12 Aralık 2009 Cumartesi

VAHYİGAYRİ METLUV NEDİR?



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Kuran'ın dışında elbette Allah kainattaki bütün varlıklara vahyediyor. sizin de bildiğiniz gibi dağa arıya, meryeme Musan'ın annesine , vahiyler geliyor. Ama Kuran'ın dışında gelen vahiyler, kesinlik arzetmezler. Peygaamberlere gelen vahiylerle peygamberlerin dışındaki insanlara veya yaratıklara gelen vahiyler tamamen farklı olarak değerlendirilmelidir. Kuran'ın dışında gelen vahiylerden Allah diğer insanları sorumlu tutmaz. Kuran katışıklardan arındırır arınmış olarak bize halis olan bir dinin kaynağı olarak sunar. 

22/52- Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra Kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 

İşte Bu ayet peygamberlerin de yanlışlık yapabileceğini, ama yaptıkları yanlışlıkları Allah düzelettiğini bizzat gönderilen vahiylerde görmekteyiz. isterseniz Kuran'dan bir kaç tane örnek vereyim.

66/1- Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

33/37- Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi'nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.

80/1- Surat astı ve yüz çevirdi;

80/2- Kendisine o kör geldi diye.

80/3- Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip-arınacak?

80/4- Veya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.
80/5- Fakat kendini müstağni gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise,
80/6- İşte sen, onda 'yankı uyandırmaya� çalışıyorsun. Daha kurandan ayet örneklerini çoğaltabiliriz, hazreti Musa Peygamberin kardeşi Harun'un yakasından tutup, halkımı neden saptırdın deyip kızması, hep peygamber olanlarda görülen hatalardandır. Ama Allah onları vahiylerle düzeltmiş yapmış oldukları gönderilmiş olduğu kitaplarda bizzat yanlış olarak görüntülenmiştir. İşte Biz Kurandan sorguya çekileceğiz. ve ona göre yargılanacağız.

43/44- Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. 

o zaman bize dışarıdan hadis ve ya vahyi gayri metluvlardan sorgulan mıyacağımıza göre, bizim ilgi alanımızı oluşturmaz. şimdide peygamberlere vahiyler nasıl gelir onu açıklamaya çalışayım.in

PEYGAMBERLERE VAHİY NASIL GELİR.

Vahiy Kainattaki bütün varlıklara gelir, Dağa arıya kafire iman edenlere,peygamberlere hep vahiy gelir. Yalnız İnsanlara gelen vahiylerle insanların dışındaki varlıklara gelen vahiyler farklı farklıdır. Yine insanlar içerisinden inananlarla inanmayanlara vahiy farklı geldiği gibi peygamberlere gelen vahiyler de farklıdır.
İnsanlara gelen vahiyler, Üç Guruba ayrılır.

1- Peygamberlere gelen vahiyler,

2- Peygamberlere iman edenlere, gelen vahiyler

3- İnkar edenlere gelen vahiyler

42/51- Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahiy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahiy etmesi (durumu) başka. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

Peygamberlere gelen vahiyler: Allah. Direk vahiyle aracısız konuşurlar.Burada insanların çoğunluğunun anlayamayacağı bir Mucize gerçekleşir. O Peygamberlere gelen vahiylerde bir yanlışlık olmaz. Peygamberler yanlış bir davranışta bulundukları zaman düzeltilirler. Peygamberlere gönderilmiş olan, o kitaplarda bir yanlışlık olmaz, Kovulmuş şeytan, kitaplara asla yanlış bir şey katamamış

112- Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.

Ama Allah’ın Göndermiş olduğu O Kur’an a Asla o kovulmuş Şeytan Musallat Olamamıştır.Peygamberler Yanıldıkları zaman düzeltilmişlerdir,Hz. Musa Peygamberin kızıp levhaları atması Yunus Peygamberin yapmış olduğu yanlışlardan dolayı kınanması Son Peygamberin Hanımlarının hatırı için helal olanı haramlaştırması, Ümmü Mektum kıssası, VS. Hep Bunlar peygamberlerin yanılıp da Allah'ın düzelttiği olaylardır. Bu Olaylar Allah’ın Gönderdiği , İnsanların yol gösterici olarak kabullendikleri kitaplarda düzeltilmiş olarak Görülmektedir.


53/2- Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.

53/3- O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

53/4- O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.

İkinci olarak Allah’ın Konuştuğu insan tipleri : Allah'tan gelen peygamberleri kabul edip, onun getirdiklerini okuyanlar ve yaşayanlardır. Bu da Son Peygamberle beraber gelen Kur’an’ı Okuyanlar ve kabullenenler Hep Allah ile konuşuyor ve onlara vahiy geliyor demekti.

Üçüncü Tip Allah'ın vahiyle Konuştukları. Allah'tan bir peygamber ve bir kitap geldiğini kabul etmeyen İnsan tipleridir ki, Bunlarla perde arkasından konuşur. Mesela Kur’an da hiçbir ayette Allah Ey Kafirler diye hitap etmemiştir: Aracı olarak Peygamberleri koyarak, De Ki: ey Kafirler diye hitap etmiştir.

Diğer Taraftan Allah, Onlar eşyanın esrarını çözmek için uğraştıkları zaman, onların yapmış oldukları İcatlar bilinmeyenleri insanların önlerine bilinir olarak çıkarmaları onların perde arkasından Allah ile konuşmaları oluyor.

Görüldüğü Gibi Allah’ın Kainattaki Varlıkların Hepsiyle diyalog halindedir. Hepsiyle konuşma şekilleri farklı farklıdır Ama Allah Kendisiyle Perde arkasından veya elçi aracılığı ile konuştuğu Halde Peygamberlere gelen vahiyler gibi vahiyler geldiği gibi, Bende Allah ile konuşurum veya bana da vahiy Gelir diye söylerse Bu Kelimeleri yerinden oynatarak fesat çıkarıyor demektir..

6/93- Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen.

İnsanlara Daha önce de bahsettiğim gibi Hem İblisten bir ses gelir hem de takvadan bir ses gelir Bu Gelen sesleri insan. Nereden geldiğini bir ölçü ile tartmadan Ayırt edemez Firavuna İçerisindeki bir ses sen, rabsın diyor oda ben sizin Rabbımızın diyor bu da onu helake sürüklüyor. İşte insana böyle bir ses geldiği zaman Doğru ile yanlışı ,Hak ile batılı biri birinden ayırt eden Furkan a Kur’an a sığınarak o ölçeği onda arayarak Doğruyu bulması gerekmektedir.

41/36- Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.

Yılarca Kur’an'daki ayetlerin ne anlama geldiği ,Cebirin ve geometrinin problemleri gibi uzun çalışma ve çaba sonucunda çözülmek için, gayret gösterilmedikçe, Çözülemez Her şeyin bir uzmanlık alanı olduğu gibi, Kur’an’ı Anlamak için de uzmanlık gerektiriyor. 

Kâinatta genellemesini bile sayamadığımız hayvan çeşitleri vardır. Bu Hayvanların Hepsinin bir organizmaları vardır. Bu Hayvanlar Hk. Bilgi edinebilmek için, Onlarla uzun uzun ilgilenmek gerekiyor. Ki Bir Uzmanlık alanı oluşabilsin. 

Kur’an buna zikir ehli diyor. Zikir Ehli O Konunun uzmanı bileni demektir, Zikir Ehli olanlar bu bilgileri hep miras yoluyla öğrenmiyorlar, Miras yoluyla öğrenmiş oldukları bilgilerin üzerine yeni bir şeyler ekleyip bularak yeni yeni bilgilere ulaşıyorlar. İşte Bu Zikir Ehilleri Peygamberlerin bilmediği konularda yardım alacağı kaynaklardır.

3/159- Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”

Bütün İnsanlar Allah’ın Yarattığı Kainatın esrarını çözmekle yükümlüdür. Her insanın ilgi alanı farklıdır. Peygamberler peygamber ise Allah’ın Bildirmediği konularda Bilgi verecek değildir herhalde, Onları Kendilerine göre farklı alanlara yönelterek O sahalarda ilim yapmış kişiler, Diğer,ilgi alanları farklı olan kişilerin danışma merkezidir. Peygamberler Kendi ilgi alanının dışındaki Uzmanlık alanını oluşturan bölümlerden bilgi toplayarak, Toplumlarını o günkü şartlar içerisinde o konunun uzmanlarıyla en güzel şekilde istişare ederek yönetmişlerdir.

Fatih’in Bir Macar ustasına top döktürmesi, Süleyman peygamberin yabancı olan değişik konularda uzman olan cinleri (yabancı insanlar) ı Çalıştırarak güçlü bir ordu kurması gibi.

Eğer Bu Kainatın Yaratıcısı Allah İse Ki Allahtır, Eğer Bu Dinin Doğrusu Allah tan ise Ki Allah tandır. Eğer Allah’ın Gönderdiği dinin aslı Kur’an da ise Ki Kur’an dadır Eğer Allah’ın Tarif ettiği peygamberler. Kur’an'daki gibiyse Ki Kur’an'daki gibidir. Öyleyse Peygamber Cebrail ile beraber Gökyüzüne, Göğün çeşitli katmanlarından giderek mekandan Münezzeh olan Allah’ın Yanına varmamıştır.

İsra suresinin birinci ayetindeki olay göğe yükselme değil,Bir hicret olayıdır.

 Doğru olanlarım Allah'a yanlış olanlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR.


NAMAZ

NAMAZ!

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Son Zamanlarda namaz konusunda epey değişik anlayışlar gelmektedir. Bazıları namazın salât olduğunu Allah'ın güzel emirlerinin pratik hayata fiilen yansıtılması, yaşanılması, olduğunu söylerken, şekillenmiş veya mekanik bir namazın olmadığını anlamışlar. ve anlatmaya çalışmışlardır. 

Bazıları da Kuran'da namazın tarifi kılınış şekli yok onu peygamberimiz tarif etmiştir. Deyip, geleneksel olan peygamberin sünneti ile Allah'ın emrettiği namazı bir arada barındırıp namaz tarifi yapmışlar. Bazıları namazın vakitleri konusunda üç vakitti beş vakitti deyip değişik görüşlerini ortaya koymuşlardır. Acizane otuz yıl gibi bir zamandır. Kuran'ı Kuran'la anlamaya çalışan birisi olarak Kuran'da tanımlanan namazın kılınışı ve vakitlerini anladığım kadarıyla anlatmaya çalışacağım inşallah.

KUR’ANDA MEKANİK VEYA ŞEKİLSEL NAMAZIN OLMADIĞINI SÖYLEYENLERE CEVAP!

Öncelikle Kuran'ın bir masal veya hikaye kitabı olmadığını bilmemiz gerekiyor. Kuran okuyanların da bildiği gibi kuranda hem müteşabih hem de muhkem olan ayetler vardır. Müteşabih kelimesini Kuran'ın anlaşılmasına doğru isimli Web, sayfasında değişik yerlerde anlatmaya çalışmıştım. Burada sadece konunun anlaşılması açısından tanımlayıp geçeceğim. 

Müteşabih; karmaşık ikişerli kendi anlamı dışından farklı anlamlara gelebilen ayetler demektir. Bir başka ifadeyle Müteşabih bir ayetin Anlaşılması inceleme ve tahlil yapıldıktan sonra o konunun uzman olanlarının kararı ve yorumu ile ne anlama geldiği anlaşılabilen. Ayetler demektir.

Aynen Dağdaki madenleri ayrıştırarak insanların önlerine yemek tabaklarının gelişi, araba  uçak gemi olarak yorumlanması, tıpkı Kuran'da müteşabih ayetlerin açıklaması onun gibi ilim bir alışmayı gerektirir. Bu sebeple Kuran'da ne bazılarının dediği gibi onu sadece peygamber anlar onu da hadislerle açıklamıştır, Anlayışı, doğru olmadığı gibi, ne de ne de Kuran'daki ayetler kolay anlaşılır açıktır. Deyip de Kuran'da şu yoktur bu yoktur demeleri kesinlikle doğru değildir.

Kuran'dan bazı kardeşlerimizin söylediği hayatın pratiğini kuşatan salâtı veya hayat namazı tanımlamalarına kesinlikle yürekten katılıyorum. Asıl olan bu namaz toplumlardan kaldırılmış, yüzeysel şekilsel olan namaz yerini almıştır. Bu da Toplumlarda, aç, fakir, borçlular, köleler, daha nice ihtiyaç sahipleri unutulmuş, kapitalist bir sınıfı doğurarak yığdıkça yığan bir sınıfın doğmasına sebep olarak güç yetiremeyenler toplumda rezil rüsva haline düşmüştür.

16/71- Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?

Yerleri ve gökleri yaratan Allahtır. İnsanları da yaratan Allahtır. Allah kişilerin bazılarına güç ve yetenek vermişse o gücünden ve yeteneğini verilmeyenlerle paylaşmalarını istemektedir. Ama insanlar azgınlık yapıp Allah'ın paylaşmak için verdiği malları paylaşmayan topluluğa da hidayet vermiyor.

Kuran asıl bunları Allah adına yaptıktan sonra güçleri olanlar bu yükü omuzlarına aldıklarında, kimin adına bu yükleri omuzladığını belirginleştirmesini, İstemektedir. Ve asıl namazın doğuya ve batıya yüzü dönmeden daha çok bunların yapılmasının, yaşanmasının önemine dikkat çekmek istemektedir.

2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.

Kuran, burada müslümanım diyenin tam bir fotoğrafını çizmektedir. Bir taraftan çalışarak yeryüzünde kendi üzerine düşen görevi yapmaya eşyanın esrarını çözmeye davet ederken, bir taraftan da ihtiyaç sahiplerine kazanmış olduğu mallardan onu dağıtmayı ifade ederken, bir taraftan da Allah'ın Kuran'da tanımladığı inanç esaslarını ortaya koyarak yaşadığı hayatla kıldığı namazın bütünleşmesini istemektedir. Bu ayete göre Kazandığı mallarından, başkalarına dağıtırken namaz kılmanın bir gereği iken, Namaz kılmayan tarafından dağıtılan malların Allah katında hiç bir anlam ve önemi yoktur.  

İman etmeyenler yakınlarını yetimlerini Allah'a yöneldiğini veya yaptıkları güzel davranışları Allah adına yaptığını belirginleştirmeden yaptıklarının boşa gideceğini söylemektedir.

9/54- İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.

107/1- Dini yalanlayanı gördün mü? 

107/2- İşte yetimi itip-kakan;

107/3- Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.

107/4- İşte (şu) namaz kılanların vay haline,

107/5- Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,

107/6- Onlar gösteriş yapmaktadırlar

107/7- Ve �ufacık bir yardımı (veya zekatı) da engellemektedirler.

Maun suresinde bahsedildiği gibi, namaz kılıp da bu yaptıkları eylemlerin hiçbir anlamı olmadığı gibi bunlar ahret âleminde yaptıkları bu davranışlar yürek acısı olacak. Kuran Hem güzel işlerin Allah adına yapılmasını emrederken hem de yapılan eylemin Allah adına yapıldığını namazla göstermesi gerekmektedir.

Diyelim ki, Bir kişi gidiyor. İhtiyar, dünyada kendi yükünü taşıyamayan birinin yükünü omuzlayıp Allah'ın gönderdiği peygamberlere ve kitaplara iman etmediğini söylüyorsa bunu Allah kabul eder mi? Bu yapmış oldukları davranışlar Allah için değilse kendi putları içindir.

Aynı davranışı Allah'a ve ahret gününe iman eden gönderilmiş olan peygamberlere kitaplara inanan bir kişi olursa bunların Allah katında yaptıkları hüsnü kabul görecektir.

Allah insanların yapmış oldukları güzel olan davranışların kimin adına yaptığını bildiği gibi kalplerden geçenleri de bilmektedir. İnsanların yapmış olduğu güzel davranışların kime ait olduklarını Allah inanaları bir arada bulundurmayı onların şekilsel olarak tanımladığı o namaz olmazsa nasıl insanlar birbirlerini tanıyıp düşman olanlara karşı güç ve kuvvet olup savunacaklar. İnsanların kalplerinden geçenleri elbette başka insanlar bilemez. Onların ancak yaşadıkları hayatla kıldıkları namaz uyum sağlamazsa münafık mı? Değil mi? ancak ayırt edilebileceğini anlatmaktadır.

60/10- Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah kuranda değişik yerlerde kimin münafık kimin müslüman kimin kâfir veya müşrik olduklarını yaşam biçimlerinden bize bilgiler vermektedir. Biz o verilmiş olan bilgilere göre o gelen kadınları test edip imanlı olup olmadığına karar vermemizi istemektedir.
Bu Kısa açıklamalardan sonra, iman edenlerin, kurana iman ettiğini söyleyen ve tek kuran diyen kardeşlerimin. Yaşanan hayatın salât olduğunu, hayat namazı olduğunu söylediklerini ve bu hayatın bütün yaşamlarında kendilerine boyunları çözmeğe, aklına gelen ne varsa güzel olan davranışların hepsine namaz veya salât dediklerine istisnasız katılıyorum. bunu kabullendik. Ancak bu salâtlardan Allah hangisi için namaza kalktığınız zaman abdest almağa çağırmaktadır.
5/6- Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

Köleyi Özgürlüğe kavuşturmak namaz veya salât, bahçe çapalamak salat, okumak salat birilerine yardım yapmak salat, evlenmek salat savaşa çıkmak salat, zekat oruç salat vs. bunların hangisi için abdest alınacak?

Eğer abdesti temizlik olarak kabul edenlere sesleniyorum. Su bulunmadığı zaman teyemmüm etmeğe çağırıyor. Toprağa elleri sürüp onu yüze sürmek insanın nesini temizler.
Kuran İnsanlar için yaşamlarında her örnekten bir örnek vermiş hiçbir eksik de bırakmamıştır.
17/89- Andolsun, bu Kur'an'da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkârda ayak direttiler. Kurana uygun olmayan bir söz söylediklerinde hemen o sözün yanlışlığını ortaya koyan mutlaka bir ayet vardır.
72/9- "Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur."
Şimdi Kuranda şekillenmiş olan namaz yok diyen kardeşlerimin, bu görüşleri eğer doğru olmuş olsaydı. Şu arazlar ortaya çıkmazdı.

1- Eğer namaz olmasaydı İman eden ve Salih amel işleyenlerle, iman etmediği halde aynı ameli işleyenler arasında kimin müslüman kimin müslüman olmadığı ayırt edilmezdi.
1- Namaz Kılanları Allah Bir disipline sokmaktadır. Eğer o yürekten namaz kılıyorsa onun veliliğini Allah kendisi üslenmekte ve o namaza ihlâsla devam ettiği sürece onu fahşalardan korumaktadır.29/45- Sana Kitap'tan vah yedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.
2- Namaz Vücutta iki kalpten birini işgal eder. İnsan ya müslümandır Allah yolunda ölümü dirimi Allaha aittir. Ya da şeytan yolundadır ölümü dirimi tağutlar içindir 33/4- Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir. Namaz kılanlar kendilerine şeytandan bir kışkırtma geldiğinde hemen Allaha sığınır Allah adına kılmış olduğu namaz onu diğer kötülüklerin gelmesini engeller kişi ya namazı Allaha olan yönelişini kaldırır ya da tağuta olan yönelişini kaldırır kişi aynı anda hem tağuta hem de Allaha kulluk edemez. Bu insanın yaratılışına terstir.
3- Allah Kâinatta yarattığı bütün varlıkları çift yaratmıştır Namaz da çifttir bir hayat namazı bir de şekilsel namaz.13/3- Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar kılandır. Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır; geceyi gündüze bürümektedir. Şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
Öyleyse Namaz gerçekten müminin Allaha olan bağlılığının, bir göstergesi bir terazisidir. Kötülük yapmamayı Allah müslümana böyle bir silah vererek koruma altına almıştır. İmanın fanusudur. Şimdi Kuranda geçen namaz ile ilgili ayetlerden bir kaçını nakletmeye çalışalım.
2/3- Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
2/43- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
2/110- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir.
2/125- Hani Evi (Ka'be�yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.
4/77- Kendilerine; "Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız."
Şimdi de namazın kuranda beş vakit olduğunu ispat etmeye çalışalım.

KURANDA TARİF EDİLEN NAMAZ BEŞ VAKİTTİR
Bazı Kardeşlerimiz namazı kabullendikleri halde namazın üç vakit olduğunu söylemektedirler. Namaz kuranda beş vakit olarak anlatılmaktadır. Sadece Peygambere ait olan namaz da ekenince altı vakittir. Şimdi bunları tek tek anlatmaya çalışalım.
4/103- Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.

Bu ayet hem kuranda mekanik olarak günün belirli vakitlerde kılınması gereken bir namaz olduğu gibi, hem de belirli vakitlere hasredilmesi olduğunu da göstermektedir.

SABAH NAMAZI:50/39- Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et.
Güneşin doğuşundan önceki namaz sabah namazıdır. Buna sanmıyorum itiraz edecek olanı. Sabah bilindiği gibi Kuranda tarif edilirken2/187- Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.

Bakara yüz seksen yedinci ayete baktığımız zaman gören gözler için burada üç vakti tarif ediyor., Gece kelimesini güneşin batışı ile doğuşu arasındaki karanlık bölgeyi tanımlamaktadır. Karanlık bölgenin gündüze yakın olan iki vakitten söz etmek mümkündür. Birisi güneşin batışından sonra gelen akşam diğeri güneşin doğuşundan önce gelen sabah kelimesidir. İşte sabah namazını tanımlarken , “Rabbini güneşin doğuşundan önce” ifadesini kullanmaktadır. Dikkat edilirse namaz vakitleri, ardı arkası kesilmeden bir namazın bitişi ile diğer namazın başlaması söz konusudur. Eğer güneş doğmadan önce sabah namazı kılınamamışsa o namaz ertelenmesi veya kılamaması gerekmez. Ne zaman fırsat bulunmuşsa o namaz güneş doğduktan veya öğleye erdikten sonra kılamadığın sabah namazını kılıp daha sonra öğleyi kılman gerekir. İşte namazın kazası yoktur anlayışı da burada çözülmüş oluyor.
Öyleyse Allahın sınırladığı sabah namazının vakti sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, İşte kuranda gecenin tanımı beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar. Sabah namazı da bu zamandan güneşin doğuşuna kadar olan bölümdür. Sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın ne zamana kadar? Sonra geceye kadar orucu tamamlayın. İşte orucun tutuluş sınırları. Gece kelimesi eğer güneşin batışından sonra başlayıp beyaz iplikle siyah ipliğe kadar kalan bölge ise gündüz de diğer kalan zaman dilimidir. Şimdi onları tanımlayalım.

ÖĞLE NAMAZI: 18- Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de.
Kuran okuyucuların kuranda yok dediği vakitlerden birisi de öğle namazıdır.30/ 17- Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip (yüceltin).
Kuran gördüğünüz gibi namaz vakitlerini tanımlarken sabah ve akşamdan bahsediyor daha sonra gelen ayette de öğleye erdiğiniz vakit de ifadesini kullanıyor bu tabii ki namazı kabullenip üç vakit diyenler içindir. Namaz yoktur diyen kardeşlerimize diyeceğim bir şey yoktur. Öğle namazının oluşunu destekleyen bir ayet daha.20/ 130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
Bu Ayet anlaya bilenler için dört vakit namazı tanımlamaktadır. Sabah, öğle ikindi, yatsı, namazlarıdır. Buradaki,” gündüzün uçlarında “ ifadesi zeval vaktini işaret ediyor. Yani her yokuşun son anını ve daha sonra inişe başladığı yeri gösterdiği gibi güneş de gündüzün zirve yaptığı yer demektir bu namazın süresi de ikindi vaktine kadardır. Bunu da bu konuyla ilgilenen uzmanlara bırakıyorum.
Öğle namazını destekleyen bir ayet daha nakledelim.
24/ 58- Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

İKİNDİ NAMAZI: Yine burada dört namaz vaktini de içine alan bir ayeti vereceğim.20/ 130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tespihte bulun ki hoşnut olabilesin.” batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt bu ayette batışından önce diye bahsedilen namaz ikindi denilen namazdır.
Bu Namaz diğer namazlarla beraber devamlı anıldığı için uzun uzadıya bahsetmeye gerek yok.
AKŞAM NAMAZI: 17- Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı teşbih edip (yüceltin).
Akşam namazının da nasıl gecenin bitişi ile güneşin doğdu arasındaki kalan bölüm ise akşam namazının vakti de güneşin batışı ile gecenin başlangıcına kadar geçen zamandır. Yine bu zamanını sınırlarını dakikasını koyan ilim adamlarına bırakıyorum. Ama şu gerçek var ki sabah namazı vakti kadar da akşam namazı olduğu kesindir.
YATSI NAMAZI:20/130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
Burada bahsedilen” Gecenin bir bölümünde” dediği namaz yatsı namazıdır. Bu namazın vakti de. Akşam namazının bitişi ile başlar. Sabah namazının başlangıcına kadar devam eder.
SADECE PEYGAMBERE HAS NAFİLE NAMAZI: 79- Gecenin bir kısmında kalk, sana ait nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır. Bu namaz da peygamberlere emredilen diğer müslümanlar üzerinde sorumluluk olamayan bir namazdır ama diğer peygambere ait olan namazı kılanları da Allah övgü ile bahsetmiştir.

Bazıları ayetlerde geçen teşbih edin zikredin kelimelerini namaz olarak görmeyebilirler ama namazın müslümanım diyenler üzerindeki vakitleri belirlenmiş farzdır ayeti başka türlü nasıl açıklanabilirdi?

5 Aralık 2009 Cumartesi

PARAYA TAPANLARIN HAYAT ÖYKÜLERİ!



Ey Dünya insanları Allah'a kul Olmaktan uzaklaşıp paraya kul olanların halini gördünüz mü? işte o insanları para nasıl çarpıp helak etmiş görün.

ABD'li Jock Whittaker'in biletine 2002 yılında 410 trilyon lira para çıktı. ABD tarihinin en büyük ikramiyesini kazandıktan sonra 7 defa evi, 3 kez de arabası soyulan, içki ve kumar düşkünü "kovboy Jock" çevresindekilere "Herkesin bir fiyatı vardır" düşüncesiyle davrandı. Aylardır ödemediği federal vergi, 20 milyon dolara ulaşmıştı ama o devletin uyarısını dikkate almadı. Dostlarından biri, içkisine uyku ilacı koyup 2 milyon dolarını çaldı. Torunu olan Brandi Bragg, fidyecilerce hunharca öldürüldü. Jack, bir süre sonra Virginia eyalet mahkemesine başvurarak, "Mutluyum, çünkü o uğursuz paradan kuruş kalmadı" diyerek iflasını verdi...

Bu hayat hikâyesi "Aman Allah'ım bana çıktı!" diye sevinç çığlıklarıyla başlayan ve sonra da "Aman Allah'ım ben bittim!" diye hüsranla sonuçlanan hayat hikâyelerinden sadece bir tanesi... Bu örnekler çoğaltılabilir ama sonuç aynı... Ver Allah'ım ver, kulun haram helal demez yer! İslam kazanç elde etme konusunda hırsızlık, gasp, faiz, kumar, rüşvet ve şans oyunlarını kesinlikle yasaklamıştır.

“Yapılan gözlemlere göre şans oyunlarından para kazananların birçoğu hatta kimilerine göre hemen hemen hepsi hayatlarının hazin sonunu hazırladı” diyen Zeynep Çingay, Moral Dünyası Dergisi’ndeki araştırma yazısında çarpıcı piyango talihlilerin inanılması zor yaşamlarını anlatıyor:

İŞTE KAZANDIĞINI DÜŞÜNÜP DE KAYBEDENLER

"Milli piyango bileti aldığım için pişmanım"

Edirne'de 11 yıl önce Milli Piyango’dan büyük ikramiyeyi kazanan Ayhan Yalçınkaya, zengin olduktan sonra bıraktığı memurluğuna dönmeye çalışıyor. Parayı bulunca hayatının değiştiğini belirten Ayhan Yalçınkaya, huzurunun bozulduğunu, kötü günler geçirdiğini ve Milli Piyango bileti aldığı için pişman olduğunu söylüyor.

Bir anda zengin olmasına rağmen paranın çabuk tükendiğini belirten Ayhan Yalçınkaya, "Eskiden daha güzel bir hayatım vardı. Dostlarımı kaybettim. Devlet memurluğuna devam etseydim param olmayacaktı ama huzurum olacaktı. O zaman çok mutluydum. Devlet memurluğuna geri dönmek istiyorum. Ticaret hayatından bıktım. Buradan herkese sesleniyorum, para her şey değildir. İnsanın hayatında ne dost ne de tutunacak dal kalıyor" şeklinde konuştu.

Milli Piyango talihlisi donarak öldü

Denizli'nin Sarayköy ilçesine bağlı Tırkaz köyünde 40 yıl önce Milli Piyango biletine büyük ikramiye çıkan Mehmet Sarıoğlu, yaşadığı baraka tipi evde donarak öldü. Hiç evlenmeyen Sarıoğlu'nun hayatı 40 yıl önce aldığı piyango biletine büyük ikramiye çıkmasıyla değişti. Bir anda zengin olan Sarıoğlu, köyünde bir ev yaptı ancak, zamanla parası kalmayınca ona komşuları bakmaya başladı. Yeşil kart sahibi Sarıoğlu, devletten aldığı yaşlılık maaşıyla geçimini sürdürürken kısa bir süre önce evi yandı. Köylüler aralarında topladıkları paralarla evi tamir ettirdi. Kimsesi olmayan Sarıoğlu’nun Sarayköy Devlet Hastanesi’nde yapılan otopside donarak öldüğü belirlendi.

Marangozluktan para babalığına

Denizli'nin Çivril ilçesinde marangoz olarak geçimini sağlayan Osman Kaplan, çeklerini ödeyemediği için hapse girmiş ve 1999 yılında hapisten çıktıktan 2 gün sonra sayısal lotodan 340 milyar lira kazanmış. İki çocuk babası Kaplan'ın ilk işi eşinden boşanmak olmuş. Ardından İzmir'de Pınar Şirin adlı şarkıcıyla 20 milyar lira harcayıp Hilton'da nişan yapmış ve 6 ay sonra ayrılmış. Hızlı yaşayan Kaplan'ın parası kısa sürede tükenmiş. Paraların nasıl bittiğini anlayamayan Kaplan, "İkramiyeyi kazanınca akrabalarım çoğaldı. Daha önce borç para isterim diye herkes kaçarken, ikramiyeden sonra neredeyse bütün Çivril akrabam oldu. Nereden akraba olduğumuzu anlayamadım ama onlar Orta Asya'ya kadar uzanıp bir yerlerden tutturdu. O kadar yol kat edip geldiler diye her birine para veriyordum. Hızlı bir hayat yaşadım, para bitti." diyerek yaşadıklarını anlatıyor.

"Talih bize huzur değil, felaket getirdi"

Milli Piyango’nun 1990 yılbaşı çekilişinde 1 milyar 250 milyon lira kazanan Adanalı Cem Postacı, paranın kendisine aradığı huzuru vermediğini söyledi. 1996’da oğlunu trafik kazasında kaybeden Postacı, "Talih kuşu bize huzur değil, felaket getirdi" diyor. Oğlunu kaybettikten sonra bir daha bilet almamaya karar veren talihli, kendisine çıkan paranın hayırlı olmadığını dile getiriyor. Kazandığı ikramiyeyle emlak işine giren Postacı, bir süre sonra iflas etmiş. İşlerinin bir dönem çok iyi gittiğini, hiç tanımadığı kişilerin akraba olarak karşısına çıktığını anlatan Postacı, şimdi kimsenin kendisine yardıma yanaşmadığını vurguluyor. Postacı, "Para mutluluk getirmiyor, yuvam dağıldı, toparlamak için varımı yoğumu harcadım. Eşim beni terk etti. Şimdi bir otomobilim, evim ve emekli maaşım var. Keşke o bileti almasaydım da o para çıkmasaydı." diyor.

"Eşime kalmasın diye hepsini harcadım"

53 yaşındaki Mustafa Savgan'ın macerası ise çiçekçi bir kadının kendisine 2 lira harçlık vermesiyle başlıyor. Bu parayla piyango bileti alan Savgan, 1978 yılında 10 bin lira ikramiye kazandı. Savgan, eşinden ayrılmak istedi ama ayrılamadı. "Paralar eşime kalmasın diye harcamaya başladım.150 memurun maaşını 2 ayda yiyordum. Lokantalarda ödediğim hesabın 5-6 katını bahşiş olarak bırakıyordum. Sonunda paraları tükettim. Evlenirken karıma aldığım 1 kilo altını da sattım, harcadım. Eşimi de annesinin yanına gönderdim, evdeki bütün eşyaları satıp tekrar İstanbul'a döndüm. Yıl 1985'ti. Cağaloğlu’nda bir handa hem gece bekçiliği, hem de ayakkabı boyacılığı yapmaya başladım. Eşimin açtığı dava sonucu boşandım. Sevgi olmadan para bir işe yaramıyor. Hayatımda biri yok, sevgisizim ama huzurluyum" diyerek ibretlik hikâyesini paylaşıyor.

Kızı evi terk etmiş

1984 yılında aldığı bilete 7 milyon lira isabet eden Orhan Ulusoy'un huzur içindeki hayatı ancak 3 sene sürebilmiş. İşleri ters gittiği için kızı evi terk etmiş. Oto yedek parça dükkânı bulunan ve minibüsçülükle uğraşan Ulusoy, paranın eline geçmesiyle kendisinden para isteyenlerin sayısının da arttığını belirtti. Çıkan parayı soğan ve fasulye işine harcayan Ulusoy, üst üste 3 yıl istediği kazancı elde edemeyince iflas etti. 4'ü erkek 8 çocuğu olan Ulusoy, “Hiç rahat bir yaşantım olmadı; bir arkadaşım ‘bu para sana felaket getirir’ demişti, dediği çıktı. Bir kızım evi terk etmişti. Uzun aramalardan sonra buldum. Bana para çıktığını duyanlar hep bir beklenti içinde oldular. En yakınımdan en uzağıma kadar hep bir şeyler bekliyorlardı. Başlangıcında psikolojim alt üst olmuştu." diyor.

"70 milyonun âhı var"

Evli ve 3 çocuk babası olan Nusrettin Çınar'a da Turhal'da Milli Piyango’dan 6 milyar lira çıktı. Önce yurt dışına giden Çınar, otobüs alarak Turhal'a şehirlerarası otobüs şirketi kurdu. İşleri iyi gitmeyen Çınar, 1995 yılında iflas etti. Çınar yaşadığı olayları şöyle anlatıyor: "Sefa kısa sürdü. 70 milyon kişinin verdiği biletlerden bir iki kişi yararlanırsa böyle olur. Hepsinin âhı var üstünde, hayrı olmaz. Sonradan araştırdım, kimseye hayır getirmemiş."

Şimdi işsiz olan ve emekliliğinin planlarını yapan Çınar, artık Milli Piyango bileti satın almıyor.

"Para beni perişan etti"

Ali Atıcı, çay ocağı işletirken 2004’te sayısal lotodan 543 bin YTL kazanır. Parayı aldıktan sonra memleketi Erzincan'a yerleşen Atıcı, boşandığı eşi ve çocuklarını İsviçre'ye gönderir ve ikinci evliliğini yapar, ancak ondan da ayrılmaya karar verir. Atıcı, Doğu Beyazıd'a gidip, 14 yaşındaki A.K.'yi başlık parasını verip evine götürür. Gelişen olaylar zincirinde A.K. babası Arif K.'ya teslim edilir. Ali Atıcı'nın pişmanlık dolu sözleri ise şöyle: "Hayal edemeyeceğim kadar zengin oldum, ama hayatım da alt üst oldu. Huzurum kaçtı. Geceleri gözüme uyku girmez oldu. Lotodan çıkan para beni perişan etti."

İşte aynı şekilde başlayan ve yine aynı şekilde son bulan hayat hikâyeleri... Belki birbirlerinin değil yüzünü, adını bile duymamış birçok insanın aynı dertlere gebe olduğu sabahlar... Uykusuz geçen geceler, gözlerini kırpmadan sabah eden birçok insanın paylaştığı aynı kader... Her şeyin aynı olduğu bu süreçte ağızlarından çıkan cümle de aynı oluyor: "Çok pişmanım!"

İşte Dünyaya ne amaçla geldiğinin, bilincinde olamayan insanlar, Aradıkları mutluluğu kendisini yaratanı bulup ona kul olarak özgürleşebilselerdi, Kendilerini Kadına paraya mala makama bağımlılıktan kurtararak orta bir yol tutturup hem dünya hayatının mutluluğunu hem de ahiret hayatının mutluluğunu  inşa etseydi pişman olmak yerine mutluluğu ilelebet sürdürseydi güzel olmaz mıydı?

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN ANAMUR

27 Kasım 2009 Cuma

KURBAN BAYRAMI MESAJI

KURBAN BAYRAMI MESAJI

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA!

108/2- Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

Önce sözlüklerde geçen Kurbanı değil, Kuran'ın bütünlüğünden ayetlerden süzülerek gelen Kurbanı tanımlamaya çalışalım.

KURBAN: İnsanların, Kendi ilahları adına gerek kazandıklarından gerekse canlarından infak ettikleri veya etmek istedikleri bütün şeylerdir. Kuran Bunu İki Kısma ayırmaktadır.

1- İman eden ve Salih Amel işleyenlerin kurbanları veya infakları!

2- İnkâr edenlerin kurbanları veya harcadıklarıdır.

5/27- Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: "Seni mutlaka öldüreceğim." (Öbürü de:) "Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder."

Kuran, iki âdem, tipini sembolleştirip lisanı haliyle konuşturarak, insanlara ders vermektedir. Bu Olay insanoğlunun yaratılışıyla beraber başlayıp, İnsanoğlunun yok oluşuna kadar devam eden süreçte var olan bir olgudur. İşte Bu İnsan tiplerinin bazıları Allahın yolunda kurbanlarını verirler bazıları da tagutlarının yolunda kurbanlarını verirler. Ama Allah Katında Kabul Gören kurban, Allah'ın yolunda feda edilen mallardan canlardan infak ettikleri kurbanlardır. diğerlerinin kurbanları ise asla kabul görmeyecektir.

9/111- Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran’da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.

2/264- Ey iman edenler, Allah'a ve ahi ret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağanak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez(elde edemez)ler. Allah, kâfirler topluluğuna hidayet vermez.

3/22- Onlar, yaptıkları dünyada ve ahrette boşa gitmiş olanlardır. Ve onların yardımcıları yoktur.

Buraya kadar anlattıklarımız, İman edenlerin güzel amelleri Allah katında hüsnü kabul görecek, iman etmeyenlerin yapmış oldukları güzel ameller de değere tabi tutulmayacaktır. İsterse dünyayı beslesin Gönderilen kitaplar ve peygamberler doğrultusunda inanıp yaşamadıkça yaptıkları hep boş olacaktır.

Öyleyse Kişilerin Allah adına yaşadıkları ve yaptıkları infaklar yardımlar cihat ve bu uğurda başına gelen belalar Savaşlar hep, Allah için yaşamış olduğu ve dik duruşunu göstererek kişiliğinden taviz vermeden,kınayıcının kınamasından korkmadan Allah adına yaşayıp ve Allah adına yapmasıdır. İşte Müslüman olanların kurbanları, bunlardır. 

Senede bir sefer bu yaşadıkları hayatın kurbanını sembolik olarak, Allah'ın yarattığı hayvanlardan boğazlayarak insanlara hem dağıtması hem de onlardan kendileri yemesidir. İşte kişiler arasında köprü ve bağ oluşturan, iman edenleri hep bir eylem ve davranışa götürerek bağları güçlendirip kuvvetlenmesine sebep olmaktadır. 

Ama İslam toplumlarda anlatılan kurban olayı, tamamen bundan farklıdır. Sadece Hazreti İbrahim peygamberin oğlu İsmail peygamberi sanki Allah tövbe hâşâ cinayeti emreder bir konumda anlatmaktadırlar. Allah Kesinlikle bir insanın öldürülmesini haklı bir nedene dayanmaksızın emretmez.

5/32 Bu nedenle, İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.

Şimdi Kuranda geçen Hazreti İbrahim ile Hz. İsmail’lin kıssasında anlatılmak isteneni anlamaya çalışalım.

37/100- �Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.�

37/101- Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.

37/102- Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): �Oğlum� dedi. �Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.� (Oğlu İsmail) Dedi ki: �Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah, beni sabredenlerden bulacaksın.�

37/37/103- Sonunda ikisi de (Allah�ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail�i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.

104- Biz ona: �Ey İbrahim� diye seslendik.

37/105- �Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.�

37/106- Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.

37/107- Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.

37/108- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.

37/109- İbrahim�e selam olsun.

37/110- Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.

37/111- Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır.

İslam toplumlarında genel olarak anlatılan Kıssa da şöyledir.

İbrahim Aleyhisselâm, seksen altı yaşında bulunduğu sırada(1) İsmail Aleyhisselâm, Hz. Hâcer'den doğdu. (2)

Yüce Allah; İbrahim Aleyhisselâm'a, Hz. Hac er’le İsmail Aleyhisselâm'ı, Belde-i Haram'a götürmesini vahy etti. (3)

İbrahim Aleyhisselâm; Hz.Hâcerle İsmail Aleyhisselâm görmek istediği zaman, sabahleyin, Şam'dan, Burak'a biner, gün ortasında Mekke'ye gelir. O gün, Mek*ke'den kalkar, geceyi, Şam'daki ailesi yanında geçirirdi. (4)

İsmail Aleyhisselâm, yedi yaşına bastığı sıralarda, İbrahim Aleyhisselâm, Şam'*deki evinde uyurken, rüyasında, oğlu İsmail Aleyhisselâm, kurban ettiğini görmüştü.

Hemen Burak'a binip Mekke'ye geldi. Onu, annesinin yanında buldu. (5) İsmail Aleyhisselâm:

"Oğulcuğum! Bir ip ve büyük bir bıçak al. Sonra, şu vadiye gidelim " dedi.

Rabbi’nin, kendisine emrettiği şeyden hiç bahsetmedi. (6)

Baba-Oğul Şı'b Vadisine doğru yöneldikleri zaman, şeytan, bir adam suretine girip, Allah'ın emrini yerine getirmekten vaz geçirmek için, İbrahim Aleyhisselâm’ın yolunu kesti:

"Ey ihtiyar! Nereye gidiyor ve ne yapmak istiyorsun?" diye sordu.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Şu vadiye gidip oradaki bir işimi görmek istiyorum!" dedi.

Şeytan:

"Sen, her halde, İsmail'i boğazlamak istiyorsun!?" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Sen, hiç bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü?" diye sordu.

Şeytan:

"Evet, O baba, sen'sin!" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Ben, çocuğumu, ne için boğazlayacak mışım?" diye sordu. (7)

Şeytan:

"Sen, bunu, Allahın, sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun!" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Eğer, Allah, bunu, yapmamı, bana emretti ise, Allah'a boyun eğip onun emri*ni yerine getirmeyi, uygun bulurum!" dedi. (8)

Şeytan:

Vallahi, sanıyorum ki: Şeytan, rüyanda, sana gelip şu oğlunu, boğazlamanı, emretmiştir.

Sen, onu boğazlamağa gidiyorsun!" deyince, İbrahim Aleyhisselâm, onun, şey*tan olduğunu anladı:

Ey Allah düşmanı! Vallahi, ben, Allah'ın emrini, o vadide mutlaka yerine getireceğim!" dedi.

Şeytan, İbrahim Aleyhisselâm dan ümidini kesince, İbrahim Aleyhisselâm’ın ar*dasında ip ve bıçak taşıyan İsmail Aleyhisselâm’ın önünü kesti. Ona:

'Ey çocuk! Baban, seni, nereye götürüyor biliyor musun?" diye sordu. İsmail Aleyhisselâm:

"Ev halkımıza, şu vadiden odun toplayacağız!" dedi. Şeytan:

'Vallahi, baban, seni, boğazlamak istiyor.(9), boğazlamağa götürüyor!"

dedi. (10)

İsmail Aleyhisselâm:

"O, beni, ne için boğazlayacak? (11)

Sen, bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü?!" diye sordu.

Şeytan:

'İşte, o baba, budur!" dedi. İsmail Aleyhisselâm:

"Babam, beni, ne için boğazlayacakmış?" diye sordu. (12) Şeytan:

"Rabbi’nin, bunu, kendisine, emrettiğini sanıyor!" dedi. İsmail Aleyhisselâm: "O, Rabbi’nin, kendisine, emr ettiği şeyi yapsın! (13)

Onun, her nerede olsa, Rabb'ine boyun eğmesi, Rabb'inin buyruğunu, yerine getirmesi, daha iyidir! (14) Ben de, emri dinler ve ona, boyun eğerim!" dedi.

Şeytan, İsmail Aleyhisselâm’ın da, kendisini dinlemekten kaçındığını görünce, hemen, onun annesine gitti.

Hz. Hâcer, o sırada evinde bulunuyordu. (15) Ona:

"Ey İsmaillin annesi! İbrahim’in, İsmail'i nereye götürdüğünü biliyor musun?" diye sordu.

Hz. Hâcer.

"Şu vadiden, bize odun toplamağa götürdü" dedi.

Şeytan:

"O, İsmail'i, ancak, boğazlamak için, götürdü!" dedi. (16)

Hz .Hâcer:

"Bir babanın, çocuğunu, boğazlaya bileceğini, nasıl düşünebiliyorsun?! (17)

Hayır! Öyle değildir.

O, oğluna karşı, çok şefkatlidir!" dedi. (18)

Şeytan:

"O, bunu, Allah'ın, kendisine emrettiğini söylüyor ve sanıyor!" dedi. (19)

Hz. Hâcer:

"Eğer, Rab’i, bunu, emretti ise, Allah'ın emrine boyun eğmek gerekir! (20)

Her nerede olsa, onun, Allah'a boyun eğmesi, Allah'ın buyruğunu yerine ge*tirlesi, daha iyidir!" dedi. (21)

Şeytan, İbrahim Aleyhisselâm ve onun ev halkına bir şey yapamadığına kızgın bir halde, geri döndü.

Hepsi de, Allahın buyruğunu dinlemek ve ona boyun eğmekte birleştiler. (22) İbrahim Aleyhisselâm, Sebîr vadisinde, oğlu ile başbaşa kalınca, ona:

"Oğulcuğum! Ben, seni, rü'yamda boğazlıyorum gördüm!" diyerek kendisine emrolunanı, haber verdi.

İsmail Aleyhisselâm:

"Babacığım! Sana emrolunanı, yap!

İnşâallâh, beni, sabredenlerden bulacaksın! (23)

Allah'ın emrine boyun eğ!

Her iyilik, Rabbi’nin emrine boyun eğmektedir!" dedikten sonra,

"Sen, bunu, anneme bildirdin mi?" diye sordu.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Hayır! Bildirmedim!" dedi.

İsmail Aleyhisselam: Bildirmediğine, iyi ettin" dedi. (24) Sonra da:

Babacığım! Boğazlamak istediğin zaman, beni, iple sıkıca bağla ki benden, sana karşı, bir şey isabet edip de, ecrim eksilmesin!

Çünkü, ölüm, çok çetin ve zordur.

Bıçağın, tenime dokunduğunu hissedince, çırpınmayacağımdan emîn değilim! Bıçağını, iyice bileyip keskinleştir ve boğazıma, hemen çalıver ki, beni çabuk öldürsün! Rahata, kavuştursun!

Hem, sen, beni, boğazlamak için, yatıracağın zaman, yüzü koyun yatır, alnı yere getir.

Yanımın üzerine, yatırma.

Çünkü, yüzüme bakınca, rikkate gelip te, benim hakkımda Allah'ın, sana emrettiği şeyi yerine getirmene engel olabileceğinden korkarım!

Eğer, gömleğimi, anneme götürüp vermeyi uygun görürsen, öyle yap! Belki, bu, onun için, bir teselli olur, gönlünü, onunla eğler!" dedi. İbrahim Aleyhisselâm:

Oğulcağızım! Sen, bana, Allah'ın emr ettiği şey hakkında ne güzel yardımda bulundun!" dedi ve onu, istediği gibi, sımsıkı bağladı.

Bıçağı, iyice biledi.

Sonra, onu, yüzükoyun yatırdı! Yüzüne, bakmaktan sakındı.

İbrahim Aleyhisselâm, bıçağı, İsmail Aleyhisselâm’ın boğazına bastırınca(25), sanki, bıçak, bakır bir levha ile karşılaştı! Büyük bıçağın ağzı, İsmail Aleyhisselamın boğazını kesmedi!

İbrahim Aleyhisselâm, bileği taşıyla iki veya üç kerre biledi. Fakat, her defasında da, kestirmeğe muvaffak olamadı. Her halde, bu iş, Allâh'dandır!" dedi. (26)

İbrahim Aleyhisselamın elindeki bıçağın ağzı, tersine dönmüştü. (27) O sırada, Yüce Allah tarafından: "Ey İbrahim! Rü'yana, sadakat gösterdin! işte, sana, oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık! Boğazla onu!" buyruldu. (28) İbrahim Aleyhisselâm, doğrulup bakınca, Cebrail Aleyhisselamın yanında, iri boynuzlu bir koçun (29) veya önünde iri bir dağ tekesinin dikilip durduğunu gördü.

"Kalk yavrucuğum! Sana, bir fidye indi!" dedi.

O teke'yi, orada, Mina'da kurban etti. (30)

Bu teke'nin, Sebîr dağından inip geldiği rivayet edildiği gibi, iri boynuzlu, gü*zel bir koç olduğu da, rivayet edilir. (31)

İsmail Aleyhisselâma, Allah tarafından Fidye olarak gönderilip kurban edilen koçun iki boynuzu, Kâbe’de, uzun zaman asılı durmuş ve Kâbe’nin Abdullah b. Zübeyr ve Haccac zamanında yanması üzerine, o da, yanmıştır.

Rivayete göre: Koçun kuru başı, Kâbe Oluğunun yanında asılı bulu*nuyordu. (32)

Ebüttufeyl ile Şa'bî de, Kabe'de iki boynuzu gördüklerini söylemişlerdir. (33)

Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Mekkenin fethinde, Kabe Anahtarcısı Osman b. Talha'yı çağırıp ona:

"Beytullâha girdiğimde, Beytullahda, iki koç boynuzu gördüm. Onların setrini emr etmeyi unuttum. Onları, setr ve görünmez et!

Çünkü, Beytullah'da namaz kılanı, meşgul eden şeyin bulunması yaraşmaz." buyurmuştur. (34)

Bu boynuz, İbrahim Aleyhisselamın oğluna feda edilmiş olan koça aid olup Ab*dullah b. Zübeyr, Kâbeyi yeniden yaptırmak üzere yıktığı zaman, onu, Kâbenin duvarında bulmuştu.

Kırmızı çamurla suvanmış bulunan bu boynuzlara eliyle dokununca, onlar, ufanmış, gitmişlerdir.

Hadîs'in Râvîlerinden Süfyan:

"Bu koç boynuzları, Beytullâh yanıncaya kadar, Beytullâh'ın içinde buluna geldi. Yangında, onlar da, yandı." demiştir. (36)
Alıntı
KURAN'IN VERMEK İSTEDİĞİ MESAJI DİNLEYELİM.

İşte İslam toplumlarında kıssa olarak kulaklardan kulaklara, nesillerden nesillere aktarılan bu ve bunun benzeridir.
Ama Kuran üzerinde derin araştırma inceleme ve tahlil yaptığımızda böyle anlayışın kesinlikle kuran anlatışına uymadığı muhakkaktır.
Bütün peygamberlerdeki temel haslet Kendilerinden sonra gelecek olan peygamberleri müjdelemesi ve kendilerinden önce gelenleri de tasdik edip doğrulamasıdır. Peygamberlerdeki erkek çocuk özlemi, onu ilahlaştırmak ve sevgide aşırıya gitme anlamında değildir. 

Kendilerinden sonra kendi dinini misyonunu kendilerinden sonraki kuşaklara aktarma arzularıdır. Zekeriya peygambere Yahya’yı müjdelemesi İbrahim peygambere İsmailli vermesi onların istekleri ve arzularının gerçekleştirilmesidir. 

İsmail'in kurban edilmesi demek kıssada anlatılan temel espri onu Allah adına infak etme demektir. Yani insanlara kendi özgürlükleri içerisinde dileyen rabbani yolu seçmede, dileyen de şeytani yolu seçmede kendi özgür iradelerine bırakılmıştır. İşte İbrahim oğlunun rabbani yolda hayat sürmesi için çaba göstermiş İsmail de  babasının bu çabasına karşılık vermiştir.

 Aynen İmran'ın karısı Meryem'i Allah adına adaması gibidir.

3/35- Hani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti.

3/36- Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım."

3/37- Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.

Anlatılmak istenen Allah'ın dünya hayatında ben oğlumu veya kızımı sana infak ettim. Dünyada kendi dinini yaşamak ve anlatmak isteyenlere zalim olanlar bir türlü rahat vermezler onu biliyorum bu senin sünnetindir. 

Her peygamber gönderildiklerinde mutlaka önde gelen Müstekbirler onlara zulüm etmişlerdir. ve etmeye devam edeceklerdir. Diyerek O İnsanlara örnek olacak ve insanları dünya hayatında peşine takarak sağ salim ahret âlemine ulaştırabilecek bir erkek çocuk özlemi içindedirler. Yoksa peygamberler dünyalık zevkler için Allah'tan bir şey istemezler. Onların dertleri felakete giden insanlığı helak ten kurtaracak birini aramaktadırlar.

Bütün peygamberlerde insanlar için güzel bir örnek vardır. Allah Musa peygamberde olan özelliği anlatırken şunları vurgulamaktadır.

20/7- "Sağ elindeki nedir ey Musa?"

20/18- Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var."

20/19- Dedi ki: "Onu at, ey Musa."

20/20- Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).

20/21- Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz."

Allah Taha suresindeki Musa peygamberle konuşmasında Dünyada Kazanmış olduğu makamını, yakınlarını, mallarını gerektiği zaman bir çırpıda feda ederek ve karşılığını kat kat artırmak koşulu ile bir kurban vermeye, borç vermeye hazırlamaktadır. İlk etapta Allah'tan gelen böyle bir teklif Musa peygambere soğuk duş etkisi yaparak onu ürkütmüştür. 

Diyelim ki dünya hayatında uzun yıllar biriktirmiş olduğu mallar, şanı şöhreti ve yakınlarını bir anda kaybeden insanlar nasıl felç olup komaya girebiliyorlarsa. Önünde Allah'ın dinini yaşamaya namzet olan Hazreti Musa’yı birçok dünyalık, önüne çıkan engelleri canı pahasına aşarak hakkı hâkim kılma Mücadelesi beklemektedir.

Hazreti Musa peygamberin karşısında en büyük engel Kendisinin rabliğini ilan etmiş Firavun ve taraftarlarıdır. Firavun Kuranda bir sembol olarak kullanılmış her zaman ve her dönemde firavun tipli insanlar olmuş ve olmaya devam edecektir. Onlardaki temel özellik, halkı fırkalara ayırarak Zayıflatmak ve kendisine dünyadaki insanları köle ederek onları istediği gibi kullanmalarıdır.. İşte Hazreti Musa’nın mustazaf olanları örgütleyerek güçlenip firavunun haddini bildirmek için birçok kurban vermesi gerekmektedir.

Kuran bize burada Dünya üzerindeki süper güçlerin, Birlik ve beraberlik içerisinde olan halkı nasıl mezheplere, meşreplere, tarikatlara terör örgütlerine daha akla hayale bile gelmedik fırkalara bölerek hele hele Müslüman toplumları bölerek biri birilerine düşman etmeleri Kuranda anlatılan firavun kıssasının ne kadar bize ders verdiği önemsenmesi gerekmektedir. İman etmeyen Allah'ı tanımayan ve doğru yolu kendisine ilke edinmemiş her Müstekbir kesinlikle iman eden ve Salih amel işleyenlere karşı dost olamaz ve olanları da engellemeyi kendisine bir görev bilmektedir.

58/22- Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.

Allah İman edenleri böyle kişilik ve kimliğe davet ederken, Neden Allah'ın dost olmayın dediği, topluluklarla sevgi bağı oluşturmaya kalkıyoruz Allah bizlerdeki değişikliği görmeden Allah bizi asla değiştirmez. İslam ülkelerinin hangisine varsan birbirleriyle dost kalan ender insanlara rastlarsın. Allah Böyle bir topluluğu hidayete hayra eriştirir mi? 

Kuranda Anlatılan Asıl namaz ibadet, Allah'ın Koyduğu çizgiler içerisinde hayatı yaşamak, İslam kimliğinden ödün vermeden haramlardan kaçınıp helaller ölçüsünde yaşayıp zorluklara karşı göğüs germek demektir. İşte düzgün hayatı sürekli bir disiplin içerisinde Allah'ın adına yaptığını Allah'ın karşısında kıyam rükû ve secde ederek Allah adına yapıldığını belirginleştirilmesi gerekir. Yoksa namaz kılmadan kimin adına yaşadığını kim nasıl ayırt edecek?

Hacca gitmek, senenin belirli gününde kabenin etrafında sadece dönmek demek değildir. Hacca gitmek Yetimleri yoksulları yolda kalmışları isteyip dilenenleri yedirip içirmek ve ihtiyaçlarını karşılamaktır. Sonra, bunu tescillemek tir. Hac, dünya üzerindeki Müslümanların senede hiç olmazsa bir sefer bir araya gelerek, Müslümanlardaki dayanışmayı masaya yatırıp, hangi ülkenin ne gibi sorunları var bunlara çare aramaktır. 

İnananlar kardeştir. Bir vücuttaki bir organın rahatsızlığının bütün vücudun diğer organlarını da etkilendiği gibi, bir Müslüman olanın Müslümanın problemi, diğer Müslüman olanın problemi olmalıdır. Ondan rahatsız olmalıdır. Yoksa herkes kendi yaşamını düşünür ve diğer ihtiyaç sahiplerini, ve hayatını güçlükle sürdürenleri duymazlıktan gelen toplumları helake götüren olgu budur İşte Allah ben müslümanım.

diyenleri günde beş sefer huzuruna çağırıp onlarla istişare yapar. ve onları eğiterek dünya hayatındaki yaşamlarını kontrol etmesi İman edenlerin kendi yaraları içindir. Kişilerin namazına Allah'ın ihtiyacı yok Kişilerin kestikleri kurbanlara da Allah’ın ihtiyacı yok. Hayra ulaşmaları için insanların bu gibi ibadetlerle ihtiyacı vardır.

22/36- İri cüsseli develeri size Allah'ın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuşçasına ayakta durup) boğazlanırken Allah'ın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkâra ve isteyene yedirin. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik, umulur ki şükredersiniz.

22/37- Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver.

Kuranda sözü edilen hac olayı da, senenin belirli günlerinde gidip kabenin etrafında dönmek demek değil, asıl önemli olanı, hayat namazını, kurallarına göre yaşamaktır. Zorluklarla savaşarak Allah'ın koyduğu kurallar içerisinde yaşam savaşı verip de onu süs haline getirmektir. 

Hac, Bilindiği gibi peygamberimiz. yaklaşık yirmi  yıllık mücadele döneminde kabeye gitmemiş. Müslümanlar zorlu bir hakkı hâkim kılma mücadelesinin arkasından güçlenip kuvvet oluşturduktan sonra hac için kabeye girilmiştir. 

Kâbe bilindiği gibi Mekke müşrikleri tarafından işgal edilmiş ve orası hazreti İbrahim ve İsmail'in oluşturdukları yaşam tarzı ve anlayışı tamamen kaybolarak putlar işgal etmişti. İşte uzun bir mücadele sabır ve dayanma sonucunda güç ve kuvvet oluşturan Müslümanlar, artık Kabeyi putlardan temizleyerek eski asaletine kavuşturmuştur.


9/2- Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, inkar edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır.

9/3- Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah'tan ve Resûlü�nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resûlü de� Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkar edenleri acı bir azapla müjdele.

İşte Kurbanın haccın, namazın kelimeyi tevhidin gerçek anlamı budur. İnsanları, pisliklerden temizleyip arındırarak halis bir yaşam biçiminin peygamber ve onun etrafındaki tabi olanlarla beraber örnek olarak yaşanan bir hayatı insanlar için dönülecek bir yön ve kıble yapması demektir.

2/243- Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez.

İşte kurban olmak ölümü göze almak demektir. Ölümü göze almayan zorluklara sabretmeyen dayanamayan toplumlar, nasıl takva iktidarını kurabilirler. Kendisini feda etmeyeni Allah feda et diye zorlamaz. İsteyenlere Allah hidayetini verir. isteyenleri saptırır bağışlar. İstemeyeni Allah bağışlamaz saptırmaz.

İşte bu peygamberimizin yirmi üç yıllık yaşam hayatı kendisinden sonra gelecek olan kuşaklara böyle bir yaşam da olur muymuş demesinler diye. Örnek bir toplum dönülecek, bir yaşam tarzı olarak insanlara örnek kılmıştır.

2/143- Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.

İnsanların artık bundan sonra elde orijinalliği bozulmamış bir Kuran'la, insanlık tarihinden bu tarafa gelmiş geçmiş toplumlardan kıssa oluşturmuş peygamber hayatlarından kesitler sunarak nerede nasıl davranılacağını, her örnekten bir örnek vererek, ve hiçbir eksik de bırakmadan insanlara yol gösterici bir kitap ellerde bir ayet, ve belge olarak değişmeden dolaşmaktadır.

2/ 2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap'tır.

Yerlerde ve göklerde ne varsa Allah insanlar için yaratmıştır. Et yemek insanlar için hayatlarında en önemli besin kaynaklarındandır. insanlar kurban günlerinin dışında hayvanlardan dilediklerini kesip yedikleri halde onlara laf etmeyen insanlar, kurban günlerinde kesilen hayvanları acımaları tutmakta ve Allah için kurban kesip yiyenleri ve yedirmelelerini cinayetle suçlamaktadırlar. Bu adaletle düşünen insanlara hiç de adil gelen bir ifade değildir.


O zaman Kurban, hayatlarını Allah uğruna feda etmek isteyenlerin  hayatta kalanlara büyük baş hayvanlardan boğazlayarak hem yemeleri hem de yedirmeleri için Allah mali gücü yerinde olanlara emretmektedir.  

hiç olmazsa kurban kesmeye gücü yetmeyenler bu bahane ile senede bir sefer de olsa,mideleri et görüp bayram etsinler.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR