
savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte
böyledir.
2/192- Onlar, (savaşa) son verirlerse
(siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir.
2/193- (Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya
kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına
karşı düşmanlık yoktur.
2/194- Haram ay, haram aya karşılıktır;
hürmetler (de) karşılıklıdır. Öyleyse kim size saldırırsa, onun saldırdığı gibi
siz de ona saldırın. Allah’tan korkup-sakının ve bilin ki Allah, muhakkak ki
korkup-sakınanlarla beraberdir.
2/195- Allah yolunda infak edin ve
kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah,
iyilik edenleri sever.
Konu inkâr edenlerin Müslüman olanlara
saldırma ve savaş söz konusu olduğunda Kâbe’ye umre ve haç etmenin güvenlik
açısından tehlike arz ettiği durumdan bahsedilmektedir. Kuran dikkat ederseniz
Müslüman olanlar için yapılması gereken ibadetlerin zorunlu şartlar altında
bazı engeller çıkması sonucunda Müslüman olanların durumlarına göre bazı fidye
vermeleri sonucunda af kapsamına girdiğini anlatarak inanlar üzerindeki ağır
yükü hafifletmektedir. Şimdi Sayılı günlerdeki orucun on gün olarak anlayanların
yanıldıkları konu ile ilgili ayeti kuran bütünlüğü içerisinde geçen ayetlerle
Bağlantı kurarak ne Kadar bir yanlışa düştüklerini izah etmeye çalışacağım.
2/183- Ey iman edenler, sizden
öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki
sakınırsınız.
2/184- (Oruç) Sayılı günlerdir. Artık
sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka
günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar
fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır.
Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.
Oruç her Müslüman’ım diyenlerin sağlık
durumu yerinde ve oruç tutmaya mazeret teşkil etmeyenlerin her ramazan ayında
bir ay oruç tutmakla yükümlüdürler. Eğer ayette de belirtildiği gibi geçici
mazeret teşkil edenler, hasta ya da yolculukta olalar için müsait bir zamanda
tutamadıkları günler sayısı kadar, kaza ederek tutmaları gerekir. Eğer sağlık
durumları düzelmeyecek kadar müzminleşmişse bir başka ifadeyle oruç tutmada
zorlanacaklarsa bu durumda tutamadığı orucun fidyesini verecek güçte ise
fidyesini vermesi gerekir. Orucun nasıl tutulacağını Kuran şöyle tarif eder.
2/187- Oruç gecesinde kadınlarınıza
yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara
örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu
bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve
Allah’ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah
iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu
tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza)
yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte
Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.
Oruç Kuran’da tarif edildiği gibi, seher
vaktinden geceye kadar yemeden içmeden ve cinsellikten uzaklaşarak ramazan ayı
boyunca sürekli tekrarlanarak bu ibadeti yerine getirmek için, engeli olamayan
her Müslüman için yapılması farz olan bir ibadet şeklidir. Ancak Yapılan bazı
yanlış davranışların sonucunda veya verilmesi gereken fidye bedelini
ödeyemeyenlere kolaylık olması için kefaret olarak oruç tutma alternatifi
kullanılmaktadır.
Kazara adam öldürenlere ve ziharda
bulunanlara yaptıkları yanlış davranış olarak, fidye veremeyenlere iki ay oruç
kefareti vardır.
4/92- Bir mü’mine, -hata sonucu olması
dışında- bir başka mü’mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü’mini ‘hata sonucu’
öldürürse, mü’min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim
edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları
başka. Eğer o, mü’min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu
durumda mü’min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle
aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet
ödemek ve bir mü’min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle
özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç
tutmalıdır. Bu, Allah’tan bir tevbedir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir.
58/3- Kadınlarına “zıhar”da bulunanlar,
sonra söylediklerinden geri dönenlerin, birbirleriyle temas etmeden önce bir
köleyi özgürlüğüne kavuşturmaları gerekir. İşte size bununla öğüt
verilmektedir. Allah, yaptıklarınızı haber alandır.
58/4- Ancak buna (imkan) bulamayanlar
(için de) birbirleriyle temas etmeden önce, kesintisiz iki ay oruç
(yüklenmiştir); buna güç yetiremeyenler altmış yoksulu doyursun. Bu (kolaylık),
Allah’a ve O’nun Resûlü’ne iman etmeniz dolayısıyladır. Bunlar, Allah’ın
sınırlarıdır. Kafirler içinse acı bir azap vardır.
Bu ayetler ışığı altında bizim asıl
konumuzu ilgilendiren “on gün” orucu ne içinmiş onu tahlil etmeye çalışalım.
2/196- Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer
(düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay
gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş
etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya
sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız,
hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek
gerekir). Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere,
bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram’da
olmayanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek
çetin olandır.
1- Haccı ve umreyi Allah için
tamamlayın.
Önce Hac kelimesinin ne anlama geldiğini
anlamaya çalışalım. Hac için Kuran’da yaklaşık olarak onun üzerinde ayet
vardır. Kuran bu konuda şöyle der.
3/ 97- Orada apaçık ayetler (ve)
İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup
güç yetirenlerin Ev’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de
inkar ederse, şüphesiz, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.
Hacca gitmek turistik bir seyahat etmek
değildir. Hac etmek demek Bütün insanlara önder olan bir peygamberin yaşam
biçimini hayat tarzını öğrenerek Dünya hayatında iman eden bir Müslüman’ın
nasıl bir yol yöntem takip edeceğinin ilkelerini öğrenerek Allah’a nasıl,
teslim olunacağının mesajını vermektedir.
2/ 125- Hani Evi (Ka’be’yi) insanlar
için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. “İbrahim’in makamını namaz yeri
edinin”, İbrahim ve İsmail’e de, “Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve
rüku ve secde edenler için temizleyin” diye ahid verdik.
Erkek olsun kadın olsun her Müslüman
için olmazsa olmazlardan olan yol Allah’ın Hazreti İbrahim’in şahsında, yeşerip
şekillenmiş bir yaşam biçimini insanlara örnek olarak Allah bize göstermiştir.
Babası anası ve kavminin hepsi genelde
müşrik olan bir toplum içerisinden Allah’ın kendi fıtratına yerleştirmiş olduğu
takva sesini ön plana çıkartarak Yerlerin ve göklerin yaratıcısı Olan Allah’a
teslim olmayı başarmış ve Allah da onu dünya hayatında peygamber olmayı nasip
etmiştir.
2/ 150- Her nereden çıkarsan, yüzünü
Mescid-i Haram yönüne çevir. (Siz de) Her nerede olursanız yüzünüzü onun yönüne
çevirin. Öyle ki, onlardan zulmedenlerin dışında insanların, size karşı bir
delilleri olmasın. Onlardan korkmayın, Benden korkun, üzerinizdeki nimetimi
tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz.
İşte Allah, her türlü İnanç ve yaşam
biçimi farklılığı içerisinde olursanız olun yönünüzü İbrahim’in iman emiş ve
yaşamış olduğu dine çevirin. Sizin için kurtuluş yolu budur. Anlamı ifade
edilmektedir.
Yani her Müslüman’ım diyenler, malını
yakınlarını hatta ve hatta canını riske atarak öyle bir yaşam şekline kendisini
kavuşturması gerekir.
9/ 111- Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden
-karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın
almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,)
Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir.
Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu
alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’
budur.
Demek ki Hac Allah’ın insanları dünya
hayatından ahiret hayatındaki ebedi mutluluğa giden yolun şifresi, cevheri,
hazinesi orada saklı olan bir makam imiş. Her Müslüman’ım diyenler oraya
gidebilecek ortamı imkânı ve sağlık durumu yerinde ise mutlaka ama mutlaka
gidecektir ve gitmesi gerekir.
2- Eğer (düşman, hastalık ve buna
benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin
Şimdi, Hacca, bir başka ifadeyle Kâbe’ye
gidilmesi mümkün olamayan durumları Kuran ayrı ayrı anlatarak bilgi verilmekte
ve yapılması gereken çözüm yollarını sunmaktadır.
3- Kim sizden hasta ise veya başından
şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi
gerekir).
Burada ifade edilen “başından şikâyet”
hac veya umreye engel olan herhangi bir şey varsa yapılması gereken kuralları
Allah sıralamaktadır. Bunlar, ya oruç tutmak, ya sadaka vermek, ya da kurban
kesmektir.
4-Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar
umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir).
Hac etmenin en önemli şartlarından
birisi güvenliktir. Bakınız Allah burada bile insan canına ne kadar önem ve
kıymet verdiği anlaşılmaktadır. Eğer sağlık durumunuz yerinde ise hac eteye
gidebilecek mali imkanınız da varsa bir kurban kesmeyi Allah emretmektedir. O
da kolayınıza geleni derken de sizi ekonomik yönden sarsmayacak bir kurbandır.
5- Bulamayana da, haccda üç gün,
döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır.
Kurban kesme imkânı olmayanlar için,
diyet bedeli olarak hacda üç gün, kendi memleketlerine yani ikamet yerlerine
döndüklerinde ise yedi gün daha ekleyerek toplam on gün oruç tutmaları
gerekmektedir.
6- Bu, ailesi Mescid-i Haram’da
olmayanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek
çetin olandır.
Mescidi haramda olanlara, yani ikamet
yeri Kâbe ve çevresinde bulunanlara kurban kesme imkanı olmayanlara oruç tutma
gibi yükümlülükleri olmadığını söylemektedir.
Kuran’da bir ay oruç yoktur. On gün oruç
vardır diyerek geleneksel din anlayışına karşı çıkmak adına ayetleri çarpıtarak
her ramazan ayında bir ramazan boyunca oruç tutmalarının yanlış olduğunu
söylemek büyük bir yanlışlıktır. Bahsettikleri on gün oruç hacda kurban kesme
imkânı olmayan ve aynı zamanda ikamet yeri Kâbe ve çevresi dışında uzak
yerlerden gelenler için emredilen bir oruçtur. Şimdi Kuranda geçen bazı
insanların yapamadıkları bir suça karşılık oruç tutulması gerektiği ile ilgili
ayetlerden örnekler vererek bunları açık ve net olarak ispat etmeye çalışalım.
Kuran içerisinde on bir ayette oruç
kelimesi geçmektedir. Bunlardan bazı ayetlerde orucun ne için tutulması
gerektiğini bizlere açık ve net bir şekilde açıkladığını görmekteyiz.
YEMİN BOZMA ORUCU;
5/89- Allah sizi, yeminlerinizdeki
‘rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden’ dolayı sorumlu tutmaz, ancak
yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin)
kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak
ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara
imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde
(bozduğunuz) yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size
ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.
Aslında buradaki yemin başka yeminleri
de içerisine alsa da Nikâh sözleşmesini bozma anlamındaki yapılan yemindir.
Konumuz yemin bahsi ile ilgili bilgi vermek olmadığı için detaylara girip sizi
yormak istemiyorum. Diyelim ki bir kişi bir talak veya üç talak sen benden
boşsun dediği zaman evlilik akdinin sona ermiş olmadığını talak bahsinde
bunların gerçekleşmesi için periyodik olarak bir süreç geçmesi gerektiğini izah
etmeye çalışmıştık.
Elbette yapılan her yanlış davranışın
bir bedeli bir sorumluluğu olduğu gibi, konuşulan ve söylenen her yanlış sözün
de bir sorumluluğu bir bedeli olması gerekir. Yemin edip de ettiği yemininde
duramayıp dönenler şu cezalarla karşılaşmaktadırlar. 1-Ailesinin yediği veya
giydiği şeylerin değerinde on yoksulu giydirmesi veya doyurması. 2-Bir köleyi
özgürlüğüne kavuşturması. 3- Eğer on yoksulu doyuracak, on yoksulu giydirecek
kadar mali gücü yerinde değilse bir köleyi azat etmesi gerektiğini Allah
emretmektedir. Eğer bunlara da gücü yetmiyorsa üç gün oruç tutması gerektiği
emri verilmektedir. Bu tabi ki Müslüman’ım diyenler içindir.
Şimdi ayette yemin edip yerine
getiremediği zaman üç gün oruç tutma kefaretini, tutarda Müslüman olanlara
Allah üç gün oruç emretti deseniz tutarlı bir anlayış olabilir mi?
ZİHAR ORUCU;
58/3- Kadınlarına “zıhar”da bulunanlar,
sonra söylediklerinden geri dönenlerin, birbirleriyle temas etmeden önce bir
köleyi özgürlüğüne kavuşturmaları gerekir. İşte size bununla öğüt
verilmektedir. Allah, yaptıklarınızı haber alandır.
58/4- Ancak buna (imkan) bulamayanlar
(için de) birbirleriyle temas etmeden önce, kesintisiz iki ay oruç
(yüklenmiştir); buna güç yetiremeyenler altmış yoksulu doyursun. Bu (kolaylık),
Allah’a ve O’nun Resûlü’ne iman etmeniz dolayısıyladır. Bunlar, Allah’ın
sınırlarıdır. Kafirler içinse acı bir azap vardır.
Zihar, Nikâhlı olan karısına sen annem
gibisin diyerek cinsel ilişki durumunu tamamen kapatmasıdır. İşte erkekle
karısının tekrar cinsel ilişki kurabilmeleri için bunu söyleyen erkeğin cinsel
temas kurmadan önce iki ay kesintisiz olarak oruç tutması ile kefaretinin
çözüleceğini kuran bize bilgi vermektedir.
Zihar ile ilgili oruç cezasını tutar da
Allah Müslüman olanlara iki ay oruç tutmayı emretti desek olur mu? Elbette bu
da olmaz. Çünkü bu ziharda bulunanların kefaret orucudur.
KONUŞMAMA ORUCU;
19/26- Artık, ye, iç, gözün aydın olsun.
Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah)’ a
oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.”
3/41- (Zekeriya) “Rabbim, bana bir
alamet (ayet) ver.” dedi. “Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün
konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tespih et.” dedi.
Konuşmama orucunun yemeyle içmeyle
alakası olmayan sadece insanlara vahiy anlatım veya tebliğ sürecinin fayda
vermemesi ve beklemeye bırakıldığı bir dönemdir. Artık söz söylemenin bittiği
artık belgenin ispatın gerekliliği zorunlu olan bir konuşmamadır. Konu
içerisinde peş peşe gelen ayetlerde Meryem’in konuşmama orucu sonucunda İsa
peygamber Zekeriya peygamberin konuşmama orucunda Yahya peygamberle bir ayet
olarak toplumun karşısına çıkmaktadır.
3/38- Orada Zekeriya Rabbine dua etti:
“Rabbim, bana Katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları
işitensin” dedi.
3/39- O mihrapta namaz kılarken,
melekler ona seslendi: “Allah, sana Yahya’yı müjdeler. O, Allah’tan olan bir
kelimeyi (İsa’yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir.”
3/40- Dedi ki: “Rabbim, bana gerçekten
ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?”
“Böyledir” dedi, “Allah dilediğini yapar.”
Bu ayette Zekeriya peygamberin
ihtiyarlığa ulaşması ve karısının kısır oluşunu Kuran mecazi bir anlatımla
anlatmıştır. Allah’ın sünnetinde kadınlarda doğurganlık yaşının sona ermesinden
sonra çocuk olması anlamında değil, Kısırlığın Kendisinden sonra gelecek olan
kavme kendi dinini miras bırakacak birisinin olamaması endişesidir.
Zekeriya peygamberin bu yakarışı ve
duası benim anlayabildiğim kadarı ile Yahya Zekeriya’nın başka bir kadından,
İsa da Meryem’den olan iki babaları bir anaları ayrı iki üvey kardeştirler.
Kör, Allah’tan bir köz istemiş Alah da ona iki göz vermiş “ derler ya aynen
onun gibi Zekeriya Allah’tan kendi din anlayışını bırakacak bir erkek çocuk
istemiş Allah da Zekeriya’ya iki tane birbirlerini destekleyen iki oğul
peygamber vermiştir.
19/27- Böylece onu taşıyarak kavmine
geldi. Dediler ki: “Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın.”
19/28- “Ey Harun’un kız kardeşi, senin
baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.”
19/29- Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret
etti. Dediler ki: “Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?”
19/30- (İsa) Dedi ki: “Şüphesiz ben
Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.”
19/31- “Nerede olursam (olayım,) beni
kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti.”
19/32- “Anneme itati de. Ve beni mutsuz
bir zorba kılmadı.”
Meryem, Kuran’da iki övülmüş olan
kadınlardan birisidir. Kuran İmran ailesini ve Meryem ile ilgili kıssada
Meryem’i övgü dolu sözlerle anlatır. İsa Zekeriya peygamberin Kuran bütünlüğü
içerisinde inceleme ve tahlil yaptığımızda oğlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu
konularla ilgili bir ok makaleler yazdım. Dileyenler O makalelerimi bularak
okuyup bilgi sahibi olabilirler. Ayetlerde Yahya Zekeriya peygamberin oğlu
olduğu açık ve net olarak belirtildiği halde İsa’nın babası olduğu açıklanmaz.
Bunun sebebi Meryem İsa’ya Zekeriya’dan hamile iken Büyük ihtimal İsa doğmadan
önce Zekeriya’nın, öldüğü anlaşılmaktadır. Bu da İsa’nın babasından
bahsedilmemesi İsanın babasız olduğu kanısı oluşturmuştur.
Oysa Kuran’da daha birçok peygamberlerin
babasında bahsedilmediği gibi hem anasından hem de babasından bahsedilmeyen
peygamberler de vardır.
Sonuç olarak,
on gün oruç Müslüman olanların hac ibadetini yapmadan umreye giden bir
Müslüman’ın “Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar
umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir).
Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı
tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram’da olmayanlar içindir.
Allah’tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır.
Kolayına gelen bir kurbanı
bulamayanların mescidi haram dışında olanlara hacda üç gün kendi memleketlerine
varınca da yedi gün daha oruç tutarak tamı tamına on güne tamamlamaları
istenmektedir. Olay bundan ibarettir. Bazı Kuran okuyucu kardeşlerimin Oruç yoktur.
konuşmama orucu vardır diyerek Müslüman olanların kendilerine has olan oruç
ibadetini çarpıtarak inananları yanlış yönlendirmelerine şahsen üzülüyorum.
Onlara da sesleniyorum ve avazımın çıktığı kadar bağırarak sesimi duyurmak
istiyorum, Oruç her Ramazan ayı geldiğinde sağlık koşulları ve durumları müsait
olanlar için bir ay oruç vardır. Kim orucu Allah için tutarsa kendisi için
yararlıdır. Çünkü bütün ibadetler insanların dünya hayatında eğitilmesi
hantallıktan kurtulmaları içindir. Kim ibadetleri yerine getirirse kendi
yararınadır kim getirmezse de kendi zararınadır. Senin benim yapmış olduğumuz
ibadetlerin Allah’a hiç bir yararı yoktur.
Doğrularım Allah’a yanlışlarım ise bana
aittir.