16 Temmuz 2009 Perşembe

YAHUDİ HIRİSTİYAN VE BAŞKA DİNLERDEN OLANLAR MÜSLÜMAN OLMADIKÇA CENNETE GİREMEZLER


RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!


Bazı müfessir ve İslam alimlerinin İslam dinini kabul etmeseler bazı suçları işlemedikleri sürece cennete girebileceklerini şu ayete göre hüküm veriyorlar. Veya Yahudi ve Hristiyan olanların cennete gidebileceklerini söylüyorlar.

2/62- Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve Salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

Devamlı üzerine basa basa Kuran'daki bir kelime düzgün olarak Kuran'ın anlattığı anlamda anlaşılamazsa, o kelimenin geçtiği ayet ve konular da anlaşılmaz. Aynı zamanda bir ayetin anlatmak istediği manayı da Kuran'ın tümünde arayarak, hiçbir ayete ve o konu ile ilgili ilme akıla ve pratik hayatla karşılaştırdığımız zaman çelişki oluşturmaması gerekmektedir. 

Kuran,Ehli kitap  ifadesini kullanırken Allah'tan gönderilen peygamberlere. Kitaplara ve Ahiret alemine inandığı halde, Allah'tan geldiği gibi gönderilmiş olan kitapları Allah’tan geldiği gibi korumadıkları için, Allah Onları eleştirmekte, ve gittikleri yolların doğru olmadığını söylemektedir.

5/68 De ki: 'Ey Kitap Ehli, Tevratı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiç bir şey üzerinde değilsiniz.' Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkârlarını arttıracaktır. Sen de kâfirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma!

Allah Kendi dinini insanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa, yazı kültürü ve sanatının geliştiği döneme kadar peygamberleri peş peşe dizerek Korumuştur. Allah Her peygambere kendisinden önce gelen peygamberleri tasdik ettirmiş ve doğrulatmış ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri de müjdeleyerek tevhit dinin bozulmadan Kuran gelinceye kadar korumuştur.

61/6- Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrail oğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler. 

Tasdik etme doğrulama ve müjdeleme aynı tevhit sancağının peygamberlerden peygamberlere taşınması anlamındadır. Bütün peygamberlerdeki helaller ve haramlar aynıdır. Hiçbir peygambere haram olan bir şey diğer peygamberlere helal olmamıştır. Hiçbir peygambere helal olan bir şey de diğer peygamberlere haram edilmemiştir. Her peygamber geldikleri zaman ben müslümanım diye gelmişlerdir.

16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Bazı Müfessirlerin Her peygambere ait şeriat farklıydı anlayışları Kuran'a tamamen terstir. Şeriat ile ilgili Kuran'ın anlattıklarını bir başka yazıda inşallah aktarmaya çalışacağım.

4/160- Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi Allah'ın yolundan alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık. 

İşte bazı İslam alimleri bu ayete göre Allah Haram kılmadığı halde, kendi kendilerine haram kıldıkları, bazı şeyleri sanki Allah haram etmiş gibi bir ifade kullanmaktadırlar. Bu daha önce vermiş olduğumuz ayet örneği ile uyum sağlamaz. İşte Peygamberler öldüğü zaman, yeni bir peygamber gelinceye kadar vahiyler elde yazının icadı oluncaya ve gelişinceye kadar, ağızdan ağza dolaşarak, yozlaştırılmıştır. 

Ondan sonra da yeni bir elçi gelince de o elçi yalanlanmıştır. Kuran Okuyucuları bunu çok iyi bilmektedirler. Peygamberlerden uzaklaşma olayı, nasıl insanları vahiy dininden uzaklaştırmışsa peygamberlerin sona ermesiyle de Kuran'dan uzaklaşanların din anlayışları da yozlaşmıştır. 

Yani Bu Günkü Ben müslümanım diyen ve Kuran'dan nasiplerini almamış toplumların ben hristiyanım veya Yahudiyim deyip de peygamber misyonu ile alakası olmayan ehli kitap arasında ne fark vardır? Hiç bir fark yoktur. Öyleyse bu günkü Kuran orijinli din peşinde gidenlerin dışındaki ben müslümanım diyenler de Kuran'ın tarif ettiği Allah'tan gelen dini Kuran'ı Allah'tan geldiği gibi ayakta tutamayan Yahudi ve Hristiyan konumundadırlar. 

Eğer peygamberlik hayatı devam etmiş olsaydı, ve yeni bir kitap da gelmiş olsaydı, o kitapta derdi ki ey müslümanım diyenler siz o Kuran'ı Allah'tan geldiği gibi ayakta tutmadıkça siz hiçbir şey üzerinde değilsiniz derdi. Bu Günkü Kuran'dan uzaklaşmış Müslüman adı altındaki meşreplerin mezheplerin, cemaatlerin hepsine genelde sorarsan onlar sadece kendilerinin doğru yolda ve cennete gireceklerini söylerler Kuran Kuran'dan uzaklaşanlara şeytana kabuk bağlatarak doğru yolu bulamayacaklarını söylemektedir.

43/36- Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.

43/37- Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. İşte Yahudi ve Hıristiyanlar da aynısını söylemiştir. Yahudiler ve Hıristiyanlar sadece kendilerinin cennete gireceklerini kendilerinin dışında hiç kimsenin cennete giremeyeceğini söylemişlerdir.

2/111- Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olmayan hiç kimse kesin olarak cennete giremez." Bu, onların kendi kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, kesin-kanıtınızı (burhan) getirin."

İnsanoğlunun var oluşuyla beraber, peygamberler, insanların vahiy orijinli dinlerini ayakta tutmuştur demiştik. Her peygamber de gelişlerinde ben müslümanım diyorlarsa. Bu günkü ben müslümanım diyenlerle. Hazreti Adem'e gelen vahiy dinine tabi olanların dinleri arasında hiçbir fark yoktur. Doğru olan din de peygamberler silsilesiyle gelen din Allah'ın insanlara sunduğu dindir. 

Yani Hazreti İsa ve ya hazreti Musa peygambere gelen vahiy orijinli din ile Kuran'ın getirdiği din arasında hiçbir fark yoktur. Peygamberlerde de biri birlerine karşı üstünlük fakı da yoktur. Ben müslümanım diyen herkes Son Peygamberle kendinden önce gelen peygamberler arasında ayırım yapamazlar.

2/136- Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız." 

İşte Allah'ın peş peşe dizdiği peygamberlerdeki misyon budur. Yahudi olanlar kendi peygamberlerini ön plana çıkarıp ilahlaştırmasıyla Müslümanların kendi peygamberlerini ön plana çıkarıp ilahlaştırması arasında hiçbir fark yoktur. Hakiki Müslüman olanlarla hakiki İsa Musa dininden olanlar arasında hiçbir fark yoktur. Hepsinin adı Müslümandır. 

Hiçbir peygamberin hiçbir peygambere karşı üstünlüğü yoktur. Bunun dışında peygamberler arasında ayırım yapıp kendi peygamberini üstün görenler onu ilahlaştırmış olanlardır.

9/30- Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?

9/31- Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka İlah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden Yücedir.

Allah Kendi yolunda gidenlerin hep, aynı hedef birliğinde olmalarını istemektedir. Ve onlar için gönderilmiş olan kitapları da rehber edinmelerini istemektedir. Bu gün Müslüman Hristiyan, veya Yahudi olanların aslında temel kaynakları vahiy orijinli dinler olması gerektiği halde, semavi kitaplara iman edelerin hepsi kardeş olmaları gerekmektedir. Oysa Allah Müslüman kelimesinden başka kelime kullanmamaları gerektiği halde Tevrat mensupları kendilerine Yahudi, İncil mensupları da  vahyin orijinalinden saparak bu isimleri kendilerine  yakıştırmışlar dır.

Bu gün Müslüman olduklarını sananlar da, Sünni Şia tarikat mezhep meşrep cemaat yakıştırmaları yaparak aynı hatalara düşmüşlerdir.

Allah Hepsini Müslüman kelimesi ile tek bir ümmet ve tek bir şeriat içerisinde inananları toplamak istemiştir. Ayrı ayrı telden çalmaları onlar arasındaki kardeşlik bağlarını zedelemektedir. Bazıları Yahudi olanların asla Müslüman olamayacaklarını söylemektedirler. Kuran'a göre kesinlikle doğru değildir. Medine’de İslam toplumunun büyük bir kısmını oluşturanlar ehli kitap olduğunu ve daha önce ümmi olanlara karşı düşmanlık besleyenler,İslam etrafında bütünleşerek onları bir araya getirmiş kardeş yapmıştır.

5/5- Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahi rette hüsrana uğrayanlardandır.

Artık ümmiler den Yahudilerden Hıristiyanlardan ve sabilerden goraf goraf Müslüman olarak, kendilerine haram ettikleri temiz şeyleri helal helal ettikleri pis şeyleri de haram ederek onları arındırıp aralarındaki düşmanlığı kaldırmış ve kardeş yapmıştır. Burada bazı fakihlerin yanıldıkları bir konuya da dikkat çekmek istiyorum. Burada ki kitap ehli olanlar şirk içindeki din anlayışlarını bırakarak orijinal olan vahiy dininde bütünleşenler anlamındaki ehli kitaplardır. Yoksa Şirk içinde olan ehli kitap için Allah’ın haram olanı  helal,helal olanı da,haram kılanlar değildir.

5/51- Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. İşte Kuranın veli ve dost kabul edilmemesi gereken Yahudi ve Hristiyan olanlar bunlardır.

5/41- Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azap vardır.

İşte Allah'ın dost veli edinmeyi engelleyen Yahudi ve Hristiyanlar değil, Yahudileşen ve Hristiyanlaştıramazlarsa  Allah Allah'tan gelmiş olan kitapları ayakta tutmaya çalışmış olanları övmüş ve onları dost edinmeyi engellememiştir.

5/44- Gerçek şu ki, Biz Tevrat’ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabı’nı korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.

Sakın ola ki yanlış anlaşılmasın Tevrat ve İncil ile hükmederlerdi derken tahrif olmuş Tevrat ve İncil değil Allahtan vahiy olarak gelen Tevrat ve İncilidir. Yani orijinalliği bozulmamış Tevrat ve İncilidir. Yoksa Bugün. Allah üçtür Üzeyir isa Allahın oğludur diyen tevrat İncil değil. Zaten o Tevrat ve İncilideki orijinal olanı Allah kuranla tekrarlamıştır.

7/157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
Kendilerindeki hanif fıtrat İbrahim dinini koruyanlar gelecekteki, müjdelenen peygamber kendilerine gelince hemen teslim olup bu bizim beklediğimiz peygamber demekten kendilerini alamıyorlar. Ve hemen ona teslim olduk diyorlar. Ama Allahın dinini bir menfaat karşılığı satanlar veya gizleyenler. Kalpleri marazlı olanlardır. Bunlar asla kurtuluşa ermezler.
5/64- Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkarlarını artıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.

5/82- Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.

Her toplumda her Millette, temiz doğru yolu bulmak için insanlar olduğu gibi kalpleri marazlı olan, insanlar arasında fitne çıkaran insanlar da vardır. Gelen peygamberleri tasdik eden,ve gelecek olan peygamberleri de müjdeleyen ve müjdelenen bekledikleri o peygamber de geldiği zaman o peygambere teslim olan insanlar ancak Allah katında hüsnü kabul görecektir. Yoksa şirk içerisinde tevhit akidesinin bozulduğu Allahın göndermiş olduğu vahiylerin kontrolünden çıkmış olanlar asla kurtuluşta değildirler.

5/69- Gerçek şu ki, iman edenlerle Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

Bu Kadar izahtan sonra Kuran iman edenler sözcüğünü Mekke müşriklerinden iman edenler anlamında kullanmıştır. Yoksa. İman edenler kelimesini Müslüman olanlar anlamında değil. Müslüman kelimesi imanını Salih amelle bütünleştiren anlamındadır. Kuran dikkat edilirse iman sözcüğünü hiçbir zaman yalnız başına kullanmamıştır. Bu İman eden kelimesi Mekke müşriklerinden iman eden ve Salih amel işleyen Yahudilerden iman eden ve Salih amel işleyen Hıristiyanlardan iman eden ve Salih amel işleyen sabilerden iman eden ve Salih amel işleyenler diye tercüme ettiğimiz zaman yerine oturur. 

İman eden kelimesini yalnız olarak islama iman eden anlamında kullandığımız zaman diğer dinlerden iman eden ve Salih amellerde bulunanları nereye oturtmak gerekir o zaman bu soru cevapsız kalır kanaatindeyim.

Dikkat ettiğimiz zaman güçlü bir mantık kuralını işlettiğimizde eğer Yahudi Hıristiyan, ve sabii. De son peygamber geldiği zaman o peygambere inanmamış ve o indirilen nuru onunla beraber takip etmeden nasıl kurtuluşa erebilir. Eğer böyle anlar isek Hıristiyanların bu günkü haliyle, Üç Allah inancını kabul etmeden kendi içlerine almıyorlar ve onlarla diyalog kurmuyorlar. Öyle diyenlere ben soruyorum. 

Müslümanlardanım diyenlerden bir tanesi ben H. Musa ya ve ya hazreti İsa peygambere inanmıyorum diyenlere kuran nasıl bakıyor. Onları Allah nasıl cennetine atar. Elbette atmaz çünkü daha önce de örnek verdiğim gibi Müslüman olabilmesi için şu şartılar onda oluşması gerekmektedir.

2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahitleştiklerinde ahidilerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.

Öyleyse Bu şartların oluşmadığı insanların kesinlikle cennete gidemeyeceğinden söz ederken nasıl olurda Müslüman olmadığı halde cennete gidebilir hükmünü verebiliyorlar. Bu anlayış kuranın anlattıklarına kesinlikle uymaz.zaten Allahtan gönderilmiş olan Tevrat ve İncil de Müslümanlığı emrettiğine göre kendilerine gelen orijinal olan dinin kurallarına uymayanlar son peygambere inanmamakla sınırları ihlal etmiş oluyorlar. 

O zaman söyledikleri Ayeti tekrar ederek anlaşılması gerektiği gibi anlatmaya çalışalım. Mekke müşriklerinden Yahudilerden. Hıristiyanlardan sabilerden son gelen peygamberle birlikte Allaha Ahiret gününe iman edip Allah’ın koymuş olduğu, kurallar içerisinde Hayatını düzenlerlerse cennete gireceklerdir kurtuluş da onlarındır.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

ÖRTÜNME NEDİR? (BAŞ ÖRTÜSÜ)




RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

24/31- Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tövbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."

Bir de Türkçe okunuşunu aktaralım.

24/31-Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli evit tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn(zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhel mu’minûne leallekum tuflihûn(tuflihûne).


İslam toplumlarının Kadınların örtünmesi hakkında her yerden değişik söylemlerle ne olduğu belirlenip net bir açıklama yapılmamıştır. Örtünmede kullanılacak olan kumaşın cinsi rengi kalınlığı inceliği örfe iklime zevke göre değişken olan bir şeydir. Ama namahrem olan Kadınların ve erkelerin biri birlerini tahrik etmeyecek çekici hale getirmeyecek ölçüde giyinmeleri,(zaruri görünmesi gereken yerleri hariç ) gerekmektedir. Allah'ın Kuran'da yasakladığı en büyük Günahlardan birisi zinadır.

17/32- Zinaya yaklaşmayın, gerçekten o, 'çirkin bir hayâsızlık' ve kötü bir yoldur.

60/12- Ey Peygamber, mümin kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Allah Kuran'da Bir Şeyi haram edip veya yasaklarken mutlaka ondan kaçınma yollarını da tanımlamıştır. Zina Elbette kötü ve haram olan bir şeydir. İnsanlar iman etmiş olsalar da kötü olan Allah'ın yapılmasını yasaklamış olduğu şeylerden kaçınmadıkları zaman, Şeytan artık onlar için kendisine yaklaştıracak bir bahane bulmuş demektir. Onun İçin Allah kendisine kul olmak isteyen mümin kullarını kötü yollara gidebilecek bütün kapıları kapatarak, şu dünya hayatında sağ salim imtihanlarını bitirmiş başarıyla neticelendirmek istemektedir. Allah Kuran'da örtünmeyi bir adıyla elbiseyi iki anlamda kullanmıştır.

1-Takva Elbisesi 

7/26- Ey Âdem oğulları, Biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (var ettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.


2-Vücudun süs yerlerini kapatacak elbise:

16/ 81- Allah, sizin için yarattığı şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. İşte O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki teslim olursunuz.


Bazı Kuran okuyucu kardeşlerimiz Kuran'da örtünme ile ilgili ayetin olmadığını, elbise diye bahsedilenin takva ile ilgili olduğunu anlatmaktadırlar. Dikkat Edilirse Kuran Hep kelimeleri çift anlamda kullanmıştır. Bir taraftan insanların takva elbisesiyle kuşanmasını bir taraftan da kadınların, namahrem olan erkeklere karşı örtülmesi gereken süs ve çekici yerlerini örtmesi gerekir. 

Allah bir kuralı kanunu koyarken yarattıklarından hiç birinin onayına desteğine ihtiyacı yoktur. Hiç kimseye yaptıklarından dolayı hesap da verici değildir. Şu Bir gerçek ki Allah'ın vermiş olduğu emir ve yasaklar mutlaka kendisine iman edenler için bir ışık kaynağıdır. Mutlaka insanların yararına olduğu için o kuralı koymuştur.


 “Irzlarını korusunlar, süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görünen hariç. Başörtülerini yakalarının üstüne (kapatacak şekilde) Koysunlar.)” 


Allah kadını da erkeği de imtihan etmek için yaratmıştır. Namahrem erkeklerin namahrem kadınlara karşı uyması gereken bir takım kurallar olduğu gibi, namahrem kadınların namahrem erkeklere karşı uyması gereken bir takım kurallar vardır. Nasıl kadınlar erkekler karşısında tutum ve davranışlarına giyimlerine karşı çeki düzen vermeleri gerekirse Erkekler de çeki düzen vermeleri gerekir, Ama ırzlarını koruma konusunda yaratılış olarak kadınların erkeklere karşı daha zayıf yaratıldığı muhakkaktır. 


 Allah'tan başka kimsenin görmeyeceği gizli bir yerde, güçlü bir erkek kendisine karşı zayıf bir kadından murat almak isterse kadın istemese de muradını gerçekleştirebilir. Ama Güçlü Bir kadın Allah'tan başka kimsenin olmadığı bir yerde zayıf bir erkekle bir arada olduğu zaman erkek istemese kadın muradını gerçekleştiremez. Bunu Kuran Hazreti Yusuf kıssasında çok güzel izah etmiştir.


12/23- Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez."


12/24- Andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.


12/25- Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?"


12/26- (Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murat almak istedi." Kadının yakınlarından bir şahit şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.


12/27- Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir."


12/28- Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi. 


Bakınız Kadın erkek istemediği için muradını gerçekleştirememiştir Arkasından demiştir ki!


12/53- "(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir."

Öyleyse Örtünme ile bunun ne alakası var diye bir soru akıla gelebilir. Önce Kadın Zaruri Olan yerlerinin dışında örtünmesi gereken yerleri örtünmüşse, takva ile de bunu bütünleştirmişse kendi üzerine düşen görevi yapmıştır.

33/59- Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbanlarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.


33/ 60- Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler. 


Kuran'ın Buradaki dış elbise tanımlaması takva elbisesini, giyim elbisesi ile süslemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ben haramlara karşı uzağım bana Allah'ın yasak ettiği şeyler konusunda asla teklifte bulunmayın diyerek tavrını belirlemesi gerekmektedir. Yabani Hayvanlardan kurtların kendilerine ait olan yerleri idrarını yaparak bir sınır çizdiği bilinmektedir.

Kadınların saçları namahrem erkekleri cezp ediyor mu? bu tartışılması gerekir. Bunu Bu Konuda uzman olan psikologlara danışmak gerekir. O Görevi de Kadınların saçları, süs kapsamına girmez diyenler araştırsın. Ben kedi adıma konuşuyorum. Kadınların saçı süs kapsamına girer. İnansın veya inanmasın Sosyolojik olarak toplumlardaki örtünme ile örfi olarak, inceleme yaptığımız zaman, Bazı toplumlarda Kadın olsun erkek olsun en mahrem yerleri olan cinsel ilgi duyulan yerleri sadece kapattıklarını görmekteyiz. 

Dünya üzerinde Medeni olmayan klanlar içerisinde bile bu giyim şekli belki bu günkü modern kumaşlar olmasa da ağaç yaprakları veya tabiatta kendilerinin bulup ürettikleri şeylerle kendi anlayışlarına göre namahrem yerlerini korumaya çalışmışlardır.


Bunlar bütün insanların ortak olarak kabul ettikleridir. İkinci Olarak ortak anlayış Kadınların süs yerlerinden olanı göğüsleridir. İnsanlar Allah'a ve peygambere inanmasa da toplumlardan gelen örf ve adetlerle göğüslerini kadınlar kapatmaktadırlar. Kazara bir kadının göğsü açılsa bunu basının malzeme olarak kullanması, Onun açılmasının uygun olmadığı anlayışını göstermektedir. 

İslam Toplumlarına baktığımız zaman da, Örtünmede Kuran'ın mesajının düzgün anlaşılmadığı yerlerde değişik şekillerde oluşmaktadır. Bu örtünme şekli bazı yerlerde başları açık, bazı yerlerde. Başlarının bir kısmı açık bir kısmı kapalı bazı yerlerde. Göğüslerine kadar açık. Bacaklar baldırlara kadar açık, Olmaktadır. Bunlar bu şekildeki giyinme modelini Kuran'dan böyle anladığı için değil, toplumların örf ve adetlerinden olduğu anlaşılmaktadır. Burada örtünmeyi zaruri kılan, namahrem erkeklerin onlara karşı süslerinden dolayı cezp edici yönlerinin ortadan kaldırılmasıdır.

Bir taraftan kuran, nur otuz birde” Gizledikleri süsleri bilinsin diye, ayaklarını yere vurmasınlar” İfadesiyle takva elbisesiyle, namahrem olanlardan gizleyen örtünme elbiselerini Allah kadınlarda bütünleştirmelerini istemektedir. Eğer bu şekilde yaptıkları takdirde Kadınlara kalplerinde maraz olanlar şehirde kışkırtmacılık yapanlar münafıklar, sarkıntılık ederse, Artık onlara karşı takva elbisesini kuşanmış olan erkeklere görev düşmektedir. 

Bu Yaptıkları yanlışlığa son vermek için bir ders verilmesi gerekir. Kuran'ın Kadınların süsü diye ifade ettiği saçı örtü kapsamı içinde mi değil mi tartışmaları günümüzde sürüp gitmektedir. Burada örtünme Namahrem erkeklerin cezp edilmesini, önemli olanı engellemek içindir. Başörtülerini yakalarının üzerine sarkıtılması, namahrem erkleri cezbeden göğüslerinin ve boyunlarının, kapatılarak çekiciliği ortadan kaldırmak içindir. Kadınlarda giyinme şeklinin kuranın süs ziynet olarak tanımladığı vücut hatlarının belli olmayacak şekilde örtülmesidir. Bu Kuranda akıllı olan kadınlara ait Allah'ın yüklediği bir yükümlülüktür.


Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN-ANAMUR


14 Temmuz 2009 Salı

ÖNEMLİ OLANI KUR'ANIN NE SÖYLEDİĞİ DEĞİL NE SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİ ANLAMAKTIR.



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Kuran, İnsanları ve Kâinatı Yaratan Allah’ın, Dünya hayatında insanların nerede nasıl davranacağının en güzel bir  şekilde çizilmiş olduğu hayat projesinin adıdır. 

Ne yazık Ki Asırlardır, Kuran’ın konuşma dili çözülemediğinden, veya çözülmek için uğraş verilmediğinden, ne söylemek istediği anlaşılamamıştır. bu sebeple, İslam toplumlarında yüzlerce binlerce Kuran adına Kuran'dan olamayan biri birleriyle uyuşmayan, Dinler ortaya çıkmıştır. 

İşte bizim uğraşı ve gayretimiz çözümlenmemiş olan Kuran'ın kendi bütünlüğü içerisinde, ne söylemesinden ziyade ne söylemek istediğini, yakalamak, Kuran'a, o konunun ilmine akıla ve pratik hayata ters düşmeden, anlamaya çalışmaktır.Kuran'ın Doğru bir şekilde ne söylemek istediğinin anlaşılmasında benim tespit edebildiğim kadarıyla iki engel  vardır.

1- Mucize, 2- Sünnet ( Yani Kuranın dışında peygamber söyledi ve yaşadı denilip de uydurma hadislerdir.)

MUCİZE!

Mucize: İslam toplumlarında, Bütün Peygamberlerin, Kendi peygamberliklerini iddia ve ispat etmek için,  göstermiş olduğu olağan üstü harikulade haller anlamında, Tanımlanmıştır. Örnek olarak, Hazreti Musa Peygamberin Asası ile denizi yarması, Salih peygamberin dağdan deve doğurtması hazreti Muhammet’in, on parmağından su akıtıp askerleri sulaması, ayı ikiye bölmesi, Kısır koyunu kuzlatması hep günümüze kadar aktarıla gelen peygamberlerin gösterdikleri anlatılan, mucizelerinden, bir kaç tanesidir.

Ama Gerçek olana baktığımız zaman Kuranda Mucize kelimesi geçmediği gibi Peygamberlere verilen böyle bir mucize  şekli verilmediğini örnekleriyle  inşallah izah etmeye çalışacağız. Peygamberlere sadece vahiy iletilme farklılığı ile gündeme gelmişlerdir. Yani Peygamberleri Diğer insanlardan ayıran özellik Onların Kutsal ruh ile desteklenerek, Onlara Allah'tan vahiyler ve kitaplar indirilmesidir. 

Allah Kuran'da Mucize kelimesi yerine Ayet beyyine delil burhan, Kelimeleri kullanmıştır. Ayet kelimesi de Allah'ın Yarattığı Zerreden küreye kadar bütün varlıkların adıdır.  Bu Ayeti meydana getirecek hiçbir yaratığın olmadığını ve Mucizeyi Ortaya kayabilecek kendisinden başka hiçbir gücün Bulunmadığını ve bunu hiç kimseye vermediğini anlatmaktadır.

29/50- Dediler ki: "Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?" De ki: "Ayetler yalnızca Allah'ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım."

Eğer,Allah yarattığı ve ortaya koyduğu ayetleri yaratılanlardan herhangi birine vermiş olsaydı, veya onlar da ayet mucize meydana getirebilselerdi, o zaman Kâinatta fesat çıkardı. Asırlardır toplumlarda oluşan mucize kavramı peygamberlerde zuhur etme anlayışları toplumları şirke düşürmüştür. 

Sanki Peygamberleri kanun koyma, helalleri haram, haramları helal yapma konumuna götürerek Allah'a ortak koşmuşlardır. Peygamberleri diğer insanlardan ayıran özellik Allah’ın gözetimi altında eğitilerek yanlış yaptığı yerlerde vahiylerle  düzeltilmesi. Ve dünya hayatında gideceği yolda yol gösterilmesidir.

17/93- "Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız."De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?

İşte peygamberi diğer insanlardan ayıran Kuran'ın anlattığı fark budur. İşte Kuran Bu Günkü Toplumun söylediklerini veya peygamberler hakkında bildiklerini Gündeme getirirken şöyle buyurmaktadır.

17/90- Dediler ki: "Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız."

17/91- "Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın."

17/92- "Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin."

İşte Kuran Gelmezden Önce Mekke Müşriklerinin veya ehli kitap’ın peygamberlerden istedikleri bunlardı. Kuran Yaşıyor Hem de yeniden doğmuş gibi tazeliğini koruyarak yaşamaktadır. O Bu güne kadar bozulmamış ve kıyamete kadar da bozulmadan yaşayacaktır. Bu Allah'ın Vadidir. Asırlar geçtikçe ilim ve teknoloji ilerledikçe Çağlara mesajını vermeye devam edecektir.

Hem de insanların ve cinlerin toplanıp da bir konu hakkında bile veremedikleri mesajı kuran en güzel bir şekilde vermeye devam edecektir. İşte Allah'ın Peygamberlere verdiği mucize budur. Bütün Peygamberlere verilen mucizeler veya kitaplar Kuran'la özetlenerek İnsanlığa Allah'tan gelen en büyük mucizeyi oluşturmuştur. İşte Allah onların Mucize istemelerine karşın verdiği cevap.

29/50- Dediler ki: "Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?" De ki: "Ayetler yalnızca Allah'ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım."

29/51- Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.

İşte Allah'ın Peygamberlere verdiği mucize gönderdiği kitaplardır. Kuran'da sanatsal üsluplarla Anlatılan peygamber kıssalarını sanki gerçek anlamında anlamaları onların Kuran'ı doğru anlamalarını engellemektedir. Her milletin dillerinde olduğu gibi Kuran'ın dilinde müteşabih, bizim dilimizde de mecazi anlatım sanatı olarak geçmektedir. 

Mecaz anlatım  sanatı, bir kelimenin kendi anlamı dışında farklı anlamalara gelebilen anlatımdır. Kuran'da bunun karşılığı olan Müteşabih Ayetler de Kendi anlamının dışında farklı anlamlara gelebilen ve benzeşen ayetler olduğu için bu ayetleri ancak ilimde derileşenlerin anlayabileceğini söylemektedir. 3/7 

Bunlardan Birkaç Tane örnek verecek olursak. Hazreti Musa'nın Asasıyla denizi yarması, Salih peygamberin devesi, Süleyman peygamberin Belkıs'ın sarayını getirtmesi, Hazreti İsa peygamberin ölüleri diriltmesi hep bunlar müteşabih olarak anlatılmıştır. Kuran Okuyucuları şunu iyi düşünmelidir ki Peygamberlerde böyle olağan üstü vahiylerin dışında bir mucizeleri olmamıştır. Eğer olmuş olsaydı, neden kâfir olanlar tarafından eziyet gördüklerinde engel olmadılar.  

Peygamberler kendilerine tabi olanları mucizeleri ile kâfirlerden korumaları gerekirdi. Yoksa Son Peygamber olan hazreti Muhammet de on üç sene gibi bir zaman Mekke müşriklerinin içerisinde işkence ve çile çekmezdi. 

Mekke’den Medine’ye  hicret ederken mağaralarda yılanların çıyanların içerisinde gizlenmelerine gerek yoktu. Veya, Uhut savaşında bir çok Müslümanlar ölürken buna mucizeleriyle engel olurdu. Hayır. Peygamberlerin diğer insanlardan farkı sadece ve sadece vahiy almalarıydı. insanların inanmaları için olağan üstü vahiylerin dışında gösterdikleri bir mucizeleri yoktur.

6/111- Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. 

Demek ki insanların bu güne kadar mucize anlayışları, mucize kavramı Kuran'ın anlattığı ile alakası yoktur. Şimdi soruyorum onlara,? o zaman Kuran'ın tarif ettiği peygamber günümüzde gelmiş olsaydı, kaç kişi onun peygamberliğine inanırdı? 

Bu Günkü inandım ben müslümanım diyenler, Diyecekler ki, Haydi peygamber sen bize mucize göster. Dediğinde peygamberim diyen kişinin onlara göstereceği mucize, vahiyden başka bir şey olmayacaktı. Ve toplum da onu dövüp, sürüp öldüreceklerdi. O zaman Ey Müslümanım diyen insanlar, Ortada şimdi bir peygamber yok artık bir daha peygamber de gelmeyecektir. 

Size o büyük gün gelmezden önce Allah peygamberlik ayetini feshederek onun yerine insanların yollarını vahiylerle düzeltebilecekleri Kuran gibi yeterli bir kitap vardır. O Kitapta insanlar için her bir örnekten verilmiş, ve hiçbir eksik de bırakılmamıştır. Ve insanlar sadece, ve sadece ondan sorguya çekileceklerdir.

17/89- Andolsun, bu Kur'an'da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkârda ayak direttiler.

6/38- Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.

43/44- Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. 

Kuran'da geçen mucize ile ilgili ayetlerden ne anlatmak istediği konusunda herhalde yeterli bir açıklama yapıldığı kanaatindeyim. Bu Gün Ehli Kitap ve İslam dünyası, Kuran'da geçen kelime ve kavramları yeniden gözden geçirerek, Yanlış anlamalara neden olan kelimeleri doğru anlamaları gerekir.

Şimdi de Kuran'ı doğru Anlamada ikinci engel olan, sünnet veya hadis kavramı üzerinde durmaya çalışalım.

SÜNNET VEYA HADİSLER!

Önce Kuran'da geçen sünnet anlayışı ile ilgili birkaç tane ayetlerden örnekler verelim.

35/43- (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.

17/77- (Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir sünnetidir. Sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.

7/185- Onlar, göklerin ve yerin 'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete’ (melekût) Allah'ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?

Bu Naklettiğimiz ayetlerden Kuran'ın Tarif ettiği sünnet neymiş onu açıklamaya çalışalım.

SÜNNET: Allah'ın Evrene ve Toplumlara uyguladığı veya koyduğu yasaların değişikliğe uğramadan tekrarlana gelmesidir. Güneşin doğudan doğup batıdan batması, gece ile gündüzün birbiri ardınca takip etmesi, doğan her canlının eceli geldiği zaman ölmesi, canlılar yaratılırken bir erkek ve bir dişiden yaratılması, Yüzme bilemeyenlerin denizde boğulması Hep Allah'ın evrene koyduğu değişmeyen yasalardandır. 

Bir Başka Sünnet ve değişmeyen yasalarla Toplumlarda olagelen değişmeyen tekrarlana gelen yasalar sünnetlerdir. Bunlardan Kuran'dan Örnekler vermeye çalışalım.

17/16- Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.

Bu Ayette Mecazi bir anlatım sanatı vardır. Şimdi Ayette geçen anlatımın yüzeyselliğine değil içeriğinde, kastetmek istediği anlam üzerinde durmaya çalışalım. Tarih Boyunca Toplumlarda olagelen sünnete baktığımız zaman peygamberlere karşı çıkanlar toplumların, hep önde gelenleri olmuşlardır. 

Firavunlar Nemrutlar Ebucehiller. EbuLehepler hep toplumların önde gelen şımarmış kibirlenmiş ve gururlanmış olanlarıdır. Çünkü Onlar Kendi tahtlarının yıkılma endişesi taşımaktadırlar.

7/146- Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşt yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır. 

Kuran'ın Anlatım sanatına baktığımız zaman. “ Yeryüzünde büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim.” Ayetinde geçen bu ifade Kuran'ın bütününe baktığımız zaman diğer ayetlerin özünden süzülüp gelen onların anlamlarını da içinde barındıran bir anlam taşımaktadır. 

Nasıl Kişileri Allah özel olarak saptırma hidayete getirme, bağışlama olayı olmuyorsa kişilerin kendi yönlerini istedikleri tarafa yönlendirmesi ve fiiliyata geçirmesi, olagelen bir şey ise, Büyüklük Taslayanlar da rabbani yolda yürümeye istekli olmadıklarından dolayı Kuran Böyle bir ifade ile anlatmaktadır.

Dünya hayatına Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi sarılan biri Yığdıkça yığan zevk aldıkça daha çok dünyayı mamur hale getiren biriyle, dünya hayatında malı mülkü olmayan,hayatı işkence ve ızdırapla geçen birinin, Ölüm anındaki durumları fotoğrafları, aynı olabilir mi? 

Dünya hayatında saltanat sürenler canlarını kolay kolay vermek istemezler. Ama İnanmış ve Salih amel işleyerek. Hayatını ölüme kadar itekleyerek götürmüş biri Daha Güzellik beklerken onun ölüm halindeki fotoğrafı  Ebette farklı olacaktır. Şu sözün kime ait olduğunu bilmiyorum ama. “ Sen doğarken ağlıyordun herkes sana gülüyordu, sen öyle bir hayat yaşa ki, sen ölürken gülerek git herkes sana ağlasın.” İnkar edip Ahiret hayatına iman etmeyenler ve dünyada güllük gülistanlık yaşayanlar kolay kolay ölmek istemeyeceklerdir.

2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir. Kuran burada Yahudi ve Yahudi zihniyetli adamlardan söz etmektedir. Dünya hayatına bu kadar önem veren insanlar ölürken canlarını zor teslim ederler. Bu da Allahın bir sünnetidir.

18/55- Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir.

Kuran'da geçen Allah'ın sünnetleri ile ilgili ayetlerden aktarmaya çalıştık. Şimdi de Peygambere ait oldukları sanılan hadis ve sünnetlerden söz etmeye çalışalım. Bütün Peygamberler. Kendilerine ait Allah'a rağmen hiçbir şey söyleyemezler ve söyleme hakkına da sahip değildirler.

69/44- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.

 69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.

69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik.

69/47- O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı. 

Öyleyse Resule ait sünnet, Allah'ın göndermiş olduğu emir ve yasakları, insanlara aktarır ve yaşar. Yani Kuran Bir kanun peygamber de o kanunu hayatına uygulayan ve diğer insanlara örnek  olan bir elçidir.

33/38- Allah'ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde Allah'ın bir sünnetidir. 

Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. Görüldüğü gibi, Bütün peygamberlerdeki haslet, Allah'ın Emirlerinin yerine getirilmesindeki hassasiyettir. Önce Tarihi bir yanılgı ve yanlışlığı düzeltmek gerekir. Hadis İlmi Diye bir ilim Olmaz. İlim belge kanıt ister. 

Belge ve kanıtı olmayan ancak, hikâye ve masalardan ibarettir. olur onlara itibar edilmez. Bütün İslam toplumlarının bildiği bir gerçek odur ki, Hadisler Kuran ile karışmasın diye yazılmadığı konusunda İslam bilginleri hem fikirdirler. Hicri yüzeli sene sonra Gündeme gelmeye başlamıştır. Belgelenmeyen ve kim söylediği kim rivayet ettiği onlarca kuşağın ağızdan ağza dolaşarak köküne inildiği sanılan sözler ne kadar, güvenli olabilir?

Bir programda bununla ilgili bir konu dikkatimi çekmişti. Beş on kişiyi sıralıyorlar. İlk sıradaki kişi, ikinci sırada olana, ikinci sarada olan, üçüncü sırada olana, söylemek için bir cümle söyleniyor. bu cümle son söyleyenden nakledildiği zaman, ilk söyleyenle karşılaştırıldığında hiç ilgi ve alakası olmayan bir cümle karşımıza çıkıyor. 

Dikkatinizi çekmek istiyorum Bu Aynı anda olan bir yanlışlıktır. Peygambere ait sözlerin doğru olup olmadığı Aradan yüzeli sene geçtiğinde ne kadar güvenilir olduğuna siz karar verin. Bütün Hadis Kitaplarında geçen Güvenilir hadis diye aktarılan bir sözde hadisi naklederek hadisler konusundaki düşüncelerinizi tekrar gözden geçirmenizi tavsiye ediyorum.

Bir Gün Allah Resulü sahabelerden birkaçıyla beraber çöle gezmeye çıkarlar. Resulün o sırada taharet ihtiyacı gelir. Her taraf açık gizlenmesi gerekiyor. Arkadaşlarından olan birine git karşıdaki ağaçlara selam söyle beni gizlesinler diyor. Arkadaşı da gidiyor ağaçlara selam söylüyor. Durumu anlatınca ağaçlar hemen yerlerinden fırlayarak resulün yanına gelip gizliyorlar. Sonra da tekrar yerlerine geri gidiyorlar. 

Allah Aşkına Bu Anlayışın Bu dinin, Yahudi ve Hristiyanlık dininden, ne farkı vardır. Şeytan daha önce bahsettiğim gibi Kuran'ı tahrip etme gücünü kendisinde bulamamış. Ne kadar çamur atsa da tutturamamış. Ama Hadisler adı altında İslam toplumunu bölmeyi tevhit inancını bozmayı başarmıştır. 

Kuran gelmezden önce Allah toplumları hiç bir zaman uyarıcısız bırakmamıştır. peş peşe biri birlerini takip eden nebi ve resulleri gönderiyordu. ve  Bozulan yerleri düzeltiyorlardı. Son Peygamber olan Hazreti Muhammed  ile peygamber olayı noktalanmıştır. İnsanları  yanlışlıklardan arındıran  bu güne kadar bozulmamış ve kıyamete kadar bozulmayacak olan  Kuran ile Allah dinini korumuştur.


33/40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.

Artık İnsanların Yol Göstericisi Kuran'dır. Onu Anlamak onu hayatımıza uygulamak gerekmektedir. Çünkü Onda hiçbir şey eksik bırakılmamış.

6/38- Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. 

Ve onda Her örnekten bir örnek verilmiştir.

30/58- Andolsun, Biz bu Kuran’da insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkâr edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler. 

Bazıları Benim hakkımda. iftira ederek Peygamber düşmanı diye fısıldadıklarını biliyorum. Asla Ve  asla, peygambere karşı içinde zerre kadar şüphe ve saygısızlık bulunanlar iman etmiş olmazlar.

4/65- Hayır öyle değil; Rabbine Andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.33/36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.

İşte Allah resulüne iman itaat saygı sevgi böyledir. Bu Kuran'ı bize sunan Allah'tan bu kitap’ı Gökten mushaf  halinde zembil ile indirmedi. Allah'ın Ona vah yedilerek ağzından süzülerek bize geldi. Peygambere iman etmeyen Kuran'a da iman etmez Asla Peygambere karşı benim saygısızlık ve hafife alma diye bir konumum olamaz. Ben Ona tam bir teslimiyetle iman ettim. ve bazılarının yaptığı gibi de onu kendi bulunmuş olduğu konumdan kaldırarak Allah konumuna da getirmedim ve getirmem de.  O Resul böyle bir davranışı yaparsam benden hesap soracaktır.

2/136- Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız." 

Kuran'ın dışında peygamberler hakkında söylenen sözlerin hiç birini kabul edemem. Çünkü Allah kâinattaki varlıklara insanlara  ve peygamberler de dâhil hepsine bir değer vermiş onları bir yere oturtmuştur. Kimse Allah'ın yerine koyduğu kelimeleri yerinden kaldırıp da başka bir yere koyamaz koyma hakkına da sahip değildir.

4/46- Kimi Yahudiler, kelimeleri 'konuldukları yerlerden' saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: "Dinledik ve karşı geldik. İşit, -işitmez olası- ve 'Raina' bizi güt, bize bak" derler. Eğer onlar: "İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve 'Bizi gözet' deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar. 

Bu Ayetlere göre peygamberlerin yerlerini ve konumlarını Allah belirleyip sınır çizerken insanlardan herhangi biri kalkıp Allah'ın çizmiş olduğu sınırı çiğnemeye onu ihlal etmeye hakkı yoktur. Bazı Yahudi ve Hıristiyanlardan Allah örnek vererek Peygamberleri ilah edindiklerini bize bildirmektedir.

5/116- Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki İlah edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen."

5/117- "Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen her şeyin üzerine şahit olansın.” 

İşte Hazreti İsa İnsanlara Allah'tan başka ilah olmadığını ilan ederken, Hıristiyanlardan bazılarının onu Allah yerine koyup Allah'a olan sevgi karşısında ona olan sevgi ve ihtiramı Allah'a denk ve Allah'ın üzerinde bir yere oturtmaları Allah'a şirk olmaktadır. 

Bazı Müslümanlar da Aynı Hataya düşerek Hazreti Muhammedi De aynı konuma düşürmeleri onları şirke götürmektedir. Bir Ayeti alarak Allah'ın helal ve haram ettiklerini sanki helal ve haramları da peygamberler de koyar bir konuma getirmeleri müslümanım diyenleri şirke götürmektedir.

7/157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
Bilindiği gibi her peygamber kendilerinden önce gelmiş olan peygamberleri tasdik eder ve kendilerinden sonra gelecek olanları da müjdelerler. 

İşte Tevratta ve İncil'de gelecek olan son resul müjdelendiği halde, onun gelişi ile ilgili bilgiyi saklamışlar ve Kendilerine Allah'ın bazı helal ettikleri şeyleri haram, bazı haram ettikleri şeyleri de helal etmişlerdir. O Haramları helal kılan ve helalleri de haram kılan Allah resulü değil, Allah'tır. Bir başka ifadeyle Allah'ın koyduğu haramı helal kılan hilali de haram kılan kendileridir. 

Allah ona haram ve helalleri bildirmektedir. İşte burada sanki helal ve haramı koyan peygambermiş  gibi bir anlayış Kuran'ın anlatım esprisine ters düşmektedir. Buna yine bir açıklama daha gerekmektedir. Onlar kendilerine haram ettikleri aslında daha önce Allah tarafından helal idi. Onlar helal olanı kendilerine haram kıldıklarını Tekrar son resul ile tekrar helal kıarak düzeltiyor. Olay bundan ibarettir.

Sünnet Ve hadis Konusunda Söylenenleri biraz daha açacak olursak, İki Kısma ayırmak lazım.

1- Resul i Sünnet
2- Muhammedi sünnet

Resul i Sünnet: Allah resulü olan Muhammedin davranış biçimlerini Kuranın emriyle bütünleştiren sünnettir. O Kendi hevadan konuşmayan kendi istek ve arzularına göre hüküm vermeyen vahyin gözetiminde hayatını düzenleyen sünnetidir ki. İşte Bu Kuran'ın Ta Kendisidir. Kuran Kanun Resul de onu pratik hayata uygulayan bir örnek elçidir. Öyleyse Onun Yaşamı kuranın emirlerinin hayata geçirilmesi uygulaması onun açıklaması oluyor. Açıklama derken kuran müphem manasında değil sadece hayata geçirmesi anlamında açıklamasıdır. Yoksa kuranı açıklayan o anlamda resul değil Allah tır.

75/19- Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir. 

İslam Toplumlarında Yanlış İnançlardan birisi de Kuranı Biz anlayamayız onu Peygamberimiz Hadisleriyle açıklar. Anlayışı insanları Kuran'dan uzaklaştırmıştır. Peygamber Allah tarafından açıklanmış olan Kuran'ı pratik hayata geçirir onun pratik hayata geçirilmiş olanı peygamberin açıklaması oluyor. Peygamberin açıklayamadığı bazı şeyler vardır. İşte Kuranın Bazılarını açıkladığımız bazılarından vaz geçtiğimiz derken onu kastetmektedir.

6/91- Onlar: "Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kâğıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki: "Allah." Sonra onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında' oyalanıp-dursunlar.

Açıklanmak Olayın yaşanılır hale gelmesini anlatmaktadır. Bilindiği gibi bazı bilgiler insanoğlunun ilim ve teknolojide gelişmesiyle ortaya çıkmaktadır. Kuran'ın indiği dönemde Güneşin ayın ve dünyanın konumları hakkında sadece teorik olarak bilgileri Kuran söyleyip geçiyordu. 

Peygamber o günkü dönemde uzay bilimleriyle ilgili teknolojik bilgiler yoktu. O bilgileri o konuyla ilgili ilim geliştiği zaman ancak açıklanabilirdi işte peygambere bazı açıklamadığı şeyler bu gibi şeylerdir. Ama şimdi bir uzay köprüsü kurularak onlar hakkında detaylı bilgiler alınmaya başlandı. Ve bizlere kapalı şeyler ilim adamlarının buluşlarıyla açıklanmaya başladı.

Peygamberi İnanan Müslümanlar Öyle bir Konuma getirmişler ki. Sanki Bütün İlimleri bilme gibi bir yeteneği olduğunu sanmışlar. Hayır, Allah resulü sadece Allah'ın bildirdiklerini bilir. O Allah'ın gayıp ile ilgili bildirdiği şeylerin dışında bilgileri bilemez.

7/188- De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim."

Resulü sünnet: Bütün Müslümanların ilgi odağı olan ve uyması gereken sünnetlerdir. O Allah'ın emirlerini söyleyip de pratik hayata yansıttığı sünnetlerdir.

Muhammedi sünnet: Peygamberimizin vahiyle sınırlandırılmayan sünnetlerdir. Elbisenin rengi kalınlığı, sakal koyması saç bırakması yemek çeşitlerinin hangisini sevip sevmemesi Muhammedi sünnetlerdendir. Bunlar diğer Müslümanların zevki keyfi ile alakası olmayan şeylerdir bu sünnet sadece kendisini ilgilendirir.Şimdi Bunları da, anladıktan sonra Kuran'da söylenenlerin ne söylemek istediğini anlamaya çalışalım.

2/ 245- Allah'a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz. 

Bu Ayeti açıklamak için Kuran'da geçen diğer ayetlerin yardımına ihtiyaç vardır. Eğer bu ayetin anlamına bakarak hüküm verecek olursak Allah'ın ihtiyaç sahibi olduğu anlaşılır. Ama Kuran'da onun ile ilgili ayetlere baktığımız zaman, Ayetin müteşabih olduğunu anlarız.

3/ 189- Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, her şeye güç yetirendir. 

Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını yerleri ve gökleri yaratan Allah olduğunu söylerken insanlar Allah'a borç vermek veya Allah'ın insanların borç vermesine ihtiyaç olduğunu düşünmek, çok yanlış olur. Ancak İnsanları denemek için rızkı bazılarına yayarak bazılarına da kısarak rızkı dar olanlara rızkı geniş olanların ihtiyaçlarını gidermek istemesidir.

2/ 219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;

6/146- Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız.

Bu Ayete göre Sanki çift tırnaklı hayvanları Müslüman olanlara helal kıldığı halde Yahudi olanlara haram kıldığı söyleniyor ve anlaşılıyor. Bilindiği gibi İlk insan topluluğundan bu tarafa Allah hangi peygambere neyi helal etmiş ise diğer peygamberlere de onları helal, neleri haram etmişse de onları da diğer peygamberlere haram etmiştir.

16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

3/93- Tevrat indirilmeden evvel, İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka, İsrail oğulları’na bütün yiyecekler helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat'ı getirin de onu okuyun". 

Bu ayetlere göre Bütün peygamberlere gelen kitapların kaynağı Allahtır Allah hiçbir peygamber ve kavme helal ve haram kıldıklarını başka bir kavme de helal ve haram kılar. Buradaki Kuran'ın söylemek istediği, Allah'ın helal ettiklerini kendi kendileri haram kılmışlardır. Bazı Alevi vatandaşlar kendilerine tavşan etini örf ve adetlerine göre yemezler. Tavşan onlara hâşâ Allah tarafından haram edilmedi? 

Onların ellerinde böyle bir belge yok onların kendi kendilerine haram ettiklerinden dolayı onu yemiyorlar. İşte Yahudi olanların durumu da bunun gibidir. Kuran’daki ayetlerin ne söylediği değil ne söylemek istediği yakalandığı veya anlaşıldığı zaman kuran anlaşılmaya başlayacaktır.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN ANAMUR.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

ZULÜM NEDİR?



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

ZULÜM: Allah'ın Halife Olarak yaratmış olduğu insanların, Hem kendi aralarındaki hem de insanların dışındaki varlıklar ile münasebette Allah'ın tanımladığı yerden kaldırarak, değerinin altında ve değerinin üstünde bir konuma taşımak demektir.Bir başka deyişle kelimeleri yerinden oynatmaktır. 

Bunları Ayrı Ayrı sınıflandıracak olursak!

1-İnsanların kendi nefislerine yaptığı zulüm

2-İnsanların Diğer insanlara yaptıkları zulüm.

3-İnsanların insanların Dışındaki varlıklara yaptıkları Zulüm.

İNSANLARIN KENDİ NEFİSLERİNE KARŞI YAPTIKLARI ZULÜM!

45/23- Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?

Dünya hayatına gelen her insan, erginlik çağına erdiğinde Allah ona bir takım sorumluluklar yüklemektedir. Bu Görev ve sorumluluk onu bunaklık ve ölüm dönemine kadar, yakasını bırakmamaktadır. Bilindiği gibi insan yaratılış olarak iki ana eğilime gidiş farklılığı ile diğer yaratıklardan ayrılmaktadır. 

Bir taraftan Allah'ın göndermiş olduğu kural ve prensiplere uyma sorumluluğu dürtüsü, bir taraftan da bu kural ve prensiplerden alıkoyan nefis bir adıyla fısk ve fücur. Dürtüsüdür. İşte her insanda bulunan bu farklı eğilime gidebilme dürtüsü onun imtihan edilmesine vesile olmaktadır. 

Kim Bu nefsinin bencil tutkularından kendisini arındırıp takva yolunda yürüyerek Allah’ın kitap ve peygamberler tarafından gönderilen kurallara uyarsa, O kendini temize çıkarıp korumuştur. Kim De nefsini ilah edinip de ona boyun eğip günahları kendisini kuşatmışsa o da helak olmuştur. İşte Bu Kişinin kendisine yaptığı zulümdür. 

 91/7- Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene',

91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).

91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.91/10- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.

Allah Kendisini arındırmış ve doğru yolda gidenlere velilik etmiş. Onlara göndermiş olduğu kitaplar ve peygamberlerle yol göstermiştir.

2/2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitaptır. 

Kendilerini nefsin pençesine kaptıranlardır. Onların yol göstericisi  de ise şeytandır. Şeytanın yoluna gidenler asla kurtuluşa eremezler. ve onların Kuran'da tanımı kafirdir. Kuran'ın yol göstericiliğinde hareket edenlerin adı ise Müslümandır.

41/33- Allah'a çağıran, Salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir? 

İşte Hem kendisini hem de başkalarını Allah'a giden yoldan alıkoymuş'sa veya alıkoymak için adımını atmışsa, sonu belli olmayan bir uçuruma doğru gittikçe büyüyen bir kar topunun büyüyüşü gibi günahta kibirde gururda büyümektedir. Bazıları Allah'ın insanlara yüklemiş olduğu namaz görevini küçümsemektedirler. Namaz İnsanı disipline eden en büyük ibadet kurallarından biridir. 

Namaz Kişilerin safını durması gereken yeri belirler. Kişiye kimlik ve şahsiyet yükler. Bu sebeple İnsan Allah'ın göndermiş olduğu kural ve prensiplerin kendisine yüklendiğinin bilincindedir. 

Yaşamış olduğu hayat tarzıyla o kendisini hayatta nefsin esaretinden kurtararak Allah'a kul olma bilinci içerisinde atmış olduğu her adımın namaza uygun olup olmadığının sağlamasını yapmaktadır. Ve bu sebeple kılınmış olan namaz o kötülükle ilgili bir şey yapacağı zaman namaz ona müdahale etme şuuru vermektedir.

29/45- Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar.Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. 

Nasıl bir duvarın düzgün yapılabilmesi için çekül ve çirpi kullanılıyorsa Bunu duvar yapanlar daha iyi bilirler (Çirpi duvarın uzunluğuna doğru düzgün olmasını. Çekül ise duvarın yüksekliğine doğru düzgün olmasını sağlar.) Namaz da Müslüman olanların doğru bir yolda gitmesini sağlamaktadır. Namaz Onun hayat tarzıdır. Yaşam biçimidir. Kimliğidir. 

Duruşunu ve safını belirler. Ve hayatındaki bütün meselelere bu açıdan bakar. İçki kumar fuhuş şirk, katillik vs bunlar namaz kılan bir insanın asla ve asla yaklaşmayacağı büyük günah ve düşmanlardır. Bir Vücutta hem bu yasak edilenler hem de namaz asla buluşamaz. İşte kuranın iki kalp bir vücutta bulunmaz demesinin hikmeti budur.

33/4- Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir. 

Toplumlar içerisinde, insanları sosyolojik ve psikolojik olarak incelediğimizde genelde yol seçmede karasız kalmış kişiler rahatsızlığa uğramış olanlardır. Kimliklerini bulmuş olanlar kesinlikle ister şeytani yolda isterse de rahmani yolda yürüyenlerde asla psikolojik rahatsızlık görülmez. İki Tip insanlar kendi davaları uğruna canlarını verecek kadar. Cömerttirler.

4/76- İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkâr edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.

Namaz Kılmayan ve kendi nefsini bu sebeple ilah edinen kişilerin bu dünya hayatında neler başlarına geliyor bir düşünelim. Önce namaz kılmayan insanlar Allah'a karşı isyan edip başkaldırmışlar.  Allah'ın emirlerini küçük görerek nefsin namaz kılmayı ret etmesini kabullenmişlerdir. 

Yani namaz kılmayanlar nefislerinin emirlerini Allah'ın emirlerine karşı üstün tutmuşlar demektir. Allah'ın emirlerine boyun eğmeyen ona kulluk ve ibadeti kabul etmeyen insanlar nefislerine yenik düşerek ona her kötülüğü artık yaptırmaya başlamaktadır. O Artık helal ve haram tanımıyor. O neyden hoşlanırsa onu yapmaya başlıyor. Diyelim ki sigara içen bir kişi, Daha sonra içki içmeye, içkide doyuma ulaşamayanlar eroin esrar ve akıla gelmedik sarhoş edici her şeyleri deneyerek artık kendisini, geriye dönüşü mümkün olmayan bir uçuruma atmıştır.

Yaptıklarının yanlış olduğunu farkına varsa bile, artık o dönüşü mümkün olmayan bir yola girmiştir. Bir türlü o bağımlılık yapan içecekler. Onun yakasını asla bırakamaz konuma gelmiştir. işte Allah böylelerinin kalbini mühürlemiş, artık o doğru yolu bulamaz olduklarını söylemiştir. Burada şunun üzerine basa basa durmak istiyorum. 

Allah insanın özgür iradesine yola gidişte müdahale etmiyor. Kişi Kendisi hangi yola gidecekse onun o konuda yollarını açmaktadır. Allah katında bütün insanlar eşittir. Saptırdım hidayete erdim. Ben bağışladım ifadeleri, kişilerin kendi istedikleriyle oluşan bir şeydir. Kendisi sapmak istemeyeni Allah asla saptırmaz. Hidayete gelmek istemeyeni de kulağından tutup da hidayete getirmez.

13/11- O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip-korumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur. 

Öyleyse Allah Kişilere kendi özgür iradelerin vererek yol seçmede tamamen serbest bırakmıştır. Kimse kimseyi kendi istemedikçe asla doğru yola da getiremez yanlış yola da götüremez. Ve sonucuna da kendisi katlanacaktır. Herkes kendisi adına hesap verecektir.

2/48- Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

Öyleyse sonuç olarak diyebiliriz ki, Kişilerin İnsanları ve kainatı yaratan Allah'ın veliliğini kabul etmeyip, nefislerinin pençesine kaptıranlar ancak kendilerine kötülü ve zulüm  ederler. 


İNSANLARIN DİĞER İNSANLARA YAPTIKLARI ZULÜM!

Her insan kendisi  de bilindiği gibi iki değişik eğilime gidebilme ile ilgili seçimini iblisten yana kullanarak nasıl nefsini ilahlaştırarak, kendisine zulüm yapıyorsa, diğer insanlara da davranışları ve gayrı rabbani yolda duruşu ile de başkalarına zulüm yapmaktadırlar biçimlerinde Zulüm yaparlar.    

AİLEDE ZULÜM: Toplumların ve milletlerin çekirdeğini aileler oluşturmaktadır. Evlilik hayatında, erkek ile kadının biri birlerine karşı yapmış oldukları davranışlar eğer içlerinden herhangi birisi kendisinde takvanın iktidarını kurarak Aile içerisinde Allah'ın yol gösteren kitaplarının hükümleri onları ayakta tutuyorsa. Orada adalet vardır. Orada hak vardır zulüm yoktur. 

Bilindiği gibi Bir ailenin temelini  oluşturan erkek ve kadındır. O aile ister kendisinde takva iktidarını kursun isterse fıskın iktidarını kursun. Mutlaka erkek ve kadının biri birlerini desteklemeleriyle o aile yaşamını sürdürebilir. Allah Biri birine uyum sağlamayan kadın ve erkekleri bir arada bulundurmaz ya kadın erkekten yana  ya da erkek kadından yanadır.

24/26- Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır. 

Eğer Kuran'ın dediği gibi değilse evlilik hayatları neden boşanma ile sona ermektedir? Erkek ve kadın ne olursa olsun her ikisi de başlı başına Allah'ın emir ve yasaklarını, yapıp ve yapmamayı, kendilerine şiar edinmeleri gerekir. Ne kadın kocasını ne de koca karısını,Allah'ın sınırlarını korumadıkları sürece cennete gidemezler.

66/10- Allah, inkar edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi.

66/11- Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."

Müslüman Erkeğin Müslüman olmayan bir kadın ile evli kalması bir zulümdür. Allah'ın koymuş Olduğu evlilik kurallarına ters olmaktadır. Zaten evlenirken de aile temeli zulüm üzerine kurulmamalıdır. Yani erkek ve kadının her ikisi de Allah'ın sınırlarını koruyacaklarına dair bir inançları varsa evlenmeleri gerekir. kuran evlenirken şartları ortaya koymaktadır.

2/221- Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise Kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.

Kuran evlenirken kuralları Müslüman olma şartına bağlamaktadır. Eğer evlilik hayatlarında eşlerden herhangi birisi Müslüman olmaktan vazgeçerse Allah ikisinin bir arada kalmasını yasaklamaktadır.

60/10- Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 

Müslüman erkek veya kadın için eşleri eğer Müslüman değilse onlar zulüm içindedirler. Onlardan asla hayır gelmez. Aile içerisinde sosyal olaylarda görüldüğü gibi kaynanasını döven, üvey kızlarına zulmeden gelinler olduğu gibi Müslüman olmayan erkekler de zulüm ve işkence makin-asıdırlar. Öyleyse Aile içerisinde Allah'ın koymuş olduğu takva iktidarı orada yerini almazsa orada zulüm vardır. İşkence vardır kavga vardır. Allah'ın koyduğu kelimeleri yerinden oynatma vardır.


İNSANLARIN DİĞER İNSANLARA ZULMÜ: İnsanların öz yapılarına yerleştirilmiş olan iblis.Kendisine meyilli olanları kandırarak.insanların şeytanlaşması ile Saflar ayrılarak kavga savaş başlamaktadır. Bilindiği gibi Kuran ilk kavganın örneğini kabil ve Habil'deki din ve  yaşam biçimleri farklılıkları ile sembolize ederek, Dünya üzerindeki insanların davranış biçimlerini bize özetlemektedir.

5/-27 Onlara Adem'in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: "Seni mutlaka öldüreceğim." (Öbürü de:) "Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder."

5/28- "Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."

5/29- "Şüphesiz kendi günahını ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur."

5/30- Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.

5/31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu.

Kıssada Kuran Çift Yaratılan insanların, iki yola gidebilme eğilimi ile iki ana yola da gidebilen, iki tip insan profilini bize çizmektedir. Kabil ile şeytanın yolunda giden insanların. Habil'le de rahmanın yolunda giden insanların tiplemesini yapmaktadır.

Bir taraftan da hayvanlarda İnsanların bilemedikleri bir çok hasletlerin olduklarını, onlara yönelmekle dünyadaki o konu ile ilgili bilgilerin, olduğunu anlayanlara bilgi vermektedir.

Dünya hayatı Allah’ın Adalet dağıttığı yer değil, Halife olarak yaratılan insanları denemek için kainattaki bütün varlıkları farklı farklı yaratarak İnsanlara adaletle davranmayı emrettiği yerdir. Zulüm Güçlü olanların, Allah'ın onlara vermiş oldukları imkanları ihtiyaç sahiplerine vermemeleridir. Onları kendi özgürlüklerini kendi ellerinden alıkoymaktır. İşte Allah adalet sahibi ve güç sahibi olanların zaafa uğratılmış olanlara yardım ve desteğini esirgemeyerek Onları zulüm yapanlardan kurtarmayı emretmektedir.

4/75- Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? 

 Zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah'ı var derler. İşte Allah adalet sahibi olan takva sahiplerine emir vermektedir. Mazlum olanları zalimlerin ellerinden kurtarın. İnsanlar boş bir amaç için dünyaya gelmemişlerdir. Onların her birinin üzerinde bir yükümlülük vardır. bu yükümlülüklerini yerine getirmeyenler elbette bedelini bir gün gelip ödeyeceklerdir. Allah insanlara öyle bir hayat yaşamaya davet ediyor ki. Bu yaşamış olduğu düzgün hayatın arkasından Allah onlardan razı olmakta ve karşılığında ebedi bir cennete müjdelemektedir.

2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.

Dünya üzerine şöyle gezinip bir göz attığımızda Firavunlar Nemrutlar, Mazlum Olan halkı mazlumluğundan yaralanıp onları köleleştirerek onlara zulüm etmişlerdir. İslam, Ayrı ayrı dinlerdeki insanların kendi dinlerini kendilerine vermek için savaşmayı emrederken. Bu emperyalist ateist güçler onların kendi dinlerini kendilerinden almak için onlarla savaşmıştır. 

İnanan "Rabbim Allah'tır" diyen, insanları yerlerinden yurtlarından sürmüşlerdir.Ben müslümanım diyenler asla kimseye zulmetmez, Zulme de taraftar olmazlar. Dünyadaki kısa zaman için zevke sefaya dalarak zulmedenlere karşı koyamayan veya koymak için harekete geçemeyenleri büyük günde daha çok başına gelebileceklerinin hesabını yapmalıdırlar.

4/97- Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: "Nerede idiniz?" Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz'aflar-) idik." derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" derler. İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?

Allah insanları Dünya hayatında denemek için kısa bir süre vermiştir. Bu dünya hayatında o sarp yokuşlara göğüs gererek ebedi bir hayatının temellerini atmaları gerekirken, maalesef kısa dünyayı veya yakın zevki isteyenler ebedi zevkten mahrum kalmayı tercih etmişlerdir.İşte İnsan oğlunun var oluşuyla beraber şeytan ve dostları takva yolunda yürümek isteyenleri engellemiş, ve yurtlarından sürmüşler, dövmüşler, öldürmüşlerdir. böylece zulüm insanlar var oldukça devam etmiş ve etmeye devam edecektir.

İNSANLARIN, İNSANLAR DIŞINDAKİ VARLIKLARA ZULMÜ!

Allah yerlerde ve göklerde ne kadar yaratıklar varsa onları insanoğlunun emrine amade kılmıştır. Allah Kâinattaki Her varlığa bir değer biçmiştir. Ve halife olarak yaratılan insanlara Allah'ın yeryüzündeki yerleştirdiği varlıkları yerinden oynatmayın demiştir

7/85- Medyen (toplumuna da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını) eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha) konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın. Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız."

7/86- "O'na iman edenleri tehdit ederek, Allah'ın yolundan alıkoymak için ve onda çarpıklık arayarak (böyle) her yolun (başını) kesip-oturmayın. Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve güçsüz) iken O, sizi çoğalttı. Bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bakın."

Allah Kainatta öyle bir mükemmel düzen kurmuş ki insanoğlunun kainatta yerleştirilmiş olan varlıkların yerinden oynatmadığını düşünürsek bazılarının ifadesiyle doğa kendi seyri içerisinde mükemmel olarak sürüp gitmektedir. 

Bu Gün insanların organik tarım deyip de eşyanın yapısına müdahale edilmeden yetişen sadece doğanın veya başka bir deyişle evrenin kurallarına göre yetişen sebze ve meyvelerin özlemini çekmektedirler. İşte insanların bencil ve egoist dünya tutkusu daha çok kazanma hırsıyla eşyanın yapısına müdahale ederek onların yapısını bozmaktadırlar. Burada kuranda bununla ilgili bir ayeti hatırlatmak istiyorum.

4/119- Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim. ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. 

İşte Bu Günkü Hormonlu olan yiyeceklerin çıkışının sebebi budur. Bir Taraftan insanlar ilim ve teknolojide ilerlerken bir taraftan da hastalıklar alabildiğine çoğalmaktadır. Tıp Uzmanlarının da bildiği gibi, insanlarda bağışıklık sistemi vardır. İnsanlarda çok hastalıklar dışarıdan ilaçlarla müdahale edilmediği zamanlarda Kuran'ın ifadesiyle Koruyucu melekler harekete geçerek insanların kendi hastalıklarını kendi kendileri tedavi etmektedirler. 

Tıp konusunda o konunun uzmanları varken bize bir laf düşmez ama. Genelde hastalıklar oluşmaya başladıkları zaman sinyaller verirler. Ve ateş başlar. Bu ateş oradaki koruyucu meleklerin mikroplarla savaştığını gösterir. Dışardan insan vücudunun kendi kendisini tedavi edebilecek durumda olduğu halde ilaçlarla müdahale edildiği zaman. Bağışıklık sistemini yok etmektedir. bu Olay aynen çocukların her ihtiyacı anne veya baba tarafından karşılanıp da onların kendi kendilerinin ayakta durma şansı ellerinden alınması gibidir. 

Anne ve babaları ölünce, kendi hayatlarını idame ettiremez duruma düşmektedirler. Allah her şeyin helal olanlarını insanlar tarafından müdahale edilmediği zaman insan sağlığına kesinlikle zarar vermez. Ölçülü olarak yenmesi içilmesi  ve kullanılması gerekir. Üzümün doğal seyrine müdahale etmişler. Şarap olmuş. Rakı olmuş viski olmuş. Bu da insan sağlığını ve aklını tehdit etmiştir. Toplumların bozulmasına yol açmış. 

Patlıcan salatalık karpuz vs. meyve ve sebzelerin doğal seyrine müdahale edilmiş ve insanların sağlıklarını en büyük hastalıklardan birisi olan kanser hastalığının oluşmasına sebep olmuştur. Düşünün Bundan otuz kırk sene önce köylerde doğal ortamda tavuklar kesilip yendiği zaman, Yemeğin kokusu, burunlara türül, türül tüterdi. Ama şimdi tavukların büyümelerine ve üretimlerine müdahale edilerek insan sağlığını tehdit eder boyutlara ulaşması eşyanın yapısına müdahale sonucunda ortaya çıkmaktadır. 

Bunları bu konuların uzmanlarına bırakarak, diyorum ki. Allah her şeyi düzgün mükemmel bir şekilde yaratarak, İnsan oğlunun emrine amade kılmıştır. Fakat insanların Bozguncu olanları, bir taraftan hem kendi kendisine, hem ailesine, hem de diğer insanlara, Allah'ın tanımladığı ahlaki kuralları çiğneyerek zulmettiği gibi, Eşyanın yaratılışına müdahale ederek diğer ahlaklı olan insanların hayatlarına da zulüm yapmış olmaktadırlar. 

İşte Ahlaklı olanların dünya hayatında düzgün yaşaya bilmeleri için ahlaksız olanlardan gelecek olan zulümlere taraftar olmamak ve onların yapmış oldukları zulümleri birlik ve beraber olup savmak zorundadırlar. Yoksa, bir başkasına yapılan zulüm yarın sana da mutlaka gelecektir.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN -ANAMUR




.