4 Şubat 2011 Cuma

KURAN'DA GEÇEN MUHKEM VE MÜTEŞABİH AYET NE DEMEKTİR?



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Kuran'da geçen bir kelimenin ne anlama geldiğini ansiklopedilerde sözlüklerde değil, Kuran'da o kelimenin geçtiği diğer ayet ve konularda aranmalıdır. Eğer o kelimenin kastettiği mana doğru anlaşılmışsa hem Kuran'da geçen ayetlerle çelişkiye düşmez hem de evrendeki yasalara ters düşmez.

Kuran'da geçen muhkem ve müteşabih kelimelerin ne anlama geldiği konusuna geçmeden önce Kuran'da söylenen her kelimenin kainatta Mutlaka karşılığının olması bilinmesi gerekmektedir. Kuran'da geçen bütün kelimeler çift kullanıldığı gibi evrende de yaratılmış olan her bir varlığın çift anlamı vardır.

51/49- Ve Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.

42/11- O, göklerin ve yerin Yaratıcısı'dır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan da çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip-yayıyor. O'nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.

Kuran'da ve kainatta hangi kelimeyi ve hangi maddeyi incelersek inceleyelim mutlaka temel olarak çift anlamı ve çift yaratıldığının bilinmesi gerekir. Kuran'da geçen bir kelimenin elbette kökü çapağı vardır. ama onun gelişinin Kuran'da anlamlanması konulduğu yere göre değişmektedir. Her canlı varlık sudan yaratılmıştır. Ama her can veya her su vardığı yerde kainatta genellemesi bile sayılamayan canlı varlıklar içerisinde anlam kazanıyor.

21/30- O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?

Dikkat edilirse su kelimesi can kelimesi ait olduğu varlıklarda onu anlamlaştırıyor. İnsanlar da sudan yaratılmış ama, insan günah işleyen aynı zamanda tövbe eden gülen ağlayan attığı her adımdan yaptığı her davranıştan hesaba çekilecek olan bir varlık görünümü karşımıza çıkarmaktadır.

Aynı su ağaçlarda hayvanlarda binlerce çeşitlerin ayakta tutulmasını sağladığı gibi onlara yüklenmiş görev alanı içerisinde seyirlerini sürdürmektedirler.

O zaman Kuran'da kullanılan bir kelimenin sadece bir ayet içerisinde geçişine değil orada kastettiği bir mananın çıkması mümkün gözükmemektedir. Mutlaka kuran içierininde bir anlamı bulduğumuz zaman evrende anlamlaşmasını da bularak testten geçirmemiz gerekmektedir. O zaman konumuzun ana başlığında bahsedilen muhkem ve müteşabihin evrendeki yansımasını anlamadıkça Kuran'daki anlamı yakalamamız  mümkün, olmaz.

Verdiğimiz ayet örneklerinde de belirttiğimiz gibi Yaratılmış olan her şeyin çift yaratıldığını söylerken bu çift yaratılış kuranda kelime ve ayetlerle anlamlaştığı gibi evren de de çift yaratıldığı da mutlaka anlaşılması gerekmektedir.

Çift yaratılışa genelleme olarak başlıklar halinde anlamaya çalışacak olursak kainatta temel olarak iki varlık yaratılmıştır.

2/30- Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim" dedi.

Ayette geçen melek ve halife kelimeleri eğer kuranda ayette anlamlaştığı gibi anlayamazsak Kuran'da diğer ayetlerde geçen halife ve melek kelimelerinin Kuran'da ne anlama geldiği anlaşılamaz yanlış anlamlandırılan her kelime ayetleri doğru anlamada fesat karıştırdığı muhakkaktır. Allah kainatta her şeyi bir düzen ve intizam halinde yaratmıştır. Yanlış anlaşılan bir kelime hemen düzenli bir sistemin işleyişine gölge düşürmektedir.

Ayette geçen halife ve melek kelimelerinin tabiri caizse üst kimlik olarak ismini koyarsak melek özelliğini taşıyan tarifine uygun anlaşılan her kelime melekler kategorisinde değerini bulur. Halife üst kimliği altında isim alan her varlığında halife kategorisinde değerlendirilmesi gerekir. O zaman kainatta yaratılmış olan Bütün varlıkların ya melekler kategorisinde ya da halife olan insanlar kategorisinde sınıflamak gerekir.

MELEKLER VE HALİFE OLAN İNSANLAR!

Meleklerin ve halife olan insanların tanımını yapabilmek için kuranın melek hakkında geçen her kelimenin halife insan kimliği altında geçen kelimelerden farklı anlam yüklendiğinin muhakkak bilinmesi gerekir. Eğer meleğe yüklenen anlamı, insana yüklenen anlam gibi kavrarsak bu kavram kargaşalığına neden olmaktadır.

MELEK VE İNSANLARIN TANIMININ BİRİ BİRİNDEN FARKLILAŞMASI!

2/31- Ve Adem'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin" dedi.
2/32- Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın."

Kuranda geçen adem , halife , insan , adam, kadın, erkek,vs. gibi kelimelerinin asla teşbihlerin dışında melek kavramlarının yerine kullanmadığını görmekteyiz. O zaman Ademin yaratılışı ile meleklerin yaratılışı biri birinden tamamen farklı kılındığı bir gerçektir. Adem için kullanılan,” Ve Adem'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip:”

” Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin" dedi.

Melekleri de lisanı haliyle konuşturarak şöyle dediler.” Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok.

Ademin insanın tanımını yaparken isimlerin hepsinin öğretilmiş olması meleklerinde verilen bilgilerin dışında hiçbir bilgilerinin olmamasını söylemekle konumlarının yaratılışlarının tamamen biri birlerinden farklılaştığını görmekteyiz. Kuranda kullanılan kelimeler Allah melek ve adem insan üçgeninden oluşan kelimelerle kuran ağacı oluşmaktadır. Yani hangi kelimeye bakarsan bak mutlaka bu üç kelime ile bağlantısının olduğu görülmektedir.

Öyleyse Bir yaratıcı var o da Allahtır. Yaratıcı kainatta kendi bilgilerini ve eylemlerini oluşturabilecek yeryüzünde ve kainatta kendi kendisine yetkili ve sorumlu olan ahiret hayatında bu sorumluluğunun hesabını tek tek Allah'a verecek olması anlamında halife kelimesi kullanmıştır halife bu anlamda yeryüzünde ve kainatta Allah'ın vekil kıldığı mükemmel bir varlıktır.

İkinci bir varlık ise Kainatta yaratılmış olan insanların fiziki ve mana yapıları da dahil olmak üzere insanların emrine amade olarak verilmiş kodlanmış bilgi alanlarının dışına çıkmadan Allah'ın onlardaki tecellisi sıfatı anlamındaki meleklerdir.

Yaratılmış olan varlıklara baktığımız zaman ya halife olan insan katogorisindedir ya da melek kategorisindedir. Meleklerin insanlara hizmetlerini sunarken hem iyi insanlara hizmet eden melekler olduğu gibi, hem de kötü insanlara hizmet eden meleklere ayrılması hasebiyle çift anlam taşıdıklarını göstermektedir. 

Aynı zamanda insanlara baktığımız zaman hem insanlardan iki yöne eğilimli yaratılması nedeniyle takva yolunda giderek iyi insanlar olduğu gibi fısk yolunda gidebilme eğiliminde olması nedeniyle de kötü insanlar ortaya çıkmaktadırlar.

Melekler Hem halife olan insanlara secde etmeleriyle Allah'ın kodlamış olduğu her bir meleğin kendi görev alanında insanlara insanlar yöneldikleri zaman görevlerini yerine getirmekle secde ediyorlar. Melekler aynı zamanda Allah'a itaat etmekle Allah'a olan secdelerini de yapmaktadırlar.

16/ 49- Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.

Konu varlıkları inceledikçe detaylarına girdikçe derinleşmekte ve uzamaktadır.

O zaman insanlar dünya hayatında Allah'a ibadet ve kulluk için yaratıldığı halde insanların meleklerden bazı farklı özellikler taşıması nedeniyle manevra kabiliyetlerin meleklere göre daha maharetli olduğu gözlenmektedir. 

Bu farklı yaratılış onları iki eğilimli yöne gidebilme olgusunu ortaya çıkarmaktadır. Ve bu sebeple özgür bir halde hem kendi yolunu yöntemini seçebilecek özgürlüğe sahip hem de onun yaptığı davranışlarının sorumluluğu ve bilinci ile diğer varlıklardan ayırıp onları denemeye tabi tutmaktadır.

Meleklerde ise bu seçenek yoktur. Onlar insanı öldürmekle görevli olanlar da insanları öldürürken onlar çekimser kalmadıkları gibi, insanları ölümden kurtarırken de görevlerini hakkıyla yerine getirirler. Kuran meleklerle insanların yaratılış farklılığını bariz bir şekilde şöyle açıklamaktadır.

33/ 72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

Tanımladığımız melek kavramını koyduğumuz zaman ayetin anlatmak istediği ile ne kadar örtüştüğünü görmektesiniz. Yani insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklar sorumluluk anlamında kullanılan emanet meleklere yüklenmemiş onlar verilen görev alanı dışına çıkmamışlardır. 

Yaratılışta rabbim Allahtır diyen Allah ile sözleşmelerini bozarak burada zalim ve cahil kelimesini sözleşmelerini bozanlar için kullandığı aşikardır. Çünkü diğer ayetlerde akitlerini yerine getiren mümin kadın ve mimin erkek ayırmadan adamlar ifadesiyle onları onu re etmektedir.

33/ 23- Mü'minlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.

Verdiğimiz ön bilgilerden sonra şimdi asıl bizim konumuzun başlığını teşkil eden muhkem ve müteşabih kelimelerini Kuran’ın kendi içerisinde konulduğu yeri tespit ederek anlamaya çalışalım.

MUHKEM VE MÜTEŞABİH!

3/ 7- Sana Kitab�ı indiren O'dur. Ondan, Kitab�ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimiz'in Katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız Allah'ın her şeyi çift yaratması kelimelerinden mutlaka çiftlerin birbirlerine zıtlıklarıyla yaratıldığını anlamak gerekir . Nasıl insan içerisinde erkek varsa onun karşılığını kadın veya dişi ile anlamlandırmamız gerektiğinin bilinmesi gerekir. İnsanın bir Muttaki yönü varsa bir de fısk fücur yönü de bulunmaktadır.

Kuran içerisinde kullanılan muhkem ve müteşabih olan sözcüğünün de birbirine zıt iki anlam taşıdığının bilinmesi ve bulunması gerekmektedir.

Ayet içerisine baktığımız zaman, şu kelimelerin, Kuran'ın bütünlüğü içerisinde konulduğu anlamların yakalanması gerekir.
Kitap,indirme, ana,ayet, muhkem, müteşabih,kalp, kayma, fitne, yorum, tevil,ilim, Allah, ilimde derinleşenler,inanmak,temiz akıl sahipleri, öğüt ve düşünme. Kelimelerinin hepsinin Kuran içerisinde nasıl bir anlam kazandığını bulmak ve bilmek gerekir.

Bu sayılan her kelimenin bir başlık altında irdelenerek sunulması gerekmektedir. Ama şunun iyi bilinmesi gerekir. Kainatta yaratılmış olan hiçbir varlık hiçbir varlığın tıpatıp aynısı değildir. İlimde derinleşenler zikir ehli olanlar bunları çok iyi anlayabilmektedirler. 

Bir ağacın üzerinde milyonlarca yaprak olsa bile hiçbir yaprağın hiçbir yaprakla aynı olmadığı gözlenmektedir. Aynen Kuran'da da hiçbir kelime hiçbir kelimenin aynısı değildir. Kainatta her yaratılmış, olan her  varlık kendine özgü anlam ve görevle kainattaki yerini aldığı gibi Kuran'da kullanılan her kelime bir görev için Kuran'da yerini almıştır.

Kuran'da kullanılan kelime ve ayetler içerisinden bir birleriyle benzeşen ayetler olduğu gibi kainatta yaratılan varlıklar içerisinde de benzeşenler de bulunmaktadır. Şimdi Kuran muhkem ve müteşabih olan kelimeleri konu ve ayetler içerisinde kullandığı ayetleri bularak ne anlama geldiğini yakalamaya çalışalım.

39/23- Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların Ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.

Kuran'da müteşabih kelimesinin kullanıldığı iki ayet geçmektedir.3/7.ci ayette” Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar.”Demek ki muhkem den müteşabih olanı ayıran özelliklerden birisi kalplerinde maraz olanların gezebileceği yanlışlıkları yapabileceği bir ortam olmaktadır.

Ayet kelimesi kuranda geçen her kelime ve surelerin meydana gelişinde ayrı ayrı cümleler halinde olanlar bir ayet olduğu gibi sureler de ayet hükmünde yer almaktadır. Kuran'da ayet kelimesinin yüklendiği manaya bakacak olursak.

Ayet: Allah'ın yaratmış olduğu kainatta ve göndermiş olduğu Kuran'da geçen zerreden küreye kadar ne varsa hepsinin adı ayet olarak geçmektedir. İnsan bir ayet olduğu gibi bitkiler hayvanlar ve dağlar madenler de birer ayettir. Savaş ayet, barış ayet, dövüş kavga oturma kalkma mikroplar aklına ne gelirse hem kitaptan olanlar hem de evrende yaratılmış olan her bir varlık başlı başına bir ayet bizim dilimizde mucize olarak geçmektedir.

Bu sebeple Kuran bir ayetten söz ettiği zaman Bütün dünyadaki insanların birleşerek bir araya gelseler yapamayacakları aciz bırakan yaratılmış olan varlıklardan söz etmektedir. Onun için Kuran'da hem bir konuda hem de ayet içerisinde kullanılış şartlarından ancak ayet kelimesinin geçtiği yerde ne anlamda kullandığı anlaşılabilir.

Müteşabih kelimesi bir ayette yerini, insanların kalplerinin bozuk olanlarının kendilerine delil sunacakları ayet olmayı ifade ederken 39/23 te.” Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi.”

Bu ikişerli kitap bütün kainatta var olan varlıklarda olduğu gibi insanda da bulunmaktadır. Bu kitap insanda yerini alırken iki yöne gidebilmenin yollarını açan hem takvayı hem de fısk fücuru anlatmaktadır.

91/ 7- Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene',

91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).

91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.

91/10- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.

İnsana hem yanlış yola gidebilecek eğilimi verilmesi, hem de takva yolunda gidebilecek eğilimi verilmesi insanın o konudaki vermiş olduğu kararla istediği yönde gidebilecek malzemeleri de tanımlamaktadır. Yani bir insan kötülük yapmak isterse de o insana yollar açık iyilik yapmak isterse de o konuda yollar açıktır .isteyen istediği yolda yürüyebilecek malzemeler önünde beklemektedir.

76/ 2- Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.

76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

İnsan : her iki yönde yürüyebilme manevra kabiliyeti ile, isteklerini düşüncelerini projesini hayata geçirmeden önceki hali, nötr halidir. İşte ne zaman insan istedikleri yönde karar verip o konuda istediklerini eyleme dönüştürürse o zaman sıfatlar takınarak isimlendirilmektedir. Aynı insandan firavun gibi zalim ezen zulmeden insanların malını mülkünü elinden alan, insanları köleleştiren, ve hayatını bununla kurgulayan insanlar olduğu gibi aynı zamanda bunun tamamen zıddı olan peygamberler ve Allah dostları olabilmektedir.

Yani bir insan aynı zamanda firavun olduğu gibi aynı zamanda bir Musa da olabilmektedir.” Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların Ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir.

Bir taraftan kalbi marazlı olanların Allah'ın arzında kendilerini haklı gerekçe gösterecek malzemelerin arkasına sığınarak yanlışları yapabildikleri gibi bir taraftan da şeffaf olan ayan beyan bir yanlış yaptığı zaman hemen orada sırtaran ayetler de bulunmaktadır. Bir sütün içerisine siyah renkte bir sinek düşse hemen orada sırtarıp. ben buradayım der ama siyah bir pekmezin içerisine bir sinek düşse o incelenip tahlil edilmeden o sineğin bulunması zor olur.

İşte kalplerinde maraz olanların hayatlarını incelediğimiz zaman hep yapmış oldukları yanlışlıkları gizleyerek insanlara sanki doğruyu söylüyorlarmış gibi bir havaya bürünürler. Reel hayattan bir örnek verecek olursak firavun halkını Musa peygamberin getirdiği dine karşı haklılığını halka anlatırken sizin dininizi elinizden alacak diye onlara telkinde bulunuyor.

40/ 26- Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum."

Biz Biliyoruz ki Rabbani yolda olanlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmazlar ama kafir olanlar yeryüzünde iktidar sahibi olurlarsa ekini ve nesli yok ederler davarların kulaklarını keserler onlara sorsan biz düzelticileriz derler.

2/ 204- İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır.

2/205- O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.

2/ 11- Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.

2/12- Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.

2/13- Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.

Vermiş olduğumuz ayetler örnekliğinde görüldüğü gibi ellerinde belge olmadan yeryüzünde yürüyenler hep yanlış yollarda gittikleri halde kendilerinin dosdoğru yolda olduklarını iddia etmektedirler. Şu gün hem kitap ehlinden olanlara hem de puta tapıcılardan olanların hangisine sorsan bizim yolumuz dosdoğru demektedirler. İşte karmaşık olan bu bilgiler içerisinden insan kendisini arındırıp müteşabih olan ayetleri tek tek çözdükten sonra onlarda anlatılmak istenen doğruyu yakalayabilmektedir.

43/ 36- Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.

43/37- Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.

MUHKEM NE DEMEKTİR?

11/ 1- Elif, Lam, Ra. (Bu,) Ayetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve herşeyden haberdar olan (Allah) tarafından birer birer (bölüm bölüm) açıklanmış bir Kitap'tır (ki:)
Kuran hem apaçık ayetlerle kendi içerisindeki ayetlerle kendisini açıkladığı gibi, hem de evrendeki bilinen açık olan varlıklarla diğer anlaşılması zor olan inceleme ve tahlil yapıldıktan sonra anlaşılabilen ayetler vardır. 

Güneş doğduğu zaman ortalığın aydınlanması güneş battığı zaman ortalığın kararması konusunda akıllı olanlar hiçbir zaman muhalefet etmezler. Ama ışığın mahiyeti hakkında bilgi istendiği zaman o konu ilim hikmet gerektirir. Yani bugün dünya insanları eğitimde bilinenlerden bilinmeyenlere doğru yol alarak karmaşık olanları çözümleyerek bilgiye ulaşırlar. 

Evrende yaratılmış olan bilgileri insanların anlayacağı şekilde çözerek icat edenlerin adına ve Kuran'daki bilinmesi zor olan karmaşık olan bir ayetin insanların anlayacağı şekilde yorumlayanlara kuran zikir ehli ifadesi kullanmaktadır.

47/ 20- İman edenler, derler ki: "(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?" Fakat, içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği zaman, kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa onlara evla (olan):

Savaşın kapalı anlaşılması zor olduğunu kim söyleyebilir?İman etmek ve dünya hayatında yaşamını Allah adına düzenlemek teslim olanların yapabileceği bir iştir. Ölüm insanların en korktuğu şeydir ama ölümü öldürenler ancak allahın rabliğini kabul edenlerdir. Nitekim Yahudilerin kendilerinin cennetlik olduğunu söylemelerine karşı kuran şöyle bir ifade kullanmaktadır.

2/ 94- De ki: "Eğer Allah Katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin."

2/95- Oysa onlar, önceden ellerinin takdim ettiklerinden dolayı onu (ölümü) hiçbir zaman kesin olarak dilemeyeceklerdir. Allah, zalimleri bilendir.

İman etmenin denenmesi kişilerin Allah adına yapılması gereken bir davranışı gerektiği zaman ölmeyi gerektiği zaman savaşmayı gerektiği zaman malını mülkünü gözünü kırpmadan vermeyi isteyecek kadar insanın cömertleşme si gerekmektedir. İman bir söylem imanın gereği gibi yaşamak da eylemdir. Eylem olmadan Allah katında ne söylemin söylem olmadan yaptığı eylemin kimin adına yaptığını söylenmeden eyleminde bir anlamı yoktur.

29/ 2- İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?

2/ 214-Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.

Ayette Geçen muhkem kelimesi şeffaflığı anlatmaktadır. Herkesin kendi başına bir yapması zorunlu bir davranış geldiği zaman onu bilir ve dünyalık başına gelecek olan belalardan korkar. Sana saldıranlara karşı Allah sana savaşma emri vermişse seni ondan alıkoyan şey senin orada açık olan şeye yamukluk göstererek yapmak istemedir. 

Ve yapmadığının sebebini ben yapmıyorum diyerek bahanelerle onu kamufle etmek istemektedir.

Kuran'da geçen denenme ile ilgili bir pasajı okuduğumuz zaman iman ettik diyenlerin samimi olup olmadığı denenmektedir. Bir başka deyişle kalplerinden geçenlerle söylemlerinin nasıl tezat teşkil ettiğinin en güzel örneğini vermektedir.

9/ 41- Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

9/42- Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor.

9/43- Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?

9/44- Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.

Kuran'ın muhkem ve müteşabih olan ayetler konusunda anlamlandırdığı ayetleri naklederek hem kuran bütünlüğünde, hem de o kelimelerin evrende yansımasını anlatmaya çalıştık. O zaman muhkem bizim edebi dilimizde kullanılan mecaz ve gerçek anlamında kullanılan gibi anlamak doğru olur kanaatindeyim.

Müteşabih benzeri olan gizli karanlık arkasına saklanabileceklerin saklanmasına imkan tanıyan ve iki anlama da gelebildiği halde kendi yanlışlığını kamufle etmek için ona sığınılan ayetler denmektedir. İşte müteşabih ayete sığınıp sığınmadığını karanlık emellerinin ne olduğunu insanlar bilemeyebilir. Ama onların foyası yaşadığı hayatın başka bir bölümünde mutlaka çıkacaktır. Bunu da zikir ehli olanlar hemen bir kaç saat onunla konuştukları zaman onların yanlışlığını bilirler.

2/ 284- Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, her şeye güç yetirendir.

Muhkem ise açık olan gizlenecek saklanacak bir yeri olmayan demektir. Şeffaf olan her şeyin açıkta olanı demektir. Bütün insanların genelinde bilinebilecek ayetler demektir.

Doğrularım Allah'a Yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR

http//kuranianlamametodu.blogspot.com
alirizaborazanhotmail.com

28 Ocak 2011 Cuma

TEVRAT VE İNCİL NEDEN KORUNMADI DA KURAN KORUNDU?



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


İslam dünyası ile Yahudi ve Hristiyan toplumlarının epey bu düşünce kafalarını karıştırmıştır. Kuran’da Kuran'ın Allah tarafından indirilip koruma altına alındığını söylediği halde, İncil ve Tevrat için böyle bir koruma söz konusu olmamıştır.Neden? hep insanların kafasını bu sorular işgal etmiştir.

15/9- Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.

Allah insanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa devamlı insanlara kendi içlerinden nebiler ve resuller göndermiştir. Nebi vahye muhatap olan Allah'ın gönderdiği vahiyleri insanlara ulaştıran elçilerdir.

İnsanlığın başlangıcı Allah’ın evrende yarattığı insanların dışındaki varlıkların hepsinin eksiksiz var olmasıyla başlamaktadır. Yani İnsan kainatta yaratılmış olan varlıkların en sonda gelenidir.

76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.

İnsan hem yeryüzünde ve kainat içerisinde yaratılmış olan varlıkların en mükemmelidir. Kainatta insanın özelliklerinin bir benzeri insanların dışında yaratılmış olan hiçbir varlıkta yoktur. Ama insanın yaratılış biçimi kainattaki yaratılmış olan bütün varlıkların özelliklerinden taşımakla insan bir kainat, veya kainatın küçültülmüş bir halidir diyebiliriz.

İnsanların dışındaki yaratılmış olan bütün varlıklar kendilerine özgü bilgi kodlamasıyla görev alanları içerisinden de secdelerini yapmaktadırlar. Kainatın yaratılışında insanların dışında yaratılmış olan varlıklar hangi bir görevi üstlenmişlerse onu yerine getirmişlerdir. Arı bal yapıyorsa ilk yaratılışında milyarlarca yıl geçmesine rağmen bu bal yapmada bir değişikli olmamış devam edip aynı şeylerin tekrarını oluşturmaktadırlar.

Hayvanlardan bitkilerden aklına hangi bir varlık gelirse hepsi ilk kainatın yaratılışında insanların bozmaları hariç aynı görevi yapmaktadırlar. Ama insan ilk yaratılışında sıfır bilgi ile evrendeki gizli sırları çözmek için aday olmakla halife unvanında yeryüzünde anılmaktadır. 

İnsanlar bir taraftan Allah'ın evrene koyduğu bilgileri çözmeye aday olurken, bir taraftan da diğer varlıklardan farklılaşarak, denenmeye tabi tutulmasıyla yaptığı her işin attığı her adımın sorumluluğunu taşımaktadır. İşte Allah burada insanla diğer varlıkları temel olarak ayırmak için şöyle bir ifade kullanmaktadır.

33/72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

Kuran burada insanların dışındaki yaratılmış olan varlıklarla insanın yaratılış gayesini tamamen farklı kılarak insanların dünya hayatında yaşamanın halife olmanın bir sorumluluğu bir yükümlülüğü olduğunu açıklamaktadır. İnsanların dışında yaratılmış olan varlıklar içerisinde insanlara yaratılış olarak en yakın varlık hayvanlardır.

İnsanı açıp biyolojik yapısını incelediğimiz zaman, insanların biyolojik yapısıyla hemen hemen aynıdır. Fakat insanlarda hayvanlara ait olmayan üç farklı özellik bulunmaktadır. Akıl, takva, fısk fücur, İşte bu üç farlı özellik diğer yaratıklardan fiziki olarak daha güzel bir donanıma sahip oluşu ve manevra kabiliyetinin en güzel biçimde yaratılması insanı farklı bir konuma taşımaktadır.

95/4- Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.

İnsan: Günah işleyen , tövbe eden sevap işleyen soran sorgulayan üzülen sevinen ağlayan gülen merhameti olan zalimleşen savaşan ölen öldüren karşısına çıkan problemleri çözen Allah'a ibadet eden kul olan bir donanıma sahiptir. Allah’ın iki eliyle özenip bezenerek yarattığı, mükemmel bir varlıktır.

38/75- (Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklen din mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?"

Bu kadar insan ile ilgili ön bilgilerden sonra, İnsanın karşısında iki yükümlülük beklemektedir. Birincisi Yol seçerek gittiği yolda hizmet vermesidir. Bu yol ya rabbani yoldur, yada şeytani yoldur. İkinci görevi ise evreni çözmek Allah'ın evrene koyduğu yasaları sırları çözerek dünya hayatında kendisine hayatını kolaylaştıracak teknolojiyi üretmektir.

İnsan İlk Yaratıldığında ilim ve teknoloji sıfır idi. Ama insan kendisine verilen akıl ile, Allah’ın yeryüzüne insanların yararlanmaları için yerleştirdiği kendi ihtiyaç duyduğu ne varsa yönelip gayretini gösterdiği taktirde her ihtiyacı cömertçe önüne konulmuştur. 

Bakınız kuran bütün insanların özelliklerini bir tipleme olarak ademin iki oğlundaki iki yol farklılığını anlattığı gibi, dünya hayatında insanların yeryüzünde yaratılmış olan varlıklara yönelmesiyle kendilerine gerekli bilgileri sunacağını açıklamaktadır.

5/27- Onlara Adem'in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: "Seni mutlaka öldüreceğim." (Öbürü de:) "Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder."

5/28- "Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."

5/29- "Şüphesiz kendi günahını ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur."

5/30- Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.

5/31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu.

Kuran bu kısa ve öz bir anlatım tarzıyla insanların iki zıt yönde düşünen ve yaşamak isteyen iki tip insanın oluşunu özetlerken aynı zamanda, bir problem karşısında hayvanlara yöneldiği zaman onlara verilmiş bilgilerle dünya yaşamını süslemelerini fısıldamaktadır.

Konumuzu ilgilendiren asıl yönü insanlara Allah'ın verdiği akıl ile karga örneği verip, hem insan hayvanlara yöneldiği zaman bilgiler öğrenebileceğini, hem de yanlış davranışlarda bulunması nedeniyle hayvanlar seviyesine hatta daha da aşağı konumlara düşerek büyük bir eleştiri almaktadır.

25/44- Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.

Ademin iki oğlunda anlatılmak istenen, ey insanlar, siz eşyanın yapısına yöneldiğiniz zaman hem doğru yolda gidebilecek hem de yanlış yolda gidebilecek örnekler görürsünüz. Ve onlara gerekli bilgi kotlanmış onlar insanlardan talep beklemektedirler. 

ve onlar insanlara secde etmek insanların dünya hayatında hangi yönde giderse o gitmiş oldukları yönde onlara yolları kolaylaştırmaktadırlar. Başka bir anlamı da insanların halife oluşuyla iki yol ve iki amaç karşısında insan dilediğini seçme özgürlüğü verildiğini vurgulamaktadır.

İnsanlık yaşamaya devam ediyor. Ademin iki oğlu için verilen iki değişik yaşam biçimine sahip olan insan ilk yaratılışta vardı şimdi de var. ve kıyametin kopuş anına kadar da olmaya devam edecektir.

5/31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu.

Kuranda verilen ademin iki oğlundan birisinin kardeşini öldürerek ne yapacağını herhalde karga ağzına bir ölü kuşu getirip ey ahlaksız adam ben de bir kuş öldürdüm bak ben onu öldürdüğüm zaman ne yapacağımı biliyorum ve sana gösteriyorum. Demez ama onlarda böyle insanlara karşılaştıkları problemlerde yöneldikleri zaman bilgilere ulaşabileceklerinin sinyalini verir.

Allah'ın ademe bütün isimleri öğretmesinin ifadesinin altında bu yatmaktadır.

2/31- Ve Adem'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin" dedi.

İşte İnsan oğlunun yaratılışıyla başlayan öğrenme bilgi edinme ve evreni çözme maratonun başlangıç noktası ilk yaratılan insanın yaratılışı ile başlayan bilgi öğrenme kendisinden sonraki kuşaklara devrederek yeni kuşakların yeni bilgiler edinmesine yol açmaktadır.

İnsanlığın ilk başlangıcında sıfır olan bilgi kar toprağının yuvarlandıkça çığlara neden olacak şekilde büyümesi gibidir. Yani insanlar ilim ve teknolojide ilerlerken sayıların birden başlayarak sona ulaşmasındaki tren t gibi  ilerlemektedir İşte kuranın “Ve Adem'e isimlerin hepsini öğretti” ifadesiyle insan oğlunun var oluşuyla başlayan öğrenen menin yok oluşuna kadar geçen süreci sanat kullanarak geçmişi anı ve geleceği aynı anda kullanma sanatı yaparak özetlemiştir.

İlk yaratılan insanları hayata tutunabilmeleri ve Üzerlerinin çıplaklıktan kurtularak giyinmeleri kendilerini soğuktan ve sıcaktan koruna bilecek evler yapmaları demiri ve diğer madenleri kullanarak hayatlarını kolaylaştıracak var olanlardan bir şeyler icat edilerek rahatlamaları rahatladıkça daha çok rahatlayacak bir şeyler üretmeleri bin yılları almaktadır. Siz de taktir edersiniz ki insan oğlunun yaratılışından bu tarafa daha yeni yakına kadar elli bin yıl geçtiği söylenirken bu gün bu rakam yüz bin olduğu söylemlerine kulak şahitlik etmektedir.

İnsanın yaratılışıyla beraber başlayan öğrenme iki kanaldan gelmektedir. Birinci kanal Allah'ın insanlar arasından nebi seçerek her dönemde istisnasız insanların çağda oluşturulan ve insanlara nelerin haram nelerin helal olduğunu peygamberler aracılığı ile öğretmesi, ikinci bilgi de insanların evrendeki varlıkları inceledikçe onlara yerleştirilmiş bilgilere ulaşıldıkça onlardan öğrenilen bilgilerdir. 

Bu bilgilere ulaşanlara ressamın resmi konuşturması şairin kelimeleri dizerek insan beynini okunduğu zaman edebi bir söylemin zevkini mucidin kendi sahasındaki varlıkların bilgisine ulaşarak bir şeyler icat etmesi insan hayatının güzelleşmesini renklendirmektedir.

Bu zevkler ve renklilikler içerisinde dolaşan insanlara peygamberler çağın şartlarında vahiy bilgisi ile hangi üretilen şeylerin insanın zararına hangi üretilenlerin insanların faydasına olduğunu insanların hayatta yürürken nerede nasıl davranacağını her peygamber kendi çağındaki insanlara yolunu göstermektedir.

Dikkat edilirse her peygamber kendi çağlarına bakan yönünü kavimlerine açıklamışlardır.Peygamberler bir biyolog değil ama bir biyoloğun getirdiği vahiy bilgisi ile tezat teşkil etmeyecek bir söylemi ortaya koyar. Yani kuran hangi konu ve ilim dalına ait genel bir kanun vaaz etmişse ilmin getirdiği verilerde o söylemle tezat teşkil etmemiştir.

Yazı insanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa elli bin yüz bin yıl geçmiş olmasına rağmen gelen rivayetlere göre milattan önce üç bin iki yüz ve üç bin beş yüz yıl öncelerine rastlamaktadır. Bir siteden yazının ik bulunuşu ile ilgili bir makaleyi aktarıyorum.

Nede oLsa 6. kadehten sonra hepsi aynı Gece gördümüzü sabah istemeyiz..
http://www.hossohbet.net/forum/images/rutbeler/siteorganizer.gif

Juke - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yazı ne zaman bulundu?

İlk yazıyı M.Ö. 3200 yıllarında Sümerler buldular. İlk yazıları şekiller üzerine kurulu yani her varlık ve olay için bir şekil kullandılar. Çivi yazısı işaretleri geçmişteki bir resim yazısına dayanır. Bir kavramı ifade eden işaretlere ideogram adı verilir.

Sümerce'nin Hint-Avrupa ve Sami kökenli dillerle akraba olmadığı bilinmektedir. Dilin bazı özellikleri Ural-Altay grubu dilleriyle benzerlik gösterse de dil bu gruba dahil edilemez. Sümerce bugün yapılan pek çok araştırma Hint-Avrupa Dil Ailesi'nden çok sondan eklemeli yapısı sebebiyle Japonca, Korece, Moğolca ve Türkçe ile yakın akrabalıkları tahmin edilmektedir.

Bu konuda araştırmalar yapan yazar İbrahim Okur, Sümerce'nin Türkçe ile olan yakınlığını çeşitli kaynaklar göstererek göz önüne sermiştir. Her ne kadar Sümer halkı iktidarı daha sonraları başka halklara bıraksa da, her zaman en yaygın konuşulan dillerden olmuştur. Özellikle dini kayıtlarda büyük bir öneme sahip olmuştur. Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ ..Çünkü Sümer diliyle Türkçe arasında o kadar benzerlik var ki... Mesela Sümerce alım-Türkçe alımlı, bab-baba, dim-dimdik, es-esmek, gim-kim, güles-güleç, ib-ip, ir-er, kıya-kıyı, ulu-ulu, kusu-koşmak gibi...[kaynak belirtilmeli]sözleriyle Sümerce-Türkçe arasında bir akrabalık olduğunu savunmaktadır.

Tarihte ilk yazılı hukuk kuralları Sümerler tarafından oluşturulmuştur. Bu özellikleri ile Sümerlere dünyadaki ilk Hukuk devleti denebilir. Otoritenin korunmak istenmesi hukuk kurallarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Lagaş Kralı Urukagine tarafından oluşturulan ilk yazılı kanunlar "fidye ve bedel" sistemine dayanıyordu. 

Sümerlerin en önemli edebiyat eserleri; Gılgamış Destanı, Yaradılış Destanı ve Tufan Hikayesi'dir. Sümerler Matematik ve Geometrinin temellerini atmışlardır. (Dört işlemi bulmuşlar, dairenin alanını hesaplamışlar, çarpma ve bölme cetvelleri hazırlamışlardır. Sümerler astronomide de gelişmişlerdir. (Burçları bulmuşlar, bir ayı 30, bir yılı 360 gün olarak hesaplamışlardır.Ayrıca güneş saatini icat etmişlerdir. Dünyada ilk kez ay yılı hesabına dayanan takvimi Sümerler bulmuşlardır. Akadlar tarafından egemenliklerine son verilmiştir.

Pozitif bilimlerin açıklamasına göre teknoloji; tikelden tümele doğru bir büyme trendi içerisinde büyüdüğünü söylemektedir. Bu da gösteriyor ki; genel olarak bir önceki döneme göre bir sonraki çağ daha medeniyette kültürde bilgide teknolojide ilerlemiş olarak karşımıza çıktığı anlamına gelmektedir.

Kuran'da bu konu ile ilgili ayetin nesh edilmesi bir anlamda bunu anlatmak istemektedir.

2/ 106- Biz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye (kadar) hiçbir ayeti neshetmez (hükmünü yürürlükten kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez misin ki Allah, gerçekten her şeye güç yetirendir.

Bu ayet konu içerisinde Tevrat ve İncil sahiplerinin gönderilen vahye uymayan, yanlış davranışın Kuran'la düzeltilmesi anlamında söylenmiştir. Bir başka anlamı da insanların ürettikleri teknolojik bilgilerin yenileri gelince eskilerinin, tedavülden kaldırılması anlamında kullanılmıştır. 

Yazı icat edilmeden önce insanlar peygamberlere gelen vahiyle doğru ile yanlışı hak ile batılı haram ile helalı bile biliyorlardı. Ne zaman her örnekten bir örnek verildi. 

Hiçbir eksik bırakılmadı ve Allah'tan gelen vahiyleri belgeleyecek bir ortam oluştu artık Allah peygamberlik ayetini nesh ederek peygamberlere gelen vahiylerin Kuran'la zapt rapt altına alınmasıyla artık bütün peygamberlerdeki kıssası oluşan peygamberlerin hayat hikayelerinin de bütünleştiği bir kitapla yeni bir dönem yeni bir çağ başlamıştır.

Her peygamber, Kendisine gelen vahiylerle bulunmuş olduğu kendisiyle muhatap olan toplumlara mesajını ulaştırmaktadır. Elde yazılı ne bir metin var ne de bir kitap sadece Ben Allah'tan gönderilmiş peygamberim bana itaat ediniz diyerek karşılarına çıkmışlardır.

Peygamberlerin alınlarında peygamber olduklarına dair ne bir mühür ne de ellerinde kendilerinin peygamber olduğunu söyleyen sihirli bir değnek var. Sadece ondan süzülüp gelen konuştukları zaman vahiy konuşan Allah'ın gönderdiği bilgilerle hayatlarını düzenleyen engin ahlak sahibi bir insandır.

Fakat iman etmeyen toplumların peygamberlerden olağan üstü yapabilecek ve göstermelerini istedikleri bazı mucizeler istediklerinde Allah peygambere şöyle cevap vermesini istemektedir.

17/ 93- "Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız." De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?"

İşte Allah’ın kafir olanların istediklerine karşı peygamberlerden söylemesini istediği cevap.” De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?"

Yazı yazacak malzemelerin kağıdın kalemin bulunmadığı dönemlerde insanlar kendilerinden sonraki kuşaklara peygamberler ölünce mesajlarını nasıl ulaştıracaktı? Peygamber söyledi denilip de istismarcıların soyguncuların din satıcılarının haram yiyicilerin ağzında bir sakız gibi koz olarak yamultarak masallara hikayelere dönüşecekti.

Ama Yazı kültürü gelişti kalem kağıt ortaya çıktı. Allah peygamberlik ayetini nesh ederek peygamberlik ayetinin yerini kuran ayetiyle yerini değiştirdi.

33/ 40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir.

Yeni bir çağ yeni bir dönem başlamış artık. Allah insanlar arasından nebi olan bir resul seçerek yeni bir vahye muhatap olacak olan bir daha elçi gelmeyecek. Artık insanların yol göstericisi ve sadece ondan sorguya çekileceği bir kitap karşılarında beklemektedir.

2/ 2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap'tır.

43/ 44- Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.

Kuran'daki bir ayetin ne demek istediğini daha iyi anlamak için iki ayet örneği vereceğim.

15/9- Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.

8/17- Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.

Ayetin birisinde kuranı biz indirdik onu koruyacak olan da bizi ifadesi kullanıyor. Birinde de de bedirde Müslümanlar ile kafirlerin çarpışması sonucunda Müslüman olanların galibiyetini anlatırken okları Müslüman olanların değil de kendisinin attığını söylüyor.

Peki Allah okları kafirlerin üzerine nasıl atmış? Eğer bu ifadeyi Kuran'ın bütünlüğündeki bütün ayetler hakkında bilgi sahibi olunmazsa ayetin ne demek istediği anlaşılamaz .

Ayette kastedilen manayı düşündüğümüz zaman aklı veren Allah , iman etmenin yollarını açan Allah, evrene o malzemeleri koyan Allah elleri gözleri veren de Allah peki insan neyi yapıyor? bu okları insan nasıl atıyor allahın verdikleriyle atıyor. İşte övünmenize böbürlenmen'e gerek yok sizi ve sizin sahip olduğunuz malzemeleri yaratan benim. Benim iznim olmamış olsaydı siz bunları yapamazdınız ifadesi kullanılıyor.

Şimdi Aynı olayı kuranın Allah tarafından indirilip Allah tarafından koruma altına alınmasını düşünelim.

Eğer Allah insana aklını vermemiş olsaydı, veya Allah insana takvayı vermemiş olsaydı eğer Allah kağıdı bulacak o kuranı hıfs edecek donanımı insanlara vermemiş olsaydı bu Kuran nasıl korunacaktı. Allah bu kuranı insanlar eliyle korumaktadır. 

Nasıl insanları sapmayı yaratıp sapan insanlara onları ben saptırdım. veya insanların hidayete gelenlere ve bağışlamayı yaratıp bağışlamanın malzemeleri de yaratarak hidayete getirdim bağışladım iadesi kullanıyor. Kuranı insanların korumak için gayret göstermesi ve ve Kuran'ın belgelenmesi ve Kuran'ı koruyabilecek teknolojiye ulaşmalarıyla Kuran korunmuştur.

6/91- Onlar: "Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki: "Allah." Sonra onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında' oyalanıp-dursunlar.

Bakınız kağıtlar üzerine yazılan kitaptan bahsediyor. Eğer kağıt ve kağıtlara yazacak kalem olmamış olsaydı bu kuran nasıl korunacaktı? Veya Bu kuranı kabul eden insanlar olmasaydı gelen vahiyler olmadığı gibi vahyin kaynağı olan Allah'ın göndermiş olduğu peygamberler düşmanlara karşı korunmamış olsaydı Allah bu kuranı biz koruduk ifadesini kullanmazdı.

Eğer kuranda geçen bu gibi kavramları Kuran ve evren yasaları bütünlüğünde anlamaz ve incelemezsek çarpık bir din anlayışı ortaya çıkar. Allah dünya hayatında yaratmış olduğu varlıklar içerisinde en mükemmel olan insana halife unvanı vermiştir. 

O denenmektedir Allah dünya hayatında ona sınırsız özgürlük vererek özgürlüğüne de müdahalede bulunmamıştır. Allah ahiret aleminde zorba zalim olanların hesabını soracaktır. İşte Kuran'da sık sık geçen din günün maliki ifadesi onu anlatmaktadır.

1/3- Din gününün malikidir.

Oysa Allah yerleri ve gökleri yaratan olduğu halde burada o kelimeye yüklenen mana sorgulama ve hesap günündeki bir tehdidi anlatmaktadır. Yesin içsin çalsın çırpsın öldürsün güldürsün allah insanların hiçbir zaman gidişatına müdahalede bulunmamıştır.

76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

Allah şükreden kedi gödermiş olduğu peygamberler ve ona itaat edenlerle yer yüzünde bozgunculara zalimlere karşı mücadeleyi vermeleri dışında özel bir müdahalede bulunmamıştır.

22/40- Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır.

ORİJİNAL OLAN TEVRAT ORİJİNAL OLAN İNCİL İLE KURAN ARASINDA FARK YOKTUR.

Kuran'da geçen bazı ayetlerin konu ve Kuran bütünlüğü içerisinde düşünülüp doğru anlaşılmadığından anlam kargaşası çıkmaktadır. şimdi kurandan İncil ve Tevrat hakkında söylenmiş olan bazı ayetleri naklederek ne anlatmak istediğini anlamaya çalışalım

5/47- İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.

Şimdi ayetin içerisinde bahsettği “incil sahipleri” ifadesi bu gün dört tane insanların yazdığı incil mi? Yoksa Allahtan Hazreti isa peygambere gelen vahiy orjinli saklanmayan gizlenmeyen satılmayan incil mi ? Önce bu hususun aydınlatılması gerekir.

Allah peygamberlik halkası ile kendi gönderdiği dinini korumuştur. Her peygamber kendisinden öncekileri doğrulamış ve tasdik etmiş ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri de müjdelemiştir.

61/6- Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler.

Peygamberlerin kendilerinden önce gelen peygamberleri nasıl doğrular? Ve tasdik eder? Onların getirdikleri mesajların ilkelerini haramların ve helallerin ne olduğunu söylemek ve yaşamak la o ilkeleri devam ettirmekle onları tasdik eder ve doğrular. Bu anlayış, insanların ilk yaratılışındaki rabbim Allah'tır sözüyle örtüşen bütün peygamberlerin getirdikleri din anlayışındaki birliği tevhidi sağlayan bir ifadedir.

Bu rabbani yolda olan bütün insanların tekbir ümmet tek bir şeriat olduğunu gösterir. Allah bu peygamberlerin getirdikleri dinin adına islam kelimesi koymuştur Allah katında hüsnü kabul görecek olan dinin adı da İslamdır.

5/3-Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim.

Allah'ın gönderdiği vahiy orijinli Tevrat ve İncil'deki mesajlar da  bunların aynısıdır. Allah bütün ve temiz olan şeyleri bütün kavim ve topluluklara helal ve pis ve murdar olan şeyleri de haram kılmıştır. Yoksa Tevrat ve İncil sahiplerine haram ve helal olanları kuran sahiplerine de haram ve helal kılmıştır.

16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Muhammet peygambere bütün yasaklanan haramlar kendisinden önce gelen yahudi ve hıristiyan ve daha önce gelmiş olan diğer kavimlere de haram edilmiştir. Helal olan bütün şeyler de kendinden önce gelmiş olan kavimlere de helal edilmiştir.

6/146- Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız.

Şunu hiç akıldan çıkarmamak gerekir. Allah sapmayı hidayete gelmeyi ve bağışlanmayı yaratır. Halife olan inana da sapmaya hidayete ve bağışlanmaya yönelecek yeteneği de verir. önüne de hem sapmaya hem hidayete gelmeye hem de bağışlanmaya yöneldiğinde istedikleri yönde malzemeleri vererek kişilere seçme hakkını kedi özgür iradeleriyle baş başa bırakır.

İşte Allah Peygamberler aracılığı ile İnsanların haram olanlardan yememelerini ve yapmamalarını, temiz ve helal olanlardan yemelerini ve yapmalarını bildirir ve dünyada imtihan eder.

İşte Kuran'da kullanılan dilediğimi saptırırım dilediğimi hidayete getiririm bağışlarım ifadesinin anlamı budur. Yoksa Allah birini dileyip saptırır sa birini dileyip hidayete getirirse Allah'ın adil sıfatıyla uyuşmaz birine zulüm olur birine de iltimas olur. Allah katında bütün insanlar eşittirler ve hiç kimseye Allah zulmetmez insanlar ancak kendi kendilerine zulme derler.

Ayette geçen ifadeye dikkat ederseniz” 'Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız.”

Yani bunlar allahın tanımladığı ve kelimelere yüklediği manayı yerinden oynatarak allah onlara güzel ve temiz olan şeyleri helal kıldığı halde onlar kendilerine haram kılmışlardır. Böylece zalim olmuşlardır.

5/44- Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.

Bütün peygamberler, “Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabı�nı korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.)”

Allah Kendi dinini dikkat ederseniz peygamberler ve bilginler ve yöneticilerle koruyormuş. Peygamberler ve bilginler ölünce onlara gelen rabbani olan yol yazılma saklanma belgelenme olmayınca saptırılarak mitolojilerde anlatılan menkıbelere sonradan kaleme alınıp insanlar arasında dolaşmasına neden olmuştur.

Allah'ın gönderdiği, emirlerin koruna bilmesi için iki şart vardır.1- Onu kabul eden insanların olması gerekir 2-Gelen vahiylerin kabul eden insanlar tarafından yazılması ve belgelenerek saklanması gerekir.

Eğer insanların yazma belgeleme sanatı yoksa peygamberler öldükten veya öldürüldükten sonra çarpıtılarak kasıtlı veya kasıtsız olarak insanlar arasında dolaşmaya başlar. İşte bozulma ve koruma budur. Yoksa Allah gökten melek gönderip mucizevi bir şekilde koruma altına almaz İnsanlar korursa Allah ona korudum ifadesi kullanır.

5/ 5- Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır."
Sonuç olarak. İnsanlar yeryüzünün ve kainatın içerisinde bulunan varlıkların her türlü manevra kabiliytine sahip olmakla, onu halife konumuna taşımaktadır. Allah sadece halife olan insanlara kendinden bilgilerle peygamberler aracılığı ile dinleyenlere itaat edenlere kılavuz olarak kitaplar veya vahiyler göndererek teklif sunar. Ama insanları sunduğu bu teklifi kabul etmelerini kendi özgür iradelerine bırakır ve dener.

Ama insanlara bu dünya hayatında suçlarından dolayı özel bir ceza vermez cezayı ahiret alemine erteler.

35/ 45- Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir.

ceza ve mükafatın karşılığının ahiret aleminde verileceğini de hatırlatarak insanlara karşılaşmanın ve hesaplaşmanın ahiret aleminde olacağını bildirir.

Bu sebeple kitabı koruyanlar da insanlar kitabı bozanlar da insanlardır. Yoksa Allah kurandan önce gelmiş geçmiş bütün vahiy orijinli kitapların korunmasını ihmal edip de kurana özgü bir özellik arz etmez diğer kitapları son nebi ve resule  inen kitapla onları zaten koruma altına almıştır.

Onların korunmuş hali kurandadır. Artık Allah kendi katından gönderdiği bilgileri kuranla toparlayarak kurandan sonra rabbani yolda yürümek isteyenlere insanlar eliyle korunan ve insanların ezberleme leriyle ayakta indiği şekliyle duran bir kitap var ellerinde.

Artık peygamberlik dönemi bitmiştir.

33/ 40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.

her örnekten bir örnek verilen hiçbir insanın arayıp da bulamayacağı eksiklik bırakılmadan ve her çağda teknolojinin getirdiği şartlara göre çağa hitabeden peygambersin kuranla vahiy iletişimin kurulduğu bir dönem başlamıştır.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR

http//kuranianlamametodu.blogspot.com
alirizaborazan@hotmail.com