24 Temmuz 2009 Cuma

ABDESTSİZ KURANA DOKUNULUR MU?



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Kuran!ın anlaşılmasındaki en büyük engellerden birisi de Kurana abdestsiz dokunulamaz anlayışıdır. Allah herhangi bir konuda bir hüküm vermişse mümin olan kimselerden ona teslim olmaktan başka bir görev düşmez. Ama Yıllardır, asırlardır. bir ayetin yanlış anlaşılması ve yanlış uygulama nedeniyle Kuran, mahcur bırakılmıştır. 

Kuran duvarlarda süs olarak asılı kalmış veya ezberlenip içerisinde ne söylediği anlaşılmamıştır. Bu da insanlara hayat kitabı ve yaşam projesi olan Bir hazinenin atıl kalmasına neden olmuştur. Güya Kuran'daki şu ayetten kurana abdestsiz dokunamazsın diye anlıyorlar.

56/79- Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz. Daha öncede bahsettiğim gibi kuranda geçen bir kelimenin ne anlama geldiği düzgün olarak anlaşılabilmesi için, o kelime başka ayetlerde kullanıldığı zaman anlaşılabilir. Kurandaki sözlük budur. Şimdi bu kelimeyi kuran ne anlamda kullanmış ona bir bakalım.

2/172- Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin. Kuran Bu ayette temiz kelimesini Yiyeceklerin helal olanlarından söz etmektedir. Her halde yiyeceklerin abdestli olması düşünülemez. Bir başka ayet örneğinde de.

7/157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, Üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.

Bu ayete baktığımızda daha önce kitap ehli kendi zanlarınca Allah'ın haram kıldıklarını helal, helal kıldıklarını da Haram kılmışlardı. İşte tekrar Allah bunları yeni bir peygamber gelince düzeltiyor.” temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, Üzerlerindeki zincirleri indiriyor.” 

Yine temiz kelimesi geçen başka bir ayet örneği verelim.

2/ 269- Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. 

Bu Ayette temiz bir akıldan söz etmektedir. Herhalde Akılın Düşünebilmesi için abdest alması düşünülemez. Kastedilen mana değişik doğru olmayan düşüncelerden arınmış akıldan söz etmektedir. Yine Temiz kelimesi geçen başka bir ayete bakalım.

3/ 55- Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim." 

Herhalde bu ayette de temizleme olayını Hazreti İsa peygamberi kafir olanlardan kurtarmak anlamında temizlemeyi Abdest aldırma anlamında değil, onların pis kötü düşünce ve eylemlerinden kurtarıp yanına alması yani ölmesi anlamında kullanmıştır. 

Yine başka bir ayet örneği verelim.

4/ 49- Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar, 'bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar. Bu ayette de. Kafir olanların beyinleri ve yaptığı kötü eylemleri gizlemek istedikleri anlamında kullanmıştır.

27/ 56- Kavminin cevabı: "Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış" demekten başka olmadı.

79/ 18-Ona de ki: “Temizlenmek ister misin?"92/ 18- Ki o, malını vererek temizlenip-arınır.

Gördüğünüz gibi Kuran'da temizlenmek ile ilgili ayetlere baktığımız zaman İlk Yaratılıştaki saflığın tekrar ele geçirilerek bir başka deyişle kazanılarak. Dünya hayatına geliş gayesinin şuuruna varılması demektir.

7/172- Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir. 

İşte Kuran'ın ilk yaratılışında insanlardaki saflığı, fıtratı Hanefiliği böyle anlatmaktadır. Bu Tevhit anlayışı, insanların dışındaki varlıklarda olduğu gibi Allah'ı tespih etmektedirler. Ama insan saf Berrak konumundan Ne zaman insanların kirli kültürleri adetleri alışkanlıkları ve yanlış anlayışları ile kaynaşınca bu tevhit akidesinden uzaklaşarak kirlenmektedir. İşte Kuranın temizlenme arınma saf dini yakalayarak Allah'ın Yolunda yürüme melekesini yakalamaya demektedir.

Bakınız Kurandaki namaz için abdest almanın temizlenme kelimesi ile alakası olmadığını Abdest alma namaz kılmak için Allah'ın ona kulluk edip etmeyenleri ayırmak için bir emirdir. Bazıları Abdesti temizlenmek anlamında olduğunu anlatırlar. Abdest temizlenmek yıkamak olduğu gibi,derinliklere inildiği zaman ondaki ibadet ve kulluğu simgelemektedir.

5/6- Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı mesh edin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

Kuran'ın burada bahsettiği abdestin kendisi vücudun tarif edilen yerleri temizlenmek için yıkanması anlamında değil, Abdest alarak Allah'ın Namaz kılma emrinin yerine getirilmesi anlamındaki ibadet anlamındaki, temizliktir yani Küfür toplumundan iman edenlerin yaşam biçimlerinin, biri birinden ayrılmasıyla. Daha doğrusu Hakkın yanında yer almasıyla temizlemektedir. Yoksa Toprağı yüze ve ellere sürmek temizlenmek olamaz.

Allah'ın insanlar için vermiş olduğu emirleri yerine getirmek onu temizleyip arınmaya doğru gidişin yönünü gösterir. Bu Öyle hale gelir ki, Allah'ın adına yer, Allah adına konuşur Allah adına yaşar. Çünkü o Allah'ı veli edinmiştir onun gözetimine girer. Yanlışlar yaptığı zaman veya uçuruma gideceği zaman hemen onu kurtarır hale gelir. Dağdan fiziksel anlamda uçurum değildir.


4/43- Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

İnsanların kafalarından zan ve tahminlerle bir sürü asılsız şeyler uydurarak ortaya sürmeleri Kuran'ın anlattıklarıyla asla uyuşmamaktadır. Bu ayetteki incelikleri anlamaya çalışacak olursak.

1-Sarhoş iken namaz kılınmaz. Bu İnsanları içki içmelerinde bir mahsur yok içebilirler, ama namaz kılacağı zaman içmezler anlamında değildir. Çünkü Eğer öyle anlaşılacak olursa. Şu ayetleri nereye oturtacağız.

5/90- Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. 

5/91- Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? Bu Ayetler içki içilmesini kesin olarak yasaklamaktadır. Çünkü İçki Normal olarak düşünmeyi alıkoymaktadır. İnsanlar doğru yolda yürüyebilmeleri eşyanın esrarını çözmeleri hep akıl etmekle ve aklını kullanmakla idrak edilebilir. 

İçki İse Aklı Örtmekte ve aklı örten bir şeyde insanların doğru yolda yürümesini engelleyen en büyük etkinliği oynamaktadır. Allah'ın Haram ettiği bütün yiyeceklerin ve içeceklerin faydalı yönleri de mutlaka vardır Ama zararı faydasından daha çok olduğundan dolayı Allah onu yasaklamaktadır.

2/219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz; Gördüğünüz gibi Allah bir şeyi haram etmişse mutlaka onun neden haram edildiğini de söylemektedir. Demek ki İçki Aklı Giderdiği için ve insanlara daha birçok zarar verdiği için İnsanlara Alkol ve alkollü içecekleri yasaklayarak insanların ayık olmasını istemektedir. İlim de Alkolün insanlara zararlı olduğunu söylemektedir.

2- Guslü gerektiren bir hal olduğu zaman, gusül etmedikçe veya şartlar müsait olmazsa teyemmüm etmedikçe namaz kılına mayacağından söz edilmektedir.

3-Üçünü bir şık da Abdesti bozan durumdan bahsetmektedir. Bunu da Kuran ayak yolu ile özetlemiştir. Nedir ayakyolu. Önden ve arkadan ihtiyaç gidermek. Bir de cinsel ihtiyaçtır. Bunların dışındaki söylenenlerin abdestin bozulmasıyla alakası yok hep zan ve tahminlerdir. Kadına cinsel yönden dokunma değil de el ile dokunmayı veya köpeğin değmesi veya vücuttan akan kanın veya iğne vurmanın abdest bozulmasıyla alakası yok onların hepsi uydurma zan ve tahminlere dayanan sözlerdendir.

Özetleyecek olursak, Kuranı okumak için Allah abdest almayı emretmemiş, Ancak verdiğimiz ayet örneklerinden de anlaşıldığı gibi temizlenmeyi Küfür ve Şeytanın yolundan rahmanın yoluna ait yapılan ve atılan her güzel davranış için kullanmıştır. Kuranı eline otururken, yatarken yürürken gezerken, abdestli ve ya abdestsiz olarak yanından ayırma oku. Cebinde göbeğinin altında göbeğinin üstünde taşı yeter ki onu oku, onu okumayı engel kılan her şeyi Allah yasaklamaktadır. 

Çünkü o iman edenlerin hayat kaynağıdır. Okuyup anlaşılmazsa onun varlığının bir anlamı yoktur. O iman etmeyenlerin dokunamayacağı yaklaşamayacağı bir kitaptır. İşte Kuran'ın ona temiz olanlar dokunur demesindeki asıl anlam budur. Kâfir olanlar elbette kurana düşmandır. O Onlar için onulmaz bir hasrettir. Kurana Olan saygısızlık onu abdestsiz okumak değil kurana olan saygısızlık onu okuyup Allah'ın insanlar için projelendirdiği Hayatı öğrenip yaşamamaktır. 

Bir başka deyişle insanların saygı deyip sarıp sarmalayıp açmadan duvara asıp süs olarak kullanmaları saygısızlıktır.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN ANAMUR.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

KUR'ANDA TARİF EDİLEN NAMAZ



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

4/43-Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

Bazı Kuran okuyucu kardeşlerimizin, Kuran yeterlidir, Kuran'da her örnekten bir örnek verilmiştir. Ve de hiç bir noksanlık yoktur. ayetleri karşısında Kuranı biz anlayamayız Kuranı ancak peygamber efendimiz açıklar veya yaşar biz ondan öğreniriz diyenlere karşı Kuran'da şekillenmiş namaz yoktur, deyip karşılık vermişlerdir.

Kuran Namazı iki kısma ayırmıştır. Birincisi şekillenmiş olan günde beş vakit tarif edilen sembol olarak kılınan namaz. Diğeri de, Bu namazın ruhuna uygun olarak yaşanan hayat namazı veya salat'dır. İlk ayet örneğinde vermiş olduğum namaz Kuran'da yaşadığın hayat namazını Allah ile beraber olup İstişare yapıp ve her vakit arasında yaşadığın hayatın muhasebesini yapmak ve Allah'a hesap vermektir. 

Nasıl sicili bozulmuş bir kişinin emniyet güçleri tarafından gözlem altında tutulmasa da her gün gelip ben buradayım sizin sandığınız gibi ben suç işlemiyorum deyip de günün belirli saatlerinde imza atıyorsa namaz da aynen öyledir.

Allah Kendisini veli olarak kabul eden kullarını en güzel bilendir. Onların nasıl bir yapıya sahip olduklarını en güzel bir şekilde bilmektedir. Bu Sebeple günde beş vakit diğer dünya işlerinin yanında Allah ile zorunlu bir durum olması dışında kendisiyle kullarının bir araya gelmesini istemektedir. Bu anlatış ve anlayış ilk etapta okuyucuları hayrete düşürebilir. 

Ama kurandan okumak koşulu ile Allah namaza davet etmektedir. Bildiğiniz gibi şura suresinde Allah'ın vahiyle konuştuklarından birisi de gönderilmiş olan peygamberlere indirileni okudukları zaman konuşmuş oluyorlardı.

42/51- Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

“veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. “ Ayette geçen bu ifade Allah'ın insanlarla elçi aracılığı ile konuşması oluyor Yani iman eden bir Müslüman namazda ve zamanlarda olsun Kuran'ı veya diğer peygamberlere gelen kitapları orijinal haliyle okuduğu zaman Allah ile konuşuyor demektir. Zaten Müslümanlar namazlarında Kuran'ı okudukları zaman yaşayacak oldukları kuralları hayatı Allah ile konuşup pratik hayatta nerede ne yapılması gerektiği şeyler konuşulmaktadır.

Namaz insanların iman edenleri disiplin altına alarak nefislerinin ona yapacakları kötülüklere karşı korumak için, onu zırhlarla korumak içindir. Bilindiği gibi, İblis devamlı pusuda insanın zayıf anını beklemektedir. Ne zaman zayıf bir anını yaklddığıda, hemen fırlayarak. Yılanların avını yakalamak için saldırdığı gibi insanın üzerine saldırarak avını yakalamaktadır. İşte Hazreti Yusuf peygamberin söylediği çok doğrudur.

12/ 53- "(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." 

Elbette takva iktidarını kendisinde kuranlar nefsin iblisin şerrinden Allah'a sığınarak korunurlar. Bu bir başka ifadeyle Vücudun bağışıklık sistemi zayıfladığı zaman dışarıdan gelen mikroplar vücudu kontrol altına alarak onu ölüme doğru götürmesi gibidir. İşte Namaz insanlara Dünya hayatında nerede hangi konumda nasıl davranıp yaşayacaklarına ait çizmiş olduğu hayat projesi ile diğer tehlikelere kötülüklere karşı korumaktadır.

Namaz bir başka deyişle insanların iman edenleri hayata karşı eğiterek onları yaşanan hayatı kolaylaştırmaktadır hantal bir hayattan kurtarmaktadır. Canlı dinamik psikolojik olarak güçlü bir konuma getirerek yaşanan hayatın anlamlı olduğunu kendisine kanıtlamaktadır.

Yine bir taraftan namaz. Bazı İnsanların nefislerine zor gelip de o amelleri işleyenlere kolaylaştırmaktadır.

2/ 110- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir. 

Bu ifadeyle insanların tekrar dönüp de yapmış oldukları yanlış davranışların düzeltme imkânı olmadığı gün gelmezden önce eğiterek dünyada onları büyük hesap gününe karşı hazırlamaktadır. Bir başka deyişle kimsenin kimseye fayda veremeyeceği herkesin hesabını kendisinin göreceği güne karşı hazırlamaktadır.

2/ 48- Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

Namaz kişilerin her attığı adımın doğru mu yanlış mı olduğunu takip edendir. Yani onun suflörüdür yanlış yaptığı zaman hemen uyarır. Çünkü Aynı insan hem yanlışın hem de doğrunun yanında olamaz ya iman eder hakkın yanında olur, ya da iman etmez şeytanın yanında olur.

33/ 4- Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.

Namaz kıldığının şuurunda olanlar, insanları ve kainatı yaratan Allah'a namaz kılmayı becere bilmişse, Onun yarattıklarından herhangi birini sevgi ve ibadet yönüyle Allah'a denk veya Allah'ın üzerinde bir konuma yerleştiremez. Ona duyduğu sevgiyi saygıyı ve ihtiramı yaratıklardan hiç birine veremez onun dengine veya üstünde bir sevgi veya saygı gösteremez.

Bu sevgi ve saygı bazılarında öyle boyutlara ulaşıyor ki, Bazıları peygamberleri Allah'tan daha çok seviyor bazıları. Âlimlerinden daha çok seviyorlar. Bakınız kuran Hristiyan olanlarda bunun örneğini verirken!

5/ 116- Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki İlah edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen."

İyi niyetler sadece yeterli olmuyor. Peygamberler Allah'ın kulu ve elçisidir. tutarda insan Allah'ın yarattığını Allah'ın konumuna koyarsa zulüm yapmış kelimeleri yerinden oynatmış Allah'ın hakkına tecavüz ederek şirk koşmuş demektir. İşte Allah’ın en çok celallendiği konu kendisinin karşısına hakkı olmadığı halde ilah edindikleri putlardır şirk koşmadır.

Çok sorulan sorulardan birisi de Kuran'da Namazın tarifi ve vakitleri yok. Bunu nereden öğreneceğiz.?

Namaz Kuran'da kişilerin yaşadığı hayatın ve dinin adıdır. İki kısımda ele alınır. Birincisi Kuran'ın orta namaz diye bahsettiği Allah’ın tarif ettiği şekildeki, yaşanan hayat namazıdır. Hayat namazını Kılmayan kişilerin günün belirlenmiş vakitlerindeki kılınması emredilen namazını kılmasının hiç bir anlam ve önemi  yoktur. İşte tarif edilen kurandaki hayat namazı!

2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahdileştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.

İşte Kuran bir kişinin söylediklerinin samimi olup olmadığını, yaşadığı hayatla sorgulanması gerektiğini söylüyor. Eğer Kişi Kendisinin Allah’a ve Allah’tan gönderilmiş olan peygamberler ve kitaplara inanıyorsa, bunu hayatıyla buluşturması gerekmektedir. Yani inancını yaşaması gerekmektedir. İşte asır suresinde dikkat çekilen konu da budur.

103/1- Asra Andolsun;

103/2- Gerçekten insan, ziyandadır.

103/3- Ancak iman edip Salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.

Allah İman eden ve Salih amel işleyenler için bir yol belirlemiş, o yol Kur’anın tarif ettiği yoldur. Ölçü odur terazi odur mizan odur. İnsanlar neleri ne kadar yapabilmişse o Kuran'a uygunluk derecesine göre değere tabi tutulacaktır. İşte hayat namazı budur. İkinci olarak kılınan namaz da yaşanan hayatın Allah’a ait olduğunu belirlemek amacıyla Allah’ın insanlardan istediği benim tespit edebildiğim kadarıyla Peygamber için Altı, Diğer Müslümanlar için de beş vakit şekillenmiş olan namaz vardır.

Daha önce de bahsettiğim gibi bu şekillenmiş olan namazın Allah Katında hüsnü kabul görmesi için düzgün, Allah’ın emir ve yasaklarına uyulan bir hayatın oluşu neticesinde kılınması gerekir. İşte Maun suresinde namazları kabul olunmayacak kişilerin tanımını Şöyle yapmaktadır.

107/1 Dini Yalanlayanı gördün mü.?

107/2-işte yetimi itip kakan3- Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.

107/4- Namaz kılanların vay haline,

107/5-Ki Onlar namazlarında yanılgıdadırlar.

107/6- ve ufacık bir yardımı da engellemektedirler.”

İşte bu tip insanların Allah katında kılmış oldukları namazlar kabul olmayacaktır.

Önce Namaz Allah’a Kulluk Yapmayı kabul edenlerin başta peygamberler olmak üzere günün tarif edilen belirli vakitlerinde Allah’a Ait yaşanan Hayatın İnsanın kendi kendisi ile hesaplaşarak. Allah’a Bilgi verilmesidir. Yani Yaşanan hayatın o bölümü ile ilgili diliminde yapmış olduğu yanlışlıklardan dolayı özür dileyerek kendisinin, Allah’tan af ve mağfiret dileyerek, doğru yolda yürüyebilmesi için dua etmesidir. Dikkat edildiği zaman insanlar, çok yanılgıda, çok aceleci çok unutkandır. Çünkü Onu Doğru Yoldan engelleyen ve devamlı yanlışa götürmenin hesaplarını yapan iblis ve şeytanla imtihan edilmektedir.

Önce Kuran'da Namazın kaç rekât olduğunu ve namazın kime ve kimin adına kılınması gerektiğini yakalamaya çalıştıktan sonra hangi vakitlerde kılınması gerektiğini bulmaya çalışalım inşallah.

ALLAH’IN KURAN DA TANIMLADIĞI NAMAZ SAVAŞ ANINDA BİR, NORMAL ZAMANLAR DA İKİ REKATTIR.

4/100- Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah'a ve Resûlü’ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.

4/101- Yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kâfirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır.

4/102- İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kâfirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.

4/103- Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru
 kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.”

Şimdi ben buradaki anladığımı, okuyucularla paylaşmak isterken benim söylediğim doğru deyip dayatmak istemiyorum. Eleştiri mutlaka olacaktır. Onları da saygı ile karşıladığımı belirtmek isterim.

Allah Kuran da Ayette belirtildiği gibi bir korku ve savaş namazından bahsetmektedir. Kuran bir konuyu işlerken bir hikâye bir masal gibi anlatmamıştır. Daha öncede verdiğim örnekteki gibi dağın içerisindeki madenleri nasıl inceleme ve tahlil yaparak, ayrıştırıp, ayrı ayrı ortaya çıkıyorsa, Kuran'daki ayetlerin kastettikleri manalarda kuran içerisine serpiştirilmiş vaziyettedir. Onun yorumunu Kuran'ın bütününde aramak lazımdır.

Nisa suresinin yüz ikinci ayetinde, Allah resulüne savaş anında kılınan kısaltılmış bir namazın tatbikatını yaptırıyor. Ve nöbetleşe kılınan namazdan bahsediyor. 

“ Sen içlerinde olup, onlara namazını kıldırdığında, onlardan bir gurup seninle birlikte namaza dursun. Silahlarını (yanlarına) alsın böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar,” 

İşte buraya kadar peygamberin önderliğinde bir gurup Müslümanın kılmış oldukları namaz anlatılmıştır. Secde ifadesi de Kuran'ın diğer ayetlerinde söz edilmektedir. Kılınan peygamberin dışındaki Müslümanların namazı bir rekât olmaktadır. Ayete devam edelim, 

Namazlarını kılmayan diğer gurup seninle birlikte namaz kılsınlar” 

işte burada ikinci gurubun da kıldığı namaz da bir rekâttır. Bu ayetin orijinalinde yok ama birinci gurupta kılınan namazın rekât sayısı ikinci gurupta da verilmeye gerek yoktur. Peygamber iki tane guruba ayrı ayrı birer rekât kıldırmasından dolayı kendisi iki rekât diğer Müslüman cemaatlerde birer rekât kılmış oluyorlar. Bu Hem onlardan peygamberin farklılığını izah ederken hem de bir önderin her konuda önce taşın altına elini koyan kendisi olmalı ki kendisini takip edenlere o yaşam zor gelmesin. Onunla ilgili bir ayet örneği nakledelim.

17/79- Gecenin bir kısmında kalk, sana ait nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır” İşte bu namaz. Diğer Müslümanların kılmak zorunda olmadığı namazdır.

Yine namazların rekâtları ile ilgili ayeti incelemeye devam edelim. 

Asıl ayette önemli olan ve verilmek istenen mesaj” onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler.

Allah, kâfirlerin   Müslümanların boşluk anını yakalamak için fırsat kolladıklarını onlar hep birden namaz kılarlarsa fırsatı ganimet bilirler ve sizi yenilgiye uğratarak kendi dinlerine çekerler. Veya sizi eziyete uğratırlar uyarısında bulunmaktadır. 

Allah Kendisine inanan ve kul olanlara öyle bir yaşam biçimi öğütlemektedir ki, Normal anda kılınan namazı iki rekât savaş anında kılınan namazı da bir rekâta düşürerek Müslümanların diğer vakitlerini boş durmaksızın eşyanın dilini çözerek küfrün karşısında güçlü onurlu ve dik duruşu göstererek Allah’ın dinini yeryüzüne duyurulmasını istemektedir.

8/60- Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size 'eksiksiz olarak ödenir' ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.” 

Görüldüğü gibi Namaz esas olarak Allah adına yaşadığının ibadet ve kulluğu Kime yaptığını sembolize etmektir. Yoksa Allah’ın insanların namazına ihtiyacı yoktur. İnsanların namaz kılmaya ihtiyacı vardır. Namaz insanları gerçekten farkında olarak eğer kılınıyorsa kötülüklerden alı koyar.

29/45- Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.”

Bakınız namaz normal şartlar altında veya güvenliğin oluştuğu zamanlarda tam olarak kılınması gerektiğini emretmektedir.

4/103- Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır”

Daha önce bahsettiğimiz gibi savaş anında veya kâfirlerin kötülük yapma korkusuyla namazın kısaltılması gerektiği vurgulanırken, acaba kısaltılma dört rekâttan bir rekâta mı kısaltılıyor. Yoksa iki rekâttan bir rekâta mı kısaltılıyor.? 

Dikkat edildiği gibi orada peygamber namazı korku anında iki rekât kılıyor. Çünkü bölükler halinde iki cemaat oluşuyor. Diğerleri ise birer rekât kılıyorlar. Ben bu konuda normal şartlar altında namazın iki rekât kılınması, ayetin anlattığına göre daha uygun olur kanaatindeyim. Çünkü şu Anda aramızda peygamber yok. Ama ben dört rekât olarak anlayanlara da saygım vardır.

Yanlışlıklarından dolayı insanlar bütün cehtlerini gösterdikleri zaman sorumlu tutulmayacaklardır. O zaman şu çelişki ortaya çıkmaktadır. Kuran hiçbir zaman şu namazı iki şu vakit namazları dört şu vakit namazı da üç rekât kılacaksınız diye bir emir vermemiştir. Doğru olanı, ya hepsi ikidir ya hepsi üçtür, ya da hepsi dörttür. Farklı farklı rekat sayısı olmaz.

Ama bir gerçek vardır ki, Cuma namazı genelde ittifak halinde, bütün imamlarda veya alimlerde iki rekat olduğu bize mütevatir olarak gelmiştir. Cuma namazının islâmın emirlerinin sansür uygulanmadan kılındığı yerde, öğle namazının yerine geçtiği halde öğle namazı dört rekat Cuma namazı ise iki rekat kılınması çelişki oluşturmaktadır. 

Yani Cuma namazı iki rekâtsa öğle namazı da iki rekat olmalıdır. Öyleyse diğer namazlar da ikişer rekattır. Diyebiliriz Dört kılanlara da neden dört kılıyorsunuz diye yadırgamam. Ama Allah’a ait olan ibadet ve kulluğu saptırarak namaz kılış şeklini bir de başka birilerinin adını kullanarak kılınırsa bu insanları şirke götürür kanaatindeyim Allah korusun.

NAMAZLARIN FARZI SÜNNETİ OLMAZ.

Namazların farzı ve sünneti olmaz. Peygamberler örnek olarak, namazları Allah’a kılarlar. Diğer Müslüman olanlar da Peygamberin Kuran'da tarif ettiği gibi, kıldığı namazı, örnek olarak onlar da Allah’a kılarlar. 

Allah’ın emri vardır, Allah’ın yasakladığı vardır. Peygamberler kendiliğinden bir hüküm koyamaz bir emir veremez onun yaptıkları ve konuştukları Kuran'dandır. Eğer namazın sünneti diye bir namaz kılınıyorsa bu Allah’a şirk olur. Kuran'da iki çeşit ritüel namaz vardır. Birincisi peygamber ve diğer Müslümanların Allah’ın emrettiği vakitleri belirlenmiş olan namaz, diğeri de peygamberlerin farklı olarak kıldığı nafile namazdır.

17/79- Gecenin bir kısmında kalk, sana ait nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.” Diğer Müslümanlar da kılarlarsa onlarda nafile olarak kılarlar.

Eğer peygamber Sünnet namazı kılıyor idiyse, namaza niyet ederken ne diye niyet ederdi? Niyet ettim öyle namazımın sünnetimi kılmaya mı derdi. Bu anlayış yanlıştır. İşte Yahudilerin ve Hıristiyanların Kendi peygamberlerini ilahlaştırması bu anlamda idi.

9/30/Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?

9/31- Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emir olunmadılar. O'ndan başka İlah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden Yücedir.

Görüldüğü gibi Rab edinmek ilah edinmek demek, Ona olan sevgiyi övgüyü, ihtiramı Allah’a olan sevgi ve ihtiramın önüne geçirmek demektir. Soruyorum size öğle namazı on rekâttır diyorlar. Dördü ilk sünnet dördü farz ikisi de sünneti müekkede diyorlar. Yani dört rekat Allah’a altı rekat peygambere kılınıyor bu çarpık bir paylaştırma değil mi.?

6/136- O'nun üretip-türettiği ekin ve hayvanlardan Allah için bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır, bu da ortaklarımızındır" dediler. Kendi ortakları için olan (pay), Allah tarafına geçmez, ama Allah'a ait olan kendi ortaklarının tarafına (payına) geçer. Ne kötü hüküm veriyorlar?

6/137- Yine bunun gibi onların ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler. Hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için. Allah dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları bırak.

6/138- Ve kendi zanlarınca dediler ki: "Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları bizim dilediklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların da sırtları haram kılınmıştır." Öyle hayvanlar vardır ki, -O'na iftira etmek suretiyle- üzerlerinde Allah'ın ismini anmazlar. Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı O, cezalarını verecektir.

6/139- Bir de dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar." Allah, (bu) düzmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm sahibi olandır, bilendir.

6/140- Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp Allah'ın kendilerine rızkı olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.

Bu Ayetlere baktığımız ve incelediğimiz zaman da Hıristiyan ve Yahudilerin kendi peygamberlerini, ilahlaştırmasıyla, müslümanım diyenlerin peygamberini ilahlaştırması arasında ne fark vardır.? Bunları inşallah ilerde detayı ile inceleyeceğiz.

Öyleyse Namazın sünneti diye namaza niyet edilmez. Peygamberde namazı Allah’a kılar. Diğer iman edenler de peygamberin kıldığı gibi Allah’a namazı hangi vakide ait kılacaksa o vakidin ismini anarak Allah için namaz kılmaya diye niyet eder iki rekât kılar ve yeryüzünde rızkını arayarak. Eşyanın esrarını çözer durmadan çalışır küfre karşı yenik düşmemenin yollarını arar.

4/103- Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, müminler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.

Namazda, Dönülmesi gereken yön, hangi namazı kılacaksa o namaza niyet Kıyam , kıraat, Rüku, sücut yani secde vardır. Kıraat kurandan kolay geleni okumaktır. Diğer namazda yapılanlar teferruattır. Ellerinin bağlı mı olacağı salgın mı olacağı oturduğu zaman ne kadar oturacağı bunlar namazın aslı ile alakası olmayan şeylerdir kişilerin tercihidir.

KURANDA BAHSEDİLEN NAMAZ VAKİTLERİ

Kuranda her örnekten bir örnek verdik hiçbir eksik bırakmadık derken Allah nasıl namazın rekatlarını belirtmişse namazın vakitlerini de belirlemiştir. Bu vakitleri Ayetlerden örnekler vererek açıklamaya çalışalım.

SABAH NAMAZI.: 

50/39- Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Hamd ile tespih et.
Sabah namazı, gecenin bitişi ile başlar, ve güneşin doğuşuna kadar devam eder Gecenin bitişini de kuran başka bir ayette şöyle izah eder.

2/187- Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tövbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.

Ayette izah edildiği gibi, Oruç tutmaya başlanılan gece ile gündüzün birbirinden ayırt edildiği, beyaz iplikle siyah iplik ifadesiyle, sanatsal bir üslupla anlatılan bölümdür. Bunun saatini bu konunun uzmanlarına bırakalım. Demek ki sabah namazı beyaz iplikle siyah ipliğin biri birinden ayrıldığı zamandan başlayıp, Güneş doğuncaya kadar devam eden bölümüdür.


ÖĞLE NAMAZI: 

24/58- Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

20/130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini Hamd ile tespih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.

24/58 De bahsedilen açık olarak öğle diye bahsetmektedir. 20/130 da ise gündüzün uçlarında diye bahsedilen öğle namazıdır. Aslında bu ayette akşam namazı hariç bütün vakitleri kapsamaktadır. Güneşin doğuşundan önce kılınan sabah, batışından önce kılınan ikindi, gecenin bir bölümü yatsı namazıdır.

30/18-Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleyeerdiğiniz vakit de.

İKİNDİ NAMAZI.:

Yine Aynı ayeti örnek olarak verebiliriz, 

20/.130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini Hamd ile tespih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tespihte bulun ki hoşnut olabilesin.

Batışından önce kılınan namaz ikindi namazıdır.

AKŞAM NAMAZI: 

30/17- Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip (yüceltin).

30/18- Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de.”

YATSI NAMAZI:

50/40- Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et.

20/130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.”

SADECE PEYGAMBERE HAS NAFİLE NAMAZI.:

17/79- Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.”

İşte kurandan verdiğim ayet örnekleri bunlardır. İsterseniz namaz vakitleriyle ilgili karmaşık olarak ayetleri vereyim hangi ayette hangi namaz vardır onun kararını siz verin.

17/78- Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kur'an'ı, işte o, şahid olunandır.

17/79- Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.

24/58- Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

30/17- Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip (yüceltin).

30/18- Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de.

50/”39- Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et.

50/40- Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et.
Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN ANAMUR




Gönderen Ali Rıza Borazan zaman: 01:13 0 yorum

19 Temmuz 2009 Pazar

CEHENNEM VE CENNET SÜRESİZDİR.


RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

İislam toplumlarındaki yanlış anlaşılan konulardan birisi de sevap ve günahların tartılıp günahı ağır gelenlerin günahları miktarınca yanıp daha sonra cennete gideceği inancıdır. Bu Anlayış Kuran!a Göre Asla doğru değil, cehenneme gidenler sürekli cehennemde cennete gidenler de sürekli cennette kalacaklardır. Cehennemde cezaları bittikten sonra cennete gidecekler inancı yine Yahudi ve Hristiyan inançlarının bir yansıması olmaktadır.

2/25- (Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.

2/217- Sana haram olan ayı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: "Onda savaşmak büyük (bir günahtır). Ancak Allah Katında, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır.


Kuran'daki bir hükmü, doğru olarak çıkarabilmek için,O Hükümle ilgili kuranın her tarafına serpiştirilmiş bilgileri tahlil ederek, güçlü bir mantık ve anlayış içerisinde bir araya getirerek anlayabiliriz. bir başka deyişle içtihadı ortaya koyabiliriz. Bu Aynen bazı pozitif bilim adamlarının kâinatın içerisindeki eşyaların esrarını çözerek yeni yeni buluşlar meydana getirmesi gibidir. 

Düşünüldüğü zaman demir kütlelerinin uçak haline getirilip, Havada binlerce ton ağırlıkların uçurulacağı kimin aklına gelebilirdi. veya dağlardaki metal parçalarını yorulmayıp kamyon gemi veya modern arabaların ortaya çıkarılması, güçlü bir mantığın eşyanın esrarının ortaya çıkarılarak yapılan icatlar'dır. Daha insanların ileride gün geçtikçe neler  neler icatlar yaparak bir trend içerisinde baş döndürecek şekilde ilerleyerek devam edecektir.

Allah Kuran'da hiç bir kelimeyi hiç bir kelimenin yerine koymadığı gibi kainatta da hiç bir varlığı da hiç bir varlığın yerine koymamıştır. Kalem kelimesi belki binlerce çeşidi akıla getirir ama, her çeşit kalemin kendine özgü bir sıfatı vardır., Kırmızı kalem,Mavi kalem dolma kalem keçeli kalem, vs. Bunların hepsinin genel adı kalem olduğu halde duruşlarına renklerine işlevlerine göre isimlendirmektedirler. 

Aynen onun gibi Kuran'da geçen kelimeler de farklı farklıdır Ruh Kelimesi de çeşitli ayetler içerisinde kullanılmış. Peygamberlerde kullanılmış kutsal olmuş. İnsanlarda kullanılmış her iki yolda gidebilme eğilimi kazandırmış. veya ölü kelimesini diriltilmesini peygamberlerde kullanmış duyarsız olanları duyarlı hale getirme anlamında kullanmış. Ölü kelimesini hayati fonksiyonlarını yitirme anlamda kullanmıştır.

Demir olgunlaştırılmış mamul hale getirilmiş, ok olmuş. Demir. Mamul hale getirilmiş inşaat alanında kullanılmış, demir mamul hale getirilmiş arabalarda televizyonlarda vs kullanılmış ama bunlar kullanıldıkları yere göre isimler almışlardır. 

Ben de Bir konuyu işlerken genelde bu konulara değinmeden bu konuları açıklayamıyorum. Çünkü doğru bir kuran anlayışını ortaya çıkarabilmemiz için bu gibi bilgilerin bilinmesine ihtiyaç vardır. Şimdi bu bilgilerden sonra, Ahiret âleminde cennete de cehenneme de gidecek olanları orada süresiz kalacak olduklarını bir konu içerisinde işlemeye çalışalım.

2/79- Artık vay hallerine; Kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah Katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına.

2/80- Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah Katından bir ahit mi aldınız? Ki Allah asla ah dinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"

2/81- Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkı-dırlar. orada süresiz kalacaklardır.

Kuran anlaşılırken Kuran'da geçen ayetlerin kendisinden önce ve kendisinden sonra gelen ayetlerin o konunun anlaşılmasında büyük bir önemi olduğu gibi, O konu ile ilgili kuranın diğer sure ve ayetlerinin de göz ardı edilmemesi gerekiyor. 

Bakara suresinin yetmiş dokuzuncu ayetinde, 

2/79- Artık vay hallerine; Kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah Katındandır" diyenlere.

Artık vay, "Kitabı kendi elleriyle yazıp," Burada büyük bir skandaldan bahsediyor. Söylenen bir şeyin, veya söylenecek olanın Allah katında bir belgesi olmayan ve bir menfaat sonucu olarak yaptıkları bir yanlışlıktan dolayı bir kavim eleştiriliyor. Kimmiş o kavim Şimdi sekseninci ayete bir bakalım. 

2/80- Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah Katından bir ahit mi aldınız? Ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?" 

Yani Dünya hayatında işlemiş olduklarının bir suç olduğunu kabul edip de bu cezamızı çeker daha sonra da cennete gideriz anlayışına sahip olanlar. Bunların kim olduğu çözülmesi gerekir. ümmiler mi yoksa ehli kitap olanlar mı olduğu burada belli değil. Ama şu bir gerçek ki Ümmi olanlar olamaz. Çünkü ümmi olanlar için kuran puta tapıcı olanlar ve Ahiret âlemine iman etmeyenler olarak tanımlanmıştr. 

Bu sebeple ahi ret alemine inanmayan bir kavmin cehennemde yanma sözcüğünü kabullenmesi düşünülemez. Şimdi de bu ifade kimlere ait olduğunu Kuran'dan aramaya devam edelim.

3/23- Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında Allah'ın kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. Onlar, işte böyle arka dönenlerdir.

3/24- Bu, onların: "Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.

İşte düşündüğümüz gibi çıktı. “Ateş bize sayılı günlerde dokunacak yani cezamız miktarı kadar yanacağız daha sonra cennete gideceğiz anlayışında olanlar, Ehli Kitap olanlardan imiş.

Bu Anlayışı getirip İslam toplumlarına da uyguladığımız zaman onlar da aynısını söylemiyorlar mı.? Bunu Fıkıhçılar daha iyi bilirler. Hanefi mezhebine göre. Bir kişi annesinin kafasını kesse. Ve kafatasını oysa ondan sabah akşam içki içse o son kelimesi kelimeyi tevhit olsa(lâ ilâhe illallah Muhammed en resululah) o cehenneme gidecek ve günahları miktarında yandıktan sonra yine cennete gidecek anlayışları,ehli kitap inancından gelmektedir. 

Bütün tarihçilerin ve kuran okuyucuların da bildiği gibi. Medine de Müslümanlar kısa zamanda zaferler kazanmışlar ve Müslümanlara bolluk ve ganimetler yağmaya başlamıştır. İşte bunu fırsat bilen ehli kitap bir adıyla Yahudiler ve Hristiyanlar goraf goraf Müslüman olanların saflarına katılmışlardı. İşte münafıklık burada türemişti. 

Medine'de değişik dinlerden gelerek Müslüman olduklarını söylemeleri hepsinin samimi olduğunu göstermez. Bunlar İçerisinde Müslüman olmayanlar olmuş ve İslam toplumlarını bozmak için orada bulunmuşlardı. Bir taraftan da varlık onları şımartmış olanlardan mürtet olanlar da olmuştu. Bir insanın yapmacık Müslüman oluşuyla, gerçek Müslüman oluşunu Allah Kuran'da tarif ederek Resulünü Kuran'da devamlı uyarmıştır. 

Onlara karşı uyanık olmaya çağırmıştır. Tövbe suresinde belki okumada sıkılabilirsiniz ama. Konuyla ilgili bölümü bütünüyle işlediği için o ayetlerin hepsini buraya aktarmak istiyorum.

9/40- Siz Ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah Ona yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak Onu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah Ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, Onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

9/41- Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

9/42- Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor.

9/43- Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?

9/44- Allah'a ve Ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.

9/45- Senden, yalnızca Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuya kapılıp, kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister.

9/46- Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi, herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. Ancak Allah, (savaşa) gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını doladı ve; "(Onlara) Siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi.

9/47- Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir.

9/48- Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı. Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı.

9/49Onlardan bir kısmı: "Bana izin ver ve beni fitneye katma" der. Haberin olsun, onlar fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem, o inkâr edenleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır.

9/50- Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler.

51- De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevla’mızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."
52- De ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehitlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz.
53- De ki: "İsteyerek veya istemeyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir. Çünkü siz bir Faslıklar topluluğu oldunuz."
54- İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.
55- Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azarlandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister.
56- Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur.
57- Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı.
58- Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazaplanırlar.
59- Eğer onlar, Allah'ın ve elçisinin verdiklerine hoşnut olsalardı ve: "Bize Allah yeter; Allah pek yakında bize fazlından verecek, O'nun elçisi de. Biz gerçekten ancak Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi (ya).
60- Sadakalar, -Allah'tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
61- İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder, müminlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azap vardır."
62- Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler; oysa mümin iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve elçisi daha layıktır.
63- Bilmiyorlar mı, kim Allah'a ve elçisine karşı koymaya çalışırsa, gerçekten onun için, onda ebedi kalmak üzere cehennem ateşi vardır? İşte en büyük aşağılanma budur.
64- Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır."
65- Onlara sorarsan, Andolsun: "Biz dalmış, oyalanıyorduk" derler. De ki: "Allah ile O'nun ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?"
66- Özür belirtmeyiniz. Siz, imanınızdan sonra inkâra saptınız. Sizden bir topluluğu bağışlasak da, bir topluluğunuzu gerçekten suçlu-günahkâr olmaları nedeniyle azaplandıracağız.
67- Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.
68- Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vaat etti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.
69- Sizden önceki (münafıklar ve kâfirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte onların dünyada ahi rette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.
70- Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
71- Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah'a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
72- Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
73- Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!..
74- Allah'a and içiyorlar ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa Andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahi rette de acı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur.
75- Onlardan kimi de: "Andolsun, eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve Salihlerden olacağız" diye Allah'a ahdetmiştir.
76- Onlara Kendi bol ihsanından verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler; onlar böyle sırt dönenlerdir.
77- Böylece O da, Allah'a verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar, kalplerinde nifakı (sonuçta köklü bir duygu olarak) yerleşik kıldı.
78- Onlar bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır.
79- Sadakalar konusunda, mü'minlerden ek bağışlarda bulunanlarla emeklerinden (cehtlerinden) başkasını bulamayanları yadırgayarak bunlarla alay edenler; Allah (asıl) onları alay konusu kılmıştır ve onlar için acı bir azap vardır.

80- Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah Faslıklar topluluğuna hidayet vermez.

81- Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.

82- Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.

83- Bundan böyle, Allah seni onlardan bir topluluğun yanına döndürür de, (yine savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: "Kesin olarak benimle hiçbir zaman (savaşa) çıkamazsınız ve kesin olarak benimle bir düşmana karşı savaşamazsınız. Çünkü siz oturmayı ilk defa hoş gördünüz; öyleyse geride kalanlarla birlikte oturun."

84- Onlardan ölen birinin namazını hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar, Allah'a ve elçisine (karşı) inkâra saptılar ve fasık kimseler olarak öldüler.

85- Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının onlar inkâr içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor.

86- "Allah'a iman edin, O'nun elçisi ile cihad etmeye çıkın" diye bir sure indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip: "Bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım" dediler.

87- (Savaştan) Geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler. Onların kalpleri mühürlenmiştir. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.

88- Ama Resul ve onunla birlikte olan müminler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır.

89- Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.

Kuran'ın hiç bir yerinde iman eden ve Salih amel işleyenlerin, cehenneme gideceğine dair bir ayet olmadığı gibi cehennemde cezalarını çekip ondan sonra cennete gideceğine dair de bir ayet yoktur. Dünya hayatında saflar belirlenecek kimin ne tarafta olduğu belli olmadan onlar ölmeyeceklerdir. Herkes kendine ait gideceği yeri dünya hayatında mamur hale getirerek öleceklerdir. Yani Akıl baliğ çağından bunaklık ve ölüm dönemine kadar gidecek oldukları yerin biletini dünya hayatında belirleyeceklerdir.

3/142- Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? 

İman etmeyi ve dindar olmayı, Güllük gülistanlık bir hayat yaşamak için, sığınma yeri kabul edenler yanılmışlardır. Müslümanım demek, Yanlışlara kıyam ederek hayatta başına bu yüzden canı da dâhil olmak üzere ne gelirse göğüslenmeyi kabul etmek demektir. 

Kişi Ya İman eder, Salih amelle imanını süsler, onunla ilgili çalışır hayatını düzenler. Ya da inkâr eder onunla ilgili hayatını süsler ve düzenler. Bunun arasında bir yol yoktur. 

Kişi orta yolda asla yürüyemez. Aklıma üniversite yıllarında birbirine zıt gibi görünen gurup çarpışıyorlardı.yıl 1970-80 Arası Adam materyalistse yoldan geçene soruyor sen hangi görüştensin dediğinde Komünistim dese onu ne olduğunu bilmiyor o da komünist olunca gel bakalım bizimle beraber sağ görüşlü olanlarla çarpışacak sın diyor. Eğer ülkücüyüm derse neden ülkücüsün deyip başlıyorlar dövmeye, Hiçbir taraftan değilim derse bizim tarafa geleceksin ve savaşacaksın diyor. Yani orta yolda kimseyi bırakmıyorlar. 

İster istemez kendisini bir tarafta bulundurmak zorunda. İşte Allah da kesinlikle insanlar orta yerde yolları belirlenmeden kalmayacaklardır. Mutlaka insanlar bir tarafı seçerek aktardığımız ayetler örneklerinde olduğu gibi Kişilerin yerlerini duruşların belirleyen olaylar mutlaka meydana gelecektir. Savaş olabilir yakınlardan herhangi birisi iflas hastalık zor duruma düşme durumunda senin yardım etme imkanın olduğu halde yardım etmemen, senin duruşunu seçmede etkenlerdir.

Kuranı Kerim iman edenler ve Salih amel işleyenlerin portrelerini çizerken bir de bunun zıttı olanların portrelerini çizmektedir. İnsanlar kendi seçimlerinden dolayı yanlışlara haramlara doğru atmış oldukları adımlar onları sonu belli olmayan uçurumlara doğru götürmektedir. Kişiler artık doğru yolu bulamamaktadır onların gözleri körelmekte kulakları işitmez hale gelmekte kalpleri de mühürlenmektedir. 

Elbette Allah insanı kendileri istemedikçe saptırmaz hidayete getirmez bağışlamaz. Eğer Allah kendileri istemediği halde bazılarını bağışlar bazılarını saptırır veya bazılarını da hidayete getirmiş olsaydı, Allah’ın Adil sıfatıyla uyum sağlamazdı. Kişilerin kendi tercihleri sonucunda Allah bu ifadeleri kullanmaktadır.

Yapılan büyük yanlışlıklardan birisi de cehennemde ebedi kalmalarını engelleyen peygamberlerin alimlerin evliyaların hatta çocukların Allah’a torpil yaparak şefaat edip cehennemden çıkmalarına vesile olma inancıdır. Bunların hepsi kuranı doğru anlayanlar için asla olmayacaktır. Öyleyse anlattıklarımızı özetleyecek olursak,

CENNET EBEDİDİR:

22/107- Yüzleri ağaranlar ise, artık onlar Allah'ın rahmeti içindedirler, içinde de temelli kalacaklardır. 

9/20- İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah Katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.

9/21- Rableri onlara Katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler.

9/22- Onda ebedi kalıcıdırlar. Şüphesiz Allah, büyük mükâfat Katında olandır.

Dünya hayatında insanların erginlik çağından bunaklık ve ölüm dönemine kadar insanlar imtihana tabi tutulmaktadır. Bu dönem içerisinde bir taraftan insanlar küfür hayatı yaşarken, İmana gelip Salih amel işlemeye doğru yol alanlar olduğu gibi, bir taraftan da iman edip Salih amel işleyenlerin dünya hayatı onları aldatarak küfre doğru döndükleri görülmüştür. Öyle ya da böyle sebeplerden dolayı kişilerin en son aldıkları karar onlar için geçerli olandır. 

Konunun anlaşılması için somut bir misal verecek olursak, memur olarak çalışan birinin, memurluktan diyelim ki emekli olmasına iki yıl kala bağ kur veya sigortaya geçerse. O iki yıl sonunda bağ kur veya SSK ya bağlı olarak emekli olurlar. onların çalışmış oldukları uzun yıllar boşuna gider. Yine son iki senesini memur olarak sürdüren biri de emekli olurken memur olarak emekli olması onun uzun yıllar geçirmiş olduğu bağ kur veya sigortası daha avantajlı duruma geçerek memur statüsünden emekli olmaktadır.. İşte Allah’ın Hidayet verip ve geçmiş günahlarının bağışlanması kişilerin kendilerini değiştirmesiyle ancak mümkün olmaktadır.

4/137- Gerçek şu, iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkâra sapanlar sonra da inkârları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir. Demek ki, iman etmek sadece yeterli olamıyor. Ancak istikrarlı bir şekilde Salih amelin devamı anlam taşıyor. Öyleyse Salih amelini son nefesine kadar yürütemeyenler son andaki durumlarıyla ilgili yargılanacaklar. O da kişilerin hayatları boyunca yanlış yollarda yürünmeleri ve son anda bu yollarını değiştirmeleri genelde mümkün gözükmemektedir. Ama onları değiştiren şiddetli ders verebilecek bir musibetin olma durumu, başka.

6/158- Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: "Bekleyin, Biz de şüphesiz beklemekteyiz."

Eğer kişiler dünya hayatında, ölüm gelmeden iman edip hayır işlememişse onların ölüm korkusundan dolayı iman etmeleri onlara bir fayda vermez. Ancak iman etmiş olduğu halde hayır işleyecek bir fırsat bulamadan ölmüşse o başka. Çünkü ölüm geldiğini bilmeden iman etmek ve o anda başına bir kaza gelerek ölmesini de Allah ebedi bir cennetin sahibi yapmaktadır. Bu da herkese nasip olmayan ender rastlananlar dandır.

CEHENNEM EBEDİDİR.

2/39- "İnkar edip de ayetlerimizi yalanlayanlar ise; onlar, ateşin halkıdırlar ve orada süresiz kalacaklardır."

2/81- Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.

2/161- Şüphesiz, inkar edip kafir olarak ölenler, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti bunların üzerinedir.

2/275- Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.

Görüldüğü gibi İsalıma toplumlarındaki günahları işleyip de günahı kendisini kuşatanlar cezası miktarınca cehennemde yanıp daha sonra cennete gitmeyecekler, orada ebedi olarak yanacaklar. Cennete gidenler de ebedi olarak cennete kalacaklardır. Hiç Kimse sakın ola ki böyle bir inanışa kapılıp da kendilerinin daha sonra cennete gideceğini söyleyip günahlarında ısrar etmesinler.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN ANAMUR