15 Ağustos 2008 Cuma

KAFİR VE MÜNAFIK MÜSLÜMAN KELİMELERİNİN KURANKİ TANIMI




RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Kuran'da geçen Müslüman , münafık, ve kafir kelimelerinin, ne anlama geldiğini ayetlerle izah etmeye çalışalım.

1- Kuranda çizilen Müslüman profili!

2/2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap'tır.
2/3- Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
2/4- Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.
2/5- İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.

2- Kuran'da kafir olanların çizilen profili!

2/6- Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar.

2/7- Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır.

3- Kuran'da çizilen münafık olanların profili!


2/8- İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.

2/9- (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.

2/10- Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.

2/11- Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.

2/12- Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.

2/13- Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.

2/14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz."

2/15- (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır.

2/16- İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alış-verişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır.


Aslında münafık da kafir olduğu halde, onun açıktan açığa inkar ederek çıkmadığını, Ben de Müslümanım diyerek,içten kâfir dıştan ise menfaatleri uğruna Müslüman olduğunu göstermek isteyenlerin davranış biçimlerinin bir yansıması olarak tanımlamıştır.


Bazı alimlerin söylediği gibi imanla amel bir birinden ayrı düşünülemez. Nasıl insan portresini çizerken ve tanımlarken. Beden ve ruhu ayrı düşünemiyorsak, Müslüman ve kâfir kelimesini de tanımlarken eylem ve söylemin bütünleşmesi gerektiğini bilmemiz gerekmektedir.


Zaten tanımlama veya ad koymak onun davranış biçimi sonrasında, eyleme uygun olan bir ad konur. “ Bir örnek verecek olursak,, Müslüman kişi derken Allah’ın emirlerine uygun olarak davranış sergileyen adamdır.


Kâfir kelimesi gerçeği örten anlamındadır. Asıl özelliği Allah'tan bir peygamber geldiğini kabul etmeyen. Ahiret alemine inanmayan kitapları da reddedenlere denir. Kuran bunun bir adına da müşrik ifadesini kullanıyor. Yani bu kâinatın bir yaratıcısı olduğunu kabul ettikleri halde, insanlara yol gösterici peygamber ve kitapların olduğunu kabul etmedikleri gibi ahret hayatının olmadığı inancındadırlar. Yaşarız ölürüz torak ölür gideriz derler.


23/37” - "O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz”


Allah’a kitaplarına, peygamberlerine, ve ahiret gününe iman ettiği halde Allah’tan gelenleri Allah’tan geldiği gibi kabul etmeyen gizleyip saklayanların adı da Kuran'da Kitap ehli ifadesiyle anılıyor.

9/30”Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?


Yahudiler ve Hristiyanlar, Allah’tan bir kitap geldiğine, peygamber gönderildiğine, ve Ahret alemine inandıkları halde. Hal ve hareketleri davranış biçimleri kâfirlerin davranış biçimlerine benzediğinden dolayı onlar da Kuran'da müşrik ismiyle anılmışlardır. Bu onların peygamberleri ilahlaştırarak tapınılır hale getirmeleri onları müşrik ediyor.


Allah’ın İnsanlara peygamberler ve kitaplar aracılığı ile gönderdiği bütün dinlerin adı islâmdır. Bu dine inanıp da inancını Salih amele dönüştürenlerin ad da Müslüman’dır. Bazılarının söylediği gibi din insanların vicdanlarında hapsedilmiş bir olgu değildir. Aksine insanların kalplerinde olanın hayatlarına yansımasının adıdır.


İnsanların kalplerinde olan inancın, Hayata yansımasını Allah kitaplar ve peygamberler göndererek bir yasaya bağlamıştır. Müslümanım diyenlere ait olan bu yasa hayatının her alanını kuşatmıştır. Bireyin hem kedisi ile hem ailesi ile , hem toplumu ve devleti ile hem de diğer din mensuplarıyla nerede nasıl davranması gerektiğini kural ve prensiplere bağlamıştır.


Kişilerin Allah’ın tarif ettiği helâl ve haram ilkeleri içerisinde yaşayanların ve yaşamak isteyenleri adı Müslümandır. O Müslüman kelimesinden başka bir kelime kullanmaya hakkı yoktur.


41/33- Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir.


1- SAMİRİ İLE BERABER HALKIN VAHİY ROTASINDAN SAPMASI
20/84: “Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim."
Hz. Musa herhangi bir sebeple halkından belirli bir müddet ayrılıyor. Samiri denen insan şeytanlarından birisi halkı dünyalık zevk ve eğlencelere götürerek vahy yolundan uzaklaştırıyor.
Şunu çok iyi bilmek lazımdır ki her akıl eden ve akılbali çağına ermiş olan insan bütün dünyada ki güçler bir araya gelseler kendisi istemedikçe onu ne saptırabilirler ne de doğru yola götürebilirler. Ancak kişinin kendisinin istemesi gerekiyor. Hz Yusuf peygamberi vezirin karısını saptıramadığı gibi.
15/42: "Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur."
Görüldüğü gibi şeytan ancak kendisinin yoluna meyilli olanları saptırabiliyor. Yoksa kişilik ve kimliğinde takva yolunu seçmiş ve kararını vermiş kişileri şeytan saptıramıyor.
Kişi kendisi istemedikçe kimse onu doğru yola getiremez Hz Nuh peygamberin karısını ve oğlunu, lut peygamberin karısını doğru yola getiremediği gibi. Bunun yanında firavun karısının Müslüman olmasını engelleyemiyor. Firavun kültüründe yetişmiş olan Hz Musa da peygamber olabiliyor.
Bu örneklerden sonra kişilerin doğru bir yolu bulup o yolda yürümesi ne İslam toplumu içerisinde olması bir avantaj ne de gayri islami topluluklarda oluşu bir dezavantajdır.
Adamın önünden nehir geçse o eğilip suyu içmek istemedikçe o su ihtiyacını gideremez. Eğer o suyu içmek isterse yerin altına yüzlerce metre girerek suyu bulur ve içer. Bu kişinin yönelişine bağlıdır.
13/11: “ O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip-korumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur.”
Bu dünya hayatında Allah halife olarak yaratılan insana 2 yol ve 2 amaç göstererek nerde nasıl davranacağını da kendilerine belgelemek için bir kamera yerleştirmiştir. Kalplerinden geçenleri de dahil yapmış olduğu bütün davranış ve niyetlerinden geçenleri ahiret aleminde hesaba çekileceklerdir.
İşte o iki yoldan birinin insanı mucura doğru kaydıran şey nefsin, iblisin, dünyalık süslere karşı aşırı istek besleyerek insana baskı yapmasıdır. İnsan kendisini mucura bir kaptırdı mı onun haktan yana olan perdesi kapanarak hep yanlışları doğru yanlışları da doğru görmeye başlar. Şeytanın onları sağından, solundan, önünden, arkasından yaklaşarak saptırmasının asıl nedeni budur.
7/17: "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."
Allah ile insanlar yaratılırken bir sözleşme imzalıyorlar. Bu imzalamış oldukları sözleşmede sadece ve sadece Allah’ı rab edineceklerine dair söz vermişlerdi.
7/172: “Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.”
Bu sözleşme gönderilen peygamberler ve onlara verilen kitaplar doğrultusunda sarp yokuşa göğüs gererek bir yetimi elinden tutup barındırarak bir köleyi özgürlüğüne kavuşturarak hastalık ve sıkıntıda sabrederek bollukta ve darlıkta Allah’ın vermiş olduğu nimetlerden infak ederek helal olanlardan yiyip haram olanlardan zorunlu olmadıkça kaçınma sözleşmesidir. Allah bunun karşılığında bir cennet vaad ediyor. Ama şeytan Allah’ın vaad ettiği bu cennet vaadine pek sıcak bakmıyor.
9/42: “Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor.”
Aslında samirinin buzağı heykeli yapıp kendine bağlı olanları saptırması sembolik bir anlatımdır. İnsanları doğru yoldan alı koyan her zaman samiriler, firavunlar, nemrutlar, ebu lehepler, Ebu cehiller her zaman her yerde her an olmuştur ve olacaktır. Bu Allah’ın bir sünnetidir.
35/42: - Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir uyarıcı-korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah'a and içtiler. Ancak onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde (bu,) nefretlerinden başkasını artırmadı.
35/43- (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.
Toplum durgun sakin bir halde iken, yol yöntem nedir bilmezken, birileri çıkıp Allah’tan başka ilah yok dediği zaman, Birileri de önde gelenler muhalefet ederler. Bu insanın özünde var olan hasletin toplumlara yansımasıdır.
Şimdi Bu bilgiler ışığında,Olayları düşünecek olursak, Hz. Musa kavminin kıssasını daha iyi anlarız kanaatindeyim.
Tarih sürecini incelediğimiz zaman, Hep genelde zengin ve şımarmış toplumlar Allah’a karşı duyarlılığını kaybetmiş toplumlardır. Fakir veya zayıf toplumlar ise Bir yaratıcıya zayıf ve acizliği sebebiyle sığınma ihtiyacı hissetmişlerdir. Hz Musa Firavunun zulmüne uğrayan mustazafları kendi yanına almada başarılı olmuşlardır.
28/4” - Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.
28/”5- Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.
28/6- Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.
Görüldüğü gibi Hz. Musa peygamberin, yanına gelenler Genelde Güçten düşürülenler , mustazaflar ve ihtiyaç sahibi olan kişilerdir. Bulunmuş olduğumuz toplumlarda da öyle değil mi? Hep insanlar menfaat ve korkudan dolayı zengin ve güçlü olan ülkelerin yanında yer alıyor. Eğer Müslüman’ım diyenler, Allah’ın göstermiş olduğu yolda Dosdoğru yürüselerdi. Allah’tan başka koruyucu veli edinmeselerdi. Allah da onları küfrün karşısında yenik düşürmezdi.
İman etmek ve Salih amel işlemek doğru yolun terazisidir. Bir de imanı küfürle karıştırmadan sürekli kılmak gerekiyor. İşte Hz Musa’nın tercihine önce duyarlılık gösterenler sonra o yolu bırakıp dünyalık zevklere daldılar.
Hz Musa’nın kavimi ile gerekli diyalogu kurduktan sonra ilah olarak taptıkları ineği kestiler(ineği ilahlaştırmaktan vazgeçtiler) ve tekrar düzgün bir yola girdiler. Yine Kur’an’ın anlatım sanatı olarak kesilen ineğin bir parçası ile vurarak kendilerinin yanlış yolda yürümesini destekledikleri samiriyi vahye karşı duyarsızlaşması nedeniyle onu öldürme ifadesi ile izah ediyor. Yani hak yoldan batıl yola sapmış olan bir kişinin batıl yolda yürümesini desteklemek onu öldürmek demektir.
2/72: “Hani siz bir kişiyi öldürmüştünüz ve bu konuda birbirinize düşmüştünüz. Oysa Allah, gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı.
2/73- Bunun için de: "Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız.
Müfessirler genelde bu ayetleri tefsir ederlerken ölü olan adama kesilen ineğin bacağını vurarak ölünün mucize olarak dirildiğini söylemişlerdir. Halbuki bu Kur’an’ın şu ayetine ters düşmektedir.
21/95: “Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.”
Kur’an ölü kelimesini iki anlamda kullanmıştır. Birisi hayati fonksiyonlarını yitirmiş anlamındaki ölü işte böyle olan dünyaya ahiret hayatındaki dirilme hariç dirilerek gelmeyecektir. İkinci ölü ise vahye karşı duyarlılığını kaybetmiş anlamındadır. Bu dünyadayken zikzaklar çizerek bazen vahye karşı duyarlılığını kaybedip bazen de tekrar vahiy rotasına girebilir. İşte Allah böylelerini tarif ederken “ onların gözleri var görmez, kulakları var işitmez, kalpleri de mühürlenmiştir.” İşte ancak böyle insanlar dirilebilir. Yoksa hayati fonksiyonlarını yitirmiş olan insan dirilemez.
Samirinin dirilmesi de kendisini buzağıya taparken destekleyen halkın vahye karşı duyarlılığını tekrar kazanarak samiriden desteğini çekip onu vahye davet etmesi neticesinde onunda vahye karşı duyarlılığını kazanmasının adıdır. İnek kıssasının özü budur.
4-HARUN PEYGAMBERİN SAPAN TOPLUMUN SAPMASINI ENGELLEYEMEMESİ
“Ey Harun onların saptıklarını gördüğün zaman seni onlara müdahele etmekten alıkoyan neydi?” Hz Musa peygamberin kardeşi Harun peygambere böyle sakalından ve başından tutup “neden kavimimin sapmasını engellemedin?” sözü ve davranışı vahyin kontrolünden çıktığının göstergesidir. Çünkü hiçbir insan hiçbir insanı kendisi istemedikçe ne doğru bir yola götürebilir ne de yanlış bir yola. Peygamberlerin görevi insanları doğru yola götürmek değil sadece kendilerine verilen vahyi onlara ulaştırmaktır.
5-Hz MUSA KIZGIN BİR ŞEKİLDE GELEREK LEVHALARI BIRAKMASI
7/150: “Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)" dedi.”
İşte bütün peygamberlerde böyle yanlışlıklar oluyor. Son peygamber Hz Muhammet(sav) de ümmü mektum olayı hanımların hatırı için Allah’ın helal kıldığını kendisine haram kılması, Hz İbrahim’in babasına bağışlama dilemesi yunus peygamberin kınanması gibi.
Burada Hz Musa nın kızması ve levhaları atması vahyin kontrolünden çıkıp iblisin kontrolüne girmesidir.
7/154: Musa kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca Levhaları aldı. (Onlardan bir) Nüshasında "Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır" (yazılıydı).
Öyleyse peygamberler hata yapmaz anlayışı yanlıştır. Hata yaparlar fakat onların yapmış olduğu hataları Allah düzeltir.

SAMİRİNİN ÖNDERLĞİNDE HALKIN SAPMASI

20/95”(MUSA) ya senin amacın nedir. Ey samiri.”

20/96” Ben onların görmediklerini gördüm. Böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim.. Böylelikle nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi.

Hz. Musa (AS) kavmi inanıp kalpleri imanla tatmin bulduğu halde . Dünyanın çekici süsleri onları gerçek yoldan alıkoyuyor.

Samirinin söyledikleri aynen şeytanın söyledikleri gibi değil mi?

15/39” Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım.”

Devamlı söylediğim Allah insanları özgür bir ortamda denemek istiyor. Bilindiği gibi iki yol var ,birisi rabbani yol diğeri ise şeytani yol.Rabbani yolun yol göstericisi kılavuzu, kitaplar ve peygamberler. Şeytani yolun yol göstericisi ise samiriler kafirler zalimlerdir.

İnsan bu iki yolda gidebilecek kapasitede yaratılmıştır. İnsan kendisi istemedikçe dünyadaki bütün insanlar bir araya gelseler onu rabbani veya şeytani yola götüremezler. İllaki gideceği yolu kendisi seçmesi gerekir.

Şimdi bu iki yol nasıl bir yol onu tahlil etmeye çalışalım.

RABBANİ YOL: Allah’ın yolu demektir. Allah’ın yolunda yürümenin bir kural ve prensibi vardır. Ben Müslüman’ım demekle Müslüman olunmuyor. Müslüman'ım dediğin zaman seni bir sürü sorumluluklar beklemektedir. Önce kendi kişiliğinde mücadele vermek gerekiyor.Nefsin sana namaz kılmayı engellemek isteyecek, vesvese verecek. Sen ise .Uykuyu ,işini gücünü, bırakıp, zor durumlar hariç namazını kılacaksın. 

Nefsin kazandığın mallardan infak etmeyi vesvese vererek engelleyecek sen ise diretip dayatarak kazandığın malların belirli miktarını infak edeceksin. Yani sen Müslüman'ım dediğin zaman güzel sözler ve güzel davranışlar seni bekliyor. İşte söylemle Güzel amelin bütünleştiği zaman inanmak anlam kazanıyor. Bu Anlamda, sadece namaz kılmak da yeterli gelmiyor. Bak daha seni neler neler bekliyor.

2/177” - Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.”

Elbette rabbani yol kolay değildir. Ama neticesi insanın her istediğinin verileceği , bir cennet var, Bu uğurda gerektiği zaman malından bir kısmını gerektiği zaman hepsini bu da yetmez ise malının hepsini bu da yetmez ise gerektiği zaman canını bile vermeye hazır olmalıdırlar.

9/111 “Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.

İşte Allah kendisinin yolunda olanlarla böyle konuşup hilenin hurdanın olmayacağı bir vaade bulunuyor.

96/6 yalnızca Rabbinedir.

9- Engellemekte ola” Hayır; gerçekten insan, azar.

7- Kendini müstağni gördüğünden.

8- Şüphesiz, dönüş

96/9” Engellemekte olanı gördün mü.”

96/10” Namaz kıldığı zaman bir kulu”

Müstekbir Olanlar güç yetirebildiklerinin , kendilerine kul ve köle olmasını isterler. Fısk ve fûcur yolunda yürüyenler. Yanlışa giden yolda attıkları her adım , Onları daha çok yanlışı yapan ikinci adım izler. Bu olay tövbe etmeyen ve kedisini düzeltmeyen,kişilerde firavunlaşana kadar devam eder.

Kur’an Firavun derken,sadece Hz Musa kavmindeki firavun değil, Her asırda ve her dönemde olagelen toplumlarda olmuştur.
Kendisinin yenebileceği ve kendisinin zulmüne boyun eğmeyen bütün topluluklar. Onun için bir öldürme sebebidir.

Şeytanın yolu ve firavunlaşan insan tipleri, Hep insanın kendisinde başlamaktadır. Trafik kazasına uğramış birisini can çekişirken gördüğü halde, Onu hastaneye götürüp yardım etme duygusu iblis tarafından vesvese verilerek, engellenmek istendiği gibi Bakınız insanın canından daha önemli hiç bir şey yok aslında iblis hemen vesvese verir derki bak sen bu adamı alacaksın hastaneye götüreceksin , polisler seni sorguya çekecekler oda yemeyecek.mahkemeye çıkarılıp bir sürü başına belalar gelecek,bırak ölürse ölsün diyecek. Ve yardım etmeni engelleyecek.

9/81: “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.”

Şeytani yolda olanlar kendi ihtiyaçları olmasa ,Hiçbir ihtiyaçlı olana yardım etmeyi hoş görmezler. Yardım ettikleri zaman sanki canlarından bir parça kopmuş gibi bir his gelir.

Eğer kendi içlerinden bir insan açlıktan dolayı yaşam savaşı vererek ölürse o topluluk helâk olmuş demektir.

Şeytanın yolu derken, toplumumuza bir göz attığımız zaman, onun belirtileri hakimiyeti kendisini göstermektedir. Anne baba çocukları doğuruyor, onları yemeyip yediriyor giymeyip giydiriyor, geceleri uykularını terk ederek ne işkence ve çilelere katlanıyor. Bu da yetmiyor onları everip tahammül edilmez sıkıntılara katlanıyor.

Gün geliyor, Anne baba ihtiyarlık ve bunaklık dönemine girdiğinde, kendi kedilerinin yaşama imkânı kalmıyor. Felç oluyor , gözleri görmüyor, Mutlaka birine bağımlı olarak yaşamak zorunda kalıyor. Çocuklar küçükken nasıl kendilerine bağımlı yaşayan anne babaları onlara bakıp büyütmüşse doğru olanı anne ve babalarının güçlük döneminde de çocukların bakması bir vefa borcudur.

Bakınız Kur’an bunları bize nasıl anlatıyor.

17/23” Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.

17/24- Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge."

Gördüğünüz gibi Allah’ın koyduğu yasa bu. İnsanları böyle bir yaşam sürecinden geçiriyor. Çocukken anne ve babasına baktırıyor.veya bakma eğiliminde yaratıyor. Zaman geliyor bakıma muhtaç hale anne ve babası geliyor. Böylece insanlar her konumda denemeye tabi tutuluyor.

İşte kişilerin ister zengin ister fakir, ister topal ister kör, ister ihtiyar ister çocuk, isterse anne baba olsun. Hangi konumda olursa olsun, O Bulunmuş olduğu konumda, Bir Aktör ve aktris gibi Rollerini Allah’ın tarif ettiği şekilde yaşayarak oynamasının adı kulluktur.

Kim Allah ın göndermiş olduğu Her örnekten bir örnek verdiği ve hiçbir eksiğin bırakılmadığı, ve sadece ve sadece o Kur’an dan sorgulanacağı, itaba göre yaşarsa kurtuluşta olanlar onlardır. Bunun dışında olanlar ise şeytanın yaptığı ve şeytanın yaptırmak istediği şeylerdir.

Herkes bu ulvi göreve talip olmuyor ki, bir aile içerisinde yer yer koca bu göreve talip olup kadın talip olmuyor, yer yer bu ulvi göreve kadın talip olup erkek talip olmuyor.

Diyelim ki erkek Müslüman kadın Müslüman değil, Erkeğin anne ve babası yanlarında bakıma muhtaç duruma geldiler Erkek anne ve babasına canı gönülden bakmak istiyor, Kadın anneni ve babanı kaldır bu evden diyor.Ve mazeretler savuruyor. Çocuğu OKS sınavına hazırlanıyor, derslerine iyi çalışamaz, veya kadının misafirleri gelecek, İhtiyarların ona ayak bağı olmasından veya göz zevklerinin bozulacağından söz ederek, evde çatışma başlıyor.
Eğer böyle bir durumda Erkek dik duruşunu ve Allah’ın emirleri karşısında saygı ve sevgisini Allah’a bağlılığını koruyarak anne ve babasına bakması gerekir. Eğer erkek bu kararlılığını koruyamaz ise ne yapayım karım izin vermedi der.

Bazen de kadın Müslüman erkek gayrı Müslim oluyor Bu sefer de kadın anne ve babası bakıma muhtaç duruma geldiğinde Kadın bakmak istiyor, erkek buna engel olmaya çalışıyor. Bu sefer kadın ayrılık pahasına da olsa dik duruşunu göstermelidir.

4/97” Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: "Nerede idiniz?" Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz'aflar) idik." derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" derler. İşte onların barınma yeri Cehennemdir .ne kötü yataktır o”

Şeytan, sana mutlaka bir kışkırtma verecektir. Sende şeytanın bu kışkırtmasına karşılık vakarlı ve dik duruşunu göstereceksin. Elbette bu zor bir iş sarp bir yokuş ama, bunlara göğüs germeden bunlarla mücadeleni sürdürmeden cennet kazanılmaz

2/214” -Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.

Şeytan boş durmuyor. Devamlı Allah yolunda gidenlere karşı en modern donanımını hazırlıyor. Sen de en az şeytan kadar donanımlı olmaz isen seni yenik düşürür ve kendi dinine dönderir.

8/60” Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size eksiz olarak ödenir' ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.

Zaten insanın denenmesi safların belirginleşmesi ortaya çıkıyor. Hava akımının oluşması için sıcak ve soğuk havanın olması gerekiyor. Sadece sıcak veya sadece soğuk havanın olduğu yerde hava akımı ve rüzgâr meydana gelmez.

Aynen onun gibi Düşünce hareketinin oluşması için. Veya savaşın meydana gelmesi için. İnanç ve eylem farklılığı oluşması gerekiyor. Yoksa aynı inanç ve eylem birliği olan toplumlarda , çatışma çıkmaz.

Birde savaşın oluşması için ayrı ayrı inanç farklılığı olan tarafların kedilerinin denk veya buna yakın hissetmeleri gerekir. Yoksa zayıf olanlar.ya onların demlerine sabrederler, Ya onlar gibi yaşamaya başlarlar yada oradan hicret ederler. Ama Kur’an hiçbir zaman dünyadaki şeytani güçlerin seni Allah’ın yolundan alıkoymaya gücü yetmeyeceğini , Mutlaka bir çıkış yolu araman gerektiğini, eğer çıkış yolu bulamaz isen senin üzerinde sorumluluğun ancak kalkacağını bildiriyor.

4/98” - Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstaz'aflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka!

Daha öncede bahsettiğim gibi Ben Müslüman’ım dediğin zaman senin görevin önce kimseye zulüm yapmamak. Ve zulüm edene de taraftar olmamak. Allah'ın yolundan seni alıkoymak için senin üzerine saldırırlar ise , Gücün yetiyorsa mukavemette bulunmak, gücün yetmiyorsa oradan ayrılmak hicret etmek, ona da gücün yetmiyorsa Allah sana bir çıkış yolu gösterinceye kadar sabır etmek olmalıdır.

Kurt bulanık havayı sever derler. Şeytan bu küfür ve zulümü yaparken açık açık sana ben düşmanlık yapacağım diyerek gelmez. Aksine sana iyilik yapıyorum diyerek gelir.

9/107Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir”.

Kur’an Müslüman ve Müslüman olmayanları,Kısım kısım ayırarak, bize ölçüyü kıstası vermektedir. İnsanların içlerindeki düşünceyi ve yapmak istediğini dışa vuran davranış biçimlerindeki çelişkilerden anlamamız gerktiğini bize anlatıyor.

Hem Allah ve resulüne karşı savaşıyor. Hem de Allah ve resulüne karşı savaş açanları destekliyor. Hem de Müslüman'ım diyenlerin mescidini yaptırıyor oraya imamını müftüsünü gönderiyor . Bu ne lahana turşusu bu ne biçim perhiz.

İşte kur’an şeytan ve şeytani yolda olanları bize anlatırken. Ana çatı olarak iki kısma ayırıyor.

MUSA KAVMİNİN SIĞIR KESME OLAYINI BERABER DÜŞÜNÜP KARAR VERELİM.



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Konu ve Kur’an bütünlüğünde kıssayı değerlendirdiğimiz zaman, olayı anlamaya ilişkin şu malzemeler göze çarpar.

1- Allah’ın kesilmesini istediği inek nasıl bir inektir?

2- Halkı vahiy gözetiminde götüren peygamberler,

3- Samiri’nin önderliğinde kavmin vahyin rotasından saptıran neydi?

4- Hz Harun’a emanet bırakılan toplumun yanlışa gidişini neden engelleyemedi?

5- HZ Musa’ya verilen levha neydi, neden yere attı?

Şimdi okuduğumuz ayetlerden bunları tek tek incelemeye çalışalım.

1- Allah’ın kesilmesini istediği inek nasıl bir inektir?

Önce bununla ilgili bir kıssa aktarmak istiyorum. “padişahın birinin çok kıymetli bir atı varmış. At bir gün hastalanıp yere yuvarlanmış. Padişah ne kadar veteriner varsa hepsini toplamış. Atın ne hastalığı var bir bakın demiş. Sakın ola ki atıma öldü demeyin. 

Kim atıma öldü derse, onu asıp keseceğim demiş. Her bakan veteriner derin derin incelemeden sonra atın öldüğünü gizleyemeyip; ‘padişahım atınız ölmüş’ dediklerinde hepsini astırıyor. Bir tanesi geliyor; ‘padişahım atına ot verdim yemedi, su içireyim dedi içmedi, nefes alıp almadığına baktım almıyor.’ Padişah veterinerin bu sözüne karşılık ulan at öldü desene deyince veteriner onu ben demedim padişahım sen söyledin deyip asılmaktan kurtuluyor.”

Aynen onun gibi Kuran da kesilmesi gereken ineğin profili veriliyor.

2/71: “- (Bunun üzerine Musa, “Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin” dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı. - (Bunun üzerine Musa, “Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin” dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.”

İşte burada kesmek demek toplumun genel anlayışının dışında bir anlam ifade ediyor. Yani Salih peygamberin devesini ilahlaştırdıkları gibi’,Hz Musa’nın kavimi de ineği kendi bulunmuş olduğu konumdan çıkarıp onu tapınılır hale getirilmesiydi. Padişahın dediği gibi Öyleyse bu inek ölü bir inek.Yani “Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp,çıkardı .işte sizin ve Musa'nın ilahı budur.”

Demek ki Hz. Musa kavminin kesmekle emrolundukları inek tapındıkları buzağı heykeli imiş Onlar Allah'a ibadet ve kulluğu bırakıp Buzağıya tapmaya başlamışlar.

Tapmak demek sevgiyi saygıyı ihtiramı onun üzerinde hiçbir varlığa göstermemektir.Eğer insanlar sevgiyi saygıyı ihtiramı Allah'ın yarattıklarından herhangi birine Allah'a denk veya Allah’ ın üzerinde yapıyorlarsa onların ilahları odur.

İşte kur’an kesme ifadesini kullanırken., buzağıya yaptıkları aşırı sevgiyi ve ihtiramı dozajında bırakarak, Allah’a olan sevgiyi ve ihtiramı öne çıkartmaktır.

Şimdi günümüz toplumlarında öyle değil mi şeyhler mezhepler, arabalar,kadınlar çocuklar kocalar,bahçeler ve.seralara olan sevgiyi Allah’ın önüne çıkarmıyorlar mı? Asıl doğru olan yol Allah’tan gönderilmiş olan kitap ve peygamberler doğrultusunda gidilen yoldur. İnsanlar bu yolun dışında bir yola saptılar mı mucura kapılmışlardır. Bakınız Kur’an Doğru olan bir Yaşam biçimin tablosunu nasıl çiziyor.

9/24” De ki eğer babalarınız çocuklarınız,kardeşleriniz eşleriniz aşiretiniz kazandığınız mallar,az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret, ve hoşunuza giden evler, Allah’tan onun resûlünden Onun yolunda cihat etmekten, daha sevimli ise artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun.”

Görüldüğü gibi Allah ve resûlünden sevimli gelen her şey bizi azaba ağır ağır çeken fitneler oluyor.

2- Halkı vahiy gözetiminde doğru yolda götüren peygamberler..
Konu gelmişken peygamberle ilgili Kur’an-ın anlattıklarını buraya aktaralım.

Peygamber: (Resûl) Allah’ın insanlar arasından kendisine duyarlı olanlardan kendisi ile insanlar arasından kedi mesajlarını iletmek için seçmiş olduğu elçilere resûl denir Farsça adı da peygamberdir.

Allah insanların dünya hayatında Nerde nasıl davranacaklarını neyin helâl neyin haram olduğunu İbadet ve kulluğun kime yapılacağını

İnsanlardan peygamber seçerek kitaplarla dünya hayatında bir yaşam projesi koyar.Vahiy Olayı insanların çoğunluğu tarafından kabul edilmeyen inanılmayan bir olgudur.

42/51”Kendisi ile ,Allah’ın konuşması bir beşer için olacak şey değildir. Ancak bir vahiy ile yada perde arkasından, veya bir elçi gönderip, kendi izniyle dilediğine vahy etmesi (durumu) başka. Gerçekten o yüce olandı hüküm ve hikmet sahibidir.”

Burada peygamberler Allah ile bir vahiy ile konuşanlardır.

53/3”o hevadan konuşmaz (kendi istek ve tutumlarına göre)

53/4” O (söyledikleri) Yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.”

Demek ki Allah peygamberlerle aracısız konuşuyor. Herhangi bir yanlışlık yaptıklarında hemen düzeltilirler, Kuran dan bununla ilgili bir çok örnekler verilebilir.“Levhaları attı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu.”

Hz. Musa peygamberin levhaları atması demek vahyin gözetiminden çıkıp kendi nefsani arzularıyla hareket etmesi demektir.. Yine Hz Muhammed (SAV)Abese suresinde, toplumun ileri gelenlerine vahiy anlatırken, gözleri kör topal birinin gelerek arınmak istediği tutum karşısında Hz peygamberin yüzünü kırıştırıp buruşturması Allah’tan uyarı gelmesine neden olmuştur.Veya Hz. İbrahim peygamberi müşrik olan babasına dua etmesi eleştirilmişti.

Diğer insanlar öyle değildir Her insana değişik iki ses gelir birisi nefisten yani Fısk ve fücurdan, bir diğer ise takvadandır. Bunların Allah’tan mı geldiğini veya iblisten mi geldiğini insan Kur’an’a vurduğu veya vahiy le tarttığı zaman ayırt edebilir. Yoksa peygamberlerin dışında insanlara özel bir uyarı gelmez.

6/91”Onlar Allah’a hiçbir şey indirmemiştir demekle Allah-ı kadrinin hakkını vererek taktir edemediler. De ki Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, ve sizinde (parça parça ) kâğıtlar üzerinde yazılı kılıp.(bir kısmını 9 Açıkladığınız, ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi. Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir. De ki Allah. Sonra onları bırak içine daldıkları saçma uğraşılarda oyalanıp dursunlar.”

6/92” İşte bu (Kur’an) önündekileri doğrulayıcı, şehirler anası( Mekke ) ile Çevresindekileri Uyarman için, İndirdiğimiz kutlu kitaptır. Ahrete iman edenler buna inanırlar.”

Kur’an hakkında bilgi sahibi olmayanlar. Bin dört yüz sene önceki Muhammet’in uydurduğu, Diğerlerinin de ezberleyip durduğu bir kitaptır..Derler. Fakat onu inceledikleri ve ince ince düşündükleri zaman onda bir harikuladelik olduğunu göreceklerdir.

Kuran- Kerim elbette bir matematik bir cebir bir geometri bir fizik kitabı değildir. Ama bana deyin ki Kuran'daki ayetlerin insanların ürettikleri ama doğru bir şekilde ürettikleri müspet ilimlerden bir tanesine ters olsun.

İşte Kuran bir zikirdir zikri kolaylaştırır. Gökyüzü hakkında iddia ve isbat haline gelmeyen gökyüzü hakkındaki bilgilerin, Kur’an gökyüzü hakkında gelen ayetler inanmayan o günün toplumları tarafından masal olarak adlandırılmıştı . Ama müsbet bilimler uzay hakkında bilgi edinmeye başladıklarında onunla ilgili ayetlerin masal olmadığı insanları ve kâinatı yarayan Allah tarafından indirildiği anlaşılmıştır.

36/37” Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz,Hemen artık karanlıklarda kalıvermişlerdir.”

36/38” Güneş de kendisi için (tespit edilmiş) olan müstakara doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan bilen (Allah) ın takdiridir.”

36/39” Aya gelince Biz onun içinde bir takım uğrak yerleri takdir ettik. Sonunda o eski bir hurma dalı gibi döndü. (döner)”

3 6/40” Ne güneşin aya erişip yetişmesi gerekir. Ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi, Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.

İnsan oğlu ömür sürdükçe, teknolojilerde adım attıkça, Feza ile ilgili bilgiler öğrenildikçe, Kuran'ın söylediklerine iman edenlerin imanları artmaktadır. Ama Kuran'la ilintisi olmayanlar bunların daha önce Kur’an tarafından söylendiğini nereden bilsin.

Biz inanıyoruz ki, Kâinatı yaratan bir düzen ve intizam veren, onları denetleyen bir Allah vardır. Yine bu Kur’an Daha insanların bilgi sahibi olmadığı, Daha ispat edilmemiş ahret hayatından söz etmektedir. İllaki cennet ve cehenneme inanmak için görülmesi mi gerekiyor. Zaten o Görüldüğü zaman iman etmenin insana bir yararı olmayacaktır.

6/158” Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, Yada rabbinin gelmesini mi, veya rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar.?.Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, Daha önce iman etmemişse veya imanı ile bir hayır kazanmamışsa, Hiç kimseye imanı yarar sağlamaz.De ki bekleyin şüphesiz biz de beklemekteyiz.”

Allah Dünya hayatında. İnsanların başlarına bir bela gelmeden önce,haber veriyor. Ey! Kullarım ben size şunları haram ettim. Şittetli bir açlık ve kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmadıkça bunlardan yemeyin. Deyip de Bu yasaklara uymayanların başkalarında gördüğü halde, ders almayıp da illaki o olay kendi başına geldiği zaman mı ders alacak. İşte o zaman geri dönülmesi mümkün olmayan bir yola girmiş olur. İçki kumar ve fuhuşa Alışanların Kendilerini o pislikten kurtaramadıkları gibi.

11/1” Elf lam ra (bu) ayetleri muhkem kılınmış sonra hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından birer bire (bölüm bölüm ) açıklanmış bir kitaptır .”

11/13” Yoksa onu kendisi uydurdu mu diyorlar. De ki Haydi siz yalan üzere onun benzeri on sure getirin. Eğer doğru sözlüyseniz. Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın.”

12/3 “ Biz bu Kur’an-ı sana vahyetmemizle en güzel kıssaları gerçek bir haber olarak aktarıyoruz. Oysa sen daha önce bundan haberi olmayanlardandın.”

16/103” - Andolsun ki Biz, onların: "Bunu kendisine ancak bir beşer öğretmektedir" dediklerini biliyoruz. Saparak kendisine yöneldikleri (kimse)nin dili a'cemidir, bu ise açıkça Arapça olan bir dildir”

17/73” - Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını Bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi”

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR




SIĞIR KESME OLAYI NEDİR?



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!



2/67” Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.


2/68- "Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi.
2/69- (Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi.


2/70- (Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaAllah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz" dediler.


2/71- (Bunun üzerine Musa, “Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin” dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.


Devamlı söylediğimiz şeyde bir ayetin kastettiği manayı konu ve Kur’an bütünlüğüne ters düşmeden açıklamak gerekiyor demiştik.


Konuda sığır kesme olayından bahsediyor. Bunlar hoş olmayan bir davranışta bulunmuşlar ki yaptıkları bir davranışın yanlışlığını Allah düzeltmelerini istemektedir. Acaba Musa kavminin yapmış olduğu bu yanlış davranış neydi? Şimdi Kur’an dan başka surelerden ve başka ayetlerden onu yakalamaya çalışalım.


20/84- Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim."


20/85- Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."


20/86- Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"


20/87- Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı."


20/88- Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler.


20/89- Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?


20/90- Andolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.


20/91- Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."


20/92- (Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?"


20/93- "Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?"

20/94- Dedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum."


20/95- (Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri?"

20/96- Dedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi."

20/97- Dedi ki: “Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakkettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız."


20/98- "Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır."

7/150: Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)" dedi.

Sığır kesme ile ilgili Kur’an da geçen ayetleri bir araya getirmeye çalıştık.Daha öncede bahsettiğim gibi müteşabihin bir anlamı da. Karmaşık olan ayetleri ince ince tahlil edip., Güçlü bir mantıkla oradaki kastedilen manayı yakalamaktır. Un yağ şeker, arkasından yorum olarak helva çıkması gibi.

Yorum yaparken siyahla beyazın, acı ile tatlının, gece ile gündüzün, birbirinden net bir şekilde ayrıldığı gibi ayırmak Allah’a ait olan bir şeydir. Elbette Yorumumuzu net bir şekilde isabet ettire meyebiliriz ama bize düşen bütün gücümüzü ve cehdimizi kullanarak yorumun tutarlı olmasına gayret göstermeliyiz.


Ben inek kıssası ile yorumumu ortaya koyduğum zaman, Biz de Kuran okuduk ama senin söylediğin gibi bir yoruma varamadık dediler.Bende onlara dedim ki: Sende bu kâinat kitabını okudun ama, Bir araba icat eden gibi araba icat edemedin. Galileo gibi dünyanın döndüğünü keşif yapamadın Aya füze fırlatıp, ay hakkında bilgi edinmedin.

Herkes Kur’an-ı okur ama Kur’an-ı anlamak için değil de sevap olsun diye okursa Kur’an’da anlatılan o incelikleri keşif yapamaz, bakar ama görmez dedikleri gibi.

Sonuç olarak, Allah'ın  Musa kavminin kesmelerini istediği inek, Samirinin  Allah'ın etinden sütünden  gübresinden derisinden istifade etmek için yaratıp da  Onu bulunmuş olduğu konumdan kaldırıp heykelleştirerek taptıkları inektir. Bir Başka ifadeyle Allah'a kulluktan ayrılıp buzağıya tapmayı Allah Reddetmeyi istemektedir.

Aynı olay Salih'in devesi için de geçmektedir. Salih'in devesini kesmelerini zulüm olarak nitelemektedir. Musa'nın kavminin inek kesmelerini emredilmesiyle Salih kavminin deve kesme olayı tamamen biri birine zıt gibi görülmektedir.

26/155” Dedi k işte bu dişi bir devedir. Su içme hakkı (bir gün) onun Belli bir günün su içme hakkı da sizindir.”


26/156” Ona bir kötülükle dokunmayın. Sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.”

26/157” Sonunda onu kestiler.ancak pişman oldular,”

26/158”Böylece azap onları yakaladı,Gerçekten bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş dğillerdir.”



2/67” Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.


Şöyle ki, Salih kavmi deve kesiyor. kavim zulmediyor. Musa kavmi inek kesmediği için zulmediyor bir başka ifadeyle yoldan sapıyorlar. Musa kavminde kesilmesi istenen inek ineğin tapınılmış profilidir. Taptıkları buzağı heykeline tapmamalarını istemesi anlamında inek kesmenizi istiyor diyerek anlatılmıştır.Ama salih kavminin kestikleri deve ise Allah'ın etinden sütünden yükünden istifade etmek için yaratılan deveyi bu istifadeye sunulan  deveyi ilahlaştırmalarına deveyi kestiler ifadesi kullanmaktadır.

Daha doğrusu birisi tapınmak için heykelleştirilen inek, diğeri ise doğal seyri içerisinde otlayan devedir.



Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN -ANAMUR





SALİH PEYGAMBERİN KESİLEN DEVESİ




RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


İşte şeytanın mucize kavramıyla insanları Kuran'ın dışına çekerek onları helak etmenin bir adı daha.

Hikaye olarak anlatılan Salih peygamber, Mucize olarak dağdan bir deve doğurtturur. Beldedeki suyun yetmemesi nedeniyle , Su içmeyi nöbetleşe yapmaktadırlar . Bir gün su içme hakkı devenin, bir gün su içme hakkı da oranın halkındır. Halktan bir tanesi devenin su içme hakkına müdahale edip deveyi kesince Allah da Salih peygamberin halkını helâk ediyor. İnanış bu!


Bir de Kuran'daki Salih peygamberin deve kıssası hakkındaki anlattıklarına bir bakalım.


26/154” Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin. Eğer doğru sözlü isen bu durumda bir ayet getir görelim.”


26/155” Dedi k işte bu dişi bir devedir. Su içme hakkı (bir gün) onun Belli bir günün su içme hakkı da sizindir.”


26/156” Ona bir kötülükle dokunmayın. Sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.”

26/157” Sonunda onu kestiler.ancak pişman oldular,”

26/158”Böylece azap onları yakaladı,Gerçekten bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş dğillerdir.”

Kuran'daki bu anlatılan Salih peygamber ile ilgili Salih peygamberin kavmi Salih peygamberden bir mucize istiyorlar. O da işte Allah’ın dişi devesi. Deyince onlar sanki Salih peygamber mucize olarak bir deve gösterdiğini sanıyorlar.


Oysa, Allah’ Kâinatta yaratmış olduğu bütün varlıkların adı ayet delil belge burhan beyinedir. Allah’ın peygamberlere verdiği sadece vahiy mucizesidir vahyin dışında Allah peygamberlere bir mucize vermemiştir.


Daha önce bahsettiğimiz gibi Haramlar ve helâller bütün peygamberlerde aynıdır. Birine helâl olan diğer peygamberlere de helâl, bir peygambere haram olan diğer peygamberlere de haramdır .

Burada Kuran'ın anlatmak istediği bir mesaj var onu yakalayıp çözmek gerekiyor. Bir Kavim Deveyi keserek ondan yemesi helâl oluyor. Bir kavim deve kesince neden helâk edilsin? Bu ifade çelişkisiz olan bir Kurana çelişki olmaz mı?

22/36”İri cüsseli develeri size Allah’ın İşaretlerinden kılık.Sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde ( veya saf tutmuşçasına Ayakta durup)Boğazlarken Allah’ adını anın. Yanları üzerine yattıkları zamanda, Onlardan yiyin ,Kanaatkâra ve isteyene yedirin. İşte böyle onlara sizin için boyun eğdirdik. Umulur ki şükredersiniz.”

Allah’ın dininde çelişki olmaz. Allah kâinattaki bütün varlıkları insan oğlunun emrine amade kılmıştır. Kuran burada yine edebi bir sanat kullanarak Deveyi bulunmuş olduğu yerden kaldırılarak Tapınılır hale gelmesine deveyi kestiler ifadesi kullanmıştır.


5/13” Sözleşmelerini bozmaları nedeni ile onları lanetledik ve kalplerini kas katı kıldık.onlar kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. Kendilerine hatırlatılan şeyden(yararlanıp)Pay almayı unuttular.İçlerinden birazı dışında onlardan ihanet görür durusun. Yinede onları affet aldırış etme Şüphesiz Allah iyilik yapanları sever.”


İşte deveyi kesmek demek Deveyi yaratılış gayesinin dışına çıkartılarak değerinden fazla veya değerinden aşağıda bir değer vermek demektir.

Allah deveyi insanlara etinden gübresinde yükünden sütünden tüyünden yararlansın diye yarattığı halde, Allah’ın bir mucize olarak yarattığı deveyi ilahlaştırdıklarından dolayı helak oldular ifadesini kullanıyor.

Demek ki Kuran kesmek ifadesini kullanırken, Bulunmuş olduğu konumdan kaldırılarak, Hakka tecavüz etme anlamında kullanmıştır. Aynı olay Musa peygamber kısassı da inek keme olarak anlatılmıştır.

Aradaki fark, Musa kavmi tapınmak için heykel olarak yaptıkları buzağıya tapmaktan vaz geçmeleri anlamında kesin emri vardır. Salih kavminde ise, deveye tapmaları anlamında kestiler ifadesi kullanılmaktadır.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN -ANAMUR


EBABİL KUŞLARI OLAYI NEDİR?






RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

105/1: Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?

105/2- Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı?

105/3- Onların üzerine ebabil (sürü sürü) kuşlarını gönderdi.

105/4- Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı.

105/5- Sonunda onları, yenik ekin yaprağı gibi kıldı.

İşte Fil suresinde ebabil kuşları ile anlatılan kıssa bu kadar.

Şimdi bu kıssayı Kur’an içerisinde Tahlil edip değerlendirdiğimiz zaman bu güne kadar anlatılanlara uymadığı görülmektedir.

Daha öncede bahsettiğim gibi Allah evrene bir yasa koymuştur. Bu yasaya göre yeryüzünde insanoğlundan başka Akıl ve irade sahibi hiç bir varlık yoktur. Ve yapmış olduğu davranışlardan dolayı sorumlu tutulacak bir varlık da yoktur.


Bilindiği gibi İslâm toplumundan önce Mekke ve çevresinde temel olarak iki ayrı toplum var idi . Birincisi Kuran’ın Ehli kitap diye bahsettiği Yahudiler ve Hristiyanlar. İkincisi de puta tapanlar.yani müşrikler veya ümmilerdir.


Ehli-Kitabın yani Yahudiler ve Hristiyanların peygamberleri ölünce Allah’tan gelen vahiyler orijinalliğini kaybetmiş olduğundan Fıtrat dini bozularak zan ve tahmine dayalı Bir  din uydurdular.

Ehli –Kitap Allah’ın olduğuna,Ahiret hayatının varlığına Allah'tan peygamberler geldiğine inandığı halde Allah’tan gelen vahiyleri kitapları Allah’tan geldiği gibi ayakta tutmayan toplum veya din mensuplarının adıdır. Diğerleri ise puta tapapanlar'dır. olan Mekke müşrikleri yani ümmilerdir.  bir başka ifadeyle kitabı olmayanlardır.Bunlar da Allah’ın olduğunu kabul eden fakat Allah’tan kitap ve peygamber geldiğini kabul etmeyen, Ahiret hayatının olacağına inanmayan bir toplumdur. Bunlar tapmış oldukları putları Allah’la kendi aralarında bir aracı ve şefaatçi olarak kabul ederler.


23/37” O (bütün gerçek) yalnızca bizim ( yaşamakta olduğumuz bu ) dünya hayatımızdan ibarettir.Ölürüz ve yaşarız biz diriltilecekler değiliz.

İşte bu iki görüş farklılığına sahip olan toplumlar Birbirlerine karşı ezeli bir Düşmanlıkları vardı. Mekke müşriklerinin bir adı da ümmi idi.

62/2” O ümmiler içinde kendilerinden olan, ve onlara ayetlerini okuyan,onları arındırıp temizleyen, ve onlara kitap ve hikmeti öğreten , bir elçi gönderendir. Oysa onlar bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler.”


Kuran’ın anlattığına göre ümmi toplum, Mekke müşriklerinin özel bir adıdır , Ümmi demek okuma yazma bilmeyen değil, hiçbir semavi kitabı kabul etmeyen ahiret hayatına inanmayan anlamındadır.

Bakınız Kuran ehli kitap’ın Ümmilere olan düşmanlığını dile getirirken nasıl bir üslûp kullanıyor.

3/75” Kitap ehlinden öylesi vardır ki , Bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir. Öylesi de vardır ki bir dinar emanet bıraksan sen onun tepesine dikilip durmadıkça Onu sana geri ödemez. Bu onların Ümmiler (yani ehli kitap olmayanlar) Konusunda üzerimizde bir yol (sorumluluk) yoktur .Demiş olmalarındandır. Oysa kendileri ( gerçeği ) bildikleri halde Allah’a karşı yalan söylemektedirler.”

Kâbe zaten,Hz. İbrahim dininin müşrikler tarafından işgal edilerek, put haneye dönüştürülmüştü. Allah ise Müşrikler tarafından işgal edilmiş Kâbe’yi tekrar asaletine kavuşturmak istiyordu. Bu sebeple Ümmiler içerisinden yeni ışıklarıyla güneş gibi etrafı aydınlatacak ilerde peygamber olacak birini dünyaya getirdi.

Son peygamberden önce Hristiyan ve Yahudilerden oluşan bir Fil ordusunu Ebrehe'nin ordusu Kâbe’yi puta tapıcılardan temizlemek için Saldırmayı tasarlıyordu.İşte Kuran'da Hz. Muhammed'inönderliğindeMekke’deTevhid tohumlarını Medine’de Hristiyanlar ve Yahudilerden ve ümmiler'den oluşan İslam toplumunu yeşerterek Allah’ın murat ettiği bir orta ümmet oluşmuştur. 

Her örnekten bir örnek verildiği ve hiçbir eksiğin bırakılmadığı çelişkisiz orijinalliği bozulmamış ve kıyamete kadar da bozulmayacak olan bir kitap ve yaşanmış olan örnek bir devir bırakmıştır.


2/143: “Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.”


İşte böyle bir peygamberin önderliğinde Allah bir otorite kurdurarak ayrı ayrı dinlerdeki insanların kendi dinlerinin kendilerine verildiği ve mazlumun hakkının zalimler tarafından yok edilişinin engellendiği Allah’ın dininin tamamlandığı ve din olarak İslam'ı seçilip beğendiği peygamberlik hayatını noktalayarak artık Allah’ın dinini Kuran'la insanlara duyurulduğu bir döneme bırakmıştır.

33/40: “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.


5/3: “Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”


Artık Allah’ın dini kemale ermiş hak ve batıl belli olmuş ve Hıristiyanlardan, Yahudilerden, müşriklerden insanlar goraf goraf gelerek aynı çizgiye gelenler, Allah tarafından kardeş ilan edilmiştir. Birbirlerine düşman olan kitap ehli ile ümmiler kalplerindeki kin ve öfkeyi kaldırarak kucaklamışlar ve birbirlerine kız alıp vermişler ve dost olmuşlardır.


5/5: “Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.”


İşte Kuran'daki Allah’ın ebabil kuşları ile sembolleştirdiği ebabil kuşlarının pişmiş taşlarla ebrehe ordusuna attırarak yenik ekin tanesine dönüştürdüğü ordunun sembolleştirilerek anlatılan kıssanın özü budur. Ümmi bir toplum içerisinden ümmi bir peygamberi çıkararak onu etten duvar örüp, koruyan bir toplulukla beraber hak olan bir dinin doğuşuyla beraber sözü edilen batıl din mensuplarının güçlerinin kesilerek yenilgiye uğratılmasıdır.


Yoksa akıl etmeyen bir hayvanın ebrehe ordusunun batıl bir inanışta olup olmadığını bilip de onlara pişmiş taş atması akla ve mantığa, ilme, Kuran’a, pratiğe uygun değildir.

İşte Kuran'daki ayetleri yanlış anlayan ve algılayan insanlardan bazıları ebrehe ordusunun üzerine ebabil kuşlarının attıkları taşın cinsini boşuna arayıp duruyorlar.

Doğruların Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN-ANAMUR

KURAN'DA ANLATILAN NUH TUFANI!






RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Kuran’ı kerimdeki sanatsal mecazi  bir üslûpla anlatılan Kıssaların,kastettikleri manaları yakalayabilmek için Kuran’ın ana çatısını oluşturan ayetleri bilmek gerekiyor. İşte bu ayetleri bilip öğrenmeye başladığımız zaman, Kuran’ın anlattıkları anlaşılmaya başlar. Bu Ayetlerden örnekler vererek kıssaları anlamaya çalışalım. 


35/45” Eğer Allah insanları kazandıkları dolayısı ile (azap ile) yakalayıverecek olsaydı,(yerin) sırtı üzerinde hiç bir canlı bırakmazdı. Ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, şüphesiz Allah kendi kullarını görendir.”


18/58: Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azapla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır.


14/42: (Ey Muhammed,) Allah'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.


32/21:” Andolsun, Biz onlara belki (inkarcılıktan) dönerler diye o büyük (uhrevi) azaptan önce, yakın (dünyevi) azaptan da tattıracağız.”

17/16: “Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz


Helâk ile ilgili birkaç tane ayeti nakletmeye çalıştık. Bu ayetleri dikkatlice incelediğimiz zaman, Allah’ın,dünya hayatında insanların yapmış olduğu yanlış davranışlar ve zulüm nedeniyle Özel bir müdahalesi  olmadığı anlaşılmaktadır. Ceza ve mükafat bu dünya hayatında değil. Ahiret alemindedir. 

Allah evreni yaratmış Bir yasa koymuş bu yasalara uymadığın taktirde  insanlar bir takım belalara uğramaktadır.

Bir taraftan Kur’an dünya hayatında yapmış olduğu zulüm nedeni ile cezalandırmayacağını söylerken. Bir taraftan da ad kavmini lut kavmini Semut kavminin işlemiş olduğu suçlardan dolayı helak ettiğini söylemesi, ilk bakışta çelişkili bir ifade gibi anlaşılmaktadır.

Fakat Kuran'daki onunla ilgili ayetleri incelediğimiz zaman Helak kelimesini dünya hayatında  tabiat kuvvetleri ile depremlerle sel felaketleriyle rüzgarlarla, yok olup gitme değil, vahye karşı duyarlılığını kaybederek, yaratılış gayesinden uzaklaşarak Eceline kadar dünya hayatında kör ve sağır olarak yaşaması anlamında kullanılmıştır.


Zaten Allah helalleri insanların yararına, haramları da insanların zararına olduğu için koyuyor. Daha öncede bahsettiğimiz gibi Kuran'ın helal dediğine o konudaki ilimler haram veya insanların zararına diyen  çıkmamıştır ve çıkamaz da!


Mesela Allah sarhoşluk verici içkileri  haram kılmış.

5/90”Ey iman edenler, içki kumar dikili taşlar,ve Fal okları Ancak şeytanın işlerinden olan pisliktir. Öyleyse bunlardan kaçının .Umulur ki kurtuluşa erersiniz.”


Sarhoş etmek insan aklının kullanılamaz duruma gelmesi demektir. Bu hem insanın manevi yoldan uzaklaşmasına Hem de insanı dünya hayatında başına birçok belaların gelmesine neden olmaktadır. Trafik kazalarının büyük bir kısmı içki içmekten kaynaklandığı bilinmektedir. Vücutta bir çok tahribatlar yaparak insan sağlığını bozduğu gibi Buna bağlı olarak da bir çok ailenin yuvasının yıkılmasına neden olmaktadır.


İşte içki dünyada yasalara uymama sonucunda meydana getirdiği azaplar dır. Birde ahiret aleminde getirdiği azaplar vardır. O da Allah’ın koyduğu haram ve helal ilkelerine uymama sonucunda Allah’a isyan ve baş kaldırıyı Körüklemesinden dolayı, da ebedi bir cehennem azabına, çarptırılacaktır. 

İkinci olarak dünya hayatında insanların biri birlerine müdahale sonucu insanlar dünya hayatında müdahale şekli vardır. 


22/40” Onlar yalnızca rabbimiz Allah’tır demelerinden dolayı , haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah’ın insanların kimilerini kimileriyle def etmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar, ve içinde Allah’ın isminin çokça zikredildiği mescidler muhakkak yıkılır giderdi .Allah kendine yardım edenlere muhakkak yardım eder. Şüphesiz Allah güçlü olandır aziz olandır.”


Daha önce de bahsettiğimiz gibi insanın yaratılırken öz yapısına yerleştirilmiş olan İki ayrı yola gidiş seçeneği farklı yaşam ve farklı toplumları ortaya çıkarmaktadır. Bu iki farklı toplumları kuran iki kısma ayırmaktadır. Rabbani yolda olanlar ve Gayrı rabbani yolda olanlardır. Bu iki farklı topluluk insanoğlu var oldu. günümüz de de var olmakta ve kıyamete kadar da var olmaya devam edecektir.  


İnsanın bir uzantısı olan aileler, toplumlar milletler, Savaş vermektedirler. İşte ayrı ayrı kimlik ve şahsiyete bürünmüş insanlar sulh yoluyla halledemedikleri meseleleri birbirlerine güç ve zor kullanarak yaptırıyorlar. Güçlü olan mazlumu eziyorsa bunun adı zulüm güçler denk olup çatışıyorlar sa  bunun adı da savaştır.


9/39: “Eğer savaşa kuşanıp-çıkmazsanız, O sizi pek acı bir azapla gazaplandıracak ve yerinize bir başka topluluğu getirip değiştirecektir. Siz O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Allah, her şeye güç yetirendir.”


İşte bu savaş olayı insanoğlunun var oluşuyla başlamış ve yok oluşuna kadar da devam edecektir. Bu savaşlarda Allah’ın özel bir müdahalesi olmadan takva yolunda yürüyenler eğer evrenin yasasına uygun olarak hareket ederlerse kendilerini güçlü ve dinamik tuttukları zaman küfrün üzerine hakimiyeti kurmuşlar aksi halde fısk yolunda yürüyenler eşya ile gerekli diyaloğu kurduklarında ise onlar hakimiyetini iktidarını kurmuş demektir. Bu iktidar değişikliği var oluşla başlamış yok oluşa kadar devam edecektir.


3/140: “Eğer bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. İşte o günleri Biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Allah'ın iman edenleri belirtip-ayırması ve sizden şahitler (veya şehidler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez;”

Dünyada insanların ve evrenin yasalarını çiğnediğimiz zaman başımıza gelecekleri şöyle özetleyecek olursak ateş insanı yakıyorsa ateşi yasalara uygun olarak kullanmamız gerekir. Yılan insanı sokuyorsa yılanla iletişimi yasaya uygun şekilde kuracağız. Deniz yüzme bilmeyeni boğuyorsa onun kuralına uygun olarak denize gireceğiz. Trafik kuralları varsa, yollarda bu kurallara uyacağız.


Yoksa bu evrenin yasalarına uymadığımız zaman o yasalarını acımasızca uygular, ateş insanı yakıyorsa firavun olsa da yakar. peygamber olsa da yakar. deniz yüzme bilmeyenleri iyi veya kötü adam olmasına bakmaz boğar. Kurallara göre arabayı kullanmadığımız zaman kafir olsun, Müslüman olsun cezasını verir. Hep bunlar dünyadaki evrenin yasasına uymamanın sonuçlarıdır. Bir de Allah’ın Kur’an da bahsettiği kavimlerin yanlış yolda gitmelerinin sonucundaki helak olayları vardır.


Bize gelen klasik bilgilerde Nuh tufanı ile yeryüzü sular altında kalıp gemiye binen iman edenler ve çiftlerden hayvanlar dışında her şeyin helak olmasıdır. Kuran'daki anlatımı buraya naklederek olayı Kuran'la değerlendirip akıl süzgecinden geçirdikten sonra olayı Kuran'a, ilme, akla ve pratiğe ters düşmeden açıklamaya çalışalım.


11/36- Nuh'a vahyedildi: "Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme."


11/37- "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda Bana hitapta bulunma. Çünkü onlar suda- boğulacaklardır."


11/38- Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında onunla alay ediyordu. O: "Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz" dedi.

11/39- "Artık, ilerde bileceksiniz. Aşağılatıcı azap kime gelecek ve sürekli azap kimin üstüne çökecek."

11/40- Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: "Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.

11/41- Dedi ki: "Ona binin. Onun yüzmesi de, demir atması (durması) da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz, benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir."

11/42- (Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde büyüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma."


11/43- (Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.


11/44- Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi.

11/45- Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve Senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin."

11/46- Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi Benden isteme. Gerçekten Ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum."

11/47- Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum."

11/48- "Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine Bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kafir) Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara Bizden acı bir azap dokunacaktır."


Nuh kavimi ile ilgili edebi bir sanatla anlatılan kıssayı naklettik. Kuran'da geçen helak olayı daha önce bahsettiğimiz gibi ebedi bir hayat için yaratılmış olan insanın geçmişi anı ve geleceği aynı anda kullanma sanatı yapmıştır. Zaman Allah’a göre yoktur. zaman bize göre vardır. 

Zaman mefhumu Allah’a göre yoksa dünyadayken gidilen yanlış yolun cezasını ahiret hayatında veriyor demektir. Allah'a göre zaman ortadan kalkınca İnsanların günahı işlemesi ile ceza çekmesi arasında da bir zaman farkı yoktur. Bize göre ahiret hayatındaki çekecek olduğu cezayı sanki şimdi çekiyormuş gibi bir izlenim vermektedir..

Kuran burada Hz. Nuh peygamberin Allah'tan aldığı vahiyleri toplumuna anlattığı zaman, Toplum iki kısma ayrılıyor. Biri Nuh peygamberi dinleyip ona tabi olanlar, Bunlar çok azı teşkil ediyor. Diğerleri ise muhalefet edip baş kaldıranlardır. Zaten bu ayrılık insan oğlunun varoluşuyla başlamıştır.


Kur’an iman edenlerin kurtuluş biçimini izah ederken bir gemi ile sembolize etmiştir.Hazreti Nuh’a iman edenleri vahyin gözetiminde Allah’a ibadet ve kulluk çizgisinden Sapmadan sağ salim ölünceye kadar doğru bir yolda yürütmesidir.


Kur’an peygamberlerle toplum arasında geçen olayları, Bizlere örnek olsun diye anlatmaktadır. Zaten Kuran binlerce peygamber gelip geçtiği halde sadece yirmi beş peygamberin kıssasını anlatmıştır.

40/78” Andolsun biz senden önce elçiler gönderdik, Onlardan kimini sana aktarıp anlattık. Ve kimini aktarıp anlatmadık. Herhangi bir elçiye Allah’ın izni olmaksızın bir ayeti getirmek olacak şey değildir. Allah’ın emri geldiği zaman hak ile hüküm verilir. Ve işte burada (hakkı) iptal etmekte olanlar hüsrana uğramıştır.”

Kıssaları anlatılan peygamberler Toplumların duyarlı olanlarıyla iletişimini kurup, İman edenlerle güç oluşturarak ses getirebilen peygamberlerdir. Öyle peygamberler gelip geçmiş ki, Ben Allah’tan gönderilmiş bir peygamberim dediği zaman hemen öldürmüşlerdir. Kuran böyle peygamberlerden söz etmemiştir.


Toplumlardaki din anlayışlarını Kuran ile mukayese ettiğimiz zaman örtüşmüyor. Eğer Kuran'da Anlatılan Nuh tufanı ile ilgili kıssalar edebi sanat niteliğinde anlatılmayıp da gerçek anlamında anlatılmış olsaydı, Şu sorularla karşılaşılırdı. Ve Kuran'la çelişkili ilimle çelişkili, akla ters ve pratik hayatla uyuşmazdı.


Allah insanları dünyaya denemek için gönderdiği halde, dünyada deneme anında Allah’ın özel bir ceza vermesi şeklinde anlamak doğru değildir. Diğer bir yanlış anlayış da, Bütün dünyadaki hayvan cinslerinden birer çift gemiye alınması anlayışı da doğru değildir.

Şimdi bununla ilgili ayetleri  tekrar aktarmaya çalışalım.

35/45” Eğer Allah kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ) ile yakalayıverecek olsaydı, (yerin) Sırtı Üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı.Ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sona ecelleri geldiği zaman Allah kedi kullarını görendir.

18/58: “Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azapla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır.”

67/2: “O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.”


30/30: “Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.”

76/2: “Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.”

76/3: “Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.”

Nuh tufanı ile ilgili Kuran'dan aktardığımız bu ayetler incelenip tahlil edildiği zaman gerçek anlamında olmadığı, mecazi anlamda anlatıldığı anlaşılacaktır. Ahret hayatında verilecek olan bir cezayı edebi bir sanatla sembolize ederek izah etmiştir. Yoksa insanlar hem dünyaya denenmek için gönderilsin hem de denenirken denenmeden müdahale edilsin. Bu yanlış bir anlayıştır. 

Hem Allah ayette cezayı ahret alemini ertelendiğini söylerken hem de Nuh kavimi Nuh peygambere karşı isyan ve saldırıdan dolayı Nuh tufanı yaparak bütün inanmayanları helak etsin. Bu Kuran'ın anlatış esprisine terstir.


Yine Allah’ın insanların yanlış davranışlarından dolayı müdahale olmadığına dair bir ayet aktaralım;


2/214: “Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.”

Eğer Allah peygamberler, elçiler sıkıştıkları zaman onlara hemen yardımını ulaştırsaydı,ş acıkma, susama ve sıkışma olayı olur muydu? Allah kainatı ve insanları yaratmış ve bir yasa koymuştur. Onlar öyle dese de bu yasa işliyor demese de bu yasa işliyor. “Galileo’nin idam sehpasına giderken siz dünya dönüyor deseniz de dönüyor, dönmüyor deseniz de dönüyor” dediği gibi yasa işliyor.


Öyleyse Kuran’ın bakış perspektifini yakalamaya çalışalım. Allah kainatı mükemmel bir şekilde insanoğlunun önüne koyuyor. Her şey insanoğlunun emrine secde ediyor. Halife olan insandan kendisine ibadet ve kulluk yapmasın istiyor. Aklını veriyor, takvasını veriyor, fıskını veriyor, insanı kendi özgür iradesiyle  sonucuna katlamak koşulu ile kendi özgür iradeleriyle baş başa bırakmıştır.  

Mizanı, ölçüyü, teraziyi önüne koyarak peygamberler kitaplar göndererek istediği yolda yürüme hakkını dünya hayatında kendisine vererek deniyor. Takva yolunda yürüyüp de ölenleri cennetle müjdeliyor. Fısk yolunda yürüyüp de ölenleri cehennemle cezalandırıyor.


Böyle bir izahtan sonra bir tane kardeşimiz şöyle bir soru sordu.
Madem ki Allah insanların doğruya ve yanlışa gidişine müdahale etmiyor da, neden peygamberler ve kitaplar gönderiyor?

Soru çok güzel ve çarpıcı idi . Ben de dedim ki : Nasıl Bir senarist tiyatro yazarak , aktör ve aktrisleri sahnede oynarken seyircilerin duyamayacağı fakat aktör ve aktrislerin duyabileceği kadar fısıldayıp, Oyunlarında serbest bırakıp,Yanıldıkları yerde düzelten suflör'e benzetmiştim. 

Teşbihte hata olmaz derler, Allah bir suflör gibi kedisine bağlı olanları, rollerinde oynarlarken,yanıldıkları zaman peygamberler aracılığı ile düzeltiyor, Ama onları o rolde oynamaya mecbur tutmuyor. İsterlerse, O rolde oynamam diyebilirler. Neden oynamıyorsun deyip dünyada iken onları cezalandırmıyor. Öyle de olmamış mı dır.? Çok Kişiler,İman ettiği ve kalbi imanla tatmin bulduğu halde Sonradan vazgeçerek Kendisini mucura kaptırmışlardır.

4/137” Gerçek şu İman edip inkâra sapanlar,sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar.sonrada inkarı artanlar. Allah onları bağışlayacak değildir.. Onları doğru yola da iletecek değildir.”

Eğer Allah’ın özel bir müdahalesi olmuş olsaydı, Kalbi imanla tatmin bulmuş bir insan küfre giderken engellemez miydi? İnanan ve Salih amel işleyen de kendi istek ve arzusu ile inanıp Salih amel işler. İnkâr eden ve küfür yolunda yürüyenlerde Kendi arzusu ile inkâr eder ve küfür yolunda yürürler.


Bu Güne kadar Kuran'ın dışındaki anlatılanlar gibi peygamberler önceden peygamber seçilerek peygamber olmazlar. Allah insanların yöneliş ve duyarlılık Durumuna göre,yollarını açarak, Onların yol seçmelerini tamamen kedi iradelerine bırakır.İnsan hangi işe hangi davranışa yönelecekse, onun,o yöne yönelmesi ve Adımını atması gerekmektedir.

13/11” Onun (insanın) önünden ve arkasından , izleyenleri vardır. Onu Allah’ın emriyle gözetip korumaktadırlar. Gerçekten Allah kedi nefislerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, Bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz. Allah bir topluluğa Kötülük istedi mi , artık onu geri çevirmeye, hiçbir (biçimde imkân) yoktur.”


İşte Nuh Tufanının gerçek anlamında değil de mecazi anlamda olduğunu anlamış olsaydılar Bu gün Bütün dünya cudi dağında Nuh’un gemisini aramaktan kurtulurlardı.

Kuran'da sembolize edilen sanatsal bir üslupla anlatılan sadece Nuh Tufanı değildir. Daha kur'an’da bir çok örnekler vardır. Bunları zamanı zemini geldikçe kaleme alacağız inşallah.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN -ANAMUR