11 Mayıs 2012 Cuma

29-KUREYŞ SURESİN TEFSİRİ

 


RAHMAN RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Kureyş suresi, nüzul sırasına göre yirmi dokuz, Kuran sıralamasına göre de yüz altıncı sure olup,dört ayetten ibarettir. Mekkede nazil olmuştur.

106/1- (Hiç değilse kendilerini) Kureyş’i ‘bir araya getirip anlaştırdığı’

Mekke’ye vahyin gelişiyle beraber farklı din ve yaşam biçimine sahip olan  insanlar, Tek tip Müslüman olarak kardeş oldular. Tabi ki bu onların  mekkede ölümü göze alarak Medine’de  dirilene kadar on üç yıldan fazla bir zaman geçti.

2/243- Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez.

İşte Allah’ın rabliği altında Müslüman’ım diyenler, bir araya gelerek tek bir ümmet haline geldiler. Her tip insanlardan  aklını kullananlar gelen bilgilere karşı beyin antenlerini açık tutanlar fırka fırka  son nebi ve resulün önderliğinde bir araya gelerek tek bir ümmet oldular. Bazı müfessirlerin  anlattığı gibi şeriat ve ümmet farklılığı nebiler ve nebiler yolunda gidenlerde değil, nebilerin getirdikleri vahyin dışında kendilerine Allah’tan başka rab edinenlerin yollarıdır.

5/48- Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.

Burada ifade edilen” . Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık.”  Allah’ın  nebiler aracılığı ile gönderdiği vahyin dışında yol alanlar için kullanılmış olan bir ifadedir.

Ümmet. Aynı din ve yaşam biçiminde olanların bir araya gelerek tek ses haline gelmelerinin adıdır. Kuran’ı anlamda Müslüman olanlar tek bir ümmettirler. Ve onların  şeraitleri de tek bir şeraittir. Yani şeriat farklılığı nebiler ve onun yolunda gidenlerde değil, nebilerin getirdikleri dışında, diğer insanlar arasındaki yol farklılığıdır.

Müslüman Olanların gönüllerinde tek bir ilah vardır. O da yerleri ve gökleri yaratan  Allah olan ilahtır.  Emir verme kanun koyma , hüküm verme sadece ve sadece ona aittir. Başta nebi ve resuller olmak üzere her Müslüman’ım diyenin terbiye edicisi ölümü dirimi her şeyi ona aittir.

6/161- De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine… O, müşriklerden değildi."

6/162- De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."

6/163- "O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben Müslüman olanların ilkiyim."

İşte her Müslüman olanın söylem ve eylemi bu olmalıdır. Kendilerini bu yola yöneltmek  isteyenleri Allah  yöneltti ve onların kalplerini birleştirdi kardeş yaptı.

3/ 102- Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.

3/103- Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle  açıklar.

3/104- Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.

Kuran; Bütün insanların ortak yönlerinin ön plana çıkarılmasının kitabıdır. Vicdanının sesini dinleyen, nefsin ve arzularının peşinde koşmayan her insan Kuran’ın söylediklerinde buluşurlar. İnsanlar gerek insanların gerekse de  kendi nefsinden gelen  isyan inkar, baş kaldırma  kibir gurur, kötülük gibi olumsuzluklar içerisinde gerek farkında olarak gerekse farkında olmadan  Rab yolunun dışında bulunmuşlar, ve bulunabilmektedirler. 

İşte Allah kendi katından verdiği bilgilerle uyarıcılar aracılığı ile her dönemde toplumlar uyarılmıştır. Ama ne yazık ki  insanların büyük bir çoğunluğu bu uyarıcılara karşı duyarsız kalarak o toplum kör ve sağır olarak yaşamışlardır. Ne zaman ki toplumlar içerinde uyarıcılara karşı uyanık olan onların getirdiklerini kendilerinde ilke haline getirenler olduğu zaman vahiy orada yeşermiş ve güç ve kuvvet bulmuştur.

İşte son nebi ve resul ile Allah kendi dinini tamamlamış. Her örnekten örnek verildiği ve hiçbir eksiğin kalmadığı kuran ile  İnsanların örnek olarak  Fertten toplum halinde İslam’ın nasıl yaşandığını Allah insanlara göstererek ahret aleminde inkarlarına mazeret bulamamalarının belgesini ortaya koymuştur.

2/143- Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.

Allah’ın emirleri  tam olarak, Ancak kendi katından gönderdiği vahiyle ve örnek bir nebi resulle toplum ve otorite haline gelindiğinde  uygulanabileceği  görülmüş ve gösterilmiştir.

Artık bir daha nebi gelmeyecek, Kuran’ı Allah insanlar eliyle koruyacak ve doğru yolda yürümek isteyen insanlar sapmadan Kuran’ın verdiği mesajla dünya hayatında yaşayabileceklerdir.

106/2- Yaz ve kış yolculuğunda onları (güvenliğe kavuşturduğu ya da başkalarıyla) ısındırıp yakınlaştırdığı için,

İnsanlar  Allah’ın kendilerine verdiği bir zaman dilimi içerisinde Hem dünya hayatında hem de dünya hayatının arkasından gelecek olan ahret hayatına yolculuk yapmaktadırlar.İşte bu yolculukta rabbin verdiği yoldan sapmadan yürümek her insana kendi gafletinden dolayı nasip olmamıştır. Allah İnsanlara kendi katından vahiylerle yönlendirdiği nebilerle doğru yolu göstermiştir. Eğer Allah nebi ve resuller göndermemiş olsaydı yüzlerce binlerce yollar içerisinden doğru yolu bulup o yolda istikrarlı bir şekilde yürümek imkansızdı.

Her ne şartta olursa olsun, insanlar istedikleri zaman  ister müşrik toplumlar içerisinde, ister ehli kitap toplumları içerisinde olsunlar, mutlaka doğru yolu bularak Müslüman olma yeteneğine sahiptirler. Kuran insanlar içerisinden Örnek verirken hazreti İbrahim!den örnek vererek  bizi bilgilendirmektedir.

3/ 96- Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Ka'be)dir.

3/97- Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkar ederse, şüphesiz, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.

Kabe, Tevhit dininin  insanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa nebiler ve resullerin din ve yaşam biçiminin sembolize edildiği makamın adıdır. İnsanlar her ne şartta  hangi toplumda hangi inançta hangi dinde olurlarsa olsunlar dönüp dolaşacakları yer orasıdır. 

Yer yer o makam putların eline geçmiş yer yer de kendilerini rab yoluna adayanların eline geçmiştir. Kuran Hazreti İbrahim peygamberden örnek verirken onun içinde bulunduğu toplumun ona karşı verdiği mücadele karşısında O yapa yalnız tek başına bir ümmet olarak o yerleri ve gökleri yaratan  Allah’ı bularak ona teslim olmayı başarabilmiştir.

16/120- Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.

İnsanları farklı din ve yaşam biçiminden uzaklaştırarak fıtratlarından gelen takva sesiyle vahyin buluştuğu  tek din Allah’ın dinidir.

30/30- Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.

Maalesef bu din ortada toplum ve otorite olarak dünyada yok. İşte dünya böyle bir din ve yaşam biçimini toplum ve devlet olarak görmeyi hasretle beklemektedir. Bu din geldiği zaman mazlum zalimin elinde zulüm malzemesi olmayacak. İnsanlar isteklerine göre başkalarını öldüremeyecek, kadınlar şiddet görmeyecek zayıf olanlar yer yüzünde Allah’ın temsilcisi olan Müslüman otoritenin koruması altına alınarak zulme uğratılmayacaktır. 

Dünyada her mazlum kendi din ve yaşam ve yaşam biçiminden dolayı zulme uğramayacaktır. Böylece dünya zalimlerin elinden kurtulacak ve mazlum olanların iniltilerine kulak verilerek zulmeden zalimlerin elleri onların üzerinden çektirilecektir.

4/74- Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.

4/75- Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?

4/76- İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.

Allah  Dünya hayatını deneme ve imtihan salonu yapmıştır. Elbette Allah isteseydi insanları melekler gibi verdiği görevin dışına çıkamayan varlık olarak yaratıp tek bir ümmet halinde yaratabilirdi. Ama öyle yapmamış insanlara iki yol iki amaç göstererek sonucuna katlanmak koşulu ile yetkiyi ve sorumluluğu  her insanın kendisine yükleyerek onları kendi özgür iradesiyle serbest kılmıştır.

Allah, Dünya hayatında kendi yolunda gitmek isteyenlere nebiler ve resuller göndererek dünyada doğru  yolda yürümelerine imkan tanıdığı gibi, kendisini inkar edenleri de şeytanı onlara vesile kılarak, kendi yolunun dışında yol arayanlara da kılavuzluk  yapmıştır.

43/36- Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.

43/37- Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.

43/38- Sonunda Bize geldiği zaman, der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen)."

43/39- (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azapta da ortaksınız.

Vahyin  dışında yol alan gerek ehli kitap, gerekse de puta tapıcılardan hangisine sorsan kendi gittiği yolun en doğru yol olduğunu söyler. Oysa doğru yol Allah’ın gösterdiği yoldur. O da  Kuran’ın gösterdiği yoldur.

106/3- Şu Ev (Ka’be’n)in Rabbinn kulluk etsinler;

Kabe  Hazreti İbrahim peygamber döneminde asaletine kavuşmuş tevhidin doruk noktasına ulaştığı bir mekanı temsil etmektedir. Fakat son peygambere kadar putçuluğun ön  plana çıktığı insanlar Allah’tan başkalarını rab edindiği bir dönem başlamış ve bu dönem son peygambere kadar sürmüştür.

Son nebi ve resulün insanlardan destek veren onu etten duvarla koruyarak güç ve otorite haline gelen İslam  Kabe’yi  bir başka ifadeyle rabbin insanlara sunduğu din ve yaşam biçimi otorite olarak gelince, Kabe putlardan arındırılmış bir makam olarak karşımıza çıkmıştır.

İslam;Ayrı dinlerdeki insanları Müslüman etmek için değil, ayrı dinlerdeki insanların başka dinlerdeki insanlara kendi dinlerini zulüm ve işkence olarak kullanmasını ortadan kaldırarak bütün insanları esenlik içerisine almak demektir. Şu ayetler, bunun en güzel misalidir.

9/1- (Bu,) Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Allah'tan ve Resulü’nden kesin bir uyarıdır.

9/2- Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, inkar edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır.

9/3- Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah'tan ve Resûlü’nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resûlü de… Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkar edenleri acı bir azapla müjdele.

9/4- Ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka; artık antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz, Allah muttaki olanları sever.

9/5- Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

9/6- Eğer müşriklerden biri, senden 'eman isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır.' Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir.

9/7- Mescid-i Haram yanında kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin Allah Katında ve Resûlünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever.

9/8- Nasıl olabilir ki!.. Eğer size karşı galip gelirlerse size karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip-tanırlar. Sizi ağızlarıyla hoşnut kılarlar, kalpleri ise karşı koyar. Onların çoğu fasık kimselerdir.

Tövbe suresinde birden sekize kadar olan ayetler Müslüman olanların güç ve otorite halinde olduğu bir dönemin profilini bize çizmektedir.

106/4- Ki O, kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve korkudan güvenliğe kavuşturandır.

İnsanlara Hem sapma eğilimi veren, hem de doğru yolu bulma eğilimi veren Allah’tır. Allah insanlara sermayeyi vermiş ama bu sermayeyi doğru yönde doğru kararla güzellikler için kullanmayı istemiştir. 

Fakat insanlardan bazıları hem de  büyük çoğunluğu bu sermayeyi kötülükler uğrunda kullanmıştır. Hangi bir insan Allah’ın mülkünden çıkarak rızık bulabilir? Ve  açlığını giderebilir? Allahın mülkünde yesin içsin fakat Allah’ı rab olarak değil de onun dışındakileri kendisine rab kabul etsin Allah bundan asla razı olmaz.

16/75- Allah, (Kendisi'ne ortak koştuğunuz ilahlar konusunda) hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan ile, tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi; bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'ındır; fakat onların çoğu bilmezler.

Evet Allah’ın dışında olan bütün varlıklar Allah’ın yarattıkları ve Allah’ın mülkünde olan varlıklardır. Eğer o varlıklar ve ilah edindiğin insanlar, herhangi bir ikramda bulunurlarsa, onlar Allah’ın mülkünden alıp sana ikram etmektedirler. 

Eğer o sermaye Allah tarafından onlara verilmemiş olsaydı onlar sana ikramda bulunamazlardı. İşte sana Allah’tan alıp da vereni ilah değil, asıl sermayeyi yaratan ve  veren Allah’ı ilah edinmemiz gerekmektedir.

İşte kendilerine Allah’ın sermaye verdiği insanlar başka mazlum olan insanlara Allah’ın verdiklerinden aktararak onları Allah’ın yolundan alıkoymaları ve insanları kendilerine kul ederek Allah’ın yolundan ayırmaları büyük bir haksızlık ve zulümdür.

Hazreti Meryem’e Zekeriya peygamber sorduğunda başka insanlardan gelen yiyecekleri sana kim verdi dediğinde Allah’ın gönderdiğini söylemesi buna en güzel bir örnektir.

3/37- Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.

Ama  Karun  o hazineleri kendi aklı sayesinde kazandığını söylemesi büyük bir haksızlık ve zulümdü.

28/76- Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki: "Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez."

28/77- "Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez."

28/78- Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." Bilmez mi, ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan kendi günahları sorulmaz.

28/79- Böylelikle kendi ihtişamlı-süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: "Ah keşke, Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir" dediler.

28/80- Kendilerine ilim verilenler ise: "Yazıklar olsun size, Allah'ın sevabı, iman eden ve salih amellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz" dediler.

28/81- Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi.

Bütün insanların dünyaya gelmelerinin sebebi Allah’a ibadet ve kulluk içindir. Ve Allah’tan başka rab edinmemek sadece ve sadece onu ilah kabul ederek onun gönderdiği vahiylerle hayatı yaşamaktır.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR













ADETLİ KADINLARIN NAMAZ KILMASINI KURAN ENGELLEMİYOR!.

 



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

2/222- Sana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever."

Biz işin tıbbi boyutundan ziyade, Kuran'ın adetli kadınların namaz kılıp kılmaması konusunda verdiği hükmü anlamaya  çalışacağız.

Allah Kuran’da bir hükmü belirtirken  mutlaka ayet içerisinde sebebini de ortaya koymaktadır. Buradaki hitap evli kadınlar ile ilgilidir. “Sana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın.”

Dikkat edilirse ifade fiziksel bir rahatsızlıktan söz etmektedir. Eğer kadınlarla adet halinde cinsel bir ilgi kurulursa sonucunda bir takım sıkıntılara yol açacağı anlatılmaktadır. 

Hangi  bu konuda uzman olan doktor, bu hükmün doğru olmadığını söyleyebilir?  Bu Kuran’ın bütün dünyaya verdiği evrensel bir mesajdır. Modern tıbbın bu konuda görüşüne müracaat edelim daha sonra adet halinin namaz ile ilgili değil, cinsellikle ilgili olduğunu anlatmaya çalışalım.

ALINTI
MODERN TIP VE ÂDET

Âdet konusunu islâmî esaslara göre inceleyip, helâl ve haram olan davranışları öğrendikten sonra, konuya modern tıbbın bakış açısını da vermek uygun olacaktır. Bu sayede islâmî prensipler ve insan fıtratına uygunlukları daha net anlaşılacaktır. Konunun bu açıdan anlatımına geçmeden önce bu konuda da islâmî bir kuraldan söz etmek istiyorum: 

Âyet, hadis ve "icma", yani ilk Müslüman bilginlerin söz birliği ile hükmü belirlenmemiş konularda islâm, tıbbı bir hakem olarak kabul eder ve meseleyi bilen "adil" bir doktorun zararlı dediğini mekruh, ya da haram, zararsız dediğini de mubah ya da helâl sayar. Meselâ, âdet ve lohusalık devreleri dışında kadından kan gelmesi sırasında cinsel ilişkiyi islâm haram kılmış değildir. 

Ama adil bir doktor, böyle bir kadını muayenesi sonucu cinsel ilişkide bulunmasının zararlı olacağını söylerse, onun için cinsel ilişki en azından "mekruh" olur.Ama İslam'ın sözü edilen üç yolla hüküm bildirdiği konularda tıbbın dediğine itibar edilmez. 

Çünkü tıp sürekli ilerlemekte ve bugün zararsız dediğine yarın zararlı diyebilmektedir. Tıp uzmanları bu tür konularda da zaten söz birliği edememektedirler. Meselâ çoğunlukla doktorlar âdet halinde cinsel ilişkinin zararlı olduğunu söylerken, arada bir, bunun zararsız olduğunu söyleyenler de çıkmaktadır.

a) Tıp Açısından Âdet:

Kadının hayatında ilk âdet kanaması (menarche) ile başlayıp, âdetten kesilene kadar (menopouse) her ay belirli zaman devam eden kanamadır. Bu; menses, âdet kanaması, regli, aybaşı, kirlenme gibi kelimelerle de ifade edilir.

İlk âdet görme zamanı memleketimizde 13-14 yaşlarıdır. Daha erken de görülebilir. En erken görülme yaşı olarak kabul edilmiştir. Âdetten kesilme yaşı ise 45- 50'dir. En son 60 yaşına kadar devam edebilir.

Âdetin başlamasına, bitişine ve düzenine etki eden çeşitli faktörler vardır:

l. Şiddetli geçen rahatsızlıklar,

2. Kronik (müzmin) hastalıklar,

3. İklim değişiklikleri (Meselâ sıcak ülkelerde daha erken yaşlarda görülür),

4. Çevre değişiklikleri (Yatılı okul ve seyahat gibi),

5. Korku, heyecan (Harpler ve büyük üzüntüler gibi).

6. Aşırı bedensel faaliyet,

7. Dengesiz zayıflama rejimleri,

8. Aşırı gebe kalma isteği veya gebe kalma korkusu.

Âdet kanaması; rahmin (uterus) en iç tabakası olan endometriumun 27-28 gün süresince, hormonların etkisiyle gelişip, dördüncü hafta sonunda hormonların kandan çekilmesiyle, bu gelişen tabakanın bozulup dökülmesi olayıdır.

"Âdet kanı genellikle, kadın tohumu olan yumurtanın aşılanmadığını, gebeliğin olmadığını gösterir." Buradan anlaşılacağı gibi âdet kanı vücudumuzdaki dolaşan kandan farklı yapıdadır. İçinde bol miktarda doku artığı vardır. Akyuvarlar bakımından oldukça zengindir. Âdet kanında pıhtılaşma olmaz. İçinde birtakım enzim ve kimyasal maddelerin miktarı artmıştır. Meselâ arsen normal kanda Y.103 mikrogram olduğu halde, âdet kanında Y.320 mikrogramdir.

"Genellikle 3-5 gün devam eder. İlk iki gün dahâ bol akar. Akan kan yaklaşık 100 gram kadardır. Pıhtılaşma yan ve suluca olan âdet kanına üreme yollarındaki akıntılar, bu yolun iç zarlarının döküntüleri ve bu yollarda her zaman pek bol bulunan yabancı bir çok mikroplar karışır. 

Bütün bunlar âdet kanına ağır koku verir... Koku diğer değişmelerle de tiksindirici bir hal alır. Temizliğe dikat etmeyenlerde âdet zamanında ayrıca ağır bir ter kokusu da olur. Kandaki zehir oranı artar. Hattâ bu bazan o derece şiddetli olabilir ki, mayaların üremesini durdurabilir, çiçekleri soldurabilir, sirke ve konserveleri bozabilir..."

b) Âdetlinın Dikkat Etmesi Gereken Konular:

Tarih boyunca âdet kanaması çok ters yorumlanmış, çeşitli kültürlerin etkisiyle âdet gören hanım toplumdan uzak tutulmuş, dışlanmıştır. Zamanımızda ise genç kızlar bu olayı çeşitli kaynaklardan öğrendikleri için hatalı davranışlar içine girebilmektedirler. 

Ya da utanma duygusu altında hijyenik şartlardan uzak bir yaşantı içerisinde çeşitli hastalıklara kapı açılmaktadır. İlk âdet kanaması genç kızlarda şok etkisi yapmakta, bazen hayat boyu sürecek gerginlik, sinirlilik, korku, huzursuzluk hatta dismonere dediğimiz sancılı âdetlere sebep olmaktadır.

Bu yüzden gelişmekte olan genç kıza aybaşı olayının fizyolojik olduğunu annelik ve kadınlık sorumluluğunun başlangıcı olduğunu. hayatın en anlamlı ve olgun dönemine geçişi simgelediğini anlatmalıdır."

Böyle bir dönemde bilgili ve anlayışlı bir anneye düşen en önemli görev; kızını, aybaşı konusunda aydınlatmaktır. Bunun için de kızı ile bir arkadaş gibi konuşup ona, günün birinde idrar yolundan biraz kan geldiğini göreceğini, bunun gayet normal bir olay olduğunu, bundan korkmaması gerektiğini, çünkü anne olacak her genç kızda belli yaştan başlamak üzere bunun görüldüğünü ve gerekli diğer yönlerini öğretmesi gerekir."

Özellikle âdet günlerinde temizliğe çok dikkat etmeli, fena kokuları önlemesi bakımından, üşütmemek kaydıyla, sık sık banyo yapmalıdır."Çünkü bu zaman kanın zehiri arttığı gibi, vücudun salgılarının (ter, yağ ve benzerlerinin) de zehiri çoğalır..." "Bu temizliğin en iyisi, vücudu sıcak sabunlu su ile yıkamaktır. Ilık duşlar bir dereceye kadar yapılabilirse de hamama gitmek doğru değildir. 

Hamam sıcak olur, âdet kanının artmasına yol açar..." "Ilık ve sıcak banyolar ancak ay hali gelmeden birkaç gün önce âdetleri aksayan ve az gelenlere yararlıdır. Ay halinde iken soğuk su banyoları ve denize girmekten de sakınmalıdır. Bu durum, üreme organlarını fazla kan kaplamasına, dolayısıyla bel ve kasık ağrılarına, üreme yollarının nezle ve iltihaplarına ve pek çok rahatsızlıklara sebep olabilir..." 

"Her kız ve kadın özellikle de evli olanlar ve doğuranlar, âdetlerine yakın günlerde, âdet günlerinde ve bunu izleyen günlerde cinsel organlarının temizliğine çok dikkat etmelidirler." "Çünkü bir kadının sağlıklı, huzurlu ve neşeli olması, maddî bakımdan ayhali günlerinde gözeteceği temizlik derecesine bağlıdır."

"Aybaşı hali bir bakıma da bir tür hastalık ve yorgunluk demektir. Bizde, başta kısırlık olmak üzere, kadın hastalıklarının çoğu, kadınlarımızın özellikle ay hallerin de dinlenmemelerinden, bu arada kendilerini fazla yormalarından ileri gelir."

"Sancılı âdet görenler, ay hallerini yatakta geçirmelidir. Ayakları sıcak tutmak, karına sıcak pansuman yapmak, ağrıların şiddetlerini az çok hafifletir."

Âdet öncesi sendromu, genellikle otuz yaşından sonra sıkça rastlanır. Vücuttaki hormon dengesi bozukluğuna bağlı olarak karında gerginlik, el ve ayaklarda ödem, memelerde hassasiyet, kilo alma, çabuk susama, kolay yorulma, baş ağrıları, kabızlık,baş dönmesi; korku, huzursuzluk, mizaç değişiklikleri... görülebilir. Âdet gördükten sonra bu şikâyetler derece derece azalır. Kişinin, bunların olabileceğini (bunun normal sayılabileceğini) düşünüp boşu boşuna sinirlerini bozmaması, bu devrede ağır işlere kalkışmaması uygun olur.

Âdet halinde kadın, temiz ve kan emici özetlikte ped kullanmalıdır. Direkt pamuk yerine, gazlı beze sarılı pamuk kullanmalı veya özel hazırlanmış yumuşak kumaştan ped temin edilmelidir. Avrupa'da vajina (hazhe) içerisine konan tamponlar vardır. Bunlar uzun süre içerde kalır veya unutulursa çok pis kokulara; akıntılara, tahrişlere yol açar. Onun için bunları kullanmamak daha uygundur.

"Bunun için en iyisi, manifaturacılarda pek ucuza satılan tülbentten birkaç metre alıp, mutlaka ütüleyerek el altında hazır bulundurmaktır."

Petler sık sık değiştirilmeli, ıslak çamaşırla gezmemelidir. Kanama sırasında dış genital bölge sık sık temizlenmelidir. Kokuya karşı kullanılan (intim, spray) gibi kokulu pudralar tende tahrişlere sebep olabilir veya bölgenin asiditesini bozacağından kullanılmaması daha uygun olur.

"Geceleri yatarken dişlerini temizlemeli ve ayaklarını; özellikle de ayak parmaklarının arasını, sabunla yıkamalıdır."

"Ayrıca, soğuk duşlardan, kendisini ve özellikle de ayaklarını üşütmekten, uzun yol yürümekten, ata ve bisiklete binmekten, ayaklı dikiş makinesi kullanmaktan, ağır yük kaldırmaktan, uykusuzluktan sakınmalıdır. Fena koku yayan yiyeceklerden çekinmelidir."

"Evli kadınlar kocalarına, dolayısı ile erkekler de eşlerine böyle günlerde daha fazla bir sevgi ve anlayış göstermelidirler. Çünkü bir çok aile buhranları, kadınların ay başılı günlerinde, eşlerin karşılıklı anlayışsızlıkları ve yersiz davranışları yüzünden olmaktadır."

Bu arada şunu vurgulamak gerekir: Âdet dışındaki akıntılar nedeniyle bazı hanımlar ped, pamuk, gazlı bez kullanmaktadır. Bunlar özellikle abdestin bozulmaması için vajinaya doğru (içeri) konulmaktadır. 

Bu uygulama, kullanılan malzemenin daha yukarı kaçmasına sebep olabileceğinden veya akıntının önünü kapatacağından ve uzun süre bırakılırsa, mikropların üremesine yol açacağından sakıncalıdır. Dışarıdan uygulamanın, sık sık değiştirilmesi şartıyla zararı yoktur. Yalnız emici özellikte bez kullanmak uygundur. En iyisi gazlı beze sarılmış pamuktur. (adı ve emici olmayan pamuk kullanmak zararlıdır).

Vücudun genel temizliğinin yapılması ve dinçlik kazanmak açısından âdetin bitiminde de yıkanmak uygundur.

Ayrıca yıkanma amacıyla veya temizlik düşüncesiyle bazı hanımlar vajinaya ellerini sokarak yıkamaya kalkışırlar. Eller her zaman mikrop taşıyan organlardır. Sonra tırnaklar vajinayı ve rahim ağzını (kollumu) tahriş edebilir. Bu sebeple eller gelişi güzel içeriye sokulmamalıdır.

Zaten rahim ağzından salgılanan sıvı hazneyi temizler.Nasıl baş aşağı tutulan bir bardak içerisinde bir şey kalmıyorsa, vajinada da fazla bir şey kalmaz, akar.

Âdetli ile Cinsel ilişki:
Âdet halindeki kadının:
1. Vücut direnci azalmıştır,
2. Rahim, iç dokularının dökülmesiyle açık bir yara haline gelmiştir. Dışarıdan gelecek bir mikrop kolay yerleşir ve faaliyet gösterir,

3. Kadın bu halde iken yapılacak cinsel ilişki tiksindirici olabilir. Onun için cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.

"Kadın ay hallerinde erkekle bir araya gelmemelidir. Kan kaybeden, büyük bir sarsıntı geçirmekte olan kadın, bu zaman az-çok rahatsız bilinmeli ve her türlü, özellikle de cinsel heyecanlanmalardan uzak bırakılmalıdır. Ay halinde kadının üreme yolları kanla dolgun rahmin damarlarının ağzı açık, az çok bereli bir haldedir. 

En titiz ve temiz olanlarda bile bu yollarda uyuşuk ve sinsice bekleyen sayısı, milyonlarca mikrop vardır. Ay hallerinde bunlar hemen çabucak ürer çoğalır, güçlenir, fırsat kollar ve en ufak bir sebeple hemen bereli bulunan üreme organlarına, rahime ve yumurtalıklara salar, bu sıra olacak cinsel ilişki, mikropların her yana yayılmasına sebep olur, bu hal kadını örseler, hasta eder. Devamlı olursa fazla kan boşalmasına, bel ve kasık ağrılarına, ciddi birçok kadın hastalıklarının uyanmasına sebep olur."

"Sonra âdet kanının kendine has ağır bir kokusu vardır. Bu koku pek temiz kadınların bile ter ve tenini kaplar. Bu kokudan kadın kendisi bile tiksinir. Bu sırada olacak cinsel yaklaşmada bu ağır koku erkeği de tiksindirir."

"Zaten kadınlar çoğunlukla bu zamanlarda isteksiz olurlar. Gerçi bu sırada pek isteklenenler de görülür. Fakat her ne olursa olsun, kadın bu devrede dinlenmeye muhtaç olduğundan rahat bırakılmalıdır."

Diğer Konular

Âdet günlerini değiştiren; meselâ âdeti öne alan ya da geciktiren ilaçların kullanılması halinde, geciken ya da öne alınan kan bütün özellikleri ile âdet kanı mıdır?

Âdet günlerinin öne alınması veya geciktirilmesinde gelen kan yine endometriumun dökülmesi ile oluşan aynı özellikte kandır. Bu tür ilaçların çok nadiren tatbik edilmesinde bir sakınca yoktur. Yalnız gelişi güzel, her akla geldiği zaman çeşitli bahanelerle âdet gününü değiştirmek vücudun çalışma mekanizmasını bozacağından yapılmaması uygundur. Zira ileride düzeltilmeyen veya doktoru çok uğraştıran âdet bozukluklar meydana gelebilir.
*****

Tıp ilminin ortaya koyduğu verilerle Kuran’ın verdiği hüküm  adet halinde olan kadınların cinsel konuda ilişki kurulmaması konusunda birleşmektedir. Şimdi Kuran’ın temizlenmeden neyi murat etmek istediğini, namazla ilgili olup olmadığını Kuran’dan bulmaya çalışalım.

KADINLARIN ADET GÖRMESİ NAMAZA DEĞİL CİNSEL YAKLAŞIMA ENGELDİR.

Din adamlarının ittifakla söz ettikleri yanlışlardan birisi de  Kadınların adet halinde iken namaz kılmalarını, oruç tutmalarını Kuran okumalarını engellemeleridir. Oysa Kuran adet halini sadece evli olan kadınların kocalarıyla cinsel ilgi kurmalarını yasaklamaktadır. Temizlik kelimesini cinselliğe uygun olmayan halin cinselliğe hazır hale gelmesi olarak burada açıklamaktadır. Kuranda temiz kelimesi hangi anlamlarda kullanılmış, Kuran bütünlüğü içerisinde  onlara bir göz  atalım.

79/ 17- "Firavun'a git; çünkü o, azdı."

79/18- Ona de ki: “Temizlenmek ister misin?"

79/19- "Seni Rabbine yönelteyim, böylece (O'ndan) korkmuş olursun."

Bakınız  kuran temizlenmek ifadesini konu içerisinde  nasıl kullanmış. Eğer burada temizlenmek  kelimesi maddi kirlilikten söz etmiş olsaydı, inkar ve azgınlığı gündeme getirmeye gerek yoktu. Aklı olan ve aklını kullanan herkes bilir ki Kuran’ın burada temizlenmek kelimesini küfürden inkardan arınmak olduğunu  ve onun için kullanıldığını bilir.

Temiz kelimesi kuranda seksen sekiz yerde kullanılmıştır. Ve kullanıldığı yerde neyin temizlenmesi hakkında kullanıldığı anlatılmaktadır. Şimdi temiz kelimesinin kullanıldığı bazı ayetlerden örnekler vererek konuşlandığı yerdeki anlamını görmeye çalışalım.

8/ 11- Hani Kendisi'nden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.

Buradaki temizlik vahyin emirleri ve yaşamının dışındaki bütün düşünce ve eylemlerden arınmak ve uzaklaşmak olarak kullanılmıştır.

8/ 26- Hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız, insanların sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. İşte O, sizi (yerleşik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar verdi. Ki şükredesiniz.

Buradaki temiz kelimesi helal olan Allah’ın insanların yararına ve lehinde olan bütün güzellikler olarak kullanılan  temizliktir.

8/ 37- Bu, Allah'ın murdar olanı temizden ayırt etmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir. İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır.

Bu ayetteki temizlik rabbani yol ile gayrı rabbani yolun saflaşmasını netleşmesini ifade eden temizliktir.

11/ 78- Kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler. "Ey kavmim" dedi. "İşte benim kızlarım, bunlar sizler için daha temizdir. Artık Allah'tan korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan (reşid) bir adam yok mu?"

Kızlar kelimesi bu ayette nesep ve soy ifade eden bir kız değil, lutiliğin zıddı olan bir ilişkinin meşruluğunu erkeklerin birbirleriyle değil erkeklerin kadınlarla  olması gereken ilişkiden söz etmektedir. Helal ve temiz olan ilişki şekli helal ve temiz olan kadınlardan evlenilerek Allah’ın emrettiği yerden gidilmesi gereken bir ilişkidir.  Bu ayetteki temizlik onu anlatmaktadır.

Temiz ve temizlenme konusunda daha da detaya inmek isteyenler. Kuran arama motorundan bulup diğer ayetlerde temiz ve temizlenme konusunda bilgi edinebilirler.

KURANDA NAMAZA MANİ OLAN ENGELLER!

5/ 6- Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

4/ 43- Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

Kuran’da  namaz kılmak için,engel olan durumları bu iki ayette özetlemiştir. Bunları Ayetler içerisinden çıkarmaya çalışalım.

NAMAZA ENGEL OLAN HALLER.

1-Abdestsiz olmak, 2-cünüp olmak, 3-ayak yolundan gelmek, bunları hem küçük abdest hem büyük abdest hem de yelleme olarak anlayabiliriz. 4-Kadınlarla cinsel ilgi kurmak, ve arkasından gusletmeme hali. 5-Sarhoş olmak veya akli melekelerin  kaybedilmesidir. 6- Uykudur.

Şimdi kadınların aybaşı halinin namaza engel olup olmadığını doğru anlamak için ayeti tekrar naklederek düşüncelerimizi saflaştırmaya çalışalım.

2/222- Sana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever."

Namaz  kılmak insanın kendi elinde olmayan akıntı kanamalar kan irin, önden ve arkadan süreklilik arz eden haller varsa abdest alınır ve namaz kılınır. .Çünkü namaz müminler üzerine  kadın ve erkek ayırt edilmeden  farzdır.

4/103- Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.

İkinci önemli bir husus evli olmayan kadın ve kızların ne yapacakları konusunda Allah haşa unutmuş mu ki, ayetteki adet halinin namaz kılmaya engel olarak algılanmıştır. Eğer ayette ifade edilen adet halinde sadece cinsel ilgiden uzaklaşması gerektiğini söylemesi ne anlama geldiği rahatlıkla anlaşılmıştır.

Sonuç olarak adetli kadın, adetli halinde gerekli temizliğini yaptıktan sonra  abdestini alacak, Kuran’ını okuyacak. mescide gitmesi gerekiyorsa mescidine gidecek. namaz vakitleri geldiğinde namazını kılacak, eğer adet hali onun oruç tutmasını zorlaştırıyorsa, ramazan ayında tutamadığı orucunu, başka bir zamana erteleyebilir. Yoksa oruç tutmaya da hac yapmaya da adet halinin hiçbir engeli yoktur. Kuran’da namazın kazaya bırakılması ve ertelenmesi diye hiçbir ayet ve ifade geçmez.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR

9 Mayıs 2012 Çarşamba

SÜNNETİN KURAN’DAKİ TANIMI:

 


RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

SÜNNET: Gerek  Evrende Allah’ın  koyduğu değişmez kuralları ile, gerekse  insanların ve toplumların yaptıkları davranışlar sonucunda  tekrarlana gelen Allah’ın değişmez kurallarıdır.

Bu tanıma göre sünnet iki kısma ayrılmaktadır.

1- EVRENDEKİ ALLAHIN DEĞİŞMEZ SÜNNETİ,

2- SOSYAL TOPLUMLARDA  OLUŞAN DEĞİŞMEZ SÜNNTİ
=========================================================

1-EVRENDEKİ ALLAH’IN DEĞİŞMEZ SÜNNETİ:

7/185- Onlar, göklerin ve yerin 'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete’ (melekût) Allah'ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?

Allah  Kainatta yaratmış olduğu her şeyi mutlaka bir sebep ve sonuç ilişkilerine göre yaratmıştır. Yağmur yağacağı zaman mutlaka bulutların oluşması, ve bunların olgunlaşması sonucunda yağması, güneşin doğudan doğup batıdan batması, gecenin arkasından gündüzün meydana gelmesi, Ateşin yakma görevinin hiç değişmemesi denizde yüzme bilmeyenin boğulması daha bir çok  genellemesini bile saymakta güçlük çektiğimiz Allahın evrensel yasalardaki değişmez sünneti tekrarlanarak değişmeden olarak gelen sünnetleridir.

67/3- O, biri diğeriyle 'tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?

67/4- Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.

İşte Allahın evrende yarattığı bütün şeylerde çarpıklık uygunsuzluk ve hiçbir çelişki yoktur.

2- SOSYAL TOPLUMLARDA OLUŞAN DEĞİŞMEZ SÜNNETİ.

35/43- (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.

Kuran’da sünnet kelimesi on iki yerde geçmektedir. Ama bir ayet dışında, on bir ayette, insanların davranışları sonucunda oluşan değişmeyen sünnetlerinden  bahsetmiştir. Bu ayetleri incelediğimiz zaman gerek peygamberlerin gerekse toplumların başlarına gelen değişmez sünnetlerden söz etmektedir.

Peygamberler toplumlara geldikleri zaman ilk önce karşı çıkanlar onları yalanlayanlar toplumun önde gelenlerinden olmuştur. Veya toplumlar  içerisinde  toplumlarda münafıklık yapanların başlarına gelen değişmeyen sünnetlerden bahsederken şöyle buyrulmaktadır.

33/60- Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler.

33/61- Lanete uğratılmışlar olarak; nerede ele geçirilseler yakalanırlar ve öldürüldükçe (sürekli) öldürülürler.

33/62- (Bu,) Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.

Fetih suresinde Allah’ın kafirlerin değişmeyen sünnetlerinden bahsederken şöyle anlatılmaktadır.

48/22- Kafir olanlar, sizinle savaşmış olsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra, ne bir veli (koruyucu dost), ne bir yardımcı bulamazlardı.

48/23- (Bu,) Allah'ın öteden beri sürüp giden sünnetidir. Sen Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın.

48/24- Onlara karşı size zafer verdikten sonra, Mekke'nin göbeğinde ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlardan çeken O'dur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

Toplumsal sünnetlerden biraz bahsedecek olursak,  İnsanlar kendi ellerinin yaptıkları sonucunda suç işledikleri zaman, işlemeye devam ettikçe suç işleme mekanizmasının daha da işlerlik hale gelmesiyle geriye dönüşü mümkün olmayan bir yola girmesi ve arkasından onlara cehennemin hak olması Allah’ın değişmez sünnetlerinden olduğundandır. 

Kuran’da kıssaları anlatılan Nuh ad, semud Musa, daha bir çok helak edilen kavimler bu kategoriye girmektedir. Onların helakleri  dünya hayatında tabi afetlerle yeryüzünden silinmeleri değil, Onların gözleri kör kulakları sağır, ve kalpleri mühürlenmiş olarak inkarla hayatlarını tamamlamaları ve cehennemde girecek yerlerini kendileri hazırlamalarıdır.  

Yani Allah yol seçme özgürlüğü verdiği insanları dünya hayatında kendi istediği istikamette Allah’ın tanımladığı yolun dışında yol seçerek o yolda yürümesini yolu açılması ve kendi kendisini cehenneme atması onun helaki olarak tanımlanmıştır.

Sonuç olarak, Sünnet kelimesinin  Kuran'daki bulduğu değere baktığımız zaman, tefsirlerde ve klasik din anlayışlarında anlatılan ve aktarılan peygamberlerin söyledikleri ve yaptıkları değil, genel bir tanım içerisinde Allah’ın evrende değişmez yasaları ile toplumlarda insanların hür iradeleri ile kendi yaptıkları sonucunda başlarına gelen değişmez yasalardır.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR






7 Mayıs 2012 Pazartesi

ALLAH VE RESULÜNE İTAAT ETMEK NE DEMEKTİR?

 


RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

İslam toplumlarında asırlardır anlatılan ve algılanan en önemli konulardan birisi de Allah ile resulünü birbirlerinden ayırarak iki ilah gibi görmeleridir. Kuran'a göre Hüküm koyan, kanun koyan, yaratan, öldüren, dirilten, yediren, içiren rızık veren, sadece ve sadece Allahtır. 

Resullere itaat Resullerin Allah’tan aldıkları emirlerle sana elçilik yapmalarındandır. Allah’a itaat onun göndermiş olduğu emir ve yasaklara uymayla ancak mümkün olur. Yoksa Allah’a nasıl itaat edilecek? Resul de ondan gelen emirleri aktarması Allah ile senin aranda elçilik yapmasından dolayı resule itaat vardır. Kuran’dan örnekler vererek konuyu işlemeye çalışalım.

33/36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, Mümin bir erkek ve Mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.

Resul Allah’tan  vahiy alması ve aktarması nedeniyle seninle Allah arasında bir elçidir. Onun vasfı vahyi sana aktarmasıdır. Elçiye zeval olmaz derler ya aynen de Allah resulü getirdiği vahiylerde kendi katkısı yoktur. 

Bu sebeple onun getirdiklerine itiraz etme inkar etme ve saygısızlık duyma Allah’a saygısızlık duymadır. Onun getirdiklerine itaat ve saygı duyma da Allah’a itaat ve saygı duymadır.Peygamber ve peygamberlerin yaşadığı ve söyledikleri vahyin bir aynasıdır.Bir gölgesidir. Onlar vahyin dışında nebi ve resul olduktan sonra  Ne söz söyleme  ne de yaşama koyma hakkına sahip değillerdir. Bu onlarla Allah’ın bir sözleşmeleridir.

3/81- Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: "Andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" Onlar: "İkrar ettik" demişlerdi de "Öyleyse şahid olun, Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım" demişti.

Yüz binlerce uydurma hadislerle peygamber profili çizenler Yanılmakta ve yanıltmaktadırlar. Bir sözün doğru olduğunu anlayabilmek için kuranı bilmek gerekir. Eğer bir sözün aslı eğer kuranın kendisinde varsa başka yerlerden söz aramaya ve söz derlemeye ne gerek vardır. Peygamberin bağlı bulunduğu kaynak vahiydir. Vahiy de kuranın ta kendisidir. Kuranda her örmnekten bir örnek verilmiş hiçbir eksik de bırakılmamıştır.

39/27- Andolsun, Biz bu Kuran’da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik. 27- Andolsun, Biz bu Kuran’da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik.

6/38- Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.

Bu vermiş olduğum ayetler. Peygamber ve peygamberlerin yerini ve konumunu belirlemektedir.  Kuran’da her örnekten bir örnek verilmişse ve hiçbir eslik de bırakılmamışsa peygambere düşen görev onu söylemek ve onu yerine getirmekten başka ne olabilir ki? İman edenler de onun getirdiklerine iman ederler ve hayatlarına onu aktarırlar. İşte Allah’a itaat ve peygambere itaat budur.

2/285- Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sanadır" dediler.

Evet o nebi ve resul vahyin kontrolündedir. kendi hevasından konuşmaz ve kendi isteklerine göre de yaşamaz. Eğer öyle olmuş olsaydı. Peygamberlikten azledilirdi.

69/40- Hiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür.

69/41- O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?

69/42- Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?

69/43- Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.

69/44- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.

69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.

69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik.

69/47- O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı.

69/48- Çünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür.

Bu ayetler bize nebi ve resulün yerini ve konumunu tanımlamakta, ve onu nasıl bir yere koyacağımızı Allah belirlemektedir. Hiçbir Müslüman onu sıradan bir insan gibi göremez. Ve hiçbir Müslüman da onu Allah yerine de koyamaz o İnsanlar ile Allah arasında bir nebi ve resuldür. Allah emreder resul de o emri hem insanlara aktarır. Hem de yaşar. İman edenler de o peygambere itaat eder ve onu takip ederler.

Doğruların Allah'a Yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR



4 Mayıs 2012 Cuma

AHİRET ALEMİNDE ŞEFAAT YOKTUR.

 
AHİRET ALEMİNDE ŞEFAAT YOKTUR

İslam toplumlarında  geleneksel olarak toplumlardan toplumlara aktarılan genç yaşta ölen çocukların, şeyhlerin şehitlerin alimlerin peygamberlerin şefaat edeceğine dair söylentiler devam ederek gelmiş ve gelmeye devam etmektedir.  Oysa Kuran  kesinlikle insanın kendi takvası ve amelinin dışında hiçbir şefaatçinin olmayacağını vurgulamaktadır.  Şimdi Kuran'dan ayetlerden birkaç tane  örnek vererek ahret aleminde şefaatin olmadığını kanıtlamaya çalışalım.

2/48- Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

2/255- Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür.

20/108- O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.

20/109- O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.

Kuran’da  Şefaatle ilgili yirmi beş adet ayet geçmektedir. Yirmi beş ayetten sadece iki ayetinde “Allah’ın izin verdiği” şefaatçiden söz etmektedir. Allah’ın insanlara dünya hayatında hem sapma yolunu hem de hidayete erme yolunu yaratıp, kendi özgür iradesiyle insan sapmayı ve hidayete ermeyi kendisi seçiyorsa,Allah’ın izin verdikleri de hak yolu hidayet yolunu seçenlerdir. 

İşte Kuran’ın iki ayetinde de bahsedilen davranış ve amellerinden hoşnut olduğu,” O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.”  Bu insanlardır. Yoksa Allah  kendilerinin dışında bazı şefaatçiler türetip onlar şefaatçi olmayacaklardır. 

Şimdi Kuran’dan onunla ilgili başka bir ayeti yerine koyarsak herhalde  ahret aleminde  insanların kendi amellerinden başka Allah’ın izin verdiği şefaatçilerin olmadığı anlaşılacaktır kanaatindeyim. İşte ahret sahnesinden bir konuşma fotoğrafı.

50/ 28- (Allah buyurur:) "Benim Huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim."

50/29- "Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim."

50/30- O gün cehenneme diyeceğiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek.

Cennet ve cehennem insanların kendi  dünya hayatında kendi seçimlerinin sonucunda kendi kazandıkları yerdir. Bu ifadeye göre Allah hiçbir insanı cennet ve cehenneme atmaz. Kişiler kendi kendilerini cennet ve cehennemi kazanma yollarını seçerek atarlar.

"Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim." 

Bu ayet her şeyi özetleyip son noktayı koyuyor.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR





2 Mayıs 2012 Çarşamba

NEBİ VE RESUL KELİMELERİNİN KURANDAKİ TANIMI





RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Kuran, nebi kelimesini vahye muhatap olan peygamberler için kullanmıştır. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa, Allah insanlara iki kanaldan bilgi ulaştırmıştır. Birincisi, Nebiler aracılığı ile vahyi bilgiler,  ikincisi de eşyanın yapısına kotlanan bilgilerdir.bu bilgiler, Vahyi bilgilerdir.

İnsanlık tarihinin başlangıcı ile birlikte insanlara dünya yaşamını her dönemde kullanma kılavuzu olarak gönderdiği vahiylerdir. Bu bilgileri getirenlere kuran nebi tabirini kullanmıştır. Nebiler kendilerine gelen vahiyleri kavimlerine iletmesiyle aynı zamanda resul olmaktadır. Resul kelimesinin kurandaki bize yansıması elçidir. Nebilik son peygamber hz. Muhammed ile son bulmuştur.

33/ 40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir.

Resul: elçi demektir. Bu anlamda her nebi Allah’tan aldığı vahiyleri insanlara ulaştırması nedeniyle bir resuldür. Ama  her resul bir nebi  değildir. Resuller nebilerden aldıkları vahiyleri doğru anlamak ve doğru aktarması sebebiyle diğer insanlara ulaştırmasından, dolayı onlar da Kuran'da resul olarak anılmışlardır. Bu anlamda nebilik son bulmuştur ama resullük devam etmektedir. Bazıları resul ve nebi kavramını düzgün anlayamadıklarından  kavram kargaşası yaşanmaktadır.

22/ 75- Allah, meleklerden resuller seçer ve insanlardan da. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.

İnsanlardan olan  resuller Hem nebilerdir, hem de nebilerin getirdiklerini başka insanlara doğru anlayıp doğru ulaştır-anlardır. Meleklerin resullüğü de Allah’ın onlara kodlamış olduğu bilgileri ürünleri insanlara ve diğer yaratıklara doğru bir şekilde iletmesi ve sunmasıdır. Örnek verecek olursak bir elma ağacının  insanlara elma vermesi, bir arının Allah’ın onlara kodladığı bilgilerle bal vermesi onların Allah ile insanlar arasında elçi olmasının ifadesidir.

İkinci Olarak Allah'ın insanlara bilgi vermesi eşyanın yani Kuran'ı ifadeyle meleklere kotlanan bilgilerin insanlara verilmesidir. Kuran’dan bir ayetle bunu belgelemeye çalışalım.

42/ 51- Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

42/52- Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun.

Bu ayetler incelendiğinde Allah insanlardan nebi olanlara direk vah yederek  insanlara doğru bilgilerin ulaşmasını, sağlamış olur, bu bilgileri nebilerden alan insanlar da Allah ile iletişim kurarak konuşmuş olur. Üçüncü olarak perde arkasından diye ifadelendirildiği, Nebilerin getirdiklerine inanmadığı halde evrende eşyanın bilgisine ulaşanlar Allah ile konuşmakta ve iletişim kurmaktadır.

17/ 45- Kur'an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık.

İşte  şura elli birinci ayette perde arkasından konuştuğu, inkar eden insanları kastetmektedir. Demek ki  dünya hayatında Allah insan ayırımı yapmadan isteyenlerle gerek vahyi bilgileri gerekse de evrensel olan eşyanın bilgilerini sunmakta ve onları bilgilendirmektedir.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN-ANAMUR