2 Nisan 2009 Perşembe

ÖTENAZİ




RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Yaşam destek ünitesine bağlı olan hastanın desteğinin çekilmesi veya onun ölüme terk edilmesi caiz mi? caiz değimlidir? Konusu gündeme geliyor. Bu anlayış elbette iman edenlerle ilgili bir olay bir de olayı insani açıdan daha doğrusu kutsal değerlere inanmayanlar açısından değerlendirdiğimiz zaman. onlara göre ahiret hayatı yoktur. 

Bu sebeple dünyada çekilen her acılı an acılı geçmeyen ana göre daha Kötüdür. bu sebeple ötenazi yani insanın gerekse kendi bilinçli olduğu andaki ölme isteği gerekse ailesinin bilinçsiz olduğu dönemde öldürme kararı ( Onlara göre acıları sona erdirme ) olarak nitelendiriliyorsa da bunun adı cinayettir. eğer kendi istiyorsa intihar eğer ailesi istiyorsa da bunun adı katilliktir. 

Bakara 143 ayette Ancak bu hayatın zorluklarına iman edenler sabredebileceğini iman etmeyenler için de bu hayat bir yük olacağını vurgulamaktadır. Mülk suresi 2 de de Allah insanlara dünyada bir rol verdiğini ve bu rolleri kim nasıl yapacak diye denemeye tabi tuttuğunu anlatıyor. İşte insanlar basit akıllarıyla olayları detayı ile göremediklerinden böyle yanlışlıklara düşmektedirler. 

Bana göre doğru olan Kuran'dan anladığım kadarıyla,Kuran'a göre. Eğer hastaya bağlanan yaşam destek ünitesi hastaya takıldığında acısını artırıyor ise ben o konuda uzman değilim. onu o konunun uzmanlarına bırakıyorum. Onu takmaları doğru değildir. Eğer acı vermiyor da onu rahatlatıyorsa onu ecelinin sonuna kadar güçleri yetiyorsa bekletmeleri gerekmektedir. 

Tabi ki, Allah insanın gerek kendi kendisini öldürmesine izin vermiyor, yasaklıyor. Ama kendini de öldürenlere veya öldürmek isteyenlere de engel olmuyor. Dünya yaşamındaki özgürlüğüne insanların biri birine müdahalesi hariç karışmıyor. İmtihanı Allah yaparken, sadece o hastayı değil, bütün onunla ilgili olan insanları da deniyor. 

Hastanın oradaki görevi eceline kadar acılara sabretmek diğerlerinin de görevi bu da en yakınlarından başlamak üzere onun o acılarını en aza indirgemeye çalışarak ona yardımcı olmaya çağırmaktadır. selam ve sevgiler sunuyorum.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR

1 Nisan 2009 Çarşamba

DİN BİLİM IŞIĞINDA YARATILIŞ TEORİSİ



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Öncelikle Ali Kırca beye, böyle seviyeli bir tartışma düzenleyerek değişik inanç guruplarını bir araya getirip objektif olarak yönetmesinden dolayı kutluyorum. Orada iki ilahiyatçı ve bir de bilim adamı sıfatıyla çıkan, Abdul Aziz Bayındır’a, Mehmet bayraktar Hocaya, ve Celal Şengör Hocaya, Bazı katılmadığım yönleri olsa'da. böyle seviyeli bir tartışmanın müsebbibi oldukları için hepsini kutluyor ve tebrik ediyorum.

Kuran: İnsanların sahip olanlarına veya kabullenenlere dünya hayatında nerede nasıl davranacaklarının Allah tarafından çizilmiş bir hayat projesinin adıdır. Ne yazık ki.Kuran yakın zamana kadar. duvarlarda asılı süs olarak kullanılan veya ölülerin arkasından müzik olarak okunan bir kitap halinde, terk edilmiş olduğu için, din olarak onun yerini Orijinal ortada bulunmayan Musevi ve İsa dininin uydurma olarak anlatılan uzantısından başkası kalmamıştır.

Kuran Allah'ın yarattığı kainatın konuşan dilidir. onu anlayabilenler için Maalesef Kuran'ın insanlar tarafından anlamak için masaya yatırılmaması ve gündemden uzak kalması veya gecikmesi , keşfedilmesi gereken değerlerin de gecikmesine yol açmıştır.İşte Otuz Yıla yakın bir zamandır acizane olarak ön yargısız Kuran'ı anlama konusunda çalışmaktayım. 

Üzülerek söylüyorum. Bu gün Kuran konusunda. Diyanet ve ilahiyat fakültelerinde okutulan ve din olarak sunulan islam. Zamanımızdan bin üç yüz sene önceki mezhepler dönemindeki anlatılan dinin bir taklidi ve tekrarıdır. O günü bu güne taşımanın ilim olduğunu sanmışlardır. Ama Kuran anlaşılmak için uğraşılmış olsaydı. bu gün dünya daha çok şeylerin keşiflerine tanık olacaktı.

Şimdi Kuran'da geçen Kainatın yaratılışı ile ilgili bazı bilgileri aktarmaya çalışalım.

41/9- De ki: “Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkar ediyor ve O’na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.”

41/10- Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti.

41/11- Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler.

41/12- Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)’ın takdiridir.

Bu ayetlere göre kainatın altı aşamalı bir evreden geçtiği bu evrelerin her birine bir gün dediği görülmektedir. Yani insan oğlu yaratılmadan önce insan oğlunun yaşayabilecek bir ortamın oluşabilmesi için bazı ilim adamlarının tahminine göre on beş milyar yıl geçtiği söylenmektedir. 

Ama Şu Bir gerçek ki çok uzun zaman geçmiştir. işte bunu Kuran şöyle anlatmaktadır.

76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.

işte her şeyin yaratılmasıyla beraber insan oğlu ile kainattaki varlıkları lisanı haliyle konuşturarak onlar hakkında bize en doğru bilgiyi vermektedir.

11/7- O’nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Andolsun onlara: “Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz” dersen, inkar edenler mutlaka: “Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir” derler.

Her şey yaratılmış ve hangi insanın daha güzel bir amel işleyeceğini denemek için ölüm ve hayat yaratılmaktadır. Burada Kuran'ın dışında yol arayanların tespit edemedikleri ve daha bu bilgiye ulaşamadıkları bir olağan üstü bir haberden bahsedeceğim.

Kuran Kainattaki varlıkları temel olarak iki kısma ayırmaktadır. Birisi secde eden varlıklar bunların adı melek olarak anlatılıyor. diğeri ise secde edilen varlıklar yani halife olan adem oğlu şemsiyesi altındaki insanoğludur. bakınız bunları lisanı haliyle konuşturarak nasıl izah ediyor.

2/28- Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O’na döndürüleceksiniz.

2/29- Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O’dur. Ve O, herşeyi bilendir.

2/30- Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi.

2/31- Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi.

2/32- Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”

2/33- (Allah:) “Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver” dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: “Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.”

2/34- Ve meleklere: “Ademe secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.

buraya kadar ayetlerde geçen iki varlıktan söz etmektedir.birisi halife olan adem oğlu ona akıl ve kainatın sırrını gün yüzüne çıkarabilecek kabiliyet verdiğini izah ederken bu secde edilmesi gereken varlıktır. yani emir vermekte olan varlık anlamında kullanılan. Halife adem insandır. diğeri de secde eden varlık olarak melekler zikredilmektedir.

işte meleklerin özelliğini kuran lisanı haliyle konuşturarak. kainatta yaratılan insanın dışındaki varlıklarda bu haslet vardır. yani bir domates fidesine domates yapacak bilgiyi Allah kodlamış ve bir domates yapıyor. bakınız meleğin secde etmesi kendisindeki bilgileri insan oğlu istediği zaman. sunması anlamındadır. 

Bütün dünyadaki insanlar bir araya gelseler bir domates fidanının yaptığı domatesi yapamazlar. İşte kainatta yaratılan her varlık kendilerine ait birer bilgi küpüdürler ama, onları insanlardan farkları başkalarına ait bilgileri bilemezler sadece kendilerine kodlanan veya yüklenen bilgileri bilirler. Aslında ilahiyatçıların bazılarına bakıyorum. bir konu ile bilgileri güzel güzel ilimlerle buluşturarak açıklamışlar ama. bazı konularda. tamamen olayları çarpıtarak ilimlerle veya ilim adamlarıyla çatışmaya girmektedirler.

İlimle din. akıl pratik çatışmayan çelişmeyen kucakla şandır. Şimdi, Oradaki tartışılan anlatan konulardan bazılarını buraya aktarmaya çalışalım. Abdül Aziz Hocam orada tıp ilmiyle kucaklaşan bir anne rahmindeki çocuğun gelişmesinden bahsederken güzel bir örnek verdi.

22/5- Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. 

Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.

23/12- Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.

23/13- Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

23/14- Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir.

23/15- Sonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız.

23/16- Sonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz.

Bakınız zamanımızdan bin beş yüz yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen tıp ilminin kuranda geçtiği şekilde çocuğun oluşumundan bahsetmesi Allah'ın bir mucizesi değil de nedir.? Bu Konuda Abdül Aziz Hocamı tebrik ediyor ve tam puan veriyorum. Ama. tuttu Belkıs'ın sarayı hakkında ki söylediklerinde de pot kırdı. kanaatindeyim. ayetleri alalım bir bakalım.

27/38- (Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) “Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?” dedi.

27/39- Cinlerden ifrit: “Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim.” dedi.

27/40- Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: “Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.” Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: “Bu Rabbimin fazlındandır, O’na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır.

27/41- Dedi ki: “Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?

27/42- Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: “Senin tahtın böyle mi?” denildi. Dedi ki: “Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk.

Bu Ayetlerin kastettiği manaları anlaya bilmek için Kuran'daki anlatım sanatını yakalamak gerekmektedir. Aslında Kuran'da geçen ayetlerin ne söylediğine değil, ne söylemek ve ne anlatmak istediğine bakmak gerekmektedir. Süleyman peygamber zamanındaki teknolojinin bu günkü teknolojiden üstündü demek bence bayındır hocanın yanılgısı diyorum. Orada af edilmez bir gaf yapmıştır. Peygamberlerdeki mucizeler kendisinin de taktir ettiği gibi teknoloji mucizesi değil bilgi vahiy mucizesidir. 

Vahiyler de geçmişe ana. ve geleceğe ait bilgileri gayıp haberleri olarak var ama. asla günün teknolojisinden teknolojik mucizeler asla yoktur. Bakınız. Allah evrene bir yasa koymuştur. bu yasa kendi yaratılış seyri içerisinde seyreder durur peygamberler de bu yasaların içerisinde yaşadıkları sürece yasalardan nasiplerini alırlar. deniz yüzmek bilmeyen, bir peygamber olsa da boğar firavun olsa da boğar. Ateş içerisinde insanı yakacak düzeye ulaşırsa hazreti İbrahim olsa da yakar. 

Nemrut olsa da yakar, seyrini değiştirmez. Veya Allah insanları evrene koyduğu yasaya göre bir erkek ve bir dişiden meydana geliyorsa. bu yasayı Meryem'e veya İsa peygambere gelince değiştirmez. veya canlılar doğup büyüyüp ölüyorsa.. İsa peygamber gelince hatırlayanlarınız inandığı gibi Allah onu öldürmeyip sağ yanına koymaz. ölen insana dünya hayatına geri gelmesi yoktur 21/95 

İşte din adamlarının bu yanlış algılama ve kuranı yanlış yorumlama nedeniyle böyle uygunsuz çatışmalara girilmektedir. Ben Şuna İnanıyorum ki Aslında kuran Kuran'ın anlattığı gibi anlaşılabilse, ön yargısız ve kalpleri maraz olmayanların dışındaki bütün insanların inanacaklarına inanıyorum. çünkü kuranın anlattıkları içlerinde gizli bir cevher olarak beklemektedir. 

Bazı büyük yanlışlardan dönen insanları dinlerini değiştirerek Müslüman olmalarının nedeni budur. Orada celal Şengör hocanın ilim adına konuştuklarına ben şahsen inanmıyorum diyor ki bu kainat tesadüfen kendi kendisine var oldu diyor. buna kesinlikle okuduklarıyla bağdaştıramadığını kendisi de bilmektedir. 

Ama inancını öyle yada böyle medeni cesaretini ortaya koyarak söylemesi takdire şayandır. Onun söylediğine göre bir rüzgar geldi demirleri bakırları alüminyumları kabloları topladı kendi kendisine bir televizyon oluverdi. veya bir adam oluverdi. hocam lütfen bir insanın meydana gelişindeki seyri lütfen bir incele deli bir erkekle deli bir kadın birleştikleri zaman. akıllı tasarımcı bir insan oluşmaktadır. bu söylediklerin doğru değildir. 

Ama evrim konusundaki görüşlerinin bazılarının bazılarına kurana ters olmadığını Mehmet bayraktar hocayla paylaşıyorum mesela ayetlerden örnekler verdi. Kainatın altı günde yani altı ana çatı olarak aşamadan meydana geldiği bir gerçektir.

10/-2 İçlerinden bir adama: “İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katın'da ‘gerçek bir makam’ olduğunu müjde ver” diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: 

Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür” dediler. İşte bu altı aşama değişik evrelerden evrimlerden geçmesi bir gerçektir ilimlerle kurandaki ayetler kesinlikle çelişmez. ama ilim diye ispatlanmamış teori veya hipotezleri ortaya koyarak insanlara yutturulmaya çalışılması büyük bir skandal olarak nitelendirilmelidir. 

Aktarmış olduğum ayetlerde gerek kainatın gerekse kainat içerisindeki varlıklarda insanların müdahale veya evrendeki varlıkların biri birlerine yapmış oldukları iletişim sonucunda değişiklikler evrimler oluşmuştur. Ama Kainat içerisinde yaratılıp Allah'ın bir sünnet koymasından sonra türlerin biri birleri arasında değişiklikler olmuştur. Ama türlerden türlere yine onları o konunun ilim adamlarına bırakıyorum. Geçiş olmadığı kanaatindeyim. 

Bebeğin anne karnına gelinceye kadar geçirilen evreler veya anne karnındaki aşamalar ve anne karnından sonra değişik bir yaratılışla yaratılması bir yaratılışla geçirilen evrimdir.peki soruyorum insanların maymunlardan türeyerek evrimleşti diyenlere peki insanlar bu evrimleşme devam ederlerse ne olacak? İnsanlardan başka insanların yerini tutabilecek bir varlık yoktur. 

Hadi hodri meydan diyorum insanların evrimleşme sonucu maymunlardan meydana geldiğini ilan edenler insanların evrimleşme sonucunda ne olarak türeyeceklerinin bilgisini versinler asla böyle bir şey yoktur. ancak kainatı yaratan Allah'ın söylediği gibi yeni bir yaratılışla yaratılıncaya kadar insanlar dünya hayatında halifeliğini sürdüreceklerdir. 

Her peygamber veya değişik ilim adamları annelerinin karınlarından doğarken peygamber veya ilim adamları olarak doğmazlar. onlar bir olgunlaşmaya doğru giden bir süreç içerisinde olmaktadırlar. ve bu kainatın tekrar yok oluşu ve yeniden değişik bir yaratılış biçimiyle de yine değişim oluşmaktadır. Hepinize saygı selam ve sevgilerimi sunarım.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMMUR

13 Mart 2009 Cuma

KURANDA GEÇEN HARUT VE MARUT NEDİR?




RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Bakara suresinin yüz ikinci ayetinde harut ve marut adlı iki melekten söz edilmektedir.

2/102- Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkar etmedi; ancak şeytanlar inkar etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkar etme" demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi. 

Vettebeû mâ tetlûş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârûte), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer’i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le menişterâhu mâ lehu fîl âhireti min halâkın, ve le bi’se mâ şerev bihî enfusehum lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).

Kuran'daki ayetler içerisinde geçen kelimelerin ne anlama geldiği anlaşılmadan, Ayetin anlatmak istediği mana yakalanamaz. Asırlardır Kuran'daki kıssaların yanlış tefsir edilmesinin asıl nedenlerinden birisi de budur, kanaatindeyim. Burada kastedilen manayı yakalayabilmek için, şu kelimelerin bilinmesi gerekmektedir.

1-Melek:İnsanların fiziki ve psikolojik yapısı da dahil olmak üzere, Allah’ın insanlara hizmet etmek için yarattığı insanın dışındaki bütün varlıkların adıdır.

2/30- Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim" dedi.

2/31- Ve Adem'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin" dedi.

2/32- Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın."

2/33- (Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim."

2/34- Ve meleklere: "Ademe secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.

Dikkat edildiği zaman melekler insanların hizmetine verilmiş, İnsanlar iyiye veya kötüye yöneldikleri zaman yöneldikleri istikamette hizmet eden varlıklardır. Bazılarının söylediği gibi insanların iyi halleri anlamında değillerdir.  Veya melekler nurdan yaratılması diye bir ayet de yoktur. Yani, insan şeytanın yoluna gitse de insanlara hizmet sunarlar. Rahmanın yoluna gitse de hizmet sunarlar. Yukarıda Ayetlerde ifade  edilen Meleklerin Ademe secdesi bu anlamdadır.

Harut ve Marut ile ilgili ayette masaya yatırılıp düşünülmesi gereken kelimeler öz olarak şunlardır.

1- Süleyman peygamberin Mülkü!

2- Şeytanlar. İnkar etti.

3- Harut ve marut

4- Öğrendikleri kadınla erkeklerin arasını açan şey.(sihir)

5- Fitne Nedir.

1-SÜLEYMAN PEYGAMBERİN MÜLKÜ

27/17- Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.

Dikkat edildiği zaman toplumların genelinde devamlı yanlış anlaşılmış hurafelerle dolu beyinler kirlenmiş, bilgi birikimi vardır. Aynı bilgi kirliliği Şimdiki toplumlarda  da var. Bakınız Kuran geçmiş toplumlardaki bu yanlış bilgilenme ve kirliliği şöyle izah etmektedir.

18/22- (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların dördüncüsü köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez." Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.

Aynen onlar gibi, O toplumlar da Süleyman'ın mülkü ifadesini Kuran kullanırken  Süleyman'ın  nebi ve resullüğünden söz etmektedir. Peygamberliği inkar edenler Şeytan ve şeytanın yolunda giden insanlardır. Bütün peygamberlere  söylenen şu sözler Süleyman'a da söylenmiştir. Deli cinelenmiş büyülenmiş, sapmış ifadeleridir.

7/9-Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: 'Bu gerçekten bilgin birbüyücüdür.';

51/52- İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: 'Büyücü ve cinlenmiş' demişlerdir.

Sihir bazılarının söylediği gibi, cinlerin müsbet veya menfi yönde kullanılaarak insanlara yarar ve zarar sağlaması değildir.  sanki bunlar gerçekmiş gibi toplumlar arasında yaygınlaştığı görülmektedir. Ve o konuda inanan din alimleri bile sihir vardır ama yapmak ve yaptırmak günahtır demektedirler.

Süleyman peygamber Allah’ın bir nebisi ve resulüdür. Babası Davut peygamberden büyük bir mülk devralmıştır. Kendi bulunmuş olduğu toplumda öyle devlet otoritesiyle ilgili bilgi ve sırlara ulaşmış ki. İlim ve teknolojik yönden devamlı önde giden cinleri bile kendi tasarrufu altına almasını ve onlara heykeller ve havuz büyüklüğünde kazanlar yaptırdığını anlatmaktadır. 

Cinler bilindiği gibi şimdiye kadar anlatılan, beş duyularla algılanamayan görülmeyen varlıklar değil, onlar da insandan Sıfatlaşarak tercihini iblis yönünde yaşam biçimi olarak seçen insanlardır. bir başka ifadeyle gayrı rabbani yolda olan insanların  genel adıdır. Kalplerinde kayma olanlar, ayetlerin müteşabih olanlarına uyduğu ve Süleyman'ın mülkünün sihir yoluyla cinleri kendi tasarrufunda kullanma inancını yaygınlaştırmaktadır. Ve Kuran'da, Bu Olayın gerçeğini bize anlatarak. Süleyman'ın böyle sihirle büyü ile alakası olmadığını Allah’tan gönderilmiş olan bir resulün. İnsanların aralarını açacak bir şey yapmayacağını vurgulamaktadır. Bunu Ancak şeytan ve taraftarları yapabileceğini bildirmektedir.

ŞEYTANLAR İNKAR ETTİ!

Şeytan kelimesini daha önce ne anlama geldiğini izah etmeye çalışmıştık. Şeytan, İnsanın yaratılışında  var olan iblis olgusunun tekliflerinin ilke haline gelerek kabul eden ve geriye dönüşü mümkün olmayan yanlış yolda yürüyen insan ve insanlara verilen isimdir. Şeytanın görevi zaten insanları doğru olan yoldan alıkoymaktı. Bütün Peygamberler Allah’tan aldıkları vahiylerle insanlara hep vermiş oldukları talimatlar iyileri yapmak ve kötülüklerden de sakındırmaktır. 

Ama şeytan tamamen bunun tersini insanlara emretmektedir. Süleyman'ın peygamberliğini ve Allah’tan gelen haberleri inkar eden şeytanlardır. Onlar ancak insanlara doğru olmayan şeyleri öğretmenin peşine düşerler. İşte Babil'deki insanlara sihri ve kadınla erkeğin Arasını Açan kuralları şeytan olanlar yapmaya adım atıyor ve melekler de onların kötüye doğru attıkları adımlarda onlara hizmet ederek yanlışları onlara öğretiyorlardı.

HARUT VE MARUT.

Dünya hayatı bilindiği gibi iki türlü yola gidebilen insanların barındığı bir yerdir. İman eden ve salih amel işleyenler de bu dünyadan rızıklanmaktadırlar. İman etmeyen inkar eden ve isyan edenler de bu dünyada rızıklanmaktadırlar. Ama Allah Dünya hayatını özgür bir ortamda denemeye tabi tutmuş ki isteyene istediği yönde giderse istediklerini vermektedir.

17/18- Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.

17/19- Kim de ahreti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böyleler için çabası şükre şayandır.

İşte kişilerin istedikleri yönünde Allah’ın vermesi meleklerle olmaktadır. Melekler insanlar kötülüğü isterlerse kötülüğü öğretirler iyiliği isterlerse de iyiliği öğretirler. Dikkat Edildiği zaman,

“Biz fitneyiz demedikçe onlara öğretmezlerdi.” 

Yani burada insanlar  yönünü  fitneliğe yanlışlığa insanların arasını açmaya, kadınla erkeğin arasını ayırmak için yönelmek isteyenlere  o konuda bilgi verdikleri anlatılmaktadır.

Dünya hayatında denenmenin adı budur. Allah insanlara aklını takvasını fıskını vermiş dilerse fitne yolunu dilerse de doğru yolu seçsin, Allah onlara diledikleri yönde yolları açmaktadır. İşte Harut ve Marut fitne çıkarmak isteyene çıkarmak istediği yönde bilgileri öğretmektedir.

İnsanları kandırmalara sebep olan ve insanların olayları tahlil ve incelemeleri neticesinde onların yanlışlarını anlayabiliyorlar. Yeri gelmişken bu konu ile ilgili aklıma bir hikaye geldi.

Bir Köyde bir ağanın köpeği çok kıymetli imiş. Köpeği iyileştirebilmek için elinde ne kadar varlığı varsa verebilecek kadar kıymetli. Sormuş soruşturmuş filan köyde nefesi kuvvetli bir hoca var. Bir muska yazarsa. Senin köpeğin iyileşir, demişler. O da almış köpeğini hocanın yolunu tutmuş. Hoca benim köpek hastalandı. Köpeğimi iyileştir. Ne istersen vereyim der. Hoca da fazla bir şeye gerek yok. Sen bir kıvırcık kuzu getir. Ben de muskayı yazayım der. Adam kıvırcık kuzuyu getirir. muska da köpeğin boynuna asılmıştır. Adam evine döndüğünde. Birkaç gün sonra köpeğin iyileştiğini görür. Ve merak eder ne yazmış bakayım der. Adam muskayı açar.

Muska yazdım Ahmet beyin itine
Ben kavuştum kıvırcık kuzunun etine
İyi olursa da neyime
İyi olmazsa da neyime

Diye yazılı, Bütün canlılarda Allah’ın onun yaratılışında yerleştirdiği koruyucu melekler (hücreler ) vardır. Onlar doktor müdahalesi olmadan bile bazen iyileşmektedirler. İnsandaki ve hayvanlardaki bu hasleti dışarıdan olur olmaz ilaçlarla müdahale ederek bağışıklık sistemini çökertmektedirler.

Kadınla erkeğin arasının açılması. Ve düşmanlık baş göstermesi. İman etmemiş kıskanç insanlar tarafından bozulmasını istemekle oluşmaktadır.Mümin Olanlar yeryüzündekileri. Bozmak için değil bozulan yeryüzünü düzeltmek için gayret ederler. Ancak kelimeleri konuldukları yerlerden kaldıranlaar, ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar, kafir ve şeytan olanlardır. Onlar girdikleri yerde ekini ve nesli yok ederler. Halbuki Allah. İnsanlara bozgunculuk yapmamayı ekini ve nesli yok etmemeyi emrederken. Onların böyle yanlış davranışta bulunmalarını eleştirmektedir. Bunlar ahiret hayatını kaybedenlerdir.


 Asıl sorun, Kuran'da geçen kelimelerin Kuran'ın kastettiği anlamın dışarısına çıkılarak, başka  mana yüklenip, düşünülmesinden kaynaklanmaktadır. Genelde ortak görüş olarak, bir beş duyularla algılanamayan bir yaratıktan söz ederek, büyü ve sihirin ana maddesini oluşturmaktadır.

İşte cin Kelimesini Kuran Tamamen Bunların Anladıkları ve anlattıkları dışında anlatmıştır. Şimdi Kuran Cin Kelimesini kendi bütünlüğü içerisinde akla ilme Kuran'a ve pratik hayata ters düşmeden detayı ile açıkladıktan sonra olayların daha güzel Anlaşılacağı kanaatindeyim. Aslında Kuran'ın Anlaşılmasına doğru sayfam içerisinde cin ile ilgili Açıklamaları detayına kadar inceleyip yazmış idim. Şimdi Onu buraya tekrar aktarmaya çalışayım.

CİN 
Bu güne kadar, bize klasik olarak anlatılan dinde Cin: beş duyularla algılanamayan. Dumansız ateşten yaratılan görülmeyen varlıkların adıdır diye tarif ediyorlardı.

Şimdi Kuran'daki anlatılan cin neymiş onu incelemeye çalışalım.
Kuran’ı okuyup Cin ile ilgili ayetleri tahlil ettiğimizde cinin de Adem şemsiyesi altında olan aklıyla takvasıyla fıskıyla onunda bir insan olduğu onun da Allah’a karşı ibadet ve kullukla sorumlu ve görevli bir varlık olduğu anlaşılacaktır.

51/56” Ben insanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım”

Daha öncede bahsettiğim gibi Kuran'daki bir ayetin doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için Kuran'da onunla ilgili geçen bütün ayetler kafada bir projektör gibi şavkarmalı. Kastettiği manayı konu ve Kur’an bütünlüğüne, o konunun ilmine, akla ve pratik hayata ters düşmeden anlayarak yorumlamak gerekiyor.

Edebi anlatım sanatı sadece Kuran'da değil bu anlatış insanın yapısında ve özünde var olan ve her milletin dilinde ve edebiyatında bulunan bir gerçektir.

Bizim dilde de Kullanılan deyimlerin ve edebi sanatların bazılarına bir bakalım.

Açık kapı bırakmak: Eğer gerçek anlamında anlamış olsak kapılardan birin açık kalması anlamında anlaşılır.

Ama mecazi anlamını düşündüğümüz zaman ; Bir iş yada sorunla ilgili olarak,son sözü söylemeyip.biraz daha elverişli davranışta bulunma olanağı vermek anlamındadır.

Göz yummak: Gerçek anlamı da anlarsak Gözleri kapamak anlamındadır. Mecazi anlamına baktığımız zaman , ise hoş görmek,bağışlamak ,kusurları görmezlikten gelmek anlamındadır.
Bu örnekleri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz Kuran'daki ayetleri de anlarken Kuran'daki anlatım sanatını iyi kavramak lâzımdır.

Yine cin konumuza dönelim, Örnek verdiğimiz ayette, Cin ve insan ikisi de adem şemsiyesi altında olduğu halde sanki ikisi ademden farklı ayrı ayrı yaratıklar olduğu sanılmıştır.

Bakınız başka bir ayette hepsi adem şemsiyesi altıda olduğu halde başka başka isimlerle zikredilmiştir.

2/96”Andolsun onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (onlardan) her biri bin yıl yaşatılsın ister. Oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah onların yapmakta olduklarını görendir”

Bakınız Kuran “ ben insanları ve cinleri” İfadesini kullanırken iki değişik ademden söz etmektedir.” Onları,insanlardan ve şirk koşanlardan” İfadesiyle de üç değişik yaşam biçimine sahip ademden söz etmektedir.

Ayette geçen onlar ifadesiyle Yahudilerden söz ederken insanlar ifadesiyle de yolu belirlenmemiş adamlardan, şirk koşanlar ifadesiyle de puta tapıcılardan söz etmektedir.

Soru 1-Neden Allah orada Cin de insanda adem olduğu halde İbadet ve kullukla görevli ayrı ayrı varlıktan bahsetmektedir?

Bakara suresinin 96. ayeti kerimesinde şirk koşan, onlar, ve insanlar adem şemsiyesi altında insan olduğu halde sanki insandan ayrı ibadet ve kullukla görevli ayrı ayrı varlık olmadığını bunların hepsi davranış biçimleriyle birbirlerinden farklılaşarak insan oluyorsa “ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım “ ayetinde cin kelimesi neden insandan ayrı bir varlık olarak algılanıyor?

Öyle ise adem şemsiyesi altında sadece davranışlarda farklı olarak ibadet ve kullukla görevli varlıkların hepsi insanın cinslerindendir .

İşte cinle ilgili kafaya takılan soruların insanı rahatlatacak ve kalpleri mutmain edecek cevabı alabilmek için ayetleri sıralamaya çalışalım.

72/1- De ki: "Bana gerçekten şu vahy olundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: -Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik"

72/2- "O (Kur'an), 'gerçeğe ve doğruya' yöneltip-iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimiz'e hiç kimseyi ortak koşmayacağız."

72/3- Elbette, Rabbimiz'in şanı Yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk."

72/4- "Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz, Allah'a karşı 'bir sürü saçma şeyler' söylemişler."

72/5- "Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık."

72/6- "Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı."

72/7- "Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı."

72/8- "Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk."

72/9- "Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur."

72/10- "Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?"

72/11- "Gerçek şu ki, bizden salih olanlar vardır ve bunun dışında (ya da aşağısında) olanlar da. Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz."

72/12- "Biz şüphesiz, Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamıyacağımızı, kaçmak suretiyle de O’nu hiçbir şekilde aciz bırakamıyacağımızı anladık."

72/13- "Elbette biz, o yol gösterici (Kur'an'ı) işitince, ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse, o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksızlığa uğrayacağından."

72/14- "Ve elbette bizden Müslüman olanlar da var, zulmedenler de. İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır."

72/15- “Zulmedenler ise, onlar da cehennem için odun olmuşlardır.”

72/16- “Eğer onlar (insanlar ve cinler), yol üzerinde 'dosdoğru bir istikamet tuttursalardı', mutlaka Biz onlara bol miktarda su içirir (tükenmez bir rızık ve nimet verir)dik.”

Cin suresinden buraya kadar ayetleri nakletmeye çalıştık.

Biz iddia ediyoruz ki yer yüzünde adem şemsiyesi altında insanlardan başka ibadet ve kullukla sorumlu hiçbir varlık yoktur.

Önce şu soruyu sorarak Kuran’da çelişkisiz olarak yerine oturan bir cin anlayışını ortaya koyalım.

Cinler adem değilse nasıl olur da ademden olan bir peygamberden Kuran dinler?

17/94Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: "Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?" demelerinden başkası değildir.

17/95- De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik."

Bu ayetlere göre insandan peygamber ancak insanlara peygamber olarak gönderildiğini eğer melek olsaydı meleklerden bir peygamber gönderileceğini vurgularken cinler beş duyu ile algılanamayan varlıklar ise beş duyu ile algılanamayan varlıklardan peygamber gelirdi. Öyleyse adamdan bir peygamberin beş duyu ile algılanamayan varlıklara elçi olarak gelmesi veya vahiy aktarması Kuran’a ters, ilme ters, akla ters ve pratikte de böyle bir şey olmamıştır.

Ademlerin dışında bütün varlıklarda akıl ve irade olmadığı halde cinlerin “doğrusu bizim beyinsizlerimiz Allah’a karşı saçma şeyler söylemişler” ifadesiyle aklı olduğu halde aklını kullanmayan cinlerden söz etmektedir. “ rabbimizin şanı yücedir o ne bir eş edinmiştir ne de bir çocuk”.

Bu sözü söyleyen cinlerdir. Kuran’ın bütünlüğünde bununla ilgili başka ayetlere baktığımız zaman bu sözü söyleyenlerin Yahudi ve Hıristiyan oldukları anlaşılmaktadır.

9/30:” Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?”

bazı cinlerin Allah çocuk edindi demesiyle Yahudi ve Hıristiyan olanların Allah’ın oğlu demesi arasında ne fark vardır?. “insanlardan bazı adamlar cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki onların azgınlıklarını arttırırlardı.

Kuran’ın anlatım sanatına bir bakın sığınma olayı, ilah edinme rab edinme anlamında kullanılmıştır. Bu da Allah’ın yarattıklarından herhangi birine olan sevgi ve ihtiramı Allah’a denk veya Allah’ın üzerinde sevgi ve saygıya sebep oluyorsa Kuran bunu müşriklikle suçluyor bu da şirkle giden kişinin asla bağışlanamayacağını söylüyor.

4/48:” Gerçekten, Allah, Kendisi'ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.

Daha önce de bahsettiğim gibi cini; Kuran Yaratılışta vermiş olduğu "Rabbim Alah'tır" sözünden cayan iblisin teklifleri yolunda yol seçme tercihini kullanan Rabbani yolun dışında olan insanların genel adıdır.  İnsanlardan bazı aklını kullanamayanlar yabancılaşmış olan insanları gözlerinde öyle büyütmüşler ki her şeyi bilen gayb dan haber veren onları kontrol eden bir anlayışa sahip olduklarından dolayı Allah’tan daha çok korkma ve sığınma ile onlara sığınmışlardır. 

Eğer, bir adam yanlış bir yolda giderse onun yanlışını destekleyen bir toplum da oluşursa, onun yanlışlarını daha çok yanlışa götürerek azgınlaştırır. Samirinin buzağı heykeli yapıp onu destekleyenlerin onu azgınlaştırarak vahiylere karşı duyarlılığının kaybolarak helak olması gibi.

Bugün İslam topluluklarındaki hastalık ilim ve teknoloji de ileri gitmiş Avrupa ve Amerika’nın halkına bağlanması gibi. Batının kültür ve medeniyetini Allah’ın koymuş olduğu medeniyetin yanında adı bile anılmaya değmezken, onların medeniyetini tapınılır hale getirmişlerdir.

Yerleri ve gökleri yaratan insanlara aklını takvasını, fısk ve fücurunu Allah verdiği halde ihtiram, saygı, ibadet ve kulluk, hamd ona layık iken maalesef kendileri de yaratılıp dururlrken, ölmelerini bile engelleyemeyen cinlere yabancılaşmış adamlara ibadet ve kulluğu ön plana çıkarmışlardır.

İşte Kuran'ın insanlardan bazı adamların cinlerden(yabancılardan) bazılarına sığınıp onların azgınlıklarını arttırmasının anlamı budur.

Asıl genelde mütercimlerin ve müfessirlerin yanıldığı nokta ayette geçen (cannı) kelimesini cinni diye tercüme etmelerinden kaynaklanmaktadır.

15/27:” Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık.”

Kuran’ın metninde cannı kelimesi geçtiği halde onu cinni diye tercüme etmeleri onunla ilgili bütün ayetlerin yanlış anlaşılmasına sebep olmuştur. Cin yabancı insan can ise insanı ayakta tutan ruhtur enerjidir.

Kuran’ı kerimin hiçbir yerinde cinni dumansız ateşten yarattık diye bir ayet yoktur. Şeytan, cin, can, iblis kelimelerini Kur’an’ın anlatış biçimine göre kavrayamadıkları için kavram kargaşası çıkmaktadır.

Bakınız Kuran, İblisin dışında secde etmişlerdi. O cinlerdendi” ifadesiyle insana fısıltı veren, İnsanı Allah’ın yolundan alıkoymaya çalışan, bir cinden söz ediyor. Ama o adem olan yabancı değil, O insanın asıl yapısına , yaratılışına yerleştirilmiş , takva yolunu bozmak için, var olan bir yabancılaşmış olan, bir sestir.

Dağdan gelip bağdakini kovma “Ata sözüne yakışan bir anlatımdır.

Buradaki “ iblis cinlerdendi ifadesi Özgür bir iradeye sahip olan insana yanlışları teklif eden fısıldayan sesi eğer insan kabul eder o yaşamı tercih ederse,bu insanın adı yeni bir sıfat alarak cin ismini almaktadır. Yani asıl Allah’a ibadet ve kullukla görevli insanı kuşatarak hakkı olmayan yeri işgal edip insanı doğru yoldan alıkoyuyor.

Muttaki olanların hayatta yaşarlarken iki amaçları vardır. Birincisi kimseye zulüm yapmamak, başkalarına olan hakları ihlal ederek onları yurtlarından çıkarmamak. İkinci amacı ise hem kendisi hem de kendisinin dışındakilere yapılan haksızlık ve zulümlere rıza göstermemektir.

İşte iblisin görevi Muttaki olan yolu engellemektir. Bu anlattığım meseleler. Ailelerin toplumları milletleri devletlerin ve bütün dünyanın öz yapısında  var olan kanayan bir yaradır.

Kendi iktidarını iblisin eline teslim etmiş insanlar, başkalarının yurtlarını işgal ederek onlara zulüm yapmışlardır. Dünyada zulüm makinesinin başı olan Amerika iyilik vaatleriyle binlerce kilometre uzaklardan gelerek Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ederek mazlum halkı öldürerek yerleşmesi gibidir.

Can, dumansız ateşten, İblis ise ateşten  yaratılmış enerji olan varlıklardır. Adamdan olan cin ise yabancılaşmış insandır. İnsanın yaratılışı nasıl ise cin de öyle yaratılmıştır.

6/130” Ey insan ve cin topluluğu içinizden size ayetlerimi aktarıp okuyan,ve size bu karşı karşıya kaldığınız gününüzle sizi uyarıp korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar nefislerimize karşı şahadet ederiz derler. Dünya hayatı onları aldattı.kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şahadet ettiler,”

Beş duyularla algılanamayan gözle görülemeyen varlıklar insanlardan olan bir elçi bir peygamber tarafından nasıl uyarılabilir.?

17/93”Yahut altından bir evin olmalı,veya gökyüzüne yükselmelisin üzerimize bizim okuyabileceğimiz,bir kitap indirinceye kadar, senin yükselişine de inanmayız. De ki:Rabbimi yüceltirim. Ben elçi olan bir beşerden başka mıyım.? “

17/94 “ Kendilerine hidayet geldiği zaman ,insanları inanmaktan alıkoyan şey.onların : “Allah elçi olarak bir beşerimi gönderdi ? Demelerin den başkası değildir.”

17/95”Deki: Eğer yeryüzünde (insan değil de) Tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı ,bizde elçi olarak elbette melek gönderirdik.”

Ayetlerden de anlaşıldığı gibi akıl eden düşünen ve her yaptığı iyi veya kötü davranışlardan yetkili ve sorumlu bir varlık kendi cinsinden olan bir elçiyle uyarılıp korkutulduğunu söylüyor.

Cinler beş duyularla algılanamayan varlık Olsaydı, ayetlere göre Allah peygamber olarak kendi içlerinden beş duyularla algılanamayan peygamberler göndermesi gerekirdi. Öyleyse cinlere peygamber Kur’an anlattığına göre, cinlerin insan cinsinden varlıklar olduğu muhakkaktır.

46/29” Hani cinlerden bir kaçını ,Kur’an dinlemek üzere sana yönlendirmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, kulak verin sonra bitirilince,kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.”

46730” Dediler ki gerçekten biz Musa’dan sonra indirilen kendinden öncekileri doğrulayan, bir kitap dinledik. Hakka ve doğru olan yola yöneltip iletmektedir.”

Peygamber,  Hristiyan ve Yahudilerden bir gurup has bel kader geliyorlar. Kuran’ı dinlediklerinde Kuran’ın yol gösterici bir kitap olduğunu, kavrayıp kabullenip, kendi kavimlerine uyarıcılar olarak kendi yakınlarına uyarıcı olarak dönüyorlar. 

Eğer cinler beş duyularla algılanamayan varlıklar olmuş olsaydı insan olan bir peygamberden nasıl Kuran dinleyebilirlerdi?

Yine cinlerle ilgili ayetleri aktarmaya devam edelim.

34/12” Süleyman içinde, sabah gidişi bir ay akşam dönüşü bir ay olan rüzgâra (boyun eğdirdik)Erimiş Bakır madenlerini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında rabbinin izniyle bir kısım cinler vardı,Onlardan kim bizim emrimizden çıkacak olsa.ona çılgın ateşin azabından tattırırdık.”

34/13” Ona dilediği şekilde Kaleler heykeller,havuz büyüklüğünde çanaklar,ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. Ey Davut ailesi Şükrederek çalışın. Kullarımdan şükrederek çalışan azdır.

34/14” Böylece onun ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü onlara asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası Haber vermedi. Artık o yere yıkılıp düşünce açıkça ortaya çıktı ki,Şayet cinler, gaybı bilmiş olsaydı,Böylesine aşağılatıcı bir azap içinde kalıp yaşamazlardı.”

Buraya sebe suresinden aktarmış olduğumuz ayetleri yorumlayacak olursak, Süleyman peygamber babası Davut peygamberden Öylesine güçlü bir devlet mirası teslim almış ki:Çağdaş toplumlara karşı, teknolojik yönden büyük bir üstünlük sağladığı anlaşılıyor. Rüzgârları kullanıp onlardan istifade etmesini başarabiliyor. Kendisinin ihtiyacı olan sahalarda yabacı küfür toplumlarından uzman bilgin ustalar çalıştırarak ve bakır madenini kullanmasını keşfederek, muazzam bir devlet otoritesi kuruyor.

Doğru olan odur ki, Akıllı olan insan başkalarının aklından istifade edebilen insandır. Süleyman peygamber, hem kendisine bağlı olan Müslüman kesimden yapabileceklerini yapıyor yapamadıklarını ise İhtiyaç duydukları konularda ise yabancı toplumlarda (cinlerden) uzman o konuda ehliyeti bilim adamlarını çalıştırmasını başararak Çağdaş düzeyde müreffeh bir, devlet oluşturuyor.

Nasıl her şeyin bir başlangıcı bir gelişmesi bir de sonu varsa,Süleyman peygamberinde,sonu yaklaşmış, Artık otorite sarsılıp, Yavaş yavaş imparatorluk çökmeye başlayınca, Bakanlıklar genel müdürlükler laçkalaşmış, hiyerarşi bozulmuş disiplin de ortadan kalkınca, Cinler Süleyman peygamberin kendi üzerlerinde bir gücü olmadığını görünce istemeyerek çalıştırıldıkları ordudan çekip gidiyorlar.

Kuran sanatsal bir üslûpla anlatarak, İnsanların ,” cinlere ait gaybı bilgiler bildikleri ile ilgili inançlarını yıkarak, Otoriteyi bir asaya , Kurdu da, iç ve dış düşmanların istilasıyla, Saltanatın yok oluşunu özetliyor.

Yoksa Süleyman peygamber hem devletin komutanı, hem de bir insanın ağaçtan yapılmış bir deyneğe dayalı kalarak ölmesi ,ve yıllardan sonra asaya dayalı kalarak. Orada kimseden haberi olmadan kurtlar asayı yiyinceye kadar beklemesi, eşyanın yapısına uygun değildir. Kuran'a uygun değildir, salim akıl sahibi de bunu kabul etmez.

Böylece Kur’an bir mesaj daha vermektedir. Sizin tapındığınız o cinler yani gözünüzde büyütüp ilahlaştırdığınız yabancılaşmış olan  insanlar, Süleyman’ın tahtı çökmeden tahtın yıkılacağını fark edemediler.

Eğer bunu daha önce fark etselerdi istemeyerek çalışmazlar çeker giderlerdi.

Herhalde Kuran’dan cinlerle ilgili yeteri kadar örnekler verdik sanırım. Aklını kullanıp, olayları inceleyen insanlar, üfürükçülerin ve cincilerin azizliğine uğrayarak kendilerini bu yaptıkları hilelerin pençesine kaptırmazlar.

İşte cin ile ilgili detaylı araştırma neticesinde Kuran Onu yabancı insan anlamında kullandığı halde. Her türlü şekle giren ve dumansız ateşten yaratıldığı inancı ile yapmış oldukları yanlışlıklara kılıf olacak malzemeyi bulmuş oluyorlar.

Daha öncede bahsettiğim gibi. Kainatta Kuran'ın Anlattığına Göre Varlıklar iki ana çatıda toplanmaktadırlar.Ya secde edilen ibadet ve kullukla sorumlu olan varlıklar. Bunlar adem şemsiyesi altında. Renklerine dillerine cinslerine, rollerine din ve yaşam biçimlerine göre isimlendirilmişlerdir. Erkek, adın Adem insan. Cin. Şeytan, kafir, Kızıl derili vs. 

Bir de Adem şemsiyesi altındaki varlıklara secde eden melekler vardır. İşte Kainata bakıldığı zaman. Görülen ve görülmeyen zerreden küreye kadar yaratılmış olan bütün,varlıklar ya Adem şemsiyesi altında, ibadet ve kullukla sorumlu olan insanlardır. Ya da secde eden insanoğlunun emirlerine amade olan meleklerdir.

Olayları bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman Melekler sihir yapmazlar. İnsanların istedikleri istikamette emirlerine amade olur hizmet ederler. Cinler ve şeytanlar da adem şemsiyesi altında olan varlıklardandır. O halde. Tanımladıkları gibi insanların içine girip insanları kandıran döndüren bir varlık yok. İnsanları kandıran döndüren. Ve insanların aralarını açan insan ve cin şeytanlardır.

Sonuç Olarak diyebiliriz ki. Süleyman’ın Mülkü Hakkında tartışmaya giren ve inkar edenler insan şeytanlarıdır. Kadın ile erkeğin arasını açan ve bu konuda.kendilerine zarar ve faydası olmayan bilgiyi De öğrenip insanların arasını açanlar yine insan şeytanlardır. 

Eğer Allah İstemese derken kendilerini uyanık tutanlar uyanık durduğu müddetçe aralarının kimse tarafından açılamayacağını vurgulamaktadır. Onlar kötülüğü istedikleri için de melekler kötülüğü öğretiyorlar. Bıçak bir melektir. İnsan isterse bıçakla soğan doğrar yemeğini pişirir isterse de, Adamı bıçaklar öldürür. bu iki eylemin ikisini de bıçakla yapılmaktadır. Birisi insanlara faydalı helal. Diğeri de insanlara zararlı haram dır. Sihir diye anlattıkları gibi bir olay yoktur.

Doğruların Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMU

12 Mart 2009 Perşembe

EVLİ ERKEKLERİN KADINLARINA DAYAK ATMASINI KURAN YASAKLIYOR.



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!



Allah dünya hayatında aklı olan kadın erkek hepsini erginlik yaşına geldiklerinde kendilerine yol din seçmede aklını takvasını ve fıskını vererek, hangi yolu seçerse, sonucuna katlanmak koşulu ile istediği yolda yürümesini kişinin  kendi özgür iradesiyle baş başa bırakmıştır.

Üzülerek belirtmeliyim ki toplumlar arasında çok dengesiz kadın ve erkekle ilgili tartışmalara girilmiştir. Bazıları kadın üstün erkek kadının emri altında olması gerekir demişler. Bazıları erkek üstün kadın erkeğin emri altında olması gerekir demişler. Bazıları da erkekle kadın arasında hiçbir farklılık Yoktur. Diyerek, her ikisi de eşittir görüşüne sahip olmuşlardır. Oysa Kimin nerede nasıl bir konumda olduğunun belirleyicisi yerleri ve gökleri yaratan Allah'tır.

Allah, Kuran'da  erkek ve kadının profilini Nasıl bir yere koymuş onu tespit etmeye çalışalım.

Fıtratlarından gelen takva sesine kulak veren insanlar, olayın iç yüzünü kavradıkları zaman Kuran'ın söylediklerine teslim olarak, Allah'ım Sen ne  Yücesin her şeyi yerli yerine koymuşsun demekten kendilerini alamazlar. fakat insan oğlu Allah'ın yerine koyduğun varlıkları konulduğu yerden kaldırarak, düzeni bozmuşlar demekten kendilerini alamayacaklardır.


Önce Akıl eden insanların, Şunu iyi bilmeleri gerekmektedir. Dünya Hayatı Allah tarafından insanlar için adalet dağıtılan yer değil, Farklı konumlarda yaratılan insanların biri birleri arasında. Adaletli davranmaları için denemeye tabi tutulan yerdir.

4/ 135- Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.”

İşte Kadınlarla erkekler arasında yaratılış olarak farklılıklar olduğu muhakkaktır. Bu Farklı yaratılış güçlü olanların zayıf olanlara zulmetmesi değil, güçlü olanlar mazlum ve zayıf olanları korumak ve onlara adaletle davranmakla yükümlüdürler. Bu İster iki kişi arasındaki arkadaş ilişkilerinde olsun, isterse evlilikte erkek veya kadın ilişkilerinde olsun , Allah adaletli davranmayı emretmektedir.. Bakınız Allah Kuran'da Kadın ve erkeklerin bulunmuş oldukları konumları ortaya koyarken ne söylüyor?

4/32- Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir.

Burada önemli olan birinin güçlü veya zayıf olması değil, Önemli olanın kendi üzerine düşen görevi üzerine düşen kadar yapmasıdır. Herkes kendi yapmış ve kazanmış olduklarının karşılığını göreceklerdir. Bazıları Kuran'ın kadınları erkeklere göre zayıf yaratmasını kadınların aleyhine diye serzenişte bulunmaktadırlar.

4/127- Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: "Onlara ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size kitapta okunmakta olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.

Kainat içerisindeki yaratılmış olan bütün varlıklara baktığımız zaman hepsinin yaratılışlarının fizik açısından farklı farklı olduğu gözlenmektedir.İnsanların dışındaki varlıklarda akıl ve yola gidiş seçimi olmadığı için,  onlarda denenme de yoktur. Adalet onlarda aranmaz. Onlar, insanlara ders alma vesilesidirler. 

Baktığımız zaman köpek kediden güçlü. Kuşların kendi aralarında güç farklılıkları, aslan diğer hayvanlardan silahsal olarak güçlü yaratılmışlardır. Onların o konunun uzmanları onlar hakkında bilgi verirken muazzam bir düzen sağlandığı görülmektedir. Ama insanlar arasındaki farklar birbirlerini yok etmek için değil birilerinin yanlışlığını diğerleri düzeltmesi birilerinin zulümlerini diğerleri tarafından engellenmesi için denemektedirler. İşte kuran şöyle buyuruyor.

67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.”

İşte kuran Kadınların ve erkeklerin yaratılış farklılıklarını yaratılış bakımından farklı yaratıldığını belirtmektedir. Bu Demek değildir ki farklı veya güçlü yaratılanlar zayıf veya güçsüz yaratılanları ezecek ona zulmedecek diye bir şey yoktur. Bir anlık dünyada ebedi bir hayatın kazanılmasının  sınavı yapılmaktadır. Yani Dünya hayatında kadın olsun erkek osun, yaşlı olsun genç olsun, sakat olsun sağlam olsun zengin olsun fakir olsun velhasıl akıl eden herkese, yani deneme salonunda yerlerini alanlara Allah birer rol olarak vermiştir. 

Ve herkese kendi yapacağı kadar yük yükleyerek imtihana tabi tutmuştur. Buradaki önemli olan herkesin kendine düşen görevi kendine düşen kadar sorumluluklarını yerine getirmesidir. İşte Allah renk dil farklılığı gözetmeden bu farklı konumlardaki insanların hangisinin sağlam bir imanla kendi üzerine düşen görevi yerine getirip getirmediğine bakacaktır. Ondaki diğer üstünlükler kaybolup gidecek sadece takva üstünlüğü ortada kalacaktır.

49/3- Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.

Devamlı üzerine basa basa durduğum bir söz vardı. Kuran da Allah’ın gönderdiği bir kitaptır. kainatta Allah’ın yarattığı bir varlık idi Allah’ın gönderdiği vahiylerle Allah’ın Yarattığı kainatın yasaları ile uyum halindedirler. Yani Kuran ile evrenin yasaları biri birleriyle çelişmezler Kuran, İlim , Akıl, Ve pratik hayat birbirleriyle kucaklaşamıyor sa, din  asla doğru olamaz.

atı yaratan Allah’ın koyduğu yeri bulabilmek gerekmektedir. Allah kuranda kadını ve erkeğin bulunmuş olduğu yeri ve konumu elbette belirlemiştir.şimdi onu kurandan anlamaya çalışalım.
Yaratılış olarak farklı olan iki şeyin Bulunmuş olduğu konum itibariyle , eşit olması asla mümkün olamaz. Biz burada onların hukuk yönünden, İkisi de kanun önünde ve Allah huzurunda insan olarak aynı hukuka eşit olduğunu biliyoruz ve bunu tartışmıyoruz. Ama bir evlilik hayatında bir düzenin bir asayişin sağlanabilmesi için bazı kuralların olması gerekmektedir. Herkesin kedi yer ve konumunu tespit edip bilmezse kargaşa ortaya çıkar. Hakkı yerine oturtmak gerekmektedir.Şimdi Kuran'dan bunları ayetlerle izah etmeye çalışalım.

4/32- Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir.

Bu konuda ilim adamlarının tespitlerine göre Kadınlarla erkekler arasında, hem sosyal hem kültürel hem psikolojik, hem biyolojik hem de fizyolojik olarak kırk beş tane  farklılık olduğu o konunun uzmanları tarafından ortaya konulmaktadır. 

Biz elbette kadınların ve erkeklerin farklı yaratılışlarının Aile içerisindeki, ve toplum içerisindeki yerlerini tespit ederken, Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir.

Buraya kadar kadınlarla erkekler arasındaki farklara değinmiştik. Ve bu ayet bir şeyler çağrıştırıyor. Yani dünya hayatında bazılarının üstün veya güçlü bazılarının güçsüz yaratılmasından dolayı rahatsız olmayın. Herkes kendi bulunmuş olduğu rolde yapabileceğinin en mükemmelini yapmasıyla Allah katında değeri vardır. Allah kadına ve erkeğe birer rol vermiş ve hepsini de o rolde verilen görev sorumluluğu içerisinde rolünü oynamaya davet etmektedir.Şimdi o rolleri şu ayetten anlamaya çalışalım.

4/34- Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah�a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, ( Boşayın.) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah Yücedir, büyüktür.

Zaten talak bahsinde, Kuran'ın nikah ile ilgili ortaya koyduğu kuralları izah etmeye çalışmıştım. Burada takva iktidarına sahip olan bir erkeğin. Kontrolü altındaki bir evlilikten söz etmektedir. Bu Bahse nokta koyarak Kadına dayakla ilgili, bir emrin veya bir ayetin yanlış anlaşıldığına geçelim. 

Allah evlilik hayatında evde yetki ve sorumluluğu erkeğe vermiştir. Kuran'daki o konu ile ayetler anlaşılıp esprisi kavrandığı zaman anlaşılması kolaylaşır. Evrendeki varlıkların yapısı neyse Kuran'daki anlatım da eşyanın yapısıyla aynıdır.

Nasıl bir ağaç doğar büyür gelişir ve ölür. Veya devletlerin şirketlerin, bir başlangıcı bir gelişmesi bir sonucu vardır. Evlilik ve boşanmada öyle olmalıdır ve öyledir.  Olaylar öyle bıçak keser gibi gelişmez bir süreç içerisinde oluşmaktadır.

Kuran Müslüman bir erek ve Müslüman bir kadın ile ancak evlilik olabileceğini anlatmaktadır. Nikahın oluşabilmesi için ancak bu şartların olması gerektiğini vurgulamaktadır.ne Müslüman olamayan bir erkekle Müslüman bir kadın, ne de Müslüman olan erkekle de Müslüman olmayan kadının evlenmesini haram kılmaktadır.

60/10- Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir..

İnsanlar yaşadıkları hayat boyunca devamlı zikzaklar çizerek yürümektedirler. İlk evlendiklerinde her şey güllük gülistanlık iken, dünya sevgisi eşlerden birini aldatıp, evlenirken vermiş oldukları sözden caydırabilmektedir. İşte Kuran'ın burada kadının erkeğe itaatini ön plana çıkarırken Allah’ın koymuş olduğu sınırları çiğnemeye başladığı evdeki otorite sahibi olan erkeğe, Kadın'ın başkaldırma isyan etme gibi tavırlar aldığı zaman. Kuran orada erkeğe bazı yaptırımlar uygulamayı tavsiye etmektedir. 

İşte kadının hırçınlaşarak evdeki erkeğin Evlilik hayatındaki kurduğu düzeni bozmaya çalışırsa. Bu durumda. Erkeğin ona nasihat ederek kurallara uymaya davet etmesi gerekmektedir. Eğer bu kadının düzelmesine yetmemiş ise kendine gelmesine yeterli gelmemişse. Kadınla arada erkeğin bir mesafe koyarak daha etkili bir davranış olan yatakları ayırması tavsiye edilmektedir. 

Bu Yatakları ayırma olayı erkekle kadının aynı evde olmalarına rağmen cinsel ilgiden uzaklaşmaları gibi bir ceza verilerek önce ondan mahrum olmanın bir acısını tattırarak aynı hallerine devam ettiği taktirde başına daha büyük acıların geleceği uyarısı yapılmaktadır. İşte yatakların ayrılması dört ay sürmektedir.

2/226- Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

Eğer bu dört ay bittikten sonra aynı eski haller devam ederse bu sefer Allah erkeğe yeni bir ceza paketi hazırlamasını tavsiye etmektedir. İşte yataklarını ayırdıktan sonra kadının düzelmemesi halinde vurun kelimesi kullanmıştır. Ama Kuran'ın anlatım sanatı kavranamadığından vurun kelimesini bakınız bakarada boşayın anlamında kullanmıştır.

2/228- Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Azizdir. Hakimdir.

Erkeğin kadına verdiği nasihatler, dört ay yataklarının ayrılması eğer fayda vermemişse artık boşanmalarından başka çare kalmadığını gösterir.İnsanlar bolluk ve geniş zamanlarında. Genelde Allah’a olan bağlılıklarından uzaklaşmaya başlarlar. Ne zaman ihtiyaçları artınca Allah duygusu gündeme gelmeye başlar.

17/67- Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, O'nun dışında taptıklarınız kaybolur-gider; fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. İnsan pek nankördür.
İşte kadın koca kazanıp istediği gibi yer içerse kıymet anlaşılamaz. Ne zaman hayatın zorlayıcı yükü kadının omuzlarına binerse yapmış olduğu yanlış davranışları yavaş yavaş anlamaya başlar.şimdi biz tekrar kadına dayakla ilgili bölüme dönelim.

Allah Düzgün bir kişiliğin ve düzgün bir aile yapısının projesini böyle hazırlamış. Birisi kalkıp da Allah’ın bu projesini beğenmeyenler kedileri de bir hayat projesi hazırlasınlar da bir görelim. Dünya hayatı sadece insanlar için bir denemedir. Aslında kadın olmuş erkek olmuş Allah katında hiçbir fark yoktur.sadece cinsiyet farklılığı beraber yaşayabilme açısından önemlidir. Diyelim ki İnsanların hepsi Kadın Olmuş Olsaydı Kadınlar bundan hoşlanacaklar mıydı? veya dünyadaki insanların hepsi erkek olmuş olsaydı Erkekler bundan hoşlanacaklar mıydı? Yine hayır.  İşte Allah Kadınla erkeğe ayrı ayrı birbirlerine karşı sevgi duyarlılığı vermiştir. Bu aşk sevgi onları biri birlerine bağlamaktadır.

7/189- O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, Andolsun şükredenlerden olacağız."

Kadınlar ve erkekler olmasaydı dünya hayatında çoğalma, sevgi bağı Olmazdı. Onların farklı yaratılışta olması biri birlerine bağlanmasına neden olmaktadır. Farklı yaratılışta oluşu onların biri birlerine karşı Allah Katında takva yönü dışında bir üstünlükleri  yoktur. Zaten ölünce dünyada iken olduğu gibi kadın ve erkek olarak yaratılmayacaklar. Cennete gidenler iman eden ve salih amel işleyen olarak tek bir cins olarak yeni bir yaratılışla yaratılacaklardır. Ve onlara eşler verilecektir.

55/56- Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.

Erkek olanlara mükafat olarak, huriler verilip de kadın olanları onlardan mahrum etmek yoktur. Yeni bir yaratılış ve yeni bir yaşam. Ortaya çıkacaktır. İşte dünya hayatında kadınların ve erkeklerin farklı yaratılışı sadece bir rolden başka bir şey değildir.

9/71- Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlüne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

2/87- Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.

Daha önce de belirttiğim gibi dünya hayatı bir imtihandır Allah’ın dininde kesinlikle savaş kötülük insanları öldürme yoktur. Eğer müslümanım diyenler iktidar sahibi olurlarsa onlar insanların kendi dinlerini kendilerine bırakarak istedikleri şekilde başkalarına zulmetmediği sürece din seçme ve yaşama haklarına sahiptirler. 

Müslüman olanların yaşam tarzı başka, Müslüman olmayanların yaşam tarzı başkadır. Herkes rolünü kendi kulvarında oynar. ve oynamak zorundadır. İşte Allah insanlara özgür bir din sunuyor ama Evlilik hayatında Kadın ile erkeğin bir arada kalabilmeleri için Allah İkisi de Allah'ın sınırlarını korumak şartıyla beraber yaşayabilirler. Yani ne Müslüman bir erkek ehli kitap veya müşrik bir kadınla durabilir ne de Müslüman bir kadın Müslüman olmayan veya ehli kitap  olan bir erkekle  evli kalabilir.

2/221- Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise Kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.

İşte bu açıklamalardan sonra Müslüman olup da sonradan vaz geçip yolunu değiştiren eşlerden herhangi birisi o evlilik hayatının noktalanmasına sebep olmuş demektir. Eğer bu evlilik sürecinde Kadın Buna sebep olmuşsa. Kadın anlattığım süreç içerisinde boşanır. Dayak atılmaz . Her insanın yetkisini ve sorumluluğunu kendisine vermiştir. Kimse kimse adına ne şefaatte bulunabilir ne de onu doğru yola götürebilir.

Sonuç Olarak diyebiliriz ki kadın olsun erkek olsun dünya hayatına imtihan olarak gönderilmişlerdir. Bunlar Müslüman olarak evli kaldıkları sürece biri birlerinin velileridir. Ama her iki eşten herhangi birisi dinini terk eder veya Allah’ın yasakladığı haramlara doğru eğilim göstermeye başlarsa, O evlilik akdi fesh olur. 

 Din seçme özgürlüğü her ikisine de serbesttir. Kadın dininden döndü diye onu erkeğin dövmesi asla Allah’ın dinine yakışmaz. Dinden dönerse de kadın ile erkeğin bir arada evli kalmaları da Allah’ın dinine yakışmaz Müslüman olan Müslüman olmayanın velisi olamaz.

doğrularım Allah'a Yanlışlarım ise bana aittir. En doğru olanı Allah bilir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR