4 Temmuz 2010 Pazar

REENKARNASYON



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

REENKARNASYON

Reenkarnasyon: Ölen bir kişinin ruhunun tekrar bedenlendiğine inanmak demektir. Kurana Göre Bir insan Öldükten sonra Ruhu Başka bir insana Geçip de Ona Hayat vermez. Eğer öyle olmuş olsaydı İyi Amel işleyenlerle Kötü Amel işleyenlerin ruhları ceza ve mükâfat görürlerken kargaşa yaşanırdı.

Veya Bir başka deyişle Kötü Amel işleyenin ruhu İyi amal işleyene geçince Ahir et âleminde Bedenle ruh bir araya geldiğinde Hangisi ile ceza ve mükâfat görecek?

15/26- Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.

15/27- Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık.

15/28- Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım."

15/29- "Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın."

15/30- Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti.

İnsanlar yaratılış olarak üç ana özellikte yaratılmışlardır.

1- Et ve kemik sudan olan asıl topraktan yaratılan beden bir adı ceset olan kısmıdır.

2- O bedenin hayatta canlı olmasını sağlayan topraktan aldığı besinlerle ayakta durmamasını temin eden can'dır.

3- İnsanın iki yola gidebilme eğilimini şekillendiren ruhtur.

Daha doğrusu insan, beden can ve ruhtan meydana gelen mükemmel bir varlıktır.

İnsan öldüğü zaman can ve ruh işlevsiz kalır. Ne beden yalnız başına bir işe yarar. Ne de ruh ve can yalnız başına bir işe yarar.

Bu sebeple Her beden canlılığı ve iradesi ile yapmış olduğu ameller onun yaşamını anlamlı kılar. Kuran'a Göre Hiç Kimse Hiç Kimse adına hesap vermeyecektir. Kişi Kendi kendisine yetkili ve sorumludur. Bir insan kötü yola ve iyi yola gitmek istemedikçe Bütün dünyadaki insanlar toplansalar bir araya gelseler onu doğru yola ve yanlış yola götürme gücüne sahip olamazlar.

2/48- Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

Kuran bütünlüğü içerisinde reenkarnasyona delil getirilen bir ayet şudur.

2/28- Nasıl oluyor da Allah'ı inkâr ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz.

Burada Ölü İken sizi o diriltti ifadesini Sanki o insan daha önce bir hayat yaşamış da ölmüş daha sonra o ölü olan diriltilmiş dünya hayatında anlamında anlıyorlar.

İnsan yaratılmadan ki haline ölü ifadesi kullanıyor. Yoksa kuranda onunla ilgili birçok ayetlere ters düşer. O yokken var ettik bir hayat sürdürdük dünyada yaşadı ve daha sonra öldü tekrar ahiret hayatında yeni bir yaratılışla yarattık. Şeklinde anlaşılması gerekir.

İnsanların ilk yaratılışını kuran anlatırken İlk yaratılan ruh değil yaratılma ruh ile bedenin beraber yaratılmasıdır. Bakınız ayette ne diyor?

7/172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

Buradaki Rabbim Allah’tır diyen Bedenle Ruhun birleşmiş halidir. Beden olmasa ruh nasıl rabbim Allah’tır desin? Zaten Rabbim Allah diye söylemesi onun lisanı-ı Haliyle konuşturulmasıdır. İnsanlar Akıl ve irade sahibi olduklarında Bu Kelimeler üzerinde düşünmeye başlarlar.

Akıl baliğ çağına gelmeden hiçbir insan yaptığı kendi iradesiyle olmadığından sorumlu tutulmaz. Ne zaman onlara düşünme akletme ve sorgulama dönemi geldi. Çevresinden gelen bilgilerin doğruluğunu ve yanlışlarını düşünmeye ve anlamaya başlar. Ve Bu insan o zaman yapmış olduğu davranışlardan dolayı bedenle ruhun şekillendirdiği o insanın kişilik ve kimliğini oluşturmaya başlarlar.

Reenkarnasyon ile ilgili değişik toplumların inanışlarını buraya naklederek istifadenize sunduktan sonra kuranda anlatılan ruh göçünü anlatmaya çalışacağım.

ALINTI!
Reenkarnasyon
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara


Kurtuluş'la sona eren reenkarnasyonu, gelişim aşamalarıyla tasvir eden bir sanat eseri

Reenkarnasyon veya ruh göçü ruhun sürekli olarak tekrar bedenlendiğine inanan spiritüalistlerin bu olaya verdiği addır. Reenkarnasyon kavramı Asya dinlerindeki tenasüh kavramından farklı olmakla birlikte, günümüzde ruh göçüne inanan insanların sayısı bir milyarı aşmaktadır (hindular, budistler, deneysel 

Konu başlıkları
//
Ruh göçü kavramına inanmış topluluklar [değiştir]

Bilinen Batı tarihinde ilk kez Pisagor ve Platon gibi bazı eski Yunan bilgin ve filozofları tarafından dile getirilmiş olan ruh göçü kavramı, aslında çok eski çağlardan beri, eski Mısır, Kelt, Maya ve İnka uygarlıkları gibi birçok uygarlıkta bilinen ve kabul görmüş olan bir kavramdır. İskandinav mitolojisinde de ruh göçüne ilişkin öğeler bulunmaktadır. Platon ruh göçü fikrine özellikle "le Phedon", "le Banquet" ve "Er’in Öyküsü" eserlerinde değinmiştir. 

Antik çağın Yunanistan’ından sonra Gnostiklerce de kabul edilmiş ve Roma Uygarlığı’nda özellikle Mitraizm misterlerinde benimsenmiş bu kavrama Kabbala’da (gilgulim) ve belirgin ifadelerde bulunan sufilerin ( Ferideddin Attar, Bahram Elahi) sayısı az olmakla birlikte Tasavvufta da rastlanır. Günümüzde de ruh göçü kavramını kabul eden birçok inanç sistemi, tarikat ve felsefi akım bulunmaktadır. 

Ruh göçü fikrini kabul etmiş eski ve yeni inanç sistemlerinin mensupları arasında, Hindular (Yoga, Vaishnavism, Shaivism), Budistler, Katharlar (Cathares), Eseniler(Esseniens),Caynacılar (Jainistler) ,Sihistler, Umbanda'cılar (Makumba, Brezilya),Yezidiler, Nusayriler, Dürziler, Anadolu Kızılbaşları ve birçok mezheb sayılabilir. Bu kavram Asya’nın Şamanist toplumlarının birçoğunda ve birçok Kızılderili kabilesinde de mevcuttur. Hint'te "samsara" adıyla bilinen bu kavram, budist Türkler'de "sansar" adını almıştır.
Nors mitolojisinde ruh göçü [değiştir]


Üç enkarnasyonundan ilkinde Sváfa ve Helgi
Reenkarnasyon kavramına İskandinavya veya Viking mitolojisi de denilebilecek Nors (Norveç, Danimarka, İzlanda, İsveç) mitolojisinde, manzum olarak yazılmış Edda destanında rastlanır. Edda destanını kaleme alan, Helgi Hjörvarðsson ve üstadı valkür Sváfa’nın aşk hikâyelerinin Helgakviða Hjörvarðssonar’da anlatıldığını söyler. Onlar Helgi Hundingsbane ve valkür Sigrún olarak yeniden doğmuşlardı. 

Helgi and Sigrún’un aşk hikâyesi Völsunga destanının bir kısmına ve kahraman I. ve II. Helgakviða Hundingsbana’nın maceralarına konu teşkil eder. Onlar ikinci kez Helgi Haddingjaskati ve valkür Kára olarak doğmuşlardı. Fakat ne yazık ki, hikâyeleri olan Káruljóð, yalnızca Hrómundar saga Gripssonar (Hromund Gripsson) destanında ve muhtemelen değiştirilmiş bir biçimde bulunmaktadır. Vikingler’de ruh göçü inanışının olağan (sıradan) bir inanış olması gerekir. Nitekim Edda Destanı’nın yorumcusu insanların ruh göçüne inanmaya alışkın olduklarını yazar.[2]
Şamanizmde ruh göçü [değiştir]


Farklı kültürlerden şamanlar
Asya şamanizminde, bazı Kuzey Amerika ve Güney Amerika kızılderililerinde ve kimi Afrika kabilelerinde ölüm olayı ile bedenini terk edenlerin yaşadığı öte-aleme gölgeler diyarı adı verilir. Kuzey Asya halkları, insanın birden fazla, üç ya da yedi “can”ı olduğuna inanırlar. Örneğin Yakut Türkleri, Çukçiler ve Yukagirler, insanın üç “can”ı olduğuna inanırlar. 

Ölüm olayında biri mezarda kalır, biri “gölgeler diyarı”na iner, üçüncüsü “Göğe” çıkar. İnsanın “gölge can”ı öte-âlemin eşiğini bekleyen eşik bekçisine rastlar; sonra kayıkla öte yakaya geçer. Gölgeler diyarı’nda ölü, yeryüzünde sürdüğü yaşamı sürer. Ölüler, bir süre sonra, yeryüzünde tekrar doğabilirler. Uygurlar, inandıkları sürekli olarak tekrar doğma olgusuna “sansar” adını verirler.

Kişinin ölüm olayı ile bedenini terk etmesinden sonra içine düşeceği teşevvüş Asya şamanizminin kimi tradisyonlarında günahkarların ölüm sonrasında ifritlerle karşılaşma veya “köprü”den geçme dönemi olarak belirtilir. Şamanların görevlerinden biri de ölen kimseye bu ifritlerden kurtulmada yardım etmektir. Şamanist geleneğe göre insanlar günahkar olduklarından ilâhî yasalar gereği öldükten sonra bu ifritlerle karşılaşmak zorunda kalırlar; fakat Tanrı insana acıdığından şamanların insanlara bu konuda yardım etmesi için yeryüzünde şamanlık kurumunu kurmuştur.

Asya şamanizminde ölümden sonraki yolculukta ölünün geçemediği takdirde azap çekmesinin sözkonusu olduğu bir köprüyle karşılaşılır. Şaman bu köprüyü kolayca geçebildiği gibi, ölenlere de bu köprüyü geçmelerinde yardım edebilir. Orta Sibirya şamanizmine göre, şaman, birkaç ‘ırmağı’ ve bir “köprü”yü geçtikten sonra “gölgeler diyarı”nın uzandığı “büyük su”ya gelir. 

Altay Türkleri tradisyonunda şamanın gölgeler diyarını ziyaret edişinde bir dağa çıkış olgusu da bulunur. Bu diyarda ölüler aynen dünyadaki yaşamlarını sürmektedirler. Onlar orada yeryüzünde tekrar doğmaya hazırlanırlar.[3][4] Ruh göçü kavramına Amerika’nın birçok Kızılderili kabilesinde rastlanır. Inuit’lerde ruh göçü kutsal kabul edilen bir kavramdır. 

Kuzey Amerika kızılderililerinin birçok kabilesine göre, ölüm olayından sonra ruh ve gölge bedenden ayrılır. Ruh, “kurt”un hükmettiği âleme gider; yeryüzündekilerin ilişki kurabilecekleri onun “gölge”sidir. Ruh, “gölge”yle birleşince yeni bir varlık oluşturur ve yeryüzünde tekrar doğar. Güney Amerika kızılderililerinin çoğunun dillerinde, ruh, gölge ve imaj kavramları aynı sözcükle karşılanır.
Taoizm’de ruh göçü [değiştir]


Efsanelere göre “Asya su buffalo”su üzerinde Lao Zi

Ruh göçünden bahseden en erken Taoist belgeler Han Sülalesi dönemine dayanır. Bu belgelerde “Lao Zi’nin Üç Hükümdar ve Beş İmparator Dönemi”nden itibaren farklı dönemlerde farklı kişiler olarak yaşadığı anlatılır. 

[5] Taoizm’in kutsal kitaplarından Chuang Tzu’da (M.Ö.4.yy.) şöyle denir: “Doğum başlangıç değildir, ölüm de son değildir. Varoluş sınırsız, sonsuzdur; bir başlangıç noktası olmayan süreklilik sözkonusudur. Sınırı olmayan varoluş (varlık) uzaydır. Başlangıç noktası olmayan süreklilik zamandır. Doğum da vardır, ölüm de; biri dışarı doğru olan sonuçtur, diğeri içeriye doğru olan sonuçtur. Böylece, biçimini görmeksizin, 'İlâhî Olanın Kapısı'ndan bir içeri bir dışarı geçilir.” (Zhuang Zi, 23)
Grek kültüründe ruh göçü [değiştir]


Pisagor
Ruh göçü inanışının Batı tarihindeki kökenleri bir yandan Kelt rahipleri Drüidler’e ve diğer pagan gruplara bir yandan Grek kültürüne dayanır. Grek uygarlığında ruh göçü inanışının adı « ruhların göçü » anlamına gelen «metempsycose» (Latince’de metempsychosis) idi. 

Tarihçi Herodot’a göre Grek uygarlığındaki bu inanışın kökeni eski Mısır’dı. Hermes Trismegistus'a dayandırılan Hermetika’da reenkarnasyon doktrini merkezî konumdadır. Bu inanışın Grek uygarlığında M.Ö.8. yy. ile M.Ö.6. yy. arasında yeşerdiği sanılmaktadır. Kökeni tam olarak bilinmemekteyse de birçok araştırmacı Orfe ve Pisagor’la başladığı düşüncesindedir. Sokrat ve Platon da ruh göçüne inanmışlar ve Pisagor ile Platon reenkarnasyon doktrinini çevrelerine inisiyatik eğitimle açıklamışlardır. Birçok eski kaynak Pisagor’un önceki yaşamlarını hatırlayabildiğini doğrulamaktadır.[6]


Orfecilik (Orfizm) ve Pisagorculuk ruh göçü doktrininin antik çağdaki temel taşlarını oluştururlar. Bu öğretinin daha sonra Pindar gibi şairleri ve Platon gibi filozofları etkilediği görülmektedir. Platon benimsediği reenkarnasyon ilkesinden Phédon, Ménon, « Şölen » (Le Banquet ) adlı eserlerinde ve özellikle « Er’in Öyküsü »nde doğrudan veya dolaylı olarak söz etmiştir. Romanlaştırdığı Phédon adlı diyaloglarının son kısmında Platon, Sokrat’ın şu sözlerine yer verir:“Yeniden yaşamak… Eminim ki gerçekten böyle bir şey var; bu, ölüden çıkan bir yaşam.”

Buna karşılık Sokrat’ın yaşamı hakkında bilgi veren diğer kaynak olan Xenophon Sokrat’tan ruh göçüne inanan biri olarak söz etmez.Platon çalışmalarında reenkarnasyon hakkında ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştur.

Orfe’den ve Pisagor’dan esinlenen akımlar Roma uygarlığında her zaman mevcut olmuşlardır. Roma uygarlığında ruh göçü kavramına inanlar özellikle maddi durumu iyi sınıflar, filozoflar ve sanatçılardan oluşuyordu. Virgilius ünlü “Aeneide” eserinde ruh göçüne birçok yerde göndermelerde bulunur (örneğin VI, 713)

Yahudiler’de ruh göçü [değiştir]

Ruh göçü doktrini kıyamet inanışına sahip geleneksel Musevilikte bulunmamakla birlikte, popüler Musevi inanışlarında ruh göçü kavramına ilişkin bazı unsurların yer aldığı görülmektedir. Örneğin birçok Yahudi; Adem’in önce Nuh, sonra İbrahim, sonra Musa olduğuna inanır.

Ayrıca vaktiyle inisiyatik bir örgütlenme içinde olmuş Esseniler adlı Yahudi topluluğunun ruh göçünü kabul ettiği bilinmektedir. Öte yandan Yahudiler’in mistik ve ezoterik tradisyonu olan Kabala’da ruh göçü kavramının bulunduğu görülür. Ruh göçüne özellikle Sha'ar Ha'Gilgulim’de değinilmektedir. İbranice’de bu kavram ruhların devreleri anlamında kullanılan Gilgulei Ha Neshamot terimiyle ifade edilir. Eserde ruhların tekamül için çeşitli enkarnasyonlardan (doğumlardan,yaşamlardan) geçmesi gerektiği kavramı işlenir. [7]




Origen

Augustinus
19.yy.’da doğmuş birçok akım ruh göçü inanışını benimsemiş durumdadır. Bunlar arasında spiritüalistler, okültizmden esinlenen teozofi, antropozofi gibi akımlar sayılabilir. Özellikle teozoflar ve New Age hıristiyanları geçmişteki birçok din ve inanışta ruh göçü kavramının yer almış olduğunu ileri sürerler. Onlara göre, ilk hıristiyanlar reenkarnasyona inanmaktaydı, fakat yanlış çeviriler ve önyargılar bu inanışın yer aldığı metinlerin kaybolmasına veya tahrif edilmesine neden olmuştur.

[8] Nitekim II. İstanbul Konsilinde bu inanış politik nedenlerle sansürlenmiş ve « heretik » [9] olarak ilan edilmiştir. Politik nedenler arasında, Doğu Roma İmparatorluğu ile Batı Roma İmparatorluğu arasındaki iktidar çatışması, ilk yüzyıllardaki farklı kiliseler ve patrikler arasındaki güç çatışması ve özellikle Hıristiyanlık öğretisinin henüz hararetli münakaşalar yaşadığı dönemdeki origencilik, monofizizm, nasturilik, ortodoksluk vs. farklı teolojik görüşler arasındaki çatışmalar sayılabilir. 

[10] İlk hıristiyanların ruh göçüne inandığını ileri süren teozoflar ve Batılı spiritüalistler İncil’lerdeki bazı pasajları da iddialarına örnek olarak gösterirler. « Kilise Babaları »nın çoğu ruh göçü inanışını mahkum etmişlerse de, bu inanışa ait birçok imalı söz halen kayıtlarda bulunmaktadır. Örneğin Kilise Babaları’nın en etkilisi sayılan Augustinus « İtiraflar »ında şöyle der : 

« Söyle bana Tanrım, söyle bana çocukluğum daha önce yaşamış olduğum, önceki ölümümle ayrılmış olduğum bir neslin devamı mıdır ? (…) Bu yaşamdan önce neredeydim ey Tanrım, başka bir bedende mi ? » Augustinus Contra Academicos diyaloglarında ise şöyle der : "Tüm felsefenin en saf ve en aydınlığı olan Platon’un mesajı sonunda hatanın gölgesini dağıttı ve şimdi özellikle Plotin’de parlıyor. Belki de üstadına benzeyen Platoncu Plotin onunla vaktiyle aynı dönemde yaşamıştır ve hatta belki de Platon Plotin olarak yeniden doğmuştur. » [11]


Fakat Teozofların bu yaklaşımı teologlar tarafından, özellikle katolik teologlar tarafından şiddetle reddedilmiştir.

Ruh göçünü kabul eden Kilise Babaları’ndan, üçüncü yüzyılda ölen Origen’den kaynaklanan Origencilik de 553’deki II. İstanbul Konsili’nde « anatema »[12] olarak ilan edildi.

Sonuç olarak, öyle görünüyor ki, hıristiyanlığın erken dönemindeki Sethianism ve Valentinus’un Gnostik Kilisesi gibi bazı hıristiyan mezhepleri reenkarnasyonu gerçekten ilke edinmişler ve bu yüzden Romalılar tarafından zulme uğramışlardır.[13]

19. ve 20. yy.’da hıristiyanlık ile ruh göçünü bağdaştırmaya çalışan girişimler olmuştur. Bu konuda Geddes Macgregor’ın “Hıristiyanlık ve Reenkarnasyon: Hıristiyan Düşüncede Yeniden Doğmaya Yeni Bir Bakış” (Reincarnation in Christianity : A New Vision of Rebirth in Christian Thought) adlı kitabı, Antropozofi’nin kurucusu Rudolf Steiner’in 

“Hıristiyanlık ve Mistik Hakikat” (Christianity as Mystical Fact) adlı kitabı ve Tommaso Palamidessi’nin, önceki yaşam kayıtlarını edinebilmeye yardımcı bazı yöntemlerin önerildiği “Önceki Yaşamların Hafızası ve Kendiliğinden Hatırlama Tekniği” (Memory of Past Lives and Its Technique) adlı kitabı belirtilebilir. [14] Günümüzde reenkarnasyonu kabul eden birçok hıristiyan kurum ve mezhep bulunmaktadır. Bunlar arasından Christian Community, Liberal Catholic Church, Unity Church, Christian Spiritualist Movement, Rosicrucian Fellowship ve Lectorium Rosicrucianum örnek olarak gösterilebilir.
Gnostisizm'de ruh göçü [değiştir]


Gnostiklere ait bir abraxas taşından oyma

Ruh göçünü kabul eden akımlardan biri de Gnostisizm’dir. Gnostikler, özellikle Ürdün, Anadolu ve Mısır’da yaşamışlardır. Gnostik öğretiler çeşitli olmakla birlikte ortak hareket noktalarının şu ilkelerde toplandığı söylenebilir :

Hakikatlere ulaşabilmede dinler yetersizdir.

Hakiki bilgiler, yani hakikate ait ya da hakikate yakın bilgiler ancak ruhsal ve psişik gelişim yoluyla edinilebilir.

Ruh ölümsüzdür. Ruh dünya yaşamında bir tür hapishane yaşamı geçirmektedir.

Gerçek olan, fiziksel dünya yaşamı değil, ruhsal yaşamdır.

Dünya düalite ilkesinin geçerli olduğu bir gelişim ortamıdır.

Ruhsal gelişim yolunda en önemli bilgi kaynaklarından biri, ruhsal alemden ruhsal irtibatlarla alınabilecek yüksek bilgiler içeren tebliğlerdir ki, bunlar ruhsal bakımdan seçkin insanlara verilir. [15]

Gnostik bilgelerin hemen hemen hepsi, reenkarnasyonu kabul eder. Bu bağlamda gnostikler dünya yaşamının kendilerini kurtuluşa götürecek “gnosis”in elde edilmesine bir araç olarak görürler. Kurtulanlar ilahi aleme nüfuz eder, o alemle birleşirler; kurtulamayanlar da kurtuluşa kadar bu dünyada yeniden doğarlar. [16]

En önemli gnostik üstatlar arasında Simon Magus, Valentin, Basilide, Carpocrade, Saturnin, Marcion’un isimleri sayılabilir. M.S.I ve II.yy.’larda okutulan gnostisizmi Kilise hep sapkın bir yol olarak görmüş ve göstermiştir. Gnostisizm’den Orta Çağ’da etkilenen topluluklar arasında Katharlar ve Bogomiller sayılabilir. Bunların görüşlerini heretik [17]kabul eden Kilise tarafından yok edilmişlerdir.

Katharlar’da ruh göçü [değiştir]


Katharlar'ın 1209'da Carcassonne'dan sürgün edilmesi
Katharizm ya da Katarcılık (-okunuşu "katar"-) Orta Çağ’da Fransa’nın Albi bölgesinde ortaya çıkan, 12. ve 13. yüzyıllarda Avrupa’nın batı kısmındaki ülkelerde etkili olan bir tarikattır. Din tarihçilerinden bazıları bu tarikatı Hıristiyan tarikatlar sınıfına sokmaya çalışmışsa da, Kilise’nin görüşlerine karşı çıkmış ve reenkarnasyonu kabul eden bir tarikattır. “Kathar” adı, sözcük anlamıyla arınmış anlamına gelir. Albigeois olarak da adlandırılan Katharlar’ın (Cathares) temel görüşleri şöyle özetlenebilir:

Ruhun dünyevi kurtuluşa ermesi için pek çok defa bedenlenmesi gerekir.

Ruhun kurtuluşunu maddi bağlardan kopma yoluyla aramak gerekir.

Nefis terbiyesi ruhun kurtuluş sürecini hızlandırıcı bir yoldur.
Dünyada düalite (ikilem) ilkesi geçerlidir.

Dünya’da Satan’ın (şeytanın) egemenliği hüküm sürdüğünden, Dünya yaşamı ötesinde bir cehennemden söz etmeye gerek yoktur. (Yani cehennem bizzat yaşadığımız kötülük dolu yeryüzü olarak kabul edilebilir.)

Kötülüğün kaynağı bedensel istekler, maddi hırslardır.

İsa'nın dediği gibi, mal mülk edinme kaygısı kaçınılması gereken nefsani bir kaygıdır.

İsa Tanrı’nın oğlu değildir, o da hepimiz gibi, bir ruhtur.

Katoliklik boş inançlardan başka bir şey değildir.

Kilise ve krallık Katharlar’ı birkaç kez imha girişiminde bulunmuş ve bunu sonunda 13. yy.’da Haçlı orduları başarmıştır. 20.000 kişinin katledilmesi ve keşişlerin yakılmasından sonra, Kathar tradisyonu kısmen Trubadur’lar tarafından sürdürülmeye çalışılmışsa da, bunların yaymaya çalıştıkları öğreti de yine Engizisyon tarafından yasaklanmıştır. [18]

İslam’da ruh göçü [değiştir]

Kıyamet kavramını kabul eden diğer tektanrılı dinlerde olduğu gibi, İslam’da da geleneksel olarak ruh göçü kavramı yoktur. Buna karşılık özellikle batıniler Kuran’da bu kavramla ilişkili gördükleri bazı « üstü kapalı » (sembolik) ifadeler olduğunu ileri sürerler.[19] 

Örnek olarak da Bakara suresinin 28. ayetini gösterirler : « Allah’ın varlığını nasıl inkar ediyorsunuz ki, sizi ölü iken O diriltti, sonra yine sizi O öldürecek, yine sizi O diriltecektir ; nihayet ahirette yalnız O’na döneceksiniz. » [20] Ayrıca Vakıa Suresi'nde "Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez." (60,61) denir.

Fakat geleneksel islamda bu ayetlerin böyle yorumlanmasının doğru olmadığı, anlamlarının böyle olmadığı ifade edilir. İslam’ın ezoterik öğretisi sufizmde reenkarnasyonu kabul eden metinler bulunmaktadır. Örneğin İranlı büyük sufi üstadı Bahram Elahi, « Kemal Yolu » eserinde kişinin ruhsal tekamül yolundaki kurtuluşa ermesi için yaklaşık 50.000 yıl boyunca çeşitli bedenlerde reenkarne olması gerektiğini açıklamaktadır. Fakat kitaptaki ifadeleri başka şekillerde de yorumlanabilir. Mevlana Celaleddin Rumi'nin ve Yunus Emre'nin şu sözlerinde de reenkarnasyonun ima edildiği ileri sürülmektedir:

“Ben de cansız varlıkken öldüm, yetişip gelişen bitki oldum; bitkiyken öldüm, hayvan biçiminde tezahür ettim. Hayvanlıktan geçip öldüm, insan oldum; öyleyse ölmekten korkmak niye? Hiç daha kötüye dönüştüğüm, alçaldığım görüldü mü?” (Mevlana Celaleddin Rumi) [21][22]

"Ete kemiğe büründüm, Yunus olarak göründüm (…) Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası."(Yunus Emre) [23]

"Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz.. Nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.." Hz. Muhammed..

Öte yandan şii mezheblerin birçoğunda gnostisizmin etkileri görülmektedir ki, bunlardan bazıları ruh göçüne inanmaktadır. Örneğin Dürzilikte bu inanış mevcuttur. Bununla birlikte geleneksel İslam, bu öğretiyi islamiyet kapsamında görmez. [24]

Hinduizm’de ruh göçü [değiştir]


Ruh göçü Hinduizm’in temel inanışlarından biridir. Hint’in diğer geleneksel dini sayılan Jainizm’de de mevcuttur. Bu dinlerdeki ruh göçü kavramı Türkçe’de tenasüh olarak bilinir.

Reenkarnasyon ve tenasüh kavramları, aynı ilkeleri içerdikleri sanılarak birbirleriyle sık sık karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kavram arasında çok temel farklılıklar bulunmaktadır.

Bu temel farklar şöyle açıklanır:

Tenasüh inanışında ruhların sürekli olarak tekrar bedenlenmesi ilkesi bulunmakla birlikte, deneysel spiritüalizmin reenkarnasyon kavramındaki ruhsal tekâmül ilkesi bulunmaz. Oysa reenkarnasyon kavramında ruhsal tekamül ilkesi vardır; yani ruhların dünyada bedenlenmeleri tekamülleri içindir.

Tenasüh inanışı, ruhların dünyaya gelip gitmelerini ceza ve ödül düalitesine dayandırır Deneysel ruhçuların reenkarnasyon kavramında ise varlığın cezalandırılması veya ödüllendirilmesi gibi şeyler sözkonusu değildir. 

Reenkarnasyonizme göre, dünya yaşamı, yapılmış hataların intikamının alınması için oluşturulmuş olamaz. Kısaca, insan dünyaya bir önceki yaşamında neden başarılı olamadığının hesabını vermek için değil, gelişmek için gelir. (Bir insan ruhunun bir sonraki yaşamında dünyaya geleceği beden onun tekamül gereksinimlerine ve nedensellik kuralına göre belirlenir.)

Tenasüh inanışına göre, bir insan ruhu ceza aldığı takdirde bir sonraki bedenlenmesinde dünyaya bir hayvan bedeninde gelebilir. Reenkarnasyon kavramına göreyse tekamülde geri dönüş, yani gerileme yoktur; zaten bir hayvan bedeni bir insan ruhunun gelişim gereksinimleri için yeterli olamaz. [25]

Kimi spiritüalistlere göre tenasüh inanışı, eski inisiyelerin ezoterik bilgilerine sahip olmayan Hint rahip sınıfının sembolleri yanlış yorumlamasından kaynaklanmıştır.

Çağdaş gelişmeler [değiştir]

Modern düşünürler [değiştir]


Giordano Bruno'yu anımsatıcı armalardan biri


William Butler Yeats

Rönesans sırasında kamunun ilgisini çeken ve yeni yeşeren bir konu da ruh göçü olmuştu. Yeniden doğma konusunda önde gelen figürlerden biri İtalya’nın baş filozofu ve şair Giordano Bruno (1548-1600) olmuştur. Fakat ruh göçü hakkındaki öğretimi yüzünden Engizisyon tarafından kazıkta yakılmaya mahkum edilmiştir. [26]

Ruh göçü kavramı Alman edebiyatının klasik dönemi sırasında çok ilgi çekmiştir. Örneğin Goethe (1749-1832) eserinde bu kavramı canlandırmış ve Lessing (1729-1781), Charles Bonnet ve Herder’den edindiği ruh göçü fikrini daha ciddi olarak ele almıştır. Hume (1711 -1776) ve Schopenhauer (1788 – 1860) da ruh göçü fikrinden saygıyla söz etmişlerdir.

Nobel ödüllü İrlandalı şair William Butler Yeats (1865-1939) okült tezinde yeni reenkarnasyon teorisini sunuyordu. Yeats’e göre, reenkarnasyon linear zaman taslağı içinde gerçekleşiyor olamazdı..

Ruh göçü kavramının sistematize edilişi:Reenkarnasyonizm [değiştir]

19.yy.sonlarına doğru Batı’da, gerek okültizme artan ilgi etkisiyle, gerekse Hint dinlerinin antropolog ve filozoflarca daha sistemli incelenmesiyle reenkarnasyona doğru büyük bir dönüş yaşanmıştır.

Birçok ezoterik grup reenkarnasyon kavramını öğretilerinin merkezine yerleştirdi. Bu yayılım meyvelerini iki güçlü ekolün kurulmasıyla verdi: Bunlardan biri Avrupa’da spiritizm adıyla ortaya çıkan, Allan Kardec tarafından kurulan deneysel ruhçuluk, diğeri Ukrayna doğumlu H.P. Blavatsky tarafından 1857’de kurulan Teozofi Cemiyeti’dir.

Ruh göçü ya da sürekli olarak tekrar doğmak kavramı ilk kez Fransız fizikçi ve yazar Allan Kardec (1804-1869) tarafından sistemli bir hale getirilmiş ve adına “tekrar ete girme” anlamında reenkarnasyon denilmiştir. Kardec, kurduğu “deneysel spiritüalizm”i "spiritizm" adıyla ilk kez 18 Nisan 1857’de yayımladığı “Ruhların Kitabı” adlı eserinde açıkladı. Ardından yazdığı diğer eserlerle konuyu ayrıntılı bir şekilde ele aldı.

Spiritizm'in ilkelerinden bazıları şunlardır:

İnsan üç bölümden oluşur: Ruh, ‘perispri’ ve fiziksel beden. Perispri, ruh ve fiziksel beden arasında irtibatı sağlar, yarı-maddi bir yapısı vardır.

Can dediğimiz, ölüm olayı ile bedeni terk ettiğinde “ruhlar âlemi”nde doğar. Dünyada iken yaptığı iyilik ve kötülükler orada, hafızasında canlanır. Bir süre sonra, tekrar dünyada bedenlenir. Sınavlar geçireceği dünyada defalarca doğmasının amacı tekâmül etmektir. Fakat insan ruhu hiçbir zaman yeniden hayvan bedeninde doğmaz. Çünkü tekâmülde gerileme sözkonusu değildir.

Bütün ruhlar eşit yaratılmıştır denebilir. Fakat tekâmül dereceleri aynı kalmadığından aralarında, tekâmül farklarından kaynaklanan bir ruhsal hiyerarşi oluşmuştur.

Ruhlar yalnız Dünya’da değil, evrenin diğer dünyalarında da bedenlenirler.

Ruhlar âlemindeki bedensiz varlıklar, dünyadaki bedenlilerle gerek maddi gerekse manevi etkileşim içindedir. Ayrıca ‘medyum’lar aracılığıyla, bedensiz varlıklarla sesli veya yazılı iletişim kurulabilir.

Fransa ve İspanya Kiliseleri Kardec’in eserlerinin büyük ilgi görmesinden rahatsızlık duymuşlar ve karşı tavır almışlarsa da, Kardec’in açtığı yoldan giden izleyicilerinin sayısı hızla çoğalmıştır. Deneysel Spiritüalizm Latin Amerika ülkelerinde Kardesizm adını almıştır. 

Spiritüalistler reenkarnasyon ilkesini kabul etmese de tüm inanç sistemlerine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünürler ve inanç ve fikirlerin farklı farklı olmasını doğal karşılarlar. Çünkü spiritüalistlere göre herkesin gelişim gereksinmeleri bir değildir, dolayısıyla herkesin yürüyeceği yollar farklıdır; 

zaten dünyadaki insanların hepsi aynı fikirde, aynı görüşte olsaydı ve hiçbir anlaşmazlık olmasaydı ne ruhsal gelişim olanağı olurdu, ne de yaşamın tadı kalırdı; herkes robotlardan farksız olurdu. Bu nedenle Neo-spiritüalistler kimseye "kendi yolunuzu bırakın, bizim yolumuza gelin" diye çağrıda bulunmaz.

Spiritizm’deki ya da diğer adıyla deneysel spiritüalizmdeki reenkarnasyon kavramı, yukarıda açıklandığı gibi, Hinduizmdeki “tenasüh” adı verilen kavramdan birçok bakımdan farklıdır.

Günümüzde bu reenkarnasyon geleneğinin devamı New Age denilen akımda bulunmaktadır. Günümüzde Yeni Çağ (New Age) oluşumlarının da ilgi gösterdiği reenkarnasyon kavramını kabul eden örgütlü topluluklardan başlıcaları spiritüalistler, teozoflar ve antropozoflar adlarıyla bilinirler. Ayrıca, ABD’nde de ruh göçü kavramları spiritüalizmdeki reenkarnasyon kavramına yakın olmakla birlikte, bu terimi kullanmayan ve kullanan çeşitli topluluklar ve dernekler bulunmaktadır. [27]

Antropozofi [değiştir]


Antropozofi'nin kurucusu Rudolf Steiner

Rudolf Steiner tarafından kurulan Antropozofi akımında reenkarnasyon kavramının önemli bir yeri vardır. Steiner ruhları, gelişim amacıyla yeni deneyimler edinmek üzere, her devirde farklı ırklarda, farklı uluslarda bedenlenen varlıklar olarak tanımlamıştır.

Zaafları, kudret ve yetenekleriyle ruhların kişisel yapıları bulundukları fiziksel bedenin genetik kalıtımının yansımasından ibaret değildir. Her ruh, gelişim gereksinimlerine göre, gelecek yaşamında bedenleneceği aileyi kendisi seçer. Kişinin karakteri, geçmiş yaşamlarıyla belirlenir.

Antropozofiye göre “şimdi” “geçmiş” ve “geleceğin” bir tür bileşkesi gibidir. Şimdiye kadar belirlenmiş, kaçınılmaz hale gelmiş mukadderatımız geçmişteki fiillerimizin bir sonucudur. Karşılaştığımız kimi olaylar, geçmişteki fiillerimizin sonucu olarak karşımıza çıkmakta, kimi olaylar da bizi geleceğe doğru biçimde hazırlamak üzere karşımıza çıkmaktadır (sınavlar vs.). Her ikisinde de insana özgür irade hakkı tanınmıştır;

mukadderatımızı bizzat kendimiz yaratıyoruz. Antropozofinin mukadderata bu bakış açısı neo-spiritüalist bakış açısına çok yakındır. (Bkz. Mukadderat). Antropozofi geçmiş yaşamları ve insan varlığının en derin doğasını idrak edebilme yeteneğini geliştirmek üzere çeşitli spiritüel egzersizler geliştirmiştir. Ayrıca Steiner, Julianus’tan Karl Marx’a kadar tarihsel önemi olan birçok kişiyikarmik ilişkileri bakımından incelemiştir. [28]


Teozofi Cemiyeti'nin kurucusu H.P. Blavatsky

Batı teozofisinin kurucusu, daha doğrusu 1857’de Teozofi Cemiyeti’ni kurarak teozofiyi Batı'da kurumsallaştıran kişi Helena Petrovna Blavatsky'dir. Teozofi Cemiyeti'ne üye olan ünlü isimlerden bazıları Thomas Alva Edison, talyum elementini keşfeden William Crookes, sonradan Antropozofi'yi kuran Rudolf Steiner'dir. Batı teozofisi bir yandan okült tradisyon, diğer yandan Doğu (özellikle Hint) tradisyonları üzerine kurulmuş, ezoterik bilgilerden yararlanan felsefi bir sistemdir.

Teozofi kurumu üç ilkesini şöyle açıklar:

İnsanlığın evrensel birliği için ırk, renk, inanç ve cinsiyet ayrımı yapmamak.

Din kuralları, felsefe ve bilim sınırlarının ötesinde çalışabilmek.
Doğanın keşfedilmemiş yönlerini ve insanın bilinmeyen yönlerini araştırmak.

Reenkarnasyon modern teozofinin ana ilkelerinden biridir ve bir teozof yazara göre, “modern sorunları çözmede üstat-anahtar’dır.”[29]


Reenkarnasyonu kabul eden dini akımlardan biri de temeli ABD’li bilim kurgu yazarı L. Ron Hubbard tarafından 1952’de atılan Scientoloji’dir. “Geçmiş reenkarnasyonlar” anlamında kullanılan “geçmiş yaşamlar” ifadesi Scientoloji Kilisesi’nin ilke ve uygulamalarında anahtar rolündedir. 

A.B.D.’nde aralarında Xavier Deluc, John Travolta, Tom Cruise, Juliette Lewis, Catherine Bell, Isaac Hayes, Chick Corea ve Beck gibi ünlü isimlerin de bulunduğu, [30] milyonlarca izleyicisi olan bu dini akımda, "kişisel manevi denetleme"nin amacı, kişinin yüksek bir spiritüel idrak haline ulaşarak "yaşam-sonrası" rahatsızlıklardan kurtulabilmesi ve "yaşam-sonrası hafıza"sını (serbest hafıza) tekrar edinebilmesidir.

Reenkarnasyon üzerine bilimsel araştırmalar [değiştir]

Ünlü İngiliz biyolog Thomas Huxley reenkarnasyon fikrinin makul bir fikir olduğunu düşünmüş ve “Evrim ve Etik” (Evolution and Ethics) ve “Denemeler” (Essays) adlı kitaplarında bu fikri tartışmalı olarak ele almıştır.

ABD’nde son zamanlarda, kimilerince 20. yy.’ın Galilesi sayılan Kanadalı-A.B.D.’li psikiyatrist Ian Stevenson tarafından sürdürülen bilimsel araştırmaların sonuçlarının yayımlanmasıyla reenkarnasyona olan ilgi biraz daha popüler hale getirilmiştir.

Reenkarnasyonun varlığının lehindeki en ayrıntılı kişisel rapor dosyaları Virginia Üniversitesi’nden Prof. Ian Stevenson tarafından “Yirmi Açık Reenkarnasyon Vakası” Twenty Cases Suggestive of Reincarnation, “Reenkarnasyon ve Biyoloji: Doğum İşaretlerinin ve Doğum Kusurlarının Etiyolojisine Bir Katkı, Cilt 1: Doğum İşaretleri” 

(Reincarnation and Biology: A Contribution to the Etiology of Birthmarks and Birth Defects Volume 1: Birthmarks) ve “Reenkarnasyon ve Biyoloji: Doğum İşaretlerinin ve Doğum Kusurlarının Etiyolojisine Bir Katkı, Cilt 2: Doğum İşaretleri ve Diğer Anormallikler” (Reincarnation and Biology: A Contribution to the Etiology of Birthmarks and Birth Defects Volume 2: Birth Defects and Other Anomalies) adlı kitaplarda yayımlanmıştır. (İncelemelerinin bir kısmı Charlottesville Üniversitesi tarafından İngilizce olarak ,6 büyük cilt halinde yayımlanmıştır.)

Prof. Stevenson 40 yılını, geçmiş yaşamlarını hatırlıyor gibi görünen çocukları incelemeye hasretti. Yaklaşık 1000 çocuk üzerinde incelemelerde bulundu. (İncelediği vakaların sayısı 2002 yılında 2006'yı bulmuştur.) Prof. Stevenson her vakada çocukların raporlarını metotlu olarak belgeledi. 

Böylece, çocukların anlattıkları ile ölen kişilere ait olguların paralellik göstermekte olduğunu doğrulamayı başardı. Aynı zamanda sözkonusu ölen kişilerde ölüm ve yaralanmaya yol açmış yara izlerinin sözkonusu çocuklarda doğum işareti ve doğum kusuru olarak belirmiş olduğunu, otopsi fotoğrafları gibi tıbbi kayıtlarla doğruladı.

[31][32] Prof. Stevenson’un yardımcılarıyla bilimsel anlamda son derece titiz bir şekilde incelediği bu vakalarda, geçmiş yaşamlarını (reenkarnasyonlarını) hatırladıklarını söyleyen bütün çocukların iddiaları araştırılmış ve hepsi doğrulanmıştır. İncelemelerini genellikle reenkarnasyona inanılan ülkelerde sürdürmüş olan Stevenson, yayımlanan son kitabında ise Batı’da rastladığı 6 vakayı sunmuştur. [33]

Stevenson tarafından belgelenmiş tipik bir vakada, Beyrut’taki bir çocuk 25 yaşında bir motor tamircisiyken plaj yolu üzerinde hız sınırını aşmış bir arabanın çarpmasıyla ölmüş olduğunu anlatmaktaydı. 

Çeşitli tanıklıklara göre, çocuk sürücünün adını, kazanın tam olduğu yeri, motor tamircisinin kızkardeşlerinin, anne ve babasının, kuzenlerinin ve birlikte ava gittiği arkadaşlarının adlarını veriyordu. Vaka doğrulandı, çocuk sözkonusu motor tamircisinin ölümünden birkaçyıl sonra doğmuştu ve çocuğun ailesinin ölen adamla görünür hiçbir irtibatı yoktu.[34]

Stevenson’un ilk incelemelerini daha ziyade, reenkarnasyona inancının yoğun olduğu ülkelerde yapmıştı. Bu bakımdan bir eleştiri aldığında, bu kez incelemelerini Batılı ülkelerde de yaptı ve Avrupa’da incelediği bu tür reenkarnasyon vakaları üzerine bir kitap yayımladı.[35]

Daha başka birçok kişi reenkarnasyon fenomenini sorgulamış ve bunun makul bir fenomen olduğu sonucuna varmıştır. Bu kişiler arasında Peter Ramster, Dr. Brian Weiss, Dr. Walter Semkiw ve başkaları sayılabilir. Fakat bu kişilerin çalışmaları bilim çevreleri tarafından genellikle kuşkuyla karşılanmıştır. Dr. Karl Sagan gibi bazı kuşkucular, daha fazla reenkarnasyon araştırmasının yapılması gerektiği düşüncesindedirler.[36]

Stevenson’un reenkarnasyon araştırmalarının özellikleri [değiştir]

Vakaların ve verilerin ulaştığı miktarın çokluğundan, reenkarnasyon taraftarları için teorinin doğru olduğu kesin sayılır.

Araştırmaların büyük bölümü üniversiteler tarafından gerçekleştirildi.

Madde ve metodlar açıkça ortaya konulmuştur.

Uzman dergilerinde bilimsel tartışmalar olmuştur.

Dört üniversite tarafından tekrarlanan deneylerin benzer neticeler gösterdigi bilinir.

Araştırmalar dinlerden bağımsız gerçekleşmiştir.

Araştırmalarda maddi çıkarlar gözetilmemiştir.

Araştırma tekniklerindeki titizlik eleştiriciler tarafından da kabul edilmiştir. Tartışma konusu sadece verilerin yorumu üzerinedir.
Sembolizm'de reenkarnasyon [değiştir]


Eski uygarlıklarda ve çeşitli geleneklerde ruh göçünün simgelenmesinde şu sembol ve sembolizmlerin kullanıldıkları ileri sürülür: Kuyruğunu ısıran yılan, ağaca dolanmış yılan, kelebek, spiral, feniks, mumya üzerine konulan ankh, kemik, daire, bilgi ağacının ya da hakikat ağacının meyvesinin yenilmesi, yaşam çarkı (budizm), geyik (şamanizm), ırmağın karşı kıyısına geçen ak koyunun kara koyuna dönüşmesi (Gal), suyun bir vazodan ötekine aktarılması (eski Yunan). 

Fakat bu semboller tekanlamlı olmadıklarından, yalnızca ruh göçünü simgelemek üzere kullanılmadıkları, çokanlamlı bu sembollerin farklı bağlamlarda farklı anlamlarda kullanıldıkları belirtilir. [37]

KURANA GÖRE RUH GÖÇÜ DÜNYA HAYATINDA YOKTUR.

Kuran Temel olarak iki hayattan söz eder. Birisi bu Dünyada denenmek için yaratılan insanoğlu dünya hayatında bir halife olarak yaratılır. Ve o insana Allah aklını takvasını verir. Ve önüne de bilgiye ve doğruya ulaşa bilecek bütün malzemeleri koyar sonucunda nasıl bir amel işlediğinde ceza ve mükâfat yerini tarif ederek Davranış biçimini kendi özgür iradesine bırakır. 

Dünya hayatında yaşayanların Öldükten sonra tekrar diriltilerek bedenle ruhun birleştirilerek yaptığı iyi ve kötü amellerin hesabını vermek üzere ahi ret aleminde yeni bir yaratılışla yaratılarak diriltilir.

O zaman şöyle söylediklerimizi daha güzel bir ifade ile açıklayacak olursak İnsanlar Bu dünya hayatında deneniyorlar. Ahir et hayatında bu sınavın sonucunda tekrar diriltilerek karşılığını görüyorlar.

67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.

İşte Ayette de görüldüğü gibi Dünya hayatında kimin nasıl davranacağını deneme yeri kıldığını Ahiret hayatında ise tekrar yaratılarak yani beden ile ruhun birerleştirilerek mükafat ve ceza göreceğini anlatıyor.

Bunu Kuranda anlatılan bir kıyamet sahnesiyle belgelemek istiyorum

81/1- Güneş, köreltildiği zaman,

2- Yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman,

3- Dağlar, yürütüldüğü zaman,

4- Gebe develer, kendi başına terk edildiği zaman,

5- Vahşi-hayvanlar, toplandığı zaman,

6- Denizler, tutuşturulduğu zaman,

7- Nefisler, birleştiği zaman,

8- Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman:

9- "Hangi suçtan dolayı öldürüldü?"

10- Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman,

11- Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü zaman

12- Cehennem ateşi çılgınca kızıştırıldığı zaman,

13- Cennet de yakınlaştırıldığı zaman,

14- (Artık her) Nefis, neyi hazırladığını bilip-öğrenmiştir.

15- Artık hayır; yemin ederim (gündüz) sinip (gece) dönen (gezegen)lere,

16- Bir akış içinde yerini alanlara;

Burada Kuran'ın dikkat çekmek istediği nokta Ölen insanlar Ahir et aleminde yeniden yaratılarak beden ile ruhun tekrar yerleri ve gökleri yaratan Allah'ın örnek edinmeksizin nasıl yarattıysa tekrar dünya hayatında yaşamış olan insanların her davranışını kalplerinden geçenler de dahil olmak üzere kasede alarak önüne belgelemektedir. Bir Kitap halinde konmaktadır.

17/13- Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.

75/3- İnsan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak bir araya getirmeyeceğimizi mi sanıyor?

75/4- Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.

Kuran içerisinde Ölen kişilerin ruhlarının kendisinden sonra gelecek olan kişilere geçeceğine dair hiçbir ayet yoktur.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN ANAMUR


2 Temmuz 2010 Cuma

ERKEKLE KADIN ARASINDA 45 FARK



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Yayınlanma tarihi : 2010-06-30 17:56:00 Görüntülenme: 437

Erkekler niye böyle` diye düşünmeye gerek yok! Kadınlar ve erkekler arasında 45 temel fark olduğunu biliyor muydunuz?

Ergenlik sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yağ bezlerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısıyla da sivilceye neden olur.

Vücut kokusu: Erkeklerin vücut kokusu kadınlardan çok daha güçlüdür.

Saldırganlık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar.

Spor: Spor konusunda erkekler kadınlardan daha hızlıdır ancak kadınlar daha dayanıklıdırlar.

Kan: Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır. Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır. Toplam olarak erkeklerde 1 santimetreküp kanda 5 milyon alyuvar vardır, bu da kadınlara kıyasla yüzde yirmi fazlalık demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadınlardan yüksektir: 140/88. Bu değer kadınlarda 130/80`dir.

AIDS: Her dört AIDS hastasından sadece biri kadındır. Nedeni ise kadınların baskın olan X kromozomundan iki tane taşımasıdır. Çünkü bir sağlıklı, bir hasta gene sahip olsalar bile sağlıklı gen hasta gene baskın çıkar ve hasta değil taşıyıcı olurlar. Erkeklerde ise Y geni hastalıklı X genini baskılayamaz.

Yüzme yeteneği: Kadınlar derilerinin altındaki yağ tabakası nedeniyle daha iyi yüzerler.

Yaş dönümü: Kadınlar menopoz döneminde ateş basması, uykusuzluk, şişmanlama, gece terlemeleri ve vajina kuruluğu gibi belirtiler yaşarlar. Erkekler andropoz denen yaş döneminde hemen hemen hiçbir bedensel belirti yaşamazlar.

Vücut ısısı: Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir.

Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70`i sudan ibarettir. Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.

Cinsel organlar: Ana cinsel organlar erkekte vücudun dışında bulunur ve kolayca yaralanabilir. Kadında vücudun içine gizlenmiş olup korunmadadır.

İskelet: Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha geniş, eklemleri daha esnektir.

Ses telleri: Kadınların ses telleri daha kısa olduğundan sesleri daha tizdir.

Vücudun ağırlık noktası: Omuz ve kalça iskeletleri farklı olduğundan, kadınların ağırlık noktası erkeklerinkinden daha aşağıdadır.

Duyu organları: Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşı daha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.

Enerji harcaması: Erkekler hareketsiz halde, vücudun metrekaresi başına ortalama 39,5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyacı 2700 kalori, kadınınki 2000 kaloridir.

Yağ: Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27`sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15`tir. Kadın vücudunda erkeklerden 3,5 kg daha fazla yağ vardır. Yağ, erkeklerde karın bölgesinde toplanırken kadınlarda daha çok kalça, baldır ve göbekte yoğunlaşır.

Hastalıklar: Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.

Dirsek: Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.

Kromozomlar: Erkek ve dişilerde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinden iki tane cinsiyet hormonu vardır ki; bu erkekte XY, kadında XX olarak bulunur.

Saçlar: Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğinki kadar çabuk dökülmez.

Deri: Erkeklerin toplam 1,8 metrekare, kadınların 1,6 metrekare derileri vardır. Kadını derisi daha ince ve kuru, bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.

Mastürbasyon: Erkeklerin yüzde 93`ü, kadınların yüzde 62`si kendini mastürbasyonla tatmin eder.

Akciğerler: Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.

Yemek: Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar; çünkü metabolizmaları daha hızlıdır.
Antikorlar: Kadınlar daha çok antikor üretirler, bu yüzden de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanırlar.

Ağlamak: Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arası.

Beyin: Erkek beyni yüzde 14 daha ağırdır. Buna karşılık kadınlarda iki yarım küre arasındaki iletişim daha iyidir.

Dölleyebilme yeteneği: Erkekler ileri yaşa kadar, kadınlar ise menopoza (yaklaşık 50 yaş civarı) kadar dölleyebilme ve döllenebilme yeteneğine sahiptir. Erkeklerde sıcaklığın artışıyla dölleyebilme yeteneği azalır. Kadınların döllenmeye müsait oldukları en uygun olan oda sıcaklığı 17 derecedir.

Safrakesesi taşı: Kadınların yüzde 20`sinde, erkeklerin yüzde 8`inde safrakesesi taşı oluşur.

Kalp atışı: Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar: Dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80`dir.

Gelişme: Buluğ çağına kadar kızlar erkeklerden daha hızlı büyürler (10`a 8 oranında). Erkek çocuklar 14-15 yaşları arasında gelişmeye başlarlar ve 20 yaşına kadar bu büyüme gerçekleşebilir. Kız çocukları en hızlı 12-13 yaşları arasında gelişirken 17-18 yaşında bu gelişme durur.

Sıcaklık duyarlılığı: Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soğuğa daha dayanıklıdırlar.

Yaşlanmak: Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 55 yaşındaki bir kadın bedensel gücünün yüzde 90`ına sahiptir. Oysa aynı yaştaki bir erkek gücünün sadece yüzde 70`ine sahiptir. 35 yaşındaki bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadınınkine eşdeğerdir. Buna karşılık kadında sadece cilt daha ince olduğundan çabuk yaşlanıp kırışır. Kadınlar yaşlanma olayını psikolojik olarak erkeklerden çok daha kolay kabullenirler.

Kaslar: Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında fazla kas gücüne sahiptir. Buluğ çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlüdürler.

Buluğ: Erkekler buluğ çağını 10-15, kadınlar 9-14 yaşları arasında yaşarlar.

Yaşam süresi: Erkeklerin ortalama omrü 71,5 yıl, kadınların 78 yıldır.

Bacaklar: Erkeklerin bacakları daha uzun ve kaslıdır. Bu yüzden kadınlardan daha hızlı koşar, daha uzağa zıplarlar.

Vücut ölçüleri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73,5 kg ağırlığındadır. Göğüs çevresi 98,5cm , beli 80,4cm`dir. Kadın ortalama 160 cm boyunda olup 61,2 kg`dir. Göğüs çevresi 90,1; kalça genişliği 96,5 cm; beli 74,3 cm`dir.

Adem elması: Gırtlaktaki adem elması adlı çıkıntı sadece erkeklere hastır.

Solunum: Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alıp verir. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynı olup 12 bin litredir.

Tüylenme: Kadınların belli kısımlarında tüylenme olurken erkeklerin göğüs ve sırtında çene ve bıyıkta tüylenme olur.
numberonestars

1 Temmuz 2010 Perşembe

ZEKAT İNFAK CİZYE VE HARAÇ



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!



ZEKÂT: otorite haline gelmiş Müslümanların bulunmuş oldukları devlete, otoritenin kişiler üzerinde belirlediği verginin adıdır. Şimdi Kuran'dan ayetlerden örnekler vererek izah etmeye çalışalım.

Kuran içerisinde aradığımız zaman 32 yerde zekât kelimesi geçmektedir. Zekât kelimesi ilginçtir. hep namazla beraber anılmıştır.(salat) salat Allah'a olan bağlılığın günün belirli vakitlerinde ritüel olarak tekrar edildiği gibi aynı zamanda hayatın her alanında yapılan davranışların Allah emirlerine uygun olarak pratiğe dönüştürülmesidir. İşte zekât da bu kazanılmış olan malların senenin belirli günlerinde Kuran-i devletin belirlediği vergiyi gözünü kırpmadan vermek zorundadır.

2/110- Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir.

Müslümanım diyenlerin en önemli görevlerinden birisi Allah'a şirk koşmadan ibadet ve kulluğu ona yapmaktır. İkinci görevi ise Allah'a ibadet ve kulluğu şiar edinmiş peygamberler ve ulül emirlerdir. Kuran Allah'a itaatin peygambere itaatle aynı olacağını anımsatırken, ulül Emire itaati peygambere itaatten bir ince ayrım farkıyla ayırmaktadır.

4/80- Kim Resul’e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.

Dikkat ederseniz Kuran'da geçen ayetlerin ne anlatmak istediği kuranın bütününde anlaşılması gerekir. Vahiyler bize Allah tan direk gelmiyor. Bu da ince ayrım farkıyla peygamberlerin söyledikleriyle peygamber dışında söylenenleri ayırt etmektedir. Peygamberler yanıldıkları zaman düzeltilir. Ama peygamber dışındaki insanların ancak gönderilmiş olan Kuran'ı doğru anlamakla yanlışlıkları düzelir. Bu da diğer insanların yola gitmede destek vermesine bağlıdır.

22/52- Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra Kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Konumuz bu olamadığı için biz Kuran'da peygamberlerin yapmış oldukları yanlışlıkları ve düzeltilmeler-inden bahsetmeyeceğiz ilgi duyanlar bunları Kuran'dan inceledikleri zaman rahatlıkla bulabilirler. Asıl burada peygamberin getirmiş oldukları bilgilerde kesinlik ve netlik olduğunun bilinmesi gerekir. Yani Müslüman olanlar tam bir teslimiyetle peygambere teslim olmadıkça onlar iman etmiş olamazlar. 

Peygamberlik son peygamberle sona ermiş. Artık bize yanıldığımız konuların ölçüsü peygamberler olurken Allah bu ayeti kaldırarak yerine peygamberlere gönderilen vahiylerin bütünlüğünü teşkil eden her örnekten bir örnek verildiği ve hiçbir eksiğin bırakılmadığı korunmuş bozulmamış bir Kuran'a bırakılmıştır. İşte Müslümanım diyenlerin yol göstericisi kılavuzu Kuran'dır.

2/2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitaptır.

İşte Kuran ulül-emre itaati bu Kuran'a uyma koşulu ile diğer Kuran'a iman edenlerin birlikte hareket ettiklerinde sapmadan vahyin kontrolünde hareket eden ulül- emirden söz etmektedir.

4/59- Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahir et gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.

İşte sizden olan kelimesi Bir Müslüman olanın portresi Kuran'da nasıl tanımlanıyorsa öyledir. Adalet sahibi, insanları Allah'a çağıran kendisini bencil tutkulardan uzaklaştırmış, ölümü dirimi yaşamı  namazı hep yerleri ve gökleri yaratan Allah’a ait olduğunu ilan etmiş bir emir olması gerekmektedir. 

Bunları peygamberden ayıran özellik vahye muhatap olan elçiden yapacakları davranışları örnek alarak halka emir vermesidir. Yani ikinci elden vahyi ve emri bize ulaştırmaktadır. Bu sebeple yanılma payı olabileceği göz önünde bulunması nedeniyle, böyle bir farklılık oluşmaktadır.

Mal mülk Allah'ındır. Tasarruf hakkı da Allah'a iman edenlere emanet edilmiş mallarda yine Allah'ındır. Ne kadar ve nasıl harcayacağı ne kadar yiyeceğinin hep ölçüleriyle beraber iman edenlere verilmiştir. İşte Allah'ın gerek peygamberler ve gerekse ulül emir aracılığı ile İslam topraklarında yaşayıp da devlet veya otorite eliyle dağıtmak istediği mülkü insanlardan vergi olarak toplamak zorundadır.

Müslüman olanlardan alınan verginin adı zekât, gayri Müslim olanlardan alınan vergilerde kuran'da cizye ve haraç olarak geçmektedir. İşte gerek gayri Müslimler gerekse Müslümanlar kendilerine verilmek üzere ayrılmış vergileri ödemedikleri takdirde devlet onlara caydırıcı güç kullanmak zorundadır. Bu keyfe göre değildir. Müslüman olup da İslam Topraklarında Emin ve eman içerisinde yaşayabilmek için bu bedeli zekât olarak vermek zorundadır.

Vergi olayı nasıl günün çağın ihtiyaçlarına göre otoritenin belirlediği şekilde alınıyorsa, zekât da günün şartlarına göre belirlenir. Bu sebeple kırkta bir diye bir kural yoktur. Bu değişken bir olaydır. Bu yerine göre onda bir yerine göre yüzde bir yerine göre vatanın müdafaası için bütün mallar hatta canlar bile ortaya konulması istenebilmektedir.

9/111- Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran’da O'nun üzerine gerçek olan bir vaadidir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.

İnsanların dünya hayatında en kutsal varlıkları onların dinleridir. Eğer dineri ellerinden alınırsa, ölmek yaşamaktan daha hayırlıdır. Çünkü iman edenler için asıl önemli olan bir de ahi ret hayatı vardır. O hayatı kazanmak için dünya hayatı gereklidir o olmadıktan sonra dünya hayatında yaşamanın bir anlam ve önemi yoktur. Bu sebeple insanların malları canları ne varsa hepsi gitsin ama ahir et hayatı gitmesin. O hem daha hayırlı ve daha sürekli olan bir hayattır.

İslam otoritesi önce kendi bulunmuş olan tebaasına malını canını dinini namusunu korumak için vardır. Bunu garanti etmek için vergi almaktadır. Bu topraklarda yaşayan Müslümanlarda vergilerini düzenli olarak otoriteye ödeyerek o kutsal varlığını korumak için zekât vermek bir gereklilik ve zorunluluktur. Namazla beraber anılmasının hikmeti de budur. Her Müslüman’ım diyen kendi üzerine düşen bu sorumluluğu yerine getirmezse zorla ondan zekât alınır.

CİZYE VE HARAÇ
9/29-Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahi ret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam'ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.

Bilindiği gibi İslam otoritesinde onların topraklarında yaşayan gayri Müslimler de bulunmaktadır. Nasıl Müslüman’ım diyenler o topraklarda barınmalarının bedellerini zekât vermekle ödemek zorunda iseler, gayri Müslimlerde o topraklarda korunmanın bedelini cizye ve haraç vermekle vergi vererek ödemek zorundadırlar. Eğer onlar kendi üzerlerine düşen vergi olarak cizye ve haracı ödemiyorlarsa zorla istemeyerek de olsa ödettirilir.

Bu ayet İslam toplumlarında ve gayri Müslim toplumlarda yanlış anlaşılmaktadır. Bu Konu ile ilgili gerekli açıklamayı Kuranda tanımlanan savaş ve barış konulu makalemde açıklamaya çalışmıştım.

Kuran hiçbir zaman insanlar iman etmedi, diye veya başka dinlerde olanlara savaş açmayı emretmemiştir. Bilindiği gibi her toplumda inanan ve inanmayan veya başka dinlere mensup insanlar vardır. Kuranın Bu Konuda bahsettiği savaş cizye ve haraç İslam toplumlarının otoritesi altında olduğu halde vermeyenlere karşı yapılan savaştır.

60/ 8- Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.


İNFAK VEYA SADAKA
İnfak: Müslüman’ım diyenlerin, hiç kimsenin zorlama ve baskı altında bulunmadan, ihtiyaç sahiplerine vermiş oldukları bağışın adıdır. İşte insanları hayra ulaştıran insanları Allaha en çok yaklaştıran vesilelerin başı olan kelime infak kelimesidir. İnfak kelimesi ile insanların takva dereceleri ölçülür.

Dünya hayatında insanları, farklı zenginlik kabiliyet ve güçlerle yarattığı insanlara Adaletle dünya hayatında davranmalarını emretmiştir. Adalet: güçlü olanın, kendisi zayıf konumda olduğu zaman, nasıl bir davranış beklediğinde o davranışı uygulamasıdır.

Öyleyse Dünya hayatı Allah’ın adalet dağıttığı yer değil, dünya hayatı farklı zenginlik ve karakterlerde yaratılan insanlara adaletle davranmayı emrettiği yerdir. İşte burada her insan imtihana tabi tutularak tiyatroda oynayan aktör ve aktiristler gibi oynadıkları rolün bedelini ahi ret hayatında almak üzere, rol yapmaktadırlar.

Bir başka deyişle her akıllı insan ne kadar bulunmuş olduğu konumda gerekli gayreti göstererek gücü nispetinde kendisine verilen güç ve malzemelerle denemeye tabi tutulmaktadırlar.

İslami devlet sosyal bir devlettir. İslam devleti, halktan toplamış olduğu zekâtı ve cizyeyi haracı yine halka döndürerek harcamak zorundadır. İster kâfir isterse kitap ehli isterse Müslüman olsun zorda darada kalanlara ihtiyaç sahiplerine sadaka olarak verir.

9/60- Sadakalar, -Allah'tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

İster peygamberler isterse Müslümanların yönetimine geçen devlet başkanları normal halk seviyesinden fazla kendilerini yaşam standartlarına ulaştıramazlar. Bu gün İslam toplumlarındaki devlet başkanlarının devletin başına geçtiklerinde halkın durumunu düşünmeden onlar içerisinde aç olanları ihtiyaç sahiplerini gözleyip kollama duygusu kalmadan musluklarını banyolarını tuvaletlerini altından yaptırarak Halkın geliri ile lüks hayat yarışı yapmaktadırlar. Müslüman olan devlet başkanına asla dünya üzerinde aç insan olduğu müddetçe lüks hayat yaşamak doğru değil haramdır. Bakınız kuran onlara öyle bir darbe vuruyor ki.

16/71- Allah rızkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızklarını ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?

Bu Ayet gerek İslam toplumlarının kendi başlarına seçtiği devlet başkanları ile ilgili hem de rızkta veya farklı güçlerde olan insanların kendi güç ve zenginliği altında bulunanlara yakınlık derecesine göre kazançlarından aktarmadıkça asla hidayete eremezler. Dünya üzerinde camiler tıklım tıklım dolduğu halde aynı safta duran bir kardeşinin derdinden ihtiyacından sıkıntısından diğer safta duran eğer haberdar değilse veya haberi olduğu halde vurdurdum duymazlıktan geliyorsa onlar bırakın namaz kılmalarını sabahlara kadar gözleri yaşlarla Allaha yalvarıp yakarsalar. Allah onların namazlarını yalvarıp yakarmalarını yüzlerine çarpacaktır.

Helak olmuş bir toplum helak olmuş bir dünya bir taraftan ekmek bulamayan açlığından ölen bir taraf tan da çöp bidonlarından başkalarının artıklarını toplamak için çöpleri deşeleyen insanlar bir taraftan da bir kâse makarna yemek için uçakla bir ülkeden bir ülkeye giden lüks hayat peşinde olan insanlar. Allah bu toplumları asla hidayete eriştirmez. Dünya ve İslam ülkesi denen ülkeler gözleri olsa da onlar görmeyen kulakları olsa da onlar işitmeyen kalpleri olsa da onlar Hislerini kaybederek helak olmuş insanlardır.

Bu nasıl bir vicdan, nasıl bir insan hakları ki gün demiyor saat demiyor saniye demiyor. Binlerce yüzlerce vakıa ortaya çıkıyor. Vay efendim üç yaşındaki kıza çocuğa tecavüz edilmiş çocuk öldürülmüş, vay efendim hırsız eve girmiş kadının elini keserek elindeki altınları çalıp kadını öldürmüş. Vay efendim çıkmış bir tanesi otomatik tara malalı silahla bir köyde kırk kişiyi öldürmüş. Vay efendim babası ölmüş öleli bir yıl olduğu halde babalarının ölümünden haberi olmayan komşular ve bir dünya. İşte bu yaşam bu hayat Allahın asal razı olduğu hayat değildir.

3/92- Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

İnsanlarla Allah’ı birbirine yaklaştıran en büyük amel işte budur. Maalesef bu dünya hayatından kaldırılmış, insanlar gerek eşitlik diyerek bencilleşip helak olmuşlar gerekse kapitalizim diyerek bencilleşerek helak olmuşlardır.
İnsan akşama kadar alın teriyle kazandığından bir miktarını çalıştığı halde kazanamayan veya çalışmaya dermanı olmayanlara ayırabiliyor mu? işte. İnsanları hayra ulaştıran bunlardır. Bu Allahın güçlü olanlara zayıf olanlara yüklediği bir yüktür sorumluluktur.

2/245- Allah'a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz.

Evet, bu kesin uyarı bu ses yerleri ve gökleri yaratan Allahtan gelmektedir. Ey insanlar bu size bize söyleniyor. Allahın bir şeye ihtiyacı yok. Allah kendi içimizden hali vakti iyi olanlara hali vakti iyi olmayanlara vermek üzere harekete geçmemizi istemektedir. Bu malı mülkü canımızı veren Allah bize bunu verdi kazandığımızdan ihtiyaç dışında olanları ihtiyaç sahibi olanlara vermemizi istemektedir. Çok bir şey istemiyor. Sadece kullanmadığımızı ihtiyaçtan artakalanı bizden istiyor bunu da mı yapamıyoruz?

2/219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;

Ne kadar anlamlı; De ki: 

"İhtiyaçtan artakalanı." 

Bunu damı yapamazsınız? Öleceksiniz. Kazandığınız biriktirdikleriniz arkanızda kalanlara fitneden başka bir işe yaramayacaktır. Siz de kazanıp yığarak mal hamalı olarak ahir et âlemine yuvarlanacaksınız. Sizden Allah zenginlik makam mevki istememiştir. Ama sen amelini dünya hayatında süslü göstermek için mal yığıp durmuştun. Dünya hayatını tabulaştırmıştın. Gitti dünya işte. Bitti her kazandığın kayboldu gitti sadece varsa güzel amelin seninle karşı karşıya kalacak. Senin malların evlatların yakınların putların kurtarsın bakalım seni o azaptan.

İnsanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa; toplumlarda güç ve iktidar olmuş peygamberlerin malları ve canlarıyla destekleyenler olduğu zaman seslerini duyurabilmişlerdir. Her Müslüman’ım diyen Müslüman kelimesinin mutlaka bedelini ödemek için hazır olmalı elini taşın altına koymalıdır.
65/ 9- Ey iman edenler, ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten 'tutkuya kaptırarak-alıkoymasın'; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
65/10- Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve Salihlerden olsam" demezden önce, size rızk olarak verdiklerimizden infak edin.
65/11- Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi kesinlikle ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
İnsanları Hayra ulaştıran kazandıkları mallardan infak ederek, Doğru Yolda yürümelerini sağlamaktadır. Bilindiği gibi Çalışan demirin ışıldadığı, hareket eden vücudun hareket eden yerlerin güçlendiği, düşünen beyinlerin mucitliğe ulaştığı gibi insanlar mallarından harcadıkça Onlar küfre şirke karşı temizlenmektedirler. Yani iyiliğe doğru atılan her adım yapılan her iş insanları arındırmakta ve pozitif yönde bir trent içerisinde ilerleyerek insanları olgunlaştırmaktadır.
Bunun yanında Fısk yolunda atılan her adım yapılan her yanlışlık da insanları bir trent içerisinde yavaş yavaş şeytanın yoluna kanal ize ederek dünya hayatında hakka hakikate karşı gözleri körelmekte kulakları sağırlaşmakta ve kalpleri de mühürlenerek helak olup gitmektedirler.
İşte Helak olmayı Kuran Doğal felaketlerle tarih sahnesinden silinip gitmesi değil Helak olmak değişmeceli anlatım sanatı ile anlatılan vahye karşı duyarsızlaşma hakka karşı duyarlılığını yitirme anlamında kullanmıştır.
7/ 179- Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.
Dünya hayatında Allah’ın helak etmesi budur işte, Asıl dünya hayatına geliş gayesinin dışına taşarak Allaha olan ibadet ve kulluğu şeytan ve dostlarına yapmalarıdır.
Şeytana olan dostluk ve kulluk öyle boyutlara ulaşıyor ki; Allah'a kulluk ve ibadet yapanlara karşı savaş açacak derecede. Böylece toplumlarda iki tane birbirinin yaşam biçimlerine uymayan iki toplum meydana geliyor.
2/ 257- Allah, iman edenlerin Velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.
4/ 76- İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkâr edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.
Yine İslam toplumlarında yanlış anlaşılan ayetlerden birisi de,
5/35- Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Allah’a ulaştıracak vesile her hangi bire şey veya cemaat lideri değil Allaha ulaştıracak vesile sevilen şeyleri Allah adına kurban etme gibidir.
Hazreti İmran’ın karısının Allah için Allaha karnındaki Çocuğu Her türlü bağımlılıktan uzaklaştırılmış olarak Allaha adaması o çocuğun yani Meryem gibi bir kızın bitki gibi yetiştirilerek iblisin onu kendi kontrolünden uzaklaştırılarak tertemiz yetiştirilmesiyle İsa gibi bir peygambere gebe kalmıştı.
Güzel toprağın güzel bitkisi güzel bitkinin de güzel meyvesi olduğu gibi, İmran gibi bir kadından Meryem gibi iffetini korumuş bitki gibi yetişmiş bir kadın tertemiz Meryem gibi bir kadından da İsa Gibi Yaratılışta verdiği söze sadık kalan erke bir adam erkek bir peygamber meydana gelmesine vesile olmuştu.
İşte Dünya üzerindeki Dalgalanmaların ve krizlerin nedeni de Nuh kavminin sem ut kavminin Ad kavimlerini helak oluşu gibi dünya Helak olmuştur.
ŞU AN DÜNYADA OLAN KIRİZ DÜNYANIN YANLIŞ GİDİŞİNİN SONUCUDUR.
İnsanların Asıl yaratılış gayesi Yerleri ve gökleri yaratan Allah'a ibadet ve kulluk içindir. Allah'a ibadet ve kulluk ifadesini kullanırken korkmayın Allah'ın bizim ibadetimize bizim kulluğumuza ihtiyacı yoktur. Bizim ibadet ve kulluğumuz kendimiz yararınadır.
Bu Olayı Yaşanan hayattan bir örnek vererek, anlatayım. Allah'ın olmadığına peygamberler ve kitapların, ahir et âleminin varlığına inanmayan birisi; İşini İyi yaptığını kesinlikle kimseye muhtaç olan bir davranışta bulunmadığını bulunamayacağını gururlana gururlana söylerken, Dünya işlerini kendisine göre eksiksiz yerine getirdiğini gururlanarak söylüyordu.
Ben de Ona diyordum ki, Öyle kibirlenip gururlanma. Allah senin bilmediğin yerden sana bir tuzak kurar. Ve seni dünyaya geldiğine pişman eder. Dünyası tamdı eksiği gediği yoktu hayatından gayet memnundu. Ama yıllar geçer bir kızı Ayyaş sarhoş her türlü yanlışlık gelebilecek bir oğlana âşık olur. Ne kadar engellemek isteseler de oğlandan kızı vaz geçiremezler. en sonunda kızı erkek bir gün kaçırır. Ve sonunda evlendirirler.
Adam evinin bir dairesine damadını kızı yerleştirir. Damadının işi gücü hırsızlık, akşama kadar kavga dövüş akşam evine gelir eşini döver eşinden babasından kendisine içki kötü alışkanlıklarını yerine getirebilmesi için her gün para istemesini ister. Bir gün gelir kavga yapmışlar ağır yaralı doktora götürürler. İyileşir başka bir gün başka bir suç derken kızın babası anası dayanamaz hale gelir. Oğlan bıçağı dayar kızın babasına ben yiyeceğim sen çalışıp bana getireceksin değilse seni öldüreceğim der.
Uzun lafın kısası Bu davranış Allah'ın yolundan uzaklaşan toplumların ürettiği imalatlardır. Bunlar gökten zembil ile gelmedi.
Şu Anda Dünyada eroin esrar içki vs. içiliyorsa, Kumar oynanıyorsa, Adam öldürülüyorsa Anne babaya itaat edilmiyorsa Anne baba ihtiyarladığı zaman bakılmıyorsa, bir köyde ve ya bir mahallede birisi açlığından dolayı ölüyorsa birileri açlığından ölürken diğerleri lüks hayat peşinde koşuyorlarsa, bu dünya helak olmadı da ne oldu?
Dünya insanları, Allah'ın Haram ettiği şeyleri kendilerine helal ettikleri için Helak olmuşlardır. Allah Faizi haram ettiği halde bunlar helal etmişler faiz ise zengini zengin fakiri de daha fakir ederek insanlar arasında sosyal yapıda farklılıklar oluşturarak zengin fakir düşmanlığı ortaya çıkarmıştır. İşte faiz kapitalizim ve kominizim doğurmuştur.
Şu Anda Dünyada İletişim alabildiğine genişlemiş ve yaygınlaşmıştır. Dünyada her hangi bir yerinde kıtlık ve kuraklık olsa diğer yerlerden aynı anda aktarma olayı gerçekleşmektedir. Ama Nakit sıkıntısı Sermayenin belirli ellerinde olağan üstü yığılmalar olunca bir tarafta ekmek bulamayan açlığından ölen insanlar da olmaktadır. Bu Olaylar da suçun gelişmesini ve olağan üstü boyutlara ulaşmasını tetiklemektedir. Herkes terörizm belasının kendi hayatlarını da tehdit ettiğini anlayarak huzursuzlaşmaktadırlar.

Sonuç olarak diyorum ki, İnsanlardaki sevgi bağını güçlendiren dünya hayatında zengin ve fakir arasındaki uçurumu kaldırarak insanlar arasındaki farklılığı Yok ederek zalimliği zorbalığı yok eden insanlara zulüm yerine merhamet tohumları atan İnfak, İnfak, İnfaktır.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN 

MERSİN-ANAMUR
Kuranianlamamametodu.blogspot.com
alirizaborazan@hotmail.com