23 Eylül 2008 Salı

PEYGAMBERLERE VAHİY NASIL GELİR



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Vahiy Kainattaki bütün varlıklara gelir, Dağa arıya kafire iman edenlere,peygamberlere hep vahiy gelir. Yalnız İnsanlara gelen vahiylerle insanların dışındaki varlıklara gelen vahiyler farklı farklıdır. Yine insanlar içerisinden inananlarla inanmayanlara vahiy farklı geldiği gibi peygamberlere gelen vahiyler de farklıdır.

İnsanlara gelen vahiler, Üç Guruba ayrılır.

1- Peygamberlere gelen vahiyler,

2- Peygamberlere iman edenlere, gelen vahiyler

3- İnkar edenlere gelen vahiyler

42/51- Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahiy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahiy etmesi (durumu) başka. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Peygamberlere gelen vahiyler: Allah. Direk vahiyle aracısız konuşurlar.Burada insanların çoğunluğunun anlayamayacağı bir Mucize gerçekleşir. O Peygamberlere gelen vahiylerde bir yanlışlık olmaz. Peygamberler yanlış bir davranışta bulundukları zaman düzeltilirler.Peygamberlere gönderilmiş olan, o kitaplarda bir yanlışlık olmaz, Kovulmuş şeytan, kitaplara asla yanlış bir şey katamamıştır.

112- Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.

Ama Allah’ın Göndermiş olduğu O Kuran'a Asla o kovulmuş Şeytan Musallat Olamamıştır.Peygamberler Yanıldıkları zaman düzeltilmişlerdir,Hz. Musa Peygamberin kızıp levhaları atması Yunus Peygamberin yapmış olduğu yanlışlardan dolayı kınanması Son Peygamberin Hanımlarının hatırı için helal olanı haramlaştırması, Ümmü Mektum kıssası, VS. Hep Bunlar peygamberlerin yanılıp da Allah'ın düzelttiği olaylardır. Bu Olaylar Allah’ın Gönderdiği, İnsanların yol gösterici olarak kabullendikleri kitaplarda düzeltilmiş olarak Görülmektedir.

53/2- Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.

53/3- O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

53/4- O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.

İkinci olarak Allah’ın Konuştuğu insan tipleri : Allah'tan gelen peygamberleri kabul edip onun getirdiklerini okuyanlar ve yaşayanlardır. Bu da Son Peygamberle beraber gelen Kuran’ı Okuyanlar ve kabullenenler Hep Allah ile konuşuyor ve onlara vahiy geliyor demektir.

Üçüncü Tip Allah’ ın vahiyle Konuştukları. Allah tan bir peygamber ve bir kitap geldiğini kabul etmeyen İnsan tipleridir ki, Bunlarla perde arkasından konuşur. Mesela Kuran'da hiçbir ayette Allah Ey Kafirler diye hitap etmemiştir: Aracı olarak Peygamberleri koyarak, De Ki: ey Kafirler diye hitap etmiştir. Diğer Taraftan Allah Onlar eşyanın esrarını çözmek için uğraştıkları zaman, onların yapmış oldukları İcatlar bilinmeyenleri insanların önlerine bilinir olarak çıkarmaları onların perde arkasından Allah ile konuşmaları oluyor.

Görülüğü Gibi Allah’ın Kainattaki Varlıkların Hepsiyle diyalog halindedir Hepsiyle konuşma şekilleri farklı farklıdır Ama Allah Kendisiyle Perde arkasından veya elçi aracılığı ile konuştuğu Halde Peygamberlere gelen vahiler gibi vahiyler geldiği gibi, Bende Allah ile konuşurum veya bana da vahiy Gelir diye söylerse Bu Kelimeleri yerinden oynatarak fesat çıkarıyor demektir.

6/93- Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen.

İnsanlara Daha önce de bahsettiğim gibi Hem İblisten bir ses gelir. hem de takvadan bir ses gelir. Bu Gelen sesleri insan. Nereden geldiğini bir ölçü ile tartmadan Ayırt edemez Firavuna İçerisindeki bir ses sen rabsın diyor. o da ben sizin rabbınızım diyor bu da onu helake sürüklüyor. İşte insana böyle bir ses geldiği zaman Doğru ile yanlışı, Hak ile batılı biri birinden ayırt eden Furkan'a Kuran'a sığınarak o ölçeği onda arayarak Doğruyu bulması gerekmektedir.

41/36- Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.

Yılarca Kuran'daki ayetlerin ne anlama geldiği, Cebirin ve geometrinin problemleri gibi uzun çalışma ve çaba sonucunda çözülmek için, gayret gösterilmedikçe, Çözülemez. Her şeyin bir uzmanlık alanı olduğu gibi, Kuran’ı Anlamak için de uzmanlık gerektiriyor. Kâinatta genellemesini bile sayamadığımız hayvan çeşitleri vardır. Bu Hayvanların Hepsinin bir organizmaları vardır. Bu Hayvanlar Hakkında Bilgi edinebilmek için,Onlarla uzun uzun ilgilenmek gerekiyor.  

Gerekmesi gerekir ki, bir uzmanlık alanı oluşabilsin. Kur’an buna zikir ehli diyor. Zikir Ehli O Konunun uzmanı bileni demektir, Zikir Ehli olanlar bu bilgileri hep miras yoluyla öğrenmiyorlar, Miras yoluyla öğrenmiş oldukları bilgilerin üzerine yeni bir şeyler ekleyip bularak yeni yeni bilgilere ulaşıyorlar. İşte Bu Zikir Ehilleri Peygamberlerin bilmediği konularda yardım alacağı kaynaklardır.

3/159- Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”

Bütün İnsanlar Allah’ın Yarattığı Kainatın esrarını çözmekle yükümlüdürler. Her insanın ilgi alanı farklıdır. Peygamberler peygamber ise Allah’ın Bildirmediği konularda Bilgi verecek değildir. Onlar, Kendilerine göre farklı alanlara yönelerek O sahalarda ilim yapmış, Diğer ilgi alanları farklı olan kişilerin danışma merkezidir. Peygamberler Kendi ilgi alanının dışındaki bilgileri Uzmanlık alanını oluşturan bölümlerin  zikir ehli olanlardan bilgi toplayarak, Toplumları o günkü şartlar içerisinde konunun uzmanlarıyla en güzel şekilde istişare ederek yönetmişlerdir.

Fatih’in Bir Macar ustasına top döktürmesi, Süleyman peygamberin yabancı olan değişik konularda uzman olan cinleri (yabancı insanlar) ı Çalıştırarak güçlü bir ordu kurması gibi.

Eğer Bu Kainatın Yaratıcısı Allah İse Ki Allahtır, Eğer Bu Dinin Doğrusu Allah'tan ise Ki Allah tandır. Eğer Allah’ın Gönderdiği dinin aslı Kuran'da ise Ki Kuran'dadır Eğer Allah’ın Tarif ettiği peygamberler. Kuran'daki gibiyse Ki, Kuran'daki gibidir.  

Kuran'ın hiç bir yerinde Allah peygamberlere  vahiyleri cebrail ile gönderdiği ile ilgili bir ayet yoktur. Kuran'da cibril  üç ayette geçer. Cibril vahiy getiren götüren melek değil, Cibril Allah'ın nebiler ile konuşma olgusunun adıdır.

2/97- De ki: "Cibril'e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O’dur.

2/98- Her kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cibril'e ve Mikail'e düşman ise, artık şüphesiz Allah da kafirlerin düşmanıdır."

Cibrile düşmanlık, Allah'ın peygamberlere vahiy gönderme olgusuna düşmanlık demektir. Kafir olanların inkar ettikleri bu değil miydi?  Allah peygamber kitap göndermez dolayısı İle ahiret alemini de inkar edişleri ile  dünya hayatında, Allah Onların gözlerini kör kulaklarını sağır kalplerini de mühürleyerek dünya hayatında  düşmanlığını böyle göstermiştir.

Öyleyse cibril vahiy getirip götüren meleğin adı değil , Allah'ın bizzat nebilere vahyetme olgusunun adıdır. Bir başka ifadeyle Allah'ın peygamberlerle direk olarak konuşma olayının adıdır. Şimdi Kuran'dan bununla ilgili konu ve ayetlerden örnekler vermeye çalışalım.

81/19- Kuşkusuz o Kur'an, değerli bir elçinin sözüdür.

81/20- O elçi güçlüdür, Arş'ın sahibinin yanında çok itibarlıdır.

81/21- Orada ona itaat edilir, güvenilir.

81/22- Arkadaşınızı cin çarpmış değildir.


53/2- Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.

53/3- O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

53/4- O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.

53/5- Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi  öğretmiştir.

Kuran'nın üç yerinde cibril ifadesi geçmektedir. bakara,97,98, Tahrim suresi 4.cü ayette onun dışında cebraiil veya cibril diye tercümeler  yanlış meallendirilmiştir.

Kuran; 69/41-O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?

69/42-Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?

Kuran burada şairin sözü değildir derken şairliğin kötü olduğu anlamında değil, Nebilere gelen vahiyler şairlere gelen ilhamdan, bir başka deyişle vahiyden farklı olduğunu vurgulamak istemiştir.

Kahinin sözü de değil derken Kahinler gelecekten işkembeden atarak insanları kandırırlar. Oysa peygamberler gelecekle ilgili bilgileri Allah'tan almaktadır. nitekim kuran şöyle demektedir.

81/24-O, gayb (haberlerin)e karşı (söylediklerinden dolayı) suçlanamaz (ya da cimrilikte bulunup kıskançlık yapmaz.)
  
Meallerde genelde mütercimler anladıkları din anlayışını parantez içerisinde de olsa  tercümelere yansıtmışlardır.

Peygamberler iki gayıp haberiyle toplumun karşına çıkmaktadırlar.

1- İnsan kültürü geliştikçe çözülebilecek gayıp haberleri ki. Bu gayıp haberleri dünya hayatında insanlar tarafından keşfedilebilecek olan haberlerdir.

2- İnsan kültürü ne kadar gelişse de çözülemeyecek olan gayp haberidir ki, Bu da ahiret alemi ile ilgili haberdir. Bu dünya hayatında sadece bir imandır. İspatını Allah ahiret hayatında yapacaktır.

50/20- Sur'a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür.

50/21- (Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir.

59/22- "Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir."

Demek ki, Peygamber veya peygamberlere gelen vahiyler şairlere mucitler gelen ilhamlar gibi değil, Onlara gelen vahiyler Şeytan katması olmayan yerleri ve gökleri yaratan Allah tarafından bizzat vahyedilen yalan dolan karışmamış olan bilgiler ayetlerdir.

22/52- Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra Kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, Allah Peygamberleri farklı bir konuma koyarak diğer insanlardan ayırmıştır. Onlar ne bir şair ne bir mucit ne de bir kahindir. Onlar Allah'ın nebileri ve resulleridir. Onların gelecekle ilgili söyledikleri bilgiler mutlaka ama mutlaka gerçekleşecektir.

Doğrularım Allah'a  Yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN- ANAMUR















14 Eylül 2008 Pazar

PEYGAMBERLİK VE KUR AN DAKİ TANIMI!




RAHMAN VE RAHİM OLAN ALAH'IN ADIYLA!


Biz Peygamber ve peygamberlik hakkında kimin ne dediğini isim vererek” değil, genelleme olarak, Söyleyip, Kuran’ın ne söylediğini, Kuran’ın Tanımladığı peygamber kavramını nakletmeye çalışacağız.


Genelde Klasik İslâm dinine inanan halkın anladığı peygamber, On parmağından su akıtan,kuru çeşmeyi sulandıran, Kısır koyunu kuz latan, ayı ikiye bölen, ölü insanı dirilten, Denizi asası ile yararak kuru bir yol açan, dağdan deve doğurt turan Allah'ın elçileridir. 


Bakınız Kuran peygamberi bize nasıl tanıtıyor. Kur’an gelmezden önce, ehli kitap olanların da aktardığımız peygamber anlayışına ait bir Anlayışı var idi.


17/90- Dediler ki: "Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız."


17/91- "Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçen olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın."


17/92- "Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin."


17/93- "Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız." De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?"


17/94- Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: "Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?" demelerinden başkası değildir .


17/95- De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik.

18/110- De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin İlahınızın tek bir İlah olduğu vahy olunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık Salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.


Şeyh Uçmaz da Şeyhi müritler uçurur diye bir söz vardır. Aynen onun gibi peygamberlerde Allah'ın Gönderdiği vahiy in Dışında bir mucize olmadığı halde, Peygamberlerin bir sürü mucize getirdiği söylenmiştir. 


Hasbel kader hikayeler ve uydurma hadisler yoluyla anlatılan dinin bir alimi ile Karşılaştık. Uzun bir zaman sözde alimi dinledikten sonra," Bu Söylediklerinin Allah’ın Kitabına Kur’an a Uygun olmadığını söyledim. Hemen ağzından küfürler savurmaya başladı. Sen Hadis düşmanısın. Sen delisin sen sünnete karşısın sözleriyle büyük bir kalabalığın içinde bana hakaretler yağdırmaya başladı.


Bunlardan bir Kaçını sizinle paylaşmak istiyorum. Allah’ın Resulü bir gün arkadaşlarıyla beraber, çöle gezmeye çıkıyorlar. Allah Resulünün taharet ihtiyacı geliyor. Arkadaşının birine Ey Arkadaş git karşı dağdaki ağaçlara selâm söyle gelsinler beni gizlesinler diyor. Resulün arkadaşı ağaçların yanına varıyor. Ve ağaçlara, Resulün size selamı var, Taharet ihtiyacı gelmiş onu gizleyecekmişsiniz diyor. Ağaçlar yerinden ayrılarak Allah resulünü taharet yaparken gizleyip tekrar yerlerine dönüyorlar.


Bu Hadisin Kütü- bü sittede olduğunu ve doğru olduğunu söyleyince ben de dedim ki. Küfür insanları Kuran’ın Dışına çekerek, Karanlık Yerlerde yapacakları hileleri yaptırıyorlar. Çünkü Kuran gibi Mucize olan bir kitapta böyle yanlış şeyler bulamayacaklarını biliyorlar. Ben Ona Dedim ki Allah Peygambere Kuran Gibi bir mucize vermiş Bana Vahyin Dışında, Kuranda, Peygamberin Gösterdiği bir mucize göstere bilir misin dedim. Oda Hemen Ayı Yardığı ile ilgili ayeti söyledi .Ben de dedim ki Açalım ayeti inceleyelim.


54/1-Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı.


54/2- Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler.


İşte Bahsettikleri Peygamber ayı ikiye böldü deyip de Mucize diye anlatıp durdukları ayet bu. Bunun Neresinde Peygamber ayı ikiye böldü diyor.?


Allah’ın Kainatta Yaratmış olduğu zerreden kürreye kadar, her şey mucizedir. Ay Bir Mucizedir, Ayın Dilim Dilim Olması da mucizedir o mucizeyi Ancak Allah yaratır. Allah peygamberlerine böyle bir mucize gösterme yetkisi vermemiştir dedik ve ayrıldık.


29/50- Dediler ki: "Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım."


29/51- Kendilerine okunmakta olan Kitap'ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt?" De ki: "Ayetler yalnızca Allah'ın Katındadır. (zikir) vardır.


Kuran İse, Ayet beyine delil burhan belge ifadelerini Mucize anlamında kullanmıştır. O sadece vahiy olunanı söyler ve yaşar. Kendisi ona ne bir söz ekleme ne de ondan bir söz çıkarma yetkisine sahip değildir.


53/22- Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.


53/3- O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.


53/4- O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.


Ayetlerden de anlaşıldığı gibi peygamberler Olağan Üstü harikulade mucizeler gösterip insanlara din anlatmamıştır.


Peygambrler insanları Allah'ın ayetlerine işaret ederek düşünmeye tefekkür etmeye davet ederek iman etmelerini ve imanlarını arttırmalarını sağlamışlardır.


Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.


ALİ RIZA BORAZAN


MERSİN- ANAMUR

KUR’ANA GÖRE PEYGAMBERLERİN YERİ VE KONUMU NEDİR?



 RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


33/36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.

Önce peygamberlerin yerini ve konumunu belirlerken, Şunu İyi bilmek lâzımdır. nebiler Resuller  haşa Ne Bir Allah'tır, Ne de vasıfsız sıradan. Bir insandır. Allah’ın Peygamberleri Allah ile insanlar arasında  Allah'tan Aldıkları vahiyleri eksiltmeden fazlaşatırmadan isanlara ulaştıran bir elçileridir.

10/15- Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kuran getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım.

2/119- Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kur'an) ile gönderdik. Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın.

3/144- Muhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir. Şimdi O ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? İki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah'a kesinlikle zarar veremez. Allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir.

4/64- Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.

4/65- Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.

4/113- Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu. Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah'ın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür.

5/92- Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir.

5/99- Elçiye tebliğden başka (yükümlülük) yoktur. Allah açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir.”

6/99- Onu eğer bir melek kılsaydık, elbette erkek (suretinde bir melek) kılardık ve mutlaka katmakta oldukları (şüpheleri) yine katardık.

6/50- De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz.

7/94- Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz.

7/184- Sahiplerinde (ya da arkadaşları olan peygamberde) delilikten hiçbir şey olmadığını düşünmüyorlar mı? O, apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir.

7/187- Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin Katındadır. Onun süresini O'ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir." Sanki sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Allah'ın Katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler.

Bu Ayetler ışığında peygamberlerin yerlerini ve konumlarını maddeler halinde sıralamaya çalışalım.

1-Peygamberler Allah’ın nebisi ve resulüdürler.


2-Peygamberlerin söyledikleri ve yaşadıkları Allah'ın Emirleridir.

3-Peygamberler Gayıbı bilmezler gayıb bilgisi sadece Allah’a aittir.Ancak Allah’ın Bildirdiklerini bilebilirler.

4- Peygamberleri Diğer insanlardan Ayıran özellik vahyin kontrolündedirler. Hata yaptıkları zaman düzeltilirler.

5-Peygamberler, Vahyin Dışında İnsanları yola getirmek için , Olağan üstü Harikulade mucize gösteremezler.

6-Peygamberler Allah’ın İzni Olmadan kimseyi hidayete erdiremezler.

7-Peygamberler Yiyeceklerini içeceklerini Hazır Olarak gökten sipariş usulü getirtip yemezler. çalışıp kazanarak yerler. Onlar diğer insanların yokluk çektiği gibi yokluk sıkıntı çekerler.

8-Peygamberler, Diğer insanlar gibi Sıradan birer insan değildir söyledikleri Vahiy olması Nedeniyle ona iteat Allah’a itaattır.

Eğer Peygambere olan sevgi ve ihtiram Allah’a Olan sevgi ve ihtiramın önüne geçerse şirk olur.

Bu Açıklamalardan Sonra Tekrar, Miraç Olayına Gelerek, Olayı İrdelemeye çalışalım.

Rivayetlerden Anlaşılan peygamberin miraç yolculuğu ile ilgili olay hicretten bir sene kadar önce olduğu görüşü ağır basmaktadır. Kuran’a göre de benim anladığım, Miraç Olayı Diye bahsettikleri olay, hicret olayının ta kendisidir. Peygamberlerin yerini, ve konumunu izah ederken onların diğer insanlardan ayıran özellik vahiy almasıydı. Cebrailin bir burakla, gök yüzünde heymen gibi havada dolaştırılması insan olma özelliğinden farklılaşarak başka bir yaratığın özellikleri ona yüklenmiş olur ki, bu da Allah’ın eşyanın yapısına yerleştirdiği olguyu söker atar kainat fesada uğrar.


Bilindiği Gibi Allah Resulü mekkede On üç Seneye yakın bir zaman Tebliğ mücadelesi verdi.Onun Gelecekte başlarına bir çorap öreceğinden korkan mekedeki puta tapıcılar (Müşrikler) Onun Orada yaşamasına ve Kendi dinlerini tehlikeye düşürme endişesiyle, Allah Resulünü Öldürmeye karar verdiler. İnsanlar Neyin hayır neyin şer Olacağını Bilmezler. Ama Allah Onun Gelecekte Medine gibi bir yerde Ensarın, Muhacirlerin Hıristiyanlardan ve Yahudilerden Goraf Goraf Müslüman Olarak orada güç ve otorite kurulup , Bir İslam devleti oluşacağını bilir.

Bilindiği gibi gece kelimesi Kur’an’da İki Anlamda Kullanılmıştır.Birincisi güneşin batışı ile güneşin doğuşu arasındaki karanlık Anlamında. ikincisi de mecazi anlamda gizli görülmeyen  cehalet anlamında kullanılmıştır. İşte Bütün Peygamberlerde genelde bir gece yolculuğundan bahsedilmektedir Bunlardan birkaç tane Kuran'dan örnek vermeye çalışalım.
.
15/65-"Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin.

20/77- Andolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan.

26/52”- Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik.

44/23”- (Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi)

İşte Diğer Peygamberlerde olan gece yolculuğu son Peygamber olan Hz. Muhammed'de de olmuştur. Bu Allah’ın Bir sünnetidir. Allah’ın Sünnetinde bir değişiklik bulunmaz.

Şimdi, Ayeti Bu Bilgilerden sonra bir daha gözden geçirmeye çalışalım. ”Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için,” Nedir o Bir Kısım ayetler,?

Önce bu gece yolculuğunun Kafirlerin mekkede peygamberin yapmış olduğu daveti hazmedemeyip de , öldürmek için harekete geçtiklerinde Allah’ın Resulünü Mekkeden medineye göndermek için verdiği bir emirdir. Yani hicret olayıdır. Bakınız Ayette bunu ne kadar güzel izah etmiştir.

9/40”- Siz Ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah Ona yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak Onu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah Ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, Onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Şimdi Allah’ın Kuluna gösterdiği bazı ayetleri sıralamaya çalışalım.

1-Mekkeden medineye hicret ettirerek orada bir İslâm devleti kurdurup Güç ve otorite ayetini gösterdi.

2-Daha Önce Ebabil Kuşları ile yorumumu yaparken Hıristiyan ve Yahudilerden oluşan, Fillerle kâbeye yürüyen ebrehe ordusunu, Darmadağın ederek onların kökünü kurutup yenik ekin tanesine dönüştürme ayetini gösterdi.

3-Kabe Hz İbrahim dininin hanif dinin fıtrat dininin oluştuğu ve yaşandığı yerdi.o zaman kabe puta tapıcıların,İşgali altındaydı. Oraya tekrar gelerek İşgal edilmiş olan kâbeyi Putatapıcıların elinden kurtararak tekrar eski asaletine kavuşturma ayetini Gösterdi.

4-Artık Allah Örnek bir insan ve örnek bir toplulukla Allah’ın Dinini bizzat fert Halinde bir insanın küfrün içinde nasıl yaşanacağını vahiyin gözetiminde göstererek .Toplum Ve otorite Halinde Yaşama modelini tatbik ettirerek, Kendisinden sonra gelecek olan kuşaklara model oluşturan bir ayeti Gösterdi.

2/143- Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.

5-Artık Biri Birlerine düşman olan Ehli Kitapla Ümmileri Barıştırarak Onları tevhit birliği altında toplayarak,Kardeş yapmış evlenmeleri ve bir arada oturmaları ayetini gösterdi.

5/5- Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.

6- Artık Bir Ağacın olgunlaşarak son aşamasına geldiği gibi Allah’ın Dini Her Örnekten bir örnek verilerek yazı kültürü ve sanatının gelişmesiyle peygamberlik hayatını sona erdirilip Allah’ın Dininin Kemale erdirilip ve tamamlandığı, Korunmuş ve korunacak olan bir kitapla,  din olarak islamı seçip beğendiği yeni bir döneme başlama ayetini gösterdi.

5/3- Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

İşte Allah Kafirlerden gizleyerek mekeden medineye bazı ayetlerini göstermek için dediği ve gösterdiği bunlardır. Yoksa Allah İnsandan bir peygamberi Evrene koyduğu yasaları delerek Mekandan münezzeh olduğu halde Burakla gökyüzünde kendisini arattırmaz. Bu Anlayış Kuran'a İlme Akıla Ve Pratik Hayata uygun değildir. Bu Yahudilerin kendi peygaberlerini üstün göstermek için son peygamberi Allah ile Musa arasında mekik dokutarak  danışma merkezi olarak gösterdikleri bir hikayedir.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN -ANAMUR


MİRAÇ OLAYI NEDİR?

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Kuran'da geçmediği halde Yahudilerin kendi peygamberini üstün göstermek, için  Kuranda olmayan ve peygamberin söylemediği bir hadis altında Miraç olayını uydurmuşlardır. 

Bakınız Kur’an İsra suresinin birinci ayeti kerimesinde geçen şunlardır.

17/1- Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir

Mevdudi tevfimil kur’an isimli eserinde bu olayı şöyle açıklamıştır.

1_Bu ayette değinilen olay, "Mi'rac" ve "İsra" olarak bilinmektedir. Sahih hadislere göre bu olay Hicret'ten bir yıl önce meydana gelmiştir. Hadis ve diğer siyer kitaplarında çok sayıda (25) Sahabeden bu konunun ayrıntılarını anlatan rivayetler nakledilmektedir. 

Enes bin Malik, Malik bin Se'se'e, Ebu Zer Gıfari ve Ebu Hureyre (Allah hepsinden razı olsun) olayın ayrıntılarını rivayet etmişlerdir. Bunların yanısıra Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Abbas, Ebu Said el-Hudri, Huzeyfe bin Yeman, Hz. Aişe vs. (Allah hepsinden razı olsun) olayın bazı bölümlerin nakletmişlerdir.Bu ayette Kur'an, yolculuğun sadece bir bölümünü, Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya gidişi anmaktadır. 

Burada anlatıldığı üzere bu yolculuğun gayesi Allah'ın kuluna bazı ayetlerini göstermek istemesidir. Kur'an bundan başka ayrıntılara değinmez, fakat biz diğer ayrıntıları hadislerden öğrenmekteyiz:Bir gece Cebrail (a.s) , Hz. Peygamberi (s.a) Burak üzerinde, Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürdü. Hz. Peygamber (s.a) orada diğer peygamberlerle birlikte namaz kıldı. Daha sonra göğün çeşitli tabakalarına yükselen peygamberimiz orada bazı büyük peygamberlerle karşılaştı. En sonunda göğün en yüksek tabakasına ulaştı ve Allah'ın huzuruna çıktı. 

Başka önemli emirlerin yanısıra beş vakit namaz da işte burada emredildi. Daha sonra Peygamber (s.a) Mescid-i Haram'a geldi. Bir çok hadise göre bu yolculuk sırasında ona (s.a) cennet ve cehennem de gösterilmiştir. Güvenilir hadislerden öğrendiğimize göre Hz. Peygamber (s.a) ertesi gün bu olayı anlattığında Mekkeli müşrikler onunla alay ettiler ve müminlerden bazıları da bunda şüpheye düştüler.Yukarıda belirtilen hadislere dayanan ayrıntılar Kur'an'da verilen ayrıntılara yapılan eklemelerdir. Bu nedenle hadislerde değinilen ayrıntılar, Kur'an'a ters olduğu gerekçesi ile reddedilemez. 

Bununla birlikte, bir kimse eğer hadislerde belirtilen ayrıntıları reddederse o kafir olmaz. Ancak Kur'an'daki ayrıntıları reddederse kafir olur.Bu yolculuk (Mi'rac) hakkında bir çok farklı görüşler vardır. Bazıları bunun rüyada meydana geldiği görüşündedirler; Bazıları ise olay sırasında Hz. Peygamber'in (s.a) tamamen uyanık olduğu ve bedeni ile birlikte yolculuk ettiğini söylerler; bazıları ise bunun sadece Hz. Peygamber'e (s.a) gösterilmiş mistik bir görüntüden öte bir şey olmadığını söylerler. 

Fakat bu ayetin başlangıç sözleri: "Kulunu... götüren o (Allah) yücedir", bunun Allah'ın sınırsız gücü ile meydana gelmiş olan doğa-üstü bir olay olduğunu göstermektedir. Eğer olay sadece mistik bir görüntüden ibaret olsaydı ayet, bu olayı meydana getiren varlığın her tür zayıflık ve eksiklikten uzak olduğunu gösteren "subhane" ifadesi ile başlamazdı. Yine "Kulunu bir gece... götüren" sözleri, bunun sadece bir görüntü veya rüya olmadığını, bilakis Allah'ın Peygamberi'ne (s.a) ayetlerini gösterdiği fiziksel ve bedensel bir yolculuk olduğunu göstermektedir. 

Bu nedenle herkes, bunun sadece ruhsal bir deneyim olmayıp, Allah'ın Peygamber'i (s.a) için hazırladığı fiziksel bir yolculuk ve bir gözlem olduğunu kabul etmelidir.Bazı kimselerin bu olayı imkansızmış gibi görmeleri çok gariptir. İnsanın sınırlı -hem de çok sınırlı- güçleri ile Aya ulaşmayı başardığı bir zamanda, Allah'ın sonsuz ve sınırsız gücü ve kudreti ile Rasûlü'ne (s.a) kısa bir zaman içinde bu yolculuğu yaptırabileceğini inkar etmek çok saçmadır.

Herşeyin ötesinde, bir şeyin mümkün olup olmadığı konusundaki soru sadece sınırlı güçlere sahip olan insan hakkında geçerli olur. Fakat her şeye kadir olan Allah söz konusu olduğunda bu tür sorular sorulamaz. Sadece Allah'ın her şeye kadir olduğuna inanmayan bir kimse, Allah kendisi, kulunu Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürdüğünü söylediği halde bu olağanüstü olaya itiraz edip inkar edebilir. Aynı şekilde, hadislerde geçen ayrıntılara yöneltilen itirazlar da, ikisi dışında, çok basit ve saçmadır:

Birinci itiraz şudur: Eğer hadislerdeki ayrıntıları kabul edecek olursak o zaman Allah'ın belirli bir yer ile sınırlı olduğunu kabul etmemiz gerekecektir; aksi takdirde bu amaçla kulun belli bir yerden başka bir yere götürülmesine gerek olmazdı. Bunun yanısıra hadislerin bildirdiğine göre Hz. Peygamber (s.a) bu yolculuğunda cennet ve cehennemi, orada azap çeken insanları görmüştür. Buna yöneltilen itiraz da şöyledir: 

Neden bazı insanlar kıyametten sonra kurulacak mahkemeden önce azap çekmekte veya mükafat görmektedirler?Birinci itirazı ele alırsak, elbette Allah sınırsız ve sonsuzdur. Fakat O, kullarıyla münasebet kurduğunda, kullarının eksik ve zayıf yaratılışlarına uygun araçlar kullanır. Bu O'nun kendi eksikliği nedeniyle değil, kullarının zayıflık ve eksiklikleri sebebiyledir. Örneğin O, yarattıklarından herhangi biriyle konuştuğu zaman, kendisinin konuşmasında sınırlama söz konusu olmamasına rağmen kulunun anlayacağı sınırlı konuşma şeklini kullanır.


Aynı şekilde O, kuluna mülkünün muhteşem ayetlerinden bazılarını göstermek istediğinde, onu ayetlerin bulunduğu mekana götürür. Elbette kul, Allah gibi evrende var olan ayetlerin tümünü görmeye güç yetiremez. Çünkü Allah'ın bir şeyleri görmek için bir yere gitme gibi bir ihtiyacı yoktur, fakat kul bunu yapmak zorundadır. Aynı şey kulun Allah'ın huzuruna çıkması için de geçerlidir. Gerçi Allah herhangi bir mekanla sınırlı değildir, fakat kul, O'nun huzuruna çıkmak için, O'nun ayetlerinin çok yoğun olduğu bir yere gitmelidir. 

Çünkü kul, sınırlı güçleri ile Onun sonsuz ve sınırsız huzuruna varamaz.İkinci itiraza gelince, bu da Hz. Peygamber'e (s.a) gösterilen bir çok ayetin sembolik olduğu konusunu anlamamaktan kaynaklanmaktadır. Örneğin bir çukurdan şişman bir öküzün çıkması, fakat tekrar içeri girememesi fitnenin somutlaştırılmış bir halidir. Aynı şekilde zina yapanlar, Hz. Peygamber'e (s.a) önlerinde taze et olduğu halde, çürük ve kokmuş et yerken gösterilmişlerdir. Buna benzer bir şekilde kötülüklere verilen cezalar da ona ahirette verilecek olan cezaları önceden görebilmesi için sembolik bir şekilde gösterilmiştir.

Mi'rac'la ilgili olarak, Allah'ın Peygamberi'nden her birine derecelerine göre yerdeki ve gökteki ayetlerini gösterdiği gözönünde bulundurulmalıdır. Bu amaçla tüm maddi perdeler kaydırılmış ve onlar insanları davet edecekleri gaybi gerçekleri çıplak gözle görmüşlerdir.Bu, Peygamberlerin gözleriyle gördükleri şeyleri tam bir "ayne'l-yakin" içinde başkalarına anlatabilmesi içindir. Çünkü bu deneyim onları, tüm teorilerini zanna dayandıran ve iddia ettiklerini müşahade edemeyen filozoflardan ayırır. Filozofların aksine Peygamberler insanlara sundukları şeyler konusunda şehadet edebilirler, çünkü onları kendi gözleriyle görmüşlerdir.


Bazı müfessirler de başka bir hadisle bu olayı açıklarken Bir gece Cebrail bir burakla peygamberimizin yanına geliyor Burak bir göt atıyor, bir göt atıyor, Cebrail ya Burak ne yapıyorsun bu senin yanındaki ahir zaman peygamberi deyince, Burak sakinleşiyor . Copur copur terliyor. ve peygamberi üzerine bindiriyor göğün değişik katmanlarından geçerek değişik peygamberlerle görüşerek en sonunda sidretil müntehaya varıyorlar. 

Cebrail diyor ki ben buradan ileriye ben gidemem sen buradan ileriye yalnız gideceksin. Allah resulü yalnız olarak , Allah ın yanına varıyor. Ve orada uzun konuşmalardan sonra elli vakit namaz emrediliyor ve geri dönüyor. Tekrar Hz. Musa peygamberle karşılaşıyor Hz. Musa peygamber soruyor ne yaptın ya Muhammed deyince Allah benim ümmetime elli vakit namaz emretti deyince, Hz Musa hemen irkiliyor senin ümmetin bu elli vakit namazı götürmez diyor , Ahir zaman peygamberi bir düşünüyor hakikaten ümmetim bu kadar çok namazı kılamaz diyor.

Hz. Musa git namazı Allah ile tekrar görüş vakit sayısını indirsin diyor . Tekrar izinin üzerine ahir zaman peygamberi geri dönerek , Allah ın yanına gelerek uzun bir pazarlıktan sonra namazı beş vakide indirttiriyor Hz Musa peygamberin yanına geldiğinde ne yaptın ya Muhammet diyor. Namazı Beş vakit’ e kadar düşürttüm deyince tamam şimdi senin ümmetin bu namazı götürebilir onayını verdikten sonra yeryüzüne iniyor.
*****************************************************

İşte miraç ile ilgili olay Kuran’ın Dışındaki kaynaklarda böyle Anlatılıyor.


KURAN'DA GEÇEN MİRAÇ OLAYI NEDİR?

17/1- Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir.


Kuran'da Bütün gökyüzünü gezdirip uzun bir yolculuk ve uzun bir pazarlık sonucu elli vakit namazın beş vakit namaza indiriliş hikmeti bu ayete dayanılarak anlatılış. Allah Kuran'da peygamberin yerini ve konumunu belirlerken onlara bir değer vermiştir. Kim Allah’ın Yerine koyduğu değeri onun altında veya üzerinde bir değere yükseltip indirirse zulmetmiş olur.


69/44Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.


69/45 Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.


69/46” Sonra onun can damarını elbette keserdik.


Bu Ayetlere göre bir peygamberin Allah ile pazarlık yaparak elli vakit namazı beş vakit'e indirme şansı yoktur. Bu Sebeple Sahih Hadis diye nakledilen uydurma sözü peygamber söyleyemez ve söyleyemez. 


Diğer taraftan En Büyük Peygamber diye Söylendiği halde Hz Musa peygambere tekmil vererek Onun yön vermesiyle hareket etmesi kendi kendilerinin din anlayışı ile tezat teşkil etmektedir.


Diğer Bir Uygun Olmayan Anlayış da Namaz Emri ilk İnsanın ilk peygamberin varoluşuyla beraber emredilmiştir. Peygamberler arasındaki dinlerde hiçbir farklılık yok hepsi Allah tarafından gönderilmiştir Hepsinin adı İslamdır. Teslim olanların adı da Müslümandır. Bakınız Kur’an daha önceki peygamberlere de namazın emiri edildiğini söylemektedir.


10/87- Musa ve kardeşine (şöyle) vahiy ettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele.



Daha öncede anlattığımız gibi Kuran'daki bir ayetin kastettiği manayı anlayabilmek için Kuran’ın Her tarafından haberdar olmak lazımdır. Zaten Kuran, Kendi bütünlüğü içerisinde çelişki sizdir. Eğer Söylenen bir sözün, Kuran’ın Kendi bütünlüğü ile çelişen bir tarafı Olduğu zaman onu izleyen bir şihab ortaya çıkar.


72/9”- "Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur.”


Demek ki Kuran’ın Dışındaki gelen bilgiler bize doğruyu anlatmaktan uzaktır. Şimdi Ayet bize Kur’an içerisinde neleri anlatmak istiyor . ona bir bakalım. Kuran’ın Anlattıklarında  Fıtrat dinini Hanif dinini zedeleyen Hiçbir şey yoktur.,


Peygamberlerin Yaşayışları savaşları barışları, hep evreninin yasasına göre olagelmiştir. Öyle Hiçbir peygamber olağan üstü harikulade bir mucize göstermemiştir. Sadece onları diğer insanlardan ayıran özellik, Allah’tan aldıkları vahiydir.



17/93- "Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız." De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?”


Burada yeri gelmişken Peygamberin Yerini ve konumunu izah etmeden bu olayın anlaşılması mümkün olmaz kanaatindeyim.

Şimdi miraç olarak  belge gösterdikleri ayeti tekrar naklederek ayet hakkında  tefekkür etmeye çalışalım.

17/1- Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir.


Önce bu ayet içerisinde  geçen kelimeleri ne anlama geldiğinin kurandaki karşılığını bilmek gerekir. Şimdi bu kelimeleri tek tek ayıklayarak İsra suresinde geçen birinci ayetin ne demek istediğini anlamaya çalışalım.


Ayet kelimesi, Kainatta yaratılmış olan insan oğlunu acze düşüren zerreden küreyve adar ne kadar yaratılmış olan varlık varsa hepsinin adıdır. Güneş bir ayet, insan bir ayet sinek bir ayet, ne varsa var olan her şey ayettir. Bunun dışında peygamberlere gelen vahiyler de ayettir.


Yukarıda vermiş olduğumuz ayet içerisinde geçeni Ayet, gece,  Mescidi.-haram , Mescidi -aksa, kelimelerini kurandan örnekler vererek anlamaya çalışalım.


AYET NEDİR?

36/37-Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir.


36/33-Ölü toprak kendileri için bir ayettir; biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler.




GECE NEDİR?
10/67-O, dinlenmeniz için geceyi, gündüzü de aydınlatıcı (mubsir) olarak sizin için yaratmıştır. Şüphesiz işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.

97/1-Gerçek şu ki, Biz onu kadir gecesinde indirdik.

çalışalım. Gece kelimesi Kuran'da iki farklı anlama gelmektedir. Birincisi, Güneşin batışı ile  Doğuşu arasında kalan karanlık olan bölümdür.

İkinci anlamı ise, Cehalet karanlığı, Her şeyin planlanıp düzenlendiği görünmez bilinmezlerin  gerçekleştiği  anlamında kullanılan gecedir.

MESCİDİ-HARAM

2/237/Sana haram olan ayı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: 'Onda savaşmak büyük (bir günahtır). Ancak Allah katında, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır.

Mescidi- Haram: Hazreti İbrahim'in tevhit akidesini yerleştirdiği Müslüman olanların tek bir ümmet ve tek bir şeriat içerisinde birleştirdiği kabe ve çevresine verilmiş bir isimdir.

Mescidi-Aksa:Yahudi ve Hristiyanların Hakimiyet kurduğu Medine ve evresine verilen bir isimdir.

Şimdi ayetin murad  ettiği manayı yakalamaya çalışalım. Bilindiği gibi Allah resulü, On üç yıl gibi bir zaman dilimi içerisinde Mekke'de yakınlarına ve çevresine Allah'tan almış olduğu vahiyleri tebliğ etmiş, Fakat on üç yıl gibi bir zamanda kendisine iman eden on on beş kişiyi geçmemiş. Müşriklerin önde gelenleri Peygamber ve iman edenlere  ellerinden gelen işkence ve zulmü yapmışlardır.

Nihayet  Peygamberi öldürmek için, Tasa kurarlarken Allahtan peygamber için hicret emri gelmiştir.

9/40-Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: 'Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir.' Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

gelmiştir. Rivayete dayalı olan bir haber olsa da Peygamber Ebu Eekir ile birlikte Kimsenin görmediği bir zamanda Mekke'den çıkarak bir mağarada belirli bir müddet gizlenmişlerdir. Daha sonra, Bütün peygamberlerde olduğu gibi bulunmuş oldukları kavimden hicret etmeleri  gerçekleştirmişlerdir.
Nihayet yanında  Bulunan kişi ile birlikte Mekke'ye çileli bir yolculuktan sonra Kendilerini bekleyen ve şölenle karşılayan  Ensar bulunmaktaydı.

9/100-Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.

Mekke'de kafir  ve müşriklerin, Zulüm ve işkencelerine dayanamayıp hicret ederek edinceye gelen Müslümanlara muhacir. Medine'nin yerli Müslümanlarına da Ensar denir.

59/9-Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar felah (kurtuluş) bulanlardır.

Şimdi İsra suresinin birinci ayetinde Allah'ın bir kısım ayetlerini göstermek için  göstermiş olduğu ayetler neymiş onları maddeler halinde sırlamaya çalışalım.


1-Mescidi haramdan çevresini bereketlendirdiği mescidi aksa Medine'dir. Gece yolculuğu da  Mekke'den Medine'ye hicretin adıdır.
2-Medine'de  Müslüman olanlar güç ve iktidar olmuşlar  ve her Müslüman olan   sıkıntı işkence zulümden kurtularak esenlik içerisinde olmuşlardır.

3- On yıllık kısa bir dönem içerisinde savaşın barışın nasıl yapılacağı  Bir vahyin gözetiminde nasıl yapılacağı bizzat peygamber de içlerinde olduğu halde nasıl yapılacağı bizzat pratiğe yansıtılarak yaşanmıştır.

4-2/143-Böylece biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta (vasat) bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırdetmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.

5- Müslüman olanlar, Kendilerini yerinden yurdundan sürdükleri yere tekrar geri gelerek Bütün dünya müşrik ve kafirlere Allah resulü  veda haccını yaparak onlara ültimatom vermiştir. 

Ey kafirler. Dünya üzerinde gezin dolaşın  inkarınız sizin olsun. Ne zaman bu inkarınızı küfrünüzü mazlum olanlara daha önce yaptığınız gibi uygulamaya kalkarsanız sizi yerin dibine geçiririm. Edebinizle terbiyeniz-le durun. diyerek kafir olanlara korku salmıştır.

6- Fil suresinde Kafir ve müşriklerin ebabil kuşları ile yenik ekin halin düşürdüğünün anlamı ümmi toplum içerisinde Müslüman olanların güç ve iktidar sahibi olarak onların sesini kesmesi  ellerini kurutması bu anlamdadır.

7- Medine'de Müslüman olanlar bir devlet olmuş Allah'ın hukuku bizzat uygulanmıştır.  Haksız olarak adam öldürenlere kısas uygulanmış Zina edenlere  kuranda verilmesi gereken ceza ne ise uygulanmış Hırsızlık yapanların cezası ne ise uygulanmış aç olanlar doyurulmuş zulme uğrayanlar zalimin elinden zulmü bertaraf edilmiş Yahudilerden Hristiyanlardan Ümmiler den Sabi ilerden  goraf goraf Müslüman olmuşlar ve aralarındaki düşmanlık kardeşliğe dönüşmüştür.

Daha  maddeleri çoğaltabiliriz. İşte Allah'ın gösterdiği ayetler bunlardır. Şah damarından  Yakın olan, üç kişinin dördüncüsü Allah olan, Allah'ı yedinci kat semalarda arayıp, namaz emri verildi anlayışı ile Ölmüş olan  Bir Musa peygambere tekmil vererek Allah ile pazarlık yaparak din oluşturmak kadar  gülünç bir şey olabilir mi?

Doğrularım  Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN -ANAMUR.












































KUR’ANDA GEÇEN ASHAB-I KEHF OLAYI!






RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Halk Arasında Ashab-ı kehf ile ilgili uydurma olan, evrenin yasalarını delip geçen, bir anlayış olarak, üç yüz dokuz sene, mağarada uyuyup sonra uyanan Gençlerden bahsedilir.

Dünya hayatında insanların yaşayabileceği maksimum, ve minimum bir ömür vardır. Eğer bu ömür sınırlarını dışarı çıkarak bir din anlayışı oluşturulursa, bu devamlı bahsedip durduğumuz fıtrat dinini Hanif dinini, İbrahim Dinini kökünden parçalayıp söküp atar. Kuran gibi eğer Allah’tan orijinalliği bozulmamış bu güne kadar korunarak gelen bir kitap olmasaydı, İslam diye anlatılan dinin Tevrat ve İncil'deki Yahudi ve Hristiyan dinlerinden farkı kalmayacaktı.


72/99- "Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur."

Kuran gibi bir hakikat belge ayet delil burhan ortaya çıkınca artık uydurma olan bütün sözleri delip parçalayıp yok ediyor. Ama Kuran'ı sahiplenenler olursa,Şimdi batılın üzerine hakkı fırlatılıp da onu kökünden darmadağın, param parça eden, Kur’an dan Ashab-ı Kehf olayını dinleyelim.


18/9- Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?

18/10- O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: "Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).

18/11- Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik).

18/12- Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık

Burada Kuran'dan kehf suresinden dört tane ayet naklettik Kuran'daki ayetlerin yorumunu düzgün bir şekilde yapabilmek için, Hem kendisinden önce hem de kendisinden sonra gelen ayetlerle bağlantılı olduğunu iyi bilmek, ve aynı zamanda  Kuran Bütünlüğüne ilme, akıla pratik hayata uygun olmasına dikkat etmek lazımdır.

Kur’an Burada Son Peygamber Hz Muhammed'e Geçmiş Kavimlerden iman edenlerin başına gelen Kıssalardan örnekler vererek, Dünya hayatında bir Müslüman olarak başına gelebilecekleri anlatarak bilgilendirmektedir. Ashab'ı Kehf ile ilgili ayetlere gitmeden önce gelen ayetlere, bir göz atarak olayın daha düzgün anlaşılmasını sağlamaya çalışalım.

18/6- Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa Sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?

18/7- Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.

18/8- Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.

Yine kıssaya başlarken,Dokuzuncu ayeti tekrar ederek başlayalım.

18/9” Sen Yoksa kehf ve rakim ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın.”

Önce şunu iyi bilmek Lâzımdır ki Her avantajın bir dezavantajı her inişin bir yokuşu, Her Sıkıntının ardından da bir rahatlık vardır.Allah Dünya hayatında insanları imtihana tabi tutmaktadır. Bu imtihanı başarıyla kazananlar zorlu ve engebeli yolu aşarak cennete gidecekler, o sarp yokuşa göğüs geremeyip nefsinin tutkularına yenik düşenler ise cehenneme gideceklerdir.

Bazı ulamaların söylediği gibi İnsanlar inandım iman ettim diyerek Allah’ın Emirlerini pratik hayata dönüştürmeden cezası miktarınca cehennemde yandıktan sonra cennete gideceği inancı doğru değildir. İşte Dünya hayatında insanlar iman ettik dedikleri zaman Allah Onları Mutlaka denemeye tabi tutacaktır. 

Yeri gelecek karşısına bir ekmek bulamamış adam çıkaracak. ekmek verip vermeyeceğini deneyecek. Yeri gelecek. Annesi babası bakıma muhtaç kalacak ona bakıp bakmayacağını deneyecek, yeri gelecek üzerine savaş yazılacak savaşa katılıp katılmayacağını deneyecek vs. İşte kimin hangi safta yer aldığı belli olmadıkça ölmeyeceklerdir.Tabi ki buna çocuklar, deliler, bunaklar yaşları ne olursa olsunlar katılmayacaklardır.


Yeri gelmişken onu burada izah etmeye çalışayım Allah İnsanlara Mükafat ve ceza verirken imtihan ettikten sonra notunu verecektir imtihana tabi tutulmamış birinin Mükafat ve ceza alması Allah'ın sünnetine uygun değildir.

18/80”"Çocuğa gelince, onun anne ve babası mümin kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."

18/81- Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik

Bu Ayetler şu ayetin yorumu idi.

18/74”Böylece ikisi ( yine )" yola koyuldular.Nitekim bir çocukla karşılaştılar.O hemen tutup onu öldürüverdi (Musa) dedi ki Bir cana karşılık olmaksızın.Tertemiz bir canı mı öldürdün.? Andolsun sen kötü bir iş yaptın.

İşte Kur’an bir meseleyi anlatırken, Böyle edebi bir sanatla anlatmıştır. Eğer Olayları mecazi bir anlatım tarzıyla değil de gerçek anlatım tarzıyla anlamış olursak İçinde bir çok çelişkiler ortaya çıkardı. Bir defa Hz Musa'nın sığındığı kul Allah’ın Katından bir kuldur. Burada onun ayrı bir özelliği vardır. 

Peygamber olacak kişinin peşine düşüp de sığındığı bir kul, Nasıl bir kuldur? onu anlamak lazımdır. Eğer Bu kul peygamberliğe aday olan bir kişiye yol gösterecek kadar ileri bir seviyede  ki, Musa her itiraz edişinde karşı çıkmaktadır. Kul günahsız bir çocuğu öldürüyor. Musa itiraz edince verdiği cevap "olayın iç yüzünü kavrayamadığın bir şeyi kavrayıp kabul edemezsin" diyor. Bu kıssada işin doğrusu Musa'nın bir hayat yolculuğundan bahsediyor. Sığındığı kul da hayatın kendisidir. Yani hayatta başa gelmiş ve gelebilecek bütün  olayların hepsidir.

Burada Kuran Hayatta günahsız olan çocukların ölümünün hikmetlerini izah ederken Dünyaya gelme ve gelmeme arasında netice olarak hiçbir şey değişmediğini, Onlar dünya hayatında eğer uzun bir müddet Hayat yaşamış olsalardı, ve deneme sürecinden geçselerdi, İnkar edenlerin onun üzerine baskı ve zulüm uygulayarak Onun küfre gitmesine vesile olabilecekti. Böylece cehennem onun için bir yatak olacaktı. İşte çocuğun öldürülmesinin, Veya ölmesinin yorumunu yapan o bahsettiğimiz iki ayet cehenneme gitmektense. Toprak olmasını daha uygun anlamında kullanıyor.


Yoksa Onun Annesi babası mümin kimselerdi ifadesini kullanırken mecazi anlamında kullanmıştır.Değilse Hep ölen çocukların annesi babası mümin olması lazım ki Kafir olanların çocuğu ölmemesi gerekirdi.

Öyleyse ölen çocuklar cennete gidecek Anlayışı Kuran'a uygun değildir. Onlar erginlik çağına ermeden öldükleri için sevap ve günahları da yoktur. O zaman kâfir olanların Cehennem azabını gördükleri zaman ah keşke toprak olsaydım demeden, onlar toprak olmuşlardır. Bu daha iyi değil mi?

İşte Allah resul’üne Allah inkar edenlerin verilen davete karşı inkar edip baş kaldırmalarından dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirerek, üzülme! Çünkü Dünya hayatını onlara çok aldatıcı ve çekici kıldık. Onların yaratılışında doğruya ve yanlışa gidebilme eğilimi vardır. İnsanların yaratılışı böyle, Eğer Allah isteseydi İnsanların hepsini hidayete gidecek eğiliminde yaratırdı. Hepsi Müslüman olurdu. Ama ben onları denemeden geçirmek için böyle yarattım.

Burada konunun bir meseleyi izah etmek için dışına çıktık Şimdi tekrar konumuza dönelim. Allah resûlüne geçmiş kavimlerden Ashab- kehf ten örnekler vermeye başlayıp o kıssayı anlatıyor.

 Yine kıssaya dönecek olursak,

18/9” Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın.

Aslında Her Toplum, Bütün toplumların, özelliklerinden, her insan, bütün insanların özelliklerinden, her damla kan da bir insandaki, bütün özelliklerini taşıdığı gibi, taşır.

Önce insan ben Müslümanım dediği zaman, O konuda dik duruşunu kararlılığını gösterdiğinde, başına geleceklere katlanması gerekir. Zaten bunlara katlandığında sabır ve kanaat gösterdiğinde, Arkasından, Ödediği bedelden daha çok mükafat olarak geriye dönecektir.

111- Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddır. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.

İşte dünya hayatında batılla mücadele ederken, dik duruşunu gösterirken başına en büyük gelecek olan bela ölümdür. Dünyayı kaybetmektir. Karşılığında bir cennet vardır. Dünya bir an ahiret ise ebedidir. Akılını Kullanabilen herkesin seçenekli olay karşısında iyilerden mutlaka daha çok iyiyi, kötülerden mutlaka birini tercih yapacaksa daha az kötüyü seçmesi gerekir. Burada akıllı olan cenneti seçmesi lazımdır.

Cennete gitmek ben inandım iman ettim demeyle hemen kazanılacak olan bir yer değildir. Bir de bunun denenmesi vardır.

29/2”İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan -ayırt etmeden cennete bırakılacaklarını mı sandılar.

142- Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip ayırt etmeden, gireceğinizi mi sandınız?

Ben Müslüman'ım diyen Veya Allah’ın elçi olarak gönderdiği her peygamber, dövülmüşler,alay edilmişler, sürülmüşler ya  da öldürülmüşlerdir. Allah’ın Yanında olduğunu ilan ettikten sonra Yapmak ve yamamakla, yemek ve yememekle, yükümlü olduğu görevler vardır. İşte onu şu ayet nasıl izah ediyor?

2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru bunlardır.

İşte bunları pratik hayata uyguladığın zaman, insanın öz yapısında var olan takvanın ve fıskın yansımasından bir toplum meydana geliyor. Bir tarafta hayır işleyen, bir tarafta hayrı engelleyen, Bir başka deyişle, Müslüman ve Müslüman olmayan. İnsanlar ortaya çıkmaktadır.

İşte Allah resulüne Ashab-ı kehf olayını anlatarak bu olayların senin de başına gelebileceğini Bu Allah’ın bir sünneti olduğunu İzah ederek kedisine verilen görevi ve sorumluluğu hatırlatıyor ve şöyle buyuruyor.

2/214-Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.

Allah’ın gönderdiği peygamberler ve müminler için dünyada rahatça yaşamalarını sağlayan Allah’ın özel bir mucizesi yoktur. Eşyanın yapısı ile kim gerekli diyalogu (inansın veya inanmasın) kim gerektiği şekilde kurarsa dünyada güç ve iktidar onundur. Allah hiçbir zaman kafir ve Müslüman ayrımı yapmadan çalıştığının karşılığını tastamam verir.

17/18: Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.

17/19- Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.

Bu genel bilgilerden sonra Ashab-ı kehf ile ilgili ayetleri özetleyerek bir giriş yapmaya çalışalım birkaç tane genç Allah’ın dinini yaşamaya başladıkları zaman başta önde gelenler olmak üzere firavun örneğinde olduğu gibi, engellemeye çalışılıyorlar. Kralları onları cezalandırmak için harekete geçiyor. Onlar da krala karşı koyacak kendilerinde gücü göremeyince genelde peygamberlerin hicret ettiği gibi bunlarda hicret ediyorlar. 

Uzun bir müddet başka toplulukların içerisinde yaşadıkları halde kendi din ve yaşam biçimlerini kendi bulunmuş oldukları topluluklara anlatamıyorlar. ve anlatmaktan çekiniyorlar. Bu süre içerisinde Allah Kuran'da onların durumunu anlatırken kendi dinlerini dışarıya anlatamadıklarından dolayı bulunmuş olduğu konumları “Mağara” ifadesiyle izah etmiştir. Dinlerini açığa çıkarmamalarını  da uyku ile izah ederek bize anlatmıştır.

Uyku yarı bir ölümdür, ölüm ise gerçek anlamda dünya hayatının bitişidir. Ama burada onların kendi dinlerini açığa çıkaramama olayına “yarı ölüm” ifadesiyle yumuşak bir anlatım yapmıştır. eğer onlar vahye karşı duyarsız bir şekilde olsaydı Kuran buna ölü ifadesini kullanırdı. Bazılarının söylediğine göre üç yüz dokuz sene bu hal devam etmiştir.daha sonrada Allah onları uyandırdı anlayışı bize hikaye ve masal olarak anlatılıp durmuştur.

Ashab-ı kehfin uykudan uyanıp Allah’ın dinini anlatırken halkın kendi dinlerini sorgulamaya açtıklarını Ashab-ı kehf yanında olanlar ve ona muhalefet edenler olmak üzere ikiye ayrıldığını Kur’an bize sanatsal bir üslupla anlatmıştır. İşte bu sanatsal üslupla çok uzun anlatılması gereken olayı  kısaca özetlemiştir.
Şimdi Ashab-ı kehf ile ilgili olan kıssayı Kuran'dan kaldığımız yerden anlatmaya devam edelim.

18/13: Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.

Allah Kuran'da geçmiş kavimlerden biri olan Ashab-ı kehfin başına gelen olayı bir kıssa olarak anlatmaktadır. Onların yaşam biçimlerindeki örnekliği, onlardaki sabrı, onlardaki imanı ve kararlılığı, her çeşit gösterdikleri zulüm ve işkencelere rağmen dik duruşlarını bize örneklendiriyor.

18/14: Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız."

İnsanların öz yapısında var olan, fısk fücurun ve takva kavgası gibi, insanlar arsındaki din ve yaşam kavgası insanoğlunun varoluşuyla beraber devam edip gelmiştir. Eşyanın yapısına baktığımız zaman buzu ortaya attığımızda,hemen bir hareket başlar. Buz soğukluk verir. hava da buza sıcaklık verir. Bu hareketlik o ortamdaki sıcaklık soğukluk farklılığı dengeleyene kadar devam eder. 

Aynen onun gibi batıl bir toplum içerisine hak girmezse o toplum o hallerini devam ettirir durur. Ama topluma hak girdiği zaman buz misalinde olduğu gibi toplumda alışveriş başlar. Bir taraftan Allah’ın gönderdiği vahyin kontrolünde iman eden ve salih amel işleyen toplum. diğer taraftan, Allah’ın gönderdiği vahiy toplumunu hazmedemeyip şeytanın yolunda toplum. Bunlar birbirlerine karşı ateşle barut gibidirler. Her an patlamaya hazır bir bomba gibidirler. 

Burada şunu izah etmeden geçemeyeceğim. İman etmeyenler şeytanın taraftarlarıdır. Bunları kuran iki kısma birincisi Rabbim Allahtır diyenleri yerinden yurdundan sürmeyen onların din ve yaşam biçimlerine karışmayan inkar edenler, diğeri ise, yerinden yurdunda sürüp ve bir birlerine destek olarak onlara zulüm ve işkence edenlerdir.  

Allah hiçbir zaman kendi dininde kimseye saldırmadan yaşayan gayri Müslimlere kesinlikle saldırmayanlara savaş yapmayı emretmemiştir. İşte Müslümanın asıl hedefi kendilerine din konusunda savaşmayanlar değil, kendilerine din konusunda birbirlerine destek olarak saldıranlardır. Bunlara birer ayetle örnek vermeye çalışalım.

60/8: Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.

60/9- Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir.

İslam: Allah’ın yeryüzünde inanıp teslim olanların nerede nasıl davranacağının yolunu yöntemini gösteren, Allah tarafından projelendirilmiş bir dinin bir yaşam tarzının  adıdır.Aslında fıtratını düşünen ve vicdanından gelen sesi dinleyen herkes o dini bulduğu zaman kabullenir ve teslim olur. Bilmeyenler ancak düşman olurlar. Yine burada İslam’ın asıl amacı eğer inananlar güç ve iktidar olurlarsa, ayrı ayrı dinlerdeki insanların dinlerini kendilerine vererek herkesin dinini kendi özgür iradesi ile yaşamasına zemin hazırlamaktır. 


Eğer başka dinden olalar,  başka bir dinden olanlara kendi dinlerini zulüm ve işkence olarak kullanırsa zalimin zulmü mazlum olanların üzerinden kaldırılarak, kendi dinlerini serbestçe yaşaması temin edilir. Rabbim Allah’tır diyen her Müslüman da kendi dinini kimse müdahale etmeden istediği gibi yaşama hakkına sahip olması gerekir. Ama beşeri sistemlerde olgun ve hoşgörü yoktur. her sistem kendi bulunmuş olduğu toplumları kendi Dinlerine uymadığı sürece onlara yaşama hakkı vermezler.


Bilindiği gibi Beşeri sistemlerden en önde gelenleri kominizim ve Kapitalizim dir. Kominizim de her şey maddedir onlar için Allah peygamber öte dünya diye bir şey yoktur. ilahları yol göstericileri sadece akıldır. Mal mülk hürriyetleri yoktur. her şey devletindir. Eşitlik( ne kadar eşitlikse ) ilkesinden hareketle Devlet yiyeceğini içeceğini giyeceğini verir. Onları köle gibi çalıştırır. Mal kazanma hürriyeti olmayınca Rekabet anlayışı da gelişmemiştir. Bu sebeple başarısız ekonomi tablosu ortaya çıkınca Rusya örneğinde olduğu gibi iflas ederek çökmüştür.


Diğer Önde gelen beşeri sistemlerden biride Kapitalizimdir. Kapitalizim de Aşırı bir mal serbestliği vardır. Rekabet alabildiğine gelişmiştir. Fakat fakirler ve yoksullar ihmal edilerek Herkes kedi kesesini düşünmüş, ben kazanayım ben yiyeyim , alta kalanın canı çıksın zihniyeti hakim olmuştur. Bu Da toplumda aşırı bir sınıf farklılığı oluşturmuş, Bir taraftan çöp bidonlarında ekmek deşeleyip karnını doyurmaya çalışanlar oluşurken, bir taraftan da yatları uçakları son model arabalarıyla övünen bir sınıf Ortaya çıkmıştır.

Bu Anlayış toplumların vahye karşı gözlerini köreltmiş kulaklarını sağırlaştırmış kalplerini de mühürleyerek Helak’ine sebep olmuştur..

İslam: İnsanları ve kainatı yaratan Allah’ın, Dünya hayatında insanlardan talip olanlarına , Kendileriyle Kendileri  arasında, kendileriyle Allah Arasında, Kedileriyle eşya arasında, ve kendileriyle insanlar arasında , nerede nasıl davranılacağını Her örnekten bir örnek vererek hiçbir eksik bırakmadan Allah’ın insanlara sunduğu bir yaşam projesi bir  Hayat tarzının adıdır.


Ben Müslümanım diyen her insan, Dünya hayatında bir rolü bir görevi olduğunu Bilincindedir. Dünyaya başı boş bir varlık Halinde yaşasın diye yaratılmadığını, Bu Dünya hayatının ardında bir de ahiret alemi olduğunu, Yaptığı her iyi veya kötü davranışlarının hesabını mutlaka ama mutlaka  verileceğini bilir ve hayata o gözle Bakar.

İnanıp iman edenlerin dünya hayatı, Tiyatro sahnesinde oynanan bir rol gibidir. Allah’ın Kişilere vermiş olduğu bu rolleri kişilerin oynayış derecesine göre ödülleri verilecektir . Bu Ödüller Bazıları dünyada bir kısmı verilecek büyük bir kısmı da ahiret alemine ertelenecektir. Onun İçin Kişilerin yaptığı her güzel davranış heba olup giden bir şey değildir.O Vaadinde mutlaka duran Allah tarafından karşılığı fazlalaştırılarak ödenecektir.

Bakınız Kominizim deki eşitlik anlayışını suistimal ederek ortaya çıkardıklarını İslam eşitliği nasıl  sağlıyor?


16/71- Allah rızkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızklarını ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?


Dünya hayatı inanlar için imtihan yeridir , İnananlar kardeştir.
Hem de tek bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir yerde olan rahatsızlık vücudun her yerinde hissedildiği gibi, İslam toplumu içerisinde olan bir ferdin rahatsızlığı toplumun bütününü de rahatsız eder.Karşılıklı etkileşim başlar. Aynen buz parçasında olduğu gibidir. Alış veriş başlar fertteki rahatsızlık giderilinceye kadar devam eder.

İslam Toplumlarında da, Aslında buz olayında olduğu gibi Zengin olanların fakir olanlara kendi mallarından Zekat ve infak ederek fakir olanlara aktarırlar. toplum arasında  toplumu rahatsız edecek kadar zenginlik ve fakirlik farklılığı kalmaz.

2/272- Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir.

2/215- Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir."

2/219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;

2/261- Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir.

2/262- Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

2/264- Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez(elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez.

2/265- Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki, ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir.

2/267- Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.

2/270- Her neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.

2/271- Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

2/273- (Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

2/274- Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

3/92- Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.
3/134- Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.

4/38- Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o.

4/39- Allah'a ve ahiret gününe inanarak Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir.

9/53- De ki: "İsteyerek veya istemeyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir. Çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz."

9/54- İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.

Bu İnfak ile ilgili ayetlerden sonra Ben Müslümanım Diyen herkesin Dünyada Allah’ın ona yüklemiş olduğu görev ve sorumluluk Rol bakımından hiç önemli değildir. Önemli olanı O Allah’ın vermiş olduğu görev ve sorumluluğu en güzel şekilde yaparak Allah’ın rızasını kazanabilmektir.

Aslında yaratılış gayesinin sırrına vakıf olan insanlar, Hangi rolde ve görevde olması pek önemli değildir. Zengin olursa ihtiyaç sahiplerinin üzerindeki yükü hafifletecek.Fakir olursa da sabır ve yokluk çekecek, Ama ne kadar? dünyada durduğu kadardır. Bunun gibi Diğer hangi konularda olursa olsun Sağlıklı olanlar hastalara sağlam olanlar sakatlara barınanlar barınmaya muhtaç olanlara.güçlüler zayıf olanlarla devamlı El uzatıp uzatmamakla denendiğini bilmelidirler.

9/91” Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

9/92- Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.

9/93- Yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savaşa çıkmamak için) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birlikte olmayı seçerler. Allah, onların kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onlar, bilmezler.

Görüldüğü gibi hangi konumda bulunursan bulun, hiç önemli değildir. önemli olan, Bulunmuş olduğun konumda yapabileceğinin en mükemmelini yaparak Allah’a Teslim olmaktır.

Yine Ashab-ı kehf ile ilgili kıssamıza dönerek devam edelim.

18/15. "Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?"

İnsanlar yaratılırken sen bizim rabbimizsin diye söz vermişlerdi Fakat Dünya hayatı çekiçi ve süslü gelince o vermiş oldukları sözden vaz geçtiler

7/172 Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

Allah'ı Rab Edinmek, Dünya yaşamını Allah'ın koyduğu vahiylerle anlamlaştırmak demektir.  Hayatı Onun adına okumak onun adına yaşamak onun adına ibadet etmektir. Allah'ı Bilmek veya Allah’ın varlığını kabullenmek bir şey ifade etmiyor. Asıl önemli olanı Allah’ın rabliğini kabullenmek bir anlam taşıyor.

  
Doğru olanı da o değimli? Yerleri ve gökleri yaratan Ve Kâinattaki bütün varlıkları insanoğlunun emrine veren, Onlara ikramda bulunan, ellerini ayaklarını gözlerini aklını düşünmeyi veren, Bir Yaratıcı varken Onun yarattıklarından her hangi birine aynı sevgiyi ve ihtiramı göstermek haksızlık olur. Allah kendisine ortak koşulmasını istemez.Şirk Koşanı bağışlamaz da!


39/29 Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar”

Düşünüldüğü zaman toplumumuz içindeki insanlar öyle değil mi? Hem Allah’a İnandıklarını Söylerler hem de Allah ile beraber başka ilahlara ibadet ve kulluğu sürdürürler. Allah’ın Koyduğu haram ve helâller ölçüsünde yaşamazlar..

Evet Allah dünya hayatında kendi sofrasına Oturan insanlara neyin helal neyin haram, Neyin günah neyin sevap, Neyin iyi neyin kötü olduğunu, Orijinalliği bu güne kadar bozulmamış ve kıyametin sonuna kadar da bozulmayacak.olan Kuran'la Her Örnekten vererek  bizlere yeterli bilgileri vermiştir.

İşte Bunu Hayatına rehber edinenlerin İlahı Allahtır. Yoksa Nefsini abisini, şeyhini mezhebini, meşrebini karısını kocasını kızını çocuğunu Toplumunu evlerini ilah edinenlerin, ilahı değildir. İnsanlar her hangi bir konuda Eğer bir iş yapacakları zaman, Nerede nasıl yapılacağını Allah’ın Kitabına göre değil de kedi akıllarına göre yapıyorlarsa. Onların ilahı Allah değil de kedi akılları dır.


Bakınız Kuran'ın ilk Ayeti!

96/1” Yaradan rabbinin adıyla oku” 

İfadesini kullanarak, İnsanları yaratıklara tapmaktan uzaklaştırıp, Küçük küçük dünyalık menfaatler uğruna taptıkları ilahları devirerek. Beyinlerde ve vijdanlarda silinmez bir yankı uyandıran 

96/3” Oku Rabbin en büyük kerem sahibidir. 

Ayetini göndererek asıl yönelinmesi gerekenin Allah olduğunu söylüyor. Gerçek olan da o değil mi?  Adam bir araba icat ediyor,araba onu bir yerden bir yere alıp götürdüğü zaman teşekkür Arabaya değil de arabayı yapana yapılması gerekiyorsa, Onun da ötesinde O arabayı icat edeni de yaratan. Ona icat edebilme becerisini veren Allah’a olması gerekmez mi?

İşte Hz İbrahim kavminde olduğu gibi Bize Allah'ın küçük küçük vesileler kıldığı ( Bize faydası oldu diye) Aracıları ilah edinmekten, Kendimizi uzaklaştırarak, Gerçek ilahı bularak sevgimizi ibadetimizi Kıvamımızı bel büküşümüzü secdemiz i ona yapalım. Gerçek din gerçek  doğru yol, Allah’ın yoludur.

18/16- (İçlerinden biri demişti ki:) "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın.

Daha öncede bahsettiğim gibi, Allah’ın dinine girdiğin zaman bir risk göze alıyorsun demektir. Bu Risk en son çare olarak ölümü göze alma riskidir. Dünya hayatın da da öyle değil mi? Risk büyüdükçe kazanma şansı artar risk küçüldükçe de kazanma şansı  da o oranda azalır.

Kumar oynayan birini düşünün ortaya koydukları meblağ kadar risk taşırlar. Büyük koyarlarsa büyük kazanır veya kaybederler Küçük Koyarlarsa küçük kazanırlar veya kaybederler.Yapılan her iyi veya kötü davranışın bir bedeli vardır.

Genellemesini düşündüğümüz zaman Dünya hayatındaki ceza Konulan kurallara uymama cezasıdır. Örneklendirecek olursak, Trafik kurallarına uymadığında kırmızı ışıkta geçerse,çarpışır, bedeli darp veya ölümdür. İçki yasağına uymaz ise vücudunu harap eder. Sosyal toplum içerisinde toplumun kurallarına uymaz bedeli kınama ve hapis cezasıdır. Ama Ahiret hayatındaki cezası ebedi cehennemdir.

Rahmanın yolunda İlerleyenler başına bu davadan dolayı gelen her bela ve nusubet her, acı her sıkıntı stres ona bedel olarak ahiret aleminde cennet olarak geri katlanarak geri dönecektir. Bu Bir taşla iki kuş vurmak gibidir. Güzel davranışlar yapmakla o kişiyi hem cehennemden kurtarıyor hem de cennet gibi bir ödüle sahip oluyor.

2/243 Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez.

Bize örnek olan topluğun hayat hikayesinin temeli Mekke'de atılmıştı. O vermiş oldukları ahide bağlı kalarak sadakat göstermeleri ve ölümü göze alan o Kuran'ın bahsettiği erkek adamlar olmasaydı, Allah bu dini kemale erdirip tamamlamazdı. Yani ahdinde durarak sadakat gösteren erkek adamlar türeyince ye kadar peygamberlik hayatı devam edip giderdi.

Allah o Müslüman topluluğa ölümü göze alarak, Allah'ın dinini yaşama ve tebliğ etme karşılığında Allah onlara hem dünya hayatında güzellik veriyor. Hem de ahiret hayatında güzellik veriyor.

9/52” 52- De ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyeduran, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenlerdeniz.

Yine bu açıklamalardan sonra konumuza dönecek olursak Ashab-ı kehf’in Mallarını mülklerini yurtlarını terk ederek, Yaşadıkları hayat o kadar acılı ve zorlu geçtiği halde Kuran bunu sanatsal bir üslupla dar bir çerçeveyle özetleyerek mağara tabirini Kullanıyor.

18/17- (Onlara baktığında) Görürsün ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın.

Allah evrene bir yasa koymuştur. Bazı dönemler bolluk ve bereketlerle ortalık şenlenir. Bazı dönemlerde de ortalığı kıtlık ve yokluk sarar. İman edenler bu yokluk zamanında sabrederek Allah’a olan kulluklarından ödün vermeden Hayatlarını sürdürürken Bolluk zamanlarında da kibir ve gurur onları etkilemeden Allah’ın Kendilerine verdikleri nimetlerden sadaka ve infaklarını vererek hayatlarını sürdürürler. 

Çünkü Onlar Allah'tan gelene sevinmezler , gidene de üzülmezler Onlar bir şeyi neticesinin hayır mı şer mi olduğunu bilmezler sadece Onlar,” Biz ona inandık tümü rabbimizin katındadır derler.”  Ve Teslim olurlar.

İman ve sabır etmeyenler için dünya hayatı, başlarına gelen nusubetlere karşı onları ümitsizliğe sevk eder  O karabulut sandığı şey beklide onun için bir hayır olduğunu bilmez beklide onu intihara kadar sürükler. Ona bu hayatın olumsuzlukları ona bir yük gibi gelir.

2/143- Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.

18/18” 18- Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.

Onlar Öyle acı ve sıkıntı içinde bir hayat yaşıyorlardı ki.İblisten gelen sesi tamamen susturmuşlar takva sesini kendilerine hakim kılarak Kararlı ve dik duruşlarını taviz vermeden, yanlışlıklara boyun eğmeden,Hayatlarını sürdürüp gidiyorlardı, Onların bu yaşayışı her insanın yapabileceği bir şey değildir. Eğer sen öyle bir ortamda bulunmuş olsaydın buna tahammül edemezdin öyle bir sorumluluk altına giremezsin. 

Ve oradan kaçar giderdin. Uyanık sanırsın ifadesiyle de Kuran’ın değişik yerlerinde,”Ölümün benzeri gösterildi,” “Ruhumuzu gönderdik o da düzgün beşer kılığında görüldü “ ifadeleriyle Gözlerin gördüğü dünyalık görünümünün arkasındaki sırrı sanatsal bir üslûpla bize anlatıyor. Onlar gerçek dünya gözüyle bakanlar için uyanık yaşıyorlar.

18/19” Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.

Daha öncede belirttiğim gibi uyku kelimesi. Burada  iman cevherlerini dışa vurmadan yaşadıkları bir kesiti bize aktarmaktadır. yıllarca müşrik toplum içeresinde yaşadıkları Bir hayatın tebliğ edilmeden İçlerde gizlendiği bir dönemdir. Ne zaman o vahiy hayatı dışarıya çıktı o zaman o diriltilmiş oluyor . Tohumun Toprak altından patlayarak yeryüzüne çıkışı gibi. Dirilme oluyor o tohum yer yüzüne çıkmadan önce ölü idi Yer yüzüne çıkınca dirilip, hayat canlı bir şekilde devam etmeye başlıyor.
Kıyamet günündeki olacak olan hadiseyi sanki hemen Olmuş gibi sanat yaparak anlatmıştır.


30/55- Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevreliyorlardı.

Allah’ın Dini Toplumda anlatıldığı zaman Kabul etmezler. Her İnsanın Kendisine ait bir dini Vardır. Kendi dinine uymayan bütün dinler onun yanında yanlıştır. Küfür ve müşrik toplumlarda kendi ilahına öyle bağlı olanlar var ki Onun Yanında başka dinlerde olanlara hayat hakkı bile tanımazlar. Allah Onları çok iyi tanıdığı için Onların hakkında bilgi edinmeden kendizi bildirmeyin. Yoksa sizin Müslüman olduğunuzu bilirlerse sizi sezerlerse sizi barındırmazlar veya sizi kendi dinlerine çevirirler.

18/20- "Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız.

Eşyanın yapısında hiçbir zaman çelişki yoktur Doktora Bir Hasta gelse, onu tanımadan o hastalığı teşhis etmeden karar verse ilacını da yazsa doğru bir iş yapmış olur mu? Elbette olmaz çünkü önce hastayı bir muayene edip kan tahlilini yaparak nerde nesi var araştırdıktan sonra bir bulguya varıp karara varması gerekir.

İnsanlar da aynen öyledir Bakınız Allah Burada davranış metodunu da insanlara yaklaşırken nasıl olacağını tarif ediyor.

“Oldukça nazik davransın sakın sizi kimseye sezdirmesin”

18/21- Böylece, Allah'ın vaadinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir." Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler.

İman etmiş ve kendi kimliklerini ve dik duruşlarını göstermiş olan o gençler Her ne pahasına olursa olsun toplumda kendi Dinlerini tartışmaya açacak bir imkanı bulup ses getirmişlerdir. Allah Her Topluma bir elçi göndererek Bir Kıyamet gününün olacağını , İnsanlar öldükten sonra dirilip hesaba çekileceğini iyi yolda gidenlerin cennetle mükafatlandırılacağını, Kötü yolda yürüyenlerin de cehennemle cezalandırılacağını mutlaka insanlara duyuruyor. Buna kulak verip duyarlı olanlar nasibini alıyor kulaklarını tıkayanlar ise dünya hayatları sağır ve kör olarak bitip gidiyor. Zaten Allah Uyarıcı göndermediğimiz kavim helak edilmez buyuruyor.


15/4- Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.

36/.6- Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin)

Kuran’ı Kerim,  Sayısı belli olmayacak kadar peygamberler ve elçiler gönderdiği halde yirmi beş tanesinin adı zikredilmiştir. diğerlerinin adı anılmamıştır. Sebebi ise Topluma anlattıkları zaman hemen öldürmüşler veya kabul görmemiştir Kuran bir kıssası olan,ve  toplumda ses getiren peygamberleri anlatmıştır. Üstelik en çok bahsedilen en çok ses getiren peygamberlerdir. Kuran'da da ses getiriş derecesi kadar yer işgal etmiştir.

İşte Ashab-ı Kehf’in Anlattığı din de toplum içinde masaya yatırılıp tartışılmaya başlanmış ki orada olaylar meydana gelmiş bu olay hem halk tarafından hem de Allah tarafından gündeme getirilmiş ki Farklı anlayış ve anlatış ortaya çıkmıştır Bakınız Kuran'ın anlattıklarıyla halktan gelen bilgiler biri birleriyle çelişkili olarak bize intikal etmiştir.

18/22- (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların dördüncüsü köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez." Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.

Bakınız Kuran burada halktan gelen bilgilerin Sağlıklı olmadığını, herkes biri birlerine uymayan çelişkiler içerisinde bir şeyler söyleyip anlattıklarını. Fakat bunların hiç birisinin doğru olmadığını Allah bildiğini bize anlatıyor. Kur’an Burada bilinmeyen şeylerin peşine düşme Elinde belge olmadan konuşmayı yasaklayarak Devam ediyor.

18/23- Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme.

18/24- Ancak: "Allah dilerse" (inşallah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir.”

İnsan Gelecek Hakkında şunu veya bunu yapacağım deme hakkına sahip değildir. Gayıbın anahtarı Allah’ın Elindedir Senin vaat ettiğin zamana kadar yaşatacak olan odur. O gerçekleştirmek istediğinin imkânlarını da verecek olan odur. öyleyse sen yöneleceksin Allah da sana o süreye kadar yaşama izni verip imkanları da önüne serdiği zaman sen ancak istediğini gerçekleştirebileceksin o zaman da Allah izin verirse inşallah demen gerekiyor, Allah izin vermezse yaprak bile kıpırdamaz.

18/25- Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar

18/26- De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz

Bakınız yıllarca asırlarca toplumların ağızlarında geveledikleri Üç yüz dokuz yıl kaldılar sözünü Kur’an değil Halk söylüyor. Halkının söylediği , bu güne kadar sanki Allah öyle söylemiş gibi bir imaj uyandırarak Bir mucize olarak anlatmışlar durmuşlardır.
“De ki ne kadar kaldıklarını Allah bilir” Sözüyle Onların görünmeze attıkları taşın yerine isabet etmediğini vurgulamaktadır."

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN -ANAMUR