KUR’ANDA GEÇEN
ASHAB-I KEHF OLAYI
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!
Halk
Arasında Ashabı-ı kehf ile ilgili uydurma olan, evrenin yasasını delip geçen,
bir anlayış olarak, üç yüz dokuz sene, mağarada uyuyup sonra uyanan, Gençlerden
bahsedilir.
Dünya hayatında insanların yaşayabileceği maksimum ve minimum bir ömür vardır.
Eğer bu ömür sınırlarını dışarı çıkarak bir din anlayışı oluşturulursa, bu
devamlı bahsedip durduğumuz fıtrat dinini hanif dinini, İbrahim Dinini kökünden
parçalayıp atar. Kuran gibi eğer Allah’tan orijinalliği bozulmamış bu güne
kadar korunup gelen bir kitap olmasaydı, İslam diye anlatılan dinin Tevrat ve
İncil’deki Hıristiyan ve Yahudi dinlerinden farkı kalmayacaktı.
72/99- "Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk.
Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur."
Kuran gibi bir hakikat belge ayet delil burhan ortaya çıkınca artık uydurma
olan bütün sözleri delip parçalayıp yıkıyor Ama Kuran’ı sahiplenenler olursa
tabi ki.
Şimdi batılın üzerine hakkı fırlatılıp da onu kökünden darmadağın param parça
eden Kuran dan Ashabı- Kehf olayını dinleyelim.
18/9- Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?
18/10- O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: "Rabbimiz,
Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi
başarılı kıl).
18/11- Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir
uyku verdik).
18/12- Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini
belirtmek için onları uyandırdık
Burada Kuran dan kehf suresinden dört tane ayet naklettik Kuran’daki ayetlerin
yorumunu düzgün bir şekilde yapabilmek için, Hem kendisinden önce hem de
kendisinden sonra gelen ayetlerle bağlantılı olduğunu iyi bilmek ve Kuran
Bütünlüğüne ilme, akıla pratik hayata uygun olmasına dikkat etmek lazımdır.
Kuran Burada Son Peygamber Hz Muhammet (SAV)e Geçmiş Kavimlerden iman edenlerin
başına gelen Kıssalardan örnekler vererek, Dünya hayatında bir Müslüman olarak
başına gelebilecekleri anlatarak bilgilendirmektedir.
Ashabı’- Kehf ile ilgili ayetlere gitmeden önce gelen ayetlere, bir göz atarak
olayın daha düzgün anlaşılmasını sağlamaya çalışalım.
18/6- Şimdi onlar bu söze (Kurban’a) inanmayacak olurlarsa Sen, onların peşi
sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?
18/7- Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların
hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.
18/8- Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak
yapabiliriz.
Yine kıssaya başlarken, Dokuzuncu ayeti tekrar ederek başlayalım.
18/9” Sen Yoksa kehf ve rakim ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın.”
Önce şunu iyi bilmek Lâzımdır ki Her avantajın bir dezavantajı, her inişin bir
yokuşu, Her Sıkıntının ardından da bir rahatlık vardır.
Allah Dünya hayatında insanları imtihana tabi tutmaktadır. Bu imtihanı
başarıyla kazananlar zorlu ve engebeli yolu aşarak cennete gidiyor, o sarp
yokuşa göğüs geremeyip nefsinin tutkularına yenik düşenler ise cehenneme
gidiyor.
Bazı ulamaların söylediği gibi İnsanlar inandım iman ettim diyerek Allah’ın
Emirlerini pratik hayata dönüştürmeden cezası miktarınca cehennemde yandıktan
sonra cennete gideceğini söylüyorlar.
İşte Dünya hayatında insanlar iman ettik dedikleri zaman Allah Onları Mutlaka
denemeye tabi tutacaktır. Yeri gelecek karşısına bir ekmek bulamamış adam
çıkaracak. Ekmek verip vermeyeceğini deneyecek. yeri gelecek. Annesi babası
bakıma muhtaç olacak ona bakıp bakmayacağını deneyecek, yeri gelecek üzerine
savaş yazılacak savaşa katılıp katılmayacağını deneyecek vs. İşte kimin hangi
safta yer aldığı belli olmadıkça ölmeyeceklerdir. Tabi ki çocuklar hariç.
Yeri gelmişken onu burada izah etmeye çalışayım Allah İnsanlara mükâfat ve ceza
verirken imtihan ettikten sonra notunu verecektir imtihana tabi tutulmamış
birinin mükâfat ve ceza alması Allah’ın sünnetine uygun değildir.
18/80”"Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan
dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe
edip-korktuk."
18/81- Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı,
merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik
Bu Ayetler şu ayetin yorumu idi.
.18/74”Böylece ikisi ( yine )" yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar.
O hemen tutup onu öldürüverdi (Musa) dedi ki Bir cana karşılık olmaksızın.
Tertemiz bir canı mı öldürdün. Andolsun sen kötü bir iş yaptın.
İşte Kuran bir meseleyi anlatırken, Böyle edebi bir sanatla anlatmıştır. Eğer
Olayları mecazi bir anlatım tarzıyla değil de gerçek anlatım tarzıyla anlamış
olursak İçinde bir çok çelişkiler ortaya çıkar. Bir defa Hz Musa’nın sığındığı
kul Allah’ın Katından bir kuldur. Burada onun ayrı bir özelliği vardır. Bir
Peygamber olacak kişinin peşine düşüp de sığındığı bir kul. Bir çocuk öldürecek,
Hz. Musa ya Sen bunun sırrını kavrayamazsın ifadesini kullanacak.
Burada Allah Hz. Musa’nın bir hayat yolculuğundan bahsediyor. Sığındığı kul da
hayatın kendisidir. Yani hayatta başa gelen olayların hepsi Burada Kuran
Hayatta günahsız olan çocukların ölüşünün hikmetlerini izah ederken Dünyaya
gelme ve gelmeme arasında netice olarak hiçbir şey değişmediğini, Onlar dünya
hayatında eğer uzun bir müddet Hayat yaşamış olsalardı ve deneme sürecinden
geçselerdi İnkar edenlerin onun üzerine baskı ve zulüm uygulayarak Onun küfre
gitmesine vesile olabilecekti,
böylece cehennem onun için bir yatak olacaktı.
İşte çocuğun öldürülmesinin Veya ölmesinin yorumunu yapan o bahsettiğimiz iki
ayet cehenneme gitmektense. Toprak olması daha uygun anlamında kullanıyor.
Yoksa Onun Annesi babası mümin kimselerdi ifadesini kullanırken mecazi
anlamında kullanmıştır. Değilse Hep ölen çocukların annesi babası mümin olması
lazım ki Kâfir olanların çocuğu ölmemesi gerekirdi.
Öyleyse ölen çocuklar cennete gidecek Anlayışı Kuran’a uygun değildir. Onlar
Akıl baliğ çağına ermeden öldükleri için sevap ve günahları da yoktur. O zaman
kâfir olanların Cehennem azabını gördükleri zaman ah keşke toprak olsaydım
demeden, onlar toprak olmuşlardır. Bu daha iyi değil mi?
İşte Allah resul’üne Allah inkâr edenlerin verilen davete karşı inkâr edip
başkaldırmalarından dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirerek, üzülme diyor. Çünkü
Dünya hayatını onlara çok aldatıcı ve çekici kıldık. Onların yaratılışında
doğruya ve yanlışa gidebilme eğilimi var. İnsanların yaratılışı böyle, Eğer
Allah isteseydi İnsanların hepsini hidayete gidecek eğiliminde yaratırdı. Hepsi
Müslüman olurdu. Ama ben onları denemeden geçirmek için böyle yarattım.
Burada konunun bir meseleyi izah etmek için dışına çıktık Şimdi tekrar konumuza
dönelim.
Allah resulüne geçmiş kavimlerden Ashabı- kehf ten örnekler vermeye başlayıp o
kıssayı anlatıyor. Yine kıssaya dönecek olursak,
18/9” Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?
Aslında Her Toplum, Bütün toplumların, özelliklerinden, her insan bütün
insanların özelliklerinden her damla kan bir insandaki, bütün özelliklerden
taşıdığı gibi, Özellik taşır.
Önce insan ben Müslüman’ım dediği zaman, O konuda dik duruşunu kararlılığını
gösterdiğinde, başına geleceklere katlanması gerekir. Zaten bunlara
katlandığında sabır ve kanaat gösterdiğinde, Arkasından, Ödediği bedelden daha
çok mükâfat gelmeye başlar.
111- Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti
vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda
savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran’da
O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddır. Allah'tan daha çok ahdine vefa
gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı
sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.
İşte dünya hayatında batılla mücadele ederken, dik duruşunu gösterirken başına
en büyük gelecek olan bela ölümdür. Dünyayı kaybetmektir. Karşılığında bir
cennet vardır. Dünya bir an ahiret ise ebedidir. Akılını Kullanabilen herkesin
seçenekli olay karşısında iyilerden mutlaka birini seçecekse daha iyiyi
kötülerden birini tercih yapacaksa daha az kötüyü seçmesi gerekir. Burada
akıllı olan cenneti seçmesi lazımdır.
Cennete gitmek ben inandım iman ettim demeyle hemen kazanılıverecek olan bir
yer değildir. Bir de bunun denenmesi var.
29/2”İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan -ayırt
etmeden cennete bırakılacaklarını mı sandılar?
142- Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve
sabredenleri de belirtip ayırt etmeden, gireceğinizi mi sandınız?
Ben Müslüman'ım diyen Veya Allah’ın elçi olarak gönderdiği her peygamber, dövülmüşler,
alay edilmişler, sürülmüşler ya da öldürülmüşlerdir. Allah’ın Yanında olduğunu
ilan ettikten sonra, Yapmak ve yamamakla yemek ve yememekle yükümlü olduğu
görevler vardır. İşte onu şu ayet nasıl izah ediyor.
2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik,
Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan
sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa,
isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı
veren ve ahitleştiklerinde ahdilerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve
savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte
bunlar, doğru bunlardır.
İşte bunları pratik hayata uyguladığın zaman, insanın öz yapısında var olan
takvanın ve fıskın yansımasından bir toplum meydana geliyor. Bir tarafta hayır
işleyen, bir tarafta hayrı engelleyen vardır. Bir başka deyişle, Müslüman ve
Müslüman olmayan İnsanlar ortaya çıkıyor.
İşte Allah resulüne Ashabı- kehf olayını anlatarak bu olayların senin de başına
gelebileceğini Bu Allah’ın bir sünneti olduğunu İzah ederek kedisine verilen
görevi ve sorumluluğu hatırlatıyor ve şöyle buyuruyor.
2/214-Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete
gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk
çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle;
"Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın
yardımı pek yakındır.
Allah’ın gönderdiği peygamberler ve müminler için dünyada rahatça yaşamalarını
sağlayan Allah’ın özel bir mucizesi yoktur. Eşyanın yapısı ile kim gerekli
diyalogu (inansın veya inanmasın) kim gerektiği şekilde kurarsa dünyada güç ve
iktidar onundur. Allah hiçbir zaman kâfir ve Müslüman ayrımı yapmadan
çalıştığının karşılığını tastamam verir.
17/18: Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz
kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona,
kınanmış ve kovulmuş olarak gider.
17/19- Kim de ahir eti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona
çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.
Bu genel bilgilerden sonra Ashabı- kehf ile ilgili ayetleri özetleyerek bir
giriş yapmaya çalışalım birkaç tane genç Allah’ın dinini yaşamaya başladıkları
zaman başta önde gelenler olmak üzere firavun örneğinde olduğu gibi engellemeye
çalışılıyorlar. Kralları onları cezalandırmak için harekete geçiyor Onlar da
krala karşı koyacak kendilerinde gücü göremeyince genelde peygamberlerin hicret
ettiği gibi bunlarda hicret ediyorlar.
Ve
uzun bir müddet başka toplulukların içerisinde yaşadıkları halde kendi din ve
yaşam biçimlerini kendi bulunmuş oldukları topluluklara anlatamıyorlar. ve
anlatmaktan çekiniyorlar. Bu süre içerisinde Allah Kuran’da onların durumunu
anlatırken kendi dinlerini dışarıya anlatamadıklarından dolayı bulunmuş olduğu
konumları “Mağara” ifadesiyle izah etmiştir. Dinlerini açığa çıkaramama olayını
da uyku ile izah ederek bize anlatmıştır.
Uyku yarı bir ölümdür, ölüm ise gerçek anlamda dünya hayatının bitişidir. Ama
burada onların kendi dinlerini açığa çıkaramama olayına “yarı ölüm” ifadesiyle
yumuşak bir anlatım yapmıştır. eğer onlar vahye karşı duyarsız bir şekilde
olsaydı Kuran buna ölü ifadesini kullanırdı. Bazılarının söylediğine göre 309
sene bu hal devam etmiştir. Daha sonrada Allah onları uyandırdı anlayışı bize hikâye
ve masal olarak anlatılıp durmuştur.
Ashabı- kehf’in uykudan uyanıp Allah’ın dinini anlatırken halkın kendi
dinlerini sorgulamaya açtıklarını Ashabı- kehf yanında olanlar ve ona muhalefet
edenler olmak üzere ikiye ayrıldığını Kuran bize sanatsal bir üslupla
anlatmıştır. İşte bu sanatsal üslupla çok uzun anlatılması gereken olayı
özetlemiştir.
Şimdi Ashabı- kehf ile ilgili olan kıssayı Kuran’dan kaldığımız yerden
anlatmaya devam edelim.
18/13: Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz.
Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve Biz de onların hidayetlerini
artırmıştık.
Allah Kuran da geçmiş kavimlerden biri olan Ashabı- kehf’in başına gelen olayı
bir kıssa olarak anlatmaktadır. Onların yaşam biçimlerindeki örnekliği,
onlardaki sabrı, onlardaki imanı ve kararlılığı, her çeşit gösterdikleri zulüm
ve işkencelere rağmen dik duruşlarını bize örneklendiriyor.
18/14: Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala
karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve
yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer
tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız."
İnsanlar arasında insan kişiliğindeki fısk ve fücurun takva ile kavgası gibi
insanlar arsındaki din ve yaşam kavgası insanoğlunun var oluşuyla beraber devam
edip gelmiştir. Eşyanın yapısına baktığımız zaman buzu ortaya attığımızda sıcak
bir ortamda hemen bir hareket başlar. Buz soğuk verir hava buza sıcak verir. Bu
hareket o ortamdaki sıcaklık dengeleşinceye kadar devam eder.
Aynen
onun gibi batıl toplum içerisinde oraya hak girmezse o toplum o hallerini devam
ettirir Giderler.. Ama oraya hak girdiği zaman buz misalinde olduğu gibi
toplumda alışveriş ve çatışma başlar. Bir tarafta Allah’ın gönderdiği vahyin
kontrolünde hareket eden toplum diğer tarafta Allah’ın gönderdiği vahiy
toplumunu hazmedemeyip şeytanın yolunda yürüyen, Allah’a muhalefet eden
toplumlar.
Bunlar
birbirlerine karşı ateşle barut gibidirler. Her an patlamaya hazır bir bomba
gibidir. Burada şunu izah etmeden geçemeyeceğim. İman etmeyenler şeytanın
taraftarlarıdır. Ama rabbim Allah’tır diyeni öldürmek için harekete geçenler
var. Bir de kendi dininde kimseye saldırmadan yaşayanlar var. Allah hiçbir
zaman kendi dininde kimseye saldırmadan yaşayan gayri Müslimlere kesinlikle
saldırmaya gönlü razı olmuyor. İşte Müslüman’ın asıl hedefi kendilerine din
konusunda sataşmayanlar değil, kendilerine din konusunda birbirlerine destek
olarak saldıranlardır. Bunlara birer ayetle örnek vermeye çalışalım.
60/8: Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan
sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi
sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.
60/9- Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan
sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden
sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir.
İslam: Allah’ın yeryüzünde inanıp teslim olanların nerde nasıl davranacağının
yolunu yöntemini gösteren, Allah tarafından projelendirilmiş bir dinin adıdır.
Aslında fıtratını düşünen ve vicdanından gelen sesi dinleyen herkes o dini
bulduğu zaman kabullenir. Ve sahiplenir. Bilmeyenler ancak düşman olurlar. Yine
burada İslam’ın asıl amacı eğer inananlar güç ve iktidar olurlarsa, ayrı ayrı
dinlerdeki insanların dinlerini kendilerine vererek herkesin dinini kendi özgür
iradesi ile yaşamasına zemin hazırlar.
Eğer
başka dinden birisi başka bir dinden olan birine müdahale ederse o müdahale
eden zalimin zulmü mazlum olanın üzerinden kaldırılarak, kendi dininde
serbestçe yaşaması temin edilir. Rabbim Allah’tır diyen her Müslüman da kendi
dinini kimse müdahale etmeden istediği gibi yaşama hakkına sahip olması
gerekir.
Ama
beşeri sistemlerde olgun ve hoşgörü yok her sistem kendi bulunmuş olduğu
toplumları kendi Dinlerine uyup yaşamadığı sürece onu barındırmazlar.
Bilindiği gibi Beşeri sistemlerden en önde gelenleri kominizim ve Kapitalimimdir.
Kominizim de her şey maddedir onlar için Allah peygamber öte dünya diye bir şey
yok ilahları yol göstericileri akıldır. Mal mülk hürriyetleri yoktur her şey
devletindir. Eşitlik( ne kadar eşitlikse ) ilkesinden hareketle Devlet
yiyeceğini içeceğini giyeceğini verir. Onları köle gibi çalıştırır. Mal kazanma
hürriyeti olmayınca Rekabet anlayışı da gelişmemiştir. Bu sebeple başarısız ekonomi
tablosu ortaya çıkınca Rusya örneğinde olduğu gibi çökmüştür.
Diğer Önde gelen beşeri sistemlerden biride kapitalimimdir kapitalimim de Aşırı
bir mal serbestliği vardır Rekabet alabildiğice gelişmiştir. Fakat İnsanlar
ihmal edilerek Herkes kedi kesesini düşünmüş, ben kazanayım ben yiyeyim, alta
kalanın canı çıksın zihniyeti hâkim olmuştur. Bu Da toplumda aşırı bir sınıf
farklılığı oluşturmuş, Bir taraftan çöp bidonlarında ekmek deşeleyip karnını
doyurmaya çalışanlar oluşurken, bir taraftan da yatları uçakları son model
arabalarıyla öğünen bir sınıf Ortaya çıkmıştır.
Bu Anlayış toplumların vahye karşı gözlerini köreltmiş kulaklarını
sağırlaştırmış kalplerini de mühürleştirerek Helak’ine sebep olmuştur..
İslam: İnsanları ve kâinatı yaratan Allah’ın, Dünya hayatında insanlardan talip
olanlarına, Kendileriyle Kendileri arasında, kendileriyle Allah Arasında, Kedileriyle
eşya arasında ve kendileriyle insanlar arasında, nerde nasıl davranılacağını
Her örnekten bir örnek vererek hiçbir eksik bırakmadan Allah’ın insanlara
sunduğu bir yaşam projesidir Hayat tarzıdır.
Ben Müslüman’ım diyen her insan, Dünya hayatında bir rolü bir görevi olduğunu Bilir.
Dünyaya başıboş bir varlık Halinde yaşasın diye yaratılmadığını, Bu Dünya
hayatının ardında bir de ahiret âlemi olduğunu, Yaptığı her iyi veya kötü
davranışlarının hesabını mutlaka verileceğini bilir ve hayata bu Gözle Bakar.
İnanıp iman edenlerin dünya hayıtı, Tiyatro sahnesinde oynanan bir rol gibidir.
Allah’ın Kişilere vermiş olduğu bu rolleri kişilerin oynayış derecesine göre
ödülleri verilecektir. Bu Ödüller Bazıları dünyada bir kısmı verilecek büyük
bir kısmı da ahiret âlemine ertelenecek Onun İçin Kişilerin yaptığı her güzel
davranış heba olup giden bir şey değil, O Vaadinde mutlaka duran Allah
tarafından karşılığı fazlalaştırılarak ödenecektir.
Bakınız Kominizim deki eşitlik anlayışını suiistimal ederek ortaya çıkardıklarını
İslam nasıl izah ediyor.
16/71- Allah rızkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızklarını
ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici
değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
Dünya hayatı inanlar için imtihan yeridir, İnananlar kardeştir.
Hem de tek bir vücut gibidir. Vücutta herhangi bir yerde olan ağrı vücudun her
yerinde hissedildiği gibi, İslam toplumu içerisinde olan fertlerin rahatsızlığı
toplumun bütününü de rahatsız eder. Karşılıklı etkileşim başlar.
Aynen
buz parçasında olduğu gibi Buz parçasını ortaya attığın zaman bulunmuş olduğu
ortamda hemen bir alışveriş başlar buz ortama soğuk verir sıcak alır bu alış
veriş dengeleşinceye kadar devam eder.
İslam Toplumlarında da, Aslında buz olayında olduğu gibi Zengin olanların fakir
olanlara kendi mallarından Zekât ve infak ederek fakir olanlara aktarırlar.
2/272- Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak
Allah dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz,
kendiniz içindir. Zaten siz, ancak infak ederseniz -haksızlığa (zulme)
uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir.
2/215- Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak
edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda
kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir."
2/219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah,
hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha
büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki:
"İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar;
umulur ki düşünürsünüz;
2/261- Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her
bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine
kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir.
2/262- Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin
peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katındadır,
onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
2/264- Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı
gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek
sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan
bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu
çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez(elde
edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez.
2/265- Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı
kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir
tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin
örneğine benzer ki, ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır).
Allah, yaptıklarınızı görendir.
2/267- Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden
bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı
şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı
olmayandır, övülmeye layık olandır.
2/270- Her neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız,
muhakkak Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.
2/271- Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz
bu, sizin için daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah,
yaptıklarınızdan haberi olandır.
2/273- (Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar,
yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları
zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek
insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu
bilir.
2/274- Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık
bunların ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun
olmayacaklardır.
3/92- Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her
ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.
3/134- Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve
insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik
yapanları sever.
4/38- Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a
ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir
arkadaştır o.
4/39- Allah'a ve ahiret gününe inanarak Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan
infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir.
9/53- De ki: "İsteyerek veya istemeyerek infak edin; sizden kesin olarak
kabul edilmeyecektir. Çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz."
9/54- İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve
elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına
gitmiyorken infak etmeleridir.
Bu İnfak ile ilgili ayetlerden sonra Ben Müslüman’ım Diyen herkesin Dünyada
Allah’ın ona yüklemiş olduğu görev ve sorumluluk Rol bakımından hiç önemli
değildir. Önemli olanı O Allah’ın vermiş olduğu görev ve sorumluluğu en güzel
şekilde yaparak Allah’ın rızasını kazanabilmektir.
Aslında yaratılış gayesinin sırrına vakıf olan insanlar, Hangi rolde ve görevde
olması pek önemli değildir. Zengin olursa ihtiyaç sahiplerinin üzerindeki
yükümlülük üzerlerine binecek, Fakir olursa da sabır ve yokluk çekecek, Ama ne
kadar dünyada durduğu kadar. Bunun gibi Diğer hangi konularda olursa olsun
Sağlıklı olanlar hastalara sağlam olanlar sakatlara barınanlar barınmaya muhtaç
olanlara. Güçlüler zayıf olanlarla devamlı El uzatmakla denendiğini
bilmelidirler.
9/91” Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları
sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara
bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur.
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
9/92- Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her
gelişlerinde "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak
edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana
geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.
9/93- Yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savaşa
çıkmamak için) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birlikte olmayı
seçerler. Allah, onların kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onlar,
bilmezler.
Görüldüğü gibi hangi konumda bulunursan bulun hiç önemli değil önemli olan,
Bulunmuş olduğun konumda yapabileceğinin en mükemmelini yaparak Allah’a Teslim
olmaktır.
Yine Ashabı- kehf ile ilgili kıssamıza dönerek devam edelim.
18/15. "Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler,
onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan
uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?"
İnsanlar yaratılırken sen bizim rabbimizsin diye söz vermişlerdi Fakat Dünya
hayatı çekici ve süslü gelince o vermiş oldukları sözden vaz geçtiler
7/172 Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları
kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil
miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk"
demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz
içindir.
Rab Edinme demek Onun adına okumak onun adına yaşamak onun adına ibadet etmek
demektir. Allah’ı Bilmek veya Allah’ın varlığını kabullenmek bir şey ifade
etmiyor. Asıl önemli olanı Allah’ı’ Allah’ın yarattıklarından ayırarak her
varlığın yerini ve konumunu kendi yerinde ve konumunda tutarak Allah’a olan
sevgi ve ihtiramı Allah’ın yarattıklarının önüne geçirmektir.
Doğru olanı da o değimli? Yerleri ve gökleri yaratan Ve Kâinattaki bütün
varlıkları insanoğlunun önüne seren Onlara ikramda bulunan ellerini ayaklarını
gözlerini aklını düşünmeyi veren Bir Yaratıcı varken Onun yarattıklarından her
hangi birine aynı sevgiyi ve ihtiramı bulunmak haksızlık olur. Allah kendisine
ortak koşulmasını istemez. Şirk Koşanı adı ku’an da müşrik diye ifade
edilmiştir.
39/29 Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve
geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca
bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd,
Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar”
Düşünüldüğü zaman toplumumuz içindeki insanlar öyle değil mi? Hem Allah’a
İnandıklarını Söylerler hem de Allah ile beraber başka ilahlara ibadet ve
kulluklarını sürdürürler.
Allah’ın, koyduğu haram ve helâller ölçüsünde yaşamazlar.
Evet Allah dünya hayatında kendi sofrasına Oturan insanlara neyin helal neyin haram,
Neyin günah neyin sevap, Neyin iyi neyin kötü olduğunu, Orijinalliği bu güne
kadar bozulmamış ve kıyametin sonuna kadar da bozulmayacak. Olan Kuran’la Her Örnekten vererek sunmuştur.
İşte Bunu Hayatına rehber edinenlerin İlah’ı Allah’tır Yoksa Nefsini abisini
mezhebini, meşrebini karısını kocasını kızını çocuğunu Toplumunu evlerini ilah
edinenlerin, ilahı değil.
İnsanlar her hangi bir konuda Eğer bir iş yapacakları zaman, Nerde nasıl
yapılacağını Allah’ın Kitabına göre değil de kedi akıllarına göre yapıyorlarsa.
Onların ilahı Allah değil de kedi akıllarıdır
Bakınız Kuran’ın ilk Ayeti şöyledir.
96/1”
Yaradan rabbinin adıyla oku”
İfadesini
kullanarak, İnsanları yaratıklara tapmaktan uzaklaştırıp, Küçük küçük dünyalık
menfaatler uğruna taptıkları ilahları devirerek. Beyinlerde ve vicdanlarda
silinmez bir yankı uyandıran 96/3” Oku Rabbin en büyük kerem sahibidir. Ayetini
göndererek asıl yönel inmesi gerekenin Allah olduğunu söylüyor.
Gerçek olan da o değil mi? Adam bir araba icat ediyor, araba onu bir yerden bir
yere alıp götürdüğü zaman Şükran Arabaya değil de arabayı yapana yapılması
gerekiyorsa, Onun da ötesinde O arabayı icat edeni de yaratan. Ona icat
edebilme becerisini veren Allah’a olması gerekmez mi?
İşte Hz İbrahim kavminde olduğu gibi Bize Allahın küçük küçük vesileler kıldığı
( Bize faydası oldu diye) Aracıları ilah edinmekten, Kendimizi uzaklaştırarak,
Gerçek ilahı bularak sevgimizi ibadetimizi Kıyamımızı bel büküşümüzü secdemizi
ona yapalım Gerçek din gerçek Allah’ın yolu budur.
18/16- (İçlerinden biri demişti ki:) "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan
başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya
sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden
size bir yarar kolaylaştırsın.
Daha öncede bahsettiğim gibi, Allah’ın dinine girdiğin zaman bir risk göze
alıyorsun demektir. Bu Risk en son çare olarak ölümü göze alma riskidir. Dünya
haya tın’da da öyle değil mi? Risk büyüdükçe kazanma şansı artar risk küçüldükçe
de kazanma şansı o oranda azalır.
Kumar oynayan birini düşünün ortaya koydukları meblağ kadar risk taşırlar.
Büyük koyarlarsa büyük kazanır veya kaybederler, Küçük Koyarlarsa küçük
kazanırlar veya kaybederler.
Yapılan her iyi veya kötü davranışın bir bedeli vardır. Genellemesini
düşündüğümüz zaman Dünya hayatındaki cezası Konulan kurallara uymama cezasıdır.
Örneklendirecek olursak, Trafik kurallarına uymadığında kırmızı ışıkta geçerse,
çarpışır, bedeli darp veya ölümdür. İçki yasağına uymaz ise vücudunu harap
eder. Sosyal toplum içerisinde toplumun kurallarına uymaz bedeli kınama ve
hapis cezasıdır. Ama Ahiret hayatındaki cezası ebedi cehennemdir.
Rahmanın yolunda İlerleyenler başına bu davadan dolayı gelen her bela ve musibet
her, acı her sıkıntı stres ona bedel olarak ahiret aleminde cennet olarak geri
katlanarak geri dönecektir. Bu Bir taşla iki kuş vurmak gibidir. Güzel
davranışlar yapmakla o kişiyi hem cehennemden kurtarıyor hem de cennet gibi bir
ödüle sahip oluyor.
2/243 Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi?
Allah onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah,
insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez.
Bize örnek olan topluğun hayat hikayesinin temeli mekkede atılmıştı. O vermiş
oldukları ahide bağlı kalarak sadakat göstermeleri ve ölümü göze alan o Kuran’ın
bahsettiği erkek adamlar olmasaydı, Allah bu dini kemale erdirip tamamlamaz,
yeni ahdinde durarak sadakat gösteren erkek adamlar türeyinceye kadar
peygamberlik hayatı devam edip giderdi.
Allah o Müslüman topluluğa ölümü göze alarak, Allah’ın dinini yaşama ve tebliğ
etme karşılığında Allah onlara hem dünya hayatında güzellik veriyor. Hem de
ahiret hayatında güzellik veriyor.
9/52” 52- De ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden)
birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi
Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse
siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz
Yine bu açıklamalardan sonra konumuza dönecek olursak Ashabı- kehf’in Mallarını
mülklerini yurtlarını terk ederek Yaşadıkları hayat o kadar acılı ve zorlu
geçtiği halde Kuran bunu sanatsal bir üslûpla dar bir çerçeveyle özetleyerek
mağara tabirini Kullanıyor.
18/17- (Onlara baktığında) Görürsün ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ
yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun
(mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime
hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun için asla
doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın.
Allah evrene bir yasa koymuştur. Bazı dönemler bolluk ve bereketlerle ortalık
şenlenir. Bazı dönemlerde de ortalığı kıtlık ve yokluk sarar. İman edenler bu
yokluk zamanında sabrederek Allah’a olan kulluklarından ödün vermeden
Hayatlarını sürdürürken Bolluk zamanlarında da kibir ve gurur onları
etkilemeden Allah’ın Kendilerine verdikleri nimetlerden sadaka ve infaklarını
vererek hayatlarını sürdürürler. Çünkü Onlar Allah'tan gelene sevinmezler,
gidene de üzülmezler Onlar bir şeyi neticesinin hayır mı şer mi olduğunu
bilmezler sadece Onlar,” Biz ona inandık tümü rabbimizin katındadır derler.”
Teslim olurlar.
İman ve sabır etmeyenler için dünya hayatı, başlarına gelen .
Musibetlere
karşı onları ümitsizliğe sevk eder O karabulut sandığı şey beklide onun için
bir hayır olduğunu bilmez beklide onu intihara kadar sürükler ona bu hayatın
olumsuzlukları ona bir yük gibi gelir.
2/143- Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet
kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun
(yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin
geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin
dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak
değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir
18/ 18- Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda)
uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki
kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın,
onlardan içini korku kaplardı.
Onlar Öyle acı ve sıkıntı içinde bir hayat yaşıyorlardı ki. İblisten gelen sesi
tamamen susturmuşlar takva sesini kendilerine hakim kılarak Kararlı ve dik
duruşlarını taviz vermeden, yanlışlıklara boyun eğmeden,Hayatlarını sürdürüp
gidiyorlardı, Onların bu yaşayışı her insanın yapabileceği bir şey değildir.
Eğer sen öyle bir ortamda bulunmuş olsaydın buna tahammül edemezdin öyle bir
sorumluluk altına girmezdin. Ve oradan kaçar giderdin. Uyanık sanırsın
ifadesiyle de Kuran’ın değişik yerlerinde,”Ölümün benzeri gösterildi,”
“Ruhumuzu gönderdik o da düzgün beşer kılığında görüldü “ ifadeleriyle Gözlerin
gördüğü dünyalık görünümünün arkasındaki sırrı sanatsal bir üslûpla bize
anlatıyor. Onlar gerçek dünya gözüyle bakanlar için uyanık yaşıyorlar.
18/19” Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik
(uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?"
Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar
kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir;
şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın,
size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi
kimseye sezdirmesin.
Daha öncede belirttiğim gibi ölü kelimesi. Burada vahiysiz yaşanılan bir
hayatın tebliğ edilmeden İçlerde gizlendiği bir hayattır. Ne zaman o vahiy
hayatı dışarıya çıktı o zaman o diriltilmiş oluyor. Tohumun Toprak altından patlayarak
yeryüzüne çıkışı gibidir.
Dirilme oluyor o tohum yeryüzüne çıkmadan önce
ölü idi Yeryüzüne çıkınca dirilip, hayat canlı bir şekilde devam etmeye
başlıyor
Kıyamet günündeki olacak olan hadiseyi sanki hemen Olmuş Gibi anlatarak sanat
yapmıştır.
30/55- Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkârlar, tek bir saatin dışında
(dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı
Allah’ın Dini Toplumda anlatıldığı zaman Kabul etmezler. Her İnsanın Kendisine
ait bir dini vardır. Kendi dinine uymayan bütün dinler onun yanında yanlıştır.
Küfür ve müşrik toplumlarda kendi ilahına öyle bağlı olanlar var ki Onun
Yanında başka dinlerde olanlara hayat hakkı bile tanımazlar. Allah Onları çok
iyi tanıdığı için Onların hakkında bilgi edinmeden bildirmeyin. Yoksa sizin
Müslüman olduğunuzu bilirlerse sizi sezerlerse sizi barındırmazlar veya sizi
kendi dinlerine çevirirler.
18/20- "Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya
dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız.
Eşyanın yapısında hiçbir zaman çelişki yoktur Doktora Bir Hasta gelse
onu tanımadan o hastalığı teşhis etmeden karar verse ilacını da yazsa doğru bir
iş yapmış olur mu? Elbette olmaz. Çünkü önce hastayı bir muayene edip kan
tahlilini yaparak nerde nesi var araştırdıktan sonra bir bulguya varıp karara
varması gerekirdi.
İnsanlar da aynen öyledir Bakınız Allah Burada davranış metodunu da insanlara
yaklaşırken nasıl olacağını tarif ediyor.
“Oldukça nazik davransın sakın sizi kimseye sezdirmesin”
18/21- Böylece, Allah'ın vaadinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin,
kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan
kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında
durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların üstüne bir bina
inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir." Onların işine galip gelen
(sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız"
dediler
İman etmiş ve kendi kimliklerini ve dik duruşlarını göstermiş olan o gençler
Her ne pahasına olursa olsun toplumda kendi Dinlerini tartışmaya açacak bir imkânı
bulup ses getirmişlerdir. Allah Her Topluma bir elçi göndererek Bir Kıyamet
gününün olacağını, İnsanlar öldükten sonra dirilip hesaba çekileceğini iyi
yolda gidenlerin cennetle mükâfatlandırılacağını. Kötü yolda yürüyenlerin de
cehennemle cezalandırılacağını mutlaka insanlara duyuruyor.
Buna
kulak verip duyarlı olanlar nasibini alıyor kulaklarını tıkayanlar ise dünya
hayatları sağır ve kör olarak bitip gidiyor. Zaten Allah Uyarıcı
göndermediğimiz kavim helak edilmez buyuruyor.
15/4- Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir
ülkeyi yıkıma uğratmadık
36/.6- Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi
uyarman için (gönderildin)
Kuran’ı Kerim Sayısı belli olmayacak kadar peygamberler ve elçiler gönderdiği
halde yirmi beş tanesinin adı zikredilmiştir diğerlerinin adı anılmamıştır.
Sebebi ise Topluma anlattıkları zaman hemen öldürmüşler veya kabul görmemiştir
Kuran bir kıssası olan toplumda ses getiren peygamberleri anlatmıştır. Üstelik
en çok bahsedilen en çok ses getiren peygamberlerdir. Kuran’da da ses getiriş
derecesi kadar yer işgal etmiştir.
İşte Ashabı-Kehf’in Anlattığı din de toplum içinde masaya yatırılıp
tartışılmaya başlanmış ki orada olaylar meydana gelmiş bu olay hem halk
tarafından hem de Allah tarafından gündeme getirilmiş ki Farklı anlayış ve
anlatış ortaya çıkmıştır Bakınız Kuran’ın anlattıklarıyla halktan gelen
bilgiler biri birleriyle çelişkili olarak bize intikal etmiştir..
18/22- (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların dördüncüsü
köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir"
diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların
sekizincisi köpekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim, onların
sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez."
Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar
hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.
Bakınız Kur’an burada halktan gelen bilgilerin Sağlıklı olmadığını, herkes biri
birlerine uymayan çelişkiler içerisinde bir şeyler söyleyip anlattıklarını.
Fakat bunların hiç birisinin doğru olmadığını Allah bildiğini bize anlatıyor.
Kuran Burada bilinmeyen şeylerin peşine düşme Elinde belge olmadan konuşmayı
yasaklayarak Devam ederek
18/23- Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme.
18/24- Ancak: "Allah dilerse" (inşallah yapacağım de). Unuttuğun zaman
Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir
başarıya yöneltip-iletir.”
İnsan Gelecek Hakkında şunu veya bunu yapacağım deme hakkına sahip değildir.
Gayıbın anahtarı Allah’ın Elindedir Senin vaat ettiğin zamana kadar yaşatacak
olan odur. O gerçekleştirmek istediğinin imkânlarını da verecek olan odur. Öyleyse
sen yöneleceksin Allah da sana o süreye kadar yaşama izni verip imkanları da
önüne serdiği zaman sen ancak istediğini gerçekleştirebileceksin o zaman da
Allah izin verirse inşallah demen gerekiyor, Allah izin vermezse yaprak bile
kıpırdamaz..
18/25- Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.
18/26- De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve
yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun
dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz
Bakınız yıllarca asırlarca toplumların ağızlarında geveledikleri Üç yüz dokuz
yıl kaldılar sözünü Kuran değil Halk söylüyor. Halkının söylediğini, bu güne
kadar sanki Allah öyle söylemiş gibi bir imaj uyandırarak Bir mucize olarak
anlatmışlar durmuşlardır.
“De ki ne kadar kaldıklarını Allah bilir” Sözüyle Onların görünmeze attıkları
taşın yerine isabet etmediğini vurgulamaktadır."
ALİ
RIZA BORAZAN
ANMUR
/ MERSİN