25 Temmuz 2013 Perşembe

KADER VE İRADE KAVRAMI








KADER VE İRADE KAVRAMI!

Rahman Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Eğer ortada bir icat Varsa, Mutlaka onun bir mucidi olması gerekir. Eğer Ortada bir fotoğraf varsa,  onun mutlaka bir aslı olması gerekir. Eğer bir asıl varsa onun mutlaka bir gölgesi olması gerekir.

Öyleyse Eğer Ortada bir kâinat varsa Mutlaka bu kâinatın da bir mucidi, bir başka ifadeyle bu kâinatın bir yaratıcısı olması gerekir. İcat, Mucidin bir iradesi ve tecellisidir. Mucit var ki icat olmaktadır. Biz burada kader ve irade kavramını işlerken Elbette Yaratıcının İradesiyle yaratıcıyı temsil eden İnsanın iradesini birlikte düşünerek bir şeyler anlatmaya çalışacağız.

7/143- Musa tayin edilen sürede gelince ve Rabbi onunla konuşunca: “Rabbim, bana göster, Seni göreyim” dedi. (Allah:) “Beni asla göremezsin, ama şu dağa bak; eğer o yerinde karar kılabilirse, sen de Beni göreceksin.” Rabbi dağa tecelli edince, onu paramparça etti. Musa bayılarak yere düştü. Kendine geldiğinde: “Sen ne Yücesin (Rabbim). Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim” dedi.

Nereye bakarsak bakalım Mutlaka karşımıza iki varlık çıkmaktadır. Eğer Bir kâinat varsa Mutlaka onun bir mucidi vardır. O mucidin sanatını biz o kâinatın hangi bir yerine bakarsak onda onu rahatlıkla görebilmekteyiz. Vermiş olduğum ayet örneğinin bir başka ayetle nasıl izah edildiğini örneklendirmeye çalışalım.

67/3- O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?

67/4- Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.

Tabiri Yerindeyse Biz, yaratan ve yaratılan varlıkları üçüncü bir şahıs olarak izlemekte ve görmekteyiz. Haşa, Biz Ne bir Allah’ız, yani yaratıcıyız, ne de,  insanların dışındaki varlıklarız. Biz bir insan olarak Yaratan ile yaratılan varlıklar arasında sorular sorarak neden ve niçin sorularına uygun cevaplar vererek varlıkların yerlerini ve konumlarını uygun olan bir yere koymamız gerekiyor.

Kuran Bu kâinatı yaratan Allah’ın Kendisine muhatap olarak Aldığı insana Kâinatı kullanma, yaratıcıyı doğru anlama, ve ibadet ve kulluğu kime nasıl yapacağımızın yolunu yöntemini gösteren kılavuzun adıdır. Biz, yaratılmış bir,  İnsan olarak ancak bilebildiğimiz görebildiğimiz kadar bir şeye tanıklık ve şahitlik yapabiliyoruz. Biz bir icadı mucidin kadar algılayamayız. Eğer bu kâinatı yaratan halk eden varsa ki vardır. Ancak o yaratanın tanımladığı şekilde biz bu kâinatı kavrayabiliyoruz

Yukarıda üç ayet örneği verdik. Araf/143, mülk/3,4 bu ayetlerde Kâinatı incelediğimiz zaman,  Hangi bir varlığı incelersek,  O varlıklarda Allah’ın sanatını tecellisini görmekteyiz. Bir sineğin yaratılışından tutun da, bir domatesin, bir portakal ağacının bir karpuzun yaratılışına kadar hangi bir yaratılmışı incelersek inceleyelim, onlardaki harikuladeliği rahatlıkla görebiliyor ve anlayabiliyoruz.  

İşte Allah’ın yaratılmış olan varlıklarda Allah’ın güç ve kuvvetini Gördüğümüz zaman onlardaki çelişmezlik ve mükemmellik karşısında düşünenler için bir ibret ve ders vardır. Şimdi biz Yaratıcı ve yaratılanlar hakkında Hayal dünyasında, beyin fırtınası yaparak Yaratan ile yaratılan varlıklar hakkında bilgiye ulaşmaya çalışalım.

ALLAH, KÂİNATIN YARATILIŞI VE ZAMAN KAVRAMI,  NEDİR?

Allah Ezeli Ve ebedidir. Ezeli ve ebedi olan bir varlık için, sonra ve önce diye bir ifade kullanılması mümkün değildir. Öyleyse, Allah için zaman kavramı da yoktur. Nasıl Kâinat Allah’ın bir eseri ve tecellisi ise, Sonradan yaratılmışsa Zaman da sonradan yaratılmış olandır. Zaman Allah’a Göre değil insanlara göredir.

76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.

İlim adamlarının tespitine Göre, insanlar yaratılmadan önce, Kâinatın yaratılışı ile insanların yaratılışı arasında geçen zaman süresi, tahmini olarak yaklaşık on beş milyar yıl geçtiği sanılmaktadır. Kuran’ın ifadesine göre Kâinat önce bir gaz bir başka ifadeyle önce bir enerji olduğu söylenmektedir.

41/11- Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler.

7/54- Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş ve, Ay’a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir.

Burada bahsedilen gün kelimesi Bizim anladığımız anlamdaki gün değil, Altı aşamada bu kâinatın yaratılmasından söz etmektedir. Gün bizim anladığımız yirmi dört saat olan anlamında da değildir. Allah'a Göre gün ifadesi an olarak bildirilmiştir. Belki  altı aşamada yaratılan kainat bizim için yaklaşık iki buçuk milyar yıl olarak tespit edilse de bu Allah'a göre bir an kadardır.

41/11- Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler.

Kuran'ı Anlamak ayrı bir ilim, Kâinatı Ve binlerce ilim dallarına ayrılmış kâinatı anlamak ayrı bir ilimdir.

Mantık: Doğru düşünmenin Kurallarını prensiplerini öğreten ilmin adıdır. Her şey Bir mantık çerçevesi üzerinde yaratılmıştır. İşte Hazreti İbrahim Bu mantıkla tek başına yerleri ve gökleri yaratan Allah’ı bulmuş Ve müşrik bir toplumdan kendisini arındırarak tek başına bir ümmet olmayı başarabilmiştir.

6/75- Böylece İbrahim’e, -kesin bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.

Allah Kuran’da Hazreti İbrahim’i Överken Boşuna övmemiş. Onun evren hakkındaki çelişkisizliği, yakalayıp doğru bir sonuca varmasından dolayı övmektedir.

Allah’ın Gönderdiği din,  Göndermiş olduğu, vahiylerle, Yaratmış olduğu kâinatın tam bir mutabakat içerisinde kucaklaşan dindir.

Değişik bilgiler vereceğiz derken konuyu biraz dağıttık. Tekrar konumuza dönelim. Biz Mucidin icadı olan kâinatı görebiliyoruz. Ama Allah'ı Göremiyoruz. bir başka ifadeyle İcat ortada ama mucit gözükmüyor. İşte ilk girişte Hazreti Musa peygamberin Allah'ı görmek istediği zaman,” Musa tayin edilen sürede gelince ve Rabbi onunla konuşunca: “Rabbim, bana göster, Seni göreyim” dedi. (Allah:) “Beni asla göremezsin” Allah’ın ona verdiği cevap o idi. Biz, Allah’ın yarattıkları varlıklardan Allah’ı görebiliyoruz. Aklı selim ile kâinata  bakan bir kişi gördüğü her varlıkta Allah’ın imzasını,  görebilir ve hissedebilir.

Biz rüzgârı Göremediğimiz halde Onun verdiği güzellikler ve yaptığı tahribatları hissedebiliyor ve görebiliyoruz. Biz aklı göremediğimiz halde, İnsanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa gelişen teknoloji aklın bize varlığını gösteriyor. Biz iblis ve takva sesini göremediğimiz halde İnsanlara ne güzellikler ne çirkinlikler yaptırdıklarını görebiliyor ve hissedebiliyoruz.

Öyleyse Bir şeyin varlığının olması illaki somut, müşahhas olarak görülmesi gerekmez. Onun varlığının delili kendisi görülmese de onun tecellisi ile hissedilip anlaşılabilir.

Allah Kâinatta kendisine muhatap Aldığı ve onunla hesaplaşacağı bir varlık yaratmıştır. Onun adı da Yeryüzünde bütün varlıklara üstün kılınan insandır. İnsan, Hem kendisine sunulan varlıkların nasıl ve nice olduklarını sorgulayarak onların yerini ve konumunu tespit etmekte, Hem de o varlıkları yaratan Allah’a ibadet ve Kulluk yapabilecek donanımda yaratılmıştır.

6/161- De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine… O, müşriklerden değildi."

6/162- De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."

6/163- "O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben Müslüman olanların ilkiyim."

Bu ayetler Müslüman olanları tek bir ümmet ve tek bir şeriat içerisinde toplamaktadır. İnsanların Allah’a kulluk yapıp yapmamaları Dünya hayatında denenmeleri için kendi özgür iradelerine bırakılmıştır.

76/ 3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

Kâinatta Yaratılmış olan varlıklar, Temel olarak iki kısma ayrılmaktadırlar.
                               MELEKLER- İNSANLAR

2/ 30- Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi.

Kâinatta yaratılmış olan varlıklar içerisinde en mütekâmil olanı insanlardır. İnsanlar hakkında Allah Kuran’da şöyle buyuruyor.
95/ 4- Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.

Kâinata baktığımız zaman, Kâinat içerisinde insan kadar mükemmel bir varlık Yoktur. Bakara otuzuncu ayette bahsedilen“Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” ifadesi Meleklerle insanlar mukayese edildiğinde,  İnsanların, meleklerden farklı olarak yaratıldığını izah etmektedir. Bir başka ayette de,  Meleklerin görevinin insanoğluna secde etmek için yaratıldıklarını anlatmaktadır.

2/34- Ve meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.

Meleklerin Adem’e secdesi Onlara Allah’ın kotlamış olduğu bilgi ve görevlerle insan oğlunun yeryüzünde istedikleri şekilde dolaşmalarına hizmet etmeleridir.

Aslında Konumuz melek kelimesinin tanımı üzerinde durmak değil Ama, Konumuzla ilgili olduğu için ister istemez meleklerin durumlarını ve konumlarını da açıklamak gerekiyor.

Melekler Halife olan insanlara, kendi özgür iradeleriyle seçmiş oldukları yolda hizmet etmek, onların emirlerine boyun eğmekle görevli olan varlıkların adıdır. Bu konuma İnsanların sosyolojik, fiziki, ve psikolojik yapıları da dahil olmak üzere, kainatta insanların dışında ne varsa yaratılmış olan varlıkların bütününün adıdır.

Melekler İslam müfessirlerinin anlattıkları gibi, sadece nurdan yaratılmış varlıklar değil, Kâinatta İnsanların dışında, görebildiğimiz ve göremediğimiz ne kadar varlık varsa onların genel adı melektir. Yani Güneş, ay yıldızlar, yeryüzünde var olan bitkiler, hayvanlar hava su ne varsa hepsi melek konumuna girmektedirler.

KURAN’A GÖRE İNSAN KİMDİR? NASIL BİR VARLIKTIR?


İnsan; Hem takva yönüne eğilimli, hem de fısk ve fücur yönüne eğilimli nötr bir varlıktır. İşte İnsan cinsiyetiyle, davranışlarıyla renkleriyle ırklarıyla değişik isimler almaktadır. Şimdi bunları Kuran’dan örnekler vererek açıklamaya çalışalım.

91/7- Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene',

91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).

91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.

91/10- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.

İnsanı diğer yaratıklardan ayıran üç farklılık vardır. Yukarıda ayette de belirtildiği gibi, Takva, fısk ve fücur, ve akıldır. Bunlar hakkında ayrı ayrı bilgi vererek İnsanı tanımaya çalışalım.

Takva: Bir başka ismi de vicdan olup, İnsanın yaratılışına güzellikleri iyilikleri Allah’tan başka ilah olmadığını fısıldayan teklif sunan bir melektir.

16/2- Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka İlah yoktur, şu halde Benden korkup-sakının, diye uyarın."

İşte, İnsan takva sesine kulak verirse,  vahiylerle hayatını bütünleştirirse Muttaki insan konumuna girer. Bunları ilerledikçe genişleterek anlatmaya çalışacağız.

Fısk ve fücur: Kuran’da Bir adı iblis bir adı nefis olarak da  geçer. Bunun görevi de insanı isyana inkara, fahşaya kötülüklere gitmeyi teklif sunan bir melektir.

7/19- Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.

7/20- Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir."

İblisin kötülükleri teklif etmesinin ilke haline gelmesi ve insanın bu ilkeleri kabul ederek o yolda ısrar etmesinin adı da şeytandır.

Akıl: İnsan Takvadan veya iblisten gelen Tekliflerden, hangi yolda yürümeye karar verirse o doğrultuda insana hizmet sunan bir melektir.

Öyleyse İnsanları meleklerden ayıran Takva yönüne eğilim, fısk yoluna eğilim ve bu her iki yöne eğilim sonucunda o yolda hizmet sunan bir akıl vardır.

İnsanın bir adının da Halife olması Yeryüzünde Kendi özgür iradesiyle  İstediği yönde, karar vererek, verdiği kararla bütün melekleri de kendisine secde ettirerek  sonucuna katlanmak koşulu ile her istediğini yapmasıdır.

Teşbihte Hata olmazsa, Allah insanlardan her birisine Dünya hayatında kendisine verilmiş bir yaşam sürecinde insanları denemek için hükümranlığı  insanlara vererek,  kendisini temsilci olarak yaratmıştır.

67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.

İnsanlar dilediklerini diledikleri gibi yapma hürriyetlerine sahiptirler. Ama Bu özgürlük, ancak ya insanların diğerlerinin eliyle, ya da evren yasalarıyla sınırlandırılmakta ve durdurulmaktadır.

Genelde Müfessirlerin anlattıkları gibi, Dünya hayatında İnsanlar ister takva yolunda, isterse iblisin yolunda fiilleri işlesin Allah’ın onlar üzerinde özel bir müdahalesi yoktur. Yukarıda bahsettiğim gibi İnsanlar dünya hayatında fiillerini işlerken iki müdahale vardır. İnsanların birbirlerine müdahalesi ve evren yasalarıdır.

22/40- Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır.

KADER VE İRADE KAVRAMI


33/38- Allah'ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde Allah'ın bir sünnetidir. Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir.

 Kuran’a göre insanlara ait kader iki kısma ayrılmaktadır.

1-İNSANIN KENDİ ELİNDE OLMAYAN KADERİ


Bu kader Yerleri ve gökleri yaratan Allah’a ait olan kaderdir. İnsanların erkek mi doğacağı kadın mı doğacağı, hangi anne ve babadan olacağı zengin mi fakir mi doğacağı nerede ne zaman öleceği hep bunlar insanların kendi elleri dışında olan kaderidir ki bundan dolayı İnsanlar bu kaderlerinden dolayı sorumlu değildirler.

6/ 152- “Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah’ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.”

Dünya hayatı, Allah’ın adalet dağıttığı yer değil, ancak halife olarak yarattığı insanlara adaletle davranmayı emrettiği yerin adıdır. Allah’ın adaletle davranacağı yer ahiret, alemidir. İnsanların bazıları kadın, bazıları erkek, bazıları zengin bazıları da fakir yaratılmışlardır. Eğer insanlar hep aynı seviyede yaratılmış olsaydı, Hiç kimsenin hiç kimseye ihtiyacı olmaz. Tek düze bir hayat olurdu. 

İnsanları ve kâinattaki yaratılmış olan canlı ve cansız varlıklar hep aynı konumda yaratılmış olsaydı durağan bir hal alırdı. Dikkat ederseniz Rüzgâr sıcak havayla soğuk havanın yer değiştirmesi neticesinde olmaktadır. Düşünün eğer rüzgâr olmamış olsaydı İnsanlar ne nimetlerden yoksun kalacaklardı. Bulutların sürüklenmesi yağmurların kurak bölgelere yağdırılması birçok enerji üretimlerinin rüzgârlardan elde edilmesi Yelkenli gemilerin hareket etmesi hep rüzgârlar sonucunda olabilmektedir.

Yeryüzünde ve kâinatta, yaratılmış olan varlıklar, iki ana çatıya ayrılmaktadır. 1- cansız varlıklar, Bunlar dağlar denizler, ovalar güneş ay yıldızlar vs. Bunların asıl varlığı insanoğlu var olduğu sürece onlardan insanların yararlanmaları içindir. Yaşam süreleri insanlığın yaşam süresi kadardır.

İkinci yaratılmış olan varlıklar, Canlı varlıklardır. Bunları üç ana çatıda incelemek mümkündür.

a)-bitkiler

b)- Hayvanlar

c)- İnsanlar

                                               İNSANLAR  
      
Kâinatın içerisindeki Yaratılmış olan varlıkların yaratılış sırasını düzenleyecek olursak önce cansız varlıklar, arkasından bitkiler, arkasından hayvanlar ve en sonunda da insanlar yaratıldığı gözlenmektedir.

76/1 Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.

Yani İnsanlar yaratılmadan önce insanoğluna gerekli olan bütün varlıklar yaratılmış Ve insanlar yaratıldığı zaman her arzuladığı şey kendisini beklemektedir.

İşte Kâinatta genel adı melek ismiyle tanımlanan bu varlıklar dünya yaşamında insanların sermayeleridir. Dünya hayatı,  insanlar için kendilerine verilmiş bu sermayeler içerisinde dilediğini gerekli performansı gösterdiği takdirde Allah onlara vermektedir. Kişilerin duası kişilerin seçtikleri yolda gerekli gayretlerinin göstermeleri halinde kendilerine verilmesidir.

İnsanlar hayra dua ettikleri gibi şerre de dua etmektedirler.

17/11  İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.

İnsanoğlunun var oluşuyla beraber başlayan maraton, bir taraftan insanın kötü yola eğilimi ve malzemeleri önüne konarken bir taraftan da iyi yola gidebilecek donanımı ve malzemeleri de önüne konmuştur.

Her insan kendisine verilmiş zaman dilimi içerisinde, ergenlik çağına ulaştıktan bunaklık ve ölüm dönemine kadar denenmektedirler. Bu sebeple insanlar diğer varlıklardan temel olarak ayrılmaktadır. Yani insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklar imtihana tabi tutulmaktan muaftırlar.

33/72 Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

Yani İnsanlar dışında yaratılmış olan varlıklarda insanlara yüklenen görev ve sorumluluk yoktur. Onlar Allah’ın kendilerine kotlamış, bir başka ifadeyle programlanmış bilgilerlerle donatılmış ve bu program dışına çıkmamaktadırlar.

İnsanlara halife denmesinin bir anlamı da budur. İnsan dünya hayatında yol seçme bakımından tam özgür bir halde yaratılmışlardır. Hiçbir insan kendisi istemedikçe, bütün dünya üzerindeki insanlar toplansa bir araya gelseler, Onu ne doğru bir yola ne de yanlış bir yola asla götüremezler.  İllaki insanın kendisi karar vermesi gerekir.

Halife olarak yaratılmış olan insanların Kendilerine verilen süreç içerisinde  temel olarak, iki görevi vardır. Birincisi Yerleri ve gökleri yaratan Allah’ı bulup onun göndermiş olduğu vahiyler çerçevesinde hayatı anlamlaştırmak, İkincisi de, kendilerine verilen süreç içerisinde Eşyanın bilgisine ulaşarak kendi yaşamını kolaylaştırarak yaratılmış olan varlıkları kendi uhdesinde kullanabilmek için var gücüyle çalışmasıdır.

2/31- Ve Adem'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin" dedi.

Adem’e isimlerin öğretilmesi, İnsan oğlunun var oluşuyla başlayan öğrenme, İnsanoğlunun yok oluşuna kadar geçen süreç içerisinde evrendeki Allah’ın koyduğu bilgilere ulaşma anlamındadır.

İnsanlara bilgi var oluşla beraber iki kanaldan gelmektedir.

VAHYİ BİLGİLER- EVRENSEL EŞYANIN YAPISINA ULAŞILAN BİLGİLERDİR.

VAHYİ BİLGİLER!

Allah insanlık tarihinin başlangıcı ile beraber, kendisini takvanın yolunda olgunlaştırmış olan insanlar içerisinden nebiler seçerek Dünya yaşamını inanan insanlara kolaylaştırmıştır. Yani nelerin yapılıp nelerin yapılamayacağını vahiylerle belirlemiştir.
2/97 . De ki: "Cibril'e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur.

2/97Her kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cibril'e ve Mikail'e düşman ise, artık şüphesiz Allah da kafirlerin düşmanıdır."

Cibril; nebilerle Allah’ın İletişim kurma olgusunun adıdır.  İşte bu olayı kabul etmeyenlerin Kuran’da  adı, Müşrik, ümmi, Kafirler, bilmeyenler ve puta tapıcılar olarak adlandırılmaktadırlar. Bunlar içerisinde Allah’ın varlığına iman edenler olduğu gibi, Allah’a iman etmeyenler de vardır. Bunların genel inanışı Öldükten sonra yeniden bir dirilişi, Peygamberliği, kitapları kabul etmezler. Dünya yaşamını kendimiz düzenleriz derler. Bu sebeple  Allah’ın rabliğini kabul etmediklerinden dolayı Kuran’da bunların genel adı müşriktir.

İkinci tip insanlar Müslüman olanlardır. Bunların yaşamı ölümü dirimi namazı ibadetlerini hep yerleri ve gökleri yaratan Allah’a olduğunu bilirler.

41/33- Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?

İnsanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa gelen peygamberlerin getirdikleri dinin addı İslâm ve teslim olanların adı da Müslüman’dır.

Bunlar hep birbirlerinin zürriyetindedirler. Tek bir ümmet ve tek bir şeriat içerisinde olanlar da bunlardır. Bunlar, Büyük günahlardan kaçınırlar, ufak tefek günah işlediklerinde ise hemen tövbe ederler.

Daha doğrusu Müslüman olanların Dünya yaşamındaki kurlarının belirleyicisi Allahtır.

EŞYANIN BİLGİSİNE ULAŞILARAK GELEN BİLGİLER.


İşte bu bilgiler insanlar ister inansın ister inanmasın eşyaya yöneldikleri zaman ahenkli bir şekilde bilgiler gelmektedir. Bunu bir ayetle belgelemeye çalışalım.

42/51-Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Ayette de belirtildiği gibi, Allah insanlarla üç şekilde konuştuğu ifade edilmektedir.
Vahyetme: Bu konuşma Allah’ın insanlarla kendi arasında seçtiği nebilerle konuşma şeklidir. Vahyetme olayı nebilik olayının sona ermesiyle beraber kalkmış oluyor.

33/40 . Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir.

Her örnekten bir örnek verilen, ve hiç bir eksiğin bırakılmadığı Aynı zamanda Allah’ın insanlar eliyle koruduğu,   Kuran yerini almıştır. Artık bir daha vahiyle muhatap olacak bir nebi gelmeyecektir. İnsanlar ne ararlarsa Bulabilecekleri ve kıyametin sonuna kadar da bozulmayacak olan bir kitap var ellerinde.

Perde arkasından konuşma: Bu konuşma şekli İnansın veya inanmasın Bütün insanları kapsamaktadır. Şairin ilham gelerek şiir yazması mucidin ilham gelerek bir şey icat etmesi Ve bu gün tıpta, fizikte astronomide ve genellemesi bile sayılamayacak ilim dallarındaki yeni buluşlar Allah’ın hep perde arkasından konuşmasıyla olmaktadır.

Bu olay insanoğlunun var olmasıyla başlamış, Şu anda bilgisayar ve uzay çağına nesillerden nesillere devreden kültür mirası günümüze kadar gelmiş ve kıyametin sonuna kadar insan kendisine yüklenen görevi yerine getirecektir.

Nihayet insanlar ilim ve teknolojide öyle sonuçlara varacak ki, Belki de kıyametlerini kendi elleriyle kendileri koparacaklardır.
.
Elçi aracılığı ile konuşma şekli: Bu konuşma şekli de nebilere gelen vahiyleri kabul eden ve okuyanlar bu konuma girmektedir Yani şu anda Kuran okuyan ve kuranı insanlara anlatan herkes Allah ile elçi aracılığı ile konuşmuş olmaktadır.

Erkeği kadını zengini fakiri işçisi patronu, idarecisi idare edeni, Aklı olan ve ergenlik çağına erişmiş olanlara karşı Allah eşit mesabededir.  Kimseye ne torpili, ne de özel bir garazı vardır.

İnsanlara verdiği görevleri kim gerekli gayreti göstererek Allah’ın razı olacağı şekilde yapar ve yapmaya çalışırsa Allah ona yakındır. Kim de kendisine yüklenen emaneti Allah’ın istemediği şekilde yaparsa ve o konuda Allah’ın  razı olacağı dinin dışında din edinirse Allah da ondan uzaktır.

O zaman Kader Allah’ın insanlar üzerinde çizmiş olduğu hayat planı değil, Kader İnsanlara özgür iradelerini ve  sapma ve hidayete gelme malzemelerini ve donanımını insanlara vererek insanların kendi sapmasını ve hidayete gelmesini Allah’ın bilmesidir.

Eğer Allah’ın Haşa, İnsanlar yaratılmadan önce insanların nerede ne yapacağını bilmesi suç ise Allah’ı haşa gücümüz yetiyorsa aforoz edelim. Allah’ın Sapma ve hidayete gelme yolunda hiçbir müdahilliği yoktur. Sadece Allah insanlar sapmaya gitmek istese de hidayete gelmek istese de insanlara donanımını vermesi ve malzemelerini önüne koymasıdır. Her insan yanlış yaptığında kendi öz yapısından ve gelen nebi ve resullerden yanlış yaptığına dair uyarı gelmektedir. Eğer bu uyarıya insan kulak vermezse Haşa Allah onu düzeltmez. Doğruya da ulaştırmaz.

Bazı ateistlerin söylediği gibi, Allah oların kaderlerine ateistliği yazmamış. Allah bütün insanlara hem ateistliğe gidecek yolu ve malzemeleri vermiş hem de hakka hidayete gidecek yolu ve malzemeleri vermiştir. Ateistliği yazan kendileridir. Allah değildir.

2/ 175 . Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar!

Her akıllı olan ve ergenlik çağına ermiş olan insan kendi ellerinin dışında olmayan kaderini kendisi çizmektedir. Kimsenin hiç kimseye kendisi onaylamadıkça onu kendi istediği istikametin dışında yola götürmeye yetki ve salâhiyeti yoktur.

42/ 30 . Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder.

Bu ahiret alemi ile ilgili bir hükümdür.  Dünya hayatında iki kanaldan müdahale gelir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi birincisi evren yasalarından ikincisi de insanların birbirlerine karşı müdahalesidir.

Allah kimseyi cennete cehenneme atmaz kimseye ne zulmeder ne de torpil yapar. Allah cenneti ve cehennemi, torpili ve zulmü insanların önüne malzeme olarak koyar, dilediğini insan sonuna katlanmak koşulu ile seçer.

Yani cenneti de cehennemi de zulmü de bağışlanmayı da seçen insanların kendileridir.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN-ANAMUR

31 Mart 2013 Pazar

KURAN^DA TANIMLANAN MİRAS HUKUKU



KURANDA MİRASIN GERİDE KALANLARA ADİLANE BİR ŞEKİLDE PAYLAŞTIRILMASI!


İslam Toplumlarında Ölenlerin geride bıraktıkları çocuklarına Erkeğe iki dişinin hissesi kadar verilmesi deist ve ateist çevrelerce epey eleştiri konusu olmaktadır.

Oysa Bu Yerleri ve gökleri yaratan Allah’ın bir paylaştırma projesidir. Yeryüzü Allah'ın Adalet dağıttığı, yer değil, Yeryüzü güçlü olanlara adaletle davranmayı emrettiği yerdir.

Aile hayatı, teşbihte hata olmazsa bir okulda müdür Müdür mavini gibidir. Onlardan her hangi birisi müdür diğeri onun yardımcısı diye sorulmuyorsa ailede de erkek ve kadın yetenek  ve yaratılış farkından dolayı Allah aile içerisinde sorumlu ve yönetici olarak belirlemiştir.

Dünya hayatı değişik farklılıklardaki  ister cinsiyet isterse de yaratılış farklılığından olsun kendisine verilen gücü oranında denemeye tabi tutulmaktadırlar.

4/32-Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir.

Bir  Tiyatroda aktör ve aktirisitlerin  başarıları kendi rollerini güzel bir şekilde oynama derecesine göre ödül verilmektedir. Allah da Kadın olsun erkek olsun kim kendisine verilen görevi Allah’ın istediği bir şekilde yerine getiri yorsa  o göreve gösterdiği sadakate ve performansa göre onların ödüllerini ahiret aleminde verecektir. 

Hem de dünya da iken  oluşan kadın ve erkek farklılığı orada olmayacak İman eden ve Salih ameller işleyen olarak tek bir cins ile yaratılıp onlara cennet nimetleri ve eşler  olarak huriler verilecektir.

Kuran Ailenin temellerini atarken Müslüman bir erkek ile Müslüman bir kadının Olmasını olmazsa olmazlardan olarak şart koşmaktadır. Çünkü Müslüman olmayan bir erkek Müslüman olan kadını Müslüman olan bir erkeği de Müslüman olmayan bir kadın ateşe çağırdığını anımsatmaktadır.

2/221-Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise Kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.

Şu kısacık dünyada Aklını kullanan insanlar için ebedi bir hayatın aleyhinde olan her şey yanlış ve anlamsızdır. Ne yapıp yapıp mutlaka Allah'ın rızasını kazanabilecek söylem ve eylemlerden başka davranışlarda bulunmamak gerekir.

Allah Aile hayatında erkeği güç kuvvet donanım olarak  kadından  farklı yaratmıştır. İlim adamlarının tespitlerine göre kadınlarla erkekler arasında kırk beş tane temel farklılık bulunmaktadır.

Bu sebeple evde başkan, reis, komutan, mümessil  vs. siz ne derseniz deyin aile hayatının sürekliliğinin artması için erkekleri  ön plana koymuştur. Dünya hayatında hiçbir insan hiçbir insana karşı sorumlu değildir. Sadece erkeği kadından onlar evli kaldıkları sürece sorumlu kılmıştır.

4/34-Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah Yücedir, büyüktür.

Biz  Mirasın erkek ve kız çocuklarında erkeğe iki dişinin hissesi kadar olmasının Hikmetlerini açıklarken uzun uzun açıklamayacağız. Bu ayrı bir makale konusudur. Sadece sebeplerden bazılarına değinip geçeceğiz.

1-Erkekle kadın evlenecekleri zaman erkek evleneceği kadına mehir vermektedir.

2/4- Kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla yiyin.

2-Çocukların bakımı ve masrafları erkeğe ait olduğu gibi aynı zamanda erkekle kadın ayrıldıkları zaman süt anneye vermişlerse çocuğu süt anneye günün şartlarına göre bedielini erkek öder.

2/233 Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde(ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir.

4/11- Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder.

Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur.

(Ölenin) Bir erkek çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir,

Çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır.

Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır.

Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

4/12- Eşlerinizin, eğer çocukları yoksa geride bıraktıklarının yarısı sizindir.

Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları)

Borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir.
Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır.

Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır.

(Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır.

Mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir, Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır.

Not Burada son kısımda mirasçı eş, anne ve kardeşlerdir.

4/176- Senden fetva isterler. De ki:

Eşler olmadığı zaman paylaşımdır.

"Allah, 'çocuksuz ve babasız olanın (kelle’nin)' mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir.

Burada mirasa hak sahibi olanlar sadece anne ve ölenin kardeşleridir. Yani ölenin sadece bir kız kardeşi bir de annesi geride kalmışsa bunlar mirası yarı yarıya bölüşmüşler demektir
Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur.

Eğer kız kardeşi iki ise, geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır.

Kuranda paylaşımın önce  Şekli üzerinde durarak kime ne zaman mirastan pay düşer onu belirlemeye çalışalım.

Nisa 11, 12, ve 176 cı ayetler  bölüşme şartlarının ve miktarlarını belirleyendir.

1- ON BİRİNCİ AYETTE EŞLER OLMADIĞI ZAMAN MİRASIN NASIL PAY EDİLECEĞİNİ ELE ALMAKTADIR.

a)- Allah çocuklardan erkekler için iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder.

b)-Bu ayette eşlerin olmadığı bir paylaşımdan söz etektedir. Yani Varis olan çocukların kız, erkek anne ve Baba, ve kardeşler olduğu zaman mirasın nasıl bölüşüleceği konusunda bilgi vermektedir.

c)-kız iki veya ikiden çok olduğu zaman mirasın 2/3 üne sahiptirler. Baba ve anne mirasın kalan kısmına yani 1/3 hissenin anne 1/3 baba ise 2/3 hisseye sahiptir. Çünkü erkek Erkek, çocuk olduğu zaman mirasçı baba ve anne her biri için 1/6 olmakta idi.
Bölüşüm miktarlarını matematiksel olarak örnekler vererek açıklamaya çalışalım.

Vasiyet ve borcun düşülmesinden sonra ölen eşler 10000 Tl. Miras bıraktı Paylaşım nasıl olacak? Yine şartlara göre sorular sorarak paylaşımı yapmaya çalışalım.

Miras devamlı vasiyet ve borcun düşülmesinden sonra geriye kalan miktar üzerinden yapılmaktadır.

Soru-1=  mirasa hak sahibi üç kız çocuğu ve anne baba var  ne kadar miras alırlar.

Kalan miktar= 10000 Tl.

Kız çocuğu ikiden fazla olduğu için 2/3 üne sahip oluyorlar

10000/2/3=6666 Üç kızın aldığı miktardır.  Her biri 2222 Tl. paylaşırlar.

Kalan miktar anne ve babayadır.

10000/1/3= 3333  tl. eder.  Bu miktar 2/3 = 2222 Tl.babaya 1/3 =1111 Tl. anneye paylaştırılır.

Eğer bunlar erkek çocuğu olmuş olsaydılar anne ve baba hissesi 

1/6 oranında olacaktı. Kız çocuğu ve çocuk olmadığı zaman baba 

2/3 anne ise 1/3 oranında hisse almaktadırlar.

Sağlamasını yaparsak kızlara 6667+3333=  100000 Tl.dir sonuç doğru çıkmaktadır.

Soru-2- Bir tek kız ve anne baba varsa mirasın paylaşım şekli Nasıl olmalıdır.

Miktar= 10000 Tl.

Kız bir tek olduğu zaman mirasın ½ kısmını alıyor 10000/1/2 =5000 Tli kızın aldığı hisse.

Diğer geri kalan miktar yani ½ si anne ve babaya aittir. Kız çocuk 
olduğu zaman baba kalan mirasın 2/3 ne anne ise 1/3 e sahip idiler.

5000/3=1666 Tl. anenin iki katı 3334 babaya aittir.

Soru-3= Bir erkek çocuk varsa anne ve babadan her biri için  1/6 hisse vardır.

10000/1/6 anneye=1667 Babaya !/6=1667 Tl. kalan miktar =6666 Tl. da  erkek çocuğa aittir.

Erkek çocuğu olduğu zaman anne ve baba eşit miktarda 1/6 oranında almaktadırlar kız çocuğu olduğu zaman anne 1/3 baba ise 2/3 Oranında hisse sahibi olmaktadırlar bu bilinmesi gerekir.
Soru4= Ölenlerin çocukları yoksa sadece anne ve baba ona mirasçı iseler. Bu durumda yine baba mirasın 2/3üne anne ise 1/3 üne sahiptirler.

10000/1/3 3333 annenin 6667 babaya aittir.

Soru -5= ölen eşlerden iki kız kardeş ve bir anne mirasçı ise pay nasıl yapılmalıdır?

10000/1/6 annenin 1667 kadardır. Geri kalan miktar iki kız kardeşindir.

10000-1667= 8333 Tliikisi/1/2=4166;5 Tl. He birine eğer Üç Kız kardeş olsaydı kalan miktar üç kısma bölünecekti. Üç kız kardeş iki erkek kardeş olmuş olsaydı erkek iki dişinin hissesi kadar alacaktı.

d)-Eğer kız çocukları bir tek ise mirasın ½ kız çocuğuna diğer kalan 1/2 anne ve babaya verilmektedir. Baba burada 2/3 – anne ise kalan miktarın 1/3 hissesine sahiptir.

e)-eşlerin bir erkek çocuğu varsa anne baba her birisi için 1/6 hisseye sahiptir kalan miktar erkek çocuğundur.

f)-Ölen eşlerin her ikisinin çocukları olmayıp da sadece anne baba ona mirasçı ise tamamını alırlar.  anne için 1/3 – baba da 2/3 oranında mirasın tamamına hak sahibi olurlar.

g)- Babaları ve çocukları olmayıp da sadece anneleri varsa o zaman kardeşleri de hak sahibi olmaktadır. Bu durumda anneye düşen hisse 1/6 oranındadır. Kalan miktar kardeşlerinindir.

2-EŞLERDEN HERHANGİ BİRİNİN HAYATTA OLMASI İLE ORTAYA ÇIKAN BÖLÜŞÜM.

12.ci Ayet bu durumu açıklamaktadır.

a)- Eğer kadın ölür erkek ona mirasçı kalırsa ve çocukları yok anne ve baba ona mirasçı ise mirasın yarısı erkek olan eşindir. Eğer çocukları varsa bu durumda ¼ dü erkek olan eşe aittir. Kalan miktar  çocuklara  tarif edilen oranda bölüşmek üzere çocuklara aittir.

10000 Tl. vasiyet ve borcun düşülmesinden sonra kalan miktar. Çocuk yoksa ½ eşe gider diğer geri kalan miktar anne ve babaya kalır.

10000/1/2= 5000 Tl. erkek olan eşin

10000-5000= 5000 Tl Anne ve babaya bu miktar 1/3 =1667 anneye 2/3 = 3334 Tl babaya düşer.

Çocukları varsa erkek olan eşe mirasın ¼ oranında pay alır kalan miktarın tamamı  Çocuklara kalır  anne ve babaya eş ve çocuklar olduğu zaman pay düşmez.

Soru= eşlerden erkek öldü geriye üç erkek iki kız bir de eş kaldı nasıl pay edilir.

10000/1/8 kadın olan eş pay alır.o da 1250.Tl. geriye kalan miktar çocuklara erkeklere iki dişinin hissesi oranında pay edilir.
Üç erkek olduğuna göre altı dişi payı alırlar. O zaman kalan miktarı sekize böldüğümüzde bir dişi payına düşeni bulmuş oluruz.

10000-1250=8750/8=1093,75 tl. bir dişi payı bunlardan erkekler için iki dişi payı olunca her erkek 2187.5 hisseye sahip olurlar.

Soru-erkek öldü kocanın çocukları yoksakadın eş mirasın ¼ dünü alır. geri kalan miktar anne ve babaya kalır onlarda 1/3- anne 2/3 kalan miktarı baba alır.

10000/1/4= 2500 anneye düşen miktar.

10000-2500=7500 Tl. Anne ve babanın aldığı miktar Baba 7500/2/3=5000 Tl. Alır anne de  7500/1/3=2500. Tl.



b)Eğer erkek eş ölür kadın eş hayatta ise ve çocukları yok da anne ve babası varsa mirasın ¼ ona kalan diğer miktar anne ve babaya aittir.

c) Yine erkek eiş ölür de kadın eş mirasçı ise  ölen eşin çocukları da varsa bu durumda eş kalan mirasın 1/8 zini alır kalan miktar çocuklara tarif edilen dişiye verilenin iki katı erkeğe verilmek üzere pay edilir.

d)- eşlerden her hangi biri varsa çocuk ve baba yoksa kardeşleri varsa erkek ve kız  kardeş varsa 1/6 kardeşlere 1/6 anneye kalan miktar da eşine olmaktadır.

Soru:- eşlerden erkek  öldü çocuk ve baba yoksa bir anne iki kız ve erkek kardeş bir de eş kaldı nasıl pay edilir?

10000/1/4 =2500 Tl. Eşe kalan miktar çünkü çocuğu yok bu sebeple ¼ miktarına sahiptir.

Kardeşleri varsa erkek ve kız kardeş mirasın 1/6 hissesine sahiptirler.

Kız kardeş10000/1/6=1667

Erkek kardeş10000/1/6=1667 Tl.

Kalan miktar da annenindir.4166 Tl. Anneye düşen   miktar.

Soru, Kadın eş ölüp de babası ve çocuğu yoksa miras kardeşler anne ve koca arasında paylaştırılır.

10000/1/2= 5000 Tl. Kocaya düşer.

Erkek Kardeşe= 1667 Tl.

Kız kardeşe =1667 Tl.

Kalan miktar da anneye düşer.

1667+1667^+5000=8334 Toplam -10000=1666 anneye düşen miktardır.

e)- Eğer kardeşler birden çok kızlar ve erkekler ise bu durumda  kalan mirasın 1/3 oranında eşit olarak bölüşürler. 1/6 anneye  ve kalan miktar da kalan eşe kalır. Burada unutulmaması gereken eş çocuksuz ve babasız ise erkek el mirasçı ise kalan mirasın yarısını kadın eş kalmışsa kalan mirasın vasiyet ve borcun düşülmesinden sonra ¼ ne hak sahibidir.

Soru-= birden çok kızlar ve erkekler olması halinde  iki kız kardeş bir erkek kardeş kalan eş ve anneye düşen pay ne kadardır?

10000/1/3= 3333 Tl. Kardeşlere düşen hisse

Her bir kardeşe kız erkek ayırımı yapılmadan 1111 Tl. olarak alırlar.

Eşlerden mirasçı erkek ise 10000/1/2 hissesini alır. O da 5000 Tl. eder.

Kalan miktar da annenindir.5000+3334= 8834-10000= 1666 Tl. olarak hak kazanır.

Eşlerden Koca ölürse eş, anne, ve kardeşler, mirasa hak sahibi iseler. Nasıl paylaşım yapılır?

10000/1/4 = 2500 Tl. eşe ait düşen miktar.

Kardeşlere düşen hisse 10000/1/3= 3334/3= her bir kardeşe düşen hisse 1111 tl. dir.

Anneye düşen payKalan miktardır. 2500+3334=5834-10000=4166 Tl. olarak hak kazanır.

3-NİSA 176 CI AYET EŞLERİN VE ÇOCUKLARIN VE BABANIN OLMADIĞI BİR MİRASIN PAYLAŞTIRILMASINDAN SÖZ ETMEKTEDİR.


a)—Ölen kişilerin çocuğu babası ve eşi yoksa bir tek kız varsa ½ kız kardeşe kalan miktar da anneye kalır o da ½ oranındadır.

Soru:-ölen eşlerin çocuğu ve babası yok da 1 Kız kardeşi varsa  anne ve kız kardeşe ne kadar hisse diğer

Kız kardeşe10000/1/2=5000 T.
Anneye 10000/1/2= 50000 Tl. Olarak hak kazanırlar.


b)-  ölen kişinin kız kardeşi yoksa sadece anne varsa kalan mirasın tamamı anneye aittir.

Ölen kişinin kız kardeşi yoksa sadece annesi varsa mirasın hepsini annesi alır.

Anneye 10000/1/1= 10000 Tl.

Ölen kişinin annesi yoksa bir tek kardeşi varsa hepsini mirasın kardeşi alır.

10000/1/1=10000 Tl. dir.
c)- Ölen kişinin kız kardeşi iki ise bu durumda mirasın vasiyet ve borcun düşülmesinden sonra2/3 oranı kız kardeşlerinin 1(3 oranı da anneye aittir.
Ölen kişilerin kız kardeşleri iki ise Mirasın  2/3 üne sahiptirler.

10000/2/3=6666 Tl. dir İki kız kardeş toplamı o da iki kısma bölünürse her bir kız  kardeş 3333 tl. hak sahibidir.

Anneye de 1/3 Miktar kalmaktadır.

10000/1/3= 3333 anneye düşen miktardır.

d)-Eğer kardeşler dişili erkekli ikiden çok ise yine mirasın 2/3 oranında erkeğe dişinin iki hissesi olarak bölüştürülür. Kalan 1/3 hisse anneye ait olur. Yine bunlar vasiyet ve borcun düşülmesinden sonradır.

Soru:2-kız üç erkek ve bir anne varsa ne kadar miras alırlar?

10000/2/3= 6666 Kardeşlere düşen pay erkekli dişili olunca hisselerine düşen miktar sekize bölünür. Çünkü her erkek kardeş dişinin burada iki hissesi kadar almaktadır.

Bir kıza düşen hisse  833 Tl.

Her bir erkeğe düşen hisse iki dişinin hissesi olunca 1666 Tl. dir.
Anneye düşen pay geride kalandır. 10000-6666=3334 Tl. dir.
Somuç:

1-Ölenlerden geriye kalanlardan mirasa hak sahibi olanlar, Çocuklar, eşler,anne, baba, ve kardeşlerdir.

2-Çocuklar ve eşlerden eğer birisi varsa kalan miras sadece çocuklar ve eşler arasında pay edilir,

3-ölen eşlerden eğer babası ve çocuğu yoksa sadece anneleri varsa o zaman kardeşlere de miras düşmektedir.

4-Baba ve  anne varsa  eş ve çocukları da yoksa sadece mirasa baba ve anne hak sahibidirler.

5-Koca ölürse ve çocuğu da yoksa kadın eş veya eşler mirasın ¼ düne hak sahibidirler. Eğer çocukları varsa mirasın 1/8 zine hak sahibidirler. Geri kalan miktar Çocuk yoksa anne ve babaya varsa diğer çocuklar mirasa dişiler bir erkekler iki hisse olarak paylaşırlar.

6-sayılanlar içerisinde mirasa hak sahibi olan bir tek anne varsa mirasın tamamına anne sahip olur. Eğer bir tek kız veya erkek kardeş varsa mirasın tamamına bir tek erkek veya kız kardeş sahip olur.

7- Baba eş ve çocukların olmadığı zamana kardeşlere ancak pay düşmektedir.

8-Eş baba ve çocuklar olmadığı zaman kardeşlerden erkek olanlara dişinin iki hissesi kadar düşmektedir.

9- eğer eşlerden biri hayatta olursa çocukları ve babası da yoksa kız kardeşler ve erkek kardeşler 1/6 oranında hisseye sahip olurlar.

10-Miras bölünürken mutlaka vasiyet ve borçların düşülmesinden sonra olması gerekir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN-ANAMUR