25 Ağustos 2014 Pazartesi

TEVHİT NEDİR?


RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA

Tevhit; Yerleri ve gökleri yaratan Allah’ın çağrısına kulak veren insanların aynı söylem ve eylem birliği içerisinde toplanmalarıdır.

21/22- Eğer her ikisinde (gökte ve yerde) Allah’ın dışında ilahlar olsaydı, elbette, ikisi de bozulup gitmişti. Arşın Rabbi olan Allah onların nitelendire geldikleri şeylerden yücedir.

Bir ailede bir köyde bir beldede, bir şehirde bir devlette nasıl iki yönetici olduğu zaman o aile o köy o belde o şehir o devlet fesada uğruyorsa, Yerleri ve gökleri yaratan iki Allah olsaydı kâinat da fesada uğrardı. Kâinatı yaratan bir tek Allah vardır. Ve bütün kâinatta insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklar onu tespih edip birlemektedirler.

16/ 49- Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah’a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.

Onlar kendilerine kodlanmış olan bilgilerle kendi görev alanlarının dışına çıkmazlar ve sadece kendilerini yaratan Allah’a secdelerini yaparlar. Bu sebeple yerlerin ve göklerin yaratılışında ne bir uyumsuzluk ne de bir çelişki vardır.

67/ 3- O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?
67/4- Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.
Yerlerin ve göklerin yaratılışında eğer bir çarpıklık olmuş olsaydı, gökteki yıldızlar, ay, güneş ve gezegenler, bir birlerine girer ahenk bozulur fesada uğrardı. Oysa ne gündüzün sınırını gece ihlal etmekte, ne de gündüz gecenin sınırlarını ihlal etmektedir. Dünya ve güneş de kendi miğferleri etrafında dönmekte, ne güneş dünyanın yörünge alanını çiğnemekte ne de dünya güneşin alanını ihlal etmektedir. Eğer yerküre kendisine ayrılmış olan yörüngeden bir metre güneşten uzaklaşsa donacak, bir metre yaklaşmış olsa da yanacaktı.
O zaman insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklarda Allah’ı tespih etme ona secde etme konusunda hiçbir sıkıntı yoktur. Ama insanlara gelince iş değişmektedir. Neden?
22/ 18- Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah’a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
O zaman sorun insanda başlamaktadır. Ayette bahsedilen şu ifade çok anlamlıdır.” insanlardan birçoğu Allah’a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.”
Öyleyse İnsanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklar Allah’a secde ettikleri halde sadece insanlardan bazıları secde ettikleri  görülmektedir. O zaman şöyle bir teori ortaya koyabiliriz. İnsanların dışında olan bütün varlıklar Allah’ı tespih ve takdis ederler, Ama insanlara gelince insanlardan bazıları takdis ve tespih ederler. Bazıları da takdis ve tespih etmezler.
Kâinatta görülüyor ki, temel olarak birbirinden farklı yaratılmış iki varlık vardır. Birisi insanların dışında olan varlıklar Kuran buna melekler diyor. Birisi de insanlardır. Yine İnsanları da temel olarak ikiye ayrılmaktadır. Birisi meleklerle beraber Allah’ı takdis eden ve Allah’a secde eden insanlar birisi de Allah’a secde etmeyen inkâr eden insanlardır.
Eğer melekler istisnasız Allah’ı tespih ve takdis etmede ve Allah’a secde etmede kusur etmiyorlarsa meleklerde bir tevhit ve vahdet var demektir.  İnsanlara gelince bu vahdet bozulmuş insanlar arasında fesat başlamıştır. Neden?
Çünkü Meleklerde akıl yok, irade yok ve dolayısı ile karşılarında iki seçenek ve denenme de yoktur. Bu sebeple melekler kendilerine ne görev verilmişse onu yerine getirmekle görevlendirişmiş varlıklardır. İşte Kuran melekleri şöyle tanımlamaktadır.
66/ 6- Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.
“Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler. “

İnsanlara gelince İnsanlarda iki farklı yola gidebilme seçeneği eğilimi ve iki farklı yol, iki farklı amaç ortaya çıkmaktadır.
90/ 10- Biz ona ‘iki yol-iki amaç’ gösterdik.
Evet, İnsanda iki farklı yola gidebilecek hem eğilim, hem de iki farklı yollara gidebilecek malzemeler vardır. Ama Allah kendi seçtiği, nebilerle vahiy orijinli dinin kuralları ile yürüyebilecek yolu insanlardan istemektedir. İşte bu yolu seçip seçmemelerini denemek için İnsanları yaratmış ve insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıları insanların emirlerine amade kılmıştır.
67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.
Allah haşa tabiri caizse, insana demiş ki al dünyayı sen yönet. Ama dünya hayatında size aklınızı takvanızı ve fıskınızı verdim, önünüze de nimetleri serdim. İster dünya hayatında yaratıcınıza karşı şükredin ahiret âleminde cennet gibi bir mutluluk abidesi olan yerde ebedi olarak esenlik içerisinde yaşayın. Dilerseniz de nankör olun cehennem gibi acı ve Izdırab abidesi olan yere gidin orada ebedi olarak azap çekin.
76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.
Ayette de belirtildiği gibi, İnsanlar diğer yaratıklardan (melekler) iki seçenekten, herhangi birisini seçme özgürlüğü ile ayrılmaktadır. İnsan isterse nankörlüğü seçerek tağuti yolda yürümeyi tercih etsin, isterse de kendisine gelen nebiler ve resullerin getirdikleri vahiylerle Allah’ın istediği yolda yürüsün. Allah her iki yolda yürüme seçeneğini insanın kendi isteğine bırakarak dünya hayatında ergenlik döneminden bunaklık ve ölüme kadar davranışlarına müdahale etmeden gözlem ve kayıt  altına alarak denemektedir.
Ama ahiret hayatında İnansın veya inanmasın ölüp tekrar diriltildikten sonra Herkesin yapmış olduğu istisnasız bütün iyi veya kötü amelleri bir kitapta toplamış, mazeretleri ortadan kaldıracak kalplerden geçenleri bile bir kameraya kayıt ederek insanlara belgeleyecektir.
17/13- Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
27/82- O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.
Burada kullanılan dabbe kelimesi, kalplerden geçenleri ve ertelediklerini bile kaydeden bir video olarak tanımlanabilir. Nitekim şu ayet onu açıklamaktadır.
64/4- Göklerde ve yerde olanların tümünü bilir; sizin saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
39/38- Andolsun, onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan, elbette “Allah” diyecekler. De ki: “Gördünüz mü-haber verin; Allah’tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O’nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O’nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi” De ki: “Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O’na tevekkül etsinler.”
Yukarıdaki vermiş olduğum ayetlerde, Yerleri ve gökleri yaratan ve hepsini kendi tasarrufu altına alarak kalplerden geçenleri ertelenenleri düşen yaprakların kurusunu ve yaşını ayırt etmeksizin bilen Allah insanların rabbi ve tevekkül edeceği bir tek Allah’tır.
ALLAH’I VELİ RAB EDİNENLER NASIL BİR YAŞAM ORTAYA KOYMALIDIR?
Allah, Kendi yolunda yürümek isteyenleri, insanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa insanların kendi içlerinden elçi olarak seçmiş olduğu nebi ve resullerin kitaplarıyla çerçevesi belirlemiştir.
Yerlerde ve göklerde insanların dışında yaratılmış olan varlıklar görevleri farklı olsa da bir tek Allah’a secdelerini yapıyorlarsa, onu tespih edip onu birliyorlarsa, İnsanlardan da ırkları renkleri cinsiyetleri ilgi alanları farklı olsa da tespihlerini bir tek Allah’a yapmalarını Allah istemekte ve onları aynı tevhit akidesi altında birleştirmekte kardeş yapmaktadır.
9/13- Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.
İnanan insanlar, Allah’ı kendilerine rab olarak kabul ederken, İtaat ve bağlı kalmayı şu şekilde sırlamaktadır.
1-PEYGAMBERLERE İTAAT
5/ 92- Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir.
Bir Müslüman İçin, insanlar içerisinden Birinci derecede sırayı nebiler ve resuller almaktadır. Allah’ diğer insanlarla vahiyle ancak nebiler aracılığı ile konuşmaktadır.
42/ 51- Kendisiyle Allah’ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.  
Peygamberler ilahi mesajı kaynağından alıp insanlara ulaştırdıklarından dolayı Müslüman olanlar için önemli bir yeri vardır. Peygamberlere itaat Allah’a itaattir peygamberlere itaatsizlik de Allah’a itaatsizliktir. Allah peygamberlerle peygamberlere iman edenleri öyle bir yere koymuş ki, Peygamberler söylem ve yaşamla Müslüman olanların dört dörtlük örnek bir insandır.
Peygamberlerin diğer insanlardan farklı olan özelliklerinin en başta olanı onlar yanıldıkları zaman vahiyle düzeltilmeleridir. Nitekim hac suresinde şöyle buyrulmaktadır.
22/ 52- Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra Kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Nebevi metot, attığı her adımın konuştuğu her sözün yaptığı her davranışın kanunu kuralını Allah belirler. Bu sebepledir ki, İman edenler için onlar kendi hevalarından değil vahiyle yaşamlarını düzenlerler. Sakın ola ki peygamberlerin söylediklerine hadisleri de katarak tevhidi metodu şirke bulaştırmayın. Peygamberler ya vahiy konuşurlar, ya da konuştukları vahiylerin bir yorumudur. O yorumun kaynağı da ayetlerdir. Tabiri caizse Bir kandamlası nasıl vücudun bütün özelliklerini taşıyorsa ondan çıkan bir söz bütün vahiylerin özelliklerini taşır.
33/ 36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
Allah Allahın resulü hayatta iken ona iman etmeyi ve itaati böyle çerçevelemektedir. Resulün verdiği emir ister hoşuna gitsin isterse de hoşuna gitmesin o emir yerine itirazsız yerine getirilmesi gerekir. Çünkü onun verdiği emirler yerleri ve gökleri yaratan Allah tarafından gelmektedir. Alttaki ayet de peygamberin verdiği emre kayıtsız ve şartsız tam bir teslimiyetle teslim olmayı inananlardan istemektedir.
4/ 65- Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.
İşte Allah İman etmenin ve Müslüman’ca yaşamanın kurallarını böyle çizmekte ve Müslüman olanları gerek insan şeytanlarından gerekse cin şeytanlarının vesveselerinden arındırarak tek bir vücut haline getirmeyi planlamaktadır.
Kendi içlerinde yaşayan bir peygamber ve yaşayan bir toplumu kendisinden sonra gelecek olan kuşaklara örnek bir ümmet olarak ahiret âleminde şahit olması için korunmuş bir kitapla kıyametin sonuna kadar iman etmek  ve Müslüman olmak isteyenlere bir model olmuştur.
2/ 143- Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka’be’yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah’ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.
EMİR SAHİPLERİNE İTAAT NE DEMEKTİR?
Müslüman olanların itaat konusunda ikinci olarak titizlik göstermeleri gereken, emir sahiplerinedir. Yani Müslüman olan devlet başkanı ve onun kolluk güçlerinedir.
4/ 59- Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve elçisine döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
İkinci İtaat konusu emir sahiplerine gelince biraz farklılaşmakta Emir sahiplerine itaati Allah Ancak Müslüman olmasına ve onun verdiği emirler vahyin çizgisinden sapmamasına dikkat çekmektedir. İşte Şeyhlerin liderlerin tarikatların mensuplarını bu ayet düşündürmeye sevk etmekte, Bu gün Müslüman olanların temel kaynağı olan ve Allah’ın Müslüman’ım diyenleri ondan sorumlu tutacağı Kuran’a uyup uymadığının testten geçirilerek Kuran’a emirin söyledikleri uyarsa ona itaati uymazsa da itaat etmenin gerekli olmadığı bilincini ön plana çıkarmaktadır.
Demek ki, İnanmak sadece yeterli olmamakta bunun yanında imanı bilgi ve yaşamla süslemek gerekmektedir. Her Müslüman’ım diyen mutlaka ama mutlaka kendisine gelen kitabı okumalı ve onun getirmiş olduğu kanunları kuralları bilmesi gerekmektedir. Bu gün nasıl demokratik ve laik ülkelerde, Yaşayanlar trafik kurallarına hangi meslekte olursa olsun yollarda seyir yapabilmesi için bilmesi gerekiyorsa, kuralları bilmediği veya uymadığı zaman cezasını alıyorsa, Bir Müslüman da  hangi meslek dalında olursa osun kendisinin inandığı kitabı bilmesi ve kitabın getirdiği kurallara göre hayatını yaşaması ve düzenlemesi gerekmektedir.
O kanunu ben bilmiyordum demsi onu cezadan veya musibetten kurtarmaz.
Görüldüğü gibi, Müslüman olanların yaşam biçimlerini hayatın her alanında vahiy oluşturması gerekir. Bütün peygamberler bir topluma geldikleri zaman önce kendi yaşamlarının yerleri ve gökleri yaratan Allah’a ait olduğunu söyleyerek gelmişlerdir.
6/ 161- De ki: “Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim’in hanif (muvahhid) dinine… O, müşriklerden değildi.”
6/162- De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır.”
6/163- “O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben Müslüman olanların ilkiyim.”
Tabiri yerinde ise Allah’ın sözleri ve emirleri güven kazanmış ve markalaşmış bir fabrikanın ürünleri gibidir. O ürünler dünyanın neresinde satılırsa satılsın eğer etiketinde hile yapmamışlarsa, o farikaya ait olduğunu kalitesi ile albenisi ile işaret eder. Düşünen ve aklını kullanan bütün insanlar güzel söz ve davranışların Allah’a ait olduğunu hissederler ve bilirler.
59/ 22- O Allah ki, O’ndan başka İlah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O’dur.
59/23- O Allah ki, O’ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selam’ır; Mü’mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.
59/24- O Allah ki, Yaratan’dır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.
Düşünün ki, Seni yaratan, sana rızkı veren, seni yaşatan seni öldürüp tekrar diriltip hesaba çeken Allah olsun, sen saygıyı ihtiramı sevgiyi Allah’a yapman gerekirken bir başkasına yapıyorsun. Siz olsanız böyle bir davranışı hoş görebilirimsiniz?  Emeği çeken başkası kaymağını yiyen başka birisi bu sizce adil olabilir mi?
Nasıl ibadet ve kulluk bizi, yerleri ve gökleri yaratan Allah’ın hakkı ise, bütün peygamberler de ibadet ve kulluğu Allah’a yapmışlar kendisine iman edenleri de Allah’a ibadet ve kulluk yapmaya davet etmişlerdir.
3/ 79- Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten, sonra insanlara: “Allah’ı bırakıp bana kulluk edin” deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, “Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz kitaba göre Rabbaniler olunuz” (deme görevindedir.)
3/80- O, melekleri ve peygamberleri Rabler edinmenizi emretmez. Siz, Müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek?
ALAH ANA VE BABAYA İTAATİ DE ŞARTLARA BAĞLAMIŞTIR.
Bu konuyu, lokman suresinde, lokmanın oğluna vasiyeti ile ilgili ayetleri aktararak anlamaya çalışalım.
31/12- Andolsun, Lukman’a “Allah’a şükret” diye hikmet verdik. Kim şükrederse, artık o, kendi lehine şükreder. Kim inkar ederse, artık şüphesiz, (Allah,) Gani (hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamiddir (hamd yalnızca O’na aittir).
31/13- Hani Lukman oğluna -öğüt vererek- demişti ki; “Ey oğlum, Allah’a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.”
31/14- Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. “Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.”
31/15- Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi Bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma’ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve Bana ‘gönülden-katıksız olarak yönelenin’ yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, böylece Ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim.
31/16- “Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır.”
31/17- “Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma’rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir.
31/18- “İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.”
31/19- “Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir.”
Yukarda Vermiş olduğum ayetler Lokman peygamberin oğluna vermiş olduğu nasihatler “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” misali Lokman oğluna söylediği sözler ve bilgiler bütün Müslüman olanların yol çizgisini belirlemektedir. Konunun doğru anlaşılması için ana ve babaya itaatin şartları ile ilgili ayetleri bir daha aktararak onun üzerinde dikkatli bir tefekkür etme imkanı bularak ayetlerde dikkat çekilmesi gereken yönü yakalamaya çalışalım.
31/14- Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. “Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.”
31/15- Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi Bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma’ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve Bana ‘gönülden-katıksız olarak yönelenin’ yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, böylece Ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim.
On dördüncü ayette,  anne ve babanın çocuğun üzerinde harcamış olduğu zorluk ve emekleri gündeme getirerek anne ve babanın çocuğun üzerinde bir takım hakları olduğunu vurgulamakla beraber, hiçbir zaman onu Allah’a karşı şirk koşma emri verme aşamasına götürme hakkının bulunmadığını on beşinci ayette üzerine basa basa vurgulamaktadır.
“- Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi Bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma’ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve Bana ‘gönülden-katıksız olarak yönelenin’ yoluna tabi ol.”
Yerleri ve gökleri, anayı babayı ve patronları iş adamlarını devlet başkanlarını âlimleri nebi ve resulleri, velhasıl bütün insanları yaratan Allah’tır. Öyleyse İnsanlar içerisinde peygamberler de dahil olmak üzere Allah’ın sözü üzerine söz kondurabilecek yoktur. Onun verdiği emre muhalefet edecek hiçbir kimse de yoktur.
İşte Müslüman olmak demek, her türlü dünya menfaatlerinden kendini arındırarak seni yaratan ve rızkını veren Allah’a ibadet ve kulluğa talip olmak demektir. İşte fatiha suresinde Müslüman olan bir kişinin profili net bir şekilde ortaya konulmaktadır.
Tevhit ile ilgili makalemizi fatiha suresinin tefsiri ile bitirmeye çalışalım.

5-FATİHA SURESİNİN TEFSİRİ.


Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla!

Fatiha suresi nüzul sırasına göre beşinci Kuran sırasına göre birinci sure olup yedi ayetten oluşmaktadır.

1/1- Hamd Âlemlerin Rabbinedir. 


Yerleri ve gökleri yaratan ve kâinatta ne varsa insanoğlunun hizmetine sunan ölüyü diriden diriyi ölüden çıkaran rızkı yayan bağışlamayı ve hidayete ermeyi yaratan, Ahiret âlemini de yaratıp orada hesaba çekecek olan Allah’tır. Öyleyse en çok sevilmeye en çok hürmet edilmeye en çok övülmeye layık olan en çok takdir edilmeyi hak eden, ibadet edilmeye en çok layık olan, sözü dinlenmeye en çok layık olan odur. Bu söylediklerimizi bir ayetle pekiştirmeye çalışalım.

16/75- Allah, (Kendisi'ne ortak koştuğunuz ilahlar konusunda) hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan ile tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi; bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'ındır; fakat onların çoğu bilmezler.

Allah insanlara dünya hayatında dünya yaşamını bir kural ve prensip içerisinde sürdürebilmeleri için kitaplar göndermiştir. Hangi yaratılmışa ne kadar değer verileceğini veya değer verilmeyeceğini orada kelimelerle açıklamıştır. 

Kim bu konulan kelimeleri Allah'ın tanımladığı yerden kaldırır ve başka bir yere koyarsa o Allah'ın rabliğini Allah'a olan hamdını başka birilerine veriyor demektir. Var mı Allah gibi bir yaratıcı? ve onun ortağı? Öyleyse Allah'a olan saygı ve ihtiram Allah'ın yarattıklarının hiç birisinin hakkı değildir. Övgüye saygıya ihtirama sadece ve sadece Allah layıktır. Onu övmek demek Allah'ım sen ne büyüksün demekle değil, onun rabliği altında toplanmak ve onun adına hayatı yaşayıp anlamlaştırmak demektir.

31/25- Andolsun onlara; "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartışmasız; "Allah" diyecekler. De ki; "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu bilmezler.

Allah’ı bilmek ve kabullenmek yeterli değildir. Ancak Allah'ın rabliğini kabullenip Allah’ın dışında yaratılmış olan varlıklardan onu tenzih ederek ibadet ve kulluğu sadece ve sadece ona yapmakla anlam kazanır.

Öyleyse Allah’ın olan hamdı özetleyecek olursak İnsan yaşamının kılavuzunu onun göndermiş olduğu vahiylere göre tanzim etmek düzenlemek demektir.

1/2- Rahman ve Rahimdir.

O Dünya hayatında kendisine kulluk yapan müminlerle, kendisine nankörlük eden kâfirleri zalimleri ayırt etmeden rızıklandıran ahiret âleminde ise sadece kendisine iman eden ve Salih amel işleyenlere merhamet eden Allah’tır.

17/110- De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.

İslam toplumlarının kabul edemeyeceği bazı gerçeklerden bahsedeceğim. Allah'ın nebiler ve resullerin dünya hayatında hayatlarına hiçbir zaman özel olarak sıkıştıkları zaman yardımda bulunmamıştır. Deist ve ateist toplumların haklı olarak İslam toplumlarındaki bu gerçek olmayan bazı dini inançlarını kabul etmemeleri ve onlarla alay etmeleri ondan kaynaklanmaktadır.

Şimdi benim anlattığım bu ifadeye karşı hemen kuran okuyanların şu ayetleri önüme koyacaklarını iyi biliyorum.

3/124- Sen müminlere: "Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?" diyordun.

3/125- Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.

Rahman dünya hayatında bütün insanları rengiyle cinsiyle farklı dinlerde olanlarla iman edenleri ayırt etmeden onlara eşit mesafede olan Allah anlamındadır. Rahim ise Dünya hayatında her türlü başına gelen felaketlere rağmen Allah’ın yolundan sapmadan Allah'ın hoşnut olacağı yaşam biçimini ortaya koyan müminler için ahiret âleminde onlara merhamet eden onları gözetip kollayan Allah anlamındadır. Biz bir ayeti doğru anlayabilmek için o ayetin Kuran'la çelişmezliğinin, evren yasalarıyla çelişmezliğinin, akılla çelişmezliğinin, ve sonuç olarak da pratik hayattaki doğru yansımasıyla ancak doğru anlaşılabileceğini söylüyoruz.

Evet, bu gün dünya hayatına baktığımız zaman, Müslüman olanlar güç ve kuvvet yönünden kâfir ve deist ateist olanlara karşı genelde ekonomik ve teknolojik olarak zayıf durumdadırlar. Savaş olduğu zaman Müslüman olanlar genelde yenilgiye uğramaktadırlar. Eğer gerçekten Allah Müslümanların yanında savaşta olsaydı, Allah'ın gücü karşısında kim üstünlük sağlayabilirdi? Ancak burada Müslüman olanların gözden kaçırdığı bir olay var. Allah evreni bütün insanların önüne hizmetçi olarak sunmuş. Kim bu evreni kendi lehine gerekli gayreti göstererek çevire bilirse dünya hayatında üstünlüğü elde eden onlar olmaktadır.

Bahçesine gereği gibi bakan ondan ilgisini hiç kesmeyenler mi ondan ürünlerini daha güzel alır? Yoksa bahçesiyle ilgilenmeyen zamanında ilacını suyunu gübresini vermeyenler mi ondan ürünlerini alırlar? Elbette Allah bahçesine gereği gibi kim ilgilenmiş onunla ilgili yoğunlaşıp gerekli çabayı gayretini gösterenlere, inanıp inanmadığına bakmadan ilgi duyma derecesine göre ondan ürününü vermektedir.

Meleklerin secdesi insanların sadece iman eden ve Salih amel işleyenlere değil, İster münafık isterse de kâfir olsun ilgilenen herkesedir. Dağdaki madenleri deşeleyip çıkanlar onlardan istifade ederler. Yan gelip yatanlara madenler araba uçak gemi olup hizmet etmezler.

3/125- Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.

Evet, burada sabır ve doğru yolda kararlılıkla yürüme sonucunda Allah diğer insanların mayalarında bu doğru yolda yürüyenlere ve mazlum olanlara yardım duygusunu yerleştirmiş zaten onlar senin bu karalı tutumun karşısında yanında olarak sana destek olanlar çıkacaktır. İşte Allah'ın yardımı budur. Yoksa Allah eline hâşâ silah alıp müminler yanında kâfirlerle savaşacak değildir. Savaşmaz da. Çünkü Allah din gününün maliki ve sahibidir. İman etmeyen ve zulmedenlerin cezasını ahiret âleminde verecektir.

Hazreti Yusuf’u Kuyudan alıp saraya taşıyan olay budur. Halkın gönlünde taht kuran hz.Yusuf bu acı bir hayatın arkasından halk onu büyüterek destekleyerek saraya ve daha sonra da hükümdarlığa yükseltmiştir. Hep iktidar yolculuğuna doğru yükselen o insanlar ister müspet isterse de menfi yolda olsunlar onları o üst makamlara Allah’ın halkın kalplerine destekleme dürtüsünü vererek getirmişlerdir.

1/3- Din gününün malikidir.

Din günü Kuran’da ahiret âlemine işaret etmektedir. Kuran'da bahsedilen kıssaların anlaşılamaması Allah'ın İnsanları dünya hayatında özgür haline bırakarak kendisinin ahiret âleminde güzel davranışta bulunanları ödüllendirmesi kötü davranışta bulunanları da cezalandırması içindir.

Kuran'da din günü ile ilgili Bir bölümü aktararak konunun daha güzel anlaşılması açısından gerekli olduğunu düşünüyorum. İman etmeyen kâfirlerin ahiret hayatındaki profilini kuran şöyle çizmektedir.

37/16- "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"

37/17- "Veya önceki atalarımız da mı?"

37/18- De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

37/19- İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.

37/20- Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."

37/21- "Bu, sizin yalanladığınız (mümini kâfirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür."

37/22- "Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın."

37/23- "Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün."

37/24- "Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir."

37/25- (Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?"

37/26- Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.

Allah, Dünya hayatında halife olarak gönderdiği insanoğluna hangi yola giderse gitsin müdahale etmemiştir. Doğru yola gidebilecek malzemeleri de yanlış yola gidebilecek malzemeleri vermiş fakat onlara hangi yola giderlerse gitsinler zorlayıcı bir tavır takınmamıştır.

Evet, Allah yerleri ve gökleri yaratmış. Ondan ne eksildiğini ona ne girdiğini kuru ve yaş dışta kalmamak üzere hepsini bilmektedir.

6/59- Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. 

Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır.

Mahkemede Hâkim suçlu hakkında bulunmuş olan delillerle suçluyu yargılar eğer suçlu suçu işlediği kanaat getirilse bile belge olmadıktan sonra onu cezalandıramaz. Ama Allah'a göre belge kolay o insanın her yaptığı davranışı kameraya alan hatta kalbinden geçenleri  bile belgeleyen melekleri vardır. Onun için ahiret âleminde herkesin yaptıkları bir kitap olarak önüne konulacak ve kişi de kendisi bu suçları işlediğine dair itirafta bulunarak cezayı hak ettiğine kanaat getirecektir.

İşte din günü ahiret âlemi için kullanılmıştır. Dünya hayatında evrenin yasalarına ve toplumlardan gelen müdahalelerin dışında Allah insanlara müdahalede bulunmamış, sadece Allah ahiret âleminde onların dünya hayatındaki yaşamlarını izleyerek not almış ahiret âleminde onların yaptıklarını bir tane dahi noksan bırakmadan saydıktan sonra cehennemi hak edenler cehenneme sürükleneceklerdir.

Dünya Hayatında gelen uyarıcılara karşı kulaklarını tıkayan ve onlarla alay edip onları öldürenler ahiret âleminde makamları ellerinden gitmiş gözleri kör olanlar orada gözleri görür hale geleceklerdir. O sahneyi kuran şöyle izah etmektedir.

50/20- Sur'a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür.

50/21- (Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir.

50/22- "Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir."

İnanmadığı Ahiret hayatını artık inanır hale gelmiş ve bir aldanışta olduğunu anlamış olarak huzura çıkarılmıştır.

1/4- Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz.

Bu Müslüman olanın ağzından çıkan bir sözdür. Ama insanların büyük bir çoğunluğu Allah'ın dışında olan yaratıklara bel büküp secde etmektedirler.

7/138- İsrail oğullarını denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları (var; onlarınki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi.

Öğretmen sınıfta çocuklara sorar. Çocuklar Allah var mı? Çocuklar, var öğretmenim. Öğretmen, çocuklara, çocuklar Allah’tan bir şeker isteyin bakalım der. Çocuklar Allah'tan bir şeker isterler. Allah'tan bir cevap gelmez. Öğretmen çocuklara tekrar yönelir öğretmenim bize şeker ver deyin bakalım. Çocuklar da öğretmenden şeker isteyince öğretmen pazardan aldığı şekerden çocuklara ikram eder. Ve arkasından derki eğer Allah olsaydı o da şeker isteyince verirdi demek ki Allah yok der.

Eğer çocuklar İbrahim peygamber gibi kafaları çalışmış olsaydı, öğretmene şöyle bir soru sorarlardı.

2/258- Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah Güneş'i doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkârcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

Çocuklar; benim rabbim bu şekerin ham maddesini yaratmış sen de şekerin şeker kamışını ve şeker pancarını yarat bakalım demiş olsalardı öğretmen de afallayıp kalırdı.

Hiçbir insan kendi elleriyle taştan ağaçtan heykeller yapıp onlara tapmazlar. O tapmış oldukları putların arkasında mutlaka bir ideoloji ve yaşam biçimleri yatmaktadır. Onların taptıkları o putları arkasındaki ideolojilerdir. O ideolojilere göre hayat yaşayanlar onlara bel büküp eğiliyorlar demektir.

Bütün peygamberler ve âlimlerin ilham kaynağı Allah’tır. Nebiler vahyi Allah'tan aracısız olarak alırlar. Nebi olan Müslüman olanlar da vahyin doğrultusunda hayat yaşarlar ve inanırlar.

2/285- Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, müminler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak sanadır" dediler.

Kâinatta yaratılmış canlı ve cansız ne varsa Allah'a secde ettikleri gibi aynı zamanda insanlardan mümin ve Müslüman olanlar da ona secde edip inanmaktadırlar. Bu iman eden Salih amel işleyenleri tek bir ümmet tek bir şeriat haline getirmektedir. Putlarını veya âlimlerini kendilerine ilah edinenler Allah'a ortak koşanlardır.

Burada biraz şirk üzerinde durmak istiyorum. Şirk, Allah'a olan kulluk ve ibadetten kısmi veya bütünsel olarak ayrılarak Allah’ın yarattıklarına karşı yakınlaşıp onlara kulluk ve ibadet etmek demektir. Allah’ın varlığını kabul etmek yeterli değildir. Önemli olan Allah'ın rabliğini kabullenerek ona ibadet ve kulluk etmek gerekir. İnsanların doğru bir yaşamı kavrayamamaları bundan kaynaklanmaktadır. Bazıları Allah'ı kabullendiği halde Allah vahiy göndermez demişler, bazıları da Allah vahiy gönderir deyip âlimlerinin anladığı şekilde göndereceğini kabullenip âlimlerini ilah edinmişlerdir.

Doğru olanı her mümin olanın Kuran’ı veya vahiyleri okuyup öğrenip doğrudan Allah'a iman edip onun gönderdiği vahiy çerçevesinde kulluk ve ibadetini yapmalıdır. Ve insanları çağırırken de Allah'a çağırmalı putlarına ve âlimlerine çağırmamalıdır. Allah katında hüsnü kabul görecek din ve yaşam biçimi budur.

41/33- Allah'a çağıran, Salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?

İşte Müslüman olanın duruşu yaşam biçimi inanması bu şekilde olmalıdır. Ne meşrepler ne mezhepler ne âlimler ne de şeyhler ibadet edilmeye layıktır. İbadet edilmeye layık olan ancak onları da yaratan ve hesaba çekecek olan Allah’tır. İşte ancak Allah'a kulluk ve ibadet böyle olmalıdır.

1/5- Bizi doğru yola ilet;

Bu ifade Müslüman olanların bir duasıdır. Kâfirlerin duası şeytanın yolunda yürümek, Müslüman olanların duası da rahmanın yolunda yürümektir.

Dua; eylem ve yaşamın kişinin kendisindeki karar alma sonucundaki yolda yürümesinin adıdır. Bizzat almış olduğu Karar'da fiilen yürümesidir. Yoksa dua ellerini havaya açıp Allah'tan istekler sıralamak ve eylemde bulunmamak değildir. Şimdi İslam toplumlarında yanlış dua anlayışlarının Kuran’daki anlatışla ilgi ve alakasının olmadığını ayetlerden örnekler vererek anlatmaya çalışalım.

2/186- Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşat (doğru yolu bulmuş) olurlar.

Allah'ın çağrısına cevap vermesiyle mümin olanların duasının örtüşmesi gerekir. Allah'ın çağrısı nedir? Allah'ın yaratmış olduğu evren yasalarına uygun bir şekilde hayatı anlamlandırmasıdır. Haramlardan kaçınması helallerden yemesi güzel davranışlarda bulunmasıdır. Allah’ın  asa hoşnut kalmayacağı bir davranışlarda bulunmamaktır. 

Peki, bunları yapan ve yoğunlaşan hangi Müslüman’ın isteğine Allah cevap vermedi? Allah yalan mı söyledi?

 Sen  duanı Allah'ın istediği gibi yaparsan Allah sana onu mutlaka verecektir. Yeter ki sen sabret ve duanı usulüne uygun şekilde yap.

40/50- (Bekçiler:) "Size kendi Resulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Bekçiler:) "Şu halde siz dua edin" dediler. Oysa kâfirlerin duası, çıkmazda olmaktan başkası değildir.

O zaman dua kâfir olanların da istek ve arzularının istedikleri yönlerlerindeki söylem ve eylemleridir.

17/11- İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.

Demek ki dua sadece istekler değil yönelmek ve yöneldiği yönde de bir takım eylemlerde bulunmak da bir dua etmek demekmiş.

Özetleyecek olursak dua etmek sadece isteklerle seslenmek değil, isteklerin eylemle bütünleştirilmesi anlamında anlamak daha doğru olacaktır.

1/6- Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna*

Kuran nimet kelimesini iki anlamda kullanmıştır. Birincisi dünya hayatındaki genellemesi bile sayılamayacak kadar olan nimetlerdir. Bunlar bahçelerden meyvelerden suyundan havasından balıklarından av hayvanlarından tutun da madenlerinden kömürlerine varıncaya kadar dünyalık nimetlerdir. İkinci nimet ise ebedi ve sürekli olan cennet nimetidir. Ayette konumuz içerisinde bahsedilen nimet Muttaki yolda olanlara verilmiş olan cennet nimettir.

56/89- Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur).

Dünya nimeti kısa ve geçicidir. Ama ahiret nimeti ise süreklidir. Yunus peygamber, peygamber olmadan önce, dünyalık nimetlerine özendiği için Allah onun o durumundan hoşlanmamıştır.

68/48- Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.

İki yol var birisi Muttaki yol diğeri ise şeytani yoldur.  İki hayat var birisi dünya hayatı diğeri ise ahiret hayatıdır. İşte Müslüman olanların duası Muttaki olanların gittiği yolda gitmektir. O yolda gidebilmek için de rabbani yolda yürüyebilecek konumda olması gerekir. Müslüman’ın çağrısı o donanımla donatabilme ve o yolda istikrarlı bir şekilde giderek hedefe ulaşılmasıdır.

6/14- De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma." (denildi.)

1/7- Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.

Bu yolda olanlar da şeytani yolda olanlardır. Bunların dostları ve arkadaşları şeytanlar ve kâfirlerdir. Kuran'a göre rabbani yolun dışında olanların hepsi şeytani yolda olanlardır. Gazaba uğrayan ve sapmış olanlar da onlardır.

Sonuç olarak tevhit: yerleri ve gökleri yaratan Allah’ın kendisinin eğitimi altında olan nebilerin ve resullerin getirmiş oldukları vahiy orijinli dinde birleşmektir. Yaşamını dirimini ölümünü namazını sadece ve sadece Allah adına yapmak ve yaşamaktır.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR













Hiç yorum yok: