5 Haziran 2019 Çarşamba

KUR’AN’A GÖRE DUA VE BEDDUA NE ANLAMA GELMEKTEDİR?




Rahman Rahim Olan Allah’ın adıyla!
Kur’an içerisinde yaklaşık olarak elli sekiz yerde dua kelimesi geçmektedir. Beddua kelimesi geçmediği halde toplum dilinde insanların kötü hale düşmesi yapılan dualara da beddua denilmektedir. Allah evrende yaratmış olduğu bütün varlıkları, çifteli yarattığı gibi göndermiş olduğu vahyi bilgileri de ikişerli anlamda kullanmıştır. Şimdi söylediğimiz her sözü de vahiyşerin onaylanıp onaylanmadığına bakalım.
Eğer biz bu Kur’an’a inanıyorsak Kur’an’ın kendi sistemi içerisinde bir çelişki olmadığını, her ayet bazen biri birlerine zıt gibi görülse de, kendi sitemi içerisinde uyum halinde olduğunu mutlaka anlamamız ve bilmemiz gerekmektedir. Onun için Kur’an’ın ne dediğini değil ne demek istediğini anlamak lazım diyoruz.
Zaten Kur’an yaşanan hayatın ve yaratılan evrenin nasıl bir kural içerisinde işlemesi gerektiğini doğru bir şekilde anlatan Allah’ın bir projesidir. Yani arabayı icat eden mucidin arabayı kullanma kılavuzunu da bildiren bir prospektüs gibidir.
Yaratılmış olan evrenin çelişkisiz ligini de Allah şöyle anlatmaktadır.
O zaman biz bir ayeti doğru anlamak istiyorsak hem o ayeti Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde olan ayetlerle tezat teşkil etmemesine, hem de evrensel yasalarla tezat teşkil etmemesine dikkat etmememiz gerekmektedir. Allah da şu ayetle doğru olan bir din anlayışının nasıl oluşacağı konusunda son noktayı koymaktadır.
30/30. Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.
O zaman doğru dinin temeli şu üçayak üzerine atılmalıdır diyebiliriz. Birincisi, evren ve sosyal yasalarla çelişmemelidir. İkincisi de Kur’an’la çelişmelidir. Üçüncüsü de, hem Kur’an hem evren yasaları ve sosyal hayatla çelişmemelidir. Eğer her anladığımız ve yaşadığımız hayat doğru ise, Yaşadığımız hayat ve evren ve vahiy yasaları ile uyum hâlinde olduğu görülecektir. Bir başka ifadeyle doğru olan din ve doğru olan yaşam, Kur’an’la Kur’an’ın kâinatla kâinatın ve Kur’an’la kâinatın çatışmadığı Allah’ın insanlar için sunduğu dindir. İşte Allah insanlara sapmayasınız diye böle bir din göndermiştir.
Şimdi konumuzla ilgili dua ve beddua kelimelerini nasıl anlamamız gerekir onu Kur’an’dan Kur’an dışına çıkmadan ve evrensel yasalar ve sosyal yaşamla özdeşleştirerek anlamaya çalışalım.
Girişte söylediğim gibi Kur’an içerisinde elli sekiz yerde dua kelimesi geçmektedir. Şimdi bu ayetlerden örnekler vererek duanın nasıl yapılması gerektiğini, anlayalım ki, dua bizim hayatımızda bize yararlı olan şekliyle yapalım ki, boşuna kürek çekmeyelim.
Kur’an, bu ayette insanlar ve insanlar dışında yaratılmış olan bütün varlıkları mukayese ederek insanları ayrı bir konuma oturtmaktadır. İnsanların dışında yaratılmış olan bütün varlıkları melek diye tanımlarken meleklerde akıl irade ve seçenek olmadığını, Ama İnsanlara gelince emanet ve sorumluluk yüklenen mükemmel bir varlık olduğunu anımsatmaktadır. Allah, insanların ve meleklerin konumunu şöyle profile etmektedir.
Ayette izah edildiğine göre, evrende yaratılmış olan temel olarak iki varlık vardır. Birisi âdemoğlu şemsiyesi altında insanlar,  diğeri ise İnsanlara secde etmek ve insanların emirlerine amade olmak için yaratılan meleklerdir.  Bu anlayışı destekleyen bir iki ayet örneği vererek açıklamaya çalışalım.
Ayette verilmek istenen mesaja, dikkat ederseniz, Allah, yaratılan varlıkları temel olarak, iki kısma ayırmaktadır. Birisi melekler bunların tümü istisnasız iblis hariç secde etmektedirler.( İblisi de Kur’an farklı bir konuma oturtarak bize anlatmaktadır. İblis melekler kategorisinden olduğu halde, görevi insanlara vesvese vererek İnsanları, isyanı, inkârı, fuhuşu adam öldürmeyi teklif sunmakla görevli bir melektir. Bu sebeple de, İnsanlar kötülükleri iblisin vesvese vermesi ile yapmaktadırlar. Bu anlamda iblis kedine yüklenen görevi istisnasız olarak yerine getirmektedir. Ama insanlara gelince İnsanların büyük bir çoğunluğu Allah’ın tanımladığı doğru yoldan saparak, yoldan çıkarak hem kendi nefislerine zulüm yapmaktadırlar, hem de kendilerinin dışındaki insanlara zulüm yapmaktadırlar. Allah’a secde eden insanların sayısı da çok az olduğu için, Kur’an sürekli,  çok az olduğu tekrar edilip durmaktadır.
İnsan; hem takva yönüne eğilimli, hem de fısk yönüne eğilimli nötr bir varlıktır. Öyleyse insanlar isteklerine kavuşa bilmeleri için bu iki seçenekten mutlaka, birisini kullanmaları gerekir. İşte insanlardan,  Hangi insan hangi yönde seçeneğini kullanır ve isteklerine kavuşması için çaba gayret ve performans gösterirse Allah her iki insan tipinin dualarına icabet etmektedir. Ayette geçen, “De ki: 'Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?”
Dua; İki farklı yolda yürüyen insanların Allah’ın evrene koyduğu nimetlerden istifade etmek için istek ve arzuları yönünde göstermiş oldukları çaba ve gayretler bütünüdür.
Allah duaları temel olarak iki kısma ayırmaktadır. Birisi iman edenlerin yapmış oldukları dualar. Dineri ise inkâr edenlerin yaptıkları dualardır. Allah Dünya hayatında hem inkâr edenlerin duasına, hem de iman edenlerin duasına, eğer dualarını usulüne uygun olarak yaparlarsa icabet etmektedir. İşte şu ayet tam da onu kastetmektedir.
Yani insan şeytanın yolunu seçerse yapmış olduğu bütün çaba ve gayretler insanı cehenneme yani şerre dua etmiş olur. İnsan Rahmanın yolunu tercih eder duasını Allah’ın istediği yönde yaparsa duasını hayra yapmış olur. Müslümanın her işini yapmaya başlarken çekmiş olduğu besmele de bu iki farklı duayı anlatmaktadır.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahman rahim olan Allah’ın Adıyla!
Rahman, dünya hayatında Müslüman ve kâfir ayırt etmeden rızık veren Allah, Rahim ise ahiret hayatında sadece Müslüman olanlara merhamet eden Allah anlamı taşımaktadır.
Duaların iki çeşidi vardır. Birisi kendisinin kendisine yapmış olduğu duadır. Bu dua kişinin istediği yönde göstermiş olduğu çaba ve gayret sonucu gösterdiği performansa göre karşılığını bulduğu duadır.
Duanın ikinci anlamı ise kişinin kendisi dışında olanların insanlara yapmış olduğu duadır. Bu dua şekli sadece istek ve temenniden ibarettir. Kişilerin senin duana icabet etmesi gerekir. Tıpkı bir doktorun hastasına uyguladığı teşhis ve tedavi şekli gibidir. Eğer hasta dilerse ve doktorun kendisini iyileşmesi için verdiği ilaç ve tavsiyelere uyması gerekir. Yoksa hasta doktorun tavsiyelerine uymazsa doktorun hastası için göstermiş olduğu çaba ve gayretler boşuna gitmiş olur.
Bir televizyon programı izlerken, stüdyoda bir emekli müftüye bir bayan telefon ediyor ve şöyle diyordu. Hocam benim beyim ticaret yapıyordu ve iflas etti. Eve ekmek getiremiyor evin ihtiyaçları olan hiçbir şeyi elde edemiyoruz ne olur bize yardım edin diyor. Müftü de Allah yardım eder deyip olayı kapatmaya çalışıyordu. Yine kadın diyor ki ayakta duracak mecalimiz kalmadı ne olur yardımınızı esirgemeyin bize yardım elinizi uzatın diyor yine Müftü Efendi Allah yardım etsin diyor.
Oysa Müftü efendinin o kadına duası şu olmalıydı,. Kardeşim sen bana hesap numarasını ver. Kendisinin eğer varsa verebileceği bir yardım önce kendisi ben şu kadar gönderiyorum deyip arkasından da ey Müslümanlar ey hali vakti yerinde olan insanlar, bu kadının acı çığlıklarını duydunuz. Elinden gelenler bu kadına yardım elini uzatıp desteklesin demesi gerekirdir.
Allah, yolda kalmış isteyip dileneni, yetimi öksüzü borçluyu aç ve susuzları çıplak olanları giydirmeyi Ekonomik durumu yerinde olan insanlara emanet etmiştir. Allah evrene ve dünyaya insanların ihtiyacı olandan fazla rızkı, cömertçe yaymış ve insanların zengin olanlarına ihtiyaç sahibi olanlara vermelerini, emanet etmiştir.
2/245. Allah'a karşılığını çok arttırma ile kat kat arttıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz.
Allah’ın hiç kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur. Allah ihtiyaç sahibi olanlarını da doyurmaya gücü yeter. Ancak insana verilen sorumluluğu kimin yerine getirip getirmeyeceğini denemek için Allah böyle bir düzen kurmuştur.
Aç ve yoksul olan insanları bizim doyurmamızı istiyor. Biz ise aç ve yoksul olanları Allah’ım onları aç bırakma onları doyur diye biz Allah’a dua ediyoruz. Allah böyle bir duaya asla icabet etmez çünkü yaratılışın kuralına terstir. Bunları söylerken bir kıssa aklıma geldi. Müsaade ederseniz onu anlatayım.
Dervişin birisi bir gün haşa Allah’ı test etmeye kalkar. Kimsenin uğramayacağı tenha bir beldeye gider Allah beni açlıktan öldürmez der ve kimsenin göremeyeceği çukur bir yere girer Allah’tan rızık beklemeye başlar. Bir gün bekler rızık yok, iki gün bekler rızık yok, Artık açlıktan elleri ayaklar titremeye başlar.  Derviş, yavaş yavaş ölümün kendisine geleceğini hisseder.  O arada birkaç turist orayı ziyaret ederlerken ziyaretleri bitip geriye doğru gitmeye başlayınca, derviş yarı baygın haliyle bir öksürür. Turistler hemen burada bir adam var deyip sesin geldiği yere doğru gelirler. Bir de ne görsünler açlıktan elleri ayakları titreyen bir adam olduğunu görünce hemen azıklarında ne var ise, dervişe yedirirler. Derviş, kendine gelince bir oh çekerek, Allah rızık veriyor ama en azından bir öksürmek gerekiyormuş der.
Bu duruma göre, dünyanın herhangi bir yerinde açlığından dolayı ölmek üzere olan bir adam olsa, İstisnasız dünyadaki bütün insanlar ellerini havaya kaldırıp Allah’ım şu açlıktan ölmek üzere olan adamı doyur deseler, Allah o açlıktan ölmek üzere olan o adamı Sünnetullah gereği o adamı doyurmaz. Allah açlıktan ölmek üzere olan o adamın doyurulmasını, insanlara emanet etmiştir. O adam insanlar onu doyurmazsa o adam ölür Allah da faturayı o dünya insanlarının haberi olup da doyurmayanlara keser.
Dikkat ederseniz İman edenlere Allah iki güzellikten mutlaka birisinin verileceğini, vaat edilmektedir. Ya iman edenler yenerse dünyada zafer elde edilir inkâr edenler kaybeder esir düşerler. Eğer İnkâr edenler yenerse iman edenler kaybederse Allah inkâr edenlere ahiret hayatında cehennem Müslüman olanlara da cennet vaat etmektedir.
Demek ki, Allah dünya hayatında İman edenlere, gönderilen vahyi bilgilerin dışımda özel bir yardımı ve desteği yokmuş. Allah Fatiha suresinde de belirtildiği gibi din gününün malikidir.
Eğer Allah, dünya hayatında inkâr edenlere müdahale etseydi zulmedenlerin işini hemencecik bitiriverirdi. Ama Allah kendi müdahalesini ahiret hayatına ertelediğini vaat etektedir. Ancak, iman eden insanlar tek yürek olup birebirlerine destek verirlerse yeryüzünde zulmedenlerin zulmüne son verebilirler. Bu sebeple Allah’tan yardım beklemesinler. Allah yardımını ahiret hayatında Müslüman olanlara yağdıracaktır. Bakınız şu ayette de Allah ne buyuruyor?
Eğer Allah usulüne uygun olmayan bu şekildeki yapılan dualara icabet etmiş olsaydı “Onlar, yalnızca; 'Rabbimiz Allah'tır' demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar.” O zaman 'Rabbimiz Allah'tır' diyenler dualarını uygun hale getireceklerdir. Yani meleklerin konuşma dilini çözecek ilim ve teknoloji üreterek düşman güçlerine karşı silah hazırlayacaklar. Bir de fıtratı bozulmamış insanlarla bir araya gelip düşman güçlerine karşı sayıca en az  ½ veya 1/20  oranında insan gücü toplayacaklardır. Bakınız ayetin devamında Allah ne diyor?
“Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescitler, muhakkak yıkılır giderdi”
Yani kim kendi dinini korursa o din ayakta kalır ben kesinlikle dünya hayatında kimin ne yaptığına ve yapacağına asla müdahale etmem. Allah, ben müdahalemi ahiret âleminde yapacağım mesajı verilmektedir. Allah eğer fiilsiz olan dua ile özel bir yardım ulaştırmış olsaydı, O kendisine nebi ve resul olarak seçtiği peygamberlerin öldürmelerine göz yumar mıydı?
2/214- Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle; 'Allah'ın yardımı ne zaman?' diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.
Dikkat edin, “Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır”. Allah’ın yardımı vermiş olduğum ayet örneklerinde görüldüğü gibi, Allah yardımını, ya Müslüman olanlar güç ve iktidar sahibi olduğu zaman, ulaştıracak. Ya da Allah Müslüman olanlara yardımını ahiret hayatında yapacaktır. O zaman, dünya hayatında biz duamızı yaparken bu şartları oluşturmadan yaparsak Allah bizim duamıza icabet etmez.
111/1. Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya.

111/2. Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı.
Bu da Kur’an’da geçen bir bedduadır. Bu ayetler nasıl anlaşılmalı biraz onun üzerinde duralım.
Ayette geçen “iki eli kurusun;” ifadesi mecazi bir anlam taşımaktadır. Kur’an el kelimesini iki anlamda kullanmıştır. Birisi insanın fiziki anlamdaki elleridir. İkincisi ise onun güç ve kuvvet anlamındaki elidir. Allah Ebu Leheb’e beddua etti elleri kurudu mu?  Yoksa Müslüman olanlar Mekke’den ölümü göze alarak Medine’de güç ve kuvvet haline gelip onun zulmüne son verme anlamında mıdır? Elbette söylediğimin ikicisi olmalıdır.
Eğer Müslüman olanlar ölümü göze alarak Mekke’den Medine’ye hicret edip orada bir İslam devleti kurammış olsalardı, Allah dünya hayatında Ebu lehe bin zulmüne son verimiydi? Allah iman eden insanlar eliyle, zalim olanların zulmüne son vermektedir. Yoksa Allah dünya hayatında müdahalede bulunmayacağını ve cezalandırmayacağını vaat etmiştir Allah vaadinden dönmez.
Ayette geçen ifadeye bakın.” Eğer Rabbinden, adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti.”
Yani Allah dünya hayatında zulmedenlerin cezasını vermeyeceğini buna söz verdiğini zulmedenlere, cezanın ahiret hayatına ertelediğini üstüne basa basa vurgulamaktadır.
60/4-İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: 'Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkâr ettik. Sizinle aramızda, Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.' Ancak İbrahim'in babasına: 'Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez.' demesi hariç. 'Ey Rabbimiz, biz sana tevekkül ettik ve 'içten sana yöneldik.' Dönüş sanadır.'
Ayette geçen “'Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkâr ettik. Sizinle aramızda, Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.' Ancak İbrahim'in babasına: 'Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez.' demesi hariç.”
İbrahim’in bağışlanma dilemesi, kuru kuruya Allah’ım babamı bağışlama dilemesi değil, babasına Allah’ın bildirdiği vahiylerle doğru yola gelebilmesi için gereği gibi çaba ve performans göstererek emek vermesidir. Devam eden ayetlerde de onu, anlatmaktadır.
6/74-Hani İbrahim, babası Azer'e (şöyle) demişti: 'Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.'
9/114-İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu.
Eğer İbrahim babası için yapmış olduğu duayı elleri havaya kaldırarak Babasının doğru yola gelmesi için yaptığı yakarış olmuş olsaydı, babasının müşrik olduğu açıklanınca duasından vaz geçmezdi. Dikkat ederseniz İbrahim’in duası babasının doğru yolu bulması için ona düşündürücü sorular sorarak, doğru olanları anlatıp, yaşayarak yapmış olduğu duadır. Allah da onun kalbi mühürlenmiş sen ona ne anlatırsan onun gözleri görmez kulakları işitmez çünkü o kâfirlerden oldu diyerek, İbrahim de babasına bir daha tebliğ yapmayı bıraktığı söylenmektedir.
Dua ve beddua konusunda Kur’an’ın anlattıklarını yukarıda verdiğim ayetler çerçevesinde kabataslak da olsa anlatmaya çalıştım şimdi de Bir kardeşimizin dua hakkında sorduğu soruları, maddeler halinde açıklamaya çalışalım.
Aydın Orhon Kusura bakmayın. Ben anlatamadım.

Soru; 1- Allah'ın yolu dışında bolluk, bereket le ilgili dualarımız boşa mı? Bu dua yattığınız yerden armut piş ağzıma düş babından değil, çalışarak, burada "tabi duanız bu şekilde kabul olur" diyeceğinizi tahmin ediyorum.

Cevap;1- Evet dua; Elleri havaya kaldırıp Allah’tan ardı ardına isteğin yönünde çalışmadan çaba ve performans göstermeden istekler sıralamak değil, arzuladığın her isteğine yönelerek usulüne uygun olarak çaba ve gayret göstererek yaptığın duaya Allah icabet eder.
2/186-Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşat (doğru yolu bulmuş) olurlar.

Demek ki, sen Allah’a dua edeceksin, Allah da senin duana cevap verecek. Bu Allah ile kulun, diyaloğu kurularak yapılan dua karşılık bulabilir. 
Şimdi Allah ile iletişime nasıl geçilir? Allah senin duana nasıl cevap verir? Onu yaşamış olduğumuz hayattan örnekler vererek izah etmeye çalışalım.
Bizim Anamur ilçesinde muz üretilmektedir. İki tane çiftçi bunun birisi Müslüman, diğeri de kâfirdir. İkisi de ikişer dönüm sera yaptılar. Müslüman olan adam serası için gerekli donanımı gereği gibi yerine getirmeyip sürekli Allah’a Allah’ım benim muzlarımı koru benim muzlarım soğuktan donmasın, benim muzlarım iyi gelir sağlasın demektedir. Kâfir olan kişi ise, zaten Allah’ı inkâr ediyor. Ama muzdan iyi ürün alabilmek için, gidiyor ziraat mühendisine, Mahsul alacağı muz cinsinin en kalitelisini alıp, onu toprağa dikilişinden meyve verip ürün elde edilinceye kadar neler yapılması gerektiği konusunda bilgilerini öğrendikten sonra, bu bilgilerin hepsini iyi muz yetiştirmek için, pratiğe döküyor.
Yani gübresini,  suyunu soğuktan donmaması için gerekli cam veya plastik naylon ile üzerini örtüyor. Kış aylarında sıcaklığın sıfır derecenin altına düşmeden serasını ısıtarak bütün gerekli gayretini gösterip Allah’a dua etmeden çaba sarf ediyor. Soruyorum size Allah Müslüman olan kişinin serasına mı daha çok gelir getirir Yoksa inanmayan, dua etmeden göstermiş olduğu muzdan gelir elde etmek için çabanın karşılığını mı kâfir olana mı verir?
Aklı başında olan her insan der ki, Allah kuru kuruya dua edip muzuna gereği gibi bakımını yapmayan Müslüman olana vermez. Aksine muz serasına usulüne uygun olarak gereği gibi bakan, kâfir olduğu halde, işine gereği gibi sarılana mı verir? Elbette çalışan emek sarf eden kişiye çok verir. Elbette mahsul senin inanıp inanmadığına değil, senin ona gereği gibi ilgi gösterip göstermediğine bakar.

ALLAH NASIL DUALARI KBUL EDER NASIL DUALARI KABUL ETMEZ? BUNLARI, MADDELER HALİNDE BİR KAÇINI SIRALAMAYA ÇALIŞALIM.
1-Sınava girecek olan bir öğrenciye sınava gireceği derslere gereği gibi çalışmadan, okunmuş silgi okunmuş kalem vererek sınavda başarılı olması için yapılan dualar kabul edilmez. Ama sınava girecek olduğu derslere gereği gibi hazırlanarak çaba ve gayretini gösterenlerin duaları kabul olunur. Eğer yine de başaramamışsa daha çok çaba daha çok gayret göstermesi gerekir.
2-Çocuğu olmayan kadınların, Tıp ilmine uygun olarak gerekli gayret ve çabaları usulüne uygun olarak yapmadan neden ve niçin olmadığını araştırmadan, Allah’tan çocuk istemekle Allah onlara çocuk vermez.
3- Dünya üzerinde milyonlarca insanlar açlık ve susuzluktan dolayı ölmektedirler. Elleri havaya kaldırıp Allah’ın onların susuzluklarını gidermesini ve doyurulmaları için dua etmekle Allah onları sulamaz ve onları doyurmaz.  Böyle bir dua şeklini, istisnasız her insan yüz yıl tekrarlasalar Allah onları yine doyurmaz. Allah onları kendi verdiği rızkla diğer insanlar tarafından,  doyurulmasını istemektedir.
4-Dünya üzerinde teknolojik ve ekonomik olarak, güçlü olan devletlerin orta doğuda yapmış oldukları zulümlere hepimiz şahidiz.
Bütün mazlum olan ülkeler ellerini havaya kaldırarak Allah’ım Amerika’yı kahret, İsrail’i kahret demekle Allah onların dualarına icabet etmez. Şimdiye kadar da etmemiştir. Konu ile ilgili Kur’an’da geçen ayetlerden örnekler vermeye çalışalım.

2/246. Musa'dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: 'Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım' demişlerdi, O: 'Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?' demişti. 'Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan sürüldük ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)' demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.

2/247. Onlara peygamberleri dedi ki: 'Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi.' Onlar: 'Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?' dediler. O (şöyle) demişti: 'Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir.'

2/248. Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: 'Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden artakalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.'

2/249. Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: 'Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç onu tatmazsa bendendir. Küçük bir bölümü hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): 'Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok' dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: 'Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.'

2/250. Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: 'Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.'

2/251. Böylece onları, Allah'ın izniyle yenilgiye uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, âlemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.

Dua ile ilgili, bu ayetleri tahlil edip incelediğiniz zaman, düşman ordularını yenebilmek için, ölümden korkmadan, ölümü göze alacaksın. Savaş için gerekli hazırlığını yapacaksın ve daha sonra seni yerinden yurdundan sürmek için çaba gösterenlere karşı savaşıp onları mağlup edeceksin. Yoksa eğer onlar seni esir alırlarsa seni hem kendi dinlerine döndürürler hem de köle olarak yaşar gidersin. Ebedi hayatını da kaybedersin. Ya adam gibi özgürce yaşa, ya da Müslüman olarak adam gibi öl!  Başka bir alternatif yoktur.
5- Ayet örneklerinden de anlaşılacağı gibi duayı yaparken, yaratılan evren yasaları ile gönderilen vahiy yasalarına ters düşmeden usulüne uygun olarak yapılması gerekir. Allah senin bütün isteklerini evrene koymuş. Sen evrene gereği gibi usulüne uygun olarak yöneldikten sonra isteklerine zaten kavuşacaksın. Dolayısı ile bu şekilde yapılan duana Allah cevap vermektedir.

Soru; 2-O zaman yaptığımız fiil kadar mı duamız kabul olacak. Bu da böyleyse duanın hiç bir anlamı yok mu?
Cevap-2-Eeğer yaptığımız duayı gereği gibi yapamamışsak dua kabul edilmez. Eğer herhangi bir dersten sınava girip başaramamışsak mutlaka o derse yeteri kadar çalışamamışız demektir. Biraz daha çok çalışarak, sınavı başaramamanın sebepleri ne ise, o sebepleri ortadan kaldıracaksın ve göreceksin ki sınavı başarmış olacaksın. “Olmayacak söze âmin denmez”  derler ya!  Eğer sen sebep sonuç ilişkileri ile ilgili gücün yetmeyecek kadar zor ve gücün yetmeyecek kadar büyük şeyler Allah’tan istiyorsan senin o duanın kabul edilmesi için, gücünü isteklerine kavuşa bilecek seviyeye çıkaracaksın.
Bu iki ayet, ateist ve deist olan kişiler tarafından, bir birine zıt gibi anladıklarından en çok eleştirdikleri ayetlerdendir.
Konumuz ile ilgili geçen, bu ayette Müslüman olanların insan sayısı az fakat sürekli mücadele vererek antranmanlı olma durumu çok fazla olduğu zamanlarda. Yirmi kişinin karşılığında iki yüz kişiyi mağlup edeceği söylenmektedir. Eğer savaşta ölürsem ahiret hayatında güzellik var, eğer savaşı kazanırsam dünya hayatında güzellik var diyen bir Müslüman anlayışı ile İnkâr edenler için yaşayıp ölecekleri sadece dünya hayatıdır. Zaten ahiret inancı olmayan için ölürlerse her şeylerini kaybedecekler. İki insan tipi için başarmak aynı olabilir mi?  
Belgeselleri izleyenler iyi bilir. Bazen küçücük bir hayvan kocaman hayvanları korkutup, onları mağlup edebiliyor. Allah’tan başka kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış olan bir insanın durumu ile dünyalık mallarını, savaş karşısında kaybetme korkusu içerisinde yaşayanların durumu elbette bir değildir.
İlgili ayet Medine’de inen bir ayettir. Müslüman olanların zayıf ve güçsüz olduğu Mekke’den çıkarılarak Medine’ye hicret edip orada güç ve iktidar sahibi olan Müslümanların durumunu ayırmaktadır.   “Şimdi, Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir za'f olduğunu bildi.”
Önceki ayetle bu ayetin faklı oluşu bu ifadeden kaynaklanmaktadır. Müslümanlar Medine’de güçlendi ama hantallaştı. Dolayışı ile onlardaki rehavet çöktü ve güçleri zayıfladı. Bu sebeple yirmi kişi iki yüze denk gelirken on kişi yirmi kişiye denk oldu. Yani aradaki fark on katı düştü.
Soru; 3-Yoksa Kur'an da geçen dua ayetlerini nasıl açıklarsanız.?
Cevap -3- İşte Aydın kardeş, Kur’an’ın ne dediği değil ne demek istediğini anlamak gerekir. Kur’an içerisinde elli sekiz yerde geçen dua ayetlerine bakınız, hep duanın fiille beraber at başı gitmesi gerektiği söylenir.
Ayette geçen ikişerli kitap ifadesi, ikişerli anlatım anlamında kullanılmıştır. Yani doğru yolda gidenlerin duası olduğu gibi, yanlış yolda gidenlerin duası da bulunmaktadır. Allah doğru yolda gidenlerin duasını kabul edeceğini, yanlış yolda gidenlerin duasını da kabul etmeyeceğini bildirmiştir.
5/ 23. Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: 'Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galipsiniz. Eğer müminlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül edin.' dedi.

5/ 24. Dediler ki: 'Ey Musa biz, onlar durduğu sürece hiç bir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burda duracağız.'

5/ 25. (Musa:) 'Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır.' dedi.

5/ 26. (Allah) Dedi: 'Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde 'şaşkınca dönüp duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluğuna üzülme.'

5/ 27. Onlara Adem'in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: 'Seni mutlaka öldüreceğim.' (Öbürü de:) 'Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder.'
Musa istiyor ki, Mustazaf olanlarla birleşelim Firavun gibi bir zalimin haddini bildirelim demektedir. Mustazaf olanlar da bizim onlara karşı gücümüz yok siz gidin ikiniz ona karşı savaşın diyorlar.
Ayette de ifade edildiği gibi Allah onlar istemese de ben onları sana destek vermeleri için yönlendirirm demedi. Sebebi ise Allah din gününün malikidir. Her insan kendisinin karar verdiği yönde kendi özgür iradesiyle yaşama hakkına sahiptir. İşte dua Musa’nın onlara teklifi ile onların bu teklifi kabul etmeleri sonucunda birleşip güç haline gelmektir.
İman etmek nasıl insanı sorumluluktan kurtarmıyorsa, İmanın gereğinin salih amele döküldüğünde Allah o imanın geçerli olduğunu söylemektedir. İmansız ne bir güzel amal bir işe yaramadığı gibi, güzel amel işlemeden de iman bir işe yaramaz.
“Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın.”
Allah iman etmeyen insanların vermiş oldukları sadaka ve yardımların bile Allah katında kabul görmeyeceğini üstüne basa basa vurgulamaktadır.
38/ 22. Davud(un yanın)a girdiklerinde, onlardan ürkmüştü; dediler ki: 'Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında haktan ayrılma ve bize tam doğruyu göster.'

38/ 23. 'Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen 'Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat' dedi ve bana, konuşmada üstün geldi.'

38/ 24. (Davud) Dedi ki: 'Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır.' Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü.
Sad suresinde geçen bu üç ayette iki davacıdan söz edilmekte ve özet olarak şu mesaj verilmektedir. Davud’a gelen iki davacı kendi öz içerisinde bulunan iblis ve takvadır. Bu Davud’da olduğu gibi her aklıselim olan insanlarda da vardır. Ayette yanlış anlaşılan konu şudur. Davud’un bağışlama dilemesini sanki Davud bir suç işledi de bağışlamayı o sebepten dolayı işlediği zannedilmektedir. Oysa Kur’an Davud’u örnek vererek bize bilgi vermektedir. Yani her insan hem kötülüklere karşı teklif sunucu bir teklif sunucu iblis gibi bir melek olduğu gibi, hem de iyilikleri teklif sunucu takva gibi bir melek vardır. İşte Davud bu iki teklif sunucu meleklerin tekliflerinden takva yönünü bir başka ifadeyle bağışlama yönünü tercih etti anlamın taşımaktadır. Allan’da Davud’un bu tercihini kabul etti. Mesajı verilmektedir.
Sonuç olarak, Allah yeryüzüne insanları ibadet ve kulluk için yaratmıştır. İnsan evrende insanın dışında yaratılmış olan bütün varlıkları halife olan insana secde etmeleri için yaratmıştır. İnsan gerek doğru yola gerekse de yanlış yola gidebilecek bütün hem donanımı vermiş hem de inşalar hangi yönde karar verirlerse melekler insanlara karar verdikleri yönde secde etmektedirler.
Allah, din gününün malikidir. Yani insanların dünya hayatında insanlara hem doğru yola gidecek malzemeleri de vermiş hem de yanlış yol gidebilecek malzemeleri de vermiş Ama insan hangi yola giderse Özel bir müdahalede bulunmayacağına da söz vermiş.  O zaman yapılan dualar ister müspet yönde istese de menfi yönde olursa olsun insanlar dualarını yöneldiği yönde meleklerin onlara hizmeti ile gerçekleştirmektedir.
Yani sen nasıl dua edeceksen Allah’tan değil Allah’ın yarattıklarına fili olarak buluşarak duanı edersen ancak yerinde olacaktır. Bakınız dua ile ilgili ayetlere baktığınız zaman Duanın elleri kaldırarak Allah’tan ister kötü yönde ister iyi yönde istekler sıralamak olmadığını duanın mutlaka ama mutlaka istek yönünde isteklerine kavuşmak için fiille buluşması gerektiğini anlamak gerekir. Bakınız Kur’an’ın konuşma dilini öne çıkaran en önemli ayetlerden birisi de şudur.
Evrende yaratılmış olan hangi varlık hangi yol hangi psikolojik ve sosyolojik olaylar Allah’ın değil ki? Ayette geçen,” Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı.” İşte Kur’an’ın ne demek istediğini doğru bir şekilde anlayabilmek için, Hem Kur’an üzerinde detaylı bir bilgiye sahip olmak gerekir.  Hem de evren yasaları hakkında yeterli bir bilgiye sahip olmak gerekir.
O zaman diye biliriz ki, Allah’ın duaya icabı, her isteği hem vahiy yasalarına uygun olarak hem de evren yaslarına uygun olarak yapıldığı takdirde başarıya ulaşılır. Allah da kabul etmiş olur. Eğer duan kabul olmamışsa demek ki duayı usulüne uygun olarak yapmamışsın demektir.
Doğrularım Allah’a yanlışlarım da bana aittir.
ALİ RIZA BORAZAN
ANAMUR- MERSİN
2-6-2019









22 Mayıs 2019 Çarşamba

NİSA SURESİ OTUZ DÖRDÜNCÜ AYETTE VURUN KELİMESİ DÖVÜN ANLAMINDA DEĞİL,BOŞAYIN ANLAMINDADIR

Rahman Rahim Olan Allah'ın adıyla

4/34. Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.
1- Birinci bölümde evlilik sözleşmesini bozma aşamasında olan kadınlara önce Kur'anla öğüt verin.
2-Eğer bu öğüt belirli süreden sonra hala fayda vermemişse ikinci olarak yataklarınızı ayırın. Bu süreç Kur'ana göre dört aydır.
3-Eğer bu yöntem de yarar sağlamamış eğer yoldan sapmaya doru gidiş eğilimi hala devam ediyor ve sapmışsa o zaman onunla beraber yaşamanız size helal olmaz boşayın anlamı ifade edilmektedir.
Şu açıklayıcı ayetler bunlara en güzel örnektir.
2/226. Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
60/10. Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bu kısa açıklama gösteriyor ki, Müslüman erkek ve kadın Müslüman olarak kaldıkları sürece evli kalabilirler. herhangi birisi bu evlilik sözleşmesini bozacak bir davranışta bulunacak olurlarsa evlilik fesih edilir. Şu ayetler de onu boşanma şeklinin sözle değil yaşanan bir süreçle olduğu açıklanmaktadır. açıklamaktadır.
2/225. Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.
2/226. Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
2/227. (Yok) Eğer boşanmaya ısrar ederlerse (boşanırlar). Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
2/228. Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Aziz'dir. Hakim'dir.
2/229. Boşanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir.

Doğrularım Allah'a Yanlışlarım ise bana aittir.

22/5-2019

ALİ RIZA BORAZAN
ANAMUR- MERSİN 
.

14 Mayıs 2019 Salı

KUR’AN VE POZİTİF BİLİMLER BİRBİRLERİ İLE ÇELİŞİR Mİ?




Rahman ve Rahim Olan Allah’ın adıyla;
Konu başlığına uygun olarak Müslüman olanlar neden bu hale düştüler? Müslüman olanlar kendilerine indirilen kitabın kadrini kıymetini bilemediler. Ve biz bu Kur’an’ı anlamadık.
Önce konu başlığında geçen Kur’an ve pozitif ilmin ne demek olduğunu Kur’an’dan öğrenelim.
Bizim anladığımız Kur’an, ama Kur’an’ın ifadesi ile zikir olan bu kitap Kur’an içerisinde yaklaşık olarak yirmi dört yerde geçmektedir.
21/7-Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekler dışında elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun.
Ayette geçen iki kelimenin de, ne anlama geldiğini doğru olarak, anlamamız gerekir. Vahyedilen kişi Kur’an’a göre nebidir. Bu Allah ile Vahyedilen kişi arasında bir iletişimdir. Kur’an bu iki kelimeyi şöyle birebirinden net bir şekilde ayırarak bilgi vermektedir.
Kur’an içerisinde yaklaşık iki ayette nebi kelimesi geçmektedir.
22/52-Biz senden önce hiç bir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
33/40. Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum velâkin rasûla(A)llâhi veḣâteme-nnebiyyîn(e)(k) vekâna(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîmâ(n)
Nebi; Vahye muhatap olan kişidir. Resul ise Allah’tan almış olduğu vahyi bilgileri muhatabı olan insanlara ulaştıran elçi demektir. Her nebi Almış olduğu vahyi bilgileri muhataplarına ulaştırmakla da resul olmaktadır. O zaman, diyebiliriz ki her nebi bir resuldür ama her resul bir nebi değildir. Hükmünü çıkarabiliriz. Çünkü resul olanlar, bir başka ifadeyle elçi olanlar nebilerin dışında da olmaktadır.
Kur’an içerisinde yaklaşık olarak yetmiş sekiz yerde resul kelimesi geçmektedir.
9/16-Yoksa siz, içinizden cihat edenleri ve Allah'tan ve Resulünden ve müminlerden başka sır-dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Kur’an resul olanları iki kısma ayırmaktadır. Birisin insanlardan olan resuldür. Bu hem nebinin hem de nebinin dışında nebilerin aktardıkları vahyi bilgileri eksiksiz ve fazlası olmadan doğru bir şekilde aktaran insanlardır. Bu anlamda resul istismara açıktır. Dikkatli olmak gerekir. İkinci anlamda resul meleklerden olan resuldür. Bu anlamda kullanılmış olan resul maalesef, İslam toplumları taraafından anlaşılmamıştır.
Allah’ın insanlardan seçmiş olduğu elçileri bir nebzecik de olsa anlamaya çakılıştık. Ya meleklerden olan resul nedir. Şimdi Kur’an’dan onu anlamaya çalışalım.
Allah’ın meleklerden seçmiş olduğu elçileri öğrenmek için Allah, melek kelimesine Kur’an’da ne anlam yüklemiş önce onu çözmemiz gerekmektedir.
Kur’an içerisinde yaklaşık olarak doksan üç yerde melek kelimesi geçmektedir. Şimdi bizim konumuzla alakalı ayetlerden bir kaçını aktararak meleğin ne anlama geldiğini anlamaya çalışalım.
4/172Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle kaçınmazlar. Kim O'na ibadet etmekten kaçınırsa ve büyüklenirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır.
 7/11Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: 'Adem'e secde edin' dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
6/61-O, kulları üzerinde kahredici (kahhar) olandır. Size koruyucular gönderiyor. Sonunda sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, elçilerimiz onun 'hayatına son verirler.' Onlar (bu işte, ne eksik ne fazla) kusur etmezler.

66/6-Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert (iri cüsseli), güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.
O zaman Kur’an’da geçen melek kavramını Kur’an’ın tanımladığı şekilde yorumlamaya çalışalım.
Melek; insanların fiziki, (el kol deriler kulak göz hücreler ve organlar) ve psikolojik, (iblis takva akıl) yapısı da dâhil olmak üzere, İnsanlar için yaratılmış, insanların karar verdiği yönde hizmet sunan zerreden küreye kadar ne varsa  varlıklar bütünüdür.
İNSANLARA BİLGİ İKİ KAYNAKTAN GELMEKTEDİR;
1-Vahyi bilgiler, bu bilgiler insanlara nebi ve resuller aracılığı ile gelmektedir.  
Ayette geçen Allah’ın insanlarla, konuşma şekillerini şöyle sıralamaktadır. Vahiy ile ya da perde arkasından veya elçi aracılığı iledir. Allah’ın insanlarla konuşma şekillerinkinden vahiyle konuşma şekli dışında olanları yazmış olduğum tefsir ve makalelerimde anlatmıştım. Burada sadece konumuzu ilgilendiren vahiyle konuşma şeklinin nasıl olduğu konusunu ele alacağız. Ayette geçen vahiyle konuşma şekli sadece nebilerle olan konuşma şaklıdır.
Cibril;  Allah ile nebiler arasında vahiy getirip götüren Cebrail değil, Allah’ın bilgiyi aracısız olarak nebilerin kalbine direk olarak ilka ve ilham etme olayının adıdır.
Bu olayı yaşanan hayattan örnekler vererek açıklamaya çalışalım. Daha önce de bahsetmiştim. Burada sadece meleklerin resullüğü ile ilgili bir bölümden örnek vererek konunun daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyim.
İcadını gerçekleştirmek için yola çıkan bir mucit, ilgi gösterdiği alanda, yoğunlaşıp bütün çaba gayret ve performansını gösterdikten sonra ona gelen ilhamla icadını gerçekleştirmektedir.
Otomobiller, tırlar, gemiler, uçaklar aklına ne kadar insan yaşamını kolaylaştıracak olan icatlar üretilmişse, hepsi insanın bilmediği konularda Allah’tan mucitlere ilham gelmesi ile icatlarını ortaya koymaktadırlar. Kur’an’da geçen âdeme bütün isimleri öğrettik ifadesinin altında bu anlam, yatmaktadır.
Âdeme isimlerin öğretilmesi insanoğlunun var oluşu ile başlayan öğretim sürecinin, insanoğlunun yok oluşuna kadar geçecek olan zaman sürecinde öğrenmenin devam etmesi anlamını taşımaktadır. Yani geçmişi anı ve gelecek olan zamanı, Kur’an, aynı anda kullanma sanatı yaparak bize olayı özetlemektedir.
Kur’an’ın pozitif ilimlerle alakasının olmadığını iddia edenler kesinlikle yanılmaktadırlar. Kur’an dikkat edilirse iki ayete dikkat çekmektedir. Birisi vahyi bilgilerin toplandığı kitaptır. Bu kitapta yaratılmış olan evreni insanların incelemesini ve ondaki yaratılış hikmetlerini ve çelişkisiz ligi görmelerini,  insanlardan istemektedir.
Evrenin çelişkisiz yaratılışı, pozitif bilimlerin gündeme gelmesi ile ancak öğrenilebilmektedir. Tıp, biyoloji kimya fizik astronomi gibi müspet bilimler hep evrenin çelişkisiz yaratılışından yola çıkarak doğru bilgiye ulaşılmaktadır.
Kur’an elbette bir fizik bir biyoloji kitabı değildir. Ama altı kalın çizgilerle çizilmesi gereken bazı ayetler, müspet ilimlerde doğru gidişin temelini atarak insanlığa yol çizgisinde önemli bilgiler vermektedir. Kur’an okuyan biri olarak avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum. Bu Kur’an bir insan sözü değildir ve olamaz da. Ancak gökleri ve yeri yaratan Allah’ın insanlara elçiler aracılığı ile gönderdiği mucize bir kitaptır.
Bu kitaptan bazı pozitif bilimlerin ortaya koydukları doğru bilgilerin Kur’an tarafından nasıl tasdik edildiğini ortaya koyan ayetlerden örnekler verelim.
Arap cehaleti döneminde, uzay bilimleri hakkında bilgi olmadığı bir dönemde güneş ay ve yıldızlar hakkında bir kişi bilgi verecek, bu bilgi  yaklaşık bin dört yüz yıl sonra o konuda müspet ilimler gelişip  aynı sonuca ulaşacak bu bir insan uydurması olacak, bu olacak şey değildir.
Yine Arap cehaleti döneminde, bir kişi çıkacak, yaklaşık bin dört yüz sene sonra tıp ilimi gelişince de ana rahminde bir çocuğunun yaklaşık üç ayda canlandığını söyleyecek. Aklını kullanan bir insan için bunlar olacak şey değildir. Bu bilgileri resulüne gökleri ve yeri yaratan Allah vah yetmektedir.
Daha örnekleri çoğaltabiliriz. Demek ki, Kur’an pozitif bilimlere ışık tutan ve felsefe gibi ortaya bir teori atıp onu insanlara ispatlamaya davet etmektedir.
2-Meleklerden resul seçmesi nedir?
Maalesef İslam toplumları Kur’an’ın bu konu ile ilgili bilgileri genelde gale alınmamıştır.
Bazı dönemlerde Müslüman olanlardan düşünen kâşifler çıkmış ve o dönemde eşyanın dilini çözerek ilim ve teknolojide ileri giderek Zalim olanları susturulmuşlar mazlum olanların hakkını zalimden almışlar insanlık onların dönemlerinde selam ve esenliğe kavuşarak medeniyet yaymışlardır. Ama ne yazık ki İnsanoğlu var oluşundan bu tarafa binlerce peygamber gelip geçtiği halde böyle olanların sayıları parmak sayısını geçmeyecek kadar az olmuştur.
Eşyanın dili, Allah’ın kodlamış olduğu bilgilerdir. “Âdeme isimlerin öğretilmesi” insanın eşyaya yüklenen bilgilere ulaşmak ve onu çözmekle teknolojide, çağ atlayarak bu günkü bilgisayar ve uzay çağına ulaşılmıştır. Kim eşya ile gerekli diyaloğu kurarsa Allah onlara bilgiyi onlara öğretmektedir.
Maalesef batı çağımızda vahyi bilgileri inkâr edip ahlaki değerlerden uzak kalmışlarsa, maalesef doğu çağımızda hem vahyi bilgilerden hem de eşyanın bilgisinden uzak kalarak, hem ahlaki değerlerden hem de teknolojiden uzak kalarak üzerlerine Allah pislik yağdırmaktadır.
Vahyi bilgiler ile eşyanın bilgisi birleşirse Müslüman olanlar iktidar sahibi olurlar. Dünya hayatında insanlar rahat bir nefes alır. Ama vahyi bilgilerden uzak olanlar iktidar sahibi olurlarsa ekini ve nesli yok ederler.
Dünya üzerinde, oynanan oyun, ayetlerde anlatılan gibi değil mi? İmandan nasibini almamış batı ve Amerika birleşik devletleri güç ve iktidar sahibi oldum diye, kendisini Müslüman zanneden İslam ülkelerine yapmış oldukları zulüm ve işkenceler ortada gözükmektedir.
İnkâr edenler, Önce ülkeleri mezheplere cemaatlere tarikatlara bölerek zayıflatır. Daha sonra da bunları biri birlerine düşman ettirerek karışıklık çıkartıp savaştırmaktadır. Irak’ta, Mısır’da Libya’da Tunus’ta Cezayir’de Suriye’de oynanan oyun bunlar değil mi?
Irak’a, demokrasi getireceğini vaat ederek yola çıkan Amerika, ülkeyi ele geçirince ne yaptı? Halkı zindanlara atarak kadınlara zorla tecavüz edip işkence ve zulüm yağdırdılar. Şunu unutmamak gerekir ki, zalim olan ülkeler hep işgal edecekleri ülkeleri yerli iş birlikçileri ile işbirliği yaparak, hedeflerine ulaşmaktadırlar. İşgal ettikten sonra da, kendi sözlerinin dışına çıkmayacak olanları o ülkenin başına geçirip, onlarla zulmünü sürdürerek yer altı ve yer üstü zenginliklerini gasp etmektedirler.
Ey! Müslümanım diyenler, uyanın arttık görünen köy kılavuz istemez. Dünya hayatında Firavunların yaptıkları zulümleri gördünüz. Onlar siz Müslüman olduğunuz sürece size asla dost olmaz, sizin Müslüman olarak kalmanıza müsaade etmezler.
Müslüman olanların dostu ve velisi sadece Müslüman olanlar ve Allah’tır. Eğer biz Allah’ın göndermiş olduğu vahyi bilgilerle yaratmış olduğu evrensel yasalarını iyi anlayıp çözersek hem teknolojik üstünlüğümüzü elde etmiş oluruz, hem de küfre karşı boyun eğmez onların oyunlarını bozabiliriz.
2/132-Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: 'Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin' (diye benzer bir vasiyette bulundu.)
3/149. Ey iman edenler, eğer inkâr edenlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde gerisin-geri çevirirler, böylece büyük hüsrana uğrayanlara dönersiniz.
Bizim Müslüman olarak yaşayabilmemiz ve Müslüman olarak ölebilmemiz için dünya hayatında güçlü olmamız gerekir. Onun için Müslüman olanlar bu batıl kader anlayışından kurtulup, kendi gidişatını değiştirmeyeni Allah değiştirmez ilkesine uyarak yeniden dirilerek Dünya hayatında en az vahyi bilgilere değer verdiğimiz kadar teknolojik bilgilere de değer vermemiz gerekir.
8/53-Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.
Sonuç olarak, İslam ülkeleri şu anlayışını bırakıp, kendilerine Allah tarafından gönderilmiş hayat kitabı olan Kur’an’ı iyi dinlemeleri gerekir.
1-Dua anlayışını değiştirmeleri gerekir.
Dua, Elleri havaya kaldırarak Allah’tan istekler sıralamak değil, Allah’ın sana verdiği vahyi bilgilerle evrensel yasaları doğru anlayıp isteklerine ulaşmanın tek çaresinin senin göstermiş olduğun çaba ve gayretinle doğru orantılı olduğunun bilincine ulaşılması gerekir.
2-Kader anlayışını değiştirmemiz gerekir.
Kader, Kur’an’a göre, iki kısma ayrılır. Birincisi kendi elimizde olmayan kaderimizdir. Bu kader, Allah’a ait olan kaderimizdir. Allah bizi bundan dolayı hesaba çekmeyecektir. Erkek olmak, kadın olmak, hangi ırktan hangi renkten olacağımızı biz seçmedik. Bunun seçimini, Allah belirler. Bir de yarın ne kazanıp kazanmayacağımızı ve nerde ne zaman, öleceğimizi biz değil, Allah belirler.
İkinci kader, Yol seçimi ve davranışlarımız ile ilgili kaderimizi biz kendimiz yazar kendimiz oynarız. İşte biz bu kendi yazdığımız kaderimizden sorumluyuz ve hesaba bundan çekileceğiz.
3-Vahyi bilgilere gösterdiğimiz ilgi kadar en azından meleklerin resullüğü ile gelen bilgilere değer ve önem vermemiz gerekir.
Allah; dünya hayatında üstünlüğü, bu bilgilere önem veriş derecesine göre sağlamaktadır. Dünya hayatı, birebirine zıt, iki topluluğun yarış maratonudur. Müslüman olanlara düşen görev Meleklere Allah’ın kodlamış olduğu bilgileri çözerek teknoloji alanında İnkâr eden ve zulmedenlerin savaş araçlarına karşı en az o seviyede savaş araçları üretmektir.
8/60-Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size 'eksiksiz olarak ödenir' ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.

Vermiş olduğum ayet güncellenirse, Müslüman olanlara düşman olan ekini ve nesli yok etme amacında olan, kâfir ve müşriklere karşı biz de en az onların ürettiği kadar savaş araçları üretmemiz lazımdır. Müslüman olanlar savaş araçlarını, insanları öldürmek yok etmek için değil,  onların saldırılarına kkarşı sadece mukavemet göstermek için kullanmalıdır. Ayetlerde belirtildiği gibi İnkâr edenler mazlum ve mustazaf olanlara karşı sürekli saldırmışlar onları yerlerinden yurtlarından sürmüşler ve öldürmekten çekinmemişlerdir.
4-Dünya hayatında İnsanlara Allah’ın verilen vahyi bilgiler dışında özel bir müdahalesi yoktur.***
Müslüman Olanların dünya hayatında, ya Müslüman olan insanlardan destek görmektedirler. Ya da Meleklerin konuşma dilini çözerek desteği meleklerden görmektedirler. Ne yazık ki Müslüman olanlar meleklerle iletişim kurmayı maalesef becerememişler. Asırlardır meleklerin secdesini unuttukları için de teknolojide başarı gösterememişlerdir.
Şu anda yeryüzünde kudurmuş olan çağımız firavunlarına karşı mücadele vermenin iki kuralı vardır. Birincisi insanlardan destek toplamak, ikincisi de meleklerden destek almaktır. Bir başka ifadeyle evrenin secdesine sahip olmaktır. At sahibine göre kişner derler. Biz de melekleri kendimize sedde ettirecek konuma gelmemiz gerekir. Tıpkı köpekleri kim eğitirse köpek eğitene secde eder. Bu ister kâfir olsun, isterse de Müslüman olsun fark etmez. Silahı kim üretir ve kullanırsa silah kullanana hizmet eder. İşte Müslüman olanların kendilerinde olan bu eksikliği gidermeleri gerekmektedir. Allah Masum ve mustazaf olanların yar ve yardımcısı olsun.
Doğrularım Allah’a yanlışlarım ise bana aittir.
14-5-2019
ALİ RIZA BORAZAN
ANAMUR MERSİN












11 Mayıs 2019 Cumartesi

BEN DE KUR'AN YETER DİYENLERDENİM;

 Rahman  Rahim  olan Allah'ın adıyla;
Kur'an bize yeter diyenler sakın ola ki, peygamberi kabul etmeyenler olarak Kur'an yetmez diyenler tarafından eleştirilmektedirler. Oysa Kur'an yeter diyenler Allah'ın resulü Kur'an yeter dediği için, Kur'an yeter demektedirler.
29/51. Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.
Ben de Kur'an yeter diyenlerdenim. Çünkü Kur'an Allah tarafından insanlar için yaşam biçimi hayat tarzını, neyin helal neyin haram , neyin yanlış neyin doğru olduğunu resulün kalbine ilka ve ilham ederek, kendi bilgilerin aktarmıştır.
Allah Resulü kalbine ilka ve ilham edilen bu bilgileri ağzından dökülen kelimelerle insanlığa duyurmuştur. Kendisine gelen vahiylere önce kendisi iman etmiş sonara da müminler iman etmiştir..
2/285. Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı. 'O'nun elçileri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır' dediler.
Elçinin söyledikleri, kendi hevasından değil, Onun söyledikleri vah yolunmakta olan vahiydir. Eğer kendisine gelen vahiylerden başka söz söylese ve vahye uyuşmayan bir davranışta bulunmuş olasaydı Allah onu şah damarından keserdi.
69/43. Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.
6944. Eğer o, bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
6945. Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
6946. Sonra onun can damarını elbette keserdik.
Öyleyse Kur'an Yeter diyen biz değil bizim iman ettiğimiz nebi ve resuldür. O da bu sözü kendisi değil Allah'ın ona vah yettiğini vah yederek bize aktarmaktadır.
Ey! Peygamberi, Allah'ın tanımladığı şekilden çıkararak kendi zan ve tahminlerle uydurulmuş olan hadislerle peygamber profili çizip kendi yollarının en doğru yol olduğunu savunanalar. Doğru yol, Allah'ın vahiylerle çerçevesini çizip peygamberin de o vahyin dışına çıkamadığı yolun ta kendisidir..
Peygamberin söylediği ya vahiydir. Ya da vahiylerin harmanlamasının bir yorumudur. O yorumun içerisinde mutlaka vahiylerin esintisi vardır.
Ey uydurulmuş hadis peşinde koşanlar Allah sizi de Bizi de bu Kur'an'dan hesaba çekecektir.
43/44. Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.
İşte Benim anladığım Kur'an'ın bana öğrettiği nebi ve resul fotoğrafı budur.
Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.
.

30 Nisan 2019 Salı

YARATAN VE YARATILAN VARLIKLARIN KONUMU;




İREM SOLAK,
İLAHİ RESMIN SON PARÇASI....
İnsanın üzerinden dehirden bir zaman geçmiştir ki o henüz anılmaya değer bir şey bile değildi ( İnsan Suresi 1.Ayet)
Herkese Selam,yine bir makale ile karşınızdayız.....
Bu aralar face sosyal medyadaki saçma sapan ve bilim ile hiç alakası olmayan melankolik-drama-komedi tiyatrosu tarzı Dini paylaşımlar dikkatimi çekti.Bunun sebebi insanlarımızın bilime karşı çok ilgisiz ve eğitimsiz olması,şunu hep deriz ben ve kardeşim; "Kuran'ın bazı ayetlerini anlamak için-ilim-bilim bilmek şarttır" çünkü Kuran bize öğüt almamız için bildirir Bilim ise somut şekilde detaylarıyla açıklayıp gözle ispatlar ve idrak eder öğüdü alır Tekrar İman ederiz....
Neyse konumuza döncek olursak,dünya üzerinde yapılan kazılar ve araştırmalar sonunda bulunan insan fosilleri insanlık tarihinin 300 bin yıla dayandığını söylüyor. Fakat bizler Adem dönemine gidersek sadece 20 bin yıl geriye gitmiş oluruz. Eğer bizler insanlık tarihinin Adem ile başladığını kabul görürsek bu ayete ters düşmüş oluruz. Çünkü Allah "yer yüzünde halife var edeceğim" demesiyle insan anılmaya değer bir varlık olmuştur. Fakat İnsan 1. ayet bizlere "insanların anılmaya değer bir varlık olmadan önce uzun yıllar geçtiğini söylüyor. Ayette geçen "dehr" cümlesi mana olarak "ilk vücuda geliş" demektir. Yani ayet bizlere "İnsanların ilk vücuda gediği anda henüz anılmaya layık bir canlı olmadığını bu değerin sonradan verildiğini açıkça söylüyor.
İnsanlara verilen bu değer ise Secde suresi 9. Ayetin belirttiği şekildedir "Sonra onu düzenli bir sekle sokup içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar gözler ve gönüller var etti. Siz pek az sükrediyorsunuz" işte bu andan itibaren Evrensel bir şuura mazhar olduk. Çünkü Allah insanlara kendi katından olan ilmini programlayarak insanı diğer varlıklardan üstün kılmıştır.
Kısaca insanoğlu alemlere üstün kılınıyor ve diğer varlıklardan bir farkımız oluyor. Artık namus onur şeref gibi kavramların sahibi oluyor düşünebiliyor fikir üretebiliyor icat edebiliyor doğada ki elementleri kaynakları kullanabiliyorduk. Çünkü melekler bizlere secde etmişlerdi eğer etmemiş olsalardı asla kullanamazdık. Ama etmeyen biri vardı oda şeytandı çünkü oyunun bir parçasıydı. Oyun ise 6236 parçalık Puzzeli bir araya getirmek ve resmi tamamlamaktı. Son parça Muhammed dönemin de yerine kondu. Şimdi bizlere düşen o resmi seyredip anlayıp idrak edip uygulamak.....
Sevgi ve bilgi kalın😊

ALİ RIZA BORAZAN

İrem hanım,
76/1. Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.
76/2. Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören (biri) kıldık.
76/3. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.
İnsan yaratılmadan önce, evrende Kur'an'ın ifadesine göre sadece melekler vardı. Bir kaç ayetle ayetle bunu açıklıyor.
33/72. Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir. .
2/30. Hani Rabbin, Meleklere: 'Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim' demişti. Onlar da: 'Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi var edeceksin?' dediler. (Allah:) 'Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim' dedi.
İnsan var oluncaya kadar bilim adamlarının tespitine göre on üç milyar yedi yüz bin yıl geçtiği tahmin edilmektedir. Kur'an'a göre de insan oğlunun yaşam süresi de elli bin yıl olduğu bilinmektedir.
70/4. Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.
Vermiş olduğum ayet ve ayetlerden anlaşıldığı gibi yeryüzünde ve evrende en son yaratılan varlık insan olduğu anlaşılmaktadır.
O zaman melek ve insanı Kur'an'ın tanımladığı şekilde bir tanımlayarak olaya bir açıklık getirmeye çalışalım.
Melek; Kur'an'da yakalaşık olarak, doksan üç yerde melek kelimesi geçmektedir. Melekle ilgili bütün ayetleri harmanlayıp yorumladığımız zaman şöyle bir tanım ortaya çıkmaktadır.
Melek ; insanların fiziki ve psikolojik yapıları da dahil olmak üzere yeryüzünde ve kainatta zerreden küreye kadar yaratılmış olan varlıkların tümünü kapsamaktadır.
Allah her şeyi çift yaratmıştır.
51/49. Ve Biz, her şeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.
O zaman evrende temel olarak iki varlık olduğu anlaşılmamaktadır. melekler ve insanlar. Bir başka ifadeyle birisi secde edilen varlık diğeri ise secde eden varlıktır.
Kur'an Melekleri de iki kısma ayırmaktadır. Birisi insanı kötülüğe davet etmektedir. Kur'aan buna iblis demektedir.
İnsanı bir de iyiliğe davet etmektedir. Kur'an buna takva demektedir. toplum dilinde bunun adı vicdan psikoloji dilinde de bunun adı içimizdeki baba veya üst benliktir.
Şimdide Kur'an'a göre insanın tanımını yapalım.
İnsan; hem iblis yönüne eğilimli hem de takva yönüne eğilimli nötr bir varlıktır.
İşte , İnsan iki teklif sunucu meleğin hangisinin teklifini tercih eder ve seçerse Kur'anda insanın karar verdiği yönde sıfatlar yüklenmektedir.
İnsan eğer iblisin teklifleri yönünde karar verirse ve yaşamını yasak ağaçtan nemalanarak sürdürürse Kur'an bu tip insanlara cin sıfatı yüklemiştir..
18/50. Hani meleklere: 'Adem'e secde edin' demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
İblisin cinlerden olması, cinlerin iblisin insanda attığı tohumun yeşermesi veya iblisin teklifleri yönünde karar veren insanların cin olması anlamına gelmektedir..
O zaman Kur''an insanları da temel olarak iki kısma ayırmaktadır.
Birisi , İnsanın Öz içerisinde var olana takva meleğinin teklifleri yönünde karar verip yaşamını vahiylerle düzenleyen insanlardır. Kur'an bu yolda yürüyen insanlara Müslüman sıfatı yüklemektedir.
41/33. Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: 'Gerçekten ben müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kimdir?
Kur'an bir de, vahyin çerçevelediği yolun dışında blisin teklifiyle tercihini kullanıp Allah'ın yasaklamış olduğu şeylerle hayatını düzenleyen İnsanlarsa cin sıfatı yüklemiştir.
İşte Allah'ın insanlarsa ruhundan üfleyip yaratması bu anlaamı ifade etmektedir.
38/72-Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın.'
Kur'an İnsana ruh üflenmesini iki aşamada ele almaktadır. Birisi ergenlik yaşına gelinceye kadar meleklik dönemidir. Bu döneme kadar insanda yol seçimi bulunmamaktadır. İşte Kur'an'ın cennet dediği dönem her çocuğun ergenlik yaşına gelinceye kadar ekmek elden su gölden yaşadığı günahsız ve sevapsız dönemdir.
Adem ne zaman ergenlik yaşına geldi işte o zaman ruh insana bir daha yüklenmektedir. İşte o dönem de insanın karşısınına iki seçenekli yol çıkarsak insan imtihan sahnesine adım atmaktadır. Birisi takvanın teklifleri yolunda yürüme seçeneği diğeri de iblisin teklifleri yönünde yürüme seçeneğidir.
İşte insana emanet o dönemde yüklenmektedir Takvanın teklifleri yönünde yürüyen vahiyler çerçevesinde hayatını düzenleyen insanlar kurtulmuş diğerleri yani iblisin teklifleri yönde yürüyen insanlar da kendini değiştirip düzeltmezlerse helak olmuşlardır.
doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.