13 Aralık 2009 Pazar

KURAN İLİM AKIL PRATİK HAYAT

DOĞRU YOLUN BULUNA BİLMESİ İÇİN DÖRT ÖLÇÜ! KUR’AN, İLİM, AKIL, VE PRATİK HAYAT

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Kkuran'ın özünü teşkil eden bu dört terimdir. Bir kişinin yolunun doğru olup olmadığını anlayabilmesi için bu dört ölçekle tartıp ölçülmesi gerekmektedir. Şimdi saymış olduğumuz dört ölçeği ayrı ayrı inceleyerek tahlil etmeye çalışalım.

KUR’AN
Kuran, Allah tarafından insanlardan kendisine seçtiği peygamberler aracılığı ile son Nebi ve resul  olan Hazreti Muhammed'e gelen Kuran gibi, bir mushafta,toparlanıp kıssası oluşmuş resullerin hayatlarından kesitler sunarak, her örnekten bir örnek verildiği ve insanların yaşamında hiçbir eksiğin bırakılmadığı Allah'ın insanlara sunduğu bir hayat projesinin adıdır.

2/2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitaptır.

İşte Bu kitap Allah tarafından gönderilmiştir. Ve onu insanlar toplanıp bir araya gelseler bir suresini veya benzerini asla meydana getiremezler.

2/23- Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)dan şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın. 

İşte Bu Allah'ın meydan okumasıdır. Kuran Allah'ın nebiler aracılığı ile göndermiş olduğu çelişkisiz olan bir kitabıdır.

4/82- Onlar hala Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı. 

İşte Kuran'ın Mucize oluşunun hikmetlerinden birisi budur. Önce Kuran okuyucularının, Kuran'daki bir ayetin anlatmak istediği manayı kesinlikle Kuran bütünlüğündeki ayetlere çelişki düşürmeden anlaması gerekir. Eğer bir ayette anladığı mana, diğer ayete ters düşerse mutlaka tekrar anlayışını gözden geçirmesi gerekmektedir. Önce Bunu daha güzel anlayabilmek için Kuran'daki ayetlerin iki kısma ayrıldığını açıkladıktan sonra Kuran'da çelişkisiz bir anlayışın nasıl olacağını anlatmaya çalışalım.

Kuran'ın da anlattığı gibi Kuran'da iki tip ayet vardır. Muhkem ve müteşabih olan ayetlerdir.

3/7- Sana Kitap’ı indiren O'dur. Ondan, Kitap’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimizin Katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.

39/23- Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların Ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.

Kuran'da geçen müteşabih ile ilgili iki ayeti naklettik. Müteşabih; Ayette de ifade edildiği gibi İki Anlam taşımaktadır. Birisi ikişerli anlama gelir. diğeri ise karmaşık  kendi anmının dışında farklı anlamlara gelebildiğinden, Ayetlerdir. Bu sebeple,inceleme ve tahlil sonucunda ancak anlaşılabir.

39/23- Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların Ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır.

Burada kastedilen anlam Allah kâinatta ne kadar, yaratık varsa çift yarattığı gibi yolu da çift yaratmıştır. Ve bu yola gidiş eğilimini de çift yaratmıştır. Bir insan bir taraftan muttaki, Allah'ın yolunda gidebiliyorsa başka bir insan da tamamen bunun tersi olan yolda gidebilmektedir. Bir başka deyişle şeytanın yolunda gidebilmektedir. Kitap kelimesini Kuran hem kâinata hem insana hem gönderilen vahiylere demektedir. 

İnsanın öz yapısında, diğer varlıklardan ayıran en farklı özelliği takva yönü ve fısk yönünün bulunmasıdır. bir de her iki yöne gidişte hizmet eden aklın oluşudur. Her İnsanın öz yapısına Allah'ın yerleştirdiği, nefis ve takvadan iki ses gelmesi ve düşünenlerin bu iki sesten takvadan gelen sesleri kabullenip aklını o yönde kullanmasıyla insan Allah'ın yoluna ulaşmaktadırlar. 

Allah'ın Yol Göstermesi böyle başlamaktadır. İkinci anlamı, hem Kuran'da hem de kâinatta olan ve karmaşık birden fazla anlama gelebilen anlamında kullanılmıştır İşte Bunu Ancak zikir ehlinin anlayabileceğini o konuda uzmanlaşanlar ne demek istediğini kavraya bileceğini anlatmaktadır. Şimdi Kuran'dan bir müteşabih ayet yazalım bunun ne demek istediğini konu ve Kuran bütünlüğü içerisinde anlamaya çalışalım.

6/125- Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.

İlk bakışta eğer Kuran'ın başka yerlerindeki ayetler bilinmezse sanki Allah insanın birini diliyor saptırıyor. Birini diliyor hidayete erdiriyor gibi algılanıyor. Hayır, Allah katında yaratılan insanlar arasında uzaklık yakınlık bakımından hiçbir farklılık yok hepsine eşit mesafededir.

49/13- Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.”

Sadece üstünlük Allah'ın koyduğu kurallar içerisinde hayatlarını düzenleyen ve kullukta kusur etmemeye çalışanlar içindir. İş yerlerinin kurallarına uyan elemanlarla uymayan elemanlar patron için aynı olabilir mi? O zaman böyle bir anlayış doğru olamaz, Allah kendi isteği ile birini saptırtıp diğerini hidayete getirirse sapan insan sapışından dolayı cezalanırsa o zaman adil bir anlayış olmaz. Zaten Allah insanların sapma ve hidayete ermek istediklerinde yollarını istedikleri istikamette almasını yaratmakla sapmak isteyeni saptırdım hidayete ermek isteyeni de hidayete erdirme anlamında anlaşılması gerekir. 

İnsanların diğer varlıklardan farkı da o değimliydi? İki yöne eğilimli olarak yaratılıp kişinin yol seçmede kendi özgür iradesine bırakılması onu halife yapmaktadır. İşte bu iki yöne gitme eğiliminde yaratılan insanın en önemli malzemesi akıldır. Birisi, gece gündüz insanlara Allah adına nasıl yardımda bulunurum, hesabını akılla yaparken, diğer bir insan da kimin ayağını nasıl kaydırırım insanları kendime nasıl köle ederim diye bozgunculuk yapanlar, bunları akılla yapmaktadırlar. 

Ama her insan vicdanının sesini dinlediği zaman yanlış bir davranış yaptığında veya yapmak istediğinde, ey! İnsan senin yaptığın bu davranış yanlış diye, uyaran bir ses işitmektedir. Bu uyarı sesini işittiği halde hala o yanlışı yapmaya devam ederse Allah da onun o isteğine engel olmaz. onu kendi özgür iradesiyle baş başa bırakarak kendi yolunu seçme fırsatı tanır. İşte dünyadaki insanların imtihanı budur. İnsanın istediği istikamette gerekli gayret ve yoğunlaşmayı sağladığı zaman istediğini vereceğini vaat ediyor sapmak isteyeni saptırıyor hidayete ermek isteyeni de hidayete erdiriyor.

İşte bu ayetin kabataslak anlatmak istediği mana budur. Bir de Ayet kelimesi sadece Kuran'da geçenler değil, kâinatta yaratılmış olan zerreden küreye kadar olanların hepsi ayet olarak adlandırılmıştır. Karmaşık anlaşılması zor ve bazı ayetlerin kastettikleri manalarını diğer ayetlerin yardımıyla anlaşılacağı gibi kâinatta da bazı bilgilerin ilimlerin diğer ilim dallarıyla da istişare edilmelerine ihtiyaç vardır. Kâinatta uzmanlık oluşturabilecek her hangi bir ilim dalı eğer testten geçirilmişse diğer ilim dalının verileri ile çelişmezler.

Kurandan başka bir ayet örneği verelim.

2/245- Allah'a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz.

Bu ayetin kastettiği manayı anlaya bilmek için, bazı diğer ayetlerden haberdar olmak gerekir. Şimdi bu ayetin tamamen zıttı gibi olan bir ayet ne diyor? ona bir bakalım.

112/2- Allah, Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır).

Eğer Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoksa ki yoktur. O zaman bu borç vermeyi kim kime verecek?

2/267- Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır. 

O zaman Allah'ın Karşılığını kat kat artırma koşuluyla istediği borç ihtiyaç sahibi olmayanların ihtiyaç sahibi olanlara aktardıklarıdır.Toplumlarda yanlış algılanan Kuran'dan müteşabih olan bir ayet daha aktaralım.

29/14- Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.

Toplumlarda dünya hayatında zulmedenlerin cezasını Allah’ın vereceğini kabul etmektedirler. Bu sebeple Nuh kavminin samut kavminin ad kavminin yapmış oldukları suçlardan dolayı helak edildiği inancı hâkimdir. Kuran'da detaylı inceleme yapan ilim ve hikmet sahibi insanlar ayette ne söylendiği değil, ne söylenmek istendiğini anlayan insanlardır. Genel bir mantık kullanacak olursak Kuran'da onunla ilgili geçen ayetleri bir araya getirip düşündüğümüz zaman çelişkisiz bir anlayışı ancak yerine oturtturabiliriz.

69/4- Semud ve Ad (toplumları), kariay’ı yalan saydılar.

69/5- Bu nedenle Semud (halkı), korkunç bir sesle helak edildi.

69/6- Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler.

69/7- (Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün.

Bu Ayetlere baktığımızda işlenen suç yüzünden tabi afetleri onların üzerlerine salarak helak edildiği anlatılmaktadır.Ama Kuran'da başka bir ayete bakalım.

35/45- Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir.

Bu ayete bakarsak da dünya hayatında zulmeden ve suç işleyenlerin dünya hayatında cezalandırılmayacağını dünya hayatının bir denenme ve imtihan yeri olduğunu anlatmaktadır.

67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. 

Allah'ın koymuş olduğu kurallara uyulmadığı zaman insanların başlarına bazı felaketler geldiği muhakkaktır. Dünya hayatında suç işlemesi yüzünden bir taraftan ceza vermeyeceğini söylerken bir taraftan da içki kullananların sarhoş olarak bir trafik kazası geçirerek başına belalar gelmesi, içkinin bağımlılık yapması nedeniyle aile yuvalarının yıkılmasına sebep olması, olağan hadiselerdendir. 

Bazen de başka birilerine zulmettiği zaman diğer insanlar tarafından onların dövülmesi hapsedilmesi idam edilmesi insanlar eliyle Allahın onlara vermiş olduğu cezalardır.

22/40- Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır.

Öyleyse Kuranda anlatılmak istenen helak olayı, Nuh tufanı, Salih kavminin helaki ebrehe ordusunun ebabil kuşlarıyla yenik ekin haline dönüştürülmesi Musa Kavminin denizi ikiye ayırması ve neticesinde firavunun suda boğulması kuranda anlatılan hep mecazi anlatım sanatı içerisine girmektedir. Eğer gerçek anlamında olmuş olsaydı o vermiş olduğumuz ayet örneklerine ters olurdu. O zaman helak olayını nasıl anlamamız gerekiyor? Asıl insan dünya hayatı gibi kısacık bir zaman sürecine sığdırılamaz. Asıl hayat ahret âlemindedir. 

Kısacık dünya hayatında denemeye tabi tutularak asıl yaşam olan ahirtet hayatını engelleyen her türlü davranış ve yaşam haline insanın gidişini helak olarak anlatmaktadır. İşte bu tip insanları gözleri olduğu halde görmemesi kulakları olduğu halde işitmemesi bazılarının vicdan, kuranın da fıtrat dediği olgunun duyarlılık hissinin tamamen kaybolarak dünya hayatını geliş gayesinden uzak bir yaşam özleminin sarmasıdır.

2/171- İnkâr edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler.

İşte kuranda anlatılan helak budur. 

Bir Başka örnek verecek olursak, İnsanların şu anda kullandıkları eşyaların büyük bir kısmı. Hazır olarak Allah gökten indirmedi. Ama yeryüzüne bunların hammaddelerini yaydı insanlarda bunlardan kendilerine ihtiyaç olanları inceleme ve tahlil sonucunda çıkararak demir bakır, gümüş vs. ye dönüştürerek insanoğlunu bu günkü arabalar uçaklar, gemiler, füzeler ve bilgisayarlara dönüştürülerek yorumladılar. Bu Allahın insanoğluna verdiği akıl sayesinde yorumlandı. Akıl olmasaydı bir adım bile insanlar ilerleyemezlerdi.


KÂİNAT VE İLİM

Allah tektir ve yaratmış olduğu bütün varlıklar da çift yaratılmışlardır.

13/3- Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar kılandır. Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır; geceyi gündüze bürümektedir. Şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.

Kuranda nasıl Muhkem ve müteşabih ayetler varsa kâinatta da anlaşılmaya açıklamaya ihtiyaç duyulmadan anlaşılanlar olduğu gibi, inceleme ve tahlil neticesinde ancak anlaşılabilenler de vardır. Güneş doğduğu zaman gündüz olduğunu battığı zaman gece olduğunu sorsan herkes bilir. 

Ama bazı eşyanın dilini çözmek ve onlardan yararlanmak için iç göz denilen inceleme ve tahlil neticesinde onlardaki sırları çözülebilenler vardır. Bu olayları ancak ilimde derinleşenler o konu hakkında derin inceleme ve tahlil yapan insanlar ancak onu anlayabilirler.

Bir Örnek verecek olursak diyetisyenlerin söylediklerine göre, Az yemek şişmanlatıyor Çok yemek yiyerek alınan fazla enerjinin yakılamaması şişmanlamaya yol açarken, günlük enerjinin altında kalori alıp, az yemek de şişmanlatıyor.

Beslenme Kilo Kontrolü Çok yemek yiyerek alınan fazla enerjinin yakılamaması şişmanlamaya yol açarken, günlük enerjinin altında kalori alıp, az yemek de şişmanlatıyor. International Hospital Etiler Tıp Merkezi’nden, Beslenme ve Diyet Uzmanı Zerrin Aydın, “Vücudumuzun enerjiye ihtiyacı var. Günde 2 bin kalori alması gereken bir kişi, 1400 kalori alıyorsa, vücut az enerji almaya alışıyor. Sadece bir iki gün 2 bin kalori bile alsa zamanla kilo artışı oluyor. O zaman da su içsem yarıyor diyorlar. Aslında sebebi az kaloriyle yaşamaya alışmak” dedi.

Az kalori almak metabolizma hızının da düşmesine neden oluyor. Bir enerji dengesizliği ortaya çıkıyor. Her pazartesi diyete başlayanlar, kilo dengesi en çok bozulan kişiler arasında yer alıyor. Kiloyu korumanın bir matematik hesabı olduğuna değinen Zerrin Aydın, kısır döngünün aynı kaloride kalmayı başarmakla ve egzersizle kırılacağını söylüyor.

Pazartesi Diyetleri İşe Yaramıyor

Pazartesi diyetinin sakıncalarını anlatan Zerrin Aydın, bunları şöyle sıralıyor: “Pazartesi diyete başlayan bir kişi, ilk gün 1100 kalori alıyor. Ancak Salı ve Çarşamba günleri arkadaşlarıyla dışarı çıkıyor. Kek ya da pastaya dayanamayıp yiyor, aldığı kalori 2 bini buluyor. Ertesi gün yine 1100 kalori alıyor, bir sonraki gün dışarı çıkıyor, 1500 kalori alıyor. Bu dengesiz kalori alımı da vücudun şaşırmasına neden oluyor. Amaç zayıflamak oluyor ama aslında kilo alınıyor.”

Kiloya Dikkat Şişmanlatıyor

Sadece diyet yapanlar değil, hep kilosuna dikkat etmek için düşük kalori alanlar da kilo alıyor. Yani enerjinin dengesizliği nedeniyle de kilo alıyorlar. Bir gün az iki gün çok yiyorlar. Oysa her gün 2 bin kalori alsalar ve düzenli egzersiz yapmaya özen gösterseler, kilo da almayacaklar. 

Zerrin Aydın, dengesiz kalori alımlarını dengelemek için uzman diyetisyenler gözetiminde tıbbi beslenme tedavisi yapılmasının önemli olduğunu vurguluyor. Zayıflamak uğruna yarı aç yaşayanlara, sağlıklı beslenme programı hazırlanması gerektiğini anlatan Zerrin Aydın, “Kilo vermek isteyenlere sevmedikleri yiyeceklerden oluşan bir beslenme programının sunulmaması gerekiyor. Kişilerin yeme alışkanlıklarının, dışarıda yemek yiyip yemediklerinin, tatlı alışkanlıklarının ve egzersiz durumlarının da araştırılması önemli. Kas ve su kaybına neden olmayan, yağdan kilo vermeyi hedefleyen bir program hazırlıyoruz” dedi.

Korumak daha zor

Artık kilo vermek kadar kiloyu korumak da önemli. Hiç zayıflama diyeti uygulamamış kişilerin kilo vermesi daha kolay. Ama hayatını sürekli zayıflama diyeti uygulayarak geçiren kişilerin, metabolizmaları yavaşladığı için kilo vermeleri sırasında vücut büyük bir direnç gösteriyor. 

Bu direnci kırmak da çok zor oluyor. Bu nedenle verilen kiloları korumak da, en az vermek kadar emek istiyor. Zayıflama programı bitip de koruma programına geçildiğinde, her 15 günde bir yağ, kas ve su ölçümü yapılıyor. Programı uygulayan kişilerden yediklerini ve yaptıkları kaçamakları yazmaları isteniyor. Kilo belli bir dengeye oturunca da belli bir kaloriyle devam etmeleri sağlanıyor.

Tıbbın bu araştırma ve incelemeleri de gösteriyor ki, Vücut çok yemeye alıştığı zaman, az yemeye başladığında paniğe kapılıp almış olduğu yiyecekleri stoklamaya başlıyor. Aynen onun gibi Bu Gün dünyada ekonomik kriz de bundan kaynaklamaktadır. İnsanlar gelirleri azaldığı zaman paralarını stoklamaya başlamaları da kâinatta bir uyum halinde her şeyin bir birleriyle bütünleştiği görülmektedir. 

AKIL

Akıl yeryüzündeki varlıklardan sadece âdemoğlu şemsiyesi altındaki varlıklara verilmiştir. Bugün dünyanın bildiği sadece insana verilendir. İnsanın dışındaki Varlıklarda kendilerine özgü bilgiler olduğu halde, bu bilgileri sosyalleşme olmadığından veya akıl olmadığından sadece kendilerinde saklı olarak kalmaktadır. Nitekim kuranda bunu şöyle izah etmektedir.

2/31- Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin" dedi.

2/32- Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın."

2/33- (Allah:) "Ey Âdem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim."
2/34- Ve meleklere: "Âdem�e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.

Bu ayetlere bakıldığında derin kavrayış içerisinde bulunanlar, kâinatta iki ana çatı olarak varlığın bulunduğunu, birisi âdemoğlu şemsiyesinde eşyanın isimlerini sayabilen yaratıklar arasında mantık kurallarını işleterek, neden ve niçin sorularını sorarak onlardaki sırları çözme yeteneği verilenler. 

Diğeri ise bu insanoğlunun emirlerine amade olan ve onların hayatta yürümelerine kucak açan ona secde eden diğer yaratıklardır. Bunların adı kuranda melek diye zikredilmiştir. Bunu İnsanoğlunun var oluşundan bu tarafa izlenimlerimize bakıldığı zaman arılar yaratılışlarından bu tarafa ürettikleri balı bütün dünyadaki insanlar bir araya gelseler üretemezler. 

Ama arıların yaratılışından bu tarafa baldan başka bir şey üretemediklerini görüyoruz. O gün bal ise bu gün de bal ve kıyametin sonuna kadar ürettikleri baldan başka bir şey değildir. Çünkü arıya o kotlanmış muhakeme yok mantık yok akıl yoktur.

16/69- Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.

Meleklerin özellikleri ayette de belirtildiği gibi, Kotlanan verilen bilgilerin dışında bilgileri yok ve görev yapamazlar. Bir inek sütü nasıl verir? Ondan haberi olmaz veya bir portakal ağacı portakal meyvesini nasıl verir? onu da bilemez. Kendilerine verilen görev ne ise onu bilirler.

İnsanoğlu kâinatta yaratılmış bütün yaratıklarda gizlenmiş olan kendilerine faydalı bilgileri gün yüzüne çıkartarak, onlardan istifade etmesini akıl ile yapmaktadır. İnsanlar bütün varlıklara yönelir onlar arasında sosyal bir bağ kurarak onlardan istifade eder. melekler ise sadece kendileri ile ilgili bilgileri insanoğlu istediği zaman onları insanlara sunmakla görevidirler.

İşte insanoğlunun yaratılışı ile birlikte eşyalar ile iletişimi onların dilini çözmesi onlardan istifade etmesi, bu güne kadar teknolojideki gelişmenin belgesidir.

İnsanlardaki akıl, gelen bilgilerle eşyanın yaratılışındaki incelikleri keşfederek, insanlara sunduğu çelişkisizliği yakalayarak bir tevhide götüren ilkeyi yakalamak için akıl gereklidir. Kuranda geçen müteşabih ayetlerin kastettiği manayı o konu ile ilgili ilmin verilerini karşılaştırarak doğru bir sonuca varıp varmadığını sorgular. İşte insanlarda bu sorgulama olayı Hazreti İbrahim peygamberde doruk noktasına ulaşınca Allah kuranda onu insanlara örnek olarak göstermiştir.

İnsan diğer yaratıklardan farklılaşarak Hem Yaratıcı ile ilgili hem de kendisine hizmet eden meleklerle, hem de insanlar arasında sosyal bir bağ kurarak büyük bir sorumluluğu üslenmiştir.

33/72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

İşte Kendisine Verilmiş olan görevleri yerine getirip getirmemede İnsanları Dünya hayatında denemek için kendisine ayrılan süreç içerisinde aklını, takvasını ve fıskını vererek. Özgür iradesiyle baş başa bırakmıştır.

90/10- Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik.

76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

Akıl Her tip insanda vardır Ama aklını kullanan insan sayısı çok azdır. Aklı Kullanmak demek, Uzun vadede insan kendisine ayrılmış olan paydan daha çok almayı bilendir. Bunu da görebilmek için büyük sözü dinlemek gerekir. En Büyük de Allah vardır. Allah dünya hayatı Ahret âlemine göre zaman bakımından yok denecek kadar kısadır.

Aklını Kullanan insanlar, karşılarına çıkan iki kötüden mutlaka seçmek zorunda iseler daha az kötüyü, iki iyiden de daha çok iyiyi seçmesini bilenlerdir. Aynı zamanda, başka insanların da aklından istifade etmesini bilenlerdir. Akıl İnsanı hem cennete hem de cehenneme götürebilir.

PRATİK HAYAT

Allahın insanlara göndermiş olduğu vahiylerle yaratmış olduğu kâinattaki ilimlerin verileri kesinlikle uyum halindedir. Ehli kitap ve İslam toplumlarındaki Allah tarafından gönderilmiş olan vahiylerin orjinalliği bozularak satma ve gizlenmesi nedeniyle bazı tevhidi zedeleyen anlayışların çıkmasına vesile olmuştur.

 Kurandan bir anlayışın doğru olup olmadığını kâinattaki eşyanın verileriyle kıyaslanması, eğer ilim dallarındaki verileri doğruluğunun da kurandaki ayetlerle kıyaslanarak doğru olan anlayışın çıkarılması gerekir. Her insan şunu iyi bilmelidir ki; Allahın gönderdiği vahiylerle yaratmış olduğu kâinatın, ilimleri bir birleri ile kesinlikle çatışmaz. Burada bazı ehli kitap ve İslam toplumlarındaki yanlış inançlardan söz etmeye çalışalım.

HAZRETİ İSA'NIN BABASIZ OLDUĞU İNANCI

Kurana Göre, babasız çocuk olmaz. Çünkü kâinattaki yaratılmış olan bütün şeyleri çift yaratmıştır.

51/49- Ve Biz, her şeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz. Bir taraftan Allah her şeyi çift yarattık derken, bir taraftan

30/30- Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.

Bir taraftan Allah yaratışında bir sünnet koyarak, değişikliğe uğratmayacağnı söylerken 

22/5- Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.

Bir taraftan da hazreti İsa peygambere gelene kadar. Bütün insanları bir anne bir babadan yaratsın. Hazreti İsa peygamberi babasız meydana getirsin böyle bir anlayış ne kurana ne tıp ilmine ne de akla kesinlikle uygun olmaz.

19/17- Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.

Düzeltilmiş olan beşer burada Cebrail değil bir peygamberdir. Kuran ruh kelimesini değişik yerlerde değişik anlamlarda kullanmış, burada ruh kelimesini peygamber anlamında kullanmıştır. 

Hazreti Meryem’e düzgün beşer kılığında görünen de Zekeriya peygamberdir. İşte o da Meryem’le nikâhlanarak evlenip gelecekte ayet ve ibret belgesi olacak olan İsa peygamberi müjdelemektedir. Her peygamber kendisinden önce gelenleri doğrulaması ve kendilerinden sonra gelecek olanları da müjdelemesi bize onu anlatmaktadır. Bu olayı Kitabımın bir başka yerinde detaylı olarak anlatmaya çalıştım.

Eğer kuran hazreti İsa peygamberin babasız olduğunu söylerse tıp da bunu onaylaması gerekirdi. Ol dedi mi oluverdi demeyle bu iş detaylı araştırılmazsa. Çözülemez. Kâinata da ol dedi oluverdi diyor ama on beş milyar yıl geçtiği anlatılıyor. İsa da ol dedi oluverdi ama!

Çocuğun oluşabilmesi için diğer insanlarda sünnetullaha uygun oluşma nasılsa onda da öyle olduğu o da aynı prosedürden geçtiği bilinmelidir.

Öyleyse diyebiliriz ki, Allah'ın evrene koyduğu yasayla göndermiş olduğu vahiyler çelişmez. Ve ortaya vahiyle evrenin çeliştiği bir olgu olayı da ortaya çıkmaz.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR


KURANİANLAMAMETODU.BLOGSPOT.COM

12 Aralık 2009 Cumartesi

VAHYİGAYRİ METLUV NEDİR?



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Kuran'ın dışında elbette Allah kainattaki bütün varlıklara vahyediyor. sizin de bildiğiniz gibi dağa arıya, meryeme Musan'ın annesine , vahiyler geliyor. Ama Kuran'ın dışında gelen vahiyler, kesinlik arzetmezler. Peygaamberlere gelen vahiylerle peygamberlerin dışındaki insanlara veya yaratıklara gelen vahiyler tamamen farklı olarak değerlendirilmelidir. Kuran'ın dışında gelen vahiylerden Allah diğer insanları sorumlu tutmaz. Kuran katışıklardan arındırır arınmış olarak bize halis olan bir dinin kaynağı olarak sunar. 

22/52- Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra Kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 

İşte Bu ayet peygamberlerin de yanlışlık yapabileceğini, ama yaptıkları yanlışlıkları Allah düzelettiğini bizzat gönderilen vahiylerde görmekteyiz. isterseniz Kuran'dan bir kaç tane örnek vereyim.

66/1- Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

33/37- Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi'nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.

80/1- Surat astı ve yüz çevirdi;

80/2- Kendisine o kör geldi diye.

80/3- Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip-arınacak?

80/4- Veya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.
80/5- Fakat kendini müstağni gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise,
80/6- İşte sen, onda 'yankı uyandırmaya� çalışıyorsun. Daha kurandan ayet örneklerini çoğaltabiliriz, hazreti Musa Peygamberin kardeşi Harun'un yakasından tutup, halkımı neden saptırdın deyip kızması, hep peygamber olanlarda görülen hatalardandır. Ama Allah onları vahiylerle düzeltmiş yapmış oldukları gönderilmiş olduğu kitaplarda bizzat yanlış olarak görüntülenmiştir. İşte Biz Kurandan sorguya çekileceğiz. ve ona göre yargılanacağız.

43/44- Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. 

o zaman bize dışarıdan hadis ve ya vahyi gayri metluvlardan sorgulan mıyacağımıza göre, bizim ilgi alanımızı oluşturmaz. şimdide peygamberlere vahiyler nasıl gelir onu açıklamaya çalışayım.in

PEYGAMBERLERE VAHİY NASIL GELİR.

Vahiy Kainattaki bütün varlıklara gelir, Dağa arıya kafire iman edenlere,peygamberlere hep vahiy gelir. Yalnız İnsanlara gelen vahiylerle insanların dışındaki varlıklara gelen vahiyler farklı farklıdır. Yine insanlar içerisinden inananlarla inanmayanlara vahiy farklı geldiği gibi peygamberlere gelen vahiyler de farklıdır.
İnsanlara gelen vahiyler, Üç Guruba ayrılır.

1- Peygamberlere gelen vahiyler,

2- Peygamberlere iman edenlere, gelen vahiyler

3- İnkar edenlere gelen vahiyler

42/51- Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahiy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahiy etmesi (durumu) başka. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

Peygamberlere gelen vahiyler: Allah. Direk vahiyle aracısız konuşurlar.Burada insanların çoğunluğunun anlayamayacağı bir Mucize gerçekleşir. O Peygamberlere gelen vahiylerde bir yanlışlık olmaz. Peygamberler yanlış bir davranışta bulundukları zaman düzeltilirler. Peygamberlere gönderilmiş olan, o kitaplarda bir yanlışlık olmaz, Kovulmuş şeytan, kitaplara asla yanlış bir şey katamamış

112- Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.

Ama Allah’ın Göndermiş olduğu O Kur’an a Asla o kovulmuş Şeytan Musallat Olamamıştır.Peygamberler Yanıldıkları zaman düzeltilmişlerdir,Hz. Musa Peygamberin kızıp levhaları atması Yunus Peygamberin yapmış olduğu yanlışlardan dolayı kınanması Son Peygamberin Hanımlarının hatırı için helal olanı haramlaştırması, Ümmü Mektum kıssası, VS. Hep Bunlar peygamberlerin yanılıp da Allah'ın düzelttiği olaylardır. Bu Olaylar Allah’ın Gönderdiği , İnsanların yol gösterici olarak kabullendikleri kitaplarda düzeltilmiş olarak Görülmektedir.


53/2- Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.

53/3- O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

53/4- O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.

İkinci olarak Allah’ın Konuştuğu insan tipleri : Allah'tan gelen peygamberleri kabul edip, onun getirdiklerini okuyanlar ve yaşayanlardır. Bu da Son Peygamberle beraber gelen Kur’an’ı Okuyanlar ve kabullenenler Hep Allah ile konuşuyor ve onlara vahiy geliyor demekti.

Üçüncü Tip Allah'ın vahiyle Konuştukları. Allah'tan bir peygamber ve bir kitap geldiğini kabul etmeyen İnsan tipleridir ki, Bunlarla perde arkasından konuşur. Mesela Kur’an da hiçbir ayette Allah Ey Kafirler diye hitap etmemiştir: Aracı olarak Peygamberleri koyarak, De Ki: ey Kafirler diye hitap etmiştir.

Diğer Taraftan Allah, Onlar eşyanın esrarını çözmek için uğraştıkları zaman, onların yapmış oldukları İcatlar bilinmeyenleri insanların önlerine bilinir olarak çıkarmaları onların perde arkasından Allah ile konuşmaları oluyor.

Görüldüğü Gibi Allah’ın Kainattaki Varlıkların Hepsiyle diyalog halindedir. Hepsiyle konuşma şekilleri farklı farklıdır Ama Allah Kendisiyle Perde arkasından veya elçi aracılığı ile konuştuğu Halde Peygamberlere gelen vahiyler gibi vahiyler geldiği gibi, Bende Allah ile konuşurum veya bana da vahiy Gelir diye söylerse Bu Kelimeleri yerinden oynatarak fesat çıkarıyor demektir..

6/93- Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen.

İnsanlara Daha önce de bahsettiğim gibi Hem İblisten bir ses gelir hem de takvadan bir ses gelir Bu Gelen sesleri insan. Nereden geldiğini bir ölçü ile tartmadan Ayırt edemez Firavuna İçerisindeki bir ses sen, rabsın diyor oda ben sizin Rabbımızın diyor bu da onu helake sürüklüyor. İşte insana böyle bir ses geldiği zaman Doğru ile yanlışı ,Hak ile batılı biri birinden ayırt eden Furkan a Kur’an a sığınarak o ölçeği onda arayarak Doğruyu bulması gerekmektedir.

41/36- Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.

Yılarca Kur’an'daki ayetlerin ne anlama geldiği ,Cebirin ve geometrinin problemleri gibi uzun çalışma ve çaba sonucunda çözülmek için, gayret gösterilmedikçe, Çözülemez Her şeyin bir uzmanlık alanı olduğu gibi, Kur’an’ı Anlamak için de uzmanlık gerektiriyor. 

Kâinatta genellemesini bile sayamadığımız hayvan çeşitleri vardır. Bu Hayvanların Hepsinin bir organizmaları vardır. Bu Hayvanlar Hk. Bilgi edinebilmek için, Onlarla uzun uzun ilgilenmek gerekiyor. Ki Bir Uzmanlık alanı oluşabilsin. 

Kur’an buna zikir ehli diyor. Zikir Ehli O Konunun uzmanı bileni demektir, Zikir Ehli olanlar bu bilgileri hep miras yoluyla öğrenmiyorlar, Miras yoluyla öğrenmiş oldukları bilgilerin üzerine yeni bir şeyler ekleyip bularak yeni yeni bilgilere ulaşıyorlar. İşte Bu Zikir Ehilleri Peygamberlerin bilmediği konularda yardım alacağı kaynaklardır.

3/159- Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”

Bütün İnsanlar Allah’ın Yarattığı Kainatın esrarını çözmekle yükümlüdür. Her insanın ilgi alanı farklıdır. Peygamberler peygamber ise Allah’ın Bildirmediği konularda Bilgi verecek değildir herhalde, Onları Kendilerine göre farklı alanlara yönelterek O sahalarda ilim yapmış kişiler, Diğer,ilgi alanları farklı olan kişilerin danışma merkezidir. Peygamberler Kendi ilgi alanının dışındaki Uzmanlık alanını oluşturan bölümlerden bilgi toplayarak, Toplumlarını o günkü şartlar içerisinde o konunun uzmanlarıyla en güzel şekilde istişare ederek yönetmişlerdir.

Fatih’in Bir Macar ustasına top döktürmesi, Süleyman peygamberin yabancı olan değişik konularda uzman olan cinleri (yabancı insanlar) ı Çalıştırarak güçlü bir ordu kurması gibi.

Eğer Bu Kainatın Yaratıcısı Allah İse Ki Allahtır, Eğer Bu Dinin Doğrusu Allah tan ise Ki Allah tandır. Eğer Allah’ın Gönderdiği dinin aslı Kur’an da ise Ki Kur’an dadır Eğer Allah’ın Tarif ettiği peygamberler. Kur’an'daki gibiyse Ki Kur’an'daki gibidir. Öyleyse Peygamber Cebrail ile beraber Gökyüzüne, Göğün çeşitli katmanlarından giderek mekandan Münezzeh olan Allah’ın Yanına varmamıştır.

İsra suresinin birinci ayetindeki olay göğe yükselme değil,Bir hicret olayıdır.

 Doğru olanlarım Allah'a yanlış olanlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR.


NAMAZ

NAMAZ!

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Son Zamanlarda namaz konusunda epey değişik anlayışlar gelmektedir. Bazıları namazın salât olduğunu Allah'ın güzel emirlerinin pratik hayata fiilen yansıtılması, yaşanılması, olduğunu söylerken, şekillenmiş veya mekanik bir namazın olmadığını anlamışlar. ve anlatmaya çalışmışlardır. 

Bazıları da Kuran'da namazın tarifi kılınış şekli yok onu peygamberimiz tarif etmiştir. Deyip, geleneksel olan peygamberin sünneti ile Allah'ın emrettiği namazı bir arada barındırıp namaz tarifi yapmışlar. Bazıları namazın vakitleri konusunda üç vakitti beş vakitti deyip değişik görüşlerini ortaya koymuşlardır. Acizane otuz yıl gibi bir zamandır. Kuran'ı Kuran'la anlamaya çalışan birisi olarak Kuran'da tanımlanan namazın kılınışı ve vakitlerini anladığım kadarıyla anlatmaya çalışacağım inşallah.

KUR’ANDA MEKANİK VEYA ŞEKİLSEL NAMAZIN OLMADIĞINI SÖYLEYENLERE CEVAP!

Öncelikle Kuran'ın bir masal veya hikaye kitabı olmadığını bilmemiz gerekiyor. Kuran okuyanların da bildiği gibi kuranda hem müteşabih hem de muhkem olan ayetler vardır. Müteşabih kelimesini Kuran'ın anlaşılmasına doğru isimli Web, sayfasında değişik yerlerde anlatmaya çalışmıştım. Burada sadece konunun anlaşılması açısından tanımlayıp geçeceğim. 

Müteşabih; karmaşık ikişerli kendi anlamı dışından farklı anlamlara gelebilen ayetler demektir. Bir başka ifadeyle Müteşabih bir ayetin Anlaşılması inceleme ve tahlil yapıldıktan sonra o konunun uzman olanlarının kararı ve yorumu ile ne anlama geldiği anlaşılabilen. Ayetler demektir.

Aynen Dağdaki madenleri ayrıştırarak insanların önlerine yemek tabaklarının gelişi, araba  uçak gemi olarak yorumlanması, tıpkı Kuran'da müteşabih ayetlerin açıklaması onun gibi ilim bir alışmayı gerektirir. Bu sebeple Kuran'da ne bazılarının dediği gibi onu sadece peygamber anlar onu da hadislerle açıklamıştır, Anlayışı, doğru olmadığı gibi, ne de ne de Kuran'daki ayetler kolay anlaşılır açıktır. Deyip de Kuran'da şu yoktur bu yoktur demeleri kesinlikle doğru değildir.

Kuran'dan bazı kardeşlerimizin söylediği hayatın pratiğini kuşatan salâtı veya hayat namazı tanımlamalarına kesinlikle yürekten katılıyorum. Asıl olan bu namaz toplumlardan kaldırılmış, yüzeysel şekilsel olan namaz yerini almıştır. Bu da Toplumlarda, aç, fakir, borçlular, köleler, daha nice ihtiyaç sahipleri unutulmuş, kapitalist bir sınıfı doğurarak yığdıkça yığan bir sınıfın doğmasına sebep olarak güç yetiremeyenler toplumda rezil rüsva haline düşmüştür.

16/71- Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?

Yerleri ve gökleri yaratan Allahtır. İnsanları da yaratan Allahtır. Allah kişilerin bazılarına güç ve yetenek vermişse o gücünden ve yeteneğini verilmeyenlerle paylaşmalarını istemektedir. Ama insanlar azgınlık yapıp Allah'ın paylaşmak için verdiği malları paylaşmayan topluluğa da hidayet vermiyor.

Kuran asıl bunları Allah adına yaptıktan sonra güçleri olanlar bu yükü omuzlarına aldıklarında, kimin adına bu yükleri omuzladığını belirginleştirmesini, İstemektedir. Ve asıl namazın doğuya ve batıya yüzü dönmeden daha çok bunların yapılmasının, yaşanmasının önemine dikkat çekmek istemektedir.

2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.

Kuran, burada müslümanım diyenin tam bir fotoğrafını çizmektedir. Bir taraftan çalışarak yeryüzünde kendi üzerine düşen görevi yapmaya eşyanın esrarını çözmeye davet ederken, bir taraftan da ihtiyaç sahiplerine kazanmış olduğu mallardan onu dağıtmayı ifade ederken, bir taraftan da Allah'ın Kuran'da tanımladığı inanç esaslarını ortaya koyarak yaşadığı hayatla kıldığı namazın bütünleşmesini istemektedir. Bu ayete göre Kazandığı mallarından, başkalarına dağıtırken namaz kılmanın bir gereği iken, Namaz kılmayan tarafından dağıtılan malların Allah katında hiç bir anlam ve önemi yoktur.  

İman etmeyenler yakınlarını yetimlerini Allah'a yöneldiğini veya yaptıkları güzel davranışları Allah adına yaptığını belirginleştirmeden yaptıklarının boşa gideceğini söylemektedir.

9/54- İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.

107/1- Dini yalanlayanı gördün mü? 

107/2- İşte yetimi itip-kakan;

107/3- Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.

107/4- İşte (şu) namaz kılanların vay haline,

107/5- Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,

107/6- Onlar gösteriş yapmaktadırlar

107/7- Ve �ufacık bir yardımı (veya zekatı) da engellemektedirler.

Maun suresinde bahsedildiği gibi, namaz kılıp da bu yaptıkları eylemlerin hiçbir anlamı olmadığı gibi bunlar ahret âleminde yaptıkları bu davranışlar yürek acısı olacak. Kuran Hem güzel işlerin Allah adına yapılmasını emrederken hem de yapılan eylemin Allah adına yapıldığını namazla göstermesi gerekmektedir.

Diyelim ki, Bir kişi gidiyor. İhtiyar, dünyada kendi yükünü taşıyamayan birinin yükünü omuzlayıp Allah'ın gönderdiği peygamberlere ve kitaplara iman etmediğini söylüyorsa bunu Allah kabul eder mi? Bu yapmış oldukları davranışlar Allah için değilse kendi putları içindir.

Aynı davranışı Allah'a ve ahret gününe iman eden gönderilmiş olan peygamberlere kitaplara inanan bir kişi olursa bunların Allah katında yaptıkları hüsnü kabul görecektir.

Allah insanların yapmış oldukları güzel olan davranışların kimin adına yaptığını bildiği gibi kalplerden geçenleri de bilmektedir. İnsanların yapmış olduğu güzel davranışların kime ait olduklarını Allah inanaları bir arada bulundurmayı onların şekilsel olarak tanımladığı o namaz olmazsa nasıl insanlar birbirlerini tanıyıp düşman olanlara karşı güç ve kuvvet olup savunacaklar. İnsanların kalplerinden geçenleri elbette başka insanlar bilemez. Onların ancak yaşadıkları hayatla kıldıkları namaz uyum sağlamazsa münafık mı? Değil mi? ancak ayırt edilebileceğini anlatmaktadır.

60/10- Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah kuranda değişik yerlerde kimin münafık kimin müslüman kimin kâfir veya müşrik olduklarını yaşam biçimlerinden bize bilgiler vermektedir. Biz o verilmiş olan bilgilere göre o gelen kadınları test edip imanlı olup olmadığına karar vermemizi istemektedir.
Bu Kısa açıklamalardan sonra, iman edenlerin, kurana iman ettiğini söyleyen ve tek kuran diyen kardeşlerimin. Yaşanan hayatın salât olduğunu, hayat namazı olduğunu söylediklerini ve bu hayatın bütün yaşamlarında kendilerine boyunları çözmeğe, aklına gelen ne varsa güzel olan davranışların hepsine namaz veya salât dediklerine istisnasız katılıyorum. bunu kabullendik. Ancak bu salâtlardan Allah hangisi için namaza kalktığınız zaman abdest almağa çağırmaktadır.
5/6- Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

Köleyi Özgürlüğe kavuşturmak namaz veya salât, bahçe çapalamak salat, okumak salat birilerine yardım yapmak salat, evlenmek salat savaşa çıkmak salat, zekat oruç salat vs. bunların hangisi için abdest alınacak?

Eğer abdesti temizlik olarak kabul edenlere sesleniyorum. Su bulunmadığı zaman teyemmüm etmeğe çağırıyor. Toprağa elleri sürüp onu yüze sürmek insanın nesini temizler.
Kuran İnsanlar için yaşamlarında her örnekten bir örnek vermiş hiçbir eksik de bırakmamıştır.
17/89- Andolsun, bu Kur'an'da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkârda ayak direttiler. Kurana uygun olmayan bir söz söylediklerinde hemen o sözün yanlışlığını ortaya koyan mutlaka bir ayet vardır.
72/9- "Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur."
Şimdi Kuranda şekillenmiş olan namaz yok diyen kardeşlerimin, bu görüşleri eğer doğru olmuş olsaydı. Şu arazlar ortaya çıkmazdı.

1- Eğer namaz olmasaydı İman eden ve Salih amel işleyenlerle, iman etmediği halde aynı ameli işleyenler arasında kimin müslüman kimin müslüman olmadığı ayırt edilmezdi.
1- Namaz Kılanları Allah Bir disipline sokmaktadır. Eğer o yürekten namaz kılıyorsa onun veliliğini Allah kendisi üslenmekte ve o namaza ihlâsla devam ettiği sürece onu fahşalardan korumaktadır.29/45- Sana Kitap'tan vah yedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.
2- Namaz Vücutta iki kalpten birini işgal eder. İnsan ya müslümandır Allah yolunda ölümü dirimi Allaha aittir. Ya da şeytan yolundadır ölümü dirimi tağutlar içindir 33/4- Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir. Namaz kılanlar kendilerine şeytandan bir kışkırtma geldiğinde hemen Allaha sığınır Allah adına kılmış olduğu namaz onu diğer kötülüklerin gelmesini engeller kişi ya namazı Allaha olan yönelişini kaldırır ya da tağuta olan yönelişini kaldırır kişi aynı anda hem tağuta hem de Allaha kulluk edemez. Bu insanın yaratılışına terstir.
3- Allah Kâinatta yarattığı bütün varlıkları çift yaratmıştır Namaz da çifttir bir hayat namazı bir de şekilsel namaz.13/3- Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar kılandır. Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır; geceyi gündüze bürümektedir. Şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
Öyleyse Namaz gerçekten müminin Allaha olan bağlılığının, bir göstergesi bir terazisidir. Kötülük yapmamayı Allah müslümana böyle bir silah vererek koruma altına almıştır. İmanın fanusudur. Şimdi Kuranda geçen namaz ile ilgili ayetlerden bir kaçını nakletmeye çalışalım.
2/3- Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
2/43- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
2/110- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir.
2/125- Hani Evi (Ka'be�yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.
4/77- Kendilerine; "Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız."
Şimdi de namazın kuranda beş vakit olduğunu ispat etmeye çalışalım.

KURANDA TARİF EDİLEN NAMAZ BEŞ VAKİTTİR
Bazı Kardeşlerimiz namazı kabullendikleri halde namazın üç vakit olduğunu söylemektedirler. Namaz kuranda beş vakit olarak anlatılmaktadır. Sadece Peygambere ait olan namaz da ekenince altı vakittir. Şimdi bunları tek tek anlatmaya çalışalım.
4/103- Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.

Bu ayet hem kuranda mekanik olarak günün belirli vakitlerde kılınması gereken bir namaz olduğu gibi, hem de belirli vakitlere hasredilmesi olduğunu da göstermektedir.

SABAH NAMAZI:50/39- Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et.
Güneşin doğuşundan önceki namaz sabah namazıdır. Buna sanmıyorum itiraz edecek olanı. Sabah bilindiği gibi Kuranda tarif edilirken2/187- Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.

Bakara yüz seksen yedinci ayete baktığımız zaman gören gözler için burada üç vakti tarif ediyor., Gece kelimesini güneşin batışı ile doğuşu arasındaki karanlık bölgeyi tanımlamaktadır. Karanlık bölgenin gündüze yakın olan iki vakitten söz etmek mümkündür. Birisi güneşin batışından sonra gelen akşam diğeri güneşin doğuşundan önce gelen sabah kelimesidir. İşte sabah namazını tanımlarken , “Rabbini güneşin doğuşundan önce” ifadesini kullanmaktadır. Dikkat edilirse namaz vakitleri, ardı arkası kesilmeden bir namazın bitişi ile diğer namazın başlaması söz konusudur. Eğer güneş doğmadan önce sabah namazı kılınamamışsa o namaz ertelenmesi veya kılamaması gerekmez. Ne zaman fırsat bulunmuşsa o namaz güneş doğduktan veya öğleye erdikten sonra kılamadığın sabah namazını kılıp daha sonra öğleyi kılman gerekir. İşte namazın kazası yoktur anlayışı da burada çözülmüş oluyor.
Öyleyse Allahın sınırladığı sabah namazının vakti sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, İşte kuranda gecenin tanımı beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar. Sabah namazı da bu zamandan güneşin doğuşuna kadar olan bölümdür. Sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın ne zamana kadar? Sonra geceye kadar orucu tamamlayın. İşte orucun tutuluş sınırları. Gece kelimesi eğer güneşin batışından sonra başlayıp beyaz iplikle siyah ipliğe kadar kalan bölge ise gündüz de diğer kalan zaman dilimidir. Şimdi onları tanımlayalım.

ÖĞLE NAMAZI: 18- Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de.
Kuran okuyucuların kuranda yok dediği vakitlerden birisi de öğle namazıdır.30/ 17- Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip (yüceltin).
Kuran gördüğünüz gibi namaz vakitlerini tanımlarken sabah ve akşamdan bahsediyor daha sonra gelen ayette de öğleye erdiğiniz vakit de ifadesini kullanıyor bu tabii ki namazı kabullenip üç vakit diyenler içindir. Namaz yoktur diyen kardeşlerimize diyeceğim bir şey yoktur. Öğle namazının oluşunu destekleyen bir ayet daha.20/ 130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
Bu Ayet anlaya bilenler için dört vakit namazı tanımlamaktadır. Sabah, öğle ikindi, yatsı, namazlarıdır. Buradaki,” gündüzün uçlarında “ ifadesi zeval vaktini işaret ediyor. Yani her yokuşun son anını ve daha sonra inişe başladığı yeri gösterdiği gibi güneş de gündüzün zirve yaptığı yer demektir bu namazın süresi de ikindi vaktine kadardır. Bunu da bu konuyla ilgilenen uzmanlara bırakıyorum.
Öğle namazını destekleyen bir ayet daha nakledelim.
24/ 58- Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

İKİNDİ NAMAZI: Yine burada dört namaz vaktini de içine alan bir ayeti vereceğim.20/ 130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tespihte bulun ki hoşnut olabilesin.” batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt bu ayette batışından önce diye bahsedilen namaz ikindi denilen namazdır.
Bu Namaz diğer namazlarla beraber devamlı anıldığı için uzun uzadıya bahsetmeye gerek yok.
AKŞAM NAMAZI: 17- Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı teşbih edip (yüceltin).
Akşam namazının da nasıl gecenin bitişi ile güneşin doğdu arasındaki kalan bölüm ise akşam namazının vakti de güneşin batışı ile gecenin başlangıcına kadar geçen zamandır. Yine bu zamanını sınırlarını dakikasını koyan ilim adamlarına bırakıyorum. Ama şu gerçek var ki sabah namazı vakti kadar da akşam namazı olduğu kesindir.
YATSI NAMAZI:20/130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
Burada bahsedilen” Gecenin bir bölümünde” dediği namaz yatsı namazıdır. Bu namazın vakti de. Akşam namazının bitişi ile başlar. Sabah namazının başlangıcına kadar devam eder.
SADECE PEYGAMBERE HAS NAFİLE NAMAZI: 79- Gecenin bir kısmında kalk, sana ait nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır. Bu namaz da peygamberlere emredilen diğer müslümanlar üzerinde sorumluluk olamayan bir namazdır ama diğer peygambere ait olan namazı kılanları da Allah övgü ile bahsetmiştir.

Bazıları ayetlerde geçen teşbih edin zikredin kelimelerini namaz olarak görmeyebilirler ama namazın müslümanım diyenler üzerindeki vakitleri belirlenmiş farzdır ayeti başka türlü nasıl açıklanabilirdi?

5 Aralık 2009 Cumartesi

PARAYA TAPANLARIN HAYAT ÖYKÜLERİ!



Ey Dünya insanları Allah'a kul Olmaktan uzaklaşıp paraya kul olanların halini gördünüz mü? işte o insanları para nasıl çarpıp helak etmiş görün.

ABD'li Jock Whittaker'in biletine 2002 yılında 410 trilyon lira para çıktı. ABD tarihinin en büyük ikramiyesini kazandıktan sonra 7 defa evi, 3 kez de arabası soyulan, içki ve kumar düşkünü "kovboy Jock" çevresindekilere "Herkesin bir fiyatı vardır" düşüncesiyle davrandı. Aylardır ödemediği federal vergi, 20 milyon dolara ulaşmıştı ama o devletin uyarısını dikkate almadı. Dostlarından biri, içkisine uyku ilacı koyup 2 milyon dolarını çaldı. Torunu olan Brandi Bragg, fidyecilerce hunharca öldürüldü. Jack, bir süre sonra Virginia eyalet mahkemesine başvurarak, "Mutluyum, çünkü o uğursuz paradan kuruş kalmadı" diyerek iflasını verdi...

Bu hayat hikâyesi "Aman Allah'ım bana çıktı!" diye sevinç çığlıklarıyla başlayan ve sonra da "Aman Allah'ım ben bittim!" diye hüsranla sonuçlanan hayat hikâyelerinden sadece bir tanesi... Bu örnekler çoğaltılabilir ama sonuç aynı... Ver Allah'ım ver, kulun haram helal demez yer! İslam kazanç elde etme konusunda hırsızlık, gasp, faiz, kumar, rüşvet ve şans oyunlarını kesinlikle yasaklamıştır.

“Yapılan gözlemlere göre şans oyunlarından para kazananların birçoğu hatta kimilerine göre hemen hemen hepsi hayatlarının hazin sonunu hazırladı” diyen Zeynep Çingay, Moral Dünyası Dergisi’ndeki araştırma yazısında çarpıcı piyango talihlilerin inanılması zor yaşamlarını anlatıyor:

İŞTE KAZANDIĞINI DÜŞÜNÜP DE KAYBEDENLER

"Milli piyango bileti aldığım için pişmanım"

Edirne'de 11 yıl önce Milli Piyango’dan büyük ikramiyeyi kazanan Ayhan Yalçınkaya, zengin olduktan sonra bıraktığı memurluğuna dönmeye çalışıyor. Parayı bulunca hayatının değiştiğini belirten Ayhan Yalçınkaya, huzurunun bozulduğunu, kötü günler geçirdiğini ve Milli Piyango bileti aldığı için pişman olduğunu söylüyor.

Bir anda zengin olmasına rağmen paranın çabuk tükendiğini belirten Ayhan Yalçınkaya, "Eskiden daha güzel bir hayatım vardı. Dostlarımı kaybettim. Devlet memurluğuna devam etseydim param olmayacaktı ama huzurum olacaktı. O zaman çok mutluydum. Devlet memurluğuna geri dönmek istiyorum. Ticaret hayatından bıktım. Buradan herkese sesleniyorum, para her şey değildir. İnsanın hayatında ne dost ne de tutunacak dal kalıyor" şeklinde konuştu.

Milli Piyango talihlisi donarak öldü

Denizli'nin Sarayköy ilçesine bağlı Tırkaz köyünde 40 yıl önce Milli Piyango biletine büyük ikramiye çıkan Mehmet Sarıoğlu, yaşadığı baraka tipi evde donarak öldü. Hiç evlenmeyen Sarıoğlu'nun hayatı 40 yıl önce aldığı piyango biletine büyük ikramiye çıkmasıyla değişti. Bir anda zengin olan Sarıoğlu, köyünde bir ev yaptı ancak, zamanla parası kalmayınca ona komşuları bakmaya başladı. Yeşil kart sahibi Sarıoğlu, devletten aldığı yaşlılık maaşıyla geçimini sürdürürken kısa bir süre önce evi yandı. Köylüler aralarında topladıkları paralarla evi tamir ettirdi. Kimsesi olmayan Sarıoğlu’nun Sarayköy Devlet Hastanesi’nde yapılan otopside donarak öldüğü belirlendi.

Marangozluktan para babalığına

Denizli'nin Çivril ilçesinde marangoz olarak geçimini sağlayan Osman Kaplan, çeklerini ödeyemediği için hapse girmiş ve 1999 yılında hapisten çıktıktan 2 gün sonra sayısal lotodan 340 milyar lira kazanmış. İki çocuk babası Kaplan'ın ilk işi eşinden boşanmak olmuş. Ardından İzmir'de Pınar Şirin adlı şarkıcıyla 20 milyar lira harcayıp Hilton'da nişan yapmış ve 6 ay sonra ayrılmış. Hızlı yaşayan Kaplan'ın parası kısa sürede tükenmiş. Paraların nasıl bittiğini anlayamayan Kaplan, "İkramiyeyi kazanınca akrabalarım çoğaldı. Daha önce borç para isterim diye herkes kaçarken, ikramiyeden sonra neredeyse bütün Çivril akrabam oldu. Nereden akraba olduğumuzu anlayamadım ama onlar Orta Asya'ya kadar uzanıp bir yerlerden tutturdu. O kadar yol kat edip geldiler diye her birine para veriyordum. Hızlı bir hayat yaşadım, para bitti." diyerek yaşadıklarını anlatıyor.

"Talih bize huzur değil, felaket getirdi"

Milli Piyango’nun 1990 yılbaşı çekilişinde 1 milyar 250 milyon lira kazanan Adanalı Cem Postacı, paranın kendisine aradığı huzuru vermediğini söyledi. 1996’da oğlunu trafik kazasında kaybeden Postacı, "Talih kuşu bize huzur değil, felaket getirdi" diyor. Oğlunu kaybettikten sonra bir daha bilet almamaya karar veren talihli, kendisine çıkan paranın hayırlı olmadığını dile getiriyor. Kazandığı ikramiyeyle emlak işine giren Postacı, bir süre sonra iflas etmiş. İşlerinin bir dönem çok iyi gittiğini, hiç tanımadığı kişilerin akraba olarak karşısına çıktığını anlatan Postacı, şimdi kimsenin kendisine yardıma yanaşmadığını vurguluyor. Postacı, "Para mutluluk getirmiyor, yuvam dağıldı, toparlamak için varımı yoğumu harcadım. Eşim beni terk etti. Şimdi bir otomobilim, evim ve emekli maaşım var. Keşke o bileti almasaydım da o para çıkmasaydı." diyor.

"Eşime kalmasın diye hepsini harcadım"

53 yaşındaki Mustafa Savgan'ın macerası ise çiçekçi bir kadının kendisine 2 lira harçlık vermesiyle başlıyor. Bu parayla piyango bileti alan Savgan, 1978 yılında 10 bin lira ikramiye kazandı. Savgan, eşinden ayrılmak istedi ama ayrılamadı. "Paralar eşime kalmasın diye harcamaya başladım.150 memurun maaşını 2 ayda yiyordum. Lokantalarda ödediğim hesabın 5-6 katını bahşiş olarak bırakıyordum. Sonunda paraları tükettim. Evlenirken karıma aldığım 1 kilo altını da sattım, harcadım. Eşimi de annesinin yanına gönderdim, evdeki bütün eşyaları satıp tekrar İstanbul'a döndüm. Yıl 1985'ti. Cağaloğlu’nda bir handa hem gece bekçiliği, hem de ayakkabı boyacılığı yapmaya başladım. Eşimin açtığı dava sonucu boşandım. Sevgi olmadan para bir işe yaramıyor. Hayatımda biri yok, sevgisizim ama huzurluyum" diyerek ibretlik hikâyesini paylaşıyor.

Kızı evi terk etmiş

1984 yılında aldığı bilete 7 milyon lira isabet eden Orhan Ulusoy'un huzur içindeki hayatı ancak 3 sene sürebilmiş. İşleri ters gittiği için kızı evi terk etmiş. Oto yedek parça dükkânı bulunan ve minibüsçülükle uğraşan Ulusoy, paranın eline geçmesiyle kendisinden para isteyenlerin sayısının da arttığını belirtti. Çıkan parayı soğan ve fasulye işine harcayan Ulusoy, üst üste 3 yıl istediği kazancı elde edemeyince iflas etti. 4'ü erkek 8 çocuğu olan Ulusoy, “Hiç rahat bir yaşantım olmadı; bir arkadaşım ‘bu para sana felaket getirir’ demişti, dediği çıktı. Bir kızım evi terk etmişti. Uzun aramalardan sonra buldum. Bana para çıktığını duyanlar hep bir beklenti içinde oldular. En yakınımdan en uzağıma kadar hep bir şeyler bekliyorlardı. Başlangıcında psikolojim alt üst olmuştu." diyor.

"70 milyonun âhı var"

Evli ve 3 çocuk babası olan Nusrettin Çınar'a da Turhal'da Milli Piyango’dan 6 milyar lira çıktı. Önce yurt dışına giden Çınar, otobüs alarak Turhal'a şehirlerarası otobüs şirketi kurdu. İşleri iyi gitmeyen Çınar, 1995 yılında iflas etti. Çınar yaşadığı olayları şöyle anlatıyor: "Sefa kısa sürdü. 70 milyon kişinin verdiği biletlerden bir iki kişi yararlanırsa böyle olur. Hepsinin âhı var üstünde, hayrı olmaz. Sonradan araştırdım, kimseye hayır getirmemiş."

Şimdi işsiz olan ve emekliliğinin planlarını yapan Çınar, artık Milli Piyango bileti satın almıyor.

"Para beni perişan etti"

Ali Atıcı, çay ocağı işletirken 2004’te sayısal lotodan 543 bin YTL kazanır. Parayı aldıktan sonra memleketi Erzincan'a yerleşen Atıcı, boşandığı eşi ve çocuklarını İsviçre'ye gönderir ve ikinci evliliğini yapar, ancak ondan da ayrılmaya karar verir. Atıcı, Doğu Beyazıd'a gidip, 14 yaşındaki A.K.'yi başlık parasını verip evine götürür. Gelişen olaylar zincirinde A.K. babası Arif K.'ya teslim edilir. Ali Atıcı'nın pişmanlık dolu sözleri ise şöyle: "Hayal edemeyeceğim kadar zengin oldum, ama hayatım da alt üst oldu. Huzurum kaçtı. Geceleri gözüme uyku girmez oldu. Lotodan çıkan para beni perişan etti."

İşte aynı şekilde başlayan ve yine aynı şekilde son bulan hayat hikâyeleri... Belki birbirlerinin değil yüzünü, adını bile duymamış birçok insanın aynı dertlere gebe olduğu sabahlar... Uykusuz geçen geceler, gözlerini kırpmadan sabah eden birçok insanın paylaştığı aynı kader... Her şeyin aynı olduğu bu süreçte ağızlarından çıkan cümle de aynı oluyor: "Çok pişmanım!"

İşte Dünyaya ne amaçla geldiğinin, bilincinde olamayan insanlar, Aradıkları mutluluğu kendisini yaratanı bulup ona kul olarak özgürleşebilselerdi, Kendilerini Kadına paraya mala makama bağımlılıktan kurtararak orta bir yol tutturup hem dünya hayatının mutluluğunu hem de ahiret hayatının mutluluğunu  inşa etseydi pişman olmak yerine mutluluğu ilelebet sürdürseydi güzel olmaz mıydı?

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN ANAMUR