4 Aralık 2013 Çarşamba

ALLAH’I RAB EDİNEN KURTULMUŞTUR. ONUN DIŞINDAKİLER DE HELAK OLMUŞTUR.





RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA!

46/13-Şüphesiz: 'Bizim Rabbimiz Allah'tır' deyip sonra doğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); artık onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

Rab: Dünya yaşamının kurallarını koyan, ölümünü dirimini namazını ibadetini belirleyen eğitici gözetici terbiye edici demektir. 

Eğer yerleri ve gökleri yaratan Allah olduğunu kabul ediyorsak bizi yaşatan öldüren dirilten o ise gelin ibadetimizi kulluğumuzu ona yapalım ve kurtulalım.

1/5 - Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!).

6/162-De ki: 'Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır.'

Allah’ı kabullenmek yeterli değildir. Allah’ı kabullenmekle beraber dünya yaşamını onun nebiler ve resulleri aracılığı ile göndermiş olduğu vahiyler çerçevesinde hayatı anlamlaştırmak gerekmektedir.

Dünya üzerinde yüzlerce ve binlerce din farklılıkları vardır. Bu dinlerden sadece bir tanesi doğru diğerleri ise yanlıştır. Doğru olan din Allah’ın nebiler aracılığı ile gönderdiği dindir. O dinin mimarı teşbihte hata olmazsa Allah’tır. O dinde olanlar tek bir ümmet ve aynı şeriat içerisinde olanlardır.

5/48-Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden herbiriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.

İslam müfessirlerinin büyük bir çoğunluğu bu ayetten sanki Allah’ın göndermiş olduğu peygamberlerde şeriat farklığı olduğu anlaşılmış. Oysa Allah’ın gönderdiği bütün peygamberler kendilerinden önce gelenleri doğrulamak ve tasdik etmekle hepsinin tek bir ümmet ve tek bir şeriat içerisinde olduğunu göstermektedir.  Yani Allah’ın dininde bir peygambere helal ettiğini diğer peygamberlere de helal bir peygambere haram ettiğini diğer peygamberlere de haram etmiştir.

İnsanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa Allah’ın nebiler aracılığı ile gönderdiği dinin adı İslam teslim olanların adı da Müslüman’dır. Ancak Bu yolda olanlar tek bir ümmet ve tek bir şeriat içerisindedirler.

Kuran Kendisini rehber edinenlerin yol göstericisi ve kılavuzudur.  Ve teslim olanlara da Allah sadece Müslüman kelimesi kullanmalarını istemektedir.

41/33 - Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve: "Ben gerçekten Müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?

İnsanlar Kuran’a göre temel olarak iki kısma ayrılmaktadırlar. Ya rabbani yol, bu yolun, yaşam biçimini vahiyler belirler.   Ya da gayrı rabbani yoldur. bu yolların yaşam biçimlerini de insanlar belirler. 

İşte Allah müşrik ifadesini kullanırken, Allah’ın koymuş olduğu yaşam biçiminin karşısında başka bir yaşam biçimi koyanlar ve o yaşam biçimlerini kendilerine din olarak kabul edenlerdir. Müşrik olanları, bir başka ifadeyle gayri rabbani yolda olanları kuran iki kısma ayırmaktadır.

1-PUTA TAPICILAR.

Bu tip insanlar, Dünya hayatındaki yaşam kurallarını kendileri ortaya koymaktadırlar.  Bunlara göre Allah peygamber göndermez, kitap göndermez. Ahiret âlemi de yoktur. İşte kuran bu tip insanlara genel bir başlık altında müşrik kelimesini kullanmaktadır.

23/37- O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz.'

45/24- Dediler ki: '(Bütün olup biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve diriliriz; bizi 'kesintisi olmayan zaman' (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğratmıyor.' Oysa onların bununla ilgili hiç bir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar.

Kuran puta tapıcıları da genel olarak iki kısma ayırmaktadır. Bunlardan birisi, Allah’a İman ettiği halde, Allah’ın dünya yaşamı için peygamberleri kitapları, ve ahiret alemini kabul etmemektedirler. Bu sebeple Allah’a inanmanın Allahın rabliğine iman etmedikten sonra hiçbir anlam ve önemi yoktur. Kuran bunlar hakkında şöyle ifade kullanmaktadır.

29/61- Andolsun, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?' diye soracak olursan, şüphesiz: 'Allah' diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar?

Bu tip insanlar dünya hayatında büyük bir çoğunluğunu teşkil etmektedir. Allah’a inandıkları halde Dünya yaşamının kurallarını kendileri düzenledikleri için Allah bunlara puta tapıcı, bilmeyen, müşrik, ümmi, tabirlerini kullanmaktadır. Bunlar da kendi aralarında sayısı belirsiz sınıflara ayrılmakta Ve ideolojiler uydurmaktadırlar. Bunlardan birkaç tane örnek verecek olursak, Demokrasi laiklik kapitalizim, pozitivizim  vs.

İkinci tip puta tapıcılar ise, Ata dini mensuplarıdır. Deistlerden onları ayıran tek fark Onların Yerleri ve gökleri yaratan bir varlığın olmadığıdır.

2/ 28 - Allah'ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.

Bu tip insanlar, Dünya hayatında çok azınlığı oluşturmaktadırlar. Onlara seni kim yarattı desen kendi yaratılışının tesadüfen olduğunu zannederler. Bunların deist olanlardan farkı sadece Allah’ı tanımamalarıdır. Diğer bütün özellikler aynıdır.

2-EHLİ – KİTAP

Bu Konumdaki insanlar,  Allah’ın göndermiş olduğu vahiy orijinli dinden saparak, gerek kendi menfaatleri uğruna, Peygamberlerle gelen vahiy orijinli dini, gerekse satarak gizleyerek Allah’tan olmadığı halde sanki Allah’tanmış gibi din uyduranlara verilen isimdir.

Bunlar Allah’a Allah’ın göndermiş olduğu kendilerine gelen peygamberlere kitaplara ve ahiret gününe iman ettiği halde vahiy orijinli dinden saparak, Allah’tan olmayan bir din ve yaşam biçimi ortaya koydukları için bunlar da müşrik konumunda değerlendirilmişlerdir.

2/135- Dediler ki: 'Yahudi veya Hristiyan olun ki hidayete eresiniz.' De ki: 'Hayır, (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden değildi.'

3/65- Ey Kitap ehli, İbrahim konusunda ne diye tartışıp duruyorsunuz? Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?'

Kuran Kitap ehli olanları iki kısma ayırmaktadır.

a)- Yaratılışındaki Rabbim Allah’tır sözünü bozmayan fakat nebilerin arası kesildiğinde Allah’ın kendilerine yüklediği emirlerde ihtilafa düşüp kendilerine bir uyarıcı gelmesini bekleyenler.

5/82 - İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulursun. Ve yine iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Biz hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır. Ve onlar büyüklük taslamazlar.

5/83 - Peygamber'e indirilen (Kur'ân)i dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar: " Ey Rabb'imiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz" derler.

5/84 - "Hem biz Rabb'imizin bizi iyi kişilerle birlikte (cennete) sokmasını arzulayıp dururken, neden Allah'a ve hak olarak bize gelen şeylere inanmayalım!".

5/85 - Böyle demeleri sebebiyle Allah onları altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırmıştır. Orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte iyilik yapanların mükâfatı budur. 

Kitap- ehli olanların bu tipleri hakkı gerçeği bulduklarında hemen kabul edenlerdir.

Allah Katından nebiler aracılığı ile gelen kitaplarda hiçbir değişiklik yoktur. Kalpleri bozuk olan Kitaplara inandıklarını söyleyen Allah’ın haramlarına helal, Helallerine de dilerinin döndüğü şekilde haram diyenler Allah tarafından eleştirilenlerdir.

57/27 - Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.

Demek ki; İyi niyet yeterli değilmiş. Hem niyet iyi olacak hem de Allah’ın sana verdiği akılla vahyin sınırından çıkmadan taşmadan doğru yolda yürünecek. Yoksa Allah senin iyi niyetine dayanarak af etmez.

Puta tapıcılar da putlarına ibadetlerini Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye yapıyorlardı. Ama Allah onları bağışlamadı.

39/3-Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) 'Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.' Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kâfir olan kimseyi hidayete erdirmez.


b)- Sadece kendi kavimlerine gelen peygamberleri kabul eden, nefislerindeki kıskançlık yüzünden başka kavimlere gelen peygamberleri kabul etmeyen aynı zamanda zan ve tahminle kendilerine gelen kitapları bozan ve saklayan tiplerdir.

40/34-Andolsun, daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti. O zaman size getirdikleri hakkında kuşkuya kapılıp durmuştunuz. Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; 'Allah, ondan sonra kesin olarak bir elçi göndermez.' İşte Allah ölçüyü taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır.'

3/75- Kitap Ehlinden öyleleri vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir; öyleleri de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen, onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu onların 'ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap olmayanlar) konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur' demiş olmalarındandır. Oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde Allah'a karşı yalan söylemektedirler.

5/82- Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: 'Hristiyanlarız' diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.

Kuran’da ehli kitap kelimesi geçtiğinde Yahudiler ve Hıristiyanlar, için kullanıldığını bilmek gerekir. Bu özelliğe sahip olan ve kuranın inişinden sonra Vahiy orijinli Kuran’dan saparak Allah adına din uyduran peygamberin sözü olmadığı halde hadislerle mezheplerle tarikatlarla tasavvuflarla yol tutturan bütün hizipleri kapsamaktadır.

9/ 30 - Yahudiler, "Üzeyir Allah'ın oğlu" dediler, Hıristiyanlar da "Mesih Allah'ın oğlu", dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar! 

9/31 - Onlar, Allah’tan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir. 

Musa da İsa da Allah’ın nebisi ve resulüdürler. Onlar Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığını İbadetin ve kulluğun sadece ve sadece ona yapılması gerektiğini kavimlerine anlatmışlar ve yaşamışlardır.

5/ 116 - Ve Allah demişti ki: "Ey Meryem oğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?". "Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!"

5/117 - "Ben onlara sadece, senin bana emrettiklerini söyledim. Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen her şeyi görensin.

Şu anda İslam toplumlarında da Muhammet peygamberi Allah’ın ona vermiş olduğu değerden saparak Onlar da onu ilah edinmemişler-midir? O diğer insanlar ve nebiler gibi bir beşer olduğu halde Onun konumunu Allah’ın verdiği konumdan değiştirerek İlah konumuna getirmişlerdir. Öyle hale getirmişler ki “sidiği içilir ve dışkısı yenir” diyerek tabulaştırmışlardır.

Hıristiyanların Kâinatın yaratılışının sebebini İsa için olduğunu söyledikleri gibi, İslam toplumları da, Kâinatın yaratılışının sebebini, Muhammed peygamber için yaratıldığını söylemektedirler.

”seni yaratmasaydım, seni yaratmasaydım iki cihanı da yaratmazdım” 

Uydurulmuş söze dayandırmaktadırlar.

Bütün nebiler ve resullerin Ala ile Allaha ibadet ve kulluk yapacaklarına dair kesin bir sözleşmeleri vardır.

3/ 81 - Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitap ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım".

Nebi Allah ile konuşan ve Allah’tan gelen bilgileri getiren resullerdir. Bütün nebiler insanların bilmedikleri konularda Allah’ın onlara bildirmesiyle gayptan haber verme özelliği ile diğer insanlardan ayrılmakta ve onları farklı bir konuma taşımaktadır. 

Her Nebi aynı zamanda kendilerine gelen vahiyleri insanlara ilettikleri için bir resuldürler. Her nebi bir resuldür. Ama her resul bir nebi değildir. Nebilere gelen vahiyleri eksiltmeden fazlalaştırmadan aktaranlar da aynı zamanda resul unvanını taşımaktadırlar.

Her nebinin görevi Allah tarafından kendilerine verilen emirleri eksiltmeden fazlalaştırma dan insanlara olduğu gibi aktarmaları ve onu ilk olarak kendileri yaşamalarıdır. 

Gerek Kuran’dan önce gerekse de Kuran’ın inişinden sonra Vahyin orijinalinden sapmış olan insanların abarttıkları gibi, peygamberler kendi istedikleri gibi konuşamazlar ve yaşayamazlar. Kuran Peygamberin yerini ve konumunu şöyle tanımlamaktadır.

69/ 40 - Kuşkusuz Kurân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.

69/ 41 - O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz. 

69/ 42 - Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!

69/ 43 - O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. 

69/ 44 - O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı, 

69/45 - Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık. 

69/ 46 - Sonra da onun şah damarını keser atardık. 

69/47 - O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.


Allah Peygamberin vasfını böyle tanımlarken insanlar onu haşa Allah konumuna getirmişler. O nebiler Allah’ın bir resulüdür. Ne onlar sıradan vasıfsız bir insan, ne de bir Allah’tır. 

Allah kâinatta yaratılmış olan bütün varlıklara bir değer vermiştir. Kim Allah’ın yaratıklara verdiği değerin altında ve üzerinde bir değer verirse o zalim olarak nitelendirilmektedir.

5/13-Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar.

(Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.

4/46 - Yahudilerden bir kısmı, (Allah'ın kitabındaki) kelimeleri esas mânâsından kaydırıp; dillerini eğerek ve dine saldırarak, "Sözünü işittik, emirlerine isyan ettik, dinle, dinlemez olası ve râinâ (bizi gözet)" diyorlar. Halbuki onlar, "İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize de bak" deselerdi bu, kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Artık onlar, pek azı müstesna, iman etmezler.

Sonuç olarak, hadislerde anlatılanlar gibi,

” ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak yalnız içlerinden bir tanesi kurtulacak” 

sözünden yola çıkarak her mezhep her cemaat kendi gurubunun kurtuluşta olduğunu sanmış diğerlerinin,cehenneme gideceğini söylemiştir.

Oysa kurtuluş Nebiler aracılığı ile gelen vahiy orijinli dine iman edip Salih ameller işleyenler içindir ki Kuran’da onun adı Müslüman’dır.

Doğrularım Allah’a ait. Yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSIN-ANAMUR

30 Kasım 2013 Cumartesi

KUR’ANDA GEÇEN ASHAB-I KEHF OLAYI

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Halk Arasında Ashabı-ı kehf ile ilgili uydurma olan, evrenin yasasını delip geçen, bir anlayış olarak, üç yüz dokuz sene, mağarada uyuyup sonra uyanan, Gençlerden bahsedilir.

Dünya hayatında insanların yaşayabileceği maksimum ve minimum bir ömür vardır. Eğer bu ömür sınırlarını dışarı çıkarak bir din anlayışı oluşturulursa, bu devamlı bahsedip durduğumuz fıtrat dinini hanif dinini, İbrahim Dinini kökünden parçalayıp atar. Kuran gibi eğer Allah’tan orijinalliği bozulmamış bu güne kadar korunup gelen bir kitap olmasaydı, İslam diye anlatılan dinin Tevrat ve İncil’deki Hıristiyan ve Yahudi dinlerinden farkı kalmayacaktı.


72/99- "Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur."

Kuran gibi bir hakikat belge ayet delil burhan ortaya çıkınca artık uydurma olan bütün sözleri delip parçalayıp yıkıyor Ama Kuran’ı sahiplenenler olursa tabi ki.

Şimdi batılın üzerine hakkı fırlatılıp da onu kökünden darmadağın param parça eden Kuran dan Ashabı- Kehf olayını dinleyelim.

18/9- Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?

18/10- O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: "Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).

18/11- Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik).

18/12- Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık

Burada Kuran dan kehf suresinden dört tane ayet naklettik Kuran’daki ayetlerin yorumunu düzgün bir şekilde yapabilmek için, Hem kendisinden önce hem de kendisinden sonra gelen ayetlerle bağlantılı olduğunu iyi bilmek ve Kuran Bütünlüğüne ilme, akıla pratik hayata uygun olmasına dikkat etmek lazımdır.


Kuran Burada Son Peygamber Hz Muhammet (SAV)e Geçmiş Kavimlerden iman edenlerin başına gelen Kıssalardan örnekler vererek, Dünya hayatında bir Müslüman olarak başına gelebilecekleri anlatarak bilgilendirmektedir.

Ashabı’- Kehf ile ilgili ayetlere gitmeden önce gelen ayetlere, bir göz atarak olayın daha düzgün anlaşılmasını sağlamaya çalışalım.

18/6- Şimdi onlar bu söze (Kurban’a) inanmayacak olurlarsa Sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?

18/7- Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.
18/8- Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.

Yine kıssaya başlarken, Dokuzuncu ayeti tekrar ederek başlayalım.

18/9” Sen Yoksa kehf ve rakim ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın.”

Önce şunu iyi bilmek Lâzımdır ki Her avantajın bir dezavantajı, her inişin bir yokuşu, Her Sıkıntının ardından da bir rahatlık vardır.
Allah Dünya hayatında insanları imtihana tabi tutmaktadır. Bu imtihanı başarıyla kazananlar zorlu ve engebeli yolu aşarak cennete gidiyor, o sarp yokuşa göğüs geremeyip nefsinin tutkularına yenik düşenler ise cehenneme gidiyor.


Bazı ulamaların söylediği gibi İnsanlar inandım iman ettim diyerek Allah’ın Emirlerini pratik hayata dönüştürmeden cezası miktarınca cehennemde yandıktan sonra cennete gideceğini söylüyorlar.

İşte Dünya hayatında insanlar iman ettik dedikleri zaman Allah Onları Mutlaka denemeye tabi tutacaktır. Yeri gelecek karşısına bir ekmek bulamamış adam çıkaracak. Ekmek verip vermeyeceğini deneyecek. yeri gelecek. Annesi babası bakıma muhtaç olacak ona bakıp bakmayacağını deneyecek, yeri gelecek üzerine savaş yazılacak savaşa katılıp katılmayacağını deneyecek vs. İşte kimin hangi safta yer aldığı belli olmadıkça ölmeyeceklerdir. Tabi ki çocuklar hariç.

Yeri gelmişken onu burada izah etmeye çalışayım Allah İnsanlara mükâfat ve ceza verirken imtihan ettikten sonra notunu verecektir imtihana tabi tutulmamış birinin mükâfat ve ceza alması Allah’ın sünnetine uygun değildir.



18/80”"Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."

18/81- Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik

Bu Ayetler şu ayetin yorumu idi.

.18/74”Böylece ikisi ( yine )" yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar. O hemen tutup onu öldürüverdi (Musa) dedi ki Bir cana karşılık olmaksızın. Tertemiz bir canı mı öldürdün. Andolsun sen kötü bir iş yaptın.

İşte Kuran bir meseleyi anlatırken, Böyle edebi bir sanatla anlatmıştır. Eğer Olayları mecazi bir anlatım tarzıyla değil de gerçek anlatım tarzıyla anlamış olursak İçinde bir çok çelişkiler ortaya çıkar. Bir defa Hz Musa’nın sığındığı kul Allah’ın Katından bir kuldur. Burada onun ayrı bir özelliği vardır. Bir Peygamber olacak kişinin peşine düşüp de sığındığı bir kul. Bir çocuk öldürecek, Hz. Musa ya Sen bunun sırrını kavrayamazsın ifadesini kullanacak.

Burada Allah Hz. Musa’nın bir hayat yolculuğundan bahsediyor. Sığındığı kul da hayatın kendisidir. Yani hayatta başa gelen olayların hepsi Burada Kuran Hayatta günahsız olan çocukların ölüşünün hikmetlerini izah ederken Dünyaya gelme ve gelmeme arasında netice olarak hiçbir şey değişmediğini, Onlar dünya hayatında eğer uzun bir müddet Hayat yaşamış olsalardı ve deneme sürecinden geçselerdi İnkar edenlerin onun üzerine baskı ve zulüm uygulayarak Onun küfre gitmesine vesile olabilecekti,


böylece cehennem onun için bir yatak olacaktı. İşte çocuğun öldürülmesinin Veya ölmesinin yorumunu yapan o bahsettiğimiz iki ayet cehenneme gitmektense. Toprak olması daha uygun anlamında kullanıyor.


Yoksa Onun Annesi babası mümin kimselerdi ifadesini kullanırken mecazi anlamında kullanmıştır. Değilse Hep ölen çocukların annesi babası mümin olması lazım ki Kâfir olanların çocuğu ölmemesi gerekirdi.

Öyleyse ölen çocuklar cennete gidecek Anlayışı Kuran’a uygun değildir. Onlar Akıl baliğ çağına ermeden öldükleri için sevap ve günahları da yoktur. O zaman kâfir olanların Cehennem azabını gördükleri zaman ah keşke toprak olsaydım demeden, onlar toprak olmuşlardır. Bu daha iyi değil mi?

İşte Allah resul’üne Allah inkâr edenlerin verilen davete karşı inkâr edip başkaldırmalarından dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirerek, üzülme diyor. Çünkü Dünya hayatını onlara çok aldatıcı ve çekici kıldık. Onların yaratılışında doğruya ve yanlışa gidebilme eğilimi var. İnsanların yaratılışı böyle, Eğer Allah isteseydi İnsanların hepsini hidayete gidecek eğiliminde yaratırdı. Hepsi Müslüman olurdu. Ama ben onları denemeden geçirmek için böyle yarattım.


Burada konunun bir meseleyi izah etmek için dışına çıktık Şimdi tekrar konumuza dönelim.

Allah resulüne geçmiş kavimlerden Ashabı- kehf ten örnekler vermeye başlayıp o kıssayı anlatıyor. Yine kıssaya dönecek olursak,

18/9” Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?

Aslında Her Toplum, Bütün toplumların, özelliklerinden, her insan bütün insanların özelliklerinden her damla kan bir insandaki, bütün özelliklerden taşıdığı gibi, Özellik taşır.

Önce insan ben Müslüman’ım dediği zaman, O konuda dik duruşunu kararlılığını gösterdiğinde, başına geleceklere katlanması gerekir. Zaten bunlara katlandığında sabır ve kanaat gösterdiğinde, Arkasından, Ödediği bedelden daha çok mükâfat gelmeye başlar.

111- Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran’da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddır. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.

İşte dünya hayatında batılla mücadele ederken, dik duruşunu gösterirken başına en büyük gelecek olan bela ölümdür. Dünyayı kaybetmektir. Karşılığında bir cennet vardır. Dünya bir an ahiret ise ebedidir. Akılını Kullanabilen herkesin seçenekli olay karşısında iyilerden mutlaka birini seçecekse daha iyiyi kötülerden birini tercih yapacaksa daha az kötüyü seçmesi gerekir. Burada akıllı olan cenneti seçmesi lazımdır.


Cennete gitmek ben inandım iman ettim demeyle hemen kazanılıverecek olan bir yer değildir. Bir de bunun denenmesi var.

29/2”İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan -ayırt etmeden cennete bırakılacaklarını mı sandılar?

142- Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip ayırt etmeden, gireceğinizi mi sandınız?


Ben Müslüman'ım diyen Veya Allah’ın elçi olarak gönderdiği her peygamber, dövülmüşler, alay edilmişler, sürülmüşler ya da öldürülmüşlerdir. Allah’ın Yanında olduğunu ilan ettikten sonra, Yapmak ve yamamakla yemek ve yememekle yükümlü olduğu görevler vardır. İşte onu şu ayet nasıl izah ediyor.

2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahitleştiklerinde ahdilerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru bunlardır.

İşte bunları pratik hayata uyguladığın zaman, insanın öz yapısında var olan takvanın ve fıskın yansımasından bir toplum meydana geliyor. Bir tarafta hayır işleyen, bir tarafta hayrı engelleyen vardır. Bir başka deyişle, Müslüman ve Müslüman olmayan İnsanlar ortaya çıkıyor.

İşte Allah resulüne Ashabı- kehf olayını anlatarak bu olayların senin de başına gelebileceğini Bu Allah’ın bir sünneti olduğunu İzah ederek kedisine verilen görevi ve sorumluluğu hatırlatıyor ve şöyle buyuruyor.

2/214-Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.


Allah’ın gönderdiği peygamberler ve müminler için dünyada rahatça yaşamalarını sağlayan Allah’ın özel bir mucizesi yoktur. Eşyanın yapısı ile kim gerekli diyalogu (inansın veya inanmasın) kim gerektiği şekilde kurarsa dünyada güç ve iktidar onundur. Allah hiçbir zaman kâfir ve Müslüman ayrımı yapmadan çalıştığının karşılığını tastamam verir.

17/18: Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.


17/19- Kim de ahir eti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.


Bu genel bilgilerden sonra Ashabı- kehf ile ilgili ayetleri özetleyerek bir giriş yapmaya çalışalım birkaç tane genç Allah’ın dinini yaşamaya başladıkları zaman başta önde gelenler olmak üzere firavun örneğinde olduğu gibi engellemeye çalışılıyorlar. Kralları onları cezalandırmak için harekete geçiyor Onlar da krala karşı koyacak kendilerinde gücü göremeyince genelde peygamberlerin hicret ettiği gibi bunlarda hicret ediyorlar.




Ve uzun bir müddet başka toplulukların içerisinde yaşadıkları halde kendi din ve yaşam biçimlerini kendi bulunmuş oldukları topluluklara anlatamıyorlar. ve anlatmaktan çekiniyorlar. Bu süre içerisinde Allah Kuran’da onların durumunu anlatırken kendi dinlerini dışarıya anlatamadıklarından dolayı bulunmuş olduğu konumları “Mağara” ifadesiyle izah etmiştir. Dinlerini açığa çıkaramama olayını da uyku ile izah ederek bize anlatmıştır.


Uyku yarı bir ölümdür, ölüm ise gerçek anlamda dünya hayatının bitişidir. Ama burada onların kendi dinlerini açığa çıkaramama olayına “yarı ölüm” ifadesiyle yumuşak bir anlatım yapmıştır. eğer onlar vahye karşı duyarsız bir şekilde olsaydı Kuran buna ölü ifadesini kullanırdı. Bazılarının söylediğine göre 309 sene bu hal devam etmiştir. Daha sonrada Allah onları uyandırdı anlayışı bize hikâye ve masal olarak anlatılıp durmuştur.

Ashabı- kehf’in uykudan uyanıp Allah’ın dinini anlatırken halkın kendi dinlerini sorgulamaya açtıklarını Ashabı- kehf yanında olanlar ve ona muhalefet edenler olmak üzere ikiye ayrıldığını Kuran bize sanatsal bir üslupla anlatmıştır. İşte bu sanatsal üslupla çok uzun anlatılması gereken olayı özetlemiştir.

Şimdi Ashabı- kehf ile ilgili olan kıssayı Kuran’dan kaldığımız yerden anlatmaya devam edelim.

18/13: Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.

Allah Kuran da geçmiş kavimlerden biri olan Ashabı- kehf’in başına gelen olayı bir kıssa olarak anlatmaktadır. Onların yaşam biçimlerindeki örnekliği, onlardaki sabrı, onlardaki imanı ve kararlılığı, her çeşit gösterdikleri zulüm ve işkencelere rağmen dik duruşlarını bize örneklendiriyor.

18/14: Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız."

İnsanlar arasında insan kişiliğindeki fısk ve fücurun takva ile kavgası gibi insanlar arsındaki din ve yaşam kavgası insanoğlunun var oluşuyla beraber devam edip gelmiştir. Eşyanın yapısına baktığımız zaman buzu ortaya attığımızda sıcak bir ortamda hemen bir hareket başlar. Buz soğuk verir hava buza sıcak verir. Bu hareket o ortamdaki sıcaklık dengeleşinceye kadar devam eder.

Aynen onun gibi batıl toplum içerisinde oraya hak girmezse o toplum o hallerini devam ettirir Giderler.. Ama oraya hak girdiği zaman buz misalinde olduğu gibi toplumda alışveriş ve çatışma başlar. Bir tarafta Allah’ın gönderdiği vahyin kontrolünde hareket eden toplum diğer tarafta Allah’ın gönderdiği vahiy toplumunu hazmedemeyip şeytanın yolunda yürüyen, Allah’a muhalefet eden toplumlar.

Bunlar birbirlerine karşı ateşle barut gibidirler. Her an patlamaya hazır bir bomba gibidir. Burada şunu izah etmeden geçemeyeceğim. İman etmeyenler şeytanın taraftarlarıdır. Ama rabbim Allah’tır diyeni öldürmek için harekete geçenler var. Bir de kendi dininde kimseye saldırmadan yaşayanlar var. Allah hiçbir zaman kendi dininde kimseye saldırmadan yaşayan gayri Müslimlere kesinlikle saldırmaya gönlü razı olmuyor. İşte Müslüman’ın asıl hedefi kendilerine din konusunda sataşmayanlar değil, kendilerine din konusunda birbirlerine destek olarak saldıranlardır. Bunlara birer ayetle örnek vermeye çalışalım.


60/8: Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.

60/9- Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir.


İslam: Allah’ın yeryüzünde inanıp teslim olanların nerde nasıl davranacağının yolunu yöntemini gösteren, Allah tarafından projelendirilmiş bir dinin adıdır.

Aslında fıtratını düşünen ve vicdanından gelen sesi dinleyen herkes o dini bulduğu zaman kabullenir. Ve sahiplenir. Bilmeyenler ancak düşman olurlar. Yine burada İslam’ın asıl amacı eğer inananlar güç ve iktidar olurlarsa, ayrı ayrı dinlerdeki insanların dinlerini kendilerine vererek herkesin dinini kendi özgür iradesi ile yaşamasına zemin hazırlar.

Eğer başka dinden birisi başka bir dinden olan birine müdahale ederse o müdahale eden zalimin zulmü mazlum olanın üzerinden kaldırılarak, kendi dininde serbestçe yaşaması temin edilir. Rabbim Allah’tır diyen her Müslüman da kendi dinini kimse müdahale etmeden istediği gibi yaşama hakkına sahip olması gerekir.

Ama beşeri sistemlerde olgun ve hoşgörü yok her sistem kendi bulunmuş olduğu toplumları kendi Dinlerine uyup yaşamadığı sürece onu barındırmazlar.

Bilindiği gibi Beşeri sistemlerden en önde gelenleri kominizim ve Kapitalimimdir. Kominizim de her şey maddedir onlar için Allah peygamber öte dünya diye bir şey yok ilahları yol göstericileri akıldır. Mal mülk hürriyetleri yoktur her şey devletindir. Eşitlik( ne kadar eşitlikse ) ilkesinden hareketle Devlet yiyeceğini içeceğini giyeceğini verir. Onları köle gibi çalıştırır. Mal kazanma hürriyeti olmayınca Rekabet anlayışı da gelişmemiştir. Bu sebeple başarısız ekonomi tablosu ortaya çıkınca Rusya örneğinde olduğu gibi çökmüştür.


Diğer Önde gelen beşeri sistemlerden biride kapitalimimdir kapitalimim de Aşırı bir mal serbestliği vardır Rekabet alabildiğice gelişmiştir. Fakat İnsanlar ihmal edilerek Herkes kedi kesesini düşünmüş, ben kazanayım ben yiyeyim, alta kalanın canı çıksın zihniyeti hâkim olmuştur. Bu Da toplumda aşırı bir sınıf farklılığı oluşturmuş, Bir taraftan çöp bidonlarında ekmek deşeleyip karnını doyurmaya çalışanlar oluşurken, bir taraftan da yatları uçakları son model arabalarıyla öğünen bir sınıf Ortaya çıkmıştır.


Bu Anlayış toplumların vahye karşı gözlerini köreltmiş kulaklarını sağırlaştırmış kalplerini de mühürleştirerek Helak’ine sebep olmuştur..


İslam: İnsanları ve kâinatı yaratan Allah’ın, Dünya hayatında insanlardan talip olanlarına, Kendileriyle Kendileri arasında, kendileriyle Allah Arasında, Kedileriyle eşya arasında ve kendileriyle insanlar arasında, nerde nasıl davranılacağını Her örnekten bir örnek vererek hiçbir eksik bırakmadan Allah’ın insanlara sunduğu bir yaşam projesidir Hayat tarzıdır.

Ben Müslüman’ım diyen her insan, Dünya hayatında bir rolü bir görevi olduğunu Bilir. Dünyaya başıboş bir varlık Halinde yaşasın diye yaratılmadığını, Bu Dünya hayatının ardında bir de ahiret âlemi olduğunu, Yaptığı her iyi veya kötü davranışlarının hesabını mutlaka verileceğini bilir ve hayata bu Gözle Bakar.


İnanıp iman edenlerin dünya hayıtı, Tiyatro sahnesinde oynanan bir rol gibidir. Allah’ın Kişilere vermiş olduğu bu rolleri kişilerin oynayış derecesine göre ödülleri verilecektir. Bu Ödüller Bazıları dünyada bir kısmı verilecek büyük bir kısmı da ahiret âlemine ertelenecek Onun İçin Kişilerin yaptığı her güzel davranış heba olup giden bir şey değil, O Vaadinde mutlaka duran Allah tarafından karşılığı fazlalaştırılarak ödenecektir.

Bakınız Kominizim deki eşitlik anlayışını suiistimal ederek ortaya çıkardıklarını İslam nasıl izah ediyor.

16/71- Allah rızkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızklarını ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?


Dünya hayatı inanlar için imtihan yeridir, İnananlar kardeştir.
Hem de tek bir vücut gibidir. Vücutta herhangi bir yerde olan ağrı vücudun her yerinde hissedildiği gibi, İslam toplumu içerisinde olan fertlerin rahatsızlığı toplumun bütününü de rahatsız eder. Karşılıklı etkileşim başlar.

Aynen buz parçasında olduğu gibi Buz parçasını ortaya attığın zaman bulunmuş olduğu ortamda hemen bir alışveriş başlar buz ortama soğuk verir sıcak alır bu alış veriş dengeleşinceye kadar devam eder.

İslam Toplumlarında da, Aslında buz olayında olduğu gibi Zengin olanların fakir olanlara kendi mallarından Zekât ve infak ederek fakir olanlara aktarırlar.

2/272- Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir.

2/215- Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir."

2/219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;

2/261- Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir.

2/262- Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

2/264- Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez(elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez.

2/265- Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki, ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir.

2/267- Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.

2/270- Her neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.

2/271- Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

2/273- (Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

2/274- Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

3/92- Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.


3/134- Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.

4/38- Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o.

4/39- Allah'a ve ahiret gününe inanarak Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir.

9/53- De ki: "İsteyerek veya istemeyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir. Çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz."
9/54- İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.

Bu İnfak ile ilgili ayetlerden sonra Ben Müslüman’ım Diyen herkesin Dünyada Allah’ın ona yüklemiş olduğu görev ve sorumluluk Rol bakımından hiç önemli değildir. Önemli olanı O Allah’ın vermiş olduğu görev ve sorumluluğu en güzel şekilde yaparak Allah’ın rızasını kazanabilmektir.

Aslında yaratılış gayesinin sırrına vakıf olan insanlar, Hangi rolde ve görevde olması pek önemli değildir. Zengin olursa ihtiyaç sahiplerinin üzerindeki yükümlülük üzerlerine binecek, Fakir olursa da sabır ve yokluk çekecek, Ama ne kadar dünyada durduğu kadar. Bunun gibi Diğer hangi konularda olursa olsun Sağlıklı olanlar hastalara sağlam olanlar sakatlara barınanlar barınmaya muhtaç olanlara. Güçlüler zayıf olanlarla devamlı El uzatmakla denendiğini bilmelidirler.

9/91” Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.


9/92- Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.

9/93- Yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savaşa çıkmamak için) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birlikte olmayı seçerler. Allah, onların kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onlar, bilmezler.

Görüldüğü gibi hangi konumda bulunursan bulun hiç önemli değil önemli olan, Bulunmuş olduğun konumda yapabileceğinin en mükemmelini yaparak Allah’a Teslim olmaktır.

Yine Ashabı- kehf ile ilgili kıssamıza dönerek devam edelim.


18/15. "Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?"

İnsanlar yaratılırken sen bizim rabbimizsin diye söz vermişlerdi Fakat Dünya hayatı çekici ve süslü gelince o vermiş oldukları sözden vaz geçtiler
7/172 Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

Rab Edinme demek Onun adına okumak onun adına yaşamak onun adına ibadet etmek demektir. Allah’ı Bilmek veya Allah’ın varlığını kabullenmek bir şey ifade etmiyor. Asıl önemli olanı Allah’ı’ Allah’ın yarattıklarından ayırarak her varlığın yerini ve konumunu kendi yerinde ve konumunda tutarak Allah’a olan sevgi ve ihtiramı Allah’ın yarattıklarının önüne geçirmektir.

Doğru olanı da o değimli? Yerleri ve gökleri yaratan Ve Kâinattaki bütün varlıkları insanoğlunun önüne seren Onlara ikramda bulunan ellerini ayaklarını gözlerini aklını düşünmeyi veren Bir Yaratıcı varken Onun yarattıklarından her hangi birine aynı sevgiyi ve ihtiramı bulunmak haksızlık olur. Allah kendisine ortak koşulmasını istemez. Şirk Koşanı adı ku’an da müşrik diye ifade edilmiştir.


39/29 Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar”

Düşünüldüğü zaman toplumumuz içindeki insanlar öyle değil mi? Hem Allah’a İnandıklarını Söylerler hem de Allah ile beraber başka ilahlara ibadet ve kulluklarını sürdürürler. 


Allah’ın, koyduğu haram ve helâller ölçüsünde yaşamazlar.

Evet Allah dünya hayatında kendi sofrasına Oturan insanlara neyin helal neyin haram, Neyin günah neyin sevap, Neyin iyi neyin kötü olduğunu, Orijinalliği bu güne kadar bozulmamış ve kıyametin sonuna kadar da bozulmayacak. Olan Kuran’la Her Örnekten vererek sunmuştur.

İşte Bunu Hayatına rehber edinenlerin İlah’ı Allah’tır Yoksa Nefsini abisini mezhebini, meşrebini karısını kocasını kızını çocuğunu Toplumunu evlerini ilah edinenlerin, ilahı değil.
İnsanlar her hangi bir konuda Eğer bir iş yapacakları zaman, Nerde nasıl yapılacağını Allah’ın Kitabına göre değil de kedi akıllarına göre yapıyorlarsa. Onların ilahı Allah değil de kedi akıllarıdır
Bakınız Kuran’ın ilk Ayeti şöyledir.

96/1” Yaradan rabbinin adıyla oku”

İfadesini kullanarak, İnsanları yaratıklara tapmaktan uzaklaştırıp, Küçük küçük dünyalık menfaatler uğruna taptıkları ilahları devirerek. Beyinlerde ve vicdanlarda silinmez bir yankı uyandıran 96/3” Oku Rabbin en büyük kerem sahibidir. Ayetini göndererek asıl yönel inmesi gerekenin Allah olduğunu söylüyor.


Gerçek olan da o değil mi? Adam bir araba icat ediyor, araba onu bir yerden bir yere alıp götürdüğü zaman Şükran Arabaya değil de arabayı yapana yapılması gerekiyorsa, Onun da ötesinde O arabayı icat edeni de yaratan. Ona icat edebilme becerisini veren Allah’a olması gerekmez mi?


İşte Hz İbrahim kavminde olduğu gibi Bize Allahın küçük küçük vesileler kıldığı ( Bize faydası oldu diye) Aracıları ilah edinmekten, Kendimizi uzaklaştırarak, Gerçek ilahı bularak sevgimizi ibadetimizi Kıyamımızı bel büküşümüzü secdemizi ona yapalım Gerçek din gerçek Allah’ın yolu budur.

18/16- (İçlerinden biri demişti ki:) "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın.

Daha öncede bahsettiğim gibi, Allah’ın dinine girdiğin zaman bir risk göze alıyorsun demektir. Bu Risk en son çare olarak ölümü göze alma riskidir. Dünya haya tın’da da öyle değil mi? Risk büyüdükçe kazanma şansı artar risk küçüldükçe de kazanma şansı o oranda azalır.
Kumar oynayan birini düşünün ortaya koydukları meblağ kadar risk taşırlar. Büyük koyarlarsa büyük kazanır veya kaybederler, Küçük Koyarlarsa küçük kazanırlar veya kaybederler.


Yapılan her iyi veya kötü davranışın bir bedeli vardır. Genellemesini düşündüğümüz zaman Dünya hayatındaki cezası Konulan kurallara uymama cezasıdır. Örneklendirecek olursak, Trafik kurallarına uymadığında kırmızı ışıkta geçerse, çarpışır, bedeli darp veya ölümdür. İçki yasağına uymaz ise vücudunu harap eder. Sosyal toplum içerisinde toplumun kurallarına uymaz bedeli kınama ve hapis cezasıdır. Ama Ahiret hayatındaki cezası ebedi cehennemdir.

Rahmanın yolunda İlerleyenler başına bu davadan dolayı gelen her bela ve musibet her, acı her sıkıntı stres ona bedel olarak ahiret aleminde cennet olarak geri katlanarak geri dönecektir. Bu Bir taşla iki kuş vurmak gibidir. Güzel davranışlar yapmakla o kişiyi hem cehennemden kurtarıyor hem de cennet gibi bir ödüle sahip oluyor.

2/243 Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez.

Bize örnek olan topluğun hayat hikayesinin temeli mekkede atılmıştı. O vermiş oldukları ahide bağlı kalarak sadakat göstermeleri ve ölümü göze alan o Kuran’ın bahsettiği erkek adamlar olmasaydı, Allah bu dini kemale erdirip tamamlamaz, yeni ahdinde durarak sadakat gösteren erkek adamlar türeyinceye kadar peygamberlik hayatı devam edip giderdi.

Allah o Müslüman topluluğa ölümü göze alarak, Allah’ın dinini yaşama ve tebliğ etme karşılığında Allah onlara hem dünya hayatında güzellik veriyor. Hem de ahiret hayatında güzellik veriyor.

9/52” 52- De ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz

Yine bu açıklamalardan sonra konumuza dönecek olursak Ashabı- kehf’in Mallarını mülklerini yurtlarını terk ederek Yaşadıkları hayat o kadar acılı ve zorlu geçtiği halde Kuran bunu sanatsal bir üslûpla dar bir çerçeveyle özetleyerek mağara tabirini Kullanıyor.


18/17- (Onlara baktığında) Görürsün ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın.

Allah evrene bir yasa koymuştur. Bazı dönemler bolluk ve bereketlerle ortalık şenlenir. Bazı dönemlerde de ortalığı kıtlık ve yokluk sarar. İman edenler bu yokluk zamanında sabrederek Allah’a olan kulluklarından ödün vermeden Hayatlarını sürdürürken Bolluk zamanlarında da kibir ve gurur onları etkilemeden Allah’ın Kendilerine verdikleri nimetlerden sadaka ve infaklarını vererek hayatlarını sürdürürler. Çünkü Onlar Allah'tan gelene sevinmezler, gidene de üzülmezler Onlar bir şeyi neticesinin hayır mı şer mi olduğunu bilmezler sadece Onlar,” Biz ona inandık tümü rabbimizin katındadır derler.” Teslim olurlar.

İman ve sabır etmeyenler için dünya hayatı, başlarına gelen .
Musibetlere karşı onları ümitsizliğe sevk eder O karabulut sandığı şey beklide onun için bir hayır olduğunu bilmez beklide onu intihara kadar sürükler ona bu hayatın olumsuzlukları ona bir yük gibi gelir.

2/143- Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir

18/ 18- Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.


Onlar Öyle acı ve sıkıntı içinde bir hayat yaşıyorlardı ki. İblisten gelen sesi tamamen susturmuşlar takva sesini kendilerine hakim kılarak Kararlı ve dik duruşlarını taviz vermeden, yanlışlıklara boyun eğmeden,Hayatlarını sürdürüp gidiyorlardı, Onların bu yaşayışı her insanın yapabileceği bir şey değildir. Eğer sen öyle bir ortamda bulunmuş olsaydın buna tahammül edemezdin öyle bir sorumluluk altına girmezdin. Ve oradan kaçar giderdin. Uyanık sanırsın ifadesiyle de Kuran’ın değişik yerlerinde,”Ölümün benzeri gösterildi,” “Ruhumuzu gönderdik o da düzgün beşer kılığında görüldü “ ifadeleriyle Gözlerin gördüğü dünyalık görünümünün arkasındaki sırrı sanatsal bir üslûpla bize anlatıyor. Onlar gerçek dünya gözüyle bakanlar için uyanık yaşıyorlar.


18/19” Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.

Daha öncede belirttiğim gibi ölü kelimesi. Burada vahiysiz yaşanılan bir hayatın tebliğ edilmeden İçlerde gizlendiği bir hayattır. Ne zaman o vahiy hayatı dışarıya çıktı o zaman o diriltilmiş oluyor. Tohumun Toprak altından patlayarak yeryüzüne çıkışı gibidir.

 Dirilme oluyor o tohum yeryüzüne çıkmadan önce ölü idi Yeryüzüne çıkınca dirilip, hayat canlı bir şekilde devam etmeye başlıyor
Kıyamet günündeki olacak olan hadiseyi sanki hemen Olmuş Gibi anlatarak sanat yapmıştır.

30/55- Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkârlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı

Allah’ın Dini Toplumda anlatıldığı zaman Kabul etmezler. Her İnsanın Kendisine ait bir dini vardır. Kendi dinine uymayan bütün dinler onun yanında yanlıştır. Küfür ve müşrik toplumlarda kendi ilahına öyle bağlı olanlar var ki Onun Yanında başka dinlerde olanlara hayat hakkı bile tanımazlar. Allah Onları çok iyi tanıdığı için Onların hakkında bilgi edinmeden bildirmeyin. Yoksa sizin Müslüman olduğunuzu bilirlerse sizi sezerlerse sizi barındırmazlar veya sizi kendi dinlerine çevirirler.

18/20- "Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız.

Eşyanın yapısında hiçbir zaman çelişki yoktur Doktora Bir Hasta gelse
onu tanımadan o hastalığı teşhis etmeden karar verse ilacını da yazsa doğru bir iş yapmış olur mu? Elbette olmaz. Çünkü önce hastayı bir muayene edip kan tahlilini yaparak nerde nesi var araştırdıktan sonra bir bulguya varıp karara varması gerekirdi.


İnsanlar da aynen öyledir Bakınız Allah Burada davranış metodunu da insanlara yaklaşırken nasıl olacağını tarif ediyor.
“Oldukça nazik davransın sakın sizi kimseye sezdirmesin”

18/21- Böylece, Allah'ın vaadinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir." Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler

İman etmiş ve kendi kimliklerini ve dik duruşlarını göstermiş olan o gençler Her ne pahasına olursa olsun toplumda kendi Dinlerini tartışmaya açacak bir imkânı bulup ses getirmişlerdir. Allah Her Topluma bir elçi göndererek Bir Kıyamet gününün olacağını, İnsanlar öldükten sonra dirilip hesaba çekileceğini iyi yolda gidenlerin cennetle mükâfatlandırılacağını. Kötü yolda yürüyenlerin de cehennemle cezalandırılacağını mutlaka insanlara duyuruyor.

Buna kulak verip duyarlı olanlar nasibini alıyor kulaklarını tıkayanlar ise dünya hayatları sağır ve kör olarak bitip gidiyor. Zaten Allah Uyarıcı göndermediğimiz kavim helak edilmez buyuruyor.

15/4- Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık

36/.6- Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin)

Kuran’ı Kerim Sayısı belli olmayacak kadar peygamberler ve elçiler gönderdiği halde yirmi beş tanesinin adı zikredilmiştir diğerlerinin adı anılmamıştır. Sebebi ise Topluma anlattıkları zaman hemen öldürmüşler veya kabul görmemiştir Kuran bir kıssası olan toplumda ses getiren peygamberleri anlatmıştır. Üstelik en çok bahsedilen en çok ses getiren peygamberlerdir. Kuran’da da ses getiriş derecesi kadar yer işgal etmiştir.

İşte Ashabı-Kehf’in Anlattığı din de toplum içinde masaya yatırılıp tartışılmaya başlanmış ki orada olaylar meydana gelmiş bu olay hem halk tarafından hem de Allah tarafından gündeme getirilmiş ki Farklı anlayış ve anlatış ortaya çıkmıştır Bakınız Kuran’ın anlattıklarıyla halktan gelen bilgiler biri birleriyle çelişkili olarak bize intikal etmiştir..

18/22- (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların dördüncüsü köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez." Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.


Bakınız Kur’an burada halktan gelen bilgilerin Sağlıklı olmadığını, herkes biri birlerine uymayan çelişkiler içerisinde bir şeyler söyleyip anlattıklarını. Fakat bunların hiç birisinin doğru olmadığını Allah bildiğini bize anlatıyor.

Kuran Burada bilinmeyen şeylerin peşine düşme Elinde belge olmadan konuşmayı yasaklayarak Devam ederek
18/23- Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme.

18/24- Ancak: "Allah dilerse" (inşallah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir.”

İnsan Gelecek Hakkında şunu veya bunu yapacağım deme hakkına sahip değildir. Gayıbın anahtarı Allah’ın Elindedir Senin vaat ettiğin zamana kadar yaşatacak olan odur. O gerçekleştirmek istediğinin imkânlarını da verecek olan odur. Öyleyse sen yöneleceksin Allah da sana o süreye kadar yaşama izni verip imkanları da önüne serdiği zaman sen ancak istediğini gerçekleştirebileceksin o zaman da Allah izin verirse inşallah demen gerekiyor, Allah izin vermezse yaprak bile kıpırdamaz..

18/25- Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.

18/26- De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz

Bakınız yıllarca asırlarca toplumların ağızlarında geveledikleri Üç yüz dokuz yıl kaldılar sözünü Kuran değil Halk söylüyor. Halkının söylediğini, bu güne kadar sanki Allah öyle söylemiş gibi bir imaj uyandırarak Bir mucize olarak anlatmışlar durmuşlardır.
“De ki ne kadar kaldıklarını Allah bilir” Sözüyle Onların görünmeze attıkları taşın yerine isabet etmediğini vurgulamaktadır."


ALİ RIZA BORAZAN

ANMUR / MERSİN