8 Nisan 2011 Cuma

HIZIR VE İLYAS





RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Halk arasında hızır ile ilyas hakında mitolojilerde şöyle anlatılmaktadır.

Bir islami siteden alıntı!


Posted by Site - Yönetici Nisan 15, 2009

H I D I R E L L E Z

H I D I R E L L E Z

Hızır ve İlyas aleyhimesselâm

Miladi takvimle 6 Mayıs günü Hıdırellez’dir. Hızır günleri yani yaz mevsiminin başlangıcı sayılan 6 Mayıs günü, Rumî senede Nisan ayının yirmi üçüncü gününe rast gelir.

Bilindiği üzere Rumî takvimde yıl, Hızır ve Kasım (yaz ve kış) günleri olarak ikiye ayrılır. Mayıs ayının 6’sında Hızır ile yaz başlar, 186 gün sürer. Kasım ayının 8′ine kadar devam eder ve bundan sonra kış başlar. 179 gün sürer. Şubat’ın 29 çektiği artık yıllarda ise 180 gün olur.

Hıdırellez denmesinin sebebi; çeşitli dini kaynaklarda Mûsâ aleyhisselâmın ümmetinden bir velî veya peygamber olduğu bildirilen ve Kur’ân-ı Kerîm’de, “Kullarımızdan bir kul…” (1) diye anılan Hızır‘ın (Hıdır) kurak bir yerde oturması ile o yerin yeşerip dalgalanmaya başladığı, hadîs-i şerîfte bildirilmiştir. Bu sebeple yaz başlangıcında ortalığın yeşermeğe başladığı güne yeşil mânâsına gelen Hıdır günü, yine bu günde Hıdır ile İlyâs‘ın (aleyhimesselâm) buluştukları rivâyeti sebebiyle de Hıdırellez denmiştir.

Dinî kaynaklarımız, Hz. Hızır ve Hz. İlyâs’ın Allah Teâlâ’nın sevgili kullarından olduğunu haber vermekle beraber onlar adına mukaddes bir günün varlığını bildirmemektedir. Hıdırellez gününün İslâm’da dînî bir hüviyeti ve kudsiyeti yoktur. O bakımdan 6 Mayıs’ta dinimizin tasvip etmediği tarzda kutlamalarda bulunmak, eğlenmek haramdır.
***
Bu kısa ansiklopedik bilgilerden sonra gelelim bu iki zatın durumlarına…

HIZIR VE İLYAS ALEYHİMESSELÂM KİMDİR VE NE HÂLDEDİRLER?

Hızır aleyhisselâm, peygamber olması kuvvetle muhtemel, ilim ve hikmet sahibi bir zâttır. Tasavvuf erbâbına ve hadis âlimlerine göre Hz. Hızır hayattadır, diridir. Nitekim Muhyiddîn-i Arabî (k.s.) Fütuhât-ı Mekkiye’sinde Hızır aleyhisselâmın hayatta olduğuna dair bilgiler verir. İbn Salâh ve İmam Nevevî gibi bazı zâtlar da Hızır aleyhisselâmın yaşadığı hakkında büyük âlimlerin görüş birliğinde olduklarını nakletmişler… Ve yeryüzünde âb-ı hayat’ın (hayat suyu) var olduğunu, ondan içenin kıyâmete kadar hayatta kalacağını, Hızır aleyhisselâmın da ondan içtiğini haber vermişlerdir.
***
Hızır (a.s.) bazı kimselere görünür, darda kalanlara yardım eder, hayırlı ve güzel yerlerde bulunur. Kimi Allah dostları, sıkıntılı anlarda, Hızır aleyhisselâmdan istimdat için zaman-zaman aşağıdaki beyti okumuşlardır.

Edrik Ebe’l-Abbas ennî münhasır

Seyyidî Belyâ’bni Melkâni’l-Hızır

(Lâ edrî)

Meali: Efendim Belyâ, Melkân’ın oğlu Hızır! Yetiş ey Ebu’l-Abbas, sıkıntıdayım, demektir.

Açıklama: “Belyâ” Hızır aleyhisselâmın adı, “Melkân” babasının adıdır. Künyesi de, “Ebu’l-Abbas”tır.

Tarîk-ı Nakşî Müceddidin kolu silsilesinin 33. ve son halkasını teşkil eden Süleyman Hilmi Silistrevi (k.s.) hazretlerinin, ders arasında bazan, hem yukardaki beyti hem de şu beyti cezbeli bir tarzda okudukları, talebeleri tarafından nakledilmektedir…

Edrik Ebe’l-Kaasım, ennî münhasırun;

Seyyidî Muhammedü’bni Abdullâhi’bni

Abdü’l-Muttalib, hüve’n-nûr.


***
Kur’ân-ı Kerim’de Hızır aleyhisselâmın isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf sûresinin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile alâkalı kıssada, “Kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet vermiş ve yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.”(2) diye bahsedilen zâtın Hızır aleyhisselâm olduğu anlaşılmaktadır. Zira bizzat Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) gelen sahih hadislerde, bu şahsın Hızır aleyhisselâm olduğu açıkça belirtilmiştir.(3)
***
Dilerseniz sözü fazla uzatmadan Hicrî ikinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî Ahmed Farukî es-Serhendî (k.s.) hazretlerine bırakalım. Yazdıkları bir mektupta o şunları anlatıyor:

“Arkadaşların, Hızır’ın (alâ nebiyyinâ ve aleyhimü’s-salâtü ve’s-selâm) ahvâlini sormalarının üzerinden belli bir zaman geçti. Ancak fakîr, lâyıkı veçhile onun ahvâline ıttılâı olmadığından (gerekli ve tatminkâr bir bilgiye sahip bulunmadığımdan) dolayı cevap vermekte tevakkuf ettim (durup bekledim).

“Bir gün sabah halakasında (zikir meclisinde), Hz. Hızır ve İlyas’ı (aleyhimesselâm), rûhânîler sûretinde hazır vaziyette gördüm. Hızır aleyhisselâm, rûhânî bir ilkâ (kalbime gelen bir hitâb) ile şöyle dedi:

– “Biz, ruhlar âlemindeyiz. Hak sübhânehû ve teâlâ hazretleri, ruhlarımıza öyle kâmil bir kudret verdi ki; biz, cisimlerin şekil ve sûretlerini alıp onlar gibi olabiliriz… Ve bizden de, bu sûret ve şekillerini aldığımız cisimlerden meydana gelen cismânî harekât ve sekenât yani duruş ve davranışlar, cesede ait ibâdet ve tâatler de aynen meydana gelir.’

“Bu esnâda ben,

– “Siz namazı İmam Şâfiî’nin (rh.) mezhebine göre kılıyorsunuz’ dedim.

“O da şöyle cevap verdi:

– “Biz şerîatlerle mükellef değiliz; lâkin kutb-i medâr’ın (4) mühim işlerinin görülmesi bize bağlıdır, o da İmam Şâfiî mezhebi üzeredir, dolayısıyla biz de onun arkasında İmam Şâfiî’nin (rh.) mezhebine göre namaz kılarız.’

“İşte o zaman anlaşıldı ki; onların ibâdet ve tâatlerine mükâfat terettüb etmez (sevab yazılmaz, ecir ve mükâfat verilmez). Onların ibâdet ve tâatleri, tâat ehline muvâfakat (uygun olma) ve ibâdetlerin sûretine riâyet içindir.

“Ve yine anlaşıldı ki; velâyet kemâlâtı Şâfiî fıkhına, nübüvvet kemâlâtı ise Hanefî fıkhına uygundur.

“İşte bu sırada, Hâce Muhammed Pârsâ’nın (k.s.), kendisinden naklen Fusûl-i Sitte’de zikrolunan, ‘İsa alâ nebiyyinâ ve aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm yeryüzüne indikten sonra Ebû Hanîfe’nin (rh.) mezhebiyle amel eder’ sözünün hakikati de anlaşılmış oldu. (Mümkündür ki bu cümle, İsa aleyhisselâm ile İmâm-ı A’zâm hazretlerinin ictihadlarının benzerliği dolayısiyle söylenmiştir. Yani Hz. İsa’nın ictihâdı, İmâm-ı A’zâm hazretlerinin ictihâdına uygun olacak; ama onu taklid etmeyecektir. Zira onun şânı, ümmet ulemâsını taklid etmekten yana yücedir.) (5)

“Yine bu esnada, onlardan yardım istemek ve duâ taleb etmek hatırıma geldi. Hızır aleyhisselâm da,

– “Hak sübhânehû ve teâlânın inâyeti (lûtuf ve yardımı), bir şahsın hâlini şumûlüne alıyorsa (onu ihâta ediyor, kuşatıyorsa), ona biz karışamayız, tesir ve nüfûzumuz olmaz’ dedi.

“Âdeta onlar, kendilerini aradan çıkarmış gibiydiler.

“Hz. İlyas alâ nebiyyinâ ve aleyhi’s-salâtü ve’s-selâma gelince; o bu esnada hiç konuşmadı.”(6)

“Hazret-i Hâce Muhammed Pârsâ (k.s.), ‘Hızır’ın (alâ Nebiyyinâ ve aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) rûhâniyeti, ledünnî ilimlerin gelmesinde vâsıtadır’ dedi.

“Görünen o ki; bu söz, mâneviyat yolculuğundaki başlangıç ve orta hâllere nisbetle söylenmiştir. Zira açık keşfin şehâdet ettiği gibi, mühtehînin yani mânevî yolda başlangıç ve orta menzilleri aşmış olan sondakilerin muâmelesi/durumu bir başka şeydir. Bunun doğruluğunu, Şeyh Abdülkadir Geylânî’den (kaddesallâhü teâlâ sırrahû) yapılan bir nakil de kuvvetlendirmektedir. Bir gün o minbere çıkmış, ilimleri ve ma’rifetleri açıklıyordu. Bu esnada oradan Hızır aleyhisselâm geçmekteydi. Şeyh ona seslenerek şöyle dedi:

“Ey İsrâilî, gel de Muhammedî kelâmı dinle!’

“Şeyh’in bu ifâdesinden de anlaşılmaktadır ki, Hızır (a.s.) Muhammedîler’den değil, geçmiş milletlerdendir. Hâl böyle olunca, o nasıl Muhammedîler’e vâsıta olabilir?”(7)
***

Hızır aleyhisselâmla ilgili ilave bazı bilgiler.

1. HZ MUSA VE HIZIR ALEYHİMESSELAM

Kehf suresinde geçen ilm-i ledün dersini aldıktan sonra Musa aleyhisselam Hızır aleyhisselama,

- “Bu ilmi sana Rabbim hangi amelin karşılığında verdi? Onu bana öğret de, ben de onunla amel ederek bu ilmi elde edeyim” dedi. Hızır (a.s.) da,


- “Allah için, mâsiyete sabr etmem sayesinde” diye cevap verdi. (Şuabü’l-İman)
***
2. ABULKADİR GEYLANİ HAZRETLERİ VE HIZIR ALEYHİSSELAM

Bu mübarek zat maddi ilimlere ait tahsilini Bağdat’ta bitirmiş ve Hızır (a.s.) ile manevi tahsile başlamıştı. Ve henüz 25 yaşında bir genç idi. Bir cuma günü namazdan önce Bağdat’ın en büyük camiinde murakabe halinde idi. Halk da sanki birileri tarafından o camiye sevkedilmekte idi. (Belki de manevi hocası Hızır aleyhisselâm onları o camiye yönlendiriyordu). Öyle ki cami hınca hınç dolmuş, Abdulkadir Geylani hazretleri murakabeye devam ediyordu.

İsterseniz devamını kendisinden dinliyelim:

“Hutbe’nin arkasında murakabe halinde idim. Ceddim Rasûlüllah teşrif ettiler ve buyurdular ki:

- “Ey Abdulkadir! İlmini ikmâl eyledin ve insanları irşadın ne kadar büyük bir vazife olduğunu öğrendin. Peki neden bu köşede böyle boş ve sessiz oturuyorsun? Kalk kürsüye çık ve halkı doğru yola sevk et! Ve onları Allah’ın yoluna davet et!”

Rasûlüllah (s.a.v.) böyle buyurduğu halde ben, bir türlü kürsüye çıkmaya va halkı irşad etmeye kendimde cesaret bulamıyordum. Dedim ki:

- “Ya Rasûlellah! Daha çok gencim, acaba bu insanlar beni dinlerler mi?”
Rasûlüllah Efendimiz (s.av.),
- “Sen davet ile memursun. Hidayeti ise Allah halk eder, tesirini o verir” buyurdu. Bunun üzerine ben yavaş yavaş kürsüye çıktım, fakat hayret! Söyliyecek tek kelime bulamadım. Ve artık inmeyi düşünyordum ki, Rasûlüllah (s.a.v.) tekrar teşrif etti, yanından Cihar-i Yari Güzün Efendilerimiz (r.anhüm) vardı. Ve bana,

- “Ya Abdelkadir! Va’z et! Söyle, anlat!” buyurdu. Ben de,

- “Ya Rasûlellah! Bir şey bilmiyorum ki” dedim, o zaman Rasûlüllah Efendimiz,

- “Ağzını aç!” buyurdu. Ve beş defa ağzıma “Huuu” diye üfledi. Sonra sırasıyla Hz. Ebu Bekir dört defa, Hz. Ömer üç defa, Hz. Osman iki defa ve Hz. Ali de bir defa üfleyip, gittiler.

Ben de va’z etmeye başladım… Ama ne dediğimi, ne anlattığımı ben de bilmiyordum. Bildiğim bir şey varsa, beni dinleyen cemaattan birçok insan heyecandan bayılıyor, bazıları ise anlattıklarıma dayanamıyor, ölüyorlardı. (Abdulkadir Geylani’nin Hayatı)

Demek ki, gerçek va’z ve irşad; ancak, başta Rasûlüllah Efendimiz olmak üzere O’un varisleri bulunan pîran’dan izinli olursa müessir oluyor. Yoksa boş!
***

3. HIZIR (A.S.) KİMLERLE BULUŞUR?


Ali Darîri hazretleri, Hızır aleyhisselâmın dünyada bir kimseyi dost edinip, onun ziyaretine gelmesi için dört şart vardır, buyuruyor:

1. O kimse, her halükârda Rasûlüllah’ın sünnetine uyan biri olacak.

2. Kalbinde dünyaya karşı bir his ve ihtiras asla olmıyacak.

3. Bütün Müslümanlar için temiz bir duyguya ve kalbe sahip olacak.

4. Hile, haset, kin gibi duygular içinde asla olmıyacak.


Devamla buyurdular ki: Bu şartlar kendinde olmıyan insan, ibadetle melekleşse bile, yine Hızır (a.s.) ona uğramaz ve onunla arkadaşlık te’sis etmez. (8)

***

4. HASTA ZİYARETİNDE OKUNACAK DUALAR.

Hızır aleyhisselâm bir veliye “Ağrıyan yere elini koyarak şu ayeti oku” buyuruyor:

وَبِالْحَقِّ
أَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَ
Meali: “Biz bu Kur’anı (hakkı tesbit için) hak olarak indirdik ve o, bütün hakikatleri (hak ve hikmeti) içinde toplayarak indi…” (9)
********
BİR DE KURANDA ANLATILAN KISSAYA BAKALIM.

Kuran'da Anlatılan bu kıssanın anlatmak istediği manayı her ayeti Kuran ve evren bütünlüğü içerisinde düşünerek ait olduğu yere koymaya çalışalım.

18/60- Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim."

Bu ayette geçen deniz kelimesi iki hayatı anlatmaktadır. İki deniz ise hem dünya hayatı hem de ahiret hayatını temsil etmektedir. İki denizin birleştiği nokta ise Deneme ve yaşamın sona erdiği dünya hayatı ile yeniden bir yaratılış biçimiyle yaratılacak olan ahiret hayatının başlangıcı olan ölümdür. Ölüm İki hayatın birleştiği noktanın ta kendisidir.

Önce Kuran'da deniz kelimesinin hem büyük su kütlelerinin havuzlandığı toplandığı yere deniz dendiği gibi hem de dünya hayatına da deniz ifadesi kullanılmaktadır. Yani Kara'da yaşamak da denizde yaşamak da deniz anlamında kullanıldığıdır. Bunun her ikisine bir örnek verelim.

10/21- İnsanlara, şiddetli bir sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurduğumuz zaman, ayetlerimiz konusunda hileli bir düzen kurmak (bir entrika çevirmek) onlar için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir. De ki: "Düzen kurmada (karşılık vermede) Allah daha hızlıdır. Şüphesiz, Bizim elçilerimiz, sizin 'geliştirmekte olduğunuz düzenleri' yazmaktadırlar."

2/164- Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.

10/22- Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak Sana şükredenlerden olacağız."

Bu İki ayette bahsedilen Hayat hem denizde hem de karada olmaktadır. Kuran yaşanan hayatı bir gemiye denizi de geminin manevra yaptığı gezip dolaştığı demir attğı seyir alanıyla temsil etmektedir. İnsanlar yeryüzünde ve denizde dolaşırlarken başlarına bir takım ayette geçen bu sıkıntılar gelmektedir.

Düşünün japonyada olan depremde insanlar hem denizde tusunami hem karada binaların 9.1 şiddetinde geçirdiği depremle ne hale geldiler. Yıkıkların altında kalanlarla korkunç dalgalar arasında seyreden geminin içerisinde bulunan insanların ruh halini bir düşünün artık her ikisi de hayatta kalmaktan ümitlerini kesmişler kurtulma imkanının tamamen ortadan kalktığı anda onlar allahtan başka bütün ortakların kaybolduğunu kurtarsa kurtarsa ancak Allah'ın kurtaracağını ümit ettikleri birliğe ulaşarak hep bir ağızdan Allah derler.

Ama ne yazık ki onlar o sıkıntılı debdebeli andan kurtuldukları zaman büyük bir çoğunluk allahı unuturlar tekrar eski müşrik hallerine devam ederler.Bu hal dünya hayatında değişik örneklerle her insanın başına içinden çıkılması imkansız hale geldiklerinde hemen ümitsizliğe kapılırlar.ne zaman o sıkıntı insanlardan gittiğinde ise nankörleşiverirler.

4/78- Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu, Allah'tandır" derler; onlara bir kötülük dokunsa: "Bu sendendir" derler. De ki: "Tümü Allah'tandır." Fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar?

79- Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter.

Bu İki ayetteki inceliğe bir vurgu yapmak istiyorum. Burada peygamber ve onun gittiği yola davet edenlerin yollarına gelip de kalplerinde maraz olanlar allah resulü ve dostları bir işte başarılı olduklarında Bu allahtandır derler. Ama aynı yolda devam ederlerken başlarına bir kötülük geldiği zaman bu sendendir derler senin yüzünden bu başımıza geldi derler.

Burada hayır ve şer ifadesi hayatta Allah'ın insanların gittikleri yollarda inişli çıkışlı yolları olduğudur.adam uçağa biner uluslar arası iş görüşmesine gider uçak onları sağ Salim yerine ulaştırır. Görüşmesinde başarılı olur. Adam yine iş görüşmesine gitmek için uçağına bindğinde uçak düşer ve görüşmesini gerçekleştiremez hayatı da sona erer bu hayatta yaşamanın olumlu ve olumsuz yönleridir. Bunların hepsi Allah'tandır.

Ama kişi karşısına çıkan olumsuzlukları yenmek için mücadele vermez bu yüzden başına felaketler gelir bu vurdum duymaz lığın bedelini dünya hayatında öder bu da insanların kendilerindedir.

6/148- Şirk koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de, Bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar. De ki: "Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak "zan ve tahminle yalan söylersiniz."

Ölüm Dünya hayatının sona ermesi ahiret hayatının başlangıcıdır. O zaman Musa genç yardımcısı ile ifadesini kullanırken İnsanın öz yapısında var olan psikolojinin deyimi ile alt ben üst ben kuranın deyimi ile fıskfücur ve takva vardır. Hazreti musa'nın ergenlik dönemine  gelinceye kadar geçen zamanı ile ergenlik döneminden sonraki geçen dönem olmak üzere hayatını iki kısım olarak anlatmaktadır.

Bilindiği gibi her insan yaratılış olarak islam fıtratı üzerinde doğar. Yani insan yaratıldığında günahtan ve sevaptan bir payları daha oluşmamıştır. Ne zaman insanlar ergenlik çağına geldi. O zaman artık yük omuzlarına binmiş çevre ve ailesi tarafından ona yüklenmiş olan karmaşık doğru ve yanlış bilgileri tek tek sorgulayarak bir ölçüde tartarak doğru olanları alıp yanlış olanları atmakla yükümlü olduğu bir dönem karşısına çıkmaktadır.

Musa da bunu yapmıştır. Çocukluk dönemini firavunun yanında geçirmiş ergenlik dönemi geldiği zaman da işlediği bir suçtan dolayı saray ve saray eşrafının yapacağı kötülüklerden korkarak uzun bir zaman şuayip peygamberin yanında ders almış hayatın gerçek yüzünü orada öğrenmiştir.

18/61- Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.

Kuranda geçen her müteşabih olarak kullanılan kelimelerin iki anlamı vardır.ayette geçen balık da hem dünya nimetini hem de ahiret azığını temsil etmektedir. Allah dünya hayatında İman eden salih amel işleyenler için nimetler yarattığı gibi, iman etmeyenler kafir olanlar içinde nimetler yaratmıştır. İşte dünya hayatını bir denize balığı da bu denizde insanların nasiplendiği nimetler olarak anlayacak olursak Dünya hayatı hem kafirler için hem de iman eden ve salih amel işleyenler için nimetlendikleri yerdir.

25/53- İki denizi (birbirine) salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.

Burada Kuran'ın bahsettiği deniz kaptan kustonun cebeli tarık boğazına varıp tuzlu suyu yoğun olan ile tuzlu suyu yoğun olmayan iki denizden bahsettiği gibi aynı zamanda Ademe ve eşine yasak ağaçtan yenmemesini ama kendilerine serbest bırakılan temiz ve güzel yiyeceklerden yemelerini öğütlemiştir.

2/35- Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."

Dünyada iki tip insan ve her iki tipinde nemalanacağı nimetleri Allah yeryüzüne  yaymış belkide bizim bilemediğimiz şu anda daha keşfedilemeyen göklere de nimetleri yaymıştır. İşte bu nimetlerin içerisinde büyük bir kısmı helal küçük bir kısmı da haram edilmiştir. İşte burada kafirler için dünya hayatında yaşayabilecekleri hayat olduğu gibi Müslüman olanlar için de yaşayabilecek hayatları da vardır.

Ayette bahsedilen deniz dünya hayatı ile ilgili hayat denizidir. Balık da nimettir bu nimetlerin haram olanlarını yememeyi helal olanlardan yemeyi Allah istemektedir. Asıl unutulan balık yerleri ve gökleri yaratan Allah'ın insanları dünya hayatına göndermesinin sebebi ibadet ve kulluktur. O da ahirete azık hazırlamak . ahiret nimetini kazanmaktır. Şeytanın asıl insana unutturması da budur.

2/57- Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar Bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.

2/172- Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin.

Kuran'da bahsedilen ve Musa peygamberin şahsında sembolleştirip iman edenlere ders olması açısından her insanın başına gelebilecek ve sorguladığı zaman cevaplarının bulabileceği bir hayat yolculuğunun profilini bize sunmaktadır.

Dikkat edilirse Her insanın bir çocukluk , bir gençlik bir olgunlaşma ve hayatın sonlanma dönemi vardır. İnsanlar bir dönem yani gençlik yıllarında fikir düşünce fırtınası yaşarlar. O dönem yağmurların şiddetli olarak yağdığında selin coştuğu gibi coşarak etrafa zarar verirler. Ama daha sonra yağmurun şiddeti geçtiğinde suların sakinleştiği ve durulduğu berraklaştığı gibi, insanlar, artık otururlar ve kafasını iki elinin arasına koyarak düşünmeye başlarlar.

Neden ve niçin yaratıldıklarını şimdiye kadar yapmış oldukları davranışları gözden geçirerek aklını kullananlar yeni bir hayatın başlangıcını yaşamak için değişim geçirirler. Bazıları da aklını kullanmazlar dünyadan başka bir hayat yok sanarak yaşamaya başlarlar. Ve bu hayata bağımlı kalarak onları yunusu balığın yuttuğu gibi dünya nimetleri onları yutarak yolunu değiştirmezse öylece helak olur giderler.

İşte Musa peygamber de  gerçek hayatında bu sorularının cevabını verebilecek Allah'ın peygamber olarak seçtiği şuayıp peygamberin yanında hem vahyin parıltısında hayatın yaşamın anlamlarını tek tek vahiye muhatap olan peygamberden alırken hem de yaşadığı hayatta hayatın bizzat kendisi yaşamasıyla sorgulayarak dersini almaktadır.

22/44- Medyen halkı da (peygamberlerini yalanlamıştı). Musa da yalanlanmıştı. Böylelikle Ben, o inkar edenlere bir süre tanıdım, sonra onları yakalayıverdim. Nasılmış Benim (herşeyi alt üst edip kökten değiştiren) inkılabım (veya inkarım).

22/45- (Halkı) Zulmediyorken yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki, şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terk edilmiş bulunmakta), yüksek sarayları (çın çın ötmektedir).

Şimdi klasik din anlayışına sahip  olanlara hazreti Musa da şu ayıp peygamberin yanına gelmeden önce Müslüman değildi. desen hep sana karşı cephe oluştururlar. Çünkü onların kafasında oluşturulmuş bir peygamber profili vardır. 

Allah tarafından peygamberler peygamber olarak önceden yaratılmıştı. Gökten direk peygamber olarak karşılarına çıkar. Fakat Kuran'a baktığımız zaman “Medyen halkı da (peygamberlerini yalanlamıştı). Musa da yalanlanmıştı” Eğer peygamberler bu hayatın engebeli yollarından geçmeden peygamber olmuş olsaydılar.adalet sahibi Allah'ın insanlara karşı adaletsiz bir ortamda imtihan edilmiş olurlardı.

18/62- (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk."

Kuran burada tecrübesiz ne yaptığının doğruluğu ve yanlışlığı konusunda henüz bilgi sahibi olmayan geçen bir gençlik serüveninin profili çizilmektedir. Asıl insanlar yaratılırken rabbim Allahtır demekle7/172.

Allah'ın terbiye ediciliği altında yaşayacağının sözünü verdiği halde fakat bu söz unutulmuş dünyanın çekici süsleri insanları aldatmıştır. Tıpkı belkısın süleyman peygamber tarafından mağlüp edilip teslim olduğunda süleymanın tahtıyla tanışması onu imana ve salih amele götürmektedir. Sıkılmazssanız nemil suresinde Nebe halkının hükümdarı Belkıs’ın bu konuyla ilgili kurandan bir kesit olarak aktarmak istiyorum.

27/40- Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır.

27/41- Dedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?

27/42- Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk."

27/43- Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkar eden bir kavimdendi.

27/44- Ona: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."

Bu aktarmış olduğum ayetlerde anlatılmak istenen asıl mesaj belkıs ne zaman Müslüman imiş? Ve sonra Müslümanlığı kaybolmuş?” "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk." Dikkat ederseniz ilk yaratılışta bütün insanlar Müslümandır. 

Bu  ayette bahsedilen biz Müslüman olmuştuk” ifadesiyle ilk yaratılıştaki fıtrat en müslümanlıktan bahsetmekte. Ya da Müslüman olup sonra yol değiştiren dininden dönen bir olaydan bahsedebilir. Ama ayette geçen anlatışa göre Belkıs’ın ilk yaratılıştaki Müslümanlığının bozulmasından söz etmektedir.  Devamında gelen ayette onun iç yüzünü açıklamaktadır.

27/43- Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkar eden bir kavimdendi.

Belkısın yenilgiye uğrayıp hükümdarlıktan azledilmesi onun makamının değiştiğini şöyle anlatmaktadır.

27/41- Dedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?

İşte dünya hayatında kibir lenmiş gururlanmış makam mevki sahibi insanlar ekini ve nesli yok ederler. İşte Süleyman'a yenik düşen belkıs artık onuru kibiri kırılmış dünya hayatının güllük gülistanlık içerisinde devamlı gitmediğini kavramış onu, o her şeyini kaybettiğinde sadece Allah'ı hatırlayanlar gibi Allah Süleyman'ının tahtında öğrenmiş insan olmanın Allah'ı tanımanın zevkine orada tatmıştı ve şöyle haykırmıştı.

“Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."

İman etme artık hayatın ünündeki serüvenin vahyin perspektifinde yaşayacağının kişide kararlaştırılmasıdır. Onun için yaşamında yeni bir sayfa açılarak geçmiş yaşam cehalet inkar şirk silinmiş iman ve salih amel onun hayatında karar kılmıştır. İşte iki denizden birbirini ayıran perde tuzlu su yaşam budur. Sadece iman onun gelecek hayatını rabbin terbiyesi altında sürdürmenin kendisi için daha hayırlı olduğunun bilincine ulaşması demektir. Bu her insan için geçerlidir. Kendilerini düzeltenler dünya hayatında tövbeye ulaş anlardır.

İşte Musa da hayatının içerisinde bunların hepsi gerçekleşmektedir. Yaşadığı tecrübesiz cehalet içerisinde geçirdiği bir hayatın insana hiçbir fayda vermediğini fark edince asıl Allah'a ibadet ve kulluğunu hatırlıyor ve yeni bir döneme girmek hayatına çeki düzen vermek için kolları sıvayarak diyor ki!

28/24- Hemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım."

İşte hazreti Musa'nın yeni bir bakış açısına kendisini kanalize ederek Allah için yapılan her güzel davranışın o yolda yürümenin malzemelerini oluşturarak insanı kamil hale getirmektedir. Kuran okuyanların da bildiği gibi kuranda geçen birkaç kelimeyle ciltlerle doldurulmuş kitaplar kadar bilgileri özetleyerek anlatmıştır.

Bakınız Allah iyi niyetle yolda yürüyenlere yollarını nasıl açarak güzelliklere ulaştırmaktadır.

28/25- Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun."

Artık Musa Allah'ın insanlara elçi olarak gönderdiği şuayıp peygamberle tanışmaktadır onun evine davet edilerek Allah onu şereflendirmektedir. ." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun."Artık bir peygamber gözüyle hayata bakmaya aday bir konuma gelmiştir.

18/63- (Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu."

Balığı dünyalık ve ahiret azığı olarak kabul edilen nimet olarak almıştık. Allah inanan ve iman etmeyenler için yeryüzünü nimetlerle donatmıştır. Bu anlamda kafir olanlar da balık avlamak için bir avcı iman edenler de balık avlamak için bir avcıdırlar. Balıklar ise kim kendisini avlamak isterse ona av olurlar. İşte bu anlamda balık kendi görevini yapmaktadır ve kendisine ait bir görevle yoluna devam etmektedir.

Eğer buradaki balık bilinen denizde balık olarak algılanırsa şeytanın balığı unutturması ile ne alakası olur. Şeytanın görevi iman eden ve salih amel işleyenleri doğru yoldan caydırmak Allah'a kul olanları Allah'a kulluktan alıkoyarak kendisine insanları kul etmek istemiştir. Burada şeytanın görevi ile birkaç ayeti aktarmak istiyorum.

4/118- Allah, onu lanetlemiştir. O da (şöyle) dedi: "Andolsun, kullarından 'miktarları tespit edilmiş bir grubu' (kendime uşak) edineceğim.

4/119- Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.

4/120- (Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez.

İman eden ve salih amel işleyenlerin yol göstericisi Allah iman etmeyenlerin yol gösterici ise şeytandır. Sağlam bir kulpa yapışanlar ancak Allah'ın yol göstericiliği altında eğitilmiş olan peygamberlerin getirdiklerine teslim olan o yolda yürüyenlerdir. Şeytanın yolunda yürüyenler ise asla kurtuluşa eremezler onlar sadece bir fitnedir.

18/64- (Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.

Dünya hayatında insanların ulaşmak istediği her şeye ulaşılsa bile insanlar hiçbir zaman o ilahi mesajın insanların ulaşmak istediği huzura eriştiremezler. Musa'nın çocukluk ve olgunlaşmadan önce geçirdiği hayat belli ki mutmain etmemişti. Musa şuayip peygamberden aldığı bir takım dersler ile bilgilenerek hayatı yeniden sorgulayıp bilginin köküne inmek istemektedir. İşte bu olay şöyle kuran’da anlatılmaktadır.

MUSA'NIN OLGUNLAŞMA AŞAMASINDA SORGULAMA BİLGİLENME DÖNEMİ!

18/65- Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

Bu ayet insan yaşamında olmuş ve olabilecek bütün olayları Musa'nın şahsında bizzat örneklendirerek  iman edenlere bir mesaj vermektedir. Allah'ın Musa'ya katından gönderdiği ne bir ilyas ne bir peygamber ne de insanların kafalarında canlandırdıkları sıkıştığı zaman ak sakallı görülen varlıktır. 

Bu kul anlaya bilenler için hayatın ta kendisi olan eşyanın bilgisine sırrına ilmine ulaşmaktır. Konu içerisinde ayetleri incelediğimiz zaman inşallah nasıl bir hayatı bize kuranın anlattığını anlamaya çalışalım.

18/66- Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"

Musa Allah'ın katından bir kul gönderilinceye kadar iki kişiliği yansıtıyordu. Ne zaman Allah katından bir kulu gönderince o iki kişilik sadece Musa vahiyle tanışıyor. Bir başka deyişle Musa doğru bir yolu bulmada karar kılmış ve nefsin isteklerinden uzaklaşarak sadece insandaki takva sesi kimliğini oluşturmuştur. Eşyayı incelerken ön yargılardan uzaklaşarak sadece izlediği eşyayı tahlil ederek bulgu ve belgelere ulaştığında karar kılıyor.

İnsanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklar Kuran'da melek olarak tanımlanmaktadır. Allah kainatta yaratılmış olan bütün varlıkları insan oğlunun dünya hayatında yaşaya bilmeleri için onların hizmetine sunmuştur. 

Allah her varlığa tecelli ederek orada inceleme ve tahlil yapanlar Allah'ın onları kendi bilgileriyle nasıl dizayın ettiğini ibretle şahit olmaktayız. Musa'nın Allah'ı görmek isteyip de Allah'ın dağa tecelli etmesi onu anlatmaktadır. Hazreti İbrahim'in ölüleri Allah'ın nasıl dirilttiğini görmek istediğinde hayvanların eğitilme sonucunda nasıl insanların hizmetlerinde görev yaptıklarına şahit olmaktayız.

Bir taraftan insan yaşamlarını bir taraftan evren yasalarını derinden düşünen Musa artık Allah'ın ona verdiği ilim ve hikmet gözüyle bakarak olayların künhüne inerek kavramaya çalışmaktadır.

18/67- Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."

İnsanları riske almaya götüren şey onun hakkında bilgi sahibi olmasıyla ancak mümkün olabilir. Ahiret alemine iman etmeyen bir kişi nasıl inancı uğruna malını yakınlarını hatta canını bile riske alarak savaşa çıkamıyorsa ancak iman ettiği zaman çıkabiliyorsa, olayların bilgisine ulaşamayan insanlar da sıkıntı ve riski göze almazlar.

Ayette geçen de bunu anlatmaktadır. 

18/67- Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." Sabır karar ancak olayın özünün kavranarak sonuca ulaşıncaya kadar başına gelen her türlü olumsuzluklara direnerek tahammül göstererek ancak ulaşılabilir.

18/68- (Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"

Bir öğrenci on beş yirmi yılını harcayarak bir meslek sahibi olmayı sabırla sürdürerek ulaşabilmektedir. Sonucundaki rahatlığı göremese nasıl böyle uzun bir zaman dilimi içerisinde hayatının büyük bir zaman dilimini bilgilenmek için ayırabilir?

Sabır insanı sıkıntıların ardından rahatlığa kavuşmak için ancak yapılır. Arkasından rahatlığın olmadığına inanan bir kişi nasıl sabır gösterebilir ki?İşte iman etme olgunluğuna ulaşamamış insanların küçücük bir dünyalık sarsıntıda nasıl pes ederek intihar ettiklerini hepimiz görmekteyiz.

Zengin bir adamın oğlu dünya hayatında kavuşmak istediği her şeye kavuştuktan sonra hiç birinden tatmin olmamış ve en sonunda dünyada yaşamanın anlamsız hale gelişine  kanaat getirerek intihar etmiş. İnsanlara en büyük zenginlik iman ve sabır zenginliğidir. Mal mülk dünya hayatının sadece belirli bir zaman dilimi içerisinde geçici bir süstür. 

Bu dünya hayatında sonuna kadar olsa da bir anlam taşımaz ancak insan ömrü bitene kadar en nihayet devam eder. Ama iman edenler için ölüm anında çektikleri sıkıntılar unutulur dünya hayatında Allah’ın koyduğu kurallar içerisinde yaşamanın mutluluğu içerisinde gönül huzuru ile ebedi bir hayatın ilk adımını sevinçle atarak gider.

3/169- Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın. Hayır, onlar, Rableri Katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.

3/170- Allah'ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki, onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.

18/69- (Musa:) "İnşallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.

Musa ile Allah'ın katından gönderdiği bir kul arkadaşlık yapmalarının sözleşmesinin temellerini atmaktadır.

18/70- Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar."

Burada soru sorma ifadesi sorgulamama düşünmeme anlamında değil,eleştiriye geçme inkar etme olayın iç yüzünü kavrayıncaya kadar sabırla bekle anlamındadır.

5/101- Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır.

5/102- Sizden önce bir topluluk onu sormuştu da sonra kafirler olmuşlardı.

2/108- Yoksa daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de Resulünüzü sorguya mı çekmek istiyorsunuz? Kim imanı inkar ile değişirse, artık o, dümdüz yoldan sapmış olur.

Kuran bu üç ayette dikkat ederseniz bir meselenin açığa çıkarılması için tahlil etme olay hakkında bilgilenme anlamında değil aksine olayın özüne vakıf oluncaya kadar deşeliyerek bilgiye ulaşmayı insanlara salık verir. 

Öğrenmenin bir metodu bir sistematiği vardır. Aynen bir ağacın bir çekirdekten bir zaman dilimi içerisinde büyüyerek ağaç haline geliyorsa, bilgi de öğrenilirken bir kavrama durumuna göre öğrenilmesi gerekir. İlk okula yeni başlamış bir çocuk harfleri ve rakamları kavramadan nasıl ona bir problemin çözülüşünü, veya bir kompozisyon yazmasını soramaz sa, iman hakkında da bazı bilgilere ulaşmadan insanların kaldıramayacağı bir emir verilemez. Veya kavrayamaz.

Peygamberler Allah ile iletişimini kurmalarına gelinceye kadar ne badirelerden geçtiler. Onlar öyle acıktılar ki akitlerinden vazgeçmediler. Ama İslama yeni girmiş birisine malını Allah yolunda ne varsa vereceksin desen Allah'tan böyle bir ayet gelse bu adam beni bu din mensupları soyacak der kaçar gider. Ama kulluğun bilincine ulaşmış insana öl desen Allah uğruna ölmekten zerre kadar kaçmaz. Çünkü ölmek onun için yok olmak değil ebedi bir güzel yaşamın bahçesine girmek demektir. Bilgi sahibi olan biri ile bilmeyen aynı olabilir mi?

İslam toplumlarında maalesef sorup sorgulamayla eleştirmeyi aynı kefeye koyduklarından aradaki inceliği kavrayamamışlardır. Soracaksın ama iman etmek için soracaksın araştıracaksın ama küfrünü arttırmak için değil imanını artırmak için araştıracaksın. Sormadan araştırmadan nasıl bilgiye ulaşılır bir şey test edilmeden ona nasıl inanılır? İslam toplumu bu anlayışından vaz geçerek durumunu değiştirmesi gerekir.

İşte Musa ile bir kulun  yolculuğunda bilge kul diyor ki Sakın ola ki ben sana olayın iç yüzünü kavrayıncaya kadar soru sorma değilse, seninle beraber yolda yürüyemeyiz. Ve kesin olarak anlaştıklarında yola devam ediyorlar.

18/71- Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın."

Musa ve sorgulayarak hayatın ne anlama geldiğini düşünen insanlar ölümün neden ve niçin olduğunu sorgularlar. Allah hakkında kulluk bilinci olmayan insanlar, hiç ölmek istemezler. Her insan en sevdiğini en yakınını kaybettiğinde isyanı tuğyanı bastırarak ağıtlar yakar. 

Kendilerinden birisinin ölmesini kabul etmez. Allah'ı bilen onun gönderdikleri peygamber ve kitaplara ahiret aleminin varlığına iman edenler ise,derler ki benim ölümüm diri mim Allah'a aittir.ben ona teslim oldum Allah'tan ne gelirse kendi üzerilerine düşen sorumluluğu yerine getirdikten sonra gerisini Allah’a havale ederler. Ama gerçek olarak iman etmeyenler ise ebedi olarak dünyadan ayrılmak istemezler.

2/94- De ki: "Eğer Allah Katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin."

2/95- Oysa onlar, önceden ellerinin takdim ettiklerinden dolayı onu (ölümü) hiçbir zaman kesin olarak dilemeyeceklerdir. Allah, zalimleri bilendir.

2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.

İlk başına gelen olayda Musa bilge kulun gemiyi delmesini şaşkınlıkla karşılar ve itiraz eder. Bilge kulda,

18/71- Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın."

Karşılıklı konuşmalar devam eder bilge kul Musayı uyarır. Dikkat et, seninle bir anlaşmamız vardı sonunu öğreninceye kadar eleştirme sorgulama dememiş miydim diyerek tavrını koyar.

18/72- Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"

18/73- (Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi.

74- Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın."

Bu ayet üzerinde biraz durmak istiyorum. Günahsız bir çocuğu ne hızır ne ilyas ne bir peygamber öldürme hakkını kendinde göremez. Ancak insanlara canı veren Allah'tır onlardan canı da Allah alır. Burada kuran bir şeye dikkat çekmek istiyor.

4/92- Bir mü'mine, -hata sonucu olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü�mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.


Günahsız bir çocuk öldürülüyor. Musa gayet haklı olarak ,” Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın." Her insanın söyleyeceğide bu değil mi? Eğer bu olay bir peyhgamber tarafından gündeme gelmişse peygamberler adam öldürmek çocuk öldürmek için göderilmemişlerdir. 

Eğe yine bu kul Allah tarafından ise ve Allah da bu kulun yaptıklarını onaylıyorsa burada yerleri ve gökleri yaratan Allah'ın insanların dünya hayatında elinde olmadan suçu Allah'a atfederek isyanı körükleyerek Buldun buldun da benim çocuğumu mu buldun diyen insanların tercümanı olarak konuşmaktadır. 

Öyleyse bu ayette bahsedilen çocuğun bir Sünnetullah olarak ölmesidir. Yaratılmış her varlık son yaş sınırına kadar kalacak diye bir kural yoktur. Mürüvvetini görmeden ölen çocukların konumunu burada anlatmaktadır.

18/75- Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"

Yine sorgulama devam etmektedir. Ve karşılıklı bilgilenme olayın özünü kavrama devam etmektedir.

18/76- (Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi.

18/77- (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin."

Burada kasaba halkın yaşamını sürdürdükleri yerdir yemek istemek kasaba halkının ilahi mesajdan nasiplenip nasiplenmediğinin sorgulanması sonucunda duyarlılıklarının kaybolduğunu dünyalık zevklerin asıl yaratılış gayesini onlara bir tanesi hariç unutturduğu anlatılmak istenmektedir. O da neredeyse onlar gibi olma konumuna girmek üzereyken onların uyandırılarak vahyin çizgisine getirilmelerinden söz etmektedir.

18/78- Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.

Zaten kıssa içerisinde geçen olayları Kuran bütünlük içerisinde yorumu yorumla yorumlamaktadır.

18/79- "Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı."

18/80- "Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."

18/81- Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik."

18/82- "Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğumdu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."

KISSADA GEÇEN KURAN'IN YORUMLADIĞI ÜÇ YORUMU BİZ DE YORUMLAMAYA ÇALIŞALIM.

Asıl kıssanın özünü ana fikrini oluşturan üç tane ana başlık ile bunun izahına ihtiyaç vardır.

1- GEMİNİN DELİNMESİ

2- GÜNAHSIZ BİR ÇOCUĞUN ÖLDÜRÜLMESİ

3- YIKILMAYA YÜZ TUTAN DUVARIN İNŞASI

GEMİNİN DELİNMESİ:

Kıssada anlatılan gemi temsili olarak anlatılandır. Allah Musa'nın şahsında bütün ders almak isteyenlere temsili bir anlatımla bilge bir kul ile Musayı hayat yolculuğu yaptırarak o ve bütün insanları hayatın gerçekleriyle yüzleşmesini dünya hayatında insanların başlarına gelen olaylardaki hikmetleri intak sanatı yaparak anlatmıştır. 

Gemi dünya hayatının yolculuğunu insanlarda bu dünya hayatında ölürlerken hayatlarında yaşarlarken bir takım zalim olan insanların mazlum olan insanlar üzerindeki hakimiyetini kaldırmanın bir sebebi olarak açıklamaktadır.

Kuran bir meseleyi izah ederken,  bir masal bir roman gibi anlatmaz. Bir roman gibi anlatılacak bir konuyu bir kelime ile anlatma sanatı vardır. Dünya hayatında Allah isteseydi insanları melekler gibi yaratır, her yaratılan melek gibi kendisine kodlanmış bilgilerle görev alanından çıkmadan görevini yerine getirirdi. Ama insanlar meleklerden farklı olarak yaratılmışlardır. Doğal sonuç olarak da insanı farklı bir yaşama götürmektedir.

7/ 20- Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir."

Eğer insanlar da melekler gibi yaratılmış olsalardı. Onlar da günaha ve sevaba gidecek yönleri olmazdı melekler gibi sadece verilen görevleri yerine getirmekle secdelerini Allah'a kusursuz şekilde yaparlardı. Ama insanlar iki yola eğilimli olarak yaratılmak la onların önüne iki seçenek çıkmaktadır. 

Ve bu tercih de insana bütün donanım sağlanmış kendi seçimini kendi kararını kendisi verebilecek şekilde dizayın edilerek özgür bir iradeyle baş başa bırakılmıştır. Bu onu dünyada halife ve dilediği şekilde dünya hayatında at koşturma özelliğine taşımıştır.

33/ 72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

Kuran insanların dışındaki varlıkların konumunu lisanı haliyle böyle izah etmektedir. Melekler kendilerine yüklenmiş bilgilerle kendi görev alanı içerisinde seyirlerini sürdürürler ama insanlar yaptıkları her işin konuştukları her sözün attıkları her adımın hesabını verecekler onları meleklerden ayıran özellik sorumluluk yüklenmeleridir.

Bir taraftan iblis ve şeytan düşmanları ile insanların düzgün yola gitmeleri bombardımana tabi tutulurken bir taraftan da takva elbisesiyle yola gitmeleri baskı altına alınmaktadır. Her insan iki kişilikli karakterde yaratılmak la insan başlı başına kavga kendisiyle kavga laşarak bir yöne karar kıldıkları zaman kendi içlerindeki kavga sona erer. 

Karar kılmış insanlarda Şeytan şeytanlaşmış olan insanlarda iktidar ise devamlı yetki ve sorumluluk ondadır. Takvadan gelen itirazlar onu etkilemez o kendi almış olduğu kararlarda seyrini sürdürür durur. Eğer insanda takva iktidarda ise ona muhalefet olan iblisten şeytandan gelen teklifler de etki etmez. 

Tıpkı millet meclisi gibidir. İktidar çoğunluğun parmak sayısının çok olanın sahibidir. İktidar nasıl bir karar almışsa parmak sahibi çokluğu olanın sözü geçerlidir. muhalefet ise sadece parmağını kaldırır doğru da söylese onun sözü değil iktidarın sözü geçerlidir.

Kıssada anlatılan dünyanın kusurluluğunu böyle anlatılmaktadır. Düşmanlıklar kavgalar savaşlar insanlar arasındaki makam koltuk hırsları alabildiğine sürüp gitmektedir. Allah isteseydi insanları tornadan çıkmış gibi görünüşte tek tip insan olarak yaratır bunların hiç birisi olmazdı. böyle yaratılmasında bir kısım Allah’ın insanların anlayanları için ayetler vardır.

10/19- İnsanlar, tek bir ümmetten başka değildi; sonra anlaşmazlığa düştüler. Eğer Rabbinden geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu.

Yaratış biçimi hep insanların aynıdır. İlk yaratılışta insanlar rabbim Allah'tır diyorlarsa bunlar tek bir ümmet halindedirler. İnsanların ayrı ayrı şeriat halinde oluşları onların yaratılış biçimine yabancılaşmasından kaynaklanmaktadır.

Dikkat çekmek istiyorum. İnsanları tek düze tevhit akidesinde birleştiren ilahi vahiyler mesajlardır. Yani Allah kendi dininin insanlar içerisinden kabul edenlere bütün peygamberlerde sistemleşen doruk noktasına ulaşan bir yaşam biçiminin toplanmasıyla anlam kazanır. İşte insanlardan bazılarının peygamberlere iman etmeyişlerinin sebebi Onların getirdikleri dini anlayamadıklarından veya kibirlerinden gururlarından kaynaklanmaktadır.

Gerek vahyin orjinalinden sapan inandım dediği halde Allah ve peygamberler hakkında bir takım zan ve tahminlerle din uyduran kitap ehli ne de Allah insanlara peygamber kitap göndermez diyen deizim ne de Allah'ı inkar eden ateizim zihniyeti bu kuranın veya kurandan önce gelmiş geçmiş peygamberlerin getirdikleri o tevhit akidesini yakalayamamışlar ve kendilerini değiştirmeden de yakalayamazlar.

Bu gün islam toplumların düştüğü ve birbirlerine uymayan yüzlerce binlerce din ortaya çıkarımları, yerleri ve gökleri yaratan rabbin onlara öğütlediği din değildir. İslam esenlikte olmak demektir. Ayrı ayrı dinlerdeki insanların kendi dinlerini kendilerine vererek onların özgür bir şekilde dünya hayatında denenmesine vesile olmasıdır. 

Yoksa insanların hepsini Müslüman etmek değildir. İslam ; Kuran'i manada başka dinlerdeki insanların kendi dinlerini kendilerine vermektir. Onların yaşam hakkını özgürlüğünü elinden almak değildir.

Uzun lafın kısası geminin delinmesi veya hayatın kusurlu olması Allah'ın insanlar için özgürce belirli bir hayat dilimi içerisinde yaşam alanında denenmesi içindir.

67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.

GÜNAHSIZ BİR ÇOCUĞUN ÖLDÜRÜLMESİ!

18/81- Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik."

Kuran sınava tabi tutulmadan gerek insanların zulmünden gerekse doğal seyri içerisinde ölen çocukların ölümünü böyle yorumluyordu.Yani edebiyat dilinde hüsnü tahlil sanatı yaparak sebebi bilinen bir olayı daha güzel bir sebebe bağlayarak anlatıyor.

Öncelikle şunu belirtmek lazımdır.Allah kimseye zulüm yapmaz, kimsenin götüremeyeceği yükü de yüklemez. Ancak insanlar kendi kendilerine zulüm yaparlar. İnsanlarda imtihan süreci; akılbaliği çağına ermesinden bunaklık ve ölüm dönemine kadaradır. Çocukken ve bunaklık dönemindeki yapılan iyi ve kötü davranışlardan insanlar sorumlu değildir. 

Düşünme ve akletme döneminden sonra her insan kendi yaptıklarından sorumludur. Kişi ise bu dönem içerisinde inkar etsin inkarından vazgeçsin. Tekrar inkarına devam etsin bu insanlara verilen hayat kesiti içerisinde dilediği gibi hareket etsin bu insanın kendi özgür iradesi içerisinde seyretmektedir.

Tıpkı yolda yürüyen bir arabanın kaptanı gibi dilerse onu yolda adam gibi kullanır. yol güzergahında hedefine ulaşır. Dilerse içki içer onu bir yardan aşağı atarak helak olur. Allah dünya hayatında gidişine asla müdahale etmez.

76/2- Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.

76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

İnsanlar eleştirmeyi çok iyi bilirler ama eleştirilmeye hiç gelemezler. Allah neden insanları ölümlü yaratmış? Allah günahsız çocukları neden öldürüyor. Vay benim bu başıma gelenler o kadar insanlar varken bu benim mi başıma geldi Allah neden diğer insanlara çocuk veriyor da bana vermiyor? 

Vs. gibi sorular peş peşe birbirlerini izleyerek devam ediyor. İnsanlar içerisinde, önce şunu iyi bilmek lazımdır. Bz yerleri ve gökleri yaratan allaha ait kullarız. Biz hayat yolculuğunda yürürken karşımıza iki tane olumsuzluklar ve olumluluklar çıkmaktadır. 

İNSANLARIN KENDİ ELLERİNDEN OLANLAR VE KENDİ ELLERİNDE OLMAYANLAR 

Bu kaderle ilgili bir meseledir. Onu başlık halinde sunmaya çalışayım.

İNSANLARIN KENDİ ELLERİNİN ÖNE SÜRDÜKLERİNDEN DOLAYI BAŞINA GELENLER.

Toplum içerisinde geleneksel bir inanç olarak Allah insanın kaderini önceden yazmış ve insan bu kadere göre seyrini sürdürüp gitmektedir. Hayır bu inanç kuranın anlatışına kesinlikle uygun değildir. 

Allah katında bütün insanlar bir kul olarak eşittirler ve eşit doğrular Allah'a göre bir kul ne avantajlı ne de dezavantajlıdır. Allah birini dileyip saptırmaz birini de özel olarak iltimas göstererek hidayete getirmez. Farklı konum ve çevrede yaratılan insanlara farklı roller vererek kendi yollarının hükümdarı da kendisidir direksiyon da kendi elindedir.

İnsanlar bu anlamda yeryüzünde ve kainatta bir halifedir. Yerlerde ve göklerde olan ne varsa insan oğlunun hizmeti için verilmiştir.

31/20- Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip durur.

Allah insanlara aklını takvasını fıskını vermiş önüne de evreni sermiş. haramı helalı doğruyu yanlışı hak ile batılı vererek insanlara nebi olan elçilerle dünya hayatında nasıl yaşamaları gerektiğine dair de bir bir kitap göndermiş insanları kendi özgürlükleri içerisinde serbest bırakarak istedikleri şekilde yaşamalarına süre tanımıştır.

Allah kimseyi kendisi sapmadıkça saptırmaz allah kimseyi doğru yola gelmek istemedikçe doğru yola eriştirmez. Allah kimseye zulmetmez. Allah sapmayı hidayete gelmeyi yaratmış ve insanların önüne her iki yola gidecek eğilimi vererek istediği yoda gitmeyi kendi özgür iradesine bırakır. Sapana saptırdım doğru yolda geidene de bağışladım ifadesi kullanır. Yoksa allah birini saptırıp birini bağışlarsa bu zlüm olur. Bu kuranın anlatım sanatıdır.

İNSANLARIN KENDİ ELLERİNDE OLMADAN KADERLERİ, VEYA BAŞINA GELENLER.

9/13- Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.

Dünya hayatında insanlar doğarlarken cinsiyetlerini ırklarını renklerini dillerini hangi toplum ve hangi aileden doğacaklarını kendileri tercih etmezler. Veya bir şimşek çakarak ölmeleri başkalarının kontrolünde olan bir arabada giderken kaza yaparak ölmelerini veya sel felaketlerinin depremlerin yanardağların insan savunmasını aşan boyutlara ulaşarak insanların ölmeleri kendi çizdikleri kaderleriden değildir.

İşte insanların kendi elinde olmadan başına gelen kaderlerinden sorumlu değildirler. Konumuz kader olmayınca kısaca değinerek açıklık getirmek istedim.

Bu uzun açıklamalardan sonra gelelim çocuğun durumuna. Çocuklar akıl baliğ çağına gelmeden ölürlerse ne kazanırlar ne kaybederler? Bu sorunun cevabını kurana sormakla cevabını alabilirsek sanırım bütün kafamızda oluşan soru işaretleri de kalkmış olacaktır.

Önce kuranda kullanılan kelime ve ayetlerin ne demek istediğini kuranda geçen diğer kelimelerin kullanılışına ve konulduğu yerde anlamlaşmasına bakmak lazımdır. Kuran bize bildiklerimiz bazı şeylerden örnekler vererek bilemediklerimiz veya bilmekte güçlük çektiğimiz ayetlerin açıklamasını yapmıştır.

Kuran'ı Kuran'la anlamak için kuranda bazı ayetlerin altını kalın çizgilerle çizerek o ayetlerin Sınırını ihlal etmeden karşımıza çıkan ayetleri bir yere koymak lazımdır. Şu bir gerçek ki; kuranda geçen hiç bir ayet ve kelime başka bir ayet ve kelimenin yerine kullanılmamıştır. 

Ama her kelime ve ayet başka ayetler ve konularda kullanılmış kullanıldığı yerde anlamlaşmıştır. Tıpkı şeker su içerisinde kullanılmış şekerli su olmuş veya şeker baklavada böreklerde kullanılmış mamulün adı değişerek karşımıza çıkmıştır.

Evet Kuran meallerinde mütercim ayet ve kelimelerin anlamını kısacık olarak yorumlarını koyarlarken mealcilerin anlamasına göre ayetlere anlam yüklemişlerdir. Aslında mütercim tercümesini yaparken Kuran'daki ayetler içerisindeki geçen kelimelerin karşılığını moto mot koyarak kendi yorumunu ya parantez içine alması gerekir ya da karşılığı bulunmayan kelimeleri olduğu gibi aktarması gerekir.

18/80- "Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."

Çocuğun anne babası mümin kimselerdi, ifadesi biyolojik anne babadan bahsetmiyor. Eğer öyle olmuş olsaydı yahudi, hıristiyan , sabiilerleri be puta tapıcı olan çocukların anne babaların çocuklarını nereye koyacağız? Çocukların yaratılırken saflığından temizliğinden söz etmektedir. 

Kuran'da anlayamadığımız ve anlamakta güçlük çektiğimiz bir konu da hemen inkarınızla delil bulmak için yaygarayı bastırmak tayız. Hiç doğmayan ve hiç hayata merhaba demeyen veya yaratılmayan insanlar ne olacak desek doğru olur mu? Allah kuranda imtihana tabi tutulup da kazananların ve kaybedenlerin mükafat ve cezalandırılacağından söz etmektedir.

İmtihana tabi tutulmamış bir insana sınav sonuçlarını açıklarken şu kadar poğan aldınız diye bir bildiri gelir mi? Ancak sınava girip de ismi geçenlere sınav sonuçları bildirilir.

Bu anlamda çocukar sınava tabi tutulmadan ölmüşlerse ne ceza ile ilgili ne de mükafaatla ilgili ellerine karne verilmez. Onlar tekrar yaratılan toprağa geri dönerek kafir olanlar için onulmaz bir hasret olan toprak olurlar.

78/40- Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: "Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim" diyecek.

Çocuklar büluğ çağına gelip imtihana tabi tutulsalardı ya muttaki olacaklar ya da şeytanın yolunda giderek kafir olacaklardı. Müslüman olanlar için hiç de kolay olmayan bir sınav onu bekleyecekti. 

Kafir olarak yaşasaydı onu ebedi bir cehennem bekleyecekti yukarda ayet örneği verdiğim gibi kafir olanlar cehennemde o şiddetl azabı gördüklerinde geri dönmek isteyecekler kabul edilmeyecek toprak olmak isteyecekler. O da kabul edilmeyecek işte çocukların kafir olanların isteyip de bulamadıkları şeyde konuşlandırılması daha adil değil mi?

Kafr olarak ölenler bir dünya hayatı yaşamışlar ve inkarları karşılığında ebedi bir cehennem hayatı yaşayacklar. Ama çocuk olanlar dünya hayatı da ahiret hayatı da görmeden ölmüşler ve toprak olmuşlar zulüm neresinde bunun ?

Öyleyse ayette belirtilen.

18/80- "Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."

18/81- Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik."

İşte çocukların ölmelerini kuran açıklarken böyle br sebep gösteiyor. Hayatı anlayabilenler için bir insan eğer kafir olarak ölerek ebedi bir cehenneme çarptırılmasından dünya hayatında yaşamamak daha mantıklıdır.

3-YIKILMAYA YÜZ TUTAN DUVARIN İNŞASI!

18/ 82- "Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."

Kuran bu ayette ölmeyen bir çocuğun allahın elçileri tarafından uyarılarak kendi fıtratlarında var olan hakikatin eğitimle farkına vararak küfrün pençesinden kurtulmasını sembolize etmektedir.

Define onlardaki rabbim Allah'tır sözünün saklı olduğu fıtrattır. duvar ise bedenin küfür toplumu tarafından işgal edilerek asıl yaratılış gayesinden uzaklaşma eğiliminde bir çocuğu temsil etmektedir.

2/ 220- Hem dünya (konusun)da, hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki: "Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozgun (fesad) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırt eder). Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir."

Çocuklar ergenlik çağına gelinceye kadar nötr bir haldedirler. Onlara kötülükler yüklenirse kötülüklerle dolarlar onlara iyilikler yüklenirse iyiliklerle dolarlar. Ne zaman onlar rüşde erdiler. O zaman bunların hangisinin iyi hangisinin kötü olduğunu bilirler. 

Fakat kendilerini Allahın yasakladığı kötü bağımlılık yapan davranışlar içerisinde bulunanlar bunun farkına varırlar ama o bağımlılıktan kendilerini arındırabilirler ama arındırmaları çok zor bir konuma gelmiştir. Her ne konumda olursa olsun insan istedikten sonra aşamayacağı engel yoktur tıpkı hazreti İbrahim gibi tek başına müşrik toplumdan kendisini arındırarak bir ümmet haline gelmesi gibidir.

6/ 152- "Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz."

Sonuç olarak hızır- ilyas olayı Allah hazreti musa peygamberin şahsındaki bir dünya hayatındaki yaşam yolculuğundan bahsederek dünyada her insanı ilgilendiren hayatın gerçeklerinden bahsetmektedir. Kıssada geçen kelimelerin kuran bütünlüğünde düşündüğümüz zaman mecazi veya temsili yöndeki anlamlarını göz ardı etmememiz gerekir.

Kıssada kullanılan deniz dünya hayatını gemi insanın dünya hayatında seyretmesini, delinmesi insanlar hayatta yaşarlarken güllük gülistanlık olmadığını insanlar bir gün gelip öleceklerini çocuğun öldürülmesi de yaşam hayatında var olagelen insanların denemeye tabi tutulmadan ölenler hakkında verdiği bilgiyi yıkılmaya yüz tutmuş duvar da kafir olanlar tarafından inkara doğru eğilimli hale gelen çocukların eğitilerek gerçek kendisindeki rabbim Allah'tır sözünün onun üzerinde yeşermesini temsili olarak anlatmaktadır.

Yoksa kuran hayattan kopupk bir hızırdan söz etmez Katından bir kul hayatın özüne işlenmiş allahın evrene tecellisinin bir bir hikmetleri çözülerek bilgiye ulaşmasıdır. Musa da her insan gibi aklını kullanarak eşyanın yaratılışını objektif olarak keşfeden biri gibi hayatı sorgulayarak bilgi edinmesidir.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR.

http//kuranianlamametodu.blogspot.com
alirizaborazan@hotmail.com

20 Mart 2011 Pazar

İSA PEYGAMBERİN BABASIZ OLMADIĞI İLE İLGİLİ AYETLER


RAHMAN VE RAHİM OLA ALLAH'IN ADIYLA!

Bir tane kardeşimizin ricası üzerine Hazreti İsa peygamberin babasız olmadığına dair Kuran'dan ayetleri çıkarıp onu insanların anlayışına bırakmamı istedi. Şimdi aşağıya bu ayetleri sıralamaya çalışacağım.

3/59- Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi.

23/12- Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.

23/13- Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

23/14- Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir.

23/15- Sonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız.

22/5- Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.

7/185- Onlar, göklerin ve yerin 'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete� (melekût) Allah'ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?

48/23- (Bu,) Allah'ın öteden beri sürüp giden sünnetidir. Sen Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın.

30/30- Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.

33/55- Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah Katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

4/82- Onlar hala Kuran'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.

67/3- O, biri diğeriyle 'tam bir uyum� (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk� (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?

67/4- Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.

42/52- Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun.

4/171- Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu (�OL� kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek İlah'tır. O, çocuk sahibi olmaktan Yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.

17/85- Sana ruhtan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir."

21/91- Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık.

16/2- Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka İlah yoktur, şu halde Benden korkup-sakının, diye uyarın."

19/17- Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.

19/19- Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."

2/101- Ne zaman onlara Allah Katından yanlarındakini doğrulayan bir elçi gelse, kitap verilenlerden birtakımı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitabı�nı arkalarına attılar.

2/129- "Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin."

98/2- (O delil de) Allah'tan gönderilmiş-bir elçi (ki,) tertemiz sahifeleri okumaktadır;

19/21- "İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti.

2/117- Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir.

19/22- Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.

19/23- Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim."

3/47- "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir."

16/40- Onu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir.

6/73- O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.

40/68- Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o da hemen oluverir.

9/36- Gerçek şu ki, Allah Katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.

7/54- Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş�e, Ay�a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir.

11/7- O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkar edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" derler.

76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.

4/155- Onların kendi sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerine karşı inkara sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle (onları lanetledik.) Hayır; Allah, inkarları dolayısıyla ona (kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar.

4/156- (Bir de) İnkara sapmaları ve Meryem'in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri,

43/57- Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar.

3/35- Hani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti.

3/36- Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım."

3/37- Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.

Yukarıda verdiğim ayetler içerisinden düşünenler ve aklını kullananlar umarım Hazreti İsa'nın babasız olduğu inancından vaz geçerek Allah'ın her şeyi bir ölçü bir zaman dilimi içerisinde yarattığı konusunda bir anlayışa sahip olacaktır.

Kuran'da geçen bir olayın Kuran'ın bütünlüğüne serpiştirilmiş sureler ve ayetlerden örnekler verdim. Sizin olayı doğru bir bakış açısı ile bakabilmeniz için verdiğim ayetler içerisinde kelimelere yüklenen anlamları Kuran'ın bütününde aramak lazımdır. Ayetler içerisinde İsa peygamberin babasız olmadığı ile ilgili kelimelerin ayetlerde nasıl anlam kazandığını vurgulamak için onunla ilgili ayetleri seçmeye çalıştım.

Meryem, İsa, Ruh, sünnet, Sünnetullah, Elçi, Resul, nebi, Ol, yaratış, çocuğun nasıl oluştuğu, Hanif fıtrat, zaman arş, Melek, kelimelerinin geçen ayetlerde anlam kazandığı şekilde anlaşılarak Kuran'ı okuyan aklını kullananlar için ışık tutacağı kanısındayım.

Selam ve dua ile.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise ana aittir.

http//kuranianlamametodu.blogspot.com
alirizaborazan@hotmail.com

12 Mart 2011 Cumartesi

YORUM NEDİR?




RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Yorum;Varlıkların, özellikle insanların kendilerine verilmiş olan yeteneklerle baktıkları algıladıkları şeyleri kendilerinin anladığı biçimde söylem, eylem, ve yaşamlarıyla ifade etmeleridir.

Ressamın resmini, şairin şiirini, mucit icadını, sanatkar sanatını nasıl algıladığını, resminde, şiirinde, icadında, sanatında ortaya koyarak etrafa mesaj vermesidir. Bu ona ait olan olguyu özelleştirerek onlarla toplum içerisinde zenginlik sağlanır. Onlarla bir kültür oluşur. Bu yorum sadece insanlarda değil insanların dışında olan yaratıklarda da bulunmaktadır.

Genellemesini bile sayamadığımız her türlü bitkilerin kendilerine yüklenen bilgilerle insanlara meyvelerinden sebzelerinden kendilerine has tat ve güzelliklerle insanlara ayrı ayrı birbirlerine benzemeden değişik tat ve lezzetlerle bir şeyler sunmaları onların topraktan aldığı gıdaların havadan aldıkları gazların güneşten aldığı ışığın sudan aldığı minerallerin, bir yorumudur.

Aynı şekilde genellemesini bile saymakta güçlük çektiğimiz hayvanların kendilerine ait maharetleriyle insanlara etlerinden sütlerinden yüklerinden sundukları hizmetlerle tabiattan aldıklarını yorumlamaktadırlar. Yaratılmış olan insanların dışındaki varlıkların yorumlarını böyle ortaya koyduktan sonra asıl bizim konumuzu ilgilendiren insanların evrenini nasıl yorumladıklarını ve daha sonra da Kuran'ı yorumlama konusundaki Kuran'ın bize verdiği bilgilerle Kuran'ın yorumuna geçerek açıklamaya çalışacağım.

İNSANLARIN EVRENİ YORUMLAMASI!

Dünya hayatında temel olarak iki tip insan vardır. Birisi Yerleri ve gökleri yaratan Allah'ın olduğuna iman ederek onun rabliği altında evreni okuması ve yorumlamasıdır. ikinci olan insanlar da Allah'ın rabliğini kabul etmeyip de Allah'ın dışında yaratılmış olan varlıklardan kendisine Rab seçerek onun adıyla evreni yorumlamasıdır.

İki tip insan için eşyanın konuşma dilleri aynıdır. İnsanlığın bu günkü ulaştığı kültür medeniyet her iki toplum tarafından katkıları olarak gelmiştir. Birisi evrenden ve insanlardan aldığı bilgiler ve ilhamla evrende olup da insanların önüne bir şeyler icat edip yorumlamış. Diğeri de Allah'ın ona verdiği maharetle evreni Allah adıyla okuyarak  yorumlamışlardır.

Demirin, bakırın altının gümüşün daha insanların dünya hayatında insanların yaşamasını kolaylaştıracak malzemelerin keşfedilmesiyle mucitler icatlarını gerçekleştirmişlerdir. Yer yüzündeki madenlerden veya var olan her şeyden, Uçak  araba gemi, tren, müzik, resim şiir telefon televizyon  vs. üretilmesi insanların eşyayı yorumlamaları ile ortaya çıkmaktadır. 

Allah kainatı ve kainatta insanları yaratarak belirli bir zaman dilimi içerisinde insanların denenerek ölmesi Allah'ın kainatı yorumlayarak yaratmasıdır. Hiçbir insan yaratıcı değildir. İnsan yaratılmış olan malzemelerle ihtiyaçlarını değişik konularda karşılayabilmek için, onları kendisine yararlı bir hale dönüştürmeleri onların yorumu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yeryüzünde dolaşıp görmüş olduğunuz insanların evrendeki ve yeryüzündeki yaratılmış olan varlıkları yorumlayarak ortaya çıkardığı  mucitlerin icatlarıdır. Yeryüzündeki varlıkların konuşma dilini en güzel keşfedenler onları insanların yararına en fazla yararlı oluşuyla anlam ve değer kazanırlar. Dünyada binlerce taksi markaları olduğu halde, her taksi üreten aynı yoruma sahip değildir.

İşte marka farklılıkları malzemeleri iyi yorumlayıp yorumla-mamalarıyla Markada kalitede farklılık arz etmektedirler. 

Arabaların yapılmasında meydana gelen malzemeleri usulüne en yakın uygulayanlar en önde rekabeti kaliteyi götüren insanlardır. Hani bir ata sözü vardır. “Herkes kaşık yapar ama sapını ortaya getiremez” aynen onun gibi herkes icat ettiği şeyin kalitesiyle önem ve değer kazanır.

Yeryüzünde madenlerden ve Allah'ın yeryüzüne yaydığı varlıklardan insan ihtiyaçlarını karşılayabilecek her türlü insan yaşamına ihtiyaç hissedildiği alanlarda mutlaka bir şeyler üretilmiştir. Bilenle bilmeyenler bir olmadığı gibi tahkik edenle taklit eden de bir değildir. Üreten evreni yorumlayan insanlardan mucitler ortaya çıkmaktadır. Bir  ülkenin medeniyeti ürettikleri icatlarla, teknolojik gelişmelerle ahlak kurallarıyla belli olur.

Evreni yorumlayan insanlar bir icatta bulunmuşlarsa vahyin kurallarını bilmiyor ve o kurallara isyan ediyorsa, icatlarını insanlar arasında fitne konusu olarak kullanırlar. İnsanları öldürürler insanlara zulüm ederler. ekini ve nesli yok ederler. Ama Rabbım Allah'tır diyen insanlar Allah'ın onaylamadığı hiçbir şeyi yapmazlar ürettikleri malzemeleri Allah'ın onaylamadığı alanlarda fitne aracı olarak kullanmazlar.

KURANI YORUMLAMAK

Kuran'i anlamda yorum Kuran'daki bir kelimenin bir ayetin veya bir kıssanın anlatmak istediği anlamı anlayarak kişilerin anlayacağı biçimde aktarılmasıdır.Bir başka ifadeyle Kuran'ı doğru yorumlamak Allah'ın murat etmek istediğinin yakalanarak yaşamla doğru orantıda anlamak ve  buluşturmaktır.

Yorum, benzeşen iki şeyden kalplerin mutmain olacak şekilde anlamının yakalanarak verim alacak şekilde sentez haline gelmesidir.Kuran, Evren ve evrendeki insanların,Allah tarafından kelimelere ayetlere, dizelere kıssalara dökülerek yorumlamasıdır. Kuran üzerinde uzmanlaşmış olanların Allah'ın Kuran'da yorumladıklarını Allah'ın yorumladığı şekilde O konuda bilgi sahibi olmayanlara tercüman olmasıdır.  

Eğer Kuran Allah tarafından açık bir şekilde yorumlanıp insanlar önüne konmuş olsaydı. Aynı Kuran okuyan insanlar ayetleri ve kelimelerin kastedilen manayı farklı farklı anlamalara neden olmazdı. Maalesef iki tane Arapçası süper olan Alimler Müteşabih olan ayetleri yorumlamalarında,hiç birinin hiç biriyle uyuşmadığı gözlenmektedir. Bu yadsınamaz bir gerçektir.

İnsanların hayatlarını kolaylaştırmak için ürettikleri bütün araç ve gereçler dağların bir yorumudur. Hepsi yeryüzünde ayrı ayrı bulunmaktadırlar. İnsanlar bunların özelliklerini keşfederek onlardaki maharetlerin birleşmesinden yeni bir şeyler üretmektedirler. Helva olarak Allah hazır bir şey yaratmamıştır. Helvayı insanlar dünyadaki ürünleri birleştirerek yorumlamışlardır.

Yani maddeler yeni karışımlarla yeni ürünler ortaya çıkarmaktadırlar. Helva temel gıdalardan şeker, un, ve yağın birleşmesinden meydana gelmektedir. Helvaya yağ diyemezsin şeker diyemezsin un da diyemezsin ama şeker yağ ve unun sentezi diyebilirsin, o sentezin adı da helva-dır. Onlarla yeni bir isim ortaya çıkmaktadır. İşte bu yorumu da genelde herkes aynı yorumlamıyor. Farklı ustaların farklı yorumları onlardaki kalite farkını ortaya koyuyor.

Kuran'daki ayetlerin anlaşılması ve konular içerisine yerleştirilmesi de yorumlamaya insanların anlayacağı şekilde anlayacak hale getirilmesine ihtiyaç vardır. İşte Kuranı yorumlarken yorumlamaya ihtiyaç olan kelime ve ayetlerde kalplerinde maraz olanlar ikişerli veya çok anlama gelebilen ayetleri kendi kötü emellerine uydurmak için, kendi isteğine  göre yorumlayarak fitne çıkarmaktadırlar. O zaman Kuran'ı anlamada iki farklı ayet bulunmaktadır. Muhkem ve müteşabih. 

Başka bir ifadeyle Açık, anlaşılması kolay olan ayetler, Bunar muhkem olan ayetlerdir. Karmaşık kendi anlam dışında farklı anlamlara gelebilen  ayetlerdir. Bunlar da müteşabih ayetlerdir.

KURAN’DAN YORUMLANMAYA İHTİYACI OLAN BAZI AYET ÖRNEKLERİ!

6/146- Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız.

Düzgün bir Kuran okuyucusu ve yorumlayıcısı, Önce Kuran'ın bütünüyle ilgili ayetlerden haberdar olması gerekir. Kuran'daki bir ayetin kastettiği manayı ortaya koyarken Kainat yasalarından da haberdar olması gerekir. ya da o konudaki bir ayeti açıklayabilmek için o konunun uzmanları ile istişare yapması lazımdır. Yetmedi Bu konudaki ayetle o konunun ilminin uzmanlarının ortaya koydukları verilerle uyum sağlamışsa  pratik hayattaki uygulama sonucuna bakmak gerekir.

Bir Örnek verecek olursak Kuran sarhoş edici içkileri yasaklıyor. haram kılıyor. İçki kime haram edilmiş tabi ki insanlara haram edilmiş, bir de dinleyen öğüt alan iman eden insanlar bunu kabullenir. İçki ile ilgili bir ayet örneği verelim.

5/90- Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.

Ayette içkiden başka bir takım haram kılınmış olanlar da var. Şimdi biz içki deyince insana sarhoşluk veren yaratılmış olan eşyanın değişikliğe uğratılarak bozulup insan yapısını da bozan bir içecekten söz ediyoruz. Eğer Allah bunu insanlara yasaklamışsa insanları keyfinden uzaklaştırmak için değil insan yaşamını içtiği zaman, bağımlılık yaparak hem de insan vücudunda olumsuz tesirler yaratarak insana zarar verdiği için yasaklanmıştır.

Elbette her zararlı olan şeylerde faydalar da vardır. Ama Allah zararları faydalarını aştığı için, onların içilmesini yasaklamıştır.

2/219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;

“Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür."

Ayette dikkat ederseniz Günah olan kısmı yararlı olan kısmından daha çok olduğu için Allah içkiyi kumarı yasaklamıştır. O zaman diyebiliriz ki helal olanlar içerisinde de insanlara zarar olan yönleri vardır. Ama insanlara faydalı olan yönleri zararlı olan yönlerine göre daha ağırlıkta olduğu için onlar helal edilmişlerdir.

İnsan hayatta yaşarken yapacak olduğu işi enine boyuna ölçer kendisine faydalı olan en uygun olanı seçer. Onu hayatında gerçekleştirir. Trafiğin yoğun olduğu bir dönemde karlar da yağıyorsa arabalar birbirlerine çarpıyorsa yaya olarak gideceği bir saatlik yolu arabayla üç saatte gidiyorsa arabayla gideceğine yaya olarak gitmeyi tercih eder.
Tıp İlmi eğer kesinlik ve netlik kazanmışsa, Kuran'ın haram ettiği bir şeyi asla insana bütün olarak yararlıdır diyemez.

ALINTI
ALKOL BAĞIMLILIĞININ SONUÇLARI

Bedensel ve ruhsal hastalıkların yanında, kişiler arası ilişkilerin bozulmasında, aile içi sorunların artmasında, çocuklar üzerinde yaptığı olumsuz etkilerle toplumsal sefalet ve önemli ekonomik kayıplarda yasal sorun ve intihar olaylarının büyük çoğunluğunda, trafik ve iş kazalarında alkol başta gelen bir sorumlu durumundadır. Buna göre alkolün zararları şu başlıklar altında toplanabilir.

A. Fiziki Zararları: Alkol vücutta bir çok organa zarar vermekle beraber en çok beyinde tahribata neden olmaktadır. Beyne ilk etkisi yorum ve düşünceyi kontrol eden bölgeyi yavaşlatmasıdır. Böylece kişinin hatırlama, anlama, karar verme gibi normal akli görevlerini yürütmesine engel olur. Birey rahatlamadan dolayı önce kendini serbest ve neşeli hisseder. Ayrıca beyinde adale kontrol merkezine de zarar verdiği için kol ve bacak koordinasyonu bozulur (Özgen, S : 3).

Alkoliklerin bedensel hastalıklarının çoğu karaciğerle ilgilidir. Bu hastalıklar sarılık, siroz ve safra kesesinin iltihaplanması olarak kendini gösterir. Karaciğer sirozu alkol bağımlısı kişilerde kullanmayan kişilere oranla sekiz kat daha fazladır. Fazla miktarda kullanılan alkol gastrit, ülser, pankreas yetmezliği, pankreatik kanserler, kan basıncında yükselme, karaciğer enzimlerinde yükselme, karaciğer yağlanması gibi rahatsızlıklara neden olmaktadır (Cüceloğlu,1996:464).

B. Toplumsal Zararları: Alkolün etkileri sadece kişinin kendisiyle sınırlı kalmamakta, ailesi, toplumsal ve iş çevresi davranışlarından zarar görmekte ve onlar da bu hastalığın daha fazla zarar vermesini engellemek için yardımcı olmaya çalışmaktadır. Mutsuz evlilikler, yıkılan yuvalar, terk etmeler, boşanmalar, düzensiz aileler, boşta kalan çocuklar hepsi bu bedelin birer parçasıdır. Alkolün yarattığı sorunları çözmeye yardımcı olan kurumların masrafları milyarlarca lirayı bulmaktadır. Konuyu derinlemesine incelediğimizde:

İçkili Sürücüler : Ölüm ve yaralanmalara neden olan trafik kazalarının %66`sı alkol kullanımından kaynaklanmaktadır. Bu kazalarda yaralı ve muhtemelen sakat kalmış kişileri, doğan hasarın yarattığı ekonomik yük, gelir kaybı, tıbbi masrafları ve sigorta masraflarını da unutmamak gerekir.

Alkol ve Suç : Bazı kişilerde alkol, ayıkken düşünemeyecekleri şekilde kırıcı davranışlarda bulunmalarına sebep olur. Ölme nedeni olan intiharların yarısı ve cinayetlerin 1/3`ü alkolle ilgilidir.

Sanayiye Olan Maliyeti : Alkol bağımlısı olan bir kişinin topluma yaptığı en büyük kötülük, insan gücü kaybına yol açmasıdır. Alkolik kişi veriminin düşmesi sonucunda kendisinden bekleneni veremez. Ayrıca mesai arkadaşlarıyla sürtüşmelere ve iş verenler ile olumsuz ilişkilere sebebiyet vermektedir.

Ulusal Zararı : Alkol bağımlılığının ulusal zararı ise alkol bağımlısı kişiler için yapılan tedavi masraflarından, motorlu araç kazalarında, çalışma süresi kaybından doğmaktadır. Ayrıca işlediği suçlar nedeniyle ceza evlerini, hastalıklar nedeniyle hastaneleri doldurarak üretici durumdan tüketici duruma geçerler (Köknel,1983:534).
****

Yukarıda Alkolün zararlarını hem insanın kendisine hem ailesinde hem toplumda hem de dünyada yapmış olduğu tahribatı anlatan bir makaleyi aktardık.

Demek ki Kuran'da haram edilenler mutlaka insana zarar olanlardır. İfadesini tıp ilmi de doğrulamaktadır. Yani Allah'ın insanlar önüne koyduğu vahiy yasalarıyla evrene koyduğu yasalar kesinlikle birbirleriyle çelişmezler örtüşürler. O zaman Kuran'da içki üzerine dikkat çeken şu ayeti gözardı etmememiz gerekmektedir.

5/91- Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?

Peki Allah bir tane olduğuna göre, Ve bütün peygamberler onun elçisi ve nebisidirler. Birine helal ettiğini diğerine haram eder mi? Neden Yahudilere haram edilen islam toplumuna haram edilmemiş? Sorusuna mutlaka akıllı ve mantıklı cevap aramamız gerekiyor.

6/146- Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız.

Bu ayetin kastettiği manayı anlayabilmek için Kuran'dan bazı ayetlerin bilinmesi gerekiyor.

16/114- Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin.

16/115- O, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

16/116- Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.

16/117- (Bu dünyada olup-biten) Pek az bir metadır. Onlara ise acı bir azap vardır.

16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin;

Allah'ın helal ettiklerinin temel özelliği temiz ve helal olan rızıklardan yenilmesidir. Öyleyse her peygamberin kendilerinden önce gelen peygamberleri doğrulaması neyi ifade eder? Yahudilere Allah'ın Müslüman olanlara helal ettiğini haram etmesini mi ifade eder? Hayır Allah bir kavme haram ettiğini bir kavme,helal etmez. zorunlu bir durum ortaya çıkınca da ruhsat verir.

” Fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir).”

Allah'ın insanlık tarihinin başlangıcından  bu tarafa göndermiş olduğu dinin adı islam teslim olanların adı da Müslümandır. Allah insanlara İslamın dışında hiçbir din göndermemiştir. Hristiyan ve  Yahudiyiz kelimelerini onlar kendileri üretmişlerdir. Onarın kendi kendilerine koydukları yasalara Allah haram ettik ve helal ettik ifadesi kullanmaktadır. Ayet açıkça  onu anlatmaktadır.

16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Demek ki Allah katında haram ve helal olanlar nasıl son peygambere de helal ve haram ise Musa peygamberin kavmine de bunlar haram ve helaldir. Ayette ifade edilen koyunun iç yağı ve kuyruk yağlarının çift tırnaklı hayvanları Allah onlara haram etmemiştir onlar kendi kendilerine haram etmişlerdir. ve ayette ifade edilen, 

“'Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık” 

Sapanı Allah saptırmaz Allah sapma ve doğru yolda yürümeyi insanların önüne teklif olarak koyar. Sapana saptırdım doğru yola gidene de doğru yola getirdim ifadesi kullanır. Tercih insanın kendisin-indir.

Demekki Ayette önemli olanın ne söylediği değil ne söylemek istediğinin anlaşılmasıdır. Onu anlamak bir yorumla ancak ortaya konulabilir. Eğer ayette Yahudi olanlara haram edilenler. Gerçekten kendi kendilerin değil de Allah'ın haram kılması olarak algılanırsa çelişkili olmayan Kuran'a çelişkili bir anlayış getirilmiş olurdu.

39/28- Çarpıklığı olmayan Arapça bir Kur'an'dır (bu). Umulur ki sakınırlar.

Evet şimdi de Kuran'dan başka bir ayet vererek onun ne anlama geldiğini yorumlamaya çalışalım

17/59- Bizi ayet (mucize)ler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş oldular. Oysa Biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.

Bu Ayeti genelde müfessirler açıklarken Allah hazretti muhammet peygamber dışındaki bütün peygamberlere İnsanları imana getirmek için olağan üstü mucizeler göstermeyi vermiş.Ama Muhammet peygambere mucizeler vermemiş olarak aktarmaktadırlar.

Ayet kelimesi geneli ifade eden bir kelimedir. Yani Allah'ın zerreden küreye kadar yaratmış olduğu Kuran'da geçenler, uranın kendisi de dahil hepsi birer ayettir mucizedir. Ayet kelimesi isra elli dokuzda geçen ayet ne anlama geliyor? Onu anlamak yakalamak lazımdır.

Bu ayette değişik anlama gelen üç ayetten bahsediyor. 

a) Bizi ayet (mucize)ler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey alıkoymadı.

b) Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş oldular.

c) Oysa Biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.

Şimdi kuranda bu üç boyutu anlatan olaylara ayetler bulalım.

a)Şıkkında öncekilerin yalanlamasıyla başlarına ne gibi feleketler geldiğini anlatmaktadır. Yani onlar yalanladığı için ayetler Ahiret alemine dünya hayatında cehenneme gdecek yolu allah onlara tuzak kurarak onları vahiylerden nasibini almadan yollarını sürdürerek helak etmiştir.

16/ 113- Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti, fakat onu yalanladılar; böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azap onları yakalayıverdi. 

Burada yalanladıkları nedir Allah'ın gönderdiği nebiler ve onların getirdikleri Vahiydir. Yalanladıkları zaman onların helakı nedir? Dünya hayatında gönderilen vahye karşı gözleri kör kulakları sağır ve kalplerini de kendi kendilerine,mühürleme hastalığına tutulmalarıdır.

İşte Nuh kavminin semut kavminin ad kavminin heleklarıyani dünya hayatında kafir olarak yaşamaları onların gelen nebi ve resulleri inkar etmelerinden kaynaklanmaktadır. Kuran yalanlayan kavimlerinden birinin başına gelen Olayı anlatıp resulüne örnek veriyor.

b) Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş oldular.

Allah dişi deveyi her ihtiyaç için yönelenlere göndermiştir. Dişi devenin önemi hem üretken olması hem de yükünden etinden tüyünden daha akıla gelmedik nice faydalarından insanlar yararlanmaktadır. Bu gün göçebe hayatı yaşayan bütün toplumlarda motorlu taşıtlar çıkmadan ve yaygınlaşmadan önce onlarla hayatlarını sürdürüyorlardı.

Kuran'da salih kavminin helak olma nedenini anlatırken,  deveye zulmetme olarak anlatmaktadır. Zulüm Allah'ın koyduğu bir değeri değerin altında ve üstünde bir değer koyarak ölçüyü taşmaları kelimelerin yerini değiştirmesi olarak anlatmaktadır. Şimdi Kuran'da geçen deveye zulmetmenin nasıl şekil aldığını Kuran'dan bir kesit olan olayı nakledelim.

7/ 73- Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azap yakalar" dedi.

7/74- "(Allah'ın) Ad (kavminden) sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."

7/75- Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler), içlerinden iman edip de onlarca zayıf bırakılanlara (müstaz'aflara) dediler ki: "Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" Onlar: "Biz gerçekten onunla gönderilene inananlarız" dediler.

7/76- Büyüklük taslayanlar (müstekbirler de şöyle) dedi: "Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız."

7/77- Böylelikle dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e de şöyle) dediler: "Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden (bir peygamber) isen, vadettiğin şeyi getir, bakalım."

7/78- Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

Halk arasında Kuran’da geçen salih kavminin başına gelenler, deveyi kesme nedeni olarak müfessirlerin katkısıyla anlatılan dağdan mucize bir devenin doğması Salih'in Allah'hın ona verdiği özel bir mucize olarak gösterdiği anlatılır.  Konu içerisinde deveyi kesmek boğazlamak değil, Deveyi Allah'ın koyduğu yerden kaldırıp,tapınılır hale getirilmesi anlamında kullanılmıştır. Dikkat ederseniz konuda anlatılan ana fikir salih kavminin, gelen peygamberin sözlerini dinlememeleri ve ona iman etmemeleridir.

7/77- Böylelikle dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e de şöyle) dediler: "Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden (bir peygamber) isen, vadettiğin şeyi getir, bakalım."

Salih peygamberi yalanlama sonucunda salih peygambere karşı mücadele verme onların inkarlarını arttırarak küfürde vahye karşı karar kılmalarına neden olmuştur.Bu konuyu detayına Kavimlerin helakı ile ilgili makalemde anlatmıştım geniş bilgi sahibi olmak isteyenler benim siteden öğrenebilirler.

Musa kavmi nasıl samirinin önderliğinde buzağıyı ilahlaştırarak helak olmuşlarsa salih kavmi de dişi deveyi ilahlaştırarak helak olmuşlardır. Bir başka deyişle dünya hayatında cehennem ateşinin yakacak olduğu kendi odununu hazırlamışlardır.

7/78- Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

İşte onların yurtlarında diz üstü çöktüren sarsıntı onların asla doğru yolu bulamadan ahiret hayatına gitmeleridir.Yoksa dünya hayatı bir deneme salonudur. Denenme yerinde sınav bitinceye kadar Allah'ın Evrenin yasalarına insanların uymadıkları dışında insanlardan ve eşyalardan başına gelenler dışında Allah'ın özel bir cezası ve müdahalesi yoktur. 

35/45- Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir.

Demek ki salih kavmi Allah'ın gönderdiği deveyi kendilerine bir takım ihtiyaçları için kullanmaları için yarattığı halde onlar peygamberini yalanlamaları ve deveyi konulduğu yerden kaldırarak ona sevgiyi aşırı boyuta taşıyarak, Allah'a ortak koşmaları onları helake götürmüştür.

c) Oysa Biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.

Buradaki korkutmak için gönderilen ayet de islam toplumunun birlik ve beraberlik içerisindeki küfre karşı tek vücut olarak birleşmesi ve mazlum olanların üzerinden zalim olanların ellerinin korkularından dolayı çekilmesidir.

Allah Müslüman olanlara güçlü olduğunuz zaman Müslüman olmayanları kesin doğrayın diye bir emir vermiyor. o gücü Müslüman olanları yerinden yurdundan ederek onları Rabbım Allah'tır diyenlere karşı korunmaları amacıyla caydırıcı bir güç olması Allah'ın ayetleridir. Allah gücü Müslümana onun için vermektedir.

İşte Genelde müfessirlerin son peygambere mucizeler verilmedi diğer peygamberlere mucizeler verildi şeklindeki açıklamaları doğru değildir. bir peygambere Allah mucize verdiyse diğer peygambere neden vermesin? Sorusunun asla geçerli bir izah tarzı olmalıdır.

Allah bütün nebilerine vahyetmiştir. Onlarla konuşmuştur onlara kendi bilgilerini her dönemde yeterli bir açıklamasını yaparak anlatmıştır. Onlara verdiği ayetler de gönderilen kitaplarıdır. 

Son peygamberin, On parmağından su akıtması kuru çeşmeyi sulandırması arkasında peygamberlik mührü olmadığı gibi geçmiş peygamberlerde de mecazi anlatım dışında Allah onlara vahyin dışında Musa peygambere sihirli bir asa, İsa peygambere ölüleri diriltmesi, Salih peygambere dağdan deve doğurtması üveyir peygamberin yüz yıldan sonra dirilmesi İbrahim peygamberin parçalanıp ölen kuşlar diriltmesi olayı olmamıştır.

Kuran'daki ayetlerin yorumu budur. Müteşabih olan ayetlerin inceleme ve tahlil yaparak onun kastettiği anlamı yakalayarak onu hayata götürmek ve insanara anladığını onların anlayacağı şekle dönüştürerek anlatmaktır. Yoksa bazı Kuran okuyucuların anladığı ve anlattığı gibi Kuran açıktır, onun yorumunu Allah yapmıştır. Deyip,deveyi salih kavmi kestiğinde onlar helak oluyorlar da Muhammet kavmi kestiğinde neden helak olmuyorlar? sorusunun cevabı askıda kalmaktadır.

Öyleyse Yorum kapalı olan bir şeyin açılarak zikir ehli veye ilim ehli olanların inceleme ve tahlil sonucunda zikir ehli olmayanlara anlayacak şekilde anlatmaları izah etmeleridir. Bir araba tamircisinin arabası bozulanların arabasını tamir etmesi bir doktor uzmanın kendi sahasında olan bir hastasının hastalığının teşhisini yaparak ondaki rahatsızlığı gidermesi, bir ziraat mühendisinin değişik konularda uzmanlaşarak bitkilerin rahatsızlıklarını onlardan kaliteli ürün ve verim almaları işte hep yorumlamakla olmaktadır.

Doğrularım Allah'a Yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR.
http/kuranianlamametodu.blogspot.com
alirizaborazan@hotmail.com