22 Temmuz 2009 Çarşamba

KUR'ANDA TARİF EDİLEN NAMAZ



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

4/43-Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

Bazı Kuran okuyucu kardeşlerimizin, Kuran yeterlidir, Kuran'da her örnekten bir örnek verilmiştir. Ve de hiç bir noksanlık yoktur. ayetleri karşısında Kuranı biz anlayamayız Kuranı ancak peygamber efendimiz açıklar veya yaşar biz ondan öğreniriz diyenlere karşı Kuran'da şekillenmiş namaz yoktur, deyip karşılık vermişlerdir.

Kuran Namazı iki kısma ayırmıştır. Birincisi şekillenmiş olan günde beş vakit tarif edilen sembol olarak kılınan namaz. Diğeri de, Bu namazın ruhuna uygun olarak yaşanan hayat namazı veya salat'dır. İlk ayet örneğinde vermiş olduğum namaz Kuran'da yaşadığın hayat namazını Allah ile beraber olup İstişare yapıp ve her vakit arasında yaşadığın hayatın muhasebesini yapmak ve Allah'a hesap vermektir. 

Nasıl sicili bozulmuş bir kişinin emniyet güçleri tarafından gözlem altında tutulmasa da her gün gelip ben buradayım sizin sandığınız gibi ben suç işlemiyorum deyip de günün belirli saatlerinde imza atıyorsa namaz da aynen öyledir.

Allah Kendisini veli olarak kabul eden kullarını en güzel bilendir. Onların nasıl bir yapıya sahip olduklarını en güzel bir şekilde bilmektedir. Bu Sebeple günde beş vakit diğer dünya işlerinin yanında Allah ile zorunlu bir durum olması dışında kendisiyle kullarının bir araya gelmesini istemektedir. Bu anlatış ve anlayış ilk etapta okuyucuları hayrete düşürebilir. 

Ama kurandan okumak koşulu ile Allah namaza davet etmektedir. Bildiğiniz gibi şura suresinde Allah'ın vahiyle konuştuklarından birisi de gönderilmiş olan peygamberlere indirileni okudukları zaman konuşmuş oluyorlardı.

42/51- Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

“veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. “ Ayette geçen bu ifade Allah'ın insanlarla elçi aracılığı ile konuşması oluyor Yani iman eden bir Müslüman namazda ve zamanlarda olsun Kuran'ı veya diğer peygamberlere gelen kitapları orijinal haliyle okuduğu zaman Allah ile konuşuyor demektir. Zaten Müslümanlar namazlarında Kuran'ı okudukları zaman yaşayacak oldukları kuralları hayatı Allah ile konuşup pratik hayatta nerede ne yapılması gerektiği şeyler konuşulmaktadır.

Namaz insanların iman edenleri disiplin altına alarak nefislerinin ona yapacakları kötülüklere karşı korumak için, onu zırhlarla korumak içindir. Bilindiği gibi, İblis devamlı pusuda insanın zayıf anını beklemektedir. Ne zaman zayıf bir anını yaklddığıda, hemen fırlayarak. Yılanların avını yakalamak için saldırdığı gibi insanın üzerine saldırarak avını yakalamaktadır. İşte Hazreti Yusuf peygamberin söylediği çok doğrudur.

12/ 53- "(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." 

Elbette takva iktidarını kendisinde kuranlar nefsin iblisin şerrinden Allah'a sığınarak korunurlar. Bu bir başka ifadeyle Vücudun bağışıklık sistemi zayıfladığı zaman dışarıdan gelen mikroplar vücudu kontrol altına alarak onu ölüme doğru götürmesi gibidir. İşte Namaz insanlara Dünya hayatında nerede hangi konumda nasıl davranıp yaşayacaklarına ait çizmiş olduğu hayat projesi ile diğer tehlikelere kötülüklere karşı korumaktadır.

Namaz bir başka deyişle insanların iman edenleri hayata karşı eğiterek onları yaşanan hayatı kolaylaştırmaktadır hantal bir hayattan kurtarmaktadır. Canlı dinamik psikolojik olarak güçlü bir konuma getirerek yaşanan hayatın anlamlı olduğunu kendisine kanıtlamaktadır.

Yine bir taraftan namaz. Bazı İnsanların nefislerine zor gelip de o amelleri işleyenlere kolaylaştırmaktadır.

2/ 110- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir. 

Bu ifadeyle insanların tekrar dönüp de yapmış oldukları yanlış davranışların düzeltme imkânı olmadığı gün gelmezden önce eğiterek dünyada onları büyük hesap gününe karşı hazırlamaktadır. Bir başka deyişle kimsenin kimseye fayda veremeyeceği herkesin hesabını kendisinin göreceği güne karşı hazırlamaktadır.

2/ 48- Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

Namaz kişilerin her attığı adımın doğru mu yanlış mı olduğunu takip edendir. Yani onun suflörüdür yanlış yaptığı zaman hemen uyarır. Çünkü Aynı insan hem yanlışın hem de doğrunun yanında olamaz ya iman eder hakkın yanında olur, ya da iman etmez şeytanın yanında olur.

33/ 4- Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.

Namaz kıldığının şuurunda olanlar, insanları ve kainatı yaratan Allah'a namaz kılmayı becere bilmişse, Onun yarattıklarından herhangi birini sevgi ve ibadet yönüyle Allah'a denk veya Allah'ın üzerinde bir konuma yerleştiremez. Ona duyduğu sevgiyi saygıyı ve ihtiramı yaratıklardan hiç birine veremez onun dengine veya üstünde bir sevgi veya saygı gösteremez.

Bu sevgi ve saygı bazılarında öyle boyutlara ulaşıyor ki, Bazıları peygamberleri Allah'tan daha çok seviyor bazıları. Âlimlerinden daha çok seviyorlar. Bakınız kuran Hristiyan olanlarda bunun örneğini verirken!

5/ 116- Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki İlah edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen."

İyi niyetler sadece yeterli olmuyor. Peygamberler Allah'ın kulu ve elçisidir. tutarda insan Allah'ın yarattığını Allah'ın konumuna koyarsa zulüm yapmış kelimeleri yerinden oynatmış Allah'ın hakkına tecavüz ederek şirk koşmuş demektir. İşte Allah’ın en çok celallendiği konu kendisinin karşısına hakkı olmadığı halde ilah edindikleri putlardır şirk koşmadır.

Çok sorulan sorulardan birisi de Kuran'da Namazın tarifi ve vakitleri yok. Bunu nereden öğreneceğiz.?

Namaz Kuran'da kişilerin yaşadığı hayatın ve dinin adıdır. İki kısımda ele alınır. Birincisi Kuran'ın orta namaz diye bahsettiği Allah’ın tarif ettiği şekildeki, yaşanan hayat namazıdır. Hayat namazını Kılmayan kişilerin günün belirlenmiş vakitlerindeki kılınması emredilen namazını kılmasının hiç bir anlam ve önemi  yoktur. İşte tarif edilen kurandaki hayat namazı!

2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahdileştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.

İşte Kuran bir kişinin söylediklerinin samimi olup olmadığını, yaşadığı hayatla sorgulanması gerektiğini söylüyor. Eğer Kişi Kendisinin Allah’a ve Allah’tan gönderilmiş olan peygamberler ve kitaplara inanıyorsa, bunu hayatıyla buluşturması gerekmektedir. Yani inancını yaşaması gerekmektedir. İşte asır suresinde dikkat çekilen konu da budur.

103/1- Asra Andolsun;

103/2- Gerçekten insan, ziyandadır.

103/3- Ancak iman edip Salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.

Allah İman eden ve Salih amel işleyenler için bir yol belirlemiş, o yol Kur’anın tarif ettiği yoldur. Ölçü odur terazi odur mizan odur. İnsanlar neleri ne kadar yapabilmişse o Kuran'a uygunluk derecesine göre değere tabi tutulacaktır. İşte hayat namazı budur. İkinci olarak kılınan namaz da yaşanan hayatın Allah’a ait olduğunu belirlemek amacıyla Allah’ın insanlardan istediği benim tespit edebildiğim kadarıyla Peygamber için Altı, Diğer Müslümanlar için de beş vakit şekillenmiş olan namaz vardır.

Daha önce de bahsettiğim gibi bu şekillenmiş olan namazın Allah Katında hüsnü kabul görmesi için düzgün, Allah’ın emir ve yasaklarına uyulan bir hayatın oluşu neticesinde kılınması gerekir. İşte Maun suresinde namazları kabul olunmayacak kişilerin tanımını Şöyle yapmaktadır.

107/1 Dini Yalanlayanı gördün mü.?

107/2-işte yetimi itip kakan3- Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.

107/4- Namaz kılanların vay haline,

107/5-Ki Onlar namazlarında yanılgıdadırlar.

107/6- ve ufacık bir yardımı da engellemektedirler.”

İşte bu tip insanların Allah katında kılmış oldukları namazlar kabul olmayacaktır.

Önce Namaz Allah’a Kulluk Yapmayı kabul edenlerin başta peygamberler olmak üzere günün tarif edilen belirli vakitlerinde Allah’a Ait yaşanan Hayatın İnsanın kendi kendisi ile hesaplaşarak. Allah’a Bilgi verilmesidir. Yani Yaşanan hayatın o bölümü ile ilgili diliminde yapmış olduğu yanlışlıklardan dolayı özür dileyerek kendisinin, Allah’tan af ve mağfiret dileyerek, doğru yolda yürüyebilmesi için dua etmesidir. Dikkat edildiği zaman insanlar, çok yanılgıda, çok aceleci çok unutkandır. Çünkü Onu Doğru Yoldan engelleyen ve devamlı yanlışa götürmenin hesaplarını yapan iblis ve şeytanla imtihan edilmektedir.

Önce Kuran'da Namazın kaç rekât olduğunu ve namazın kime ve kimin adına kılınması gerektiğini yakalamaya çalıştıktan sonra hangi vakitlerde kılınması gerektiğini bulmaya çalışalım inşallah.

ALLAH’IN KURAN DA TANIMLADIĞI NAMAZ SAVAŞ ANINDA BİR, NORMAL ZAMANLAR DA İKİ REKATTIR.

4/100- Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah'a ve Resûlü’ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.

4/101- Yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kâfirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır.

4/102- İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kâfirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.

4/103- Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru
 kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.”

Şimdi ben buradaki anladığımı, okuyucularla paylaşmak isterken benim söylediğim doğru deyip dayatmak istemiyorum. Eleştiri mutlaka olacaktır. Onları da saygı ile karşıladığımı belirtmek isterim.

Allah Kuran da Ayette belirtildiği gibi bir korku ve savaş namazından bahsetmektedir. Kuran bir konuyu işlerken bir hikâye bir masal gibi anlatmamıştır. Daha öncede verdiğim örnekteki gibi dağın içerisindeki madenleri nasıl inceleme ve tahlil yaparak, ayrıştırıp, ayrı ayrı ortaya çıkıyorsa, Kuran'daki ayetlerin kastettikleri manalarda kuran içerisine serpiştirilmiş vaziyettedir. Onun yorumunu Kuran'ın bütününde aramak lazımdır.

Nisa suresinin yüz ikinci ayetinde, Allah resulüne savaş anında kılınan kısaltılmış bir namazın tatbikatını yaptırıyor. Ve nöbetleşe kılınan namazdan bahsediyor. 

“ Sen içlerinde olup, onlara namazını kıldırdığında, onlardan bir gurup seninle birlikte namaza dursun. Silahlarını (yanlarına) alsın böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar,” 

İşte buraya kadar peygamberin önderliğinde bir gurup Müslümanın kılmış oldukları namaz anlatılmıştır. Secde ifadesi de Kuran'ın diğer ayetlerinde söz edilmektedir. Kılınan peygamberin dışındaki Müslümanların namazı bir rekât olmaktadır. Ayete devam edelim, 

Namazlarını kılmayan diğer gurup seninle birlikte namaz kılsınlar” 

işte burada ikinci gurubun da kıldığı namaz da bir rekâttır. Bu ayetin orijinalinde yok ama birinci gurupta kılınan namazın rekât sayısı ikinci gurupta da verilmeye gerek yoktur. Peygamber iki tane guruba ayrı ayrı birer rekât kıldırmasından dolayı kendisi iki rekât diğer Müslüman cemaatlerde birer rekât kılmış oluyorlar. Bu Hem onlardan peygamberin farklılığını izah ederken hem de bir önderin her konuda önce taşın altına elini koyan kendisi olmalı ki kendisini takip edenlere o yaşam zor gelmesin. Onunla ilgili bir ayet örneği nakledelim.

17/79- Gecenin bir kısmında kalk, sana ait nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır” İşte bu namaz. Diğer Müslümanların kılmak zorunda olmadığı namazdır.

Yine namazların rekâtları ile ilgili ayeti incelemeye devam edelim. 

Asıl ayette önemli olan ve verilmek istenen mesaj” onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler.

Allah, kâfirlerin   Müslümanların boşluk anını yakalamak için fırsat kolladıklarını onlar hep birden namaz kılarlarsa fırsatı ganimet bilirler ve sizi yenilgiye uğratarak kendi dinlerine çekerler. Veya sizi eziyete uğratırlar uyarısında bulunmaktadır. 

Allah Kendisine inanan ve kul olanlara öyle bir yaşam biçimi öğütlemektedir ki, Normal anda kılınan namazı iki rekât savaş anında kılınan namazı da bir rekâta düşürerek Müslümanların diğer vakitlerini boş durmaksızın eşyanın dilini çözerek küfrün karşısında güçlü onurlu ve dik duruşu göstererek Allah’ın dinini yeryüzüne duyurulmasını istemektedir.

8/60- Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size 'eksiksiz olarak ödenir' ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.” 

Görüldüğü gibi Namaz esas olarak Allah adına yaşadığının ibadet ve kulluğu Kime yaptığını sembolize etmektir. Yoksa Allah’ın insanların namazına ihtiyacı yoktur. İnsanların namaz kılmaya ihtiyacı vardır. Namaz insanları gerçekten farkında olarak eğer kılınıyorsa kötülüklerden alı koyar.

29/45- Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.”

Bakınız namaz normal şartlar altında veya güvenliğin oluştuğu zamanlarda tam olarak kılınması gerektiğini emretmektedir.

4/103- Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır”

Daha önce bahsettiğimiz gibi savaş anında veya kâfirlerin kötülük yapma korkusuyla namazın kısaltılması gerektiği vurgulanırken, acaba kısaltılma dört rekâttan bir rekâta mı kısaltılıyor. Yoksa iki rekâttan bir rekâta mı kısaltılıyor.? 

Dikkat edildiği gibi orada peygamber namazı korku anında iki rekât kılıyor. Çünkü bölükler halinde iki cemaat oluşuyor. Diğerleri ise birer rekât kılıyorlar. Ben bu konuda normal şartlar altında namazın iki rekât kılınması, ayetin anlattığına göre daha uygun olur kanaatindeyim. Çünkü şu Anda aramızda peygamber yok. Ama ben dört rekât olarak anlayanlara da saygım vardır.

Yanlışlıklarından dolayı insanlar bütün cehtlerini gösterdikleri zaman sorumlu tutulmayacaklardır. O zaman şu çelişki ortaya çıkmaktadır. Kuran hiçbir zaman şu namazı iki şu vakit namazları dört şu vakit namazı da üç rekât kılacaksınız diye bir emir vermemiştir. Doğru olanı, ya hepsi ikidir ya hepsi üçtür, ya da hepsi dörttür. Farklı farklı rekat sayısı olmaz.

Ama bir gerçek vardır ki, Cuma namazı genelde ittifak halinde, bütün imamlarda veya alimlerde iki rekat olduğu bize mütevatir olarak gelmiştir. Cuma namazının islâmın emirlerinin sansür uygulanmadan kılındığı yerde, öğle namazının yerine geçtiği halde öğle namazı dört rekat Cuma namazı ise iki rekat kılınması çelişki oluşturmaktadır. 

Yani Cuma namazı iki rekâtsa öğle namazı da iki rekat olmalıdır. Öyleyse diğer namazlar da ikişer rekattır. Diyebiliriz Dört kılanlara da neden dört kılıyorsunuz diye yadırgamam. Ama Allah’a ait olan ibadet ve kulluğu saptırarak namaz kılış şeklini bir de başka birilerinin adını kullanarak kılınırsa bu insanları şirke götürür kanaatindeyim Allah korusun.

NAMAZLARIN FARZI SÜNNETİ OLMAZ.

Namazların farzı ve sünneti olmaz. Peygamberler örnek olarak, namazları Allah’a kılarlar. Diğer Müslüman olanlar da Peygamberin Kuran'da tarif ettiği gibi, kıldığı namazı, örnek olarak onlar da Allah’a kılarlar. 

Allah’ın emri vardır, Allah’ın yasakladığı vardır. Peygamberler kendiliğinden bir hüküm koyamaz bir emir veremez onun yaptıkları ve konuştukları Kuran'dandır. Eğer namazın sünneti diye bir namaz kılınıyorsa bu Allah’a şirk olur. Kuran'da iki çeşit ritüel namaz vardır. Birincisi peygamber ve diğer Müslümanların Allah’ın emrettiği vakitleri belirlenmiş olan namaz, diğeri de peygamberlerin farklı olarak kıldığı nafile namazdır.

17/79- Gecenin bir kısmında kalk, sana ait nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.” Diğer Müslümanlar da kılarlarsa onlarda nafile olarak kılarlar.

Eğer peygamber Sünnet namazı kılıyor idiyse, namaza niyet ederken ne diye niyet ederdi? Niyet ettim öyle namazımın sünnetimi kılmaya mı derdi. Bu anlayış yanlıştır. İşte Yahudilerin ve Hıristiyanların Kendi peygamberlerini ilahlaştırması bu anlamda idi.

9/30/Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?

9/31- Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emir olunmadılar. O'ndan başka İlah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden Yücedir.

Görüldüğü gibi Rab edinmek ilah edinmek demek, Ona olan sevgiyi övgüyü, ihtiramı Allah’a olan sevgi ve ihtiramın önüne geçirmek demektir. Soruyorum size öğle namazı on rekâttır diyorlar. Dördü ilk sünnet dördü farz ikisi de sünneti müekkede diyorlar. Yani dört rekat Allah’a altı rekat peygambere kılınıyor bu çarpık bir paylaştırma değil mi.?

6/136- O'nun üretip-türettiği ekin ve hayvanlardan Allah için bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır, bu da ortaklarımızındır" dediler. Kendi ortakları için olan (pay), Allah tarafına geçmez, ama Allah'a ait olan kendi ortaklarının tarafına (payına) geçer. Ne kötü hüküm veriyorlar?

6/137- Yine bunun gibi onların ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler. Hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için. Allah dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları bırak.

6/138- Ve kendi zanlarınca dediler ki: "Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları bizim dilediklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların da sırtları haram kılınmıştır." Öyle hayvanlar vardır ki, -O'na iftira etmek suretiyle- üzerlerinde Allah'ın ismini anmazlar. Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı O, cezalarını verecektir.

6/139- Bir de dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar." Allah, (bu) düzmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm sahibi olandır, bilendir.

6/140- Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp Allah'ın kendilerine rızkı olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.

Bu Ayetlere baktığımız ve incelediğimiz zaman da Hıristiyan ve Yahudilerin kendi peygamberlerini, ilahlaştırmasıyla, müslümanım diyenlerin peygamberini ilahlaştırması arasında ne fark vardır.? Bunları inşallah ilerde detayı ile inceleyeceğiz.

Öyleyse Namazın sünneti diye namaza niyet edilmez. Peygamberde namazı Allah’a kılar. Diğer iman edenler de peygamberin kıldığı gibi Allah’a namazı hangi vakide ait kılacaksa o vakidin ismini anarak Allah için namaz kılmaya diye niyet eder iki rekât kılar ve yeryüzünde rızkını arayarak. Eşyanın esrarını çözer durmadan çalışır küfre karşı yenik düşmemenin yollarını arar.

4/103- Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, müminler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.

Namazda, Dönülmesi gereken yön, hangi namazı kılacaksa o namaza niyet Kıyam , kıraat, Rüku, sücut yani secde vardır. Kıraat kurandan kolay geleni okumaktır. Diğer namazda yapılanlar teferruattır. Ellerinin bağlı mı olacağı salgın mı olacağı oturduğu zaman ne kadar oturacağı bunlar namazın aslı ile alakası olmayan şeylerdir kişilerin tercihidir.

KURANDA BAHSEDİLEN NAMAZ VAKİTLERİ

Kuranda her örnekten bir örnek verdik hiçbir eksik bırakmadık derken Allah nasıl namazın rekatlarını belirtmişse namazın vakitlerini de belirlemiştir. Bu vakitleri Ayetlerden örnekler vererek açıklamaya çalışalım.

SABAH NAMAZI.: 

50/39- Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Hamd ile tespih et.
Sabah namazı, gecenin bitişi ile başlar, ve güneşin doğuşuna kadar devam eder Gecenin bitişini de kuran başka bir ayette şöyle izah eder.

2/187- Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tövbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.

Ayette izah edildiği gibi, Oruç tutmaya başlanılan gece ile gündüzün birbirinden ayırt edildiği, beyaz iplikle siyah iplik ifadesiyle, sanatsal bir üslupla anlatılan bölümdür. Bunun saatini bu konunun uzmanlarına bırakalım. Demek ki sabah namazı beyaz iplikle siyah ipliğin biri birinden ayrıldığı zamandan başlayıp, Güneş doğuncaya kadar devam eden bölümüdür.


ÖĞLE NAMAZI: 

24/58- Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

20/130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini Hamd ile tespih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.

24/58 De bahsedilen açık olarak öğle diye bahsetmektedir. 20/130 da ise gündüzün uçlarında diye bahsedilen öğle namazıdır. Aslında bu ayette akşam namazı hariç bütün vakitleri kapsamaktadır. Güneşin doğuşundan önce kılınan sabah, batışından önce kılınan ikindi, gecenin bir bölümü yatsı namazıdır.

30/18-Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleyeerdiğiniz vakit de.

İKİNDİ NAMAZI.:

Yine Aynı ayeti örnek olarak verebiliriz, 

20/.130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini Hamd ile tespih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tespihte bulun ki hoşnut olabilesin.

Batışından önce kılınan namaz ikindi namazıdır.

AKŞAM NAMAZI: 

30/17- Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip (yüceltin).

30/18- Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de.”

YATSI NAMAZI:

50/40- Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et.

20/130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.”

SADECE PEYGAMBERE HAS NAFİLE NAMAZI.:

17/79- Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.”

İşte kurandan verdiğim ayet örnekleri bunlardır. İsterseniz namaz vakitleriyle ilgili karmaşık olarak ayetleri vereyim hangi ayette hangi namaz vardır onun kararını siz verin.

17/78- Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kur'an'ı, işte o, şahid olunandır.

17/79- Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.

24/58- Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

30/17- Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip (yüceltin).

30/18- Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de.

50/”39- Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et.

50/40- Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et.
Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN ANAMUR




Gönderen Ali Rıza Borazan zaman: 01:13 0 yorum

19 Temmuz 2009 Pazar

CEHENNEM VE CENNET SÜRESİZDİR.


RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

İislam toplumlarındaki yanlış anlaşılan konulardan birisi de sevap ve günahların tartılıp günahı ağır gelenlerin günahları miktarınca yanıp daha sonra cennete gideceği inancıdır. Bu Anlayış Kuran!a Göre Asla doğru değil, cehenneme gidenler sürekli cehennemde cennete gidenler de sürekli cennette kalacaklardır. Cehennemde cezaları bittikten sonra cennete gidecekler inancı yine Yahudi ve Hristiyan inançlarının bir yansıması olmaktadır.

2/25- (Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.

2/217- Sana haram olan ayı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: "Onda savaşmak büyük (bir günahtır). Ancak Allah Katında, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır.


Kuran'daki bir hükmü, doğru olarak çıkarabilmek için,O Hükümle ilgili kuranın her tarafına serpiştirilmiş bilgileri tahlil ederek, güçlü bir mantık ve anlayış içerisinde bir araya getirerek anlayabiliriz. bir başka deyişle içtihadı ortaya koyabiliriz. Bu Aynen bazı pozitif bilim adamlarının kâinatın içerisindeki eşyaların esrarını çözerek yeni yeni buluşlar meydana getirmesi gibidir. 

Düşünüldüğü zaman demir kütlelerinin uçak haline getirilip, Havada binlerce ton ağırlıkların uçurulacağı kimin aklına gelebilirdi. veya dağlardaki metal parçalarını yorulmayıp kamyon gemi veya modern arabaların ortaya çıkarılması, güçlü bir mantığın eşyanın esrarının ortaya çıkarılarak yapılan icatlar'dır. Daha insanların ileride gün geçtikçe neler  neler icatlar yaparak bir trend içerisinde baş döndürecek şekilde ilerleyerek devam edecektir.

Allah Kuran'da hiç bir kelimeyi hiç bir kelimenin yerine koymadığı gibi kainatta da hiç bir varlığı da hiç bir varlığın yerine koymamıştır. Kalem kelimesi belki binlerce çeşidi akıla getirir ama, her çeşit kalemin kendine özgü bir sıfatı vardır., Kırmızı kalem,Mavi kalem dolma kalem keçeli kalem, vs. Bunların hepsinin genel adı kalem olduğu halde duruşlarına renklerine işlevlerine göre isimlendirmektedirler. 

Aynen onun gibi Kuran'da geçen kelimeler de farklı farklıdır Ruh Kelimesi de çeşitli ayetler içerisinde kullanılmış. Peygamberlerde kullanılmış kutsal olmuş. İnsanlarda kullanılmış her iki yolda gidebilme eğilimi kazandırmış. veya ölü kelimesini diriltilmesini peygamberlerde kullanmış duyarsız olanları duyarlı hale getirme anlamında kullanmış. Ölü kelimesini hayati fonksiyonlarını yitirme anlamda kullanmıştır.

Demir olgunlaştırılmış mamul hale getirilmiş, ok olmuş. Demir. Mamul hale getirilmiş inşaat alanında kullanılmış, demir mamul hale getirilmiş arabalarda televizyonlarda vs kullanılmış ama bunlar kullanıldıkları yere göre isimler almışlardır. 

Ben de Bir konuyu işlerken genelde bu konulara değinmeden bu konuları açıklayamıyorum. Çünkü doğru bir kuran anlayışını ortaya çıkarabilmemiz için bu gibi bilgilerin bilinmesine ihtiyaç vardır. Şimdi bu bilgilerden sonra, Ahiret âleminde cennete de cehenneme de gidecek olanları orada süresiz kalacak olduklarını bir konu içerisinde işlemeye çalışalım.

2/79- Artık vay hallerine; Kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah Katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına.

2/80- Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah Katından bir ahit mi aldınız? Ki Allah asla ah dinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"

2/81- Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkı-dırlar. orada süresiz kalacaklardır.

Kuran anlaşılırken Kuran'da geçen ayetlerin kendisinden önce ve kendisinden sonra gelen ayetlerin o konunun anlaşılmasında büyük bir önemi olduğu gibi, O konu ile ilgili kuranın diğer sure ve ayetlerinin de göz ardı edilmemesi gerekiyor. 

Bakara suresinin yetmiş dokuzuncu ayetinde, 

2/79- Artık vay hallerine; Kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah Katındandır" diyenlere.

Artık vay, "Kitabı kendi elleriyle yazıp," Burada büyük bir skandaldan bahsediyor. Söylenen bir şeyin, veya söylenecek olanın Allah katında bir belgesi olmayan ve bir menfaat sonucu olarak yaptıkları bir yanlışlıktan dolayı bir kavim eleştiriliyor. Kimmiş o kavim Şimdi sekseninci ayete bir bakalım. 

2/80- Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah Katından bir ahit mi aldınız? Ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?" 

Yani Dünya hayatında işlemiş olduklarının bir suç olduğunu kabul edip de bu cezamızı çeker daha sonra da cennete gideriz anlayışına sahip olanlar. Bunların kim olduğu çözülmesi gerekir. ümmiler mi yoksa ehli kitap olanlar mı olduğu burada belli değil. Ama şu bir gerçek ki Ümmi olanlar olamaz. Çünkü ümmi olanlar için kuran puta tapıcı olanlar ve Ahiret âlemine iman etmeyenler olarak tanımlanmıştr. 

Bu sebeple ahi ret alemine inanmayan bir kavmin cehennemde yanma sözcüğünü kabullenmesi düşünülemez. Şimdi de bu ifade kimlere ait olduğunu Kuran'dan aramaya devam edelim.

3/23- Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında Allah'ın kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. Onlar, işte böyle arka dönenlerdir.

3/24- Bu, onların: "Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.

İşte düşündüğümüz gibi çıktı. “Ateş bize sayılı günlerde dokunacak yani cezamız miktarı kadar yanacağız daha sonra cennete gideceğiz anlayışında olanlar, Ehli Kitap olanlardan imiş.

Bu Anlayışı getirip İslam toplumlarına da uyguladığımız zaman onlar da aynısını söylemiyorlar mı.? Bunu Fıkıhçılar daha iyi bilirler. Hanefi mezhebine göre. Bir kişi annesinin kafasını kesse. Ve kafatasını oysa ondan sabah akşam içki içse o son kelimesi kelimeyi tevhit olsa(lâ ilâhe illallah Muhammed en resululah) o cehenneme gidecek ve günahları miktarında yandıktan sonra yine cennete gidecek anlayışları,ehli kitap inancından gelmektedir. 

Bütün tarihçilerin ve kuran okuyucuların da bildiği gibi. Medine de Müslümanlar kısa zamanda zaferler kazanmışlar ve Müslümanlara bolluk ve ganimetler yağmaya başlamıştır. İşte bunu fırsat bilen ehli kitap bir adıyla Yahudiler ve Hristiyanlar goraf goraf Müslüman olanların saflarına katılmışlardı. İşte münafıklık burada türemişti. 

Medine'de değişik dinlerden gelerek Müslüman olduklarını söylemeleri hepsinin samimi olduğunu göstermez. Bunlar İçerisinde Müslüman olmayanlar olmuş ve İslam toplumlarını bozmak için orada bulunmuşlardı. Bir taraftan da varlık onları şımartmış olanlardan mürtet olanlar da olmuştu. Bir insanın yapmacık Müslüman oluşuyla, gerçek Müslüman oluşunu Allah Kuran'da tarif ederek Resulünü Kuran'da devamlı uyarmıştır. 

Onlara karşı uyanık olmaya çağırmıştır. Tövbe suresinde belki okumada sıkılabilirsiniz ama. Konuyla ilgili bölümü bütünüyle işlediği için o ayetlerin hepsini buraya aktarmak istiyorum.

9/40- Siz Ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah Ona yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak Onu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah Ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, Onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

9/41- Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

9/42- Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor.

9/43- Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?

9/44- Allah'a ve Ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.

9/45- Senden, yalnızca Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuya kapılıp, kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister.

9/46- Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi, herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. Ancak Allah, (savaşa) gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını doladı ve; "(Onlara) Siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi.

9/47- Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir.

9/48- Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı. Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı.

9/49Onlardan bir kısmı: "Bana izin ver ve beni fitneye katma" der. Haberin olsun, onlar fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem, o inkâr edenleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır.

9/50- Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler.

51- De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevla’mızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."
52- De ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehitlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz.
53- De ki: "İsteyerek veya istemeyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir. Çünkü siz bir Faslıklar topluluğu oldunuz."
54- İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.
55- Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azarlandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister.
56- Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur.
57- Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı.
58- Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazaplanırlar.
59- Eğer onlar, Allah'ın ve elçisinin verdiklerine hoşnut olsalardı ve: "Bize Allah yeter; Allah pek yakında bize fazlından verecek, O'nun elçisi de. Biz gerçekten ancak Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi (ya).
60- Sadakalar, -Allah'tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
61- İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder, müminlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azap vardır."
62- Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler; oysa mümin iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve elçisi daha layıktır.
63- Bilmiyorlar mı, kim Allah'a ve elçisine karşı koymaya çalışırsa, gerçekten onun için, onda ebedi kalmak üzere cehennem ateşi vardır? İşte en büyük aşağılanma budur.
64- Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır."
65- Onlara sorarsan, Andolsun: "Biz dalmış, oyalanıyorduk" derler. De ki: "Allah ile O'nun ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?"
66- Özür belirtmeyiniz. Siz, imanınızdan sonra inkâra saptınız. Sizden bir topluluğu bağışlasak da, bir topluluğunuzu gerçekten suçlu-günahkâr olmaları nedeniyle azaplandıracağız.
67- Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.
68- Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vaat etti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.
69- Sizden önceki (münafıklar ve kâfirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte onların dünyada ahi rette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.
70- Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
71- Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah'a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
72- Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
73- Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!..
74- Allah'a and içiyorlar ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa Andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahi rette de acı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur.
75- Onlardan kimi de: "Andolsun, eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve Salihlerden olacağız" diye Allah'a ahdetmiştir.
76- Onlara Kendi bol ihsanından verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler; onlar böyle sırt dönenlerdir.
77- Böylece O da, Allah'a verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar, kalplerinde nifakı (sonuçta köklü bir duygu olarak) yerleşik kıldı.
78- Onlar bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır.
79- Sadakalar konusunda, mü'minlerden ek bağışlarda bulunanlarla emeklerinden (cehtlerinden) başkasını bulamayanları yadırgayarak bunlarla alay edenler; Allah (asıl) onları alay konusu kılmıştır ve onlar için acı bir azap vardır.

80- Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah Faslıklar topluluğuna hidayet vermez.

81- Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.

82- Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.

83- Bundan böyle, Allah seni onlardan bir topluluğun yanına döndürür de, (yine savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: "Kesin olarak benimle hiçbir zaman (savaşa) çıkamazsınız ve kesin olarak benimle bir düşmana karşı savaşamazsınız. Çünkü siz oturmayı ilk defa hoş gördünüz; öyleyse geride kalanlarla birlikte oturun."

84- Onlardan ölen birinin namazını hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar, Allah'a ve elçisine (karşı) inkâra saptılar ve fasık kimseler olarak öldüler.

85- Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının onlar inkâr içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor.

86- "Allah'a iman edin, O'nun elçisi ile cihad etmeye çıkın" diye bir sure indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip: "Bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım" dediler.

87- (Savaştan) Geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler. Onların kalpleri mühürlenmiştir. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.

88- Ama Resul ve onunla birlikte olan müminler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır.

89- Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.

Kuran'ın hiç bir yerinde iman eden ve Salih amel işleyenlerin, cehenneme gideceğine dair bir ayet olmadığı gibi cehennemde cezalarını çekip ondan sonra cennete gideceğine dair de bir ayet yoktur. Dünya hayatında saflar belirlenecek kimin ne tarafta olduğu belli olmadan onlar ölmeyeceklerdir. Herkes kendine ait gideceği yeri dünya hayatında mamur hale getirerek öleceklerdir. Yani Akıl baliğ çağından bunaklık ve ölüm dönemine kadar gidecek oldukları yerin biletini dünya hayatında belirleyeceklerdir.

3/142- Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? 

İman etmeyi ve dindar olmayı, Güllük gülistanlık bir hayat yaşamak için, sığınma yeri kabul edenler yanılmışlardır. Müslümanım demek, Yanlışlara kıyam ederek hayatta başına bu yüzden canı da dâhil olmak üzere ne gelirse göğüslenmeyi kabul etmek demektir. 

Kişi Ya İman eder, Salih amelle imanını süsler, onunla ilgili çalışır hayatını düzenler. Ya da inkâr eder onunla ilgili hayatını süsler ve düzenler. Bunun arasında bir yol yoktur. 

Kişi orta yolda asla yürüyemez. Aklıma üniversite yıllarında birbirine zıt gibi görünen gurup çarpışıyorlardı.yıl 1970-80 Arası Adam materyalistse yoldan geçene soruyor sen hangi görüştensin dediğinde Komünistim dese onu ne olduğunu bilmiyor o da komünist olunca gel bakalım bizimle beraber sağ görüşlü olanlarla çarpışacak sın diyor. Eğer ülkücüyüm derse neden ülkücüsün deyip başlıyorlar dövmeye, Hiçbir taraftan değilim derse bizim tarafa geleceksin ve savaşacaksın diyor. Yani orta yolda kimseyi bırakmıyorlar. 

İster istemez kendisini bir tarafta bulundurmak zorunda. İşte Allah da kesinlikle insanlar orta yerde yolları belirlenmeden kalmayacaklardır. Mutlaka insanlar bir tarafı seçerek aktardığımız ayetler örneklerinde olduğu gibi Kişilerin yerlerini duruşların belirleyen olaylar mutlaka meydana gelecektir. Savaş olabilir yakınlardan herhangi birisi iflas hastalık zor duruma düşme durumunda senin yardım etme imkanın olduğu halde yardım etmemen, senin duruşunu seçmede etkenlerdir.

Kuranı Kerim iman edenler ve Salih amel işleyenlerin portrelerini çizerken bir de bunun zıttı olanların portrelerini çizmektedir. İnsanlar kendi seçimlerinden dolayı yanlışlara haramlara doğru atmış oldukları adımlar onları sonu belli olmayan uçurumlara doğru götürmektedir. Kişiler artık doğru yolu bulamamaktadır onların gözleri körelmekte kulakları işitmez hale gelmekte kalpleri de mühürlenmektedir. 

Elbette Allah insanı kendileri istemedikçe saptırmaz hidayete getirmez bağışlamaz. Eğer Allah kendileri istemediği halde bazılarını bağışlar bazılarını saptırır veya bazılarını da hidayete getirmiş olsaydı, Allah’ın Adil sıfatıyla uyum sağlamazdı. Kişilerin kendi tercihleri sonucunda Allah bu ifadeleri kullanmaktadır.

Yapılan büyük yanlışlıklardan birisi de cehennemde ebedi kalmalarını engelleyen peygamberlerin alimlerin evliyaların hatta çocukların Allah’a torpil yaparak şefaat edip cehennemden çıkmalarına vesile olma inancıdır. Bunların hepsi kuranı doğru anlayanlar için asla olmayacaktır. Öyleyse anlattıklarımızı özetleyecek olursak,

CENNET EBEDİDİR:

22/107- Yüzleri ağaranlar ise, artık onlar Allah'ın rahmeti içindedirler, içinde de temelli kalacaklardır. 

9/20- İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah Katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.

9/21- Rableri onlara Katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler.

9/22- Onda ebedi kalıcıdırlar. Şüphesiz Allah, büyük mükâfat Katında olandır.

Dünya hayatında insanların erginlik çağından bunaklık ve ölüm dönemine kadar insanlar imtihana tabi tutulmaktadır. Bu dönem içerisinde bir taraftan insanlar küfür hayatı yaşarken, İmana gelip Salih amel işlemeye doğru yol alanlar olduğu gibi, bir taraftan da iman edip Salih amel işleyenlerin dünya hayatı onları aldatarak küfre doğru döndükleri görülmüştür. Öyle ya da böyle sebeplerden dolayı kişilerin en son aldıkları karar onlar için geçerli olandır. 

Konunun anlaşılması için somut bir misal verecek olursak, memur olarak çalışan birinin, memurluktan diyelim ki emekli olmasına iki yıl kala bağ kur veya sigortaya geçerse. O iki yıl sonunda bağ kur veya SSK ya bağlı olarak emekli olurlar. onların çalışmış oldukları uzun yıllar boşuna gider. Yine son iki senesini memur olarak sürdüren biri de emekli olurken memur olarak emekli olması onun uzun yıllar geçirmiş olduğu bağ kur veya sigortası daha avantajlı duruma geçerek memur statüsünden emekli olmaktadır.. İşte Allah’ın Hidayet verip ve geçmiş günahlarının bağışlanması kişilerin kendilerini değiştirmesiyle ancak mümkün olmaktadır.

4/137- Gerçek şu, iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkâra sapanlar sonra da inkârları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir. Demek ki, iman etmek sadece yeterli olamıyor. Ancak istikrarlı bir şekilde Salih amelin devamı anlam taşıyor. Öyleyse Salih amelini son nefesine kadar yürütemeyenler son andaki durumlarıyla ilgili yargılanacaklar. O da kişilerin hayatları boyunca yanlış yollarda yürünmeleri ve son anda bu yollarını değiştirmeleri genelde mümkün gözükmemektedir. Ama onları değiştiren şiddetli ders verebilecek bir musibetin olma durumu, başka.

6/158- Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: "Bekleyin, Biz de şüphesiz beklemekteyiz."

Eğer kişiler dünya hayatında, ölüm gelmeden iman edip hayır işlememişse onların ölüm korkusundan dolayı iman etmeleri onlara bir fayda vermez. Ancak iman etmiş olduğu halde hayır işleyecek bir fırsat bulamadan ölmüşse o başka. Çünkü ölüm geldiğini bilmeden iman etmek ve o anda başına bir kaza gelerek ölmesini de Allah ebedi bir cennetin sahibi yapmaktadır. Bu da herkese nasip olmayan ender rastlananlar dandır.

CEHENNEM EBEDİDİR.

2/39- "İnkar edip de ayetlerimizi yalanlayanlar ise; onlar, ateşin halkıdırlar ve orada süresiz kalacaklardır."

2/81- Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.

2/161- Şüphesiz, inkar edip kafir olarak ölenler, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti bunların üzerinedir.

2/275- Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.

Görüldüğü gibi İsalıma toplumlarındaki günahları işleyip de günahı kendisini kuşatanlar cezası miktarınca cehennemde yanıp daha sonra cennete gitmeyecekler, orada ebedi olarak yanacaklar. Cennete gidenler de ebedi olarak cennete kalacaklardır. Hiç Kimse sakın ola ki böyle bir inanışa kapılıp da kendilerinin daha sonra cennete gideceğini söyleyip günahlarında ısrar etmesinler.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN ANAMUR

16 Temmuz 2009 Perşembe

YAHUDİ HIRİSTİYAN VE BAŞKA DİNLERDEN OLANLAR MÜSLÜMAN OLMADIKÇA CENNETE GİREMEZLER


RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Bazı müfessir ve İslam alimlerinin İslam dinini kabul etmeseler bazı suçları işlemedikleri sürece cennete girebileceklerini şu ayete göre hüküm veriyorlar. Veya Yahudi ve Hristiyan olanların cennete gidebileceklerini söylüyorlar.

2/62- Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve Salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

Devamlı üzerine basa basa Kuran'daki bir kelime düzgün olarak Kuran'ın anlattığı anlamda anlaşılamazsa, o kelimenin geçtiği ayet ve konular da anlaşılmaz. Aynı zamanda bir ayetin anlatmak istediği manayı da Kuran'ın tümünde arayarak, hiçbir ayete ve o konu ile ilgili ilme akıla ve pratik hayatla karşılaştırdığımız zaman çelişki oluşturmaması gerekmektedir. 

Kuran,Ehli kitap  ifadesini kullanırken Allah'tan gönderilen peygamberlere. Kitaplara ve Ahiret alemine inandığı halde, Allah'tan geldiği gibi gönderilmiş olan kitapları Allah’tan geldiği gibi korumadıkları için, Allah Onları eleştirmekte, ve gittikleri yolların doğru olmadığını söylemektedir.

5/68 De ki: 'Ey Kitap Ehli, Tevratı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiç bir şey üzerinde değilsiniz.' Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkârlarını arttıracaktır. Sen de kâfirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma!

Allah Kendi dinini insanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa, yazı kültürü ve sanatının geliştiği döneme kadar peygamberleri peş peşe dizerek Korumuştur. Allah Her peygambere kendisinden önce gelen peygamberleri tasdik ettirmiş ve doğrulatmış ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri de müjdeleyerek tevhit dinin bozulmadan Kuran gelinceye kadar korumuştur.

61/6- Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrail oğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler. 

Tasdik etme doğrulama ve müjdeleme aynı tevhit sancağının peygamberlerden peygamberlere taşınması anlamındadır. Bütün peygamberlerdeki helaller ve haramlar aynıdır. Hiçbir peygambere haram olan bir şey diğer peygamberlere helal olmamıştır. Hiçbir peygambere helal olan bir şey de diğer peygamberlere haram edilmemiştir. Her peygamber geldikleri zaman ben müslümanım diye gelmişlerdir.

16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Bazı Müfessirlerin Her peygambere ait şeriat farklıydı anlayışları Kuran'a tamamen terstir. Şeriat ile ilgili Kuran'ın anlattıklarını bir başka yazıda inşallah aktarmaya çalışacağım.

4/160- Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi Allah'ın yolundan alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık. 

İşte bazı İslam alimleri bu ayete göre Allah Haram kılmadığı halde, kendi kendilerine haram kıldıkları, bazı şeyleri sanki Allah haram etmiş gibi bir ifade kullanmaktadırlar. Bu daha önce vermiş olduğumuz ayet örneği ile uyum sağlamaz. İşte Peygamberler öldüğü zaman, yeni bir peygamber gelinceye kadar vahiyler elde yazının icadı oluncaya ve gelişinceye kadar, ağızdan ağza dolaşarak, yozlaştırılmıştır. 

Ondan sonra da yeni bir elçi gelince de o elçi yalanlanmıştır. Kuran Okuyucuları bunu çok iyi bilmektedirler. Peygamberlerden uzaklaşma olayı, nasıl insanları vahiy dininden uzaklaştırmışsa peygamberlerin sona ermesiyle de Kuran'dan uzaklaşanların din anlayışları da yozlaşmıştır. 

Yani Bu Günkü Ben müslümanım diyen ve Kuran'dan nasiplerini almamış toplumların ben hristiyanım veya Yahudiyim deyip de peygamber misyonu ile alakası olmayan ehli kitap arasında ne fark vardır? Hiç bir fark yoktur. Öyleyse bu günkü Kuran orijinli din peşinde gidenlerin dışındaki ben müslümanım diyenler de Kuran'ın tarif ettiği Allah'tan gelen dini Kuran'ı Allah'tan geldiği gibi ayakta tutamayan Yahudi ve Hristiyan konumundadırlar. 

Eğer peygamberlik hayatı devam etmiş olsaydı, ve yeni bir kitap da gelmiş olsaydı, o kitapta derdi ki ey müslümanım diyenler siz o Kuran'ı Allah'tan geldiği gibi ayakta tutmadıkça siz hiçbir şey üzerinde değilsiniz derdi. Bu Günkü Kuran'dan uzaklaşmış Müslüman adı altındaki meşreplerin mezheplerin, cemaatlerin hepsine genelde sorarsan onlar sadece kendilerinin doğru yolda ve cennete gireceklerini söylerler Kuran Kuran'dan uzaklaşanlara şeytana kabuk bağlatarak doğru yolu bulamayacaklarını söylemektedir.

43/36- Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.

43/37- Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. İşte Yahudi ve Hıristiyanlar da aynısını söylemiştir. Yahudiler ve Hıristiyanlar sadece kendilerinin cennete gireceklerini kendilerinin dışında hiç kimsenin cennete giremeyeceğini söylemişlerdir.

2/111- Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olmayan hiç kimse kesin olarak cennete giremez." Bu, onların kendi kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, kesin-kanıtınızı (burhan) getirin."

İnsanoğlunun var oluşuyla beraber, peygamberler, insanların vahiy orijinli dinlerini ayakta tutmuştur demiştik. Her peygamber de gelişlerinde ben müslümanım diyorlarsa. Bu günkü ben müslümanım diyenlerle. Hazreti Adem'e gelen vahiy dinine tabi olanların dinleri arasında hiçbir fark yoktur. Doğru olan din de peygamberler silsilesiyle gelen din Allah'ın insanlara sunduğu dindir. 

Yani Hazreti İsa ve ya hazreti Musa peygambere gelen vahiy orijinli din ile Kuran'ın getirdiği din arasında hiçbir fark yoktur. Peygamberlerde de biri birlerine karşı üstünlük fakı da yoktur. Ben müslümanım diyen herkes Son Peygamberle kendinden önce gelen peygamberler arasında ayırım yapamazlar.

2/136- Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız." 

İşte Allah'ın peş peşe dizdiği peygamberlerdeki misyon budur. Yahudi olanlar kendi peygamberlerini ön plana çıkarıp ilahlaştırmasıyla Müslümanların kendi peygamberlerini ön plana çıkarıp ilahlaştırması arasında hiçbir fark yoktur. Hakiki Müslüman olanlarla hakiki İsa Musa dininden olanlar arasında hiçbir fark yoktur. Hepsinin adı Müslümandır. 

Hiçbir peygamberin hiçbir peygambere karşı üstünlüğü yoktur. Bunun dışında peygamberler arasında ayırım yapıp kendi peygamberini üstün görenler onu ilahlaştırmış olanlardır.

9/30- Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?

9/31- Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka İlah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden Yücedir.

Allah Kendi yolunda gidenlerin hep, aynı hedef birliğinde olmalarını istemektedir. Ve onlar için gönderilmiş olan kitapları da rehber edinmelerini istemektedir. Bu gün Müslüman Hristiyan, veya Yahudi olanların aslında temel kaynakları vahiy orijinli dinler olması gerektiği halde, semavi kitaplara iman edelerin hepsi kardeş olmaları gerekmektedir. Oysa Allah Müslüman kelimesinden başka kelime kullanmamaları gerektiği halde Tevrat mensupları kendilerine Yahudi, İncil mensupları da  vahyin orijinalinden saparak bu isimleri kendilerine  yakıştırmışlar dır.

Bu gün Müslüman olduklarını sananlar da, Sünni Şia tarikat mezhep meşrep cemaat yakıştırmaları yaparak aynı hatalara düşmüşlerdir.

Allah Hepsini Müslüman kelimesi ile tek bir ümmet ve tek bir şeriat içerisinde inananları toplamak istemiştir. Ayrı ayrı telden çalmaları onlar arasındaki kardeşlik bağlarını zedelemektedir. Bazıları Yahudi olanların asla Müslüman olamayacaklarını söylemektedirler. Kuran'a göre kesinlikle doğru değildir. Medine’de İslam toplumunun büyük bir kısmını oluşturanlar ehli kitap olduğunu ve daha önce ümmi olanlara karşı düşmanlık besleyenler,İslam etrafında bütünleşerek onları bir araya getirmiş kardeş yapmıştır.

5/5- Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahi rette hüsrana uğrayanlardandır.

Artık ümmiler den Yahudilerden Hıristiyanlardan ve sabilerden goraf goraf Müslüman olarak, kendilerine haram ettikleri temiz şeyleri helal helal ettikleri pis şeyleri de haram ederek onları arındırıp aralarındaki düşmanlığı kaldırmış ve kardeş yapmıştır. Burada bazı fakihlerin yanıldıkları bir konuya da dikkat çekmek istiyorum. Burada ki kitap ehli olanlar şirk içindeki din anlayışlarını bırakarak orijinal olan vahiy dininde bütünleşenler anlamındaki ehli kitaplardır. Yoksa Şirk içinde olan ehli kitap için Allah’ın haram olanı  helal,helal olanı da,haram kılanlar değildir.

5/51- Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. İşte Kuranın veli ve dost kabul edilmemesi gereken Yahudi ve Hristiyan olanlar bunlardır.

5/41- Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azap vardır.

İşte Allah'ın dost veli edinmeyi engelleyen Yahudi ve Hristiyanlar değil, Yahudileşen ve Hristiyanlaştıramazlarsa  Allah Allah'tan gelmiş olan kitapları ayakta tutmaya çalışmış olanları övmüş ve onları dost edinmeyi engellememiştir.

5/44- Gerçek şu ki, Biz Tevrat’ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabı’nı korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.

Sakın ola ki yanlış anlaşılmasın Tevrat ve İncil ile hükmederlerdi derken tahrif olmuş Tevrat ve İncil değil Allahtan vahiy olarak gelen Tevrat ve İncilidir. Yani orijinalliği bozulmamış Tevrat ve İncilidir. Yoksa Bugün. Allah üçtür Üzeyir isa Allahın oğludur diyen tevrat İncil değil. Zaten o Tevrat ve İncilideki orijinal olanı Allah kuranla tekrarlamıştır.

7/157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
Kendilerindeki hanif fıtrat İbrahim dinini koruyanlar gelecekteki, müjdelenen peygamber kendilerine gelince hemen teslim olup bu bizim beklediğimiz peygamber demekten kendilerini alamıyorlar. Ve hemen ona teslim olduk diyorlar. Ama Allahın dinini bir menfaat karşılığı satanlar veya gizleyenler. Kalpleri marazlı olanlardır. Bunlar asla kurtuluşa ermezler.
5/64- Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkarlarını artıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.

5/82- Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.

Her toplumda her Millette, temiz doğru yolu bulmak için insanlar olduğu gibi kalpleri marazlı olan, insanlar arasında fitne çıkaran insanlar da vardır. Gelen peygamberleri tasdik eden,ve gelecek olan peygamberleri de müjdeleyen ve müjdelenen bekledikleri o peygamber de geldiği zaman o peygambere teslim olan insanlar ancak Allah katında hüsnü kabul görecektir. Yoksa şirk içerisinde tevhit akidesinin bozulduğu Allahın göndermiş olduğu vahiylerin kontrolünden çıkmış olanlar asla kurtuluşta değildirler.

5/69- Gerçek şu ki, iman edenlerle Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

Bu Kadar izahtan sonra Kuran iman edenler sözcüğünü Mekke müşriklerinden iman edenler anlamında kullanmıştır. Yoksa. İman edenler kelimesini Müslüman olanlar anlamında değil. Müslüman kelimesi imanını Salih amelle bütünleştiren anlamındadır. Kuran dikkat edilirse iman sözcüğünü hiçbir zaman yalnız başına kullanmamıştır. Bu İman eden kelimesi Mekke müşriklerinden iman eden ve Salih amel işleyen Yahudilerden iman eden ve Salih amel işleyen Hıristiyanlardan iman eden ve Salih amel işleyen sabilerden iman eden ve Salih amel işleyenler diye tercüme ettiğimiz zaman yerine oturur. 

İman eden kelimesini yalnız olarak islama iman eden anlamında kullandığımız zaman diğer dinlerden iman eden ve Salih amellerde bulunanları nereye oturtmak gerekir o zaman bu soru cevapsız kalır kanaatindeyim.

Dikkat ettiğimiz zaman güçlü bir mantık kuralını işlettiğimizde eğer Yahudi Hıristiyan, ve sabii. De son peygamber geldiği zaman o peygambere inanmamış ve o indirilen nuru onunla beraber takip etmeden nasıl kurtuluşa erebilir. Eğer böyle anlar isek Hıristiyanların bu günkü haliyle, Üç Allah inancını kabul etmeden kendi içlerine almıyorlar ve onlarla diyalog kurmuyorlar. Öyle diyenlere ben soruyorum. 

Müslümanlardanım diyenlerden bir tanesi ben H. Musa ya ve ya hazreti İsa peygambere inanmıyorum diyenlere kuran nasıl bakıyor. Onları Allah nasıl cennetine atar. Elbette atmaz çünkü daha önce de örnek verdiğim gibi Müslüman olabilmesi için şu şartılar onda oluşması gerekmektedir.

2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahitleştiklerinde ahidilerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.

Öyleyse Bu şartların oluşmadığı insanların kesinlikle cennete gidemeyeceğinden söz ederken nasıl olurda Müslüman olmadığı halde cennete gidebilir hükmünü verebiliyorlar. Bu anlayış kuranın anlattıklarına kesinlikle uymaz.zaten Allahtan gönderilmiş olan Tevrat ve İncil de Müslümanlığı emrettiğine göre kendilerine gelen orijinal olan dinin kurallarına uymayanlar son peygambere inanmamakla sınırları ihlal etmiş oluyorlar. 

O zaman söyledikleri Ayeti tekrar ederek anlaşılması gerektiği gibi anlatmaya çalışalım. Mekke müşriklerinden Yahudilerden. Hıristiyanlardan sabilerden son gelen peygamberle birlikte Allaha Ahiret gününe iman edip Allah’ın koymuş olduğu, kurallar içerisinde Hayatını düzenlerlerse cennete gireceklerdir kurtuluş da onlarındır.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

ÖRTÜNME NEDİR? (BAŞ ÖRTÜSÜ)




RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

24/31- Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tövbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."

Bir de Türkçe okunuşunu aktaralım.

24/31-Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli evit tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn(zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhel mu’minûne leallekum tuflihûn(tuflihûne).


İslam toplumlarının Kadınların örtünmesi hakkında her yerden değişik söylemlerle ne olduğu belirlenip net bir açıklama yapılmamıştır. Örtünmede kullanılacak olan kumaşın cinsi rengi kalınlığı inceliği örfe iklime zevke göre değişken olan bir şeydir. Ama namahrem olan Kadınların ve erkelerin biri birlerini tahrik etmeyecek çekici hale getirmeyecek ölçüde giyinmeleri,(zaruri görünmesi gereken yerleri hariç ) gerekmektedir. Allah'ın Kuran'da yasakladığı en büyük Günahlardan birisi zinadır.

17/32- Zinaya yaklaşmayın, gerçekten o, 'çirkin bir hayâsızlık' ve kötü bir yoldur.

60/12- Ey Peygamber, mümin kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Allah Kuran'da Bir Şeyi haram edip veya yasaklarken mutlaka ondan kaçınma yollarını da tanımlamıştır. Zina Elbette kötü ve haram olan bir şeydir. İnsanlar iman etmiş olsalar da kötü olan Allah'ın yapılmasını yasaklamış olduğu şeylerden kaçınmadıkları zaman, Şeytan artık onlar için kendisine yaklaştıracak bir bahane bulmuş demektir. Onun İçin Allah kendisine kul olmak isteyen mümin kullarını kötü yollara gidebilecek bütün kapıları kapatarak, şu dünya hayatında sağ salim imtihanlarını bitirmiş başarıyla neticelendirmek istemektedir. Allah Kuran'da örtünmeyi bir adıyla elbiseyi iki anlamda kullanmıştır.

1-Takva Elbisesi 

7/26- Ey Âdem oğulları, Biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (var ettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.


2-Vücudun süs yerlerini kapatacak elbise:

16/ 81- Allah, sizin için yarattığı şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. İşte O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki teslim olursunuz.


Bazı Kuran okuyucu kardeşlerimiz Kuran'da örtünme ile ilgili ayetin olmadığını, elbise diye bahsedilenin takva ile ilgili olduğunu anlatmaktadırlar. Dikkat Edilirse Kuran Hep kelimeleri çift anlamda kullanmıştır. Bir taraftan insanların takva elbisesiyle kuşanmasını bir taraftan da kadınların, namahrem olan erkeklere karşı örtülmesi gereken süs ve çekici yerlerini örtmesi gerekir. 

Allah bir kuralı kanunu koyarken yarattıklarından hiç birinin onayına desteğine ihtiyacı yoktur. Hiç kimseye yaptıklarından dolayı hesap da verici değildir. Şu Bir gerçek ki Allah'ın vermiş olduğu emir ve yasaklar mutlaka kendisine iman edenler için bir ışık kaynağıdır. Mutlaka insanların yararına olduğu için o kuralı koymuştur.


 “Irzlarını korusunlar, süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görünen hariç. Başörtülerini yakalarının üstüne (kapatacak şekilde) Koysunlar.)” 


Allah kadını da erkeği de imtihan etmek için yaratmıştır. Namahrem erkeklerin namahrem kadınlara karşı uyması gereken bir takım kurallar olduğu gibi, namahrem kadınların namahrem erkeklere karşı uyması gereken bir takım kurallar vardır. Nasıl kadınlar erkekler karşısında tutum ve davranışlarına giyimlerine karşı çeki düzen vermeleri gerekirse Erkekler de çeki düzen vermeleri gerekir, Ama ırzlarını koruma konusunda yaratılış olarak kadınların erkeklere karşı daha zayıf yaratıldığı muhakkaktır. 


 Allah'tan başka kimsenin görmeyeceği gizli bir yerde, güçlü bir erkek kendisine karşı zayıf bir kadından murat almak isterse kadın istemese de muradını gerçekleştirebilir. Ama Güçlü Bir kadın Allah'tan başka kimsenin olmadığı bir yerde zayıf bir erkekle bir arada olduğu zaman erkek istemese kadın muradını gerçekleştiremez. Bunu Kuran Hazreti Yusuf kıssasında çok güzel izah etmiştir.


12/23- Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez."


12/24- Andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.


12/25- Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?"


12/26- (Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murat almak istedi." Kadının yakınlarından bir şahit şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.


12/27- Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir."


12/28- Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi. 


Bakınız Kadın erkek istemediği için muradını gerçekleştirememiştir Arkasından demiştir ki!


12/53- "(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir."

Öyleyse Örtünme ile bunun ne alakası var diye bir soru akıla gelebilir. Önce Kadın Zaruri Olan yerlerinin dışında örtünmesi gereken yerleri örtünmüşse, takva ile de bunu bütünleştirmişse kendi üzerine düşen görevi yapmıştır.

33/59- Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbanlarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.


33/ 60- Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler. 


Kuran'ın Buradaki dış elbise tanımlaması takva elbisesini, giyim elbisesi ile süslemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ben haramlara karşı uzağım bana Allah'ın yasak ettiği şeyler konusunda asla teklifte bulunmayın diyerek tavrını belirlemesi gerekmektedir. Yabani Hayvanlardan kurtların kendilerine ait olan yerleri idrarını yaparak bir sınır çizdiği bilinmektedir.

Kadınların saçları namahrem erkekleri cezp ediyor mu? bu tartışılması gerekir. Bunu Bu Konuda uzman olan psikologlara danışmak gerekir. O Görevi de Kadınların saçları, süs kapsamına girmez diyenler araştırsın. Ben kedi adıma konuşuyorum. Kadınların saçı süs kapsamına girer. İnansın veya inanmasın Sosyolojik olarak toplumlardaki örtünme ile örfi olarak, inceleme yaptığımız zaman, Bazı toplumlarda Kadın olsun erkek olsun en mahrem yerleri olan cinsel ilgi duyulan yerleri sadece kapattıklarını görmekteyiz. 

Dünya üzerinde Medeni olmayan klanlar içerisinde bile bu giyim şekli belki bu günkü modern kumaşlar olmasa da ağaç yaprakları veya tabiatta kendilerinin bulup ürettikleri şeylerle kendi anlayışlarına göre namahrem yerlerini korumaya çalışmışlardır.


Bunlar bütün insanların ortak olarak kabul ettikleridir. İkinci Olarak ortak anlayış Kadınların süs yerlerinden olanı göğüsleridir. İnsanlar Allah'a ve peygambere inanmasa da toplumlardan gelen örf ve adetlerle göğüslerini kadınlar kapatmaktadırlar. Kazara bir kadının göğsü açılsa bunu basının malzeme olarak kullanması, Onun açılmasının uygun olmadığı anlayışını göstermektedir. 

İslam Toplumlarına baktığımız zaman da, Örtünmede Kuran'ın mesajının düzgün anlaşılmadığı yerlerde değişik şekillerde oluşmaktadır. Bu örtünme şekli bazı yerlerde başları açık, bazı yerlerde. Başlarının bir kısmı açık bir kısmı kapalı bazı yerlerde. Göğüslerine kadar açık. Bacaklar baldırlara kadar açık, Olmaktadır. Bunlar bu şekildeki giyinme modelini Kuran'dan böyle anladığı için değil, toplumların örf ve adetlerinden olduğu anlaşılmaktadır. Burada örtünmeyi zaruri kılan, namahrem erkeklerin onlara karşı süslerinden dolayı cezp edici yönlerinin ortadan kaldırılmasıdır.

Bir taraftan kuran, nur otuz birde” Gizledikleri süsleri bilinsin diye, ayaklarını yere vurmasınlar” İfadesiyle takva elbisesiyle, namahrem olanlardan gizleyen örtünme elbiselerini Allah kadınlarda bütünleştirmelerini istemektedir. Eğer bu şekilde yaptıkları takdirde Kadınlara kalplerinde maraz olanlar şehirde kışkırtmacılık yapanlar münafıklar, sarkıntılık ederse, Artık onlara karşı takva elbisesini kuşanmış olan erkeklere görev düşmektedir. 

Bu Yaptıkları yanlışlığa son vermek için bir ders verilmesi gerekir. Kuran'ın Kadınların süsü diye ifade ettiği saçı örtü kapsamı içinde mi değil mi tartışmaları günümüzde sürüp gitmektedir. Burada örtünme Namahrem erkeklerin cezp edilmesini, önemli olanı engellemek içindir. Başörtülerini yakalarının üzerine sarkıtılması, namahrem erkleri cezbeden göğüslerinin ve boyunlarının, kapatılarak çekiciliği ortadan kaldırmak içindir. Kadınlarda giyinme şeklinin kuranın süs ziynet olarak tanımladığı vücut hatlarının belli olmayacak şekilde örtülmesidir. Bu Kuranda akıllı olan kadınlara ait Allah'ın yüklediği bir yükümlülüktür.


Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN-ANAMUR