9 Temmuz 2012 Pazartesi

OYA HANIMLA BİR SÖYLEŞİ


Merhaba Ali Rıza Bey Kardeşim,

Açıklamalarınız için teşekkür ediyoruz. Bloğunuzdaki yazılarınızı takip edeceğiz İnşallah.

Anlamadığımız konularda bize yardımcı olursanız çok seviniriz. Allah bu emeklerinizden razı olsun. 

Hayırla görüşelim İnşallah,

oya




Merhaba,

“Kuran’da mucize yok” fikrini internette ararken, sizin bloğunuza rastladım. Allah iyi niyetli gayretlerimizde yanlışlarımızı düzeltsin diye dua etmekten başka çaremiz yok… mucize karşılığı zihnimizdeki mana, çok şükür sizi tanımladığını gibi, mucizeden sihiri anlamıyoruz şükür… fakat buradaki sorun başka… Biz, Arapça bilmiyoruz ve bugünün Arapçasını hatta daha iyisi, Kuran Arapçasını öğrenmemiz ve orijinalinden ayetleri okumamız şimdilik büyük bir hayal… Evdeki 3-4 çevirinin hemen hepsinde mucize kelimesi geçiyor… Kuran’ın mesajını anlamak isteyen biri ne yapmalı? Bu arada şunu eklemem gerek, Kuran’ın İngilizce çevirileri daha da vahim sonuçlar taşıyor. Onda bizim bile bildiğimiz gibi nadir geçen ruh kavramına, sık sık rastlamak mümkün.

Bu konuda, sizin bakış açınız ile yapılan bir çeviri bize önerebilir misiniz? Hiç yoksa, karşılaştırmalı okuma; aklımıza ve gönlümüze yatan manalarla karşılaşma imkanı buluruz.

Hayırlaoya



Oya Kardeşim İlgi ve duyarlılığınıza teşekkür ediyorum. Allah insan bir şeyi öğrenmek istediği zaman önce yönünü öğrenmek istediği yöne çevirmesi gerekir. işte O yönde gerekli gayreti gösterdiğiniz zaman Allah yollarını sana açacaktır. 

ve doğru bilgiye ulaşırsınız. Karşılaştırmalı Meal. 1-Kuran meali.com deyip internete girerseniz hangi kelimeyi isterseniz onunla ilgili geçen ayetler karşına çıkar. ve hangi mütercimin tercümesine bakmak istersen onun adını tıklayıp onun çevirisi karşına çıkar.

2- İnternette yine hasenat diye bir program var. onu da bulursan orada da karşılaştırmalı değişik mütercimlerin çevirisini bulursunuz.

Asıl Önemli olanı. Mealler genelde. Kurandan bir ayeti ve tercümeyi yaparken, geleneksel din kültürünün etkisinde kalarak meal yapmışlar. Orjinal olan çok kelimeleri yansıtmamaktadırlar. böyle affedilmez hatalar olmuştur. 

Mesela rahman/15 hicir /27 ayetlerin tercümesini yaparken kuran metininin orijinalinde cannı ifadesi geçerken cinni diye tercüme etmişler bir kaç tanesi cannı diye tercüme etmiş ve onlar isabet ettirmişler. Ve böylece yanlış bir cin tanımlaması yapılmıştır. bunu araştırsanız size büyük bir ışık tutacaktır. Benim Wep sayfama girerseniz kuranianlamametodu.blogspot.com girerseniz istediğiniz konularda gerekli açıklamayı bulacaksınız.



Mucize Kelimesi Orijinal kuran ayetlerinde geçmez ama Ayet delil burhan beyyine ifadeleri geçer bu Ayet ve bize çevrilen mucize olanlar Allahın yarattığı varlıklardır. Peygamberler bir sivrisinek yaratıp işte size bir ayet diyemezler. 

Onlar Allahın yarattıkları arasından insanlara Allahın varlığını izah için bunları gösterirler. bakın Allah size mucize ayet olarak gösterdi der. Yoksa peygamberler de onları yaratmış ve göstermiş olsaydı onlar da ilah olurdu. Peygamberi kutsallaştıran onlara vahyin gelmesi ve vahiyle konuşmasıdır. Aklendin, düşünün araştırın ve gerçekleri ve doğruları bulacaksınız. Selamlarımı sunuyorum .






Ve aleyküm selam Ali Rıza kardeş, web sitenizi heyecanla okuyoruz. Yazdıklarınız, naçizane hissettiklerimizi anlamlı kılıyor. Hanifler sitesine de üye oldum J elden geldiğince tartışmaları izlemeye çalışacağım. Sizin cin-melek-insan-iblis gibi kavramlar konusundaki açıklamalarınız aynı zamanda bir başka bilme biçimini de hatırlatıyor. 

İnşallah yanlış anlamadım; fakat her anlama bireysel bir tefekkür sonucudur; dolayısıyla zaten kimse kimseyi tamı tamına kendisi gibi anlayamaz. Fakat sizin çok güzel işaret ettiğiniz gibi bir anlama metodunda düşünceler bir araya gelebilir. Ve günümüzde her şeyden çok buna ihtiyaç var. 

Sizin tariflerinizde örneğin “ruh …. fiillerdir” diyorsunuz. Bu çok ilginç bir noktaya işaret etmiş oluyor. Zira kavramları statik nesnelerle değil; eylemle bir hal ile anlatmış oluyorsunuz. Biz bu anlamda büyük bir dönüşüm yaşadık ve bendenize göre amel kelimesinin karşılığı da az çok buharlaştı. 

Dildeki değişimlerin, düşünme biçimlerini değiştirmesi sonucu bizler platonist ve kavramların nesneleştirildiği bir anlama biçimine geçtik ve Kuranı da bu zihniyet-dil çatısı içinden kavramaya başladık. (Bunu derken biz eskiden orijinal mesajı çok iyi anlıyorduk demek istemem. Her dönem kendi anlayışları içinde bir din inşasına tanık olmuş. 

Fakat ancak yerleşik kalıpları tersine çevirenler, insanları silkelemişler ve vahye tekrar yaklaşmaya davet etmişlerdir.) Mesela ruh, bize üfürülen bir yapı, görünmeyen bir fenomen, bir nesnedir. Bu tipik Platonist ruh kavrayışıdır. İdealar aleminden geliyoruz, bildiklerimizi unutuyoruz; sezgilerimizle yaşayıp tekrar dönüyoruz. 

1600’lerden itibaren başlayan bireyselleşme, şahıs zamirlerini ön plana çıkarmıştır ki bu da nesneleşmeye hizmet etmiştir. Yine 13. Yy itibarıyla git gide artan derecelerde Batı dışı, Batılı düşünme biçimini benimsemeye başlamıştır. Bugün yaygın olarak bir benlik/nefs teknolojisi olarak İslam değil; bir kimlik olarak İslam ile karşılaşmamızda düşünmek yerine kalıp düşünme biçimlerine göre hareket ediyor oluşumuzun rolü büyüktür. 

Çevirilerdeki sorun ise başlı başına bizi adeta bölmekte etkili olmaktadır. Üstelik bunlar yaşadığımız dünyanın politik inşası ile buluşunca durum daha da karıştırmaktadır. Örneğin bir Kuran mütercimi şunu iddia etmektedir: “Süleyman tapınağını cinler inşa etmiştir. 

Masonlar Süleyman tapınağını inşa eden duvar ustalarının soyundan geldiklerini beyan etmektedirler. O halde masonlar cinlerdendir.” Oysa ki tarihçiler arasında, Süleyman tapınağını inşa eden ustaların Batı’dan deniz kavimleri üyelerinde olduğunu ve deniz yoluyla geldikleri güçlü iddialardan biridir; yani onlar “yabancılardır”. 

Tabii Arapça bilen bu müfessirin iddiaları bununla sınırlı olmayıp; Türklerin özel bir ırk olduğu yolundaki uydurma hadislere dayanarak yazdıkları daha da hazindir. Bendeniz zihniyet yapılarındaki farklılık nedeniyle Kurandaki ırk karşılığı kelimenin bugün bizim kullandığımız ırk ile aynı olmadığını; hatta belki de böyle bir kelimenin olmadığını düşünüyorum. 

Zira ashabiyyet farklıdır ve bugün dünya nüfusunun büyük çoğunluğu, ashabı ile yaşamamakta; ashabı otantik bir ata haline gelmiş yurttaşlardır. Şüphesiz yine de ashab ile ilgili ayet ve hadisler bugün milletimiz adına neyi yapmak ve neyi de yapmamakla yükümlü olduğumuzu bize anlatıyor. 

Yazmaya başlayıp, esas demek istediğim şeylerden ne kadar uzaklaşmışım J yazdıklarınızda dikkatimi çeken şu oldu: Siz aksiyonla / amelle evrilen bir varlık anlayışından söz ediyorsunuz. Yani belli yapılardan /nesneleştirmelerden oluşan parçalanmış bir varlık değil; hareket halinde, tercihte bulunarak, pratiklerde kendini var eden bir insan. 

Ki peygamber efendimizin (s.a.v.) “şeytanımı Müslüman ettim” sözü (tabii sahih bir hadis ise geçerli) tam bu noktada çok anlamlı oluyor. Yine “namazın kazası olmaz; namaz müminin fanusudur” görüşünü kendi dünyama şöyle çeviriyorum : “Namaz kılmak, gününü ya da anlarını ruh’u misafir eden bir mümin olarak yaşamak için eylemde bulunmayı seçmektir. 

Yaratanla bir muhabbet imkanı, bir söyleşidir o. Anın içinde bizlere hikmeti ve kısmeti vardır. Kılmadığımız zamanlarda bu neş’eden mahrum kalmışız. Bunun dönüşü yoktur ve Rabbimizle alacak verecek hesabı yapmak muhabbetin lezzetine gölge düşürür.” Yine de “kıldığım sünnetleri kaza kabul et ya Rabbim” diye dua ettiğimi itiraf etmeliyim J onca yılın geri dönüşü yok, ama Yüce Allah’ın beni namazla nasiplendirmesini dilemekte sakınca yok diyorum J

Efendim laf bitmez; sizin daha fazla vaktinizi almak da istemem. Bütün açıklamalarınız için Allah razı olsun. 

Sağlıcakla kalın, 

Hayırla görüşmek üzere

oya



Selamün aleyküm Oya kardeşim. Kuran'ın düzgün anlaşılması için ya düzgün Arapça bilmen gerekir ya da düzgün Arapça bilenin birisinin tercümesinden okuman gerekir. Ya da tercümelerden şüpheye düşmüşsen bir kaç tane mütercimin tercümesinden yararlanma gerekir. 

Benim Arapça ilmim yok. bunun sebebi Arapçayı gale alamamamdan kaynaklanmıyor. Kuran'ın anlaşılmasında yoğunlaşmam zaman bakımından azaldığı için Arapça'ya ayrı zaman ayıramadım zaten insanın ömrü bütün ilimleri öğrenmeye keşfetmeye yetmez. 

Zaten Kuranın anlaşılmasında mütercimler arasında genel olarak bazı alışıla gelmiş yanlışlıkların dışında farklılıklar fazla yok. asıl sıkıntı kurandaki anlama metodu, bir başka deyişle kuranda ki edebi anlatım sanatı kavranmasında ki sıkıntıdır. Acizane ben işte müfessirler deki bu eksikliği fark ettiğimden dolayı kendimi kuranın kendi içerisinde kuranı kuranla ilimle akılla ile ve pratik hayatla ters düşmeden anlamaya çalıştım. 

Mütercim Kuran'daki orijinal olan metni düzgün karşılığını bulacak Türkçede kullanılan bir kelime bulamamışsa onun olunabilirliğini bozmadan aktarması gerekir. Meal mütercimin bir kelime veya bir ayeti tercüme ederken ön bilgiler veya geleneksel anladığı anlayışı da ekleyerek mealine yansıtmışlar. 

Bu da Kuran'daki o konu ile ilgili ayetlerin anlayışını etkilemiş. böylece kuran anlayışları fesada uğramış hiç biri hiç birinin tesirindeki anlayışla uyuşmamıştır. Ben bir ayetin kastettiği manayı anlayabilmek için önce bir kelimenin doğru anlaşılıp anlaşılmadığını incelerim. bir de orijinal olan metin ile tercüme edilişin uyup uymadığına bakarım. 

Kuran'da geçen hiç bir kelime hiç bir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Eğer can kelimesini cin kelimesi olarak tercüme edersen can ve cin ile geçen kuranda bütün ayetlerin yanlış anlaşılmasına neden olur. zaman olsaydı-da bu konuları size geniş geniş anlatabilseydim. siz benim wep sayfamı detaylı bir şekilde incelemeye devam ederseniz. zaten bu anlattıklarımı rahatlıkla kavraya bilirsiniz. 

Ben genelde Ali Bulaç kardeşimizin kuran mealini naklediyorum çünkü o bazı ufak tefek yanlış meallendirse de kendi yorumunu parantez içerisinde kullanmış bu sepele kuranı anlamak isteyenlere engel teşkil etmemiş selam ve sevgilerimi sunuyorum.



Ali Rıza Bey, acaba siz yazılarınızda belli bir mealden yararlanıyor musunuz? Eğer kendi çevirileriniz değil ise sizin mealiniz hangisi öğrenebilir miyiz?

Saygılarımla,

oya




selam ün aleyküm oya kardeşim beni ne kadar duygulandırdınız. inanın otuz yıldır bu Kuranı anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum sizin kadar olayları ön yargıdan uzak ve kendisi ile yüzleşerek kendi kimliğinde oluşan seslerle toplumları ve evreni bir araya getirip bütünsel bir bakış açısı ile doğruyu kavrayabilen kişilere çok ama çok ender rastlayabildim. 

Bakınız sizin gibi sağlıklı düşünebilen etrafında kaç kişi bulabilirsiniz? Beyinleri asırlardır kirlenmiş olan toplumlarla kalpleri marazlı olan makam mevki şan şöhret isteyenler asla bu kuranı kavrayamazlar. Ve söylediklerini anlamak istemezler. 

Allah insanlara akıl vererek hem sosyal bir toplum içerisinde oluşan çarpık zihniyetleri kendilerini öz veri ile dinledikleri zaman anlayabilirken aynı zamanda evrendeki yaratılış biçimindeki uyumlulukları gözetlerken onlar arasında çelişki sizlikleri gördükçe, yerleri ve gökleri yaratan Allah'ı bir kez daha şükürle tespih ederek onun rabliğini yaratıklardan bazılarına verenleri üzülerek seyretmekten başka bir şey yapamıyor.

Yaratıcı Yaratılanların hele hele halife sorumlu ve yetkili olan bir insan tarafından kendi özgür iradesiyle kendisini tanıyıp kulluk edenlerin kulluğundan hoşnut olur. insanlar da öyledir. peygamberlerin toplumlarda, o ilahi mesajı gündeme getirdiklerinde kaç kişi ona destek olmayı göze alabildiler. 

Onu destekledikleri zaman büyük bir riski göze almaları gerekiyordu. peygamberleri destekleyen onun izinden yürüyenler olduğu zaman peygamberler tarih sahnesinde seslerini duyura bilmişlerdir. peygamberleri yerinden yurdunda eden  ve onu öldüren toplumlar. peygamberlerin getirdiği mutlu hayat projesinden kendilerini mahrum edenlerdir.

Uzun Lafın kısası sen doğru düşünmenin Allah'ın izni ile temelini atmışsın. yolun doğru. inşallah sizin gibiler çoğalarak bu topluma cehaletin karanlığından ilahi nurun aydınlığı ile ışık tutanlar çoğalarak bütün dünya gecenin ardından bir sabaha bürünür umuduyla sevgi saygı ve hürmetlerimi sunarken Allah'a emanet olun diyorum.
Ali Rıza Borazan isimli Üye şimdilik offline konumundadır Ali Rıza Borazan isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin. Mesajı Moderatöre bildir  
Konuyu düzenle/Sil

18 Haziran 2012 Pazartesi

31-KIYAMET SURESİNİN TEFSİRİ








RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA!


Kıyamet suresi Kuran sırasına göre yetmiş beş iniş sırasına göre de otuz birinci sure olup, mekkede nazil olmuştur. Toplam kırk ayetten ibarettir.

75/1- Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim.

Kıyamet haberi; Nebilerin  ötelerin ötesinden  getirdikleri en önemli haberlerdendir. Yerleri ve gökleri  yaratan Allah ahret yaratmasını da yaratabilir. Mülk onundur neyi nasıl dilerse öyle yapar. Allah dünya hayatında en mükemmel bir varlık olan insanı yaratmış, ve bütün yeryüzü ve kainatı insanın emrine vererek bir zaman dilimi içerisinde  dünya hayatında denemeye tabi tutmuştur. 

Dünya hayatında kendinin gönderdiği vahiyler çerçevesinde yaşayanları ,ahret yaratması  ile cennet ile ödüllendireceğini, kendisine ibadet ve kulluk yapmayanları da cehennem ile cezalandıracağını bildirmiştir. Bu gerçek olan bir vaadidir.  Olmaması mümkün değildir.

9/111- Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.

75/2- Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim.

Nefis Kuran'da iki anlamda kullanılmıştır. Birincisi insanın kendisi anlamındaki nefis, ikincisi de her insanda var olan insana kötülüğü teklif sunan nefistir. 

Burada kastedilen nefis günahları kendisini kuşatmış olan,Allah’ın emirlerini kabul etmeyen, ahret olgusunu inkar eden nefisin  insanın kendisi, olduğu konunun akışından belli olmaktadır. İnkar eden bir nefisin ahret inancı  olmadığı ve onların dünya hayatındaki söylemlerini gündeme getirmektedir.

Her Olay karşısında insana iki ses gelmektedir. Birisi insanın dünyevileşme isteklerinin tetikleyicisi olan inkar büyüklenme kibirlenme bencileşme isyan  fahşa gibi insanı vahyin dışına çıkaracak mekanizması olan ses, diğeri ise  Düşünmeyi yaptığı ve yapacağı her olumsuz söz ve davranışların karşısında  İnsanı uyaran bir sestir. 

İşte İnsan bu her iki sesin hem söyleminin hem de eylemlerinin mekanizmasını oluşturan nötr bir varlıktır. İnsan davranışlarının hepsi güzellikleri ve çirkinliklerinin şekillenmesini ve olgunlaşmasını bu iki materyal oluşturmaktadır. Psikoloji bilim adamları  bu olgunun birisine alt ben ve üst be veya içimizdeki baba ve çocuk kavramlarıyla bunları açıklamaya çalışmışlardır.

Allah her iki yönde yol almak isteyen insanları, kendi özgür iradesini vererek dünya hayatında serbest bırakmıştır. Sermaye Allahtan  hangi yönde kullanıp kullanmayacağının  seçimi insanın kendisine aittir. Bazıları bu sermayeyi nefsin azgın istekleri karşısında kullanarak azdıkça azarak kendisini felakete atar bazıları da bu sermayeyi  rabbin nebiler aracılığı ile gönderdiği vahiyler çerçevesinde kullanır kurtuluşa erer.

Kıyamet suresi Allahın kendisine verdiği sermayeyi nefsin azgın istekleri uğruna harcayan insanların sonucunda  karşılaşacakları felaketleri başlarına o felaketler gelmeden evvel hatırlatmakta ve uyarmaktadır.

75/3- İnsan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak bir araya getirmeyeceğimizi mi sanıyor?

İnkar edenler ahret aleminde insanlar ölüp toprak olduktan sonra tekrar bir araya getirilip diriltileceği konusunda kuşku duymaktadırlar. Allaha inanan ve Allaha güvenen insanlar insanı nasıl yoktan var etmişse insanların ölüp de kemiklerini bir araya getirip dirilteceğinden hiç kuşku duymazlar.

23/35- "O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor?"

23/36- "Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat..."

23/37- "O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz."

Allah İnsanların kendi içlerinden  nebiler seçerek insanları Ahret aleminde başlarına felaket gelmeden önce uyarmaktadır. Ki orada mazeret kullanmasınlar. Dünya hayatında insan olup da uyarılmamış insan yoktur, Allah her kavme ve her insana mutlaka elçilerini göndererek uyarmıştır.

36/6- Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).

Burada babaları uyarılmamış  ifadesini kuran kullanırken onlara nebi ve resullerin gelmemiş olduğunu değil onlara gelen nebiler ve resullere karşı duyarsız olduklarını ima etmektedir. Yoksa Allah uyarıcı göndermediği bir insana ve kavme azap etmez. Her aklı olan ve ergenlik çağına ulaşmış insan mutlaka denenmeye aday olan bir varlıktır.

Bu gün  Doğru yolu bulmak isteyen insanlar için kuran gibi bir kitabı bulamaması mümkün mü? Kuran gelmeden önce Allah nebiler ve resulleri peş peşe dizerek  tevhidi gündemde tutuyordu. Ama nebilik bir daha gelmemek üzere  Muhammed peygamberle son buldu.

33/40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir.

75/4- Evet; onun parmak uçlarınırını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.

Bu güne kadar dünyada yüz milyar insanın gelip geçtiği tahmin edilmektedir. Bu gün insanlardaki parmak mührünün farklılığını insanlar daha yeni fark etmişlerdir. Dünya üzerinde ne kadar insan varsa  hiçbir insan  yumurta ikizleri de dahil olmakla beraber hiçbir insana benzememektedirler.  Her insanın parmak çizgileri de farklı farklı olduğuna kuran işaret etmektedir. Sadece insanlarda bu farklılık değil kainatta yaratılmış olan hiçbir şey de hiçbir şeyin aynısı değildir.

Bir ağaç üzerinde milyonlarca yaprak olsa da hiçbir yaprak hiçbir yaprağın aynısı değildir. Yağan kar dolu ve yağmur daneleri bile hiç biri hiç birinin aynısı değildir. Kuran’da da hiçbir kelime hiçbir kelimenin aynısı değildir. Bu herhalde  inkar edenlerin söyledikleri gibi tesadüfe bırakılan bir şey değildir.

Evet Allah  bir ahret alemi yaratacak  Dünya hayatında denemek için yaratmış olduğu ve her nimeti önüne sererek ve bütün kainattaki varlıklara boyun eğdirerek halife kıldığı insanı sorguya çekecektir. Bu Allah’ın gerçek bir vaadidir.

Dünya hayatında inkar edenler, ve yollarının dosdoğru olduğunu sanarak ahret alemine  inkarlarıyla gidenlerin  yanıldıklarını  orada fark edecekler ve kesin olarak orada inanmadıkları şeyleri hak olduğunu  fark edecekler ama ne yazık ki  pişmanlıklarını dile getireceklerdir.

78/40-Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan: 'Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim' diyecek.

Ama insan Ne yazık ki,  dünya hayatını bir oyun eğlence olarak sanarak nefsin istekleriyle süslemektedir.

75/5- Ancak insan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de 'fücurla sürdürmek ister.'

Ayette bahsedilen insan, tabi ki inkar eden ve müşrik olan insandır. Daha önce de  belirttiğim gibi, insan hem doğruya hem de yanlış yapmaya  meyilli nötr bir varlıktır. Yani her insanın mayasında hem iblisin dürtüsü vardır. hem de takvanın dürtüsü vardır. Ve doğal olarak da karşımıza hem iblisin meyvelerini veren insan, hem de takvanın meyvelerini veren insan türü karşımıza çıkmaktadır.

75/6- "Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar.

Bu soruş tabi ki Olmayacağını sandıklarından dolayı bir soruştur.

75/7- Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,'

75/8- Ay karardığı,

75/9- Güneş ve ay birleştirildiği zaman;

Nasıl İnsanlar dünya hayatında  Allah’a ibadet ve kulluk yapmaları için gelmişlerse, Kainatta var olan her şeyde ibadet ve kulluk yapası için gönderilen insanın emrine amade olmak için birleşmişlerdir. Artık insanlar yeryüzünde kendilerine ayrılmış hilafet sürecinin sona ermesi evrenin de sonunu getirmektedir.  Güneşin ayın yıldızların  ve evrendeki bütün varlıkların  kendilerine yüklenmiş olan görev bitmiş, artık insan oğlunun görevlerinin sona ermesiyle Onların görevleri de son bulmuş olmaktadır.

14/48- Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.

Evet dünya hayatında insanların denenme süreçleri bitmiş. Buna orantılı olarak da  insan için yaratılmış olan  evrenin de görevi bitmiştir. Artık şimdi de insana hesap sorulma zamanı gelerek her şeyin yeni bir yaratılışla yaratılacağı ahret yaratması karşımıza çıkacaktır.  Yakıldığı zaman ölmeyen mükafatlar verildikçe azıp şımarmayan nefislerindeki kıskançlığın kalmadığı her şeyin adil olarak yargılandığı bitmek tükenmek bilmeyen, bir ahret yaratması olacaktır.

29/19- Onlar görmediler mi ki, Allah yaratmaya nasıl başlıyor, sonra onu iade ediyor? Şüphesiz, bu Allah'a göre kolaydır.

29/20- De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

29/21- Dilediğini azaplandırır, dilediğine merhamet eder. O'na çevrilip-götürüleceksiniz.

Kafir Olanlar, inkar etseler de , O gün mutlaka gelecektir.
 
75/14- Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir.

75/15- Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.

Artık İnsanlar ölüp de dirilme yoktur dedikleri,  O büyük gün gelmiş çatmış herkes dünya hayatındaki yapmış oldukları amellerinin bir rehinesi olarak bölük bölük gidecekleri yerlere sevk edilmeye başlamıştır. Müşrikler ve kafirler için zorlu bir gün, iman eden ve Salih amel işleyen Müslümanlar içinse güzel amellerinin karşılığında derecelere göre ödüllerinin dağıtılacağı kolay  ve mutluluk günüdür.

İnkar edenler veya inandım dediği halde inancının gereği gibi yaşamayanlar artık ceza yerinin  haşmeti karşısında inkarlarının ve yaptıkları kötü amellerin hesabını vermek üzere toplandıklarında herkes mazeretler uydurmaya başlayacaktır. Fakat Allah dünya hayatında onların mazeretlerinin geçerli olmaması için, her imkanı sunmuş. Onlar ise o sunulan nimetleri şükür vesilesi değil, azgınlığı arttırma vesilesi olarak kullanmışlardı.

Sapan ve saptıranların mazeretlerini çekişmelerini ortaya koyan bir sahneyi kuran şöyle anlatır.

50/ 26- Ki o, Allah'la beraber başka bir İlah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli olan azabın içine atın.

50/27- Onun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp-azdırdım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık içindeydi."

50/28- (Allah buyurur:) "Benim Huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim."

50/29- "Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim."

50/30- O gün cehenneme diyeceğiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek.

Artık onların ne çekişmeleri ne de pişmanlıkları  fayda vermeyecektir. Çok geç kalmıştır. Çünkü dünyada iken onlara bütün deliller geldiği halde ya iman etmemiş, ya da inandığı halde  inancı ile amel etmemişlerdi.

75/16- Onu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma.

Bütün nebilerde  ilk vahiyle muhatap olduklarında bir endişe ve tedirginlik mutlaka yaşanmıştır. Toplumlarda sosyal realiteler onları üzmekte ve kendilerinde onların yükünü hissetmektedirler. Allah da onların  nerde nasıl davranacaklarını bir tertil içerisinde bilgilendirmekte ve onların izleyeceği metodu onlara anlatmaktadır.

İşte Kuran’ın  yirmi üç yıllık bir zaman dilimi içerisinde, müşrik bir toplumdan devlet ve otorite haline gelen toplumdaki olayları vahiyle bilgilendirerek nerde hangi konuda nasıl bir yol izleneceğinin metodolojisini vermektedir.

75/17- Şüphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak Bize ait (bir iş)tir.

Son nebi ve resulün endişelerini Allah gidermeye devam ediyor. Bir taraftan toplum içerisinde yaşarken toplumdan tepki duyanlar olup onun getirdiklerine karşı mücadele edenler çıktığı gibi, bir taraftan da iman eden ve onların sorunlarına cevap vermesi gerekiyordu. İşte Allah onlar hakkında endişelenmemesini zamanı zemini geldikçe her olayın  üstesinden nasıl gelineceğini resulüne izah ediyordu.

75/18- Şu halde, Biz onu okuduğumuz zaman, sen de onun okunuşunu izle.

Nebi ve resulün tek yapması gereken şeyin vahyin kontrolü altında Söyleneni yapması gerektiği açıklanmaktadır.

75/19- Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir.

Açıklamak Mücmel bilinmeyen bir şeyin bilinir anlaşılır hale gelmesi demektir. Kuran’ın yirmi üç yıllık  zaman dilimi içerisinde hakla batılın, doğru ile yanlışın iyi ile kötünün ne olduğunu, her yanlışın doğrusuyla değiştirilerek hem söylem hem de eylemle buluşturularak pratik hale  götürülmesinin adıdır. 

Kadir suresinde anlatılmak istenen de o değil mi? Müşrik bir toplumdan çıkan bir nebi ve resulün hem fert halindeki hem de toplum halinde karşısına çıkan problemlerin bir bir çözülerek her şeyi aydınlığa kavuşturulması bunu izah etmektedir. İsterseniz Kurandan yanlış yapıla gelen bir adetin düzeltilmesini örnek olarak verelim.

EVLATLIKLARIN HANIMIYLA BOŞANDIKLARINDA EVLENME YASAĞININ KALDIRILMASI.

33/ 37- Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi'nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.

Allah’ı rab edinmek demek ancak onun koyduğu yasalarla hayatı düzenlemekten geçer. Toplumlardan gelen sesler nebi ve resulleri ilgilendirmemesi gerekir. Ayette bahsedilen  peygamberin yanında olan evlatlığın eşi ile aralarında geçen bir sorun yüzünden nebinin gelecekte ne olacağı konusunda bilemeyeceği bir şeyin muhalifine bir davranışını Allah gündeme getiriyor.” Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun;”

Peygamberin yaptığı örf ve adet olarak doğru olan bir davranıştı. Ayette bahsedilen” Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun;”  “nefsinde saklı tutmak” Sanki peygamber bunun sonucunda neler olacağını biliyormuş gibi bir anlam ortaya çıkmaktadır. Oysa peygamber Allah’ın bildirmediği gayıbı nereden bilsin. İşte inkar edenlerin ağzında bu olay bir eleştiri malzemesi olarak kullanılmaktadır.

Evlatlığın eşinden Boşandığı zaman onunla evlenmek kurandaki hangi bir emrin sınırını ihlal etmektedir?

33/4- Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.

“evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı.”

4/ 22- Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu, 'çirkin bir hayasızlık' ve 'öfke duyulan bir iğrençliktir.' Ne kötü bir yoldu o!..

4/23- Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

“sizin sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri” Allah Kuran’da dikkat ederseniz hiçbir çelişki oluşturacak bir emir vermemiştir. Evlatlıkların  bir insanın kendi sulbünden olmadığını onların eşlerinden ayrıldıkları zaman  onların eşleriyle evlenmenin de bir sakıncası olmadığını  vurgulayarak, toplumlarda süre gelen bir yanlışlığı bizzat peygamberin hayatında yaşatarak düzeltip, açıklamaktadır. Böylece  peygamber döneminden sonra gelen kuşaklarda bu uygulamanın bir sıkıntı yaratmayacağını anlatmaktadır.

75/20- Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz.

75/21- Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz.  

Allah bu ayetlerle gerek inandım dediği halde inanmanın gereğini yerine getirmeyenler, gerekse inkar edenlerin profilini çizmektedir. İnkar  edenlerle inandım dediği halde kendilerine yüklenmiş olan  İnançları ile ilgili görevleri yerine getirmeyenler arasında bir fark bulunmamaktadır. 

Geleneksel İslam toplumlarında  kelimeyi şahadeti son nefesinde yerine getirenler günahları miktarınca yanıp cennete gidecek anlayışı Kuran’la uyuşmamaktadır. İman edip arkasından onu Salih amelleriyle hayatını örmesi gerekmektedir ki, Allah katında imanı  kabul görsün. İnsanlar ya iman eder imanlarını gereği gibi dünya yaşamlarını sürdürerek ölürler. Ebedi cennete giderler. Ya da inkar eder inkarlarının gereği, dünya yaşamını sürdürerek ölür ebedi cehennemi boylarlar. Bunun ikisi arasında bir yol yoktur.

75/22- O gün yüzler ışıl ışıl parlar.

75/23- Rablerine bakıp-durur.

Dünya hayatında nebilerin getirdikleri vahiyler çerçevesinde hayatını düzenleyenlerin profilini bu iki ayet çizmektedir. Tıpkı Derslerine iyi çalışmış öğrencilerin yıl sonunda ellerine karneleri verildiğinde almış oldukları taktir ve teşekkür  belgeleriyle yüzlerinde okunan mutluluk gibidir.

75/24- O gün, öyle yüzler vardır ki kararmış-ekşimiştir.

75/25- Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır.

Bu ayetler de dünya hayatında  Allah’ın Göndermiş olduğu vahiylerden Habersiz üstelik haberleri olup vahyin kontrolünde yaşayanlarla savaş yapmayı kendilerine görev bilenler için kullanılmıştır.

Tıpkı dersine çalışmayan ve üstelik çalışanları engelleyen bozgunculuk çıkararak  yıl sonunu getiren, ve sınıfta kalan öğrencilerin yüzlerindeki mutsuzluğun yansıması gibidir.

33/ 72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

İşte; “insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.” Çok cahil çok zalim olan  insan inkar eden ve müşrik olan insanlardır.

75/26- Hayır; can, köprücük kemiğine gelip dayandığı zaman,

75/27- "Son müdahaleyi yapacak kim" denir.

75/28- Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.

75/S29- (Ölüm korkusundan) Ayaklar birbirine dolaştığında;

Artık tövbelerin Kabul olmadığı  Bir ayrılık anı gelmiştir. İnsan artık inandım dese de  fark eden bir şey yoktur. Onun inandım demesini Allah kabul etmeyecektir.

4/ 18- Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır.

Ölüm anındaki tövbe  geçerli değildir. Tıpkı Firavunun ölüm anında  inanmasının geçerli olmadığı gibi.

10/ 90- Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (İlah'tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi.

Hani Öcalan yakalanmadan önce masum çocukları öldürmek için örgütlemişti. Türk devleti onu yakalandığında ben Türk devletine teslim oldum onun kulu ve askeri olacağım demişti. Onun bu pişmanlığı korkudan dolayı idi. eğer o yakalanmadan önce bu söylemini gerçekleştirmiş olsaydı o zaman inandığı gerçek olurdu.

5/ 33- Allah'a ve Resûlü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azap vardır.

5/34- Ancak, sizin onlara güç yetirmenizden önce tevbe edenler başka. Bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.


75/30- O gün sevk, yalnızca Rabbinedir.

Din Günün maliki olan Allah işte bu ayette anlamını bulmaktadır. İnsanlar, Dünya hayatında kendilerine sunulmuş bir zaman dilimi içerisinde denenmekte ve her insan kendi özgür iradeleriyle yer yüzünde dolaşmaktadırlar. Ama bir gün ölüm onu alıp götürünce, Dünya hayatındaki hükümranlığı sona ermiş, ve Allah’ın huzuruna herkes toplanarak  hesap vermek üzere bekletilmektedir.

Dünya hayatında onlara Allah kendi mülkünden güç ve iktidar vermiş, Onlara bu güçlerini zayıf olanları ezme malzemesi olarak değil, adaleti hakkı ayakta tutmak için vermişti. Maalesef insanların büyük bir çoğunluğu kendilerine verilmiş olan mülk onları azdırmış, Halkı fırkalara ayırarak zayıflatıp kendilerine köle ederek onlara zulüm yapma aracı olarak kullanmışlardır.

Eğer dünya hayatı kısa ve geçici olmamış  ve ölümsüz olmuş olsaydı, zalim olanlar devamlı iktidar ve güç sahibi olarak kalırlardı. Mazlum olanlar üzerinde zulüm ve işkencelerini sürdürür dururlardı. İşte dünya hayatında firavunlar Karunlar nemrutlar  ölüm karşısında tutunamayıp yok oldular gittiler. Ve dünya hayatının arkasından yeniden bir yaratılış ve diriltilişle insanlar yaratılıp diriltilecek, ve yapmış oldukları zulüm inkar isyan ve  insanlara yaptıkları işkencelerin bedellerini ödeyeceklerdir.

Bu gün dünya hayatında, O zalim olanların  bir zaman dilimi içerisinde yer yüzünde ellerini kollarını sallayarak dolaşmaları onları sevindirmesin  ve mazlum olanları da onlara imrendirmesin. Onlar bu dünyada kısa bir süre ancak bu hükümranlığını sürdürebileceklerdir. 

Onlar  Rabbim Allah’tır diyen insanları yerlerinden yurtlarından sürerek zulmettiler. Eğer mustazaf olan insanlar bir araya gelip birlik ve beraber hareket etmedikçe, Allah onların dünya hayatındaki bu zulüm ve işkencelerine  müdahale etmemektedir. Bu da insanların denenmesi içindir.

22/ 40- Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır.

İnsan, hem  firavunlar nemrutlar Karunlar  üreten zulmün  ham maddesi olduğu gibi, Aynı zamanda hakkın adaletin timsali olan nebiler resuller ve Allah dostlarının  da ham maddesidir. Her iki insan gurupları  insandan türemektedir.  İnkar edenler işbaşına geçtikleri zaman ekini ve nesli yok etme çabasındadırlar.

2/ 204- İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır.

2/205- O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.

2/206- Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.

Ama Rabbim Allah’tır diyenler  iş başına geçtiklerinde ise  onların hayatlarının yaşam projesi Allah’a aittir.

22/41- Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.

75/31- Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.

75/32- Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.

75/33- Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti.

İnkar edenler  ve müşrik olanlar, Allah’ın rabliğini tanımamışlar, ve yer yüzünde büyüklük taslayarak  Allah’ın gönderdiği nebi ve resulleri küçümsemişler yer yüzünde adaleti emredenleri öldürmüşler ve bozgunculuk çıkararak  ömürlerini tüketmişlerdir. Kendilerine verilmiş olan fırsatları insanlara iyilik yapma yerine zayıfları  köleleştirme ve işkence malzemesi olarak kullanmışlardır.

Allah iman edenlere güç ve iktidar sahibi yapmasının  sebebini mustazaf olanları ezmek sömürmek için değil, mustazaf olanların zalimler tarafından ezilmesini zulmedilmesini engelleme ve  onları korkutma aracı olarak kullanmayı istemektedir.

75/34- Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın.

75/35- Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın.

İşte Allah o inkar eden ve müşrik olanların dünyadaki alabildiğine özgürlük verilmesi onları şımardıkça şımartmış maalesef kendilerini yeryüzünün Allah’ı olarak görmeye başlamışlardır. Allah din gününe kadar onlara süre tanımıştır. Ama din günü geldiğinde de yaptıklarının cezasını misliyle ödeyerek ebedi cehennemde kalacaklardır.

20/ 108- O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.

20/109- O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.

Ayet içerisinde Şefaat kelimesi geçince  şefaat kelimesinin buradaki karşılığını kısacık olarak izah etmeye çalışalım. Çünkü İslam toplumlarının büyük bir çoğunluğu ahret aleminde bazı izin verilen kişilerin  şefaat edeceği konusunda birleşmektedirler. 

Oysa Allah’ın izin verdikleri sözünden  dünya hayatında rabbani yolda yürümeye kendilerini yönlendirmiş kişiler olarak anlatılmaktadır. Allah ahret hayatında  ne şehitler ne çocukken ölenler ne alimler ne şeyhler  ne peygamberler  asla şefaat edemeyecekler Hatta Allah da şefaat etmeyecektir. Çünkü dünya hayatında insanlara Allah aklını takvasını fıskını vererek özgür iradeleriyle kişileri, sonuçlarına katlanmak koşulu ile baş başa bırakmıştı.

İşte Rabbani yolda yürüyen  ve dünya hayatında  Ölümü dirimi  hayatı Allah adına olanlar  kendi amelleriyle  ancak kendilerini o büyük azaptan kurtaracaklar yoksa Allah ve Allah’tan başka şefaat ediciler olmuş olsaydı adil olmazdı.  Eğer öyle olmuş olsaydı, şefaat edilenler torpilli olurlardı. 

İnsanlar ya cehennemliktirler orada  ebedi olarak kalıp ceza çekecekler, Ya da cennetliktirler orada nimetlerle donatılıp ebedi olarak  konuklanacaktırlar.

75/36- İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?

Allah insanı Özgürce  dolaşmasını sağlamışsa  kırın dökün öldürün istediğinizi yapın diye göndermedi. Kim güçlü ise ona bir sorumluluk ve emanet yükledi. 

Trafik işaretleri nasıl insanların yol seyirlerini  trafik işaretlerinin yanışlarına göre düzenliyorlarsa, Dünyada her insanın yapması uygun olan ve uygun olmayan da işaretler bulunmaktadır. Adem ve eşine yasaklanan ağaç bu kırmızı ışıklardır. Yapılması yasak olanlar karşısına çıktığında çaresiz kalırsa anca o haramlardan haddi aşmamak saldırmamak koşulu ile, o şeyleri yemesine içmesine  ve  yapmasına ruhsat vardır.

5/ 3- Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

Ayette Allah kırmızı  ve yeşil ışıkları göstermekte  ve nerde durulması nerde geçilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

75/37- Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi?

Allah ayette insanın  yaratılışının nerden meydana geldiğine dikkat çekerek, bir damla sudan  düşünen sorgulayan hem takva yolunda  hem de fısk yolunda yürüyebilen kendi kararlarını kendisi verebilecek ve sonuçlarına katlanabilecek  mükemmel bir insan meydana gelmektedir.

38/ 75- (Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?"

75/38- Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.'

Allah hac ve mümin un suresinde insanın yaratılışından şöyle bahseder.

22/ 5- Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.

23/ 12- Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.

23/13- Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

23/14- Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir.

23/15- Sonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız.

Allah ilk yaratılıştan sonra  insanları yaratırken sperma ile yumurtanın ilgi alaka kurarak döllenmesi sonucunda yaratmıştır.  Bu Allah’ın yaratma sünnetidir. Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik yok dönüşüm de yoktur. Asırlardır hazreti İsa’nın babasız yaratılma olayı uydurmadan başka bir şey değildir. O da diğer insanlar nasıl bir anne babadan meydana gelmişse  o da öyle yaratılmıştır.

75/39- Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı.

Düşünen  aklenden insanlara  insanların yaratılış biçimini anlattıktan sonra, şimdide yaratılırken dişili ve erkekli yaratıldıklarından bahsetmektedir. Kainatta ne kadar yaratılmış olan varlık varsa hepsi mutlaka dişili erkekli yaratılmışlardır. Çiçeklerde dişi organ  erkek organ diye ayrılırken,  diğer canlı ve cansız varlıklarda pozitif negatif, artı eksi yük, gece gündüz, karanlık aydınlık, sağ sol,vs. say saya bildiğin kadar. Ne varsa kainatta her şey çift yaratılmışlardır.

75/40- (Öyleyse Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir?

Allah Ölülerin  nasıl diriltileceği konusunda Kuran’da değişik yerlerde bize bilgi vermektedir. Bir taraftan duyarsız olan  hayvanları eğitildikleri zaman nasıl duyarlı hale geldiklerini hazreti İbrahim’in şahsında, bize şöyle anlatarak misal vermektedir.

2/ 260- Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Müfessirlerin tefsirlerde anlattıkları gibi, burada hazreti İbrahim’e  ölülerin diriltilmesi konusunda verilen örnek, hayatı fonksiyonlarını yitirmiş anlamdaki ölüler değil, duyarsız hayvanların eğitilip alıştırıldıkları zaman senin isteklerine cevap vermesidir. Aynı Olay hazreti İsa peygamber hakkında da geçmektedir.

5/ 110- Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğulları’na apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğulları’nı senden geri püskürtmüştüm."

Ayette geçen “ Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun.”  Bu ifade hayati fonksiyonlarını yitirmiş anlamındaki ölüler değil, Yaratılış gayesinden uzaklaşmış vahye karşı duyarlılığını kaybetmiş anlamındaki ölü ruhların diriltilerek vahyin kontrolüne girmesi demektir. Yoksa başak türlü anlaşılmış olsaydı, şu ayetle çelişmiş olurdu.

21/95- Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.

Belki bir anlamı da inkar ederek gelen nebi ve resullere karşı çıkış sebebiyle  gözleri olup da  doğruyu göremeyenlerin, kulakları olup da doğru olanları işitemeyenlerin kalpleri olup da mühürlenerek geriye dönüşü mümkün olmayan bir yola girerek ölü ruhların dirilmeyeceklerini  de bahsetmiş olabilir ama, 

Asıl burada bahsedilen ölüp de kıyametten sonra dirilme hariç insanların ölüp de geriye gelmeyen ölülerden bahsetmektedir. Evet, Dünya hayatında ölüp de dirilme  görülmemiştir bu ne peygamberlerde mucize olarak ne de sünnetullah olarak olmamıştır. Evrensel yasalarda, Her canlı doğar büyür, ve ölürler. Bu Allah’ın değişmez yasası ve sünnetidir.

30/ 55- Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.

30/56- Kendilerine ilim ve iman verilenler ise, dediler ki: "Andolsun, siz Allah'ın Kitabında (yazılı süre boyunca) diriliş gününe kadar yaşadınız; işte bu dirilme günüdür. Ancak siz bilmiyordunuz."

30/57- Artık o gün, zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecektir.

Ölüleri Allah’tan başka hiç kimse diriltemez Allah hiç kimseye böyle bir yetki de vermemiştir.

41/39- O'nun ayetlerinden biri de, senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu bükülmüş ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, herşeye güç yetirendir.

41/40- Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.

36/12- Şüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız. Biz herşeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz.

Allah’tan başka  hiç kimse gerçek anlamda ölüleri diriltemez. Ve diriltme izni de vermemiştir. Dünya hayatında insanlara ölülerin nasıl diriltildiğine ait örnekler vererek ahret alemi yaratıp ölen insanların tekrar nasıl diriltileceğini  örnekler vererek bize anlatmaktadır.

Yanlışlarım ve hatalarım bana, doğrularım ise yerleri ve gökleri yaratan Allah’a aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR
Mersin- Anamur
Tel-0324 814 78 85

.



16 Mayıs 2012 Çarşamba

30-KAARİA SURESİNİN TEFSİRİ


RAHMAN  RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA!

Karia suresi  Kuran sıralamasına göre yüz birinci, nüzul sırasına göre de otuzuncu sure olup, mekkede nazil olmuştur. on bir ayetten ibadettir.

101/1- Kaari’a...

Dikkat edilirse Kuran Kendi içerisinde kullandığı  bir kelimenin ne  anlama geldiğini konu  içerisinde anlatmaktadır.

101/2- Nedir Kaari’a?

Soruyor ve kendisi cevap veriyor.

101/3- Sana o Karia’yı bildiren nedir?

İnsanların bilmediği, sadece ve sadece Allah’ın nebiler aracılığı ile iman edenlere  ait olan gayıb bilgisini, yani olmamış  ve gelecekte olacak olan bir kıyamet sahnesini  anlatmaktadır.

101/4- İnsanların, 'her yana dağılmış' pervaneler gibi olacakları gün,

101/5- Ve dağların 'etrafa saçılmış' renkli yünler gibi olacakları (gün),

Kıyamet suresinde de kıyamet sahnesi şöyle tasvir edilmektedir.

75/1- Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim.

75/2- Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim.

75/3- İnsan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak bir araya getirmeyeceğimizi mi sanıyor?

75/4- Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.

75/5- Ancak insan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de 'fücurla sürdürmek ister.'

75/6- "Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar.

75/7- Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,'

75/8- Ay karardığı,

75/9- Güneş ve ay birleştirildiği zaman;

75/10- İnsan o gün: "Kaçış nereye?" der.

75/11- Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok.

75/12- O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)' yalnızca Rabbinin katıdır.

75/13- İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir.

75/14- Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir.

75/15- Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.

Nebilerin, Yani vahye muhatap olan peygamberlerin getirmiş oldukları en büyük haberlerden birisi de ahret alemi ile ilgili getirdikleri bilgilerdir. Dünya hayatında nebilerin dışında hiç bir insan   Öldükten sonra ahret aleminde bir diriliş ve hesaba çekiliş olacağını bilemez. 

İşte gelen peygamberleri diğer insanlardan ayıran en büyük özelliklerden birisi Allah’ın onları ahret  ve dünya hayatında insanların  başlarına bazı şeyler gelmeden, yapmış oldukları yanlış davranışların sonucunda Allah’ın bildirmesiyle gayıptan, ötelerin ötesinden neler gelebileceğini haber vermeleridir.


81/24-O, gayb (haberlerin)e karşı (söylediklerinden dolayı) suçlanamaz (ya da cimrilikte bulunup kıskançlık yapmaz.)

Kuran’da Allah, İnkar edenlerin temel özelliklerinden bahsederken, Ahret alemi ile bilgileri inkar etmeleridir. Bunların isimleri Kuran’da,  Bilmeyenler, müşrikler, puta tapıcılar, ata dini mensupları olarak değişik sureler içerisinde  kelimelerle ifade edilmişlerdir. 

Bunlar  Ahret hayatında insanların diriltilerek yapmış oldukları iyi veya kötü davranışlarından dolayı hesaba  çekilip ceza ve mükafat göreceklerine inanmazlar.  Onlar için ne varsa olup biten dünya hayatındadır. Öldükten sonra diriltilmeyeceklerini yaşamın ölümün sadece dünya hayatında olduğunu söylemektedirler.

23/ 33- Kendi kavminden, inkar edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir."

23/34- "Eğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz."

23/35- "O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor?"

23/36- "Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat..."

23/37- "O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz."

23/38- "O ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah'a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz."

Günümüz toplumlarında iki tip insanlar ahret olgusuna inanmamaktadırlar. Bunlardan birisi Kuran’ın ifadesiyle ata dinine mensup olanlar. Bunlar günümüz toplumlarında karşılığı ateistlerdir. Bunlar Allah’a  peygamberlere, Allah’ın gönderdikleri kitaplara ve ahret alemine iman etmezler.  Kuran’dan bir ayetle örneklendirmeye çalışalım.

2/ 28- Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz.

2/29- Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, her şeyi bilendir.

İkinci tip ahret alemini inkar edenler deistlerdir. Bunlar, Allah’ın varlığını kabul ettikleri halde yine ateistler gibi Allah’ın Gönderdikleri peygamberlere kitaplara ve ahret alemini kabul etmediklerinden dolayı  onlarda müşrik olarak tanımlanmaktadırlar.

39/ 38- Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler."

Demek ki Allah’ı kabul etmek  Allah’ın rabliğini kabul edip onun nebiler aracılığı ile gönderdiği kurallar çerçevesinde yaşamadıkça hiçbir anlam taşımamaktadır. Bu gün deizmin bir ürünü olan laiklik, demokrasi,sekülerizim pozitivizmim  vs. gibi akımlar. 

Allah’ın rabliğini gündemden kaldırarak dünya yaşamını kendi akıllarından çıkardıkları kanunlarla idare ederek yönetmektedirler. Bu sebeple dünya, ahlaki çöküntülerin doruk noktasına ulaşmıştır. Adam öldürme  silahlı saldırılar, gasp hırsızlık, zina fuhuş intihar içki kumar gibi daha bir çok bağımlılık yapan alışkanlıklar her toplumlarda ala bildiğine  yaygınlaşmış toplumlar mutsuz hüzünlü karamsar bir profil ile karşımızda gözlenmektedir.

Düşünen insanların kafalarında bu olayların neden ve niçin oldukları  soru işaretleri bırakmaz mı? Gidilen yolda bir mutlak bir yanlışlık olması gerekir ki toplumlar bu kadar  nasıl sarsıldılar.

101/6- İşte, kimin tartıları ağır basarsa,

101/7- Artık o, hoşnut olunan bir hayat içindedir.

Tartıların ağır basmasını klasik din adamları sanki her yapılan günah ve sevaplar toplanacak bir teraziye konacak Günah miktarı ağır basanlar cehenneme sevap miktarı ağır basanlar da cennete gidecek anlayışı hakimdir. Oysa insanlar dünya hayatında iki sınıf olarak karşımıza çıkmaktadırlar. 

Ya Müslüman olur, hayatının her alanında Allah’ın kendisine yüklemiş olduğu sorumluluklar içerisinde yaşar ve ölür. Arkasından onu cennet takip eder. Ya da insanlar rabbani yolun dışında bir yola girer ve yaşar. sonucu da cehennem olur. Cennet ve cehennem süresizdir. Cehenneme giren ebedi cehennemlik cennete giden de ebedi cennetliktir.

11/105- (Kıyametin) Geleceği günde, O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır.

11/106- Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır.

11/107- Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır.

11/108- Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır.

İnsanlar Yaratılış olarak eksik ve hatalıdırlar. Mutlaka peygamberler de dahil olmak üzere kovulmuş lanetlenmiş şeytan insanlara musallat olmaktadır. Allah  insanlara ergenlik döneminden bunaklık ve ölüm dönemine kadar süre vermektedir.

Bu süreç içerisinde ölüm gelmeden önce eğer yanlış yolda ise kendisini değiştirerek doğru yola girmeye karar verir. Ve kararında durursa veya iman ettiği halde imanını hayra dönüştürecek  fırsat bulamadan ölürse, Allah da onu cennet kervanına eklemektedir.

Allah tövbeyi  bağışlamayı sapmayı, ve bağışlamaya sapmaya gidebilecek hem eğilimi hem de malzemeleri vererek, insanlar denenmektedirler. Bir taraftan nebiler ve resullerle vahyi bilgilerin, bir taraftan da iblis ve şeytanların vesveseleriyle  insan muhatap olmaktadır.  

Allah insanlara hem sapmanın yolunda gidebilecek malzemeleri verdiği gibi, rahmanın yolunda gidebilecek malzemeleri de vermiştir. İnsan karşısına çıkan her iki yola girdiği zaman yaşamında bir değişikliği hem çevredeki insanlar hem de kendisi rahatlıkla fark edebilmektedir.Turunçgiller familyasından  olan turuncu bir yafa ,limon, velense vaşington  gibi türlerden hangisini  aşılamış san o meyveyi vermektedir.

İnsanlar da öyledirler. İnsanlar hayata bakarlarken hangi şekilde kendilerine bir yaşam tarzı seçeceklerine kendileri karar verirler. İnsanlar ya Muttaki yoldadırlar ya da şeytani yoldadırlar. 

Muttaki yolda olan her hangi birisine içki versen  veya zinaya gitmeyi teklif etsen  gider mi? Eğer Allah’ın kendisine kesin olarak yasakladığı bir şeyi teklif edildiğinde giderse  o mutlaka yol çizgisini değiştirmiş demektir. Bir vücutta iki kalp bulunmadığı gibi, bir kişide birbirine zıt iki inanç ve yaşam da bulunmaz.

33/4- Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.

İnsan ya Allah'ı ilah olarak kabul eder onun nebilerle gönderdiği  vahiylerle hayatını düzenler. Ya da insan Allah’ın dışındaki taptıkları  ilahların koydukları ilkelerle hayatını düzenler. Nasıl aynı anda bir kapı hem açık hem kapalı olamıyorsa, insan aynı anda hem Müslüman hem de gayri Müslim olamaz. Bir kişiye iman girerse küfür  çıkar. Küfür girerse iman çıkar.

İnsanlar kendilerine nasıl bir yol seçmişlerse o yolda güçlenerek  devam ederler. Başlangıç noktası sıfır veya nötr olan  iki kişi zıt yönde yürümeye başladıklarında  her ileriye attıkları adımlar onları birbirinden daha da uzaklaştırıyorsa inkar ya da şirk yolunu tercih edenlerle iman ve Salih amel işleyenler de hayatta yaşadıkça kendilerini değiştirmedikçe yol farklılıkları birbirlerinden o derece uzaklaşmaya başlar.

Eğer inkar yolunu seçmiş bir adam, gittiği yolun yanlışlığının farkına vararak iman eder imanını Salih amele götürürse  İman etmenin ve imanla yaşamanın hazzını tatmış ve mutmain olmuş bir konumdadır. Eğer kişi bu güzelliklerin farkına varıp, sonradan yine inkar eder ve inkar yolunda ilerlerse artık o tekrar iman edip Salih amel işlemesi zorlaşmaktadır.

4/137- Gerçek şu, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.

Allah Her ne şartta olursa olsun Dünya hayatında gittiği yanlış yoldan   değişim dönüşüm yaparsa bağışlar. Ama bağımlılık yapan alışkanlıklar onu asla bağışlanmak için çaba göstermesine ve bağışlanmasına  engel olur. Nasıl dişleri yalama yapmış bir cıvata işlevini yitirip görev yapamıyorsa, iman edip sonra inkar eden , sonra iman edip yine inkar edenler ve inkarı arttıranlar cıvatanın işlevini yitirmesi gibi işlevlerini yitirirler.

Her insan bir hayat serüveni  boyunca Hayatta yaşarken kendi yolu doğrultusunda  olan malzemelerle hayatlarını örerler. İman eden ve Salih amel işlemede karar verenler, Allah’ın yasaklamış olduğu haram şeylere karşı o yolda olgunlaştıkça duyarsızlaşırlar. İşte hazreti Yusuf’un  vezirin karısının baskı ve zorlamasına karşı kendisi de arzuladığı halde öyle bir zina suçunu işlememesi, isterse insan kendisini, koruyup arındırabiliyor muş.

12/22- Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.

12/23- Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez."

12/24- Andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.

Eğer Yusuf öyle bir yanlışlığı yapmış olsaydı, o yanlışa giden yolun temelini atarak hayatta şeytani yolda yürümeye aday birisi olarak karşımıza çıkacaktı. İşte direnerek saray eşrafının ve halkının baskı ve zulmüne rağmen zindana atmakta birleştikleri halde onu doğru yoldan ayıramamışlardır. Ve Allah da onu kararlı takva duygusunun istediği istikamette hayatını öre-bilmiş onu ülkenin yöneticisi konumuna taşımıştır.

Her insan mutlaka iki yoldan birisinde ilerleyerek yol almaktadır. İlk başlarda insanların kafaları karışık olsa da, zaman geçtikçe yollar netleşmekte ya insan Allah yolunda, ya da tağutlar yolunda ölüp öldürülecek kadar yolunda sabitleşmektedirler.

4/76- İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.

Orta yerde hiçbir insan kalmayacaktır.mutlaka Allah onları görünmezlikte deneyecek dünya hayatında ahret alemindeki gideceği yeri kendisi belirlemeden ölmeyecektir.

5/93- İman edenler ve salih amellerde bulunanlar için korkup-sakındıkları, iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup-sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup-sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) dedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları sever.

5/94- Ey iman edenler, Allah görünmezlikte (gaybte) Kendisi'nden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği avdan bir şeyle andolsun sizi deneyecektir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için acı bir azap vardır.

Bağışlama: Kişilerin doğru bir istikamet tutturarak  bilgilendikçe yapmış olduğu yanlışlardan vaz  geçerek kendilerini düzeltmeleridir.  Allah bağışlamayı da yaratmış sapmayı da yaratmıştır. 

Allah kimseyi kendi istemedikçe bağışlamaz ve saptırmaz da dünya hayatından insanların denenmesi budur. Allah kimseyi kendisi istemedikçe cennete de atmaz cehenneme de atmaz.Allah insanlara cennete ve cehenneme gidecek malzemeleri verir. 

İnsanlar isterlerse kendilerine cennet, isterlerse kendilerine cehennem hazırlarlar. Eğer Allah birini cennete birini de cehenneme atmış olsaydı, insanların özgür iradesi dışında  olay gerçekleşirdi bu da adil olan Allah’a adaletsiz sıfat yakıştırılmış olurdu.

Kuran günahı kendisini kuşatanlar derken, inkar ve küfür yolunu seçerek Allah’ın yasakladığı şeyleri yaparak hayatını birleştirmesi anlamındadır. 

Zaten inkar edenlerin kötü ve yanlış davranışlarının yanında güzel davranışlar da bulunsa da onların yapmış oldukları güzel davranışlar Allah katında kabul görmeyecek. İnsanların Amellerinin geçerli olması için insanlar önce Allah’ın rabliği karşısında başka rablere inanmamalıdır. Allah’ın şirk koşanları bağışlamaması da bu anlama gelmektedir.

4/115- Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!..

4/116- Hiç şüphesiz, Allah, Kendisi'ne şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.

İnkar edenlerde günah ve sevap diye bir kavram yoktur. Onların inkar etmekle zaten günahların en büyüğünü işlemiş olmaktadırlar. Diğer günahların hepsi İnkarın  gölgesi altında kalmaktadır. Nasıl güneş doğduğu zaman yıldızlar onun parıltısı karşısında kayboluyorsa şirkin dışında kalan bütün  günahlar şirkin karşısında kaybolup gitmektedir.

2/264- Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, idirnsanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez(elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez.

Tartıları ağır basanlar Müslüman olanlardır. Onların ışığı meşalesi vahiydir.

101/8- Kimin tartıları hafif kalırsa,

101/9- Artık onun da anası (son durağı) "haviye"dir (uçurum).

Tartıları hafif gelenler kafir ve müşrik olanlardır. Müşrik olanlar ya Allah adına din uydurup bu Allah’tandır diyen ehli kitap toplumlarıdır. Ya da puta tapıcıların  söylem ve eylemleridir.

2/ 79- Artık vay hallerine; Kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah Katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına.

2/80- Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah Katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"

2/81- Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.

İslam toplumlarında bilinen ölürken ağzından çıkan   son kelimesi kelimeyi tevhit olup da ne kadar günah işlerse işlesin cezası miktarınca cehennemde yanıp cennete gideceği inancı  ehli- kitap inancından gelmiştir. Ya insanlar inanır inancını Allah’ın koyduğu kurallar çerçevesinde  yaşar. ölünceye kadar bu istikamette olur. 

Ebedi cenneti gösterdiği performansa göre derecelerle  hak eder. Ya da insanlar vahyin dışında yol seçer  insanların koydukları kuralları kendilerine ilke edinir müşrik ve kafir olarak yaşar   bu yol üzerinde ölür. cehenneme gider, orada ebedi olarak ceza çeker. Bir kişinin  ben inandım deyip de inancını fiili hayatla bütünleştirmediği sürece Allah katında onun imanı geçerli değildir.

3/142- Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

3/143- Andolsun, siz onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.

9/ 14- Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azaplandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.

9/15- Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

9/16- Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan ve Resûlü’nden ve mü'minlerden başka sır-dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Evet bu ayetler insanların ağızlarından çıkan sözlerin bedelini mutlaka ödemeden bir anlam taşımadığının delilleridir. Ziraatta, sanatta  tıpta biyolojide ve hangi ilim dalında olursa olunsun kişi kendi uzmanlık dalı ile ilgili mesleğini icra etmemişse onun uzmanlığının bir anlam ve önemi kalmadığı gibi, Kişilerin iman ettim dediği zaman da eğer inancı ile ilgili gerektiği zaman  canı da dahil bütün kazandıklarını riske atmadıkça bir anlam taşımaz..

9/111- Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.

İnsanlar hangi yola giderse o yolda inancının gereklerini yerine getirmesi bir bedel ödemesi gerekir. Hani lafla peynir gemisi yürümez derler ya, evet inandık demekle inancının gereklerini yerine getirmeden iman olmaz.

Ben Müslümanım dediği zaman ölüm dahil  inancı uğruna başına geleceklerin riskini alması gerekir. Ancak   mustazaf ve mazlum olanlar zorba ve zalimlerin ellerinden iman edenler birbirlerine destek olarak onların zulmünden kurtulabilirler.

2/ 243- Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez.

2/244- Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah işitendir, bilendir.

2/245- Allah'a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz.

2/246- Musa'dan sonra İsrailoğulları’nın önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: "Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi, O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?" demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)" demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.

13/ 18- Rablerine icabet edenlere daha güzeli vardır. O'na icabet etmeyenler ise, yeryüzündekilerin tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa mutlaka (kurtulmak için) bunu fidye olarak verirlerdi. Sorgulamanın en kötüsü onlar içindir. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yaratıktır o!..

101/10- Onun ne olduğunu (mahiyetini) sana bildiren nedir?

2/ 83- Hani İsrailoğulları’ndan, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hala) yüz çeviriyorsunuz.

2/84- Hani sizden "Birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın" diye misak almıştık. Sonra sizler bunu onaylamıştınız, hala (buna) şahitlik ediyorsunuz.

2/85- Sonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

2/86- İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez.

101/11- O, kızgın bir ateştir.

Allah haviye’yenin ne olduğunu yine konu içerisinde açıklamaktadır. “O, kızgın bir ateştir.” Allah insanların bildikleri şeylerden bilmedikleri şeyleri açıklamaktadır. Ahret yaratması  dünyadaki yaratılanlardan farklıdır. 

Dünyada insanlar bir zaman dilimi içerisinde hem günah işlemeye hem de sevap işlemeye müsait iken, ahret hayatında ise günah ve sevap yok. Ya ceza var ya da mükafat vardır. Bu sebeple ceza çekmek de ebedidir. Mükafat görmek de ebedidir.   dünyada iken insanı ateşe atsan yanar ve ölür. Ama ahret hayatında öyle olmayacak, insan ebedi bir azap çekmeye dayanıklı hale getirilecek şekilde yaratılacaklardır.

29/ 20- De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.

Kuran cehennemde  azap çekenlerin hallerini tasvir ederken şöyle anlatmaktadır.

4/ 56- Ayetlerimize karşı inkara sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Gerçekten, Allah, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Orada ölmek isteyecekler ölmeyecekler, toprak olmak isteyecekler toprak olamayacaklar, geriye dönmek isteyecekler geri de dönemeyeceklerdir.

6/ 27- Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık."

Ama ne yazık ki, pişmanlık ancak dünya hayatında geçerlidir.Allah zaten onlara dünyada iken büyük azap gelmeden önce uyarılar vermiş ve uyarıcılar göndermişti. Artık insanlara ölüm geldi mi? geriye bir daha dönüş yoktur. İnsan nasıl dünyada ekin ekmişse onun karşılığını almak üzere oraya sevk edilmişlerdir. 

Hatalar ve kusurlar bize aittir. Hatasızlık ve kusursuzluk yerleri ve gökleri yaratan Allah’a aittir.

Ali Rıza Borazan
Mersin-Anamur