9 Ağustos 2009 Pazar

MELEK ,İBLİS ŞEYTAN CİN!



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Kuran'da geçen kelimelerin ne anlama geldiği anlaşılamazsa, Onunla ilgili ayetler ve konular da anlaşılamaz. Önce Yılarca Kuran'da geçen kelimelerin ne anlama geldiği, Kuran'ın dışındaki yerlerde aranmış, ve bulunamayınca da yanlış din ve yanlış yaşam ortaya çıkmıştır. Önce kelimeleri Kuran'da arayarak ne anlama geldiğini doğru bir şekilde anlayabilirsek, artık onları anlamak kolaylaşacaktır. 

Kuran'da, Ali Bulaç beyin tercümesine baktığımız zaman, 93 Yerde melek, 84 yerde şeytan, 12 yerde de iblis kelimesi geçmektedir. Şunu iyi bilmek gerekir ki, Kuran'da geçen hiç bir kelime hiç bir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Bir kelime başka cümleler içinde başka şeyleri ifade etmek için kullanılmış ama kesinlikle aynı kelime başka kelimenin yerine kullanılmamıştır. 

Şeytan ile iblis kelimesinin ne anlama geldiğini ve aralarında fark olup olmadığını sorduğum zaman bunları tanımlayan bir tanesine rastlayamadım. Şimdi genel olarak, melek, iblis, şeytan ve bununla ilgili âdem, eşi takva cennet cehennem kelimeleri mutlaka geçecektir. bir bütünlük içerisinde işleyerek onların ne anlama geldiğini Kuran'dan anlayarak  ortaya koymaya  çalışalım.

2/30- Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim" dedi.

Bu Ayet üzerinde derin detaylı bir şekilde düşündüğümüz zaman, Kainatta İki Ana çatıyı oluşturan varlık olduğu anlaşılıyor. Birisi kâinata hâkim olan ve halife adıyla kâinattaki bütün varlıklara hükmedebilen, secde edilmeye layık görülen Âdemoğludur. Diğer yaratılan varlıklar ise İnsanın fiziki psikolojik yapısı da dâhil olmak üzere Allah'ın insanların dışında  insanların hizmetine sunduğu bütün varlıkların adıdır. 

76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.

11/7- O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkâr edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" derler.

Allah kâinatı, bu günkü bilim adamlarının anlattıklarına göre yaratılışından bu tarafa on beş milyar yıl geçtiği tahmin edilmektedir. İşte Allah kâinatta insanoğlunun Yaşayabileceği ortamı hazırlayarak ve kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlunun hizmetine sunarak onları denemeye tabi tutmak için emrine amade kılmaktadır. Yani Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlu için yarattığını söylüyor.

45/13- Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.

Allah insanları yaratmadan önce insanoğlunun yaşayabileceği ortamı hazırlayarak, Yerleri Gökleri hayvanları bitkileri suyu yaratarak insanoğlunun emrine amade kılmıştır. Dilediği gibi özgür olarak düşünme ve yaşama hakkı ona aittir. Ama İnsanları ve insanların emrine amade kıldığı bütün varlıkları da yaratan bir varlık olduğunu düşünmesi için onu diğer varlıklardan ayırarak, farklılık vererek, kendisini tanımasını ona yaratılmış olan varlıkların hiç birisini ortak etmemesini isteyerek denemeye tabi tutmuştur. İşte Kuran'da lisanı haliyle konuşturduğu varlıkları bize tanıtarak, işaretler vermektedir.

2/31- Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin" dedi. 

Daha önce de söylediğimiz gibi Kuran, olayları sanatsal bir anlatım tarzıyla anlatmıştır. İsimleri âdeme öğrettik ifadesiyle insanoğlunun var oluşuyla başlayan teknolojik başlangıcı, insanoğlunun ömrünün bitişine kadar, devam edecek olan bilgi öğretilmesini bir çırpıda anlatarak geçmişi anı ve geleceği aynı anda kullanma sanatı yaparak tanımlamaktadır. Bir taraftan Kuran böyle bir ifade kullanarak, Meleklerle âdemin farklılığını aralayarak. Bir taraftan da her ikisinin tanımını yapıp , onların ne anlama geldiğini insanlara öğretmektedir.

2/32- Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın."

Âdem kelimesi ile melek kelimesini biri birinden ayırarak, İsimlerin hepsinin öğretildiği bir varlık olarak tanımlanan varlığın Akıl Ve iradesiyle meleklerden ayrıldığını meleklerin bildiklerinin sınırlı olduğunu ama ademin bilgisini geneli kaplayarak hepsi ile ilgili bilgi verildiği, anlatılmaktadır. 

Meleklerin tanımını lisanı haliyle tanımlarken,

” Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. “ 

Ama insanoğlu hem melekler hem de kendisi için araştırdıkça inceledikçe Allah bilmediğini insanlara öğretmektedir. İnsanoğlu bir taraftan kâinattaki varlıkları inceleyerek, onlar arasındaki ayrılıkları ve beraberlikleri tahlil ederek karmaşık olan bilgileri çözerek kendisine, bulunmuş olduğu malzemelerle yeni yeni buluşlar yaparak hayatı kolaylaştırmaktadırlar. 

Melekler ise hepsine ait kendilerine özgü bir bilgileri olduğunu onlarda akıl olmadığını bu sebeple de imtihan da olmadığını izah ederek. İnsanoğluna yaratılmış alan bütün varlıkları incelediklerinde onlardan kendilerine ait bilgi alabileceklerini ima ederek onlardan insanlara yol öğretmeyi de anlatmak istemiştir.

5/ 31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu.

Asıl burada anlatılmak istenen karganın nasıl leşi gömmeyi öğretmesinden ziyade, yaratılmış olan insanoğlunun emrine verdiği yaratıklardan yararlanmaya onların bilgilerinden istifade etmeyi anlatmaktadır. Her varlık Allah tarafından kendilerine özgü bir takım yanılgıya düşürmeyecek derecede bilgi donanımıyla yükleyerek insanların kendilerine yönelmesi ile bu bilgileri cimrilik yapmadan onlara vermektedirler. 

İşte meleklerin kendilerine ait bildikleri bilgiler budur, Bir portakal ağacının kendine has bilgi donanımıyla insanlara bir portakal meyvesi sunması, bir domates fidesinin kendi bilgi donanımıyla kendilerine has tad gıda ve özellikleriyle insana domates sunması veya bir kalbin kendine has bilgi donanımı ile insanlara hem bilgi vermesi hem de kedilerine has bilgilerle insanı hayrete düşüren çalışmalarıyla kendine ait görevleri yapıp durmaktadırlar.

2/ 33- (Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim."

İşte Allah Âdemoğluna akıl vererek onları diğer yaratıklardan ayırıp, hem kendisine ait bilgileri sorgulayıp bilgi edinmekte hem de kendisi dışındaki varlıkları deneme yanılma metotlarıyla düşünerek sorgulayarak onlar arasında bilgi ağını kurarak yeni yeni bilgiler edinmektedirler. Bir Domates hakkında bilgi, yaratılmış olan insanın dışındaki varlıklardan, kendisi dışında hiçbir varlığın haberi yoktur. 

Domates karpuzdan karpuz da domatesten habersiz olarak kendilerine ait bilgilerle insanoğluna secde etmektedirler. Ama insan kâinattaki yaratılmış olan bütün varlıklardan bilgi edinerek eşyanın esrarını çözmeye aday olarak, bir kar topunun yuvarlandıkça büyüyüşü gibi büyüyüp durmaktadır.

İşte Ademin isimleriyle haber vermesi Allah'ın insanlara vermiş olduğu akıl ve iradesiyle esrarı çözerek gün yüzüne çıkarmıştır. İnsan ilk yaratılışta bilgisi sıfır idi. işte onun bilgisi sorup sorguladıkça genişlemektedir. Tarihin bu güne kadar aktarmış olduğu belgeler insanoğlunun gün geçtikçe bilgi ve teknolojide ilerleyerek, her anın bir önceki ana göre daha ilerde olduğu bir gerçektir. 

Zamanımızdan yirmi yıl, elli yıl ve daha geriye doğru gittikçe ne kadar ilerleme kaydedildiği bir gözlenmektedir. Yazının bile zamanımızdan beş bin yıl kadar önce icat edildiği halde daha önceleri yazının kullanılmadığı insanoğlunun ilerleme kaydettiğine belge teşkil etmektedir. Daha önce yaşayan insanların binek olarak kullandıkları sadece doğada hazır olan at eşek deve fil gibi hayvanlar varken, şimdi cansız varlıkların konuşturularak insanların hizmetine sunulması bir ilerlemenin mesafe kat etmenin işaretlerindendir. 

Ama insanoğlunun dışındaki varlıklarda böyle bir ilerleme yoktur.Onların yaratılışla beraber ne ile kodlanmış iseler,  O bilgiler dışında bir bilgileri yoktur.  Arının bal yapması tavuğun yumurta üretmesi maymunların kendilerine ait bilgiler dışında bilgileri yoktur. Onlara verilen görev dışında bir ilerleme yapamadıkları bir gerçektir. İşte insanoğlu diğer yaratıklardan bu farklılığı ile ayrılarak. Halife konumuna yükselmişlerdir.

2/34- Ve meleklere: "Âdem’e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.

Meleklerle insanoğlunun farklılıklarını Allah lisanı haliyle konuşturup anlattıktan sonra meleklerin yaratılışının âdemin yaratılışına göre daha basit yaratıldığını izah ederek. Meleklerin âdemin vermiş olduğu emirler karşısında boyun eğmesi gerektiğini istemiştir. Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkların âdem ne isterse onlara kucak açmaları gerektiğini onlar ister Müslüman isterse Müslüman olmasın dünya hayatında onların emirleri karşısında boyun eğmeleri gerektiğini anlattıktan sonra. Hepsi istisnasız âdeme secde ettiklerini bildirmektedir. 

Şimdiye kadar hikâyeler ve masallarda anlatılan şeytan ve iblis kavramı Kuran'da anlatıldığı gibi olmadığı meleklerin iblis veya şeytan meleklerin hocası değil, fakat sadece iblis kavramını melek kelimesinden ayırmadan, sadece görev farklılığı bakımından diğerlerinden farklılaşarak insanı mucura kaptırmakla sadece teklif sunma görevi ile, diğer meleklerden ayrılmıştır. 

İblis: İnsanların inkara isyana kötülükleri kibirli olmayı fuhşu zulmetmeyi teklif sunmakla görevli olan bir melektir. Diğer melekler takva olgusu hariç insan ister küfür yolunda isterse hak yolunda giderlerse gittikleri yönde hizmet sunan varlıklardır.

Yani görevi insana teklif sunmak, ama diğer meleklerde kötülüğe gitmek için teklif sunma değil sadece kötülüğe ve iyiliğe giden insanın emrine amade olmak la iblis ten ayrılmaktadır. Öyleyse İblis meleklerin hocası değil insanda, başka bir boyutla insanların emrindendir. Yani insanları yoldan çıkarmakla görevli bir melektir.

2/35- Ve dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."

İnsanlar yaratılış olarak daha öncede bahsettiğim gibi, Bütün kâinattaki varlıkların Halifesi olmakla onlardan ayrılırken, bir de kendisini denemeye tabi tutan yerleri ve gökleri yaratan Allah'ı tanımak ve ona kulluk etmekle sorumlu bir varlıktır. Kâinat içerisindeki bütün var olan her şeyi onun emrine boyun eğdirirken, insanın da boyun eğeceği bir varlığı bulup ona teslim olması onun adına yaşaması hayatının kurallarını onun koyduğu kurallar içerisine uydurulması, istemektedir.

Bilindiği gibi insan diğer yaratıklardan düşünme akletme ve yaptığı her işi sorup sorgulayıp, bir disiplin içerisinde kendisini nefsin azgın isteklerine boyun eğmeden, Allah’a kulluk ve ibadet yapmakla sorumlu bir varlıktır.

Ayette ifade edilen

” Ve dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” 

Bu ifade insanı hayatının nerede neler yapması, nerede neler yapmaması gerektiğini sınırlamakta ve onlara bir sorumluluk yüklemektedir. İnsan bilindiği gibi diğer yaratıklardan biri de, iyiye ve kötüye gide bilme eğilimiyle ayrılmaktadırlar. İşte Burada kötüye gidebilecek ve iyiye gidebilecek her iki dürtünün insana verildiğini Ve kötülüklerden gelen teklifi dinlememesini ama iyiliklerden gelen teklifleri yapmaları istemektedir.  

İnsan her iki yöne de eğilimli olarak yaratılmış bir varlık olmakla nötr bir varlık konumuna gelmektedir. Bir başka deyişle değişik yollara gidebilmenin ve insan sıfatlarını oluşturacak malzemenin ham maddesini oluşturmaktadır. Kuran'ın bu Anlattıklarına psikoloji ilmi de katılmaktadır. Kuran insandaki iki yöne gidebilme eğilimini takva ve fısk ve fücurla açıklarken.

91/ 8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (Andolsun). 

İnsanın nasıl, kendisini arındıramadığında nefsin azgın tutkularına kendisini kaptırdığı zaman başına birçok felaketler geliyorsa. Kendisini arındırmış olan insanlar da tamamen bunun zıttı olan iyilikler karşılığını almaktadır. Kuran bunu böyle açıklarken psikoloji ilmi de içimizdeki çocuk ve baba veya alt ben üst ben kavramlarıyla açıklamıştır. 

İşte İnsanlara Allah'ın, vermiş olduğu büyük mucizelerden birisidir. Kuran'da geçen, ”Şu ağaca yaklaşmayın” İfadesini kullanırken bazı müfessirlerin söylediği gibi elma buğday ağacı değil, Allah'ın yasaklamış olduğu pis ve murdar olan bütün yiyecekler ve haramlardır. Âdem ve eşini Kuran'ın cennetten çıkması diye isimlendirdiği gerçek anlamında olan cennet değil, insanın günahsız bir ortamdan şeytanın kandırarak günah işleme ortamına girmesi anlamında tanımlamasıdır. Yeryüzünde belirli bir vakte kadar denenme aşamasına geçilmesi anlamında kullanılmıştır.

Buraya kadar Allah Her şeyi insanoğlu için yarattığını vurgularken yaratılmış olanların bazıları insanoğluna zarar olduğunu ve ondan kaçınmasını, bazılarının ise insanoğlu için yararlı olduğunu, ondan da istifade etmesi gerektiği anlatılmaktadır. İşte İnsanın Asıl Görevi kendisinin öz benliğine yerleştirilmiş olan fısk ve fücurun insanı yasaklanan şeylerden tatması istenmekle, Bir de ona eğilim göstermeyi engelleyen takvanın var olmasıyla, iki zıt isteğin çarpışması asıl insanın denenmeye tabi tutulmasının nedenini oluşturmaktadır.

2/2/36- Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik.

Âdem ve eşi günahsız bir ortamdan, bir baka deyişle çocukluk çağından erginlik çağına diğer her insanda olduğu gibi bir geçiş dönemini anlatmaktadır. Günahlı bir ortama, iblisin teklifi sonucunda düşmüşlerdi. 

İblis, yani insandaki fısk ve fücur, Âdem ve eşini Allah’ın yasak ettiklerini yapmalarına teşvik etmesi ve onların bu yanlışı bile bile yapmaları sonucunda. Artık günah işleyen bir konuma düşmesine sebep olmuşlardı. Aslında adem ve eşi bu yaptıkları yanlışlığın farkındaydı ve pişman olmuşlardı.

2/37- Derken Âdem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

İşte adem ve eşinin bu pişmanlık duyması neticesinde Tövbe etmeleri yapılan bu yanlışlıktan dönmeleri Ademin tam anlamıyla varlığı şekillenmiş ve dünya sahnesinde denenmek için kendine uygun verilmiş olan rolün aktör ve aktrist haline dönüşmüştü.

Karmaşık olan Melek İblis şeytan kelimelerini ayrı konularda misaller vererek tanımlamak gerekirse. Kâinatta ana çatı olarak iki varlık olduğu anlaşılmaktadır. Birisi Âdemoğlu şemsiyesi altındaki insanlardır. Bunlar nötr bir insanın takva yolunda ve fısk yolunda yürüyüp şekillenmesi Sonucunda sıfat kazanarak isimler almaktadır.

2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.

51/56- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.

İki Ayette hepsi insan olduğu halde, insanların yaşam biçimlerine renklerine dinlerine göre cinslerine sıfatlaşarak isim alması olarak anlatıldığı halde, İnsanlar sanki bu kelimeleri insanlardan ayrı bir varlık olarak algıladıklarından dolayı konuyu anlamada güçlük çekmişlerdir. Şirk Koşanlar, Kuran'da Puta tapıcıları, Yahudi olanlar da ehli kitap olanları, insan da nötr bir halde iki yoldan hiç birini tercih etmemiş kişilerin adıdır.

Sanki ayrı ayrı yaratıklar olduğu tahmin edilmiştir. Öyleyse Âdem şemsiyesi altına giren, insan, şeytan, cin, Yahudi, kâfir, Müslüman, münafık vs. isimlerin hepsi insandan sıfat alması sonucu isimler almasıdır.  Cin insan, veya cin gibi insan, kâfir insan, şeytan insan, münafık insan, olarak tanımlanmaktadırlar. 

Bu sebeple Şeytan tanımını, iblisin insana vesvese vererek yoldan çıkmış ve günahlarda ısrar etmesi sonucunda insanın yoldan çıkmış, geriye dönüşü mümkün olmayan insanın adıdır. Yoksa şeytan, insanın dışında bir varlık değildir. Şeytan olan insanlar kendisine meyyal olan insanları kandırmaktadırlar.

2/14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz." 

Ayette dikkat edildiği zaman münafık olan birisinin tablosunu çizerken, o kâfir olduğu halde Müslümanlar içerisinde sanki Müslüman olan insan gibi bir görünüm sergilemekte kendi gibi düşünenlerin yanına geldiğinde ise biz Müslüman olanlarla alay ettik sözüyle, kendi kimliğini tanıtmaktadır.

İblis kelimesiyle şeytan kelimesinin aynı olduğu inancında olanlar kesinlikle yanılmaktadırlar. İblis Ateşten yaratılmış şeytan ise insan konumuna girdiğinden dolayı topraktan yaratılmıştır.

7/11- Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Âdem’e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.

7/12- (Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."

7/13- (Allah:) "Öyleyse oradan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin."

Yine bu ayetlerde konuşturulan varlıklar lisanı halleriyle kendilerini tanımlamaktadırlar. İnsanların dışındaki kâinatta yaratılmış olan hiç bir varlık ,verilmiş olan göreve itiraz etmezler. İblisi tarif ederken insanı saptırmakla görevli bir varlık olarak tanımlamıştık. O ateşten yaratılmış ve kıyametin sonuna kadar Allah'tan yaşama süresi almıştır.

7/14- O da: "(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)" dedi. 

Yine iblis lisanı haliyle konuşturuluyor. Burada iblis Allah'tan süre istese de istemese de her insanda var olan bir olgudur. Onun İnsanların diriltilip kaldırılacağı güne kadar süre istemesi onun zaten süreli olduğunu sanat yaparak kuran anlatmaktadır. Her insanda var olan bir olgu ise kendisinden sonra gelecek olan nesillere genetik miras olarak aktarılıp durmaktadır. Bu da insanlığını sonuna kadar da devam edecektir.

7/15- (Allah:) "Sen gözlenip-ertelenenlerdensin" dedi. 

Ben insanlara sorduğum zaman iblis canlı mı cansız mı diye sorarken bazıları canlı bazıları da cansız demişlerdi. O zaman iblis insanlardan insanlara aktarılarak ebediliğini sürdüren ve her insan yaşadıkça onda var olduğunun bir kanıtıdır. İblis adam değildir ama adamın içerisinde adam olmayı tamamlayan bir olgudur.

7/16- Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım."

7/17- "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."

7/18- (Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım."

7/19- Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.

Ayetlerde imtihana tabi tutulan insanı doğru yolda yürümesini engellemek için ne tuzaklar beklemektedir.

7/20- Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir."

Dikkatlice incelendiği zaman iblis Allah'tan süre istemişti ve insanların diriltilip hesaba çekilecekleri güne kadar da süre verilmişti. İnsanlar da iblis gibi bir yaratık olmuş olsaydı onlara da süre verilip yaşayacaklardı. Âdem ve eşine vesvese verirken

” Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir." 

İşte haramı tatmakla günah işleme olayı gündeme geliyor. Ve cennetlik olan Âdem ve eşi günahsız ortamda yaşamayı ihlal ederek günah işleyen bir ortama gelerek haramla tanışıyorlar. Yoksa haramı tatmayacak bir şekilde yaratılmış olsalardı onlarda melek olurlardı. Ve günah işlemezlerdi.

Kuran’da iblisin ateşten yaratıldığını, ve cinlerden olduğunu söylediği zaman, sanki cinlerin de ateşten yaratıldığına dair bir kanaat oluşmaktadır. Cinlerin Kuran'da Ateşten yaratıldığına dair hiçbir ayet olmadığı gibi, Bazılarının tanımladığı görünmeyen varlıklar da değillerdir. Onlar da insandır. insanlar nasıl topraktan yaratılmışlarsa cinler de topraktan yaratılmışlardır. Kuranda iblis cinlerdendi ifadesi kelimenin başka bir konu ile ilgili yere konmasından kaynaklanmaktadır.

18/ 50- Hani meleklere: "Âdem’e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.

Bilindiği gibi cinlerde eylem bakımında Allah'a ibadet ve kulluk yapmayan  Tercihini iblisin teklifleri yönünde yapan ve yaşayan insanların genel adıdır. İblis kelimesi bilindiği gibi İnsana yanlış yapmayı teklif etmekle büyük bir haksızlık yapmıştı. Asıl İnsan Yaratılırken Allah'ın rabliğini kabul etmiş ona boyun eğmekle yükümlü olduğunu söylemişti. bir başka ifadeyle söz vermişti.

7/ 172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimizsin), şahit olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir. 

İnsan yaratılırken Allah'ı tanımak ve ona kulluk yapma eğiliminde yaratılmıştı. İşte iblisin Allah'a kulluk ve ibadet etmek için yarattığı insanı sözünden caydırmak istemekle hakkı olmayan bir davranışı yapmıştı. İşte Allah onun için huzurundan kovmuş onun yaptıkları hiçbir sözü onaylamamıştır. 

O bakımdan da o insanın yaratılış gayesine uygun hareket etmeyi engellemek istemekle de, Rab yolundan sapan insanların yaşam ağacını temsil ettiğinden dolayı  Allah "İblis cinlerdendi" ifadesi kullanmıştır. Yani insanın Yaratılıştaki vermiş olduğu söze muhalefet etmekle Rab yolundan sapmış yabancılaşmış olan insanların yolunu temsil ediyordu.

İşte ayette “İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi,” İfadesiyle söylediklerimizi onaylamaktadır. Öyleyse Kuran Bütünlüğü içerisinde Kâinattaki varlıkların bazı önemli olanların isimlerinin ne anlama geldiğini Kuran'dan karşılığını vermeye çalışalım.

Halife: Allah adına dünyada iş gören Kâinatta yaratılmış olan bütün yaratıklara hükmedebilen insanoğlunun Adıdır.

Âdem: İnsan neslinin kökünü temelini oluşturan, kadını erkeği cini şeytanı renkleri dinleri ne olursa olsun bütün insanların genel adıdır.

Melek: İnsanın fiziki psikolojik yapısı da dâhil olmak üzere insanın dışındaki insanların emrine amade olmak için yaratılmış bütün yaratıkların genel adıdır. 

İblis: İnsan öz yapısında var olan İnsanı yaratılıştaki vermiş olduğu"Rabbim Allah'tır" sözünden saptırmayı teklif sunmakla görevli bir melektir. 

Şeytan: İblisin tekliflerinin   ilke haline gelmesi, ve bu teklifleri kabul eden insanların bağımlılık kazanarak griye dönüşü mümkün olmayan yola hale giren insanların adıdır. 

Takva: İnsanı yaratılışta verdiği sözün arkasında durmayı teklif sunan, iblisin tekliflerine karşı insanı uyarmakla görevli bir melektir.

Akıl: İnsan hangi yola giderse o yolda insanı başarılı kılmak için insanın hizmetinde olan bir melektir.

Cin: İnsanın yaratılışta vermiş olduğu  "Rabbim Allahtır" sözden cayarak, dünya yaşamında iblis ağacından nemalanan rab yolu dışında olan insanların genel adıdır. Kurana göre Ehli- kitap ve müşrik olanlar cin tanımlamasının içerisine girmektedirler.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN-ANAMUR





29 Temmuz 2009 Çarşamba

KURANDA RESÛL NEBİ KAVRAMLARI NEDİR?



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Kuran'da Geçen hiçbir kelime hiçbir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Genelde İslam toplumlarında yanlış algılanan birisi de resul ve nebi kelimelerinin ne anlama geldiğidir. Kuran'dan ayetler ışığında Resul nebi ve elçi kelimeleri ne anlama geliyor. Onu tahlil etmeye çalışalım inşallah.


NEBİ: Allah ile direk vahye muhatap olan bizim anladığımız anlamda peygamberler için kullanılmış bir kelimedir. Peygamberleri diğer insanlardan ayıran en önemli özellik insanlarla Allah arasında doğru bir yolun ortaya konulabilmesi için vahiy kontrolünde hareket etmesidir. Yani yanıldıkları zaman düzeltilmelidir. İşte bu anlayışı kabul edenlere Kuran mümin ifadesini kullanmıştır.

7/157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.


Görüldüğü gibi vahye direkt muhatap olan peygamberler, hem kendilerinden önceki peygamberleri tasdik etmişler ve kendilerinden sonra gelecek peygamberleri de müjdelemişlerdir. Bu Olay Allah'tan gelen mesajların toplumlardan toplumlara biri bir biri birleriyle uyumlu aynı dinin aynı misyonun tevhit Çizgisinde bütünsel evrensel bir anlayışla devamlılığını sağlamıştır.

61/6- Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrail oğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmet" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler. 

İnsanların iman etmelerini engelleyen Onlarda kendilerine göre olağan üstü bir hal olmayışıdır. Dünya hayatında kral olan birisi zengin olmayan, pazarlarda alışveriş yapan, yer yer su bulamayan acıkan sıkıntı çeken borçlanan birisi gelsin, Ben sizin için Allah'tan gönderilmiş bir nebi ve resulüm desin, onlar da inansınlar. Bu olay çok zor olan bir şeydir. Kuran'ın da tarif ettiği gibi, onları diğer insanlardan ayıran tek özellik Allah ile direk muhatap olmasıydı. Bu direk muhataplığı da getirmiş oldukları insanların toplanıp da bir araya gelseler meydana getiremeyecekleri kitap ve ya sure idi.


2/23- Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)’dan şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın. 

Bu Kitap gökten bir mucize olarak elle tutulur gözle görülür bir halde insanların önlerine konmadı. Bu Kitap Allah resulüne Allah'ın yirmi üç yıllık bir süreç içerisinde yaşanan bir hayatın peygamber de içinde olduğu halde iman edenlerle birlikte oluşan yaşam biçimini vahiylerle şekillendirilmesiydi.

25/5- Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır."

Allah'tan gelen vahiyler sır kâtibine yazdırılıp bir taraftan ezberleniyor bir taraftan da deriler ve kemikler üzerine yazılıp saklanıyordu. İşte diğer peygamberler döneminde yazı kültürü ve sanatının geliş meyişi nedeniyle Allah'tan gelen vahiyler peygamberler ölünce yeni bir peygamberle korunuyordu. Ve tazeleniyordu. Yazı kültürü ve sanatının gelişmesiyle peygamberlik dönemi kapanmış, her bir örnekten bir örnek ve hiç bir eksiğin bırakılmadığı yazılıp belgelenmiş ve insanlar eliyle korunmuş ve korunacak olan  Kuran  gibi bir kitap yerini almıştır.

İşte Kuranı biz indirdik onu koruyacak olanda biziz ayetinin sırrı burada yatmaktadır.

6/91- Onlar: "Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kâğıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki: "Allah." Sonra onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında' oyalanıp-dursunlar. 

İşte Kuran'ın gelişine iman etmeyenler, Peygamberlik olayını kabul etmeyenlerdir. Yani Allah insanlar arasından bir tanesini kendisine nebi ve resul olarak seçecek ve onların ellerinde vahiylerden başka bir belge de olmayacak, insanlar da buna iman edecek. Ancak akıl endenler, bunu kavrayabilir. İşte, İman edenlerin sayısı bu sebepten çok azı oluşturmaktadır. Kâfir olanlar bu olaya inanmamaktadırlar.

2/97- De ki: "Cibril'e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O’dur.

Bazıları bu ayeti çok yanlış anlamaktadırlar. Allah insanlara elçi olarak peygamberler gönderiyor. Bu gönderilen peygamberler, öyle ya da böyle vahiy ile muhatap oluyor. İşte buradaki kâfir olanların inanmadıkları olay Allah'ın insanlardan dilediklerine vahiy gönderip  nebi ve resul  seçmesi olayıdır. Cibril burada Allah'ın vahiyle diyalog kurup inananlara yol göstermesi olayıdır. Bir başka ifadeyle Allah'ın nebilerle konuşma olayının olgusunun adıdır.

İşte Kendilerine arkadaş olarak kabullendikleri Muhammet ne zaman ben Allah'tan gönderilmiş nebi ve resulüyüm. Allah bana vah yediyor dediği zaman Mekke müşrikleri Düşman kesilmeye başladılar.

53/2- Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.

3- O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

4- O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.

5- Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.

İşte bu ayetler Muhammedül emin dedikleri sahiplendikleri arkadaşını Allahtan gelen vahiyleri onlara aktardığı zaman terk etmeye başlıyorlar. Ve bir düşmanlık oluşmaya başlıyor. Aynı Olay bir başka surede işlenmektedir.

81/19- Şüphesiz o (Kur'an), üstün onur sahibi bir elçinin gerçekten (Allah'tan getirdiği) sözüdür;

20- (Bu elçi,) Bir güç sahibidir, arşın sahibi Katında şereflidir.

21- Ona itaat edilir, sonra güvenilirdir.

22- Sizin sahibiniz bir deli değildir.

23- Andolsun o (peygamber), onu apaçık bir ufukta görmüştür.

24- O, gayb (haberlerin)e karşı (söylediklerinden dolayı) suçlanamaz (ya da cimrilikte bulunup kıskançlık yapmaz.)

25- O (Kur'an) da kovulmuş şeytanın sözü değildir.

26- Şu halde, siz nereye kaçıp-gidiyorsunuz?

27- O (Kur'an), âlemler için yalnızca bir zikirdir;

81/28- Sizden dosdoğru bir yön (istikamet) tutturmak dileyenler için.

Demek ki peygamberleri diğer insanlardan ayıran özellik onlara Allah'tan vahiy gelip insanlarla Allah arasında elçi oluşlarıdır. Diğer insanlardan herhangi birisi kalkıp da peygamber anlamında vahiy geldi diye söylerse onlar zalim olarak adlandırılıyorlar.

6/93- Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen.

Bazı Kuran okuyucularından kendilerinin de peygamber olabileceğini Kuran'ın veya Kuran'dan önce gelen kitapların peygamberlerin takva duygusunun bir yansıması olduğunu söylemektedir. Evet Kainatta yaratılmış olan bütün varlıklara vahiy gelmektedir. Ama peygambere gelen vahiylerde ayrı bir özellik vardır. Yani peygambere gelen vahiylerde şeytanın karıştırması olamaz.

16/68- Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin.

41/12- Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)'ın takdiridir.

28/7- Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu Biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik).

6/112- Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.

22/52- Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra Kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Görüldüğü gibi peygamberlere de şeytan musallat olmaktadır. Ama yanlış yaptıkları zaman onlar vahiylerle düzeltilmektedirler. Musa Peygamberin levhaları bırakarak kardeşi Harunun yakasından tutup kavminin sapmasını neden engellemedin diye sorgulaması,Hazreti Muhammet’i Ümmü mektuma karşı yüzünü kırıştırıp buruşturması, Veya Allah'ın Haram kıldığı bir şeyi Hanımlarının hatırı için helalleştirmesi Hazreti Nuh Peygamberin oğlunu kurtarmak için istekte bulunması örneklerden bir kaçıdır.

Bu Ayetlerden sonra Kuran'da geçen Resul kelimesi elçi nebi ve diğer insanlarla konumları tamamen farklıdır. Peygamberlerin söyledikleri iman edenler için tamamen kanun hükmündedir. Kesinlikle ona hiçbir müminin itiraz etme Hakkı yoktur. Muhalefet de etme hakları yoktur.

4/65- Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.

33/36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.

Her müminim diyen erkek ve kadın, peygamber herhangi bir konuda bir şey söylediği zaman ona muhalefet etme kalpten rahatsızlık duyma hakkı yoktur. Çünkü Onun söyledikleri Allah'ın söyledikleridir. Ona muhalefet Allah'a muhalefettir. Peygamber bu anlamda harpte devlet idaresinde veya vahye muhatap olan geneli ilgilendiren konularda. Vahiy çizgisinde hareket ederler. 

O vahiylerin dışında bir şey söyleyemez. Vahiylerin dışındaki konularda. Hangi konu ile ilgili bir mesele olacak olursa o konunun uzmanlarıyla istişare eder ve almış olduğu kararlara uyar. Yanlış karar ortaya çıkmışsa o zaman onu düzelten bir vahiy gelir.

3/159- Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.

Zikir ehli olanlar değişik konulardaki ilimleri Allah'ın ayetleridir. Onların o konu hakkındaki ortaya çıkardıkları kararlar. Vahiyle özdeşleşmişlerdir. Ama Peygamberler dışındaki ulül emirlerde böyle kesin bir teslimiyet yok şartlı bir teslimiyet vardır.

4/59- Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.

Allah'a İtaat nasıl olur.? Allah'ın vermiş olduğu emirleri yerine getirmekle olur. Allah'ın emirleri insanlara nasıl ulaşır. Resul aracılığıyla, o olmasa insanlar nasıl Allah'tan emir alacaklar.? Bu sorunun cevabı emir alamazlar. O zaman vahye inanmayanların yolları zan ve tahminlerden öteye gidemez.

Doğru sandıkları bazı şeylerin yanlış yanlış sandıkları bazı şeylerin doğru olabileceğini unutmamaları gerekmektedir. İşte peygamberler dışındaki ulül emirlere Allah'a ve resulüne uydukları zaman onlara itaat şartını koymaktadır. 

Onların hiçbir zaman yolda düzgün olarak sonuna kadar garantili değildir. Onlara ancak Allah'ın göndermiş olduğu vahiyler çizgisinde gittikleri sürece onlara itaat edilir. Şeytan ve dostları peşine eğilim göstererek yolunu kaybettikleri zaman onlara itaat şartı da ortadan kalkmaktadır. İşte Ayetteki sizden olan ifadesiyle onu anlatmaktadır. Bazılarının söylediği gibi şeytanın peşine takılan ulül emre itaaat Allah'a itaatsizlik olur.

RESUL (ELÇİ) Kuran'da geçen ayetleri dikkatlice incelediğimiz zaman nebi kelimesiyle elçi kelimesinin de farklılaştığını görmekteyiz. Peygamberlerin resullük görevleriyle peygamberin dışındaki insanların veya meleklerin elçilik görevleri arasında farklılıklar vardır.

2/143- Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.

Burada kullanılan  elçi kelimesi nebi ve resul anlamda olan anlamındadır. Allah'tan vahiy alan daha doğrusu vahye muhatap olan nebinin resullüğüdür. (elçi) İşte Allah elçi kelimesini getirmiş peygamber duvarına yerleştirerek ona itaat etmeyen ona gösterdiği hedefi kendisine hedef olarak seçmeyenleri seçenlerle ayırmak için kıble yaptık ifadesi kullanmaktadır. Kıble de bir anlamda yaşam biçiminin Allah adıyla kucaklaştığı dinin misyonun etrafında odaklanması gerektiği anlamında söylenmiştir.

Yani nebi haber getiren vahye muhatap olan demektir. Resul ise Allah'tan aldığı vahiyleri başkalarına ulaştıran anlamında olarak kullanılmıştır. her nebi bir resuldür ama her resul bir nebi değildir. Kuran'ın orijinal metninde peygamber  kelimesi geçmez peygamber kelimesi farsa bir kelimedir. Nebi kelimesinin karşılığı dilimizde tercüme edilmiştir elçi kelimesi de resul kelimesi orijinalinde resul olarak geçer.

2/151- Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik.

Allah ile insanlar arasında Allah'tan aldığı emirleri, Diğer insanlara iletme anlamındaki elçi nebi anlamındaki elçidir. Elçilik diğer insanlardan olduğu gibi insanların dışındaki varlıklardan da olabilir.

22/75- Allah, meleklerden elçiler seçer ve insanlardan da. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.

İnsanlardan hem nebi hem de resul seçer ama meleklerden sadece resul (elçi) olur. Çünkü meleklerde akıl ve irade yoktur onlar sadece verilen emre itaat ederler.

2/32- Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın."

2/34- Ve meleklere: "Adem’e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.

Daha önce de bahsettiğim gibi Melekler insanların emrine amade olmuş olan varlıklardır. Onlara ait bilgiler kodlanıp insanların emirlerine amade kılınmışlardır Onlar o kumandadan başka değillerdir. Onların elçiliği Yağmurları yağdırma, bahçeleri sulama, insanlara süt verme meyve verme Yani insanların yönelmelerine göre hizmet etmeleridir. 

Ama Onlardan Peygamber olmaz. Çünkü Peygamberler insanların içerisinden çıkar. İşte Peygamber anlamındaki  nebi ve resul 

Allah tarafından kontrol altına alınmış elçilerdir. Onlar hata yaptıkları zaman düzeltilmişlerdir. Melekler de kesinlikle kendilerine ait görevi yapmakta kusur işlemezler ama insanların peygamberler dışındaki insanlarda böyle bir haslet yoktur. Onlar hata yaparlar onların düzelticiler ellerinde belge varsa o da vahiy kitaplarıdır. Öyleyse Allah'ın insanlarla konuşmalarını bir ayetle izah edecek olursak!

42/51- Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vah yetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Buradaki Vahiy ile konuştuğu elçi peygamberlerdir. Onlar yanlış yaptıkları zaman yine vahiyle düzeltilirler, İkinci Olarak Allah'ın konuştukları Allah'ın düzeltilmiş bir beşerle insanlarla diyalog kuran elçi aracılığı ile konuşur. Bunlar yine elçilerle veya gönderilen  Kuran'la  düzeltilir. 

Bunlar elçilere iman edenlerdir. Üçüncü Olarak Allah'ın konuştukları da peygamber ve gönderilen vahiyleri kabul etmeyenler için konuşmasıdır. Bunlar da ilim adamlarının iman etmeyen insanlardır. İman etmeyenlerin esrarı çözmeleri Allah'ın vah yetmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır Bunu da gördüğünüz gibi Kuran perde arkası diye tanımlamıştır.

Hazreti Musa'nın etrafında toplanan on iki pınar diye sanatsal bir üslupla tanımladığı on iki havari onlar da on iki topluluk olarak elçilik yapmışlardı

7/160- Biz onları (İsrail oğulları’nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: "Asan'la taşa vur" diye vahdettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Hazreti Musa peygamber aracılığı ile diğer kavimler arasında elçilik yapanlar elçi aracılığı ile Allah ile konuşmaktadırlar.
Sonuç Olarak diyebiliriz ki Kuran nebi  kelimesini direk vahiylere muhatap olan peygamberler için kullanmıştır. Nebi olanlar bunlardır. Yani Allah'tan vahiy alarak insanlarla Allah arasında elçilik yapması nedeniyle onlar hakkında Allah nebi kelimesi kullanmıştır. Bu Manada  nebi ve resul  gelmesi sona ermiştir.

33/40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir. Ama Peygamber ve nebi kelimesinin kesilmesi ile Allah kullarına göndermiş olduğu vahiyleri mutlaka ulaştıracaktır. Çünkü Ulaştırmadı kavime ceza vermeyeceğini ve sorumlu olmayacağını söylemektedir.

17/15- Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz.

Artık peygamberlik ayeti nesh edilerek yerini Her örnekten bir örnek verilen ve insanlar için sorup da cevap alamadıkları, hiçbir eksiğin bırakılmadığı ve bozulmamış ve bozulmayacak olan korunmuş olan bir Kuran ile insanların yolları doğru olarak hedefine ulaştırılmak istenmiştir. 

İşte Bundan sonra nebi gelmeyeceğine göre Allah Kur'an'ı anlayıp, insanları Kur'an'la uyaran elçiler gönderecektir. Her Kur'an hakkında detaylı bir bilgi sahibi onu kendi bütünlüğü içerisinde İlme akıla ve pratik hayata ters düşmeden anlayabilmişse onlar başkalarına ulaştırmakla yükümlüdür. 

İşte bunların adı resuldür. Bu Anlamada elçiler hala gelmeye veya gönderilmeye devam ediyor. Ama nebi alamında resul olduklarını söyleyenler Kuran'a göre yalan söylemektedirler. Artık nebilik dönemi bitmiştir.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN AANAMUR

26 Temmuz 2009 Pazar

HAZRETİ İBRAHİM PEYGAMBERİ ATEŞ YAKTI!



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Yine İslam toplumlarında, yanlış bilinen konulardan birisi de Hazreti İbrahim peygamberi  Nemrut ve askerleri mancınıkla  yakılan  şiddetli ateşin ortasına arttığı halde Allah mucize olarak  ateşe serin ol ifadesiyle ateşin İbrahim'i yakmadığını  orasının göl haline balıkların da odun haline geldiği inancı yaygın olarak dolaşmaktadır.

Şimdi bu anlatılan hikayenin kuran gerçekleriyle uyuşup uyuşmadığını Kuran'da sörf yaparak tahlil etmeye çalışalım.


29/25- (İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur."

21/69- Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."
Halk dilinde   dolaşan  İbrahim'in ateşe atılması ile ilgili bir kıssayı alıntı olarak nakledeyim. 

ATEŞLE’ SINANAN’ SU’ İLE KUTSANAN’ ŞEHİR

Mehmet KURTOĞLU başlıklı makale.

Anlatılanlara göre şehirler kurulurken kutsal mekânlar merkez alınırmış. Şehir böylece bir kutsalın çevresinde doğup büyürmüş. Bu anlamda Urfa, iç kalenin hemen altında bulunan ve İbrahim söylencesiyle özdeşleşen mağara, ateş ve su kutsalı etrafında şekillenmiştir. Damlacık dağından başlayıp, kutsal su ve mağara figürüyle bir ehram gibi yayılan şehir, hiç kuşkusuz tarih boyunca hep dinsel bir merkez olmuştur.

Ateş ve su Urfa’nın kaderini belirleyen unsur olarak bugünkü davranışını daha açık ifadeyle şehrin kimliğini oluşturmuştur. Urfa’nın ateşle sınanması İbrahim Peygamber kıssasıyla başlamış, o gün bugündür Urfa hep ateşle sınanmıştır. Bilindiği gibi Babil Kralı Nemrut, bir gün bir rüya görür ve bu rüyasını müneccimlerine yorumlatır. Müneccimler yıl içinde doğacak bir erkek çocuğunun tahtını sarsacağını ve ilahlığına son vereceğini söylerler. 

Bunun üzerine Nemrut, o yıl içinde doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini emreder. İbrahim peygambere gebe kalan annesi onu Nemrut’un şerrinden korumak için Damlacık dağının eteklerinde bulunan mağarada gizlice doğurur. Her gün bir ceylan gelip İbrahim Peygamberi emzirir. İbrahim Peygamber büyür, tek Allah inancını aklıyla bulur ve Nemrut’un ilahlığını ret eder, tevhit akidesini yaymaya çalışır. 

Bunun üzerine Nemrut’un gazabına uğrar. Nemrut İbrahim peygamberi yolundan döndürmek istese de başarılı olamaz ve onu ateşe atarak cezalandırmak ister. Rivayete göre altı ay boyunca bütün hayvanlara odun taşıtıp Urfa kalesinin hemen eteğinde büyük bir ateş yakar. Ve İbrahim Peygamberi ateşe atar. Allah (cc) ateşe : “Ey ateş İbrahim’e karşı sakin ve selamet ol” der. Ateş su odunlar balık olur. İbrahim’in ateşe atıldığını gören Nemrut’un kızı İbrahim Peygambere gizliden iman etmiş ve onu sevmiştir. 

O da babasının yaptıklarına dayanamaz İbrahim Peygamber ile birlikte kendini ateşe atar. Onun düştüğü yerde de küçük bir göl oluşur. Bu göle Züleyha’nın gözyaşları anlamına gelen Aynzüleyha adı verilir. Urfa’nın ateşle imtihanı ve su ile kutsanması böylece başlar ve tarih boyunca da böyle devam eder.
******************************************************

Hazreti İbrahim ile ilgili kıssa toplumlarda genelde böyle anlatılır. Ve böyle anlaşılır. Kıssada hazreti İbrahim’i ateşe atan nemrut ona olan öfkesini onu yakarak yok etmekle almak istediği bellidir. İnsanoğlunun var oluşundan bu tarafa mutlaka her peygamberin karşısına ya bir firavun ya bir nemrut ya bir ebu lehep ya da bir Belkıslar mutlaka ama mutlaka  çıkmıştır. 

Ama gerçek olan odur ki Peygamberlerin mesajına duyarlı olan veya mesajı kabullenmeye istekli olan toplumlarda peygamberin yanında olanlar var oldukça ve o resulleri etten duvarla korudukları zamanlarda. O topluluklarda güç ve iktidar kurmuşlardır. Ve mazlumlar o peygamberler zamanında rahat bir nefes almışlardır. Eğer toplumlar peygamberler geldikleri zamanlarda mesajlara karşı duyarlı değillerse de o peygamberler ses getirememişlerdir. 

İşte Kuranda insanoğlunun var oluşundan bu tarafa binlerce peygamberler gelip geçtikleri halde zikredilen peygamber sayısı yirmi beş veya yirmi sekizi  geçmemektedir. Bunun sebebi Kıssası olan ses getiren ve gelecek nesillerdeki toplumlara örnek davranışlar oluşturan peygamberler zikredilmiştir. Diğerleri de Toplumları ilgilendiren bir kıssası oluşmadığı için tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir.

40/78- Andolsun, Biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi bir elçiye, Allah'ın izni olmaksızın bir ayeti getirmek olacak şey değildir. Allah'ın emri geldiği zaman hak ile hüküm verilir ve işte burada (hakkı) iptal etmekte (istekli) olanlar hüsrana uğramışlardır.

Hazreti İbrahim peygamber’in Ateşe atılmasıyla ilgili konuyu anlatırken onun getirdiği din ve yaşam biçiminden söz etmemek haksızlık olur kanaatindeyim. Bilindiği gibi, İslam toplumlarında veya Yahudi Hristiyanlarda genelde kendi peygamberlerine karşı sevgi ve ihtiramı daha ön plana çıkararak İlah edinmişlerdir. Allah Kuran'da Peygamberlerin yerini ve konumunu tanımlarken onları bir yere oturtmuştur. Kimsenin Allah'ın koyduğu yerden bir kelimeyi kaldırıp başka bir yere koymaya hakkı yoktur.

9/30- Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?

9/31- Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka İlah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden Yücedir.

Hazreti İbrahim peygamber. Tek başına bir ümmetti. Onun Anası Babası, yakınları, hepsi putlara tapıyordu. İnsanların Kendi öz yapılarına Allah'ın yerleştirmiş olduğu, tevhit inancı Toplumların ve çevrelerin baskısı ve anlayışlarıyla örtülü olarak kapatılmıştır. Allah Diğer bütün müşrik toplumlara da bir model olması açısından İbrahim peygamberdeki örnekliği bize anlatmaktadır.

60/4- İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: "Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle aramızda, siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir." Ancak İbrahim'in babasına: "Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez." demesi hariç. "Ey Rabbimiz, biz Sana tevekkül ettik ve 'içten Sana yöneldik.' Dönüş Sanadır."


Yerleri ve gökleri yaratan Allah olduğu halde, En Çok saygı duyulmaya en çok hürmet edilmeye en çok ibadet edilmeye, Layık Olan, Allah olması gerekirken İnsanların çıkıp da Allah'ın Yarattıklarından bazılarını ilah edinerek, Allah'ın denginde veya Allah'ın üzerinde bir sevgi ve ihtiramla çıkmak büyük bir adaletsizlik ve haksızlıktır. Allah Buna Şirk  ifadesi kullanmaktadır. Şirk, Allah’ın Hiç Hoşuna gitmeyen büyük günahlardan birsidir.

4/48- Gerçekten, Allah, Kendisi'ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.

İnsanların Öz yapısına Allah'ın yerleştirmiş olduğu takva duygusu, bir başka deyişle fıtratı, Asla Allah'ın dışında yaratıklardan her hangi birisini ilah edinilmesine razı olmaz. İşte Hazreti İbrahim’de Tevhit inancı doruk noktasına ulaşarak onları test ettikten sonra, bütün yakınlarının baskı ve zulümlerine rağmen Korkusuzca ve açık yüreklilikle tek başına olmasına rağmen ben sizin şirk koştuklarınızdan uzağım diyebilmiştir.


16/120- Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi. Ve o müşriklerden değildi. 

Her akıllı olan insan yol seçmede kendi kendisine yetkili ve sorumludur. Bütün dünyadaki insanlar ve cinler bir araya toplansalar insanın kendisi istemedikçe onu doğruya ve yanlışa götüremezler. İşte Allah'ın İnsanların yol seçme özgürlüğünü Aklını takvasını ve fıskını vererek kendisine bırakmıştır. Daha önce de değişik konularda bahsettiğim gibi, insanın diğer varlıklardan ayıran en bariz özelliklerinden olan aklı takvası ve fıskıdır. 

İnsana iki teklif Gelir. İki seçenekli bir olay karşısında insanlara iki farklı yerden teklif gelmektedir. Bir teklif takvadan gelmektedir. Bir teklif de iblisten gelmektedir. Dünya hayatında Allah insanın her iki teklifi de değerlendirip yol seçmesi durumunda, müdahale etmemektedir. İşte onun her iki yöne karşı eğilimi onun meleklerden ayrılarak imtihana tabi tutulmasına sebep olmaktadır. 

Böylece her iki yolda yürüyen insanların, birbirleriyle hem söylem hem de eylem bakımından farklılaşması birbirlerine karşı soğuk rüzgârlar esmesine neden olmaktadır. İnsanların önce kendilerinde oluşturdukları herhangi bir yöne gitmede karar verme, kişilik oluşturma, durumları toplumlar içerisinde ,ister istemez farklı guruplaşmaya yol açmaktadır. Allah'a göre insanlardaki bir, birlerine karşı olan üstünlükleri ne herhangi bir ırktan ne mal ve mülkünden ne güzelliğinden ne renginden dolayı değil, onlardaki üstünlük farkını bulunmuş oldukları konumlardaki rolün Allah'ın rızasına uygun olarak, oynanıp oynanmaması ile  ölçülmektedir.

49/13- Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.

İşte biri birinden, takva ile ayrışan farklılaşan insanların yol göstericisi velisi Allah'tır. O İnsanlara peygamber ve kitaplarla nerede nasıl davranması gerektiğini en güzel bir biçimde bir proje hazırlayarak iman edenlerin önüne koymuştur. İşte Allah bu proje ile inananları kendisine düşman olan şeytan ve dostlarını Bildirerek onlara karşı nasıl bir tutum izleyeceklerini göndermiş olduğu vahiylerle uyararak, varılmak istenen hedefe sağ salim ulaştırılmasını istemektedir. 

Bilindiği gibi dünya hayatı Doğumla ölüm arasında bir zaman dilimiyle sınırlıdır. Kimin nerede ne zaman nasıl öleceğini, Allah'tan başka  hiç kimse bilemez. Belki bu ölüm anne karnında, belki ergenlik dönemine gelmeden, belki de bunaklık dönemine kadar sürmektedir. Ama oradaki önemli olanın ne kadar yaşaması değil önemli olanın ona ayrılmış olan, sorumlu olduğu yaşam diliminde Allah'a ibadet ve kulluğunu ne kadar yapıp ne kadar yapmadığıdır. 

İşte bütün peygamberler insanlar için örnek olarak gösterilmiş ve seçildikleri dönem itibariyle artık onlar halkı diriltmek için ölümü göze alan fedakar kimselerdir.

22/5- Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.

Peygamberler toplumlarda Müslüman olanların ilkidirler.

6/14- De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma." (denildi.) 

İşte her Müslümanım diyenlerin, Müslüman oluşu nedeniyle bazı başına gelecek, işkence ve zulümlere karşı hazır olmaları gerekir. dünya hayatında Müslüman olanlar, Müslüman olmayanlar tarafından devamlı işkence ve azap görmüşlerdir. 

Ehli kitap olanlar, Bir başka ifadeyle vahyin orijinalinden saparak Allah adına din uyduranlar  Müslüman olduklarını ilan etseler de onların Müslümanlığı gırtlaktan aşağı gitmeyenler devamlı Müslüman olanlara işkence yapmışlar ve yerinden yurtlarından sürmüşlerdir. 

İşte Allah dünya hayatında insanların kimilerini kimileriyle def etmesi veya evrene koyduğu yasalarla iman etmeyenlere özel olarak dünya hayatında bir ceza vermemektedir.

22/40- Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescitler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır.

35/45- Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını göre

Görüldüğü gibi Dünya hayatında Allah en sevdiklerine bile özel bir yardımda bulunmamıştır. Ancak Göndermiş olduğu peygamberlere iman eden mümin kullarını yardımcı olarak göndermektedir. Öyle zamanlar oluyor ki toplumlar önde gelen firavun varı olan zalimlerin baskısı altında içlerindeki takva duygusunu erkekleşerek açığa çıkaramadıkları için erkek olan peygamberler toplumlarda yalnız kalmışlardır. 

Hazreti Musa peygamberi Kardeşi Harun’la destekleyip pazılarını güçlendirmiş ve ya Davut peygambere zengin olması sebebiyle Anlatmayı kolaylaştırmış ve ona anlatım çarpıcılığı vererek bazen toplumlarında Allah'ın dini yeşertmiştir. Bilindiği gibi toplumlarda zengin ve makam sahibi olanların sözleri geçerli olmaktadır. Mustazaf olanlar onların güdümünde hareket etmektedir. Allah'ın dinini Allah'ın anlattığı anlamda kabullenenlerin sayısı çok azı teşkil etmektedir. 

İslam toplumunda herkesin genelde bildiği gibi Mekke’de inananların sayısı çok azdı. Çünkü iman ettim demekle önce bütün kazandıklarını iman edenlerle gücü yettiği oranda paylaşmak ve her an gerektiği zaman canını vermeye hazır hale gelmek demektir. Çünkü İman eden ve Salih amel işleyenler için bu dünyanın arkasında bir de ebedi olan Ahiret âlemi var, onlar için ölmekle veya kalmak arasında bir fark yoktur. Her iki halde de güzellik vardır. Kazanırsa küfrün saldırılarını bertaraf etmekle dünyada güzellik var, Ölse de Ahiret âleminde ebedi bir cennette güzellik , vardır.

9/52- De ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz. 

Ayette kastedilen mana, kazanırlarsa savaşta, dünyada güzellik savaşı kaybederlerse ölürlerse Ahiret hayatında güzellik vardır. Ama iman etmeyenler için dünya hayatında kaybederlerse bir aşağılanma azap, vardır. Ölürlerse de Ahiret âleminde ebedi bir cehennemde azap vardır. Doğum ile ölüm arasındaki dünya hayatı ne kadar uzun olsa neye yarar ki, onlar dünya hayatında o yaşadıkları hayatı fark edemeyecekler bile!

Bu Ayetler ışığında. Kuran'da geçen değişik konulara geçtik ve bir şeyler anlatmaya çalıştık. Bu Anlatılanların Hazreti İbrahim peygamberin ateşe atılıp yanıp yanma masıyla ne ilgisi var diye akla bir soru gelebilir. Öncelikle şu olayı iyi kavramak lazım. Allah dünya hayatında iman eden ve insanların önderi olan peygamberleri özel olarak koruyabilir, onları kendi katından zenginleştirebilir. Özel mucizeler vererek onlardan kendine bağlı sevgili kullarını koruyup kollama gücüne elbette sahiptir. 

Ama gel gelelim olaylar öylemi gelişmektedir? Bakıyoruz Bütün Peygamberler genel anlamda toplumların karşılarına çıktıklarında mutlaka önde gelenler onların getirdiklerine karşı mücadele etmeyi kendilerine bir görev olarak bilmişlerdir. Hazreti Musa peygambere firavun, Hazreti İbrahim peygambere Nemrut, Hazreti Muhammet peygambere de ebu cehil ebu lehap gibileri karşı çıkmışlardır. Bu İslam toplumlarında bir realitedir. Allah'ın Bir sünnetidir.

17/77- (Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir sünnetidir. Sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.

17/16- Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz. İşte burada önde gelen kâfirler peygamberler geldikleri zaman en önce karşı çıkanlardır.

İster İslam içerisindeki, isterse de İslam dışındaki müşrik ve ehli kitap toplumlarına genel olarak baktığımız zaman, İnsanlar Allah'a İbadet ve kulluk yapmayı bırakmışlar, kendilerine Allah'ın dışındaki Allah'ın yarattıklarını ilah edinmeye başlamışlardır. Herkese sorsan hayır ben Allah'a taparım der. Ama fiili hayatlarına baktığımız zaman insanlar kendi heva ve heveslerini veya hoşuna giden şeyleri Allah'ın önüne çıkarıp sevgi ve ihtiramı daha çok onlara göstermektedirler.

7/189- O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız."

7/190- Ama O, onlara (Adem'in çocukları erkek ve kadınlara) salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O’na ortaklar kılmaya başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir.

Tapmak demek belki bu günkü insanların anladığı anlamda Allah'ın karşısına bir heykel dikip Allahım seni sevmeyi bıraktım saygıyı ve ihtiramı bu heykele yapıyorum anlamında değil ama perde arkasından yaratıklara gösterilen sevgiyi daha ön planda tutmakta oldukları bir gerçektir.

39/3- Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) "Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.

İnsanlar genelde sıkıştıkları veya başka çıkış yolu bulamadıkları zaman onların fıtratlarındaki halis olan din gün yüzüne çıkmaya başlamaktadır. Ama geniş zamanlarda ise Allah hiç anılmaz, sadece insanlar kendilerini düşünmektedir.

İnsanların hastalandığı zaman hastalananların halini anlaması, iflas ettiği zaman iflas edenleri anlaması, o içteki fıtratın, Hanif dininin gün yüzüne çıkmasına vesile olmaktadır. Bütün peygamberlerin tevhit çizgisi bir olduğu halde bazı peygamberlerin bazı peygamberlere karşı üstünlüğü asla düşünülemez. Dünya hayatındaki Bazı peygamberlerin verdikleri mesajlar olumlu bir ortamda oluştuğunda çevresinde güç toplamaları onların üstün olması veya farklı olması anlamına gelmez. Bütün peygamberlerin Allah katında değerleri aynıdır.

2/136- Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız."

Yahudi olanlar. Kendi peygamberlerini üstün göstermek amacıyla, Miraç olayı uydurup son peygamberi göklerde Burak'la gezdirip hazreti Musa peygambere tekmil vermesiyle Müslümanları son peygambere olan övgülerini biraz da olsa azaltma hesabını yapmışlardır.

Müslümanlar da Kuran'da olmayan Peygamber hakkında ayet örneğinde verdiğimiz gibi hiçbir peygamberin hiçbir peygambere üstün kabul edilmemesi gerektiğini söylediği halde 

“Hadis-i Kutsi’de buyruluyor ki: “Ya Habibim! Seni yaratmasaydım seni yaratmasaydım bütün mevcudatı yaratmazdım.” 

İşte bu söz de İslam toplumlarının kendi peygamberini ilahlaştırması anlamındadır. Kurana göre eğer ön plana getirilecek bir peygamber olsaydı O da İbrahim peygamber olurdu.

16/123- Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O, müşriklerden değildi."

O Hanif dini öyle bir din ki Yaratılışta Allah'a verilen sözün kıvrılmadan yerine getirilmesi Tapınılması gerekenin Allah yediren içiren, Allah verenin Allah alanın Allah öldüren ve diril-tenin Allah hidayet verenin Allah saptıran ve bağışlayanın Allah olduğuna iman etmek Hayatı pahasında olsa Allah’ın emirlerini Allah'ın dışındaki bütün emirlerden üstün tutmaktır.

Hazreti İbrahim peygamber Nemrut tarafından ateşe atıldığı zaman Ateşe serin ol demesiyle neyi anlatmak istemektedir.

1- Allah kâinattaki insanların dışındaki varlıklara bir görev vermiştir. Onlar sadece o görevlerini yaparlar. Ateşin görevi yakmaktır. Allah'ın evrene koyduğu bir yasadır. Allah'ın evrene koyduğu yasalar kendi seyri içerisinde işler durur. Yağmur çok yağdığı zaman seller insanları götürecek düzeye ulaştıkları zaman o konuda tedbir alamayan insanları alır götürür ve ölürler. Onların günahlı mı günahsız mı olduğuna bakmazlar. Çocuk olsun erkek olsun kadın olsun fark etmez evrene koyulan yasa kendi seyri içerisinde işler durur.


2- Bilindiği gibi Kuran'da anlatılan kıssalar mecazi bir anlatın sanatı ile anlatılmıştır. Ve kullanılan kelimeler çift anlamda kullanılmıştır. Hazreti İsa peygamber için anlatılan kıssadaki onu öldürmediler asmadılar ifadesiyle şehitler konusundaki ölmediler onlar Allah katında diridirler ifadesinin ne anlama geldiği anlaşılabilirse hazreti İbrahim peygamber için kullanılan serin ol ifadesi de mutlaka anlaşılacaktır.

3/55- Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim." Daha önce de bahsettiğimiz gibi bir ayetin kastettiği manayı ve ya ne söylemek istediğini anlayabilmek için onunla ilgili diğer ayetlerden haberdar olmak gerekiyor.

4/157- Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.

Bilindiği gibi kuran ölü kelimesini iki anlamda kullanmıştır. Birincisi hayati fonksiyonlarını yitirmiş anlamındaki ölü bu dünya hayatında bir daha geriye dönmeyecektir bu Allah'ın evrene koyduğu bir yasadır. İkinci Anlamdaki ölü ise Gözleri olup da hakkı görmeyen, kulakları olup da hakkı işitmeyen, kalbi de tamamen hakka karşı duyarsızlaşarak mühürlemesi anlamındaki ölüdür. 

İşte hazreti İsa peygamberin Kuran'da bahsettiği Allah'ın izniyle dirilttiği bu ölüdür. Ölü Kelimesini bir başka deyişle duyarsız olanlar anlamında kullanmıştır yani Hayatta yaşadığı halde asıl yaratılış gayesinden habersiz olanlar anlamında bu anlamda kullanılan ölüler zaman zaman bazı sebepler yüzünden kendilerinin çıkış yolu aramasıyla dirilerek hayatlarını değiştirmeleridir.

İşte hazreti İsa peygamber hakkında söylenen onu öldürmediler onu asmadılar ifadesiyle hayati fonksiyonlarını yitirmedi anlamında değil, onu asıl vahiylerin kontrolünden çıkaramadılar anlamında kullanılmıştır. Evrenin yasasında diğer insanlar asıldıkları zaman hayatla belirli bir oksijen alışverişi kesildiği zaman ölüyorsa peygamber olsa da ölür kafir olsa da ölür.

bakınız arkasından gelen ayet onu kendi katına çekildiğini anlatmaktadır.

4/158- Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Burada düşünenler akıl endenler iyi bilirler. şu ayetle 

2/ 154- sakın Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.” 

Allah katında diridirler ifadesiyle onu öldürmediler Allah onu kendisine yükselti ifadesi arasında ne fark vardır? Elbette bu iki ayet tipinde anlatılmak istenen Hazreti İsa ve Allah yolunda çarpışarak veya Müslüman olarak ölmesini hayati fonksiyonlarını yitirmemiş anlamında değil, gittiği yol Allah yolunda mücadele ederek canını feda edenlerin cennette rızıklandığını ve Allah'ın onlardan hoşnut olduğunu ve gittikleri yolların doğruluğunu onaylaması anlamındadır.

Şimdi Hazreti İbrahim peygamberin Ateşe atılmasıyla da ateşin onu gerçek anlamında yakmadığı anlamında değil, o tevhit mücadelesiyle kendisini konsantre ederek ateşin içerisinde bile ona acının dokunmadığı anlamındadır. Ateş elbette kendisine verilen görev gereği yakar. Ve yakmakla görevlidir. Çünkü İsmi üzerinde İbrahim dini hanif dini fıtrat dini bunu gerektirir.

30/30- Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. 

İşte Allah'ın sunduğu din budur. Kuran ile Kuran'ın kâinatla kâinatın ve Kuran'la kâinatın kucaklaştığı ve biri birleriyle çatışmadığı din Allah'ın sunduğu dindir. Canım Allah isterse Ateşin yakmasını engelleme yemez mi.? Elbette engeller ama Allah vaadinden dönmez ayetini Evrenin yasasındaki değişmezliği nereye koyacağız. Peki canım sen Allah'ı koyduğu yasalara uymaya Mecbur mu tutuyorsun? 

Ben de onlara tövbe haşa sen de Allah'ın koyduğu kurallara uymayacak kadar, sözünde durmayan, dönerek mi sanıyorsun? Evet Allah her şeyi bir ölçü ve tertil üzere yaratmıştır. O ölçü kesinlikle sapmaz seyrinde devam eder. İt ürür kervan yürür. misali, onlar ne derse desin Allah'ın koyduğu yasalar çerçevesinde devam eder durur. “Onlar dünya dönüyor dese de dönüyor dönmüyor dese de dönüyor” 

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR.