23 Ağustos 2012 Perşembe

KURAN’I DOĞRU ANLAMAK BİR UZMANLIK İŞİDİR?





RAHMAN VE  RAHİM OLN ALLAH'I ADIYLA!

Bir çok Kuran okuyucu kardeşlerimizin, geleneksel din anlayışlarından kurtulma sarhoşluğu içerisinde Kuran okumaya başlamasıyla Kuran'daki ayetleri   detaylı bilgiye sahip olmadan anlaşılabileceği vehmine kapılarak Kuran'ı her okuyan anlayabilir diye yaygaralar koparmaktadırlar. 

Oysa Her ilim dalında o ilmin kendi sistematiği içerisinde eğitim görüp uzmanlaşmadan nasıl karşısına çıkan problemleri çözemiyorsa Kuran okuyan kişilerin de Kuran'ın kendi içerisindeki konuşma dilini öğrenmeden Müteşabih olan ayetlerin, ne anlatmak istediğini anlamaları mümkün değildir.

Elbette Biz klasik din anlayışlarına sahip olanlar gibi,  insanların kendilerine şeyh alim  yakıştırarak Kuran'ı belirli şahısların anlayabileceğini söylemiyoruz. Ancak Kuran ilgi duyanlara onun anlaşılması konusunda yoğunlaş anlara kendini açar diyoruz. Kuran'ı doğru anlamak eşyanın bilgisiyle vahyin söylemlerinin,  kucaklaşarak insanı rahatlatan ve mutmain hale getiren bir anlayışa ulaşmakla onun doğru anlaşıldığı söylenebilir.

36/69- Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kuran'dır.

KURAN “KURAN APAÇIK BİR KİTAPTIR” DEMEKLE NEYİ KASTETMEKTEDİR?

Eğer her Kuran'ı okuyan kişi, Kuran’da geçen bir ayetin ne demek istediği konusunda, aynı sonuca varabilmiş olsalardı, Kuran'ı anlamak için alim uzman olmaya gerek yok her okuyan Kuran'ı anlar deyip geçerdik. Ama Kuran’da geçen müteşabih ayetlerde Bırakın, sıradan insanların ayet hakkında aynı anlayışa sahip olmayı, alim diye bahsedilen müfessirlerden bile bir kaçının o ayet hakkında  aynı sonuca bile vardığı ender rastlanmaktadır. 

Öyleyse Kuran'ı doğru anlamak söylenilen gibi kolay değil, uzmanlaşmak o konuda derin tefekkür ve bilgi sahibi olmayı gerektirmektedir. Kuran'ı anlamak isteyen herkese apaçık Bir kitaptır. Allah bu kitabı anlamayı bazılarına açıp bazılarına kapatmamıştır. O zaman ayette geçen ifadeden anlatılmak istenen muradı nedir? onu Kuran’dan anlamaya çalışalım.

Kuran’da geçen ayetler genel olarak iki kısma ayrılmaktadır.Muhkem ve müteşabih.

3/7- Sana Kitab’ı indiren O'dur. Ondan, Kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimiz'in Katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.

Bazı Kuran okuyucular, Müteşabih olan ayetleri ancak Allah bilebileceğini insanların bu ayetleri kavrayamayacağını bu ayetten anlamaktadırlar. Bazıları da Kuran'ı her okuyan anlar diyerek Kuran'daki müteşabih ayetleri anlamanın ancak derin tefekkür sahibi olmakla anlaşılabileceğini göz ardı etmektedirler. 

Oysa Allah Bu Kuran’ın insanlar için yol gösterici bir kitap olduğunu ve bu kitaptan insanları Allah hesaba çekeceğini vurgulamaktadır. Her iki anlayış da yanlıştır. Evet Kuran'ı sıradan insanlardan her okuyan mutlaka bir şeyler anlar, ancak Kuran’da geçen müteşabih olan ayetleri de derin ince ayrıntıları yakalayabilen yoğunlaşan tefekkür sahibi insanlar anlarlar.

2/2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap'tır.

Bu Ayet doğru yolda yürümek isteyen her insanın kendisine rehber olabileceğini bu kitabın peşinde gidenlere bir kılavuz ve yol gösterici olduğunu söylemesi elbette içerisinde muhkem ve müteşabih demeden her ayetten söz etmektedir. Eğer bir insan Kuran'ı anlama konusunda zikir ehli değilse Kuran'ı adres göstererek zikir ehli olanların anlattıklarını dinlemekle Takvadan gelen sese kulak verdiklerinde en doğrusunu seçerek ona tabi olmalarını Kuran öğütlemektedir.

39/18- Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.

Yol gösterici olan Kuran’ın içerisinde geçen müteşabih olan ayetler olsa da insanlar içerisinde onu anlayan o konuda yoğunlaşarak doğru anlayışı yakalayabilen mutlaka her an ve her dönemde olmakta ve olmaya devam etmektedir.

Asıl sıkıntı kimlerin Kuran’da geçen müteşabih ayetleri doğru anlayıp anlayamadığı konusunda bilgiye ulaşma sıkıntısıdır. Bunu da anlamak için zikir ehli olanların testten geçirilmesi gerekir. Onlar bir araya geldiklerinde müteşabih bir ayet konusunda varmış oldukları sonuç aynı olanlar doğru sonuca ulaşanlar, sonuçları farklı olanlar da o konuda yanlış sonuca ulaş anlardır. İşte kuran Kuran'ı doğru aktarıp doğru anlayanlar hem zikir ehli hem de resul olarak onlara isim vermektedir.

14/10- Resulleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin."

Resuller Ya Allah’tan aldıkları vahiyleri insanlara ulaştırırlar, Bu anlamda onlar nebi konumundadırlar. Ya da Allah’tan vahiy alan nebilerin getirdiklerini eksiksiz bir şekilde diğer insanlara aktarırlar. Bunlar da Kuran’da resul olarak tanımlanmaktadır. Her nebi bir resuldür ama her resul bir nebi değildir.

Her ne olursa olsun nebi ve resullerin getirdikleri mesajlarda tam bir ahenk ve bütünlük vardır. Asla onlar arasında farklı anlayış yoktur. Öyle anlaşılıyor ki resullük öyle sıradan bir şey değil,insanlar içerisinde ender rastlanan kişilerdir. Tıpkı ilim konusunda ender rastlanan mucitler gibi. Resuller de Allah’ın gönderdiği din konusunda doğru dini yakalayan ender  insanlardır.

43/44- Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.

Allah bizi bu kitaptan hesaba çekeceğini, ve bu kitabın insanlara yol göstericisi olduğunu söylerken, her halde içerisinde bulunan müteşabih ayetleri de insanların anlaması gerekmektedir. Öyleyse Kuran muhkem ve müteşabih kelimelerinden ne Murat etmektedir? Onu anlamaya çalışalım.

MÜTEŞABİH: Birbirine benzeyen, karmaşık farklı anlamlara gelebilen, ne anlama geldiği detaylı bir bilgiye  sahip olunca ancak  anlaşılabilen ayetler demektir. Bu ayetlerin ne anlatmak istediğini, Kuran’da hem onunla ilgili ayetleri bilmek, hem de onunla ilgili  pozitif ilimlerin getirdikleri verilerden haberdar olarak, ayetin anlatmak istediğinin yakalanması  ancak mümkün olabilir.

Müteşabih ve muhkem ayetler. Tıpkı edebi sanatlarda kullanılan mecazi ve gerçek anlamında kullanılan kelimeler gibi anlaşılmalıdır. Mecaz bir kelimenin kendi anlamı dışında başka manalarda kullanabilme sanatıdır. Bu kelimeler birkaç anlama gelebilen kelimelerdir.

Mecazi anlamda kullanılan kelimelerden birkaç tane örnek vererek konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamaya çalışalım. 

“Adamın burnu havada” Bu deyim mecazi olarak kullanılmıştır. Burun insanın nefes alıp vermesini sağlayan bir koklama organıdır. Kafasının ön tarafındadır. Burnu havada sözüyle başka bir anlamda kullanıldığı  anlaşılmaktadır. Bu ifade gerçeği yansıtmamaktadır. 

Bu deyim o insanın kibirli gururlu olduğunu anlatmaktadır. Bu ifadenin ne demek istediği anlaşılamazsa bununla ilgili geçen konular da anlaşılamaz. Edebi sanatlarda bir de gerçek anlamında kullanılan kelimeler vardır ki o kelime ne anlamda kullanılmışsa o anlamı orada görmek mümkündür.

Gerçek anlamda kullanılan bir söz söylemek gerekirse,”insanlar nefes alırken burundan, verirken de ağızdan vermelidirler”. Bu ifadenin başka anlama şekli yoktur. Gerçek anlamda kullanılan bir kelimedir.

Şimdi, Kuran’da geçen  Müteşabih ayetlerden örnekler vererek müteşabihin ne anlama geldiğini Kuran’ın kendi içerisindeki anlatım sanatından kavramaya çalışalım.

2/260- Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine  bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir."

HZ. İBRAHİM PEYGAMBERİN DİRİLTTİĞİ NASIL BİR ÖLÜDÜR?

Kuran Ölü kelimesini iki anlamda kullanmıştır. Birincisi hayati fonksiyonlarını yitirmiş anlamdaki ölü, ikincisi de yaşadığı halde hayvanlarda eğitilmemiş duyarlık sız, insanlarda ise yaratılış gayesinden uzaklaşmış olanlar için kullanılmış bir kelimedir. 

Biz Kuran’da bunların hangi anlamlarda kullanıldığını çelişkisiz olan bir kitapta  başka ayetlerde o kelimelerin işlendiği konu içerisinde anlamaya çalışıyoruz. Önce Kuran’da bir ayetin ne anlama geldiğini doğru olarak anlayabilmek için , Kuran’ın ana çatısını oluşturan ayetlerin bilinmesi gerekir. İşte her ayete bir anlam yüklerken o yüklemiş olduğun anlam hiçbir ayetin sınırını ihlal etmemiş olsun, aynı zamanda o ana çatıyı oluşturan ayetlere tezatlık teşkil etmesin.

Şimdi bu açıklamalardan sonra, Hazreti İbrahim’in dirilttiği kuşlar nasıl kuşlar onu yakalamaya çalışalım. Kuran’da ve müspet bilimlere göre her canlı doğar büyür ve ölürler. Bu hem Allah’ın yaratmış olduğu evrenin değişmez yasası olduğu gibi, hem de göndermiş olduğu vahiylerin değişmez yasasıdır.

30/30- Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.

İnsanlar için, iki hayat vardır. Dünya ve ahret hayatıdır. Dünyada ölen bir insan yalnızca ahrette diriltilecektir. Eğer dünya hayatında bir ölünün dirilişinden Kuran söz ediyorsa o mutlaka müteşabih  bir ayettir. Çünkü Kuran dünya hayatında ölen bir canlının asla dirilmeyeceğinden söz etmektedir.

21/95- Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.

Pratik  hayatta da öyledir. Ölen bir insan asla dünya hayatında dirilmez. Ve dirilmemiştir. Hazreti İsa peygamberin diriltmiş olduğu Allah’ın izni ile ölü duyarlık sız kuş ve hayvanların eğitilerek duyarlı hale  gelmesidir. Yüz yıl ölü bırakılıp da diriltilen ölü ya ahret hayatındaki bir dirilmekten ya da vahye karşı duyarlık sız olma anlamındaki bir ölüden söz edilmektedir.

5/110- Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğulları’na apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğulları’nı senden geri püskürtmüştüm."

2/259- Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, her-şeye güç yetirendir."

Önce vermiş olduğumuz birinci  ayetteki Hazreti İsa peygamber nasıl bir ölüyü dirilttiği üzerinde duralım.” Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun.” Bu ifade Hazreti İsa peygamberin hayata çıkardığı ölü, tefsirler deki anlatılanlar gibi, hayati fonksiyonlarını yitirmiş anlamındaki ölüler değil. Vahye karşı duyarsız olan insanların, neden ve niçin yaratıldığının farkına vararak diriltilen  ölüdür. Yoksa Allah’tan başka hiç kimse  ölüleri diriltemez.

2/28- Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz.

Eğer bir kul gerçek anlamındaki ölüleri diriltecek olmuş olsaydı, önce kendi ölümlerini engellerlerdi. Ölmeyen dirilten ve öldüren sadece ve sadece yerleri ve gökleri yaratan Allahtır.

Allah’ın izni ile diriltmesi  doğru yol Allah’tan. Doğru yola gitme eğilimini veren de Allahtır. Kişilerin istemeleriyle Allah onları hidayete erdirmektedir. Doğru yola gitme dileğinde bulunanları Allah diler izin verin. Bunların hep kuran bütünlüğü içerisindeki anlamlarını doğru yere oturtmak gerekir.

İslam toplumlarında genel olarak anlatılan ve anlaşılan Allah Hazreti İsa peygambere bir mucize olarak ölü insanları diriltme gücü vermiş ve hazreti İsa da ölüleri diriltiyor-muş gibi bir anlam çıkarmaktadırlar. Bu anlayış  yanlıştır. Doğru olanı Allah kendisinden başka hiç kimseye ölüleri gerçek anlamında dirilten bir güç vermemiştir. Ancak imansız olanları ikna ederek onları vahye bağlı insan konumuna getirmeleri onların diriltilmeleridir.

Konumuzun aslını oluşturan hazreti İbrahim peygamberin dirilttiği kuşlar, gerçek anlamında ölen kuşların diriltilmesi değil, İnsanlar hayvanları eğiterek evcilleştirilerek, onlardan istedikleri şekilde istifade etmelerini anlatmak için Allah böyle bir örnek vermektedir.

İnsanlar, köpekleri eğiterek, eroin esrar, hatta depremlerde ceset ve insan bulmalarında insanlardan daha duyarlı  maharetler ortaya koydukları bir gerçektir. Belgeselleri incelerseniz nice hayvanları insanlar eğiterek hayvanlara ne işlerini gördürdüklerini anlayabilirsiniz. 

Öyleyse kuşların hayvanların diriltilmesini, hayati fonksiyonlarını  yitirmiş anlamındaki ölüler değil, onların konuşma dilini çözerek onlarla iletişim kurarak senin isteklerine boyun eğecek şekilde eğitilerek cevap vermesi anlamında anlamak doğru olanıdır.

Bakara suresi 259.cu ayette bahsedilen, kişinin yüz yıl ölü bırakılıp dirilmesi, de iki anlamda anlaşılabilir. Birinci anlamı: Kişinin insanların ölüp de dirilmeyecekleri inancı onda hakim ise, öyle olduğu anlaşılıyor. O kişi zaten yaşadığı hayat boyunca  ölü demektir. Ve o anlayış onda hakim olduğu sürece insanların ölüp de ahret aleminde dirilme anlayışı asla kabul görmeyecektir. İşte kuran böyle kişilere  ölü kelimesi kullanmaktadır.

18/57- Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar.

16/21- Ölüdürler, diri değildirler; ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar.

2/73- Bunun için de: "Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız.

Kuran’dan birkaç tane müteşabih anlamda kullanılan ayetlerden örnekler verdik. İlginç Olanı bakara suresinde geçen bir topluluğun   kestikleri ineğin bir parçasını alıp vurmasıyla ölen bir kişinin dirilmesi olayıdır.

Haydi diyelim ki; peygamberlere Allah  kendi katından peygamberlerin peygamber olduklarını ispat etmek için bir mucize olarak ölüleri diriltme gücü verdi. Bu anlayış da kurana uygun değil ama, İslam toplumlarının kendi içlerindeki çelişkilerden söz etmek istiyorum. Bir topluluğun kesilen ineğin parçasıyla ölen kişiye vurup diriltilmesini hangi kelimeyle izah edecekler?.

Kuran’da Musa kavminin kıssası kuran bütünlüğünde değişik sure ve konulara serpiştirilmiş olarak anlatılmıştır. Eğer birbirlerini tamamlayan o konuları kuran bütünlüğü ve evren yasaları çerçevesinde  değerlendirip anlayamazsak oradaki “Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" İfadesini, inek bacağı ile ölen insan diriltildiğini anlarız. 

Oysa Kuran insanları vahyin güdümünden uzaklaştırarak,Buzağıya taptıran bir Samiri’nin hem kendisi hem de saptırdığı kavmin manen öldüğünü anlatmaktadır. Samiri’ye destek veren halkın onu desteklemeleriyle onu öldürmelerini, desteklerini çekip hazreti Musa’nın telkinleriyle dirilerek, bu telkinleri ona da anlatmalarıyla da onun körleşmiş gözlerin açılması, sağırlaşmış kulakların işitir hale gelmesi, hissizleşmiş kalbin de duyarlı hale gelmesini dirilme olarak anlatmaktadır.

Beşikteyken konuşan, çocukken Tevratın öğretilmesi ve İncil verilmesi de Kuran’da geçen müteşabih ayetlerdendir. İnsanlar ergenlik yaşına geldikleri zaman imtihan süreci başlar. Şimdi Kuran'ı  anlama konusunda uzman olanlara olmayanlar arasındaki farka bir göz atalım.  

BİLENLERLE BİLMEYENLERİN KURAN OKUMALARI BİR OLUR MU?

Biz bu konuları ele alırken, Kuran’ın dışında yüzlerce yol farklılığı oluşan mezheplerden meşreplerden cemaatlerden tarikatlardan tasavvufi yolda olanlardan söz etmiyoruz. Biz burada Kuran okuyup rehberim yol göstericim kuran diyenlerden söz ediyoruz.

Evet Kuran Muttaki olanların yol göstericisi olan ilahi bir kitaptır. O kitap doğru anlaşıldığı zaman, çelişkisi olmayan bir kitabın çelişkisiz de bir anlayışı olması gerekir. Kuran'daki  ayetlerin ne demek istediğini anlayabilmek için Kuran’ın kendisi ve evrensel yasalarla beraber düşünerek ele almak lazımdır.

Çünkü Kuran kainattan ayrı niteliklerle gönderilmiş bir kitap değildir. Kuran bir kanun kainat ise bu kanunların yasalarına uygun olarak dizayn edilmiş bir halidir. Kuran kendi içerisindeki bir çelişkisizlikten söz ederken  aynı zamanda evren yasaları içerisindeki çelişkisizliklerden de söz eder.

4/82- Onlar hala Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.

67/3- O, biri diğeriyle 'tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?

67/4- Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.

Kuran’daki çelişkisizliği bilebilmek için, Kuran hakkında detaylı bir bilgiye derin bir tefekkür edebilme yeteneğine sahip olmak gerekir.

Evrenin çelişkisizliği hakkında bilgi sahibi olmak için de evrenin kendi içerisindeki  insan yaratılışı ruh ve pozitif  bilimlerden haberdar olmak  ve onunla ilgili uzmanları dinlemek gerekmektedir. Elbette hiçbir insan bütün ilimleri bilmez. Onların hepsini öğrenmeye kalksa  buna ömrü de yetmez. Ancak her insan ayrı ilim dallarında uzmanlaşmış o konuda dirsek çürütmüş insanlarla iletişim kurarak ve onlardan bilgi toplayarak kendi o günkü sorunlarını çözebilir.

Peygamberlerin  insanlar içerisinden kendilerini destekleyerek güç ve otorite oldukları zaman,Allah değişik işlerde uzmanlaşmış olanlardan bilgi toplamayı emretmektedir.

3/159- Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.

Hatta Müslüman olanlardan ihtiyaçları konusunda eksik olanları  da cinlerde yani yabancı insanlardan da destek alarak gücünü tamamlıyorlardı.

27/17- Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.

Bu gün dünya üzerinde hangi millet ve ülkeler bu metodu bilmez ve uygulamazsa  güçsüz ve yenik düşerler.

Allah Müslüman olanlara hiçbir zaman insanları öldürmek köleleştirmek ve onların mallarını mülklerini ellerinden almak için silah üretin savaş yapın demediği gibi,Böyle yapan küfür toplumlarına karşı güçlü olmayı inanlardan istemektedir.

8/60- Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size 'eksiksiz olarak ödenir' ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.

Kuran Okuyanlardan Farklı anlayışlara sebep olan bazı ayetlerden örnekler vermeye çalışalım.

1-7/163- Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı. 'Cumartesi günü iş yapma yasağına uyduklarında', balıkları onlara açıktan akın akın geliyor, 'cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında' ise, gelmiyorlardı. İşte Biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan ediyorduk.

Ayeti eğer yüzeysel bir bakışla okuduğumuz zaman, sanki balıkların Yahudilerin iş yapma yasağını kontrol eden bir anlayışla  anlamak gerekir. Oysa Kuran’da balık hangi anlamlarda kullanılmış iş yapma yasağı ve serbestliği nedir? 

Bu kavramlar anlaşılmazsa bu ayetin anlaşılması  mümkün değildir. Kuran hakkında derin tefekkür sahibi olmayanlar ayetten Yahudilerin imtihan edildiğini  Cuma ertesi günü onların ibadet günü olduğunu  o ibadet gününde  balıkların kıyıya geldiklerini ibadet gününün dışında ise gelmediklerini anlarlar.

Oysa Allah insanlar dışında hiçbir varlığı olayların neden ve niçinler ini kavrayacak şekilde yaratılmadığını anlatırken balıkların ibadet yasağına uyup uymadıkların denetleyen bir müfettiş gibi ibadetlerini yerine getirdiklerinde balıkların geldiğini getirmediklerinde ise balıkların gelmediğini anlamaktadırlar.

Kuran’da geçen ayetler hakkında detaylı bir bilgiye sahip olanlar ise, Burada balığın nimet olarak mecazi bir anlamda kullanıldığını anlarlar. Ve derler ki, Yahudiler evrendeki yasalara uydukları zaman kendi işlerini işlerinin kurallarına göre yaptıkları zaman nimetlerin yağdığını, işi kuralına göre yapmadığı zaman da geçimlerinde darlık ve sıkıntı çektiklerini anlamaktadırlar. 

Çelişkisiz olan kuran bütünlüğü içerisinde ele aldığımız zaman hayvanların bitkilerin ve insanların dışında yaratılmış olan varlıkların insanların isteklerine göre hizmet secde etmek için yaratılmış bir varlıklar olduğunu bilirler. Bu sebeple Balıklar bir müfettiş değil balıklar akıl etmeyen hayvanlardır.

7/179- Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.

“Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar.” Akıl etmeyen yaratılış gayesinden habersiz olanların konumunu Allah böyle teşbih yaparak anlatmaktadır.

O zaman Ayette bahsedilen ana fikri yakalamaya çalışalım. Yahudiler  Hangi meslekte ve hangi iş dalında çalışırlarsa onlar o iş dalında o işin kurallarına gereği gibi uyduklarında nimetler bolluk bereket içerisinde çalkalanırken iş kurallarına uymadıkları zaman da açlık sefalet içerisinde kıvrandıkların anlatmaktadır. 

Doğru olan da bu olması gerekmez mi? Hangi ülke kendi işinde gereği gibi işin hakkını vererek çalışmışsa o ülkeler zengin müreffeh içerisinde yaşamaktadırlar. Ama işine gereği gibi önem vermeyen ülkeler de açlık sefalet içerisinde kıvranmaktadırlar. Allah rızkı verir  kimse açlıktan ölmez zihniyeti beyinleri işgal ettikçe o toplum iflah olmaz. Evet Allah rızkı yaratmış.ama kim o rızka sahip olmak isterse Allah ona rızkı vermektedir.

Nerede görülmüş Cuma ertesi günleri Yahudiler ibadet ederken balıkların kıyıya geldiği, Balıklar nereden bilsin insanların ibadet edip etmediğini? Doğru olanı pratik hayatta da görüldüğü gibi Yahudiler dünyevileşerek dünyalık işlerinde eşyanın bilgisine ulaşmayı ve onlardan gerektiği azami şekilde istifade etmeyi kendilerine bir görev telakki etmişler. Allah da onlara çabalarının karşılığını eksiksiz olarak vermiş. Çünkü bu Allah'ın bir vaadidir.

11/ 15- Kim dünya hayatını ve onun çekiciliğini isterse, onlara yapıp ettiklerini onda tastamam öderiz ve onlar bunda hiçbir eksikliğe /

İşte Allah Yahudilere dünya çalışmalarının karşılığını tastamam vermiş ve dünya insanlarını ilim ve teknolojileriyle esir almayı başarabilmişlerdir.

PEYGAMBERE HANIMLARININ HATIRI İÇİN HELAL KILINAN BAL ŞERBETİ DEĞİLDİR

2-66/ 1- Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Bu ayeti kuran bütünlüğü içerisinde değerlendirip, ne anlama geldiğini anlayamazsan geleneksel anlayışların etkisiyle Allah’ın  peygambere  helal kılıp kendisine haramlaştırdığı bal şerbeti mi pekmez şerbeti mi diye tartışılır durur.

66/2- Allah, yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kıldı. Allah, sizin mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

66/3- Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, O da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti.

66/4- Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler.

66/5- Belki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir.

Konu Bu beş ayette özetlenmiştir. Allah’ın kendisine helal kılıp Allah resulünün kendisine haramlaştırdığı bal  veya pekmez şerbeti değil, Kendi aralarında çeteleşerek peygambere tuzak kuran inanmayan iki eşini   gerektiği halde boşamasını hanımlarının hatırına ertelemesi veya yapmamasıdır.

Kuran, Peygamberin eşlerinden iki tanesinin peygambere tuzak kurduklarını  Allah vahiyle bildiriyor. İki eşinin bundan haberi yok. İki eş kendi aralarında peygamber aleyhine atıp tutmalarından ve ona tuzak kurmalarından kimsenin de haberi yok. 

Peygamberin hanımlarına bu konuşmaları net olarak eksiksiz bir şekilde kameralardaki gibi aktarınca peygamber hanımları bunu şaşkınlıkla karşılıyorlar. Olay kuranda şöyle anlatılıyor.

66/3- Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, O da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti.

"Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti.

Bu  ifadeler iki kişinin gizli konuşmalarını dinleyen ve bir üçüncü varlık Allah olduğunu gösteriyor. Bu aynı zamanda kuran muhammendin uydurduğu bir kitaptır sözlerine  tokat gibi bir cevap olmaktadır.

58/7-Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.

Olayı  ilk baştaki 2.ci ayette bahsedilen,” Allah, yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kıldı.”  Yemin kelimesi burada nikah bağı olarak kullanılmıştır. Eğer eşlerden herhangi birisi nikah olayını zedeleyecek sözleşme hükümlerinden birini ihlal ederse nikah akdi fesih olunur.

2/ 224- Bir de yeminlerinizi bahane ederek; iyilik yapmanız, sakınmanız ve insanların arasını düzeltmenize Allah'ı engel kılmayın. Allah işitendir, bilendir.

2/225- Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.

2/226- Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

Dikkat ederseniz yemin kelimesini nikahın bağlanıp çözülmesi için kullanmıştır. Öyleyse Allah resulünün inkar eden ve Allah resulünün attığı adımları engellemek için tuzak kuran iki eşinin bu yaptıklarına göz yumması ve aldırış etmemesi peygamberlik görevine halel getirecek ve yapacakları güzelliklere mani olacaktı. 

İşte Kuran Müslüman olmayan bir kadınla Müslüman olan bir erkeğin asla nikahlarının bir arada olmasını yasaklamaktadır. İki tane ayet örneği vererek söylediklerimizi güçlendirmeye çalışalım.

60/ 10- Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

2/ 221- Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise Kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.

Fıkıh kitaplarında bahsedildiği gibi Müslüman erkekler Yahudi ve Hıristiyan kadınlarla evlenebilir. Ama Müslüman kadınlar Yahudi ve Hıristiyan erkeklerle evlenemez uydurması Kuran’dan değildir. Eğer Müslüman olan erkek ve kadından herhangi birisi vahye uygun olan gidişatını  bozarsa nikah akdi ister erkeğin sapması isterse de kadının sapması sonucu nikah bozulur.

İşte Kuran’da tahrim suresinde İki kadın evlilik sözleşme hükümlerini, çiğnediğini ve Allah da bunu peygambere haber verdiğini, ve gereken müdahaleyi yapması gerektiğini haber vermektedir. Yani iki kadının arkasından gelen ayetlerde izah edildiği gibi kalplerinin eğrilik gösterdiğini bu şekilde konumlarını sürdürdükleri taktirde Allah resulünün onları boşayacağı tehdidi yapılmaktadır.

Kuran konu içerisinde olayı anlattığı halde Allah resulünün kendisine Allah  helal ettiği halde hanımlarının hatırına  haramlaştırdığı şeyin bal şerbeti mi zencefil mi diye tartışıp durmalarını anlamakta şahsen güçlük çekiyorum.

Evet sonuç olarak Allah kalpleri eğrilmiş iki kadının durumundan söz etmektedir. Özet olarak da onların boşaması farz olduğu halde hanımlarının hatırı için boşa mamasını Allah eleştirmekte ve Müslüman olanlar için bu olay güzel bir örneklik teşkil etmektedir.

Doğrularım Allah'a Yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR











9 Temmuz 2012 Pazartesi

OYA HANIMLA BİR SÖYLEŞİ


Merhaba Ali Rıza Bey Kardeşim,

Açıklamalarınız için teşekkür ediyoruz. Bloğunuzdaki yazılarınızı takip edeceğiz İnşallah.

Anlamadığımız konularda bize yardımcı olursanız çok seviniriz. Allah bu emeklerinizden razı olsun. 

Hayırla görüşelim İnşallah,

oya




Merhaba,

“Kuran’da mucize yok” fikrini internette ararken, sizin bloğunuza rastladım. Allah iyi niyetli gayretlerimizde yanlışlarımızı düzeltsin diye dua etmekten başka çaremiz yok… mucize karşılığı zihnimizdeki mana, çok şükür sizi tanımladığını gibi, mucizeden sihiri anlamıyoruz şükür… fakat buradaki sorun başka… Biz, Arapça bilmiyoruz ve bugünün Arapçasını hatta daha iyisi, Kuran Arapçasını öğrenmemiz ve orijinalinden ayetleri okumamız şimdilik büyük bir hayal… Evdeki 3-4 çevirinin hemen hepsinde mucize kelimesi geçiyor… Kuran’ın mesajını anlamak isteyen biri ne yapmalı? Bu arada şunu eklemem gerek, Kuran’ın İngilizce çevirileri daha da vahim sonuçlar taşıyor. Onda bizim bile bildiğimiz gibi nadir geçen ruh kavramına, sık sık rastlamak mümkün.

Bu konuda, sizin bakış açınız ile yapılan bir çeviri bize önerebilir misiniz? Hiç yoksa, karşılaştırmalı okuma; aklımıza ve gönlümüze yatan manalarla karşılaşma imkanı buluruz.

Hayırlaoya



Oya Kardeşim İlgi ve duyarlılığınıza teşekkür ediyorum. Allah insan bir şeyi öğrenmek istediği zaman önce yönünü öğrenmek istediği yöne çevirmesi gerekir. işte O yönde gerekli gayreti gösterdiğiniz zaman Allah yollarını sana açacaktır. 

ve doğru bilgiye ulaşırsınız. Karşılaştırmalı Meal. 1-Kuran meali.com deyip internete girerseniz hangi kelimeyi isterseniz onunla ilgili geçen ayetler karşına çıkar. ve hangi mütercimin tercümesine bakmak istersen onun adını tıklayıp onun çevirisi karşına çıkar.

2- İnternette yine hasenat diye bir program var. onu da bulursan orada da karşılaştırmalı değişik mütercimlerin çevirisini bulursunuz.

Asıl Önemli olanı. Mealler genelde. Kurandan bir ayeti ve tercümeyi yaparken, geleneksel din kültürünün etkisinde kalarak meal yapmışlar. Orjinal olan çok kelimeleri yansıtmamaktadırlar. böyle affedilmez hatalar olmuştur. 

Mesela rahman/15 hicir /27 ayetlerin tercümesini yaparken kuran metininin orijinalinde cannı ifadesi geçerken cinni diye tercüme etmişler bir kaç tanesi cannı diye tercüme etmiş ve onlar isabet ettirmişler. Ve böylece yanlış bir cin tanımlaması yapılmıştır. bunu araştırsanız size büyük bir ışık tutacaktır. Benim Wep sayfama girerseniz kuranianlamametodu.blogspot.com girerseniz istediğiniz konularda gerekli açıklamayı bulacaksınız.



Mucize Kelimesi Orijinal kuran ayetlerinde geçmez ama Ayet delil burhan beyyine ifadeleri geçer bu Ayet ve bize çevrilen mucize olanlar Allahın yarattığı varlıklardır. Peygamberler bir sivrisinek yaratıp işte size bir ayet diyemezler. 

Onlar Allahın yarattıkları arasından insanlara Allahın varlığını izah için bunları gösterirler. bakın Allah size mucize ayet olarak gösterdi der. Yoksa peygamberler de onları yaratmış ve göstermiş olsaydı onlar da ilah olurdu. Peygamberi kutsallaştıran onlara vahyin gelmesi ve vahiyle konuşmasıdır. Aklendin, düşünün araştırın ve gerçekleri ve doğruları bulacaksınız. Selamlarımı sunuyorum .






Ve aleyküm selam Ali Rıza kardeş, web sitenizi heyecanla okuyoruz. Yazdıklarınız, naçizane hissettiklerimizi anlamlı kılıyor. Hanifler sitesine de üye oldum J elden geldiğince tartışmaları izlemeye çalışacağım. Sizin cin-melek-insan-iblis gibi kavramlar konusundaki açıklamalarınız aynı zamanda bir başka bilme biçimini de hatırlatıyor. 

İnşallah yanlış anlamadım; fakat her anlama bireysel bir tefekkür sonucudur; dolayısıyla zaten kimse kimseyi tamı tamına kendisi gibi anlayamaz. Fakat sizin çok güzel işaret ettiğiniz gibi bir anlama metodunda düşünceler bir araya gelebilir. Ve günümüzde her şeyden çok buna ihtiyaç var. 

Sizin tariflerinizde örneğin “ruh …. fiillerdir” diyorsunuz. Bu çok ilginç bir noktaya işaret etmiş oluyor. Zira kavramları statik nesnelerle değil; eylemle bir hal ile anlatmış oluyorsunuz. Biz bu anlamda büyük bir dönüşüm yaşadık ve bendenize göre amel kelimesinin karşılığı da az çok buharlaştı. 

Dildeki değişimlerin, düşünme biçimlerini değiştirmesi sonucu bizler platonist ve kavramların nesneleştirildiği bir anlama biçimine geçtik ve Kuranı da bu zihniyet-dil çatısı içinden kavramaya başladık. (Bunu derken biz eskiden orijinal mesajı çok iyi anlıyorduk demek istemem. Her dönem kendi anlayışları içinde bir din inşasına tanık olmuş. 

Fakat ancak yerleşik kalıpları tersine çevirenler, insanları silkelemişler ve vahye tekrar yaklaşmaya davet etmişlerdir.) Mesela ruh, bize üfürülen bir yapı, görünmeyen bir fenomen, bir nesnedir. Bu tipik Platonist ruh kavrayışıdır. İdealar aleminden geliyoruz, bildiklerimizi unutuyoruz; sezgilerimizle yaşayıp tekrar dönüyoruz. 

1600’lerden itibaren başlayan bireyselleşme, şahıs zamirlerini ön plana çıkarmıştır ki bu da nesneleşmeye hizmet etmiştir. Yine 13. Yy itibarıyla git gide artan derecelerde Batı dışı, Batılı düşünme biçimini benimsemeye başlamıştır. Bugün yaygın olarak bir benlik/nefs teknolojisi olarak İslam değil; bir kimlik olarak İslam ile karşılaşmamızda düşünmek yerine kalıp düşünme biçimlerine göre hareket ediyor oluşumuzun rolü büyüktür. 

Çevirilerdeki sorun ise başlı başına bizi adeta bölmekte etkili olmaktadır. Üstelik bunlar yaşadığımız dünyanın politik inşası ile buluşunca durum daha da karıştırmaktadır. Örneğin bir Kuran mütercimi şunu iddia etmektedir: “Süleyman tapınağını cinler inşa etmiştir. 

Masonlar Süleyman tapınağını inşa eden duvar ustalarının soyundan geldiklerini beyan etmektedirler. O halde masonlar cinlerdendir.” Oysa ki tarihçiler arasında, Süleyman tapınağını inşa eden ustaların Batı’dan deniz kavimleri üyelerinde olduğunu ve deniz yoluyla geldikleri güçlü iddialardan biridir; yani onlar “yabancılardır”. 

Tabii Arapça bilen bu müfessirin iddiaları bununla sınırlı olmayıp; Türklerin özel bir ırk olduğu yolundaki uydurma hadislere dayanarak yazdıkları daha da hazindir. Bendeniz zihniyet yapılarındaki farklılık nedeniyle Kurandaki ırk karşılığı kelimenin bugün bizim kullandığımız ırk ile aynı olmadığını; hatta belki de böyle bir kelimenin olmadığını düşünüyorum. 

Zira ashabiyyet farklıdır ve bugün dünya nüfusunun büyük çoğunluğu, ashabı ile yaşamamakta; ashabı otantik bir ata haline gelmiş yurttaşlardır. Şüphesiz yine de ashab ile ilgili ayet ve hadisler bugün milletimiz adına neyi yapmak ve neyi de yapmamakla yükümlü olduğumuzu bize anlatıyor. 

Yazmaya başlayıp, esas demek istediğim şeylerden ne kadar uzaklaşmışım J yazdıklarınızda dikkatimi çeken şu oldu: Siz aksiyonla / amelle evrilen bir varlık anlayışından söz ediyorsunuz. Yani belli yapılardan /nesneleştirmelerden oluşan parçalanmış bir varlık değil; hareket halinde, tercihte bulunarak, pratiklerde kendini var eden bir insan. 

Ki peygamber efendimizin (s.a.v.) “şeytanımı Müslüman ettim” sözü (tabii sahih bir hadis ise geçerli) tam bu noktada çok anlamlı oluyor. Yine “namazın kazası olmaz; namaz müminin fanusudur” görüşünü kendi dünyama şöyle çeviriyorum : “Namaz kılmak, gününü ya da anlarını ruh’u misafir eden bir mümin olarak yaşamak için eylemde bulunmayı seçmektir. 

Yaratanla bir muhabbet imkanı, bir söyleşidir o. Anın içinde bizlere hikmeti ve kısmeti vardır. Kılmadığımız zamanlarda bu neş’eden mahrum kalmışız. Bunun dönüşü yoktur ve Rabbimizle alacak verecek hesabı yapmak muhabbetin lezzetine gölge düşürür.” Yine de “kıldığım sünnetleri kaza kabul et ya Rabbim” diye dua ettiğimi itiraf etmeliyim J onca yılın geri dönüşü yok, ama Yüce Allah’ın beni namazla nasiplendirmesini dilemekte sakınca yok diyorum J

Efendim laf bitmez; sizin daha fazla vaktinizi almak da istemem. Bütün açıklamalarınız için Allah razı olsun. 

Sağlıcakla kalın, 

Hayırla görüşmek üzere

oya



Selamün aleyküm Oya kardeşim. Kuran'ın düzgün anlaşılması için ya düzgün Arapça bilmen gerekir ya da düzgün Arapça bilenin birisinin tercümesinden okuman gerekir. Ya da tercümelerden şüpheye düşmüşsen bir kaç tane mütercimin tercümesinden yararlanma gerekir. 

Benim Arapça ilmim yok. bunun sebebi Arapçayı gale alamamamdan kaynaklanmıyor. Kuran'ın anlaşılmasında yoğunlaşmam zaman bakımından azaldığı için Arapça'ya ayrı zaman ayıramadım zaten insanın ömrü bütün ilimleri öğrenmeye keşfetmeye yetmez. 

Zaten Kuranın anlaşılmasında mütercimler arasında genel olarak bazı alışıla gelmiş yanlışlıkların dışında farklılıklar fazla yok. asıl sıkıntı kurandaki anlama metodu, bir başka deyişle kuranda ki edebi anlatım sanatı kavranmasında ki sıkıntıdır. Acizane ben işte müfessirler deki bu eksikliği fark ettiğimden dolayı kendimi kuranın kendi içerisinde kuranı kuranla ilimle akılla ile ve pratik hayatla ters düşmeden anlamaya çalıştım. 

Mütercim Kuran'daki orijinal olan metni düzgün karşılığını bulacak Türkçede kullanılan bir kelime bulamamışsa onun olunabilirliğini bozmadan aktarması gerekir. Meal mütercimin bir kelime veya bir ayeti tercüme ederken ön bilgiler veya geleneksel anladığı anlayışı da ekleyerek mealine yansıtmışlar. 

Bu da Kuran'daki o konu ile ilgili ayetlerin anlayışını etkilemiş. böylece kuran anlayışları fesada uğramış hiç biri hiç birinin tesirindeki anlayışla uyuşmamıştır. Ben bir ayetin kastettiği manayı anlayabilmek için önce bir kelimenin doğru anlaşılıp anlaşılmadığını incelerim. bir de orijinal olan metin ile tercüme edilişin uyup uymadığına bakarım. 

Kuran'da geçen hiç bir kelime hiç bir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Eğer can kelimesini cin kelimesi olarak tercüme edersen can ve cin ile geçen kuranda bütün ayetlerin yanlış anlaşılmasına neden olur. zaman olsaydı-da bu konuları size geniş geniş anlatabilseydim. siz benim wep sayfamı detaylı bir şekilde incelemeye devam ederseniz. zaten bu anlattıklarımı rahatlıkla kavraya bilirsiniz. 

Ben genelde Ali Bulaç kardeşimizin kuran mealini naklediyorum çünkü o bazı ufak tefek yanlış meallendirse de kendi yorumunu parantez içerisinde kullanmış bu sepele kuranı anlamak isteyenlere engel teşkil etmemiş selam ve sevgilerimi sunuyorum.



Ali Rıza Bey, acaba siz yazılarınızda belli bir mealden yararlanıyor musunuz? Eğer kendi çevirileriniz değil ise sizin mealiniz hangisi öğrenebilir miyiz?

Saygılarımla,

oya




selam ün aleyküm oya kardeşim beni ne kadar duygulandırdınız. inanın otuz yıldır bu Kuranı anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum sizin kadar olayları ön yargıdan uzak ve kendisi ile yüzleşerek kendi kimliğinde oluşan seslerle toplumları ve evreni bir araya getirip bütünsel bir bakış açısı ile doğruyu kavrayabilen kişilere çok ama çok ender rastlayabildim. 

Bakınız sizin gibi sağlıklı düşünebilen etrafında kaç kişi bulabilirsiniz? Beyinleri asırlardır kirlenmiş olan toplumlarla kalpleri marazlı olan makam mevki şan şöhret isteyenler asla bu kuranı kavrayamazlar. Ve söylediklerini anlamak istemezler. 

Allah insanlara akıl vererek hem sosyal bir toplum içerisinde oluşan çarpık zihniyetleri kendilerini öz veri ile dinledikleri zaman anlayabilirken aynı zamanda evrendeki yaratılış biçimindeki uyumlulukları gözetlerken onlar arasında çelişki sizlikleri gördükçe, yerleri ve gökleri yaratan Allah'ı bir kez daha şükürle tespih ederek onun rabliğini yaratıklardan bazılarına verenleri üzülerek seyretmekten başka bir şey yapamıyor.

Yaratıcı Yaratılanların hele hele halife sorumlu ve yetkili olan bir insan tarafından kendi özgür iradesiyle kendisini tanıyıp kulluk edenlerin kulluğundan hoşnut olur. insanlar da öyledir. peygamberlerin toplumlarda, o ilahi mesajı gündeme getirdiklerinde kaç kişi ona destek olmayı göze alabildiler. 

Onu destekledikleri zaman büyük bir riski göze almaları gerekiyordu. peygamberleri destekleyen onun izinden yürüyenler olduğu zaman peygamberler tarih sahnesinde seslerini duyura bilmişlerdir. peygamberleri yerinden yurdunda eden  ve onu öldüren toplumlar. peygamberlerin getirdiği mutlu hayat projesinden kendilerini mahrum edenlerdir.

Uzun Lafın kısası sen doğru düşünmenin Allah'ın izni ile temelini atmışsın. yolun doğru. inşallah sizin gibiler çoğalarak bu topluma cehaletin karanlığından ilahi nurun aydınlığı ile ışık tutanlar çoğalarak bütün dünya gecenin ardından bir sabaha bürünür umuduyla sevgi saygı ve hürmetlerimi sunarken Allah'a emanet olun diyorum.
Ali Rıza Borazan isimli Üye şimdilik offline konumundadır Ali Rıza Borazan isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin. Mesajı Moderatöre bildir  
Konuyu düzenle/Sil

18 Haziran 2012 Pazartesi

31-KIYAMET SURESİNİN TEFSİRİ








RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA!


Kıyamet suresi Kuran sırasına göre yetmiş beş iniş sırasına göre de otuz birinci sure olup, mekkede nazil olmuştur. Toplam kırk ayetten ibarettir.

75/1- Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim.

Kıyamet haberi; Nebilerin  ötelerin ötesinden  getirdikleri en önemli haberlerdendir. Yerleri ve gökleri  yaratan Allah ahret yaratmasını da yaratabilir. Mülk onundur neyi nasıl dilerse öyle yapar. Allah dünya hayatında en mükemmel bir varlık olan insanı yaratmış, ve bütün yeryüzü ve kainatı insanın emrine vererek bir zaman dilimi içerisinde  dünya hayatında denemeye tabi tutmuştur. 

Dünya hayatında kendinin gönderdiği vahiyler çerçevesinde yaşayanları ,ahret yaratması  ile cennet ile ödüllendireceğini, kendisine ibadet ve kulluk yapmayanları da cehennem ile cezalandıracağını bildirmiştir. Bu gerçek olan bir vaadidir.  Olmaması mümkün değildir.

9/111- Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.

75/2- Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim.

Nefis Kuran'da iki anlamda kullanılmıştır. Birincisi insanın kendisi anlamındaki nefis, ikincisi de her insanda var olan insana kötülüğü teklif sunan nefistir. 

Burada kastedilen nefis günahları kendisini kuşatmış olan,Allah’ın emirlerini kabul etmeyen, ahret olgusunu inkar eden nefisin  insanın kendisi, olduğu konunun akışından belli olmaktadır. İnkar eden bir nefisin ahret inancı  olmadığı ve onların dünya hayatındaki söylemlerini gündeme getirmektedir.

Her Olay karşısında insana iki ses gelmektedir. Birisi insanın dünyevileşme isteklerinin tetikleyicisi olan inkar büyüklenme kibirlenme bencileşme isyan  fahşa gibi insanı vahyin dışına çıkaracak mekanizması olan ses, diğeri ise  Düşünmeyi yaptığı ve yapacağı her olumsuz söz ve davranışların karşısında  İnsanı uyaran bir sestir. 

İşte İnsan bu her iki sesin hem söyleminin hem de eylemlerinin mekanizmasını oluşturan nötr bir varlıktır. İnsan davranışlarının hepsi güzellikleri ve çirkinliklerinin şekillenmesini ve olgunlaşmasını bu iki materyal oluşturmaktadır. Psikoloji bilim adamları  bu olgunun birisine alt ben ve üst be veya içimizdeki baba ve çocuk kavramlarıyla bunları açıklamaya çalışmışlardır.

Allah her iki yönde yol almak isteyen insanları, kendi özgür iradesini vererek dünya hayatında serbest bırakmıştır. Sermaye Allahtan  hangi yönde kullanıp kullanmayacağının  seçimi insanın kendisine aittir. Bazıları bu sermayeyi nefsin azgın istekleri karşısında kullanarak azdıkça azarak kendisini felakete atar bazıları da bu sermayeyi  rabbin nebiler aracılığı ile gönderdiği vahiyler çerçevesinde kullanır kurtuluşa erer.

Kıyamet suresi Allahın kendisine verdiği sermayeyi nefsin azgın istekleri uğruna harcayan insanların sonucunda  karşılaşacakları felaketleri başlarına o felaketler gelmeden evvel hatırlatmakta ve uyarmaktadır.

75/3- İnsan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak bir araya getirmeyeceğimizi mi sanıyor?

İnkar edenler ahret aleminde insanlar ölüp toprak olduktan sonra tekrar bir araya getirilip diriltileceği konusunda kuşku duymaktadırlar. Allaha inanan ve Allaha güvenen insanlar insanı nasıl yoktan var etmişse insanların ölüp de kemiklerini bir araya getirip dirilteceğinden hiç kuşku duymazlar.

23/35- "O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor?"

23/36- "Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat..."

23/37- "O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz."

Allah İnsanların kendi içlerinden  nebiler seçerek insanları Ahret aleminde başlarına felaket gelmeden önce uyarmaktadır. Ki orada mazeret kullanmasınlar. Dünya hayatında insan olup da uyarılmamış insan yoktur, Allah her kavme ve her insana mutlaka elçilerini göndererek uyarmıştır.

36/6- Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).

Burada babaları uyarılmamış  ifadesini kuran kullanırken onlara nebi ve resullerin gelmemiş olduğunu değil onlara gelen nebiler ve resullere karşı duyarsız olduklarını ima etmektedir. Yoksa Allah uyarıcı göndermediği bir insana ve kavme azap etmez. Her aklı olan ve ergenlik çağına ulaşmış insan mutlaka denenmeye aday olan bir varlıktır.

Bu gün  Doğru yolu bulmak isteyen insanlar için kuran gibi bir kitabı bulamaması mümkün mü? Kuran gelmeden önce Allah nebiler ve resulleri peş peşe dizerek  tevhidi gündemde tutuyordu. Ama nebilik bir daha gelmemek üzere  Muhammed peygamberle son buldu.

33/40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir.

75/4- Evet; onun parmak uçlarınırını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.

Bu güne kadar dünyada yüz milyar insanın gelip geçtiği tahmin edilmektedir. Bu gün insanlardaki parmak mührünün farklılığını insanlar daha yeni fark etmişlerdir. Dünya üzerinde ne kadar insan varsa  hiçbir insan  yumurta ikizleri de dahil olmakla beraber hiçbir insana benzememektedirler.  Her insanın parmak çizgileri de farklı farklı olduğuna kuran işaret etmektedir. Sadece insanlarda bu farklılık değil kainatta yaratılmış olan hiçbir şey de hiçbir şeyin aynısı değildir.

Bir ağaç üzerinde milyonlarca yaprak olsa da hiçbir yaprak hiçbir yaprağın aynısı değildir. Yağan kar dolu ve yağmur daneleri bile hiç biri hiç birinin aynısı değildir. Kuran’da da hiçbir kelime hiçbir kelimenin aynısı değildir. Bu herhalde  inkar edenlerin söyledikleri gibi tesadüfe bırakılan bir şey değildir.

Evet Allah  bir ahret alemi yaratacak  Dünya hayatında denemek için yaratmış olduğu ve her nimeti önüne sererek ve bütün kainattaki varlıklara boyun eğdirerek halife kıldığı insanı sorguya çekecektir. Bu Allah’ın gerçek bir vaadidir.

Dünya hayatında inkar edenler, ve yollarının dosdoğru olduğunu sanarak ahret alemine  inkarlarıyla gidenlerin  yanıldıklarını  orada fark edecekler ve kesin olarak orada inanmadıkları şeyleri hak olduğunu  fark edecekler ama ne yazık ki  pişmanlıklarını dile getireceklerdir.

78/40-Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan: 'Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim' diyecek.

Ama insan Ne yazık ki,  dünya hayatını bir oyun eğlence olarak sanarak nefsin istekleriyle süslemektedir.

75/5- Ancak insan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de 'fücurla sürdürmek ister.'

Ayette bahsedilen insan, tabi ki inkar eden ve müşrik olan insandır. Daha önce de  belirttiğim gibi, insan hem doğruya hem de yanlış yapmaya  meyilli nötr bir varlıktır. Yani her insanın mayasında hem iblisin dürtüsü vardır. hem de takvanın dürtüsü vardır. Ve doğal olarak da karşımıza hem iblisin meyvelerini veren insan, hem de takvanın meyvelerini veren insan türü karşımıza çıkmaktadır.

75/6- "Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar.

Bu soruş tabi ki Olmayacağını sandıklarından dolayı bir soruştur.

75/7- Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,'

75/8- Ay karardığı,

75/9- Güneş ve ay birleştirildiği zaman;

Nasıl İnsanlar dünya hayatında  Allah’a ibadet ve kulluk yapmaları için gelmişlerse, Kainatta var olan her şeyde ibadet ve kulluk yapası için gönderilen insanın emrine amade olmak için birleşmişlerdir. Artık insanlar yeryüzünde kendilerine ayrılmış hilafet sürecinin sona ermesi evrenin de sonunu getirmektedir.  Güneşin ayın yıldızların  ve evrendeki bütün varlıkların  kendilerine yüklenmiş olan görev bitmiş, artık insan oğlunun görevlerinin sona ermesiyle Onların görevleri de son bulmuş olmaktadır.

14/48- Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.

Evet dünya hayatında insanların denenme süreçleri bitmiş. Buna orantılı olarak da  insan için yaratılmış olan  evrenin de görevi bitmiştir. Artık şimdi de insana hesap sorulma zamanı gelerek her şeyin yeni bir yaratılışla yaratılacağı ahret yaratması karşımıza çıkacaktır.  Yakıldığı zaman ölmeyen mükafatlar verildikçe azıp şımarmayan nefislerindeki kıskançlığın kalmadığı her şeyin adil olarak yargılandığı bitmek tükenmek bilmeyen, bir ahret yaratması olacaktır.

29/19- Onlar görmediler mi ki, Allah yaratmaya nasıl başlıyor, sonra onu iade ediyor? Şüphesiz, bu Allah'a göre kolaydır.

29/20- De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

29/21- Dilediğini azaplandırır, dilediğine merhamet eder. O'na çevrilip-götürüleceksiniz.

Kafir Olanlar, inkar etseler de , O gün mutlaka gelecektir.
 
75/14- Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir.

75/15- Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.

Artık İnsanlar ölüp de dirilme yoktur dedikleri,  O büyük gün gelmiş çatmış herkes dünya hayatındaki yapmış oldukları amellerinin bir rehinesi olarak bölük bölük gidecekleri yerlere sevk edilmeye başlamıştır. Müşrikler ve kafirler için zorlu bir gün, iman eden ve Salih amel işleyen Müslümanlar içinse güzel amellerinin karşılığında derecelere göre ödüllerinin dağıtılacağı kolay  ve mutluluk günüdür.

İnkar edenler veya inandım dediği halde inancının gereği gibi yaşamayanlar artık ceza yerinin  haşmeti karşısında inkarlarının ve yaptıkları kötü amellerin hesabını vermek üzere toplandıklarında herkes mazeretler uydurmaya başlayacaktır. Fakat Allah dünya hayatında onların mazeretlerinin geçerli olmaması için, her imkanı sunmuş. Onlar ise o sunulan nimetleri şükür vesilesi değil, azgınlığı arttırma vesilesi olarak kullanmışlardı.

Sapan ve saptıranların mazeretlerini çekişmelerini ortaya koyan bir sahneyi kuran şöyle anlatır.

50/ 26- Ki o, Allah'la beraber başka bir İlah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli olan azabın içine atın.

50/27- Onun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp-azdırdım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık içindeydi."

50/28- (Allah buyurur:) "Benim Huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim."

50/29- "Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim."

50/30- O gün cehenneme diyeceğiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek.

Artık onların ne çekişmeleri ne de pişmanlıkları  fayda vermeyecektir. Çok geç kalmıştır. Çünkü dünyada iken onlara bütün deliller geldiği halde ya iman etmemiş, ya da inandığı halde  inancı ile amel etmemişlerdi.

75/16- Onu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma.

Bütün nebilerde  ilk vahiyle muhatap olduklarında bir endişe ve tedirginlik mutlaka yaşanmıştır. Toplumlarda sosyal realiteler onları üzmekte ve kendilerinde onların yükünü hissetmektedirler. Allah da onların  nerde nasıl davranacaklarını bir tertil içerisinde bilgilendirmekte ve onların izleyeceği metodu onlara anlatmaktadır.

İşte Kuran’ın  yirmi üç yıllık bir zaman dilimi içerisinde, müşrik bir toplumdan devlet ve otorite haline gelen toplumdaki olayları vahiyle bilgilendirerek nerde hangi konuda nasıl bir yol izleneceğinin metodolojisini vermektedir.

75/17- Şüphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak Bize ait (bir iş)tir.

Son nebi ve resulün endişelerini Allah gidermeye devam ediyor. Bir taraftan toplum içerisinde yaşarken toplumdan tepki duyanlar olup onun getirdiklerine karşı mücadele edenler çıktığı gibi, bir taraftan da iman eden ve onların sorunlarına cevap vermesi gerekiyordu. İşte Allah onlar hakkında endişelenmemesini zamanı zemini geldikçe her olayın  üstesinden nasıl gelineceğini resulüne izah ediyordu.

75/18- Şu halde, Biz onu okuduğumuz zaman, sen de onun okunuşunu izle.

Nebi ve resulün tek yapması gereken şeyin vahyin kontrolü altında Söyleneni yapması gerektiği açıklanmaktadır.

75/19- Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir.

Açıklamak Mücmel bilinmeyen bir şeyin bilinir anlaşılır hale gelmesi demektir. Kuran’ın yirmi üç yıllık  zaman dilimi içerisinde hakla batılın, doğru ile yanlışın iyi ile kötünün ne olduğunu, her yanlışın doğrusuyla değiştirilerek hem söylem hem de eylemle buluşturularak pratik hale  götürülmesinin adıdır. 

Kadir suresinde anlatılmak istenen de o değil mi? Müşrik bir toplumdan çıkan bir nebi ve resulün hem fert halindeki hem de toplum halinde karşısına çıkan problemlerin bir bir çözülerek her şeyi aydınlığa kavuşturulması bunu izah etmektedir. İsterseniz Kurandan yanlış yapıla gelen bir adetin düzeltilmesini örnek olarak verelim.

EVLATLIKLARIN HANIMIYLA BOŞANDIKLARINDA EVLENME YASAĞININ KALDIRILMASI.

33/ 37- Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi'nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.

Allah’ı rab edinmek demek ancak onun koyduğu yasalarla hayatı düzenlemekten geçer. Toplumlardan gelen sesler nebi ve resulleri ilgilendirmemesi gerekir. Ayette bahsedilen  peygamberin yanında olan evlatlığın eşi ile aralarında geçen bir sorun yüzünden nebinin gelecekte ne olacağı konusunda bilemeyeceği bir şeyin muhalifine bir davranışını Allah gündeme getiriyor.” Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun;”

Peygamberin yaptığı örf ve adet olarak doğru olan bir davranıştı. Ayette bahsedilen” Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun;”  “nefsinde saklı tutmak” Sanki peygamber bunun sonucunda neler olacağını biliyormuş gibi bir anlam ortaya çıkmaktadır. Oysa peygamber Allah’ın bildirmediği gayıbı nereden bilsin. İşte inkar edenlerin ağzında bu olay bir eleştiri malzemesi olarak kullanılmaktadır.

Evlatlığın eşinden Boşandığı zaman onunla evlenmek kurandaki hangi bir emrin sınırını ihlal etmektedir?

33/4- Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.

“evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı.”

4/ 22- Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu, 'çirkin bir hayasızlık' ve 'öfke duyulan bir iğrençliktir.' Ne kötü bir yoldu o!..

4/23- Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

“sizin sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri” Allah Kuran’da dikkat ederseniz hiçbir çelişki oluşturacak bir emir vermemiştir. Evlatlıkların  bir insanın kendi sulbünden olmadığını onların eşlerinden ayrıldıkları zaman  onların eşleriyle evlenmenin de bir sakıncası olmadığını  vurgulayarak, toplumlarda süre gelen bir yanlışlığı bizzat peygamberin hayatında yaşatarak düzeltip, açıklamaktadır. Böylece  peygamber döneminden sonra gelen kuşaklarda bu uygulamanın bir sıkıntı yaratmayacağını anlatmaktadır.

75/20- Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz.

75/21- Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz.  

Allah bu ayetlerle gerek inandım dediği halde inanmanın gereğini yerine getirmeyenler, gerekse inkar edenlerin profilini çizmektedir. İnkar  edenlerle inandım dediği halde kendilerine yüklenmiş olan  İnançları ile ilgili görevleri yerine getirmeyenler arasında bir fark bulunmamaktadır. 

Geleneksel İslam toplumlarında  kelimeyi şahadeti son nefesinde yerine getirenler günahları miktarınca yanıp cennete gidecek anlayışı Kuran’la uyuşmamaktadır. İman edip arkasından onu Salih amelleriyle hayatını örmesi gerekmektedir ki, Allah katında imanı  kabul görsün. İnsanlar ya iman eder imanlarını gereği gibi dünya yaşamlarını sürdürerek ölürler. Ebedi cennete giderler. Ya da inkar eder inkarlarının gereği, dünya yaşamını sürdürerek ölür ebedi cehennemi boylarlar. Bunun ikisi arasında bir yol yoktur.

75/22- O gün yüzler ışıl ışıl parlar.

75/23- Rablerine bakıp-durur.

Dünya hayatında nebilerin getirdikleri vahiyler çerçevesinde hayatını düzenleyenlerin profilini bu iki ayet çizmektedir. Tıpkı Derslerine iyi çalışmış öğrencilerin yıl sonunda ellerine karneleri verildiğinde almış oldukları taktir ve teşekkür  belgeleriyle yüzlerinde okunan mutluluk gibidir.

75/24- O gün, öyle yüzler vardır ki kararmış-ekşimiştir.

75/25- Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır.

Bu ayetler de dünya hayatında  Allah’ın Göndermiş olduğu vahiylerden Habersiz üstelik haberleri olup vahyin kontrolünde yaşayanlarla savaş yapmayı kendilerine görev bilenler için kullanılmıştır.

Tıpkı dersine çalışmayan ve üstelik çalışanları engelleyen bozgunculuk çıkararak  yıl sonunu getiren, ve sınıfta kalan öğrencilerin yüzlerindeki mutsuzluğun yansıması gibidir.

33/ 72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

İşte; “insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.” Çok cahil çok zalim olan  insan inkar eden ve müşrik olan insanlardır.

75/26- Hayır; can, köprücük kemiğine gelip dayandığı zaman,

75/27- "Son müdahaleyi yapacak kim" denir.

75/28- Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.

75/S29- (Ölüm korkusundan) Ayaklar birbirine dolaştığında;

Artık tövbelerin Kabul olmadığı  Bir ayrılık anı gelmiştir. İnsan artık inandım dese de  fark eden bir şey yoktur. Onun inandım demesini Allah kabul etmeyecektir.

4/ 18- Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır.

Ölüm anındaki tövbe  geçerli değildir. Tıpkı Firavunun ölüm anında  inanmasının geçerli olmadığı gibi.

10/ 90- Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (İlah'tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi.

Hani Öcalan yakalanmadan önce masum çocukları öldürmek için örgütlemişti. Türk devleti onu yakalandığında ben Türk devletine teslim oldum onun kulu ve askeri olacağım demişti. Onun bu pişmanlığı korkudan dolayı idi. eğer o yakalanmadan önce bu söylemini gerçekleştirmiş olsaydı o zaman inandığı gerçek olurdu.

5/ 33- Allah'a ve Resûlü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azap vardır.

5/34- Ancak, sizin onlara güç yetirmenizden önce tevbe edenler başka. Bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.


75/30- O gün sevk, yalnızca Rabbinedir.

Din Günün maliki olan Allah işte bu ayette anlamını bulmaktadır. İnsanlar, Dünya hayatında kendilerine sunulmuş bir zaman dilimi içerisinde denenmekte ve her insan kendi özgür iradeleriyle yer yüzünde dolaşmaktadırlar. Ama bir gün ölüm onu alıp götürünce, Dünya hayatındaki hükümranlığı sona ermiş, ve Allah’ın huzuruna herkes toplanarak  hesap vermek üzere bekletilmektedir.

Dünya hayatında onlara Allah kendi mülkünden güç ve iktidar vermiş, Onlara bu güçlerini zayıf olanları ezme malzemesi olarak değil, adaleti hakkı ayakta tutmak için vermişti. Maalesef insanların büyük bir çoğunluğu kendilerine verilmiş olan mülk onları azdırmış, Halkı fırkalara ayırarak zayıflatıp kendilerine köle ederek onlara zulüm yapma aracı olarak kullanmışlardır.

Eğer dünya hayatı kısa ve geçici olmamış  ve ölümsüz olmuş olsaydı, zalim olanlar devamlı iktidar ve güç sahibi olarak kalırlardı. Mazlum olanlar üzerinde zulüm ve işkencelerini sürdürür dururlardı. İşte dünya hayatında firavunlar Karunlar nemrutlar  ölüm karşısında tutunamayıp yok oldular gittiler. Ve dünya hayatının arkasından yeniden bir yaratılış ve diriltilişle insanlar yaratılıp diriltilecek, ve yapmış oldukları zulüm inkar isyan ve  insanlara yaptıkları işkencelerin bedellerini ödeyeceklerdir.

Bu gün dünya hayatında, O zalim olanların  bir zaman dilimi içerisinde yer yüzünde ellerini kollarını sallayarak dolaşmaları onları sevindirmesin  ve mazlum olanları da onlara imrendirmesin. Onlar bu dünyada kısa bir süre ancak bu hükümranlığını sürdürebileceklerdir. 

Onlar  Rabbim Allah’tır diyen insanları yerlerinden yurtlarından sürerek zulmettiler. Eğer mustazaf olan insanlar bir araya gelip birlik ve beraber hareket etmedikçe, Allah onların dünya hayatındaki bu zulüm ve işkencelerine  müdahale etmemektedir. Bu da insanların denenmesi içindir.

22/ 40- Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır.

İnsan, hem  firavunlar nemrutlar Karunlar  üreten zulmün  ham maddesi olduğu gibi, Aynı zamanda hakkın adaletin timsali olan nebiler resuller ve Allah dostlarının  da ham maddesidir. Her iki insan gurupları  insandan türemektedir.  İnkar edenler işbaşına geçtikleri zaman ekini ve nesli yok etme çabasındadırlar.

2/ 204- İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır.

2/205- O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.

2/206- Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.

Ama Rabbim Allah’tır diyenler  iş başına geçtiklerinde ise  onların hayatlarının yaşam projesi Allah’a aittir.

22/41- Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.

75/31- Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.

75/32- Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.

75/33- Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti.

İnkar edenler  ve müşrik olanlar, Allah’ın rabliğini tanımamışlar, ve yer yüzünde büyüklük taslayarak  Allah’ın gönderdiği nebi ve resulleri küçümsemişler yer yüzünde adaleti emredenleri öldürmüşler ve bozgunculuk çıkararak  ömürlerini tüketmişlerdir. Kendilerine verilmiş olan fırsatları insanlara iyilik yapma yerine zayıfları  köleleştirme ve işkence malzemesi olarak kullanmışlardır.

Allah iman edenlere güç ve iktidar sahibi yapmasının  sebebini mustazaf olanları ezmek sömürmek için değil, mustazaf olanların zalimler tarafından ezilmesini zulmedilmesini engelleme ve  onları korkutma aracı olarak kullanmayı istemektedir.

75/34- Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın.

75/35- Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın.

İşte Allah o inkar eden ve müşrik olanların dünyadaki alabildiğine özgürlük verilmesi onları şımardıkça şımartmış maalesef kendilerini yeryüzünün Allah’ı olarak görmeye başlamışlardır. Allah din gününe kadar onlara süre tanımıştır. Ama din günü geldiğinde de yaptıklarının cezasını misliyle ödeyerek ebedi cehennemde kalacaklardır.

20/ 108- O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.

20/109- O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.

Ayet içerisinde Şefaat kelimesi geçince  şefaat kelimesinin buradaki karşılığını kısacık olarak izah etmeye çalışalım. Çünkü İslam toplumlarının büyük bir çoğunluğu ahret aleminde bazı izin verilen kişilerin  şefaat edeceği konusunda birleşmektedirler. 

Oysa Allah’ın izin verdikleri sözünden  dünya hayatında rabbani yolda yürümeye kendilerini yönlendirmiş kişiler olarak anlatılmaktadır. Allah ahret hayatında  ne şehitler ne çocukken ölenler ne alimler ne şeyhler  ne peygamberler  asla şefaat edemeyecekler Hatta Allah da şefaat etmeyecektir. Çünkü dünya hayatında insanlara Allah aklını takvasını fıskını vererek özgür iradeleriyle kişileri, sonuçlarına katlanmak koşulu ile baş başa bırakmıştı.

İşte Rabbani yolda yürüyen  ve dünya hayatında  Ölümü dirimi  hayatı Allah adına olanlar  kendi amelleriyle  ancak kendilerini o büyük azaptan kurtaracaklar yoksa Allah ve Allah’tan başka şefaat ediciler olmuş olsaydı adil olmazdı.  Eğer öyle olmuş olsaydı, şefaat edilenler torpilli olurlardı. 

İnsanlar ya cehennemliktirler orada  ebedi olarak kalıp ceza çekecekler, Ya da cennetliktirler orada nimetlerle donatılıp ebedi olarak  konuklanacaktırlar.

75/36- İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?

Allah insanı Özgürce  dolaşmasını sağlamışsa  kırın dökün öldürün istediğinizi yapın diye göndermedi. Kim güçlü ise ona bir sorumluluk ve emanet yükledi. 

Trafik işaretleri nasıl insanların yol seyirlerini  trafik işaretlerinin yanışlarına göre düzenliyorlarsa, Dünyada her insanın yapması uygun olan ve uygun olmayan da işaretler bulunmaktadır. Adem ve eşine yasaklanan ağaç bu kırmızı ışıklardır. Yapılması yasak olanlar karşısına çıktığında çaresiz kalırsa anca o haramlardan haddi aşmamak saldırmamak koşulu ile, o şeyleri yemesine içmesine  ve  yapmasına ruhsat vardır.

5/ 3- Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

Ayette Allah kırmızı  ve yeşil ışıkları göstermekte  ve nerde durulması nerde geçilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

75/37- Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi?

Allah ayette insanın  yaratılışının nerden meydana geldiğine dikkat çekerek, bir damla sudan  düşünen sorgulayan hem takva yolunda  hem de fısk yolunda yürüyebilen kendi kararlarını kendisi verebilecek ve sonuçlarına katlanabilecek  mükemmel bir insan meydana gelmektedir.

38/ 75- (Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?"

75/38- Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.'

Allah hac ve mümin un suresinde insanın yaratılışından şöyle bahseder.

22/ 5- Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.

23/ 12- Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.

23/13- Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

23/14- Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir.

23/15- Sonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız.

Allah ilk yaratılıştan sonra  insanları yaratırken sperma ile yumurtanın ilgi alaka kurarak döllenmesi sonucunda yaratmıştır.  Bu Allah’ın yaratma sünnetidir. Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik yok dönüşüm de yoktur. Asırlardır hazreti İsa’nın babasız yaratılma olayı uydurmadan başka bir şey değildir. O da diğer insanlar nasıl bir anne babadan meydana gelmişse  o da öyle yaratılmıştır.

75/39- Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı.

Düşünen  aklenden insanlara  insanların yaratılış biçimini anlattıktan sonra, şimdide yaratılırken dişili ve erkekli yaratıldıklarından bahsetmektedir. Kainatta ne kadar yaratılmış olan varlık varsa hepsi mutlaka dişili erkekli yaratılmışlardır. Çiçeklerde dişi organ  erkek organ diye ayrılırken,  diğer canlı ve cansız varlıklarda pozitif negatif, artı eksi yük, gece gündüz, karanlık aydınlık, sağ sol,vs. say saya bildiğin kadar. Ne varsa kainatta her şey çift yaratılmışlardır.

75/40- (Öyleyse Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir?

Allah Ölülerin  nasıl diriltileceği konusunda Kuran’da değişik yerlerde bize bilgi vermektedir. Bir taraftan duyarsız olan  hayvanları eğitildikleri zaman nasıl duyarlı hale geldiklerini hazreti İbrahim’in şahsında, bize şöyle anlatarak misal vermektedir.

2/ 260- Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Müfessirlerin tefsirlerde anlattıkları gibi, burada hazreti İbrahim’e  ölülerin diriltilmesi konusunda verilen örnek, hayatı fonksiyonlarını yitirmiş anlamdaki ölüler değil, duyarsız hayvanların eğitilip alıştırıldıkları zaman senin isteklerine cevap vermesidir. Aynı Olay hazreti İsa peygamber hakkında da geçmektedir.

5/ 110- Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğulları’na apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğulları’nı senden geri püskürtmüştüm."

Ayette geçen “ Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun.”  Bu ifade hayati fonksiyonlarını yitirmiş anlamındaki ölüler değil, Yaratılış gayesinden uzaklaşmış vahye karşı duyarlılığını kaybetmiş anlamındaki ölü ruhların diriltilerek vahyin kontrolüne girmesi demektir. Yoksa başak türlü anlaşılmış olsaydı, şu ayetle çelişmiş olurdu.

21/95- Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.

Belki bir anlamı da inkar ederek gelen nebi ve resullere karşı çıkış sebebiyle  gözleri olup da  doğruyu göremeyenlerin, kulakları olup da doğru olanları işitemeyenlerin kalpleri olup da mühürlenerek geriye dönüşü mümkün olmayan bir yola girerek ölü ruhların dirilmeyeceklerini  de bahsetmiş olabilir ama, 

Asıl burada bahsedilen ölüp de kıyametten sonra dirilme hariç insanların ölüp de geriye gelmeyen ölülerden bahsetmektedir. Evet, Dünya hayatında ölüp de dirilme  görülmemiştir bu ne peygamberlerde mucize olarak ne de sünnetullah olarak olmamıştır. Evrensel yasalarda, Her canlı doğar büyür, ve ölürler. Bu Allah’ın değişmez yasası ve sünnetidir.

30/ 55- Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.

30/56- Kendilerine ilim ve iman verilenler ise, dediler ki: "Andolsun, siz Allah'ın Kitabında (yazılı süre boyunca) diriliş gününe kadar yaşadınız; işte bu dirilme günüdür. Ancak siz bilmiyordunuz."

30/57- Artık o gün, zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecektir.

Ölüleri Allah’tan başka hiç kimse diriltemez Allah hiç kimseye böyle bir yetki de vermemiştir.

41/39- O'nun ayetlerinden biri de, senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu bükülmüş ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, herşeye güç yetirendir.

41/40- Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.

36/12- Şüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız. Biz herşeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz.

Allah’tan başka  hiç kimse gerçek anlamda ölüleri diriltemez. Ve diriltme izni de vermemiştir. Dünya hayatında insanlara ölülerin nasıl diriltildiğine ait örnekler vererek ahret alemi yaratıp ölen insanların tekrar nasıl diriltileceğini  örnekler vererek bize anlatmaktadır.

Yanlışlarım ve hatalarım bana, doğrularım ise yerleri ve gökleri yaratan Allah’a aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR
Mersin- Anamur
Tel-0324 814 78 85

.