14 Temmuz 2009 Salı

ÖNEMLİ OLANI KUR'ANIN NE SÖYLEDİĞİ DEĞİL NE SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİ ANLAMAKTIR.



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Kuran, İnsanları ve Kâinatı Yaratan Allah’ın, Dünya hayatında insanların nerede nasıl davranacağının en güzel bir  şekilde çizilmiş olduğu hayat projesinin adıdır. 

Ne yazık Ki Asırlardır, Kuran’ın konuşma dili çözülemediğinden, veya çözülmek için uğraş verilmediğinden, ne söylemek istediği anlaşılamamıştır. bu sebeple, İslam toplumlarında yüzlerce binlerce Kuran adına Kuran'dan olamayan biri birleriyle uyuşmayan, Dinler ortaya çıkmıştır. 

İşte bizim uğraşı ve gayretimiz çözümlenmemiş olan Kuran'ın kendi bütünlüğü içerisinde, ne söylemesinden ziyade ne söylemek istediğini, yakalamak, Kuran'a, o konunun ilmine akıla ve pratik hayata ters düşmeden, anlamaya çalışmaktır.Kuran'ın Doğru bir şekilde ne söylemek istediğinin anlaşılmasında benim tespit edebildiğim kadarıyla iki engel  vardır.

1- Mucize, 2- Sünnet ( Yani Kuranın dışında peygamber söyledi ve yaşadı denilip de uydurma hadislerdir.)

MUCİZE!

Mucize: İslam toplumlarında, Bütün Peygamberlerin, Kendi peygamberliklerini iddia ve ispat etmek için,  göstermiş olduğu olağan üstü harikulade haller anlamında, Tanımlanmıştır. Örnek olarak, Hazreti Musa Peygamberin Asası ile denizi yarması, Salih peygamberin dağdan deve doğurtması hazreti Muhammet’in, on parmağından su akıtıp askerleri sulaması, ayı ikiye bölmesi, Kısır koyunu kuzlatması hep günümüze kadar aktarıla gelen peygamberlerin gösterdikleri anlatılan, mucizelerinden, bir kaç tanesidir.

Ama Gerçek olana baktığımız zaman Kuranda Mucize kelimesi geçmediği gibi Peygamberlere verilen böyle bir mucize  şekli verilmediğini örnekleriyle  inşallah izah etmeye çalışacağız. Peygamberlere sadece vahiy iletilme farklılığı ile gündeme gelmişlerdir. Yani Peygamberleri Diğer insanlardan ayıran özellik Onların Kutsal ruh ile desteklenerek, Onlara Allah'tan vahiyler ve kitaplar indirilmesidir. 

Allah Kuran'da Mucize kelimesi yerine Ayet beyyine delil burhan, Kelimeleri kullanmıştır. Ayet kelimesi de Allah'ın Yarattığı Zerreden küreye kadar bütün varlıkların adıdır.  Bu Ayeti meydana getirecek hiçbir yaratığın olmadığını ve Mucizeyi Ortaya kayabilecek kendisinden başka hiçbir gücün Bulunmadığını ve bunu hiç kimseye vermediğini anlatmaktadır.

29/50- Dediler ki: "Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?" De ki: "Ayetler yalnızca Allah'ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım."

Eğer,Allah yarattığı ve ortaya koyduğu ayetleri yaratılanlardan herhangi birine vermiş olsaydı, veya onlar da ayet mucize meydana getirebilselerdi, o zaman Kâinatta fesat çıkardı. Asırlardır toplumlarda oluşan mucize kavramı peygamberlerde zuhur etme anlayışları toplumları şirke düşürmüştür. 

Sanki Peygamberleri kanun koyma, helalleri haram, haramları helal yapma konumuna götürerek Allah'a ortak koşmuşlardır. Peygamberleri diğer insanlardan ayıran özellik Allah’ın gözetimi altında eğitilerek yanlış yaptığı yerlerde vahiylerle  düzeltilmesi. Ve dünya hayatında gideceği yolda yol gösterilmesidir.

17/93- "Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız."De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?

İşte peygamberi diğer insanlardan ayıran Kuran'ın anlattığı fark budur. İşte Kuran Bu Günkü Toplumun söylediklerini veya peygamberler hakkında bildiklerini Gündeme getirirken şöyle buyurmaktadır.

17/90- Dediler ki: "Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız."

17/91- "Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın."

17/92- "Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin."

İşte Kuran Gelmezden Önce Mekke Müşriklerinin veya ehli kitap’ın peygamberlerden istedikleri bunlardı. Kuran Yaşıyor Hem de yeniden doğmuş gibi tazeliğini koruyarak yaşamaktadır. O Bu güne kadar bozulmamış ve kıyamete kadar da bozulmadan yaşayacaktır. Bu Allah'ın Vadidir. Asırlar geçtikçe ilim ve teknoloji ilerledikçe Çağlara mesajını vermeye devam edecektir.

Hem de insanların ve cinlerin toplanıp da bir konu hakkında bile veremedikleri mesajı kuran en güzel bir şekilde vermeye devam edecektir. İşte Allah'ın Peygamberlere verdiği mucize budur. Bütün Peygamberlere verilen mucizeler veya kitaplar Kuran'la özetlenerek İnsanlığa Allah'tan gelen en büyük mucizeyi oluşturmuştur. İşte Allah onların Mucize istemelerine karşın verdiği cevap.

29/50- Dediler ki: "Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?" De ki: "Ayetler yalnızca Allah'ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım."

29/51- Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.

İşte Allah'ın Peygamberlere verdiği mucize gönderdiği kitaplardır. Kuran'da sanatsal üsluplarla Anlatılan peygamber kıssalarını sanki gerçek anlamında anlamaları onların Kuran'ı doğru anlamalarını engellemektedir. Her milletin dillerinde olduğu gibi Kuran'ın dilinde müteşabih, bizim dilimizde de mecazi anlatım sanatı olarak geçmektedir. 

Mecaz anlatım  sanatı, bir kelimenin kendi anlamı dışında farklı anlamalara gelebilen anlatımdır. Kuran'da bunun karşılığı olan Müteşabih Ayetler de Kendi anlamının dışında farklı anlamlara gelebilen ve benzeşen ayetler olduğu için bu ayetleri ancak ilimde derileşenlerin anlayabileceğini söylemektedir. 3/7 

Bunlardan Birkaç Tane örnek verecek olursak. Hazreti Musa'nın Asasıyla denizi yarması, Salih peygamberin devesi, Süleyman peygamberin Belkıs'ın sarayını getirtmesi, Hazreti İsa peygamberin ölüleri diriltmesi hep bunlar müteşabih olarak anlatılmıştır. Kuran Okuyucuları şunu iyi düşünmelidir ki Peygamberlerde böyle olağan üstü vahiylerin dışında bir mucizeleri olmamıştır. Eğer olmuş olsaydı, neden kâfir olanlar tarafından eziyet gördüklerinde engel olmadılar.  

Peygamberler kendilerine tabi olanları mucizeleri ile kâfirlerden korumaları gerekirdi. Yoksa Son Peygamber olan hazreti Muhammet de on üç sene gibi bir zaman Mekke müşriklerinin içerisinde işkence ve çile çekmezdi. 

Mekke’den Medine’ye  hicret ederken mağaralarda yılanların çıyanların içerisinde gizlenmelerine gerek yoktu. Veya, Uhut savaşında bir çok Müslümanlar ölürken buna mucizeleriyle engel olurdu. Hayır. Peygamberlerin diğer insanlardan farkı sadece ve sadece vahiy almalarıydı. insanların inanmaları için olağan üstü vahiylerin dışında gösterdikleri bir mucizeleri yoktur.

6/111- Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. 

Demek ki insanların bu güne kadar mucize anlayışları, mucize kavramı Kuran'ın anlattığı ile alakası yoktur. Şimdi soruyorum onlara,? o zaman Kuran'ın tarif ettiği peygamber günümüzde gelmiş olsaydı, kaç kişi onun peygamberliğine inanırdı? 

Bu Günkü inandım ben müslümanım diyenler, Diyecekler ki, Haydi peygamber sen bize mucize göster. Dediğinde peygamberim diyen kişinin onlara göstereceği mucize, vahiyden başka bir şey olmayacaktı. Ve toplum da onu dövüp, sürüp öldüreceklerdi. O zaman Ey Müslümanım diyen insanlar, Ortada şimdi bir peygamber yok artık bir daha peygamber de gelmeyecektir. 

Size o büyük gün gelmezden önce Allah peygamberlik ayetini feshederek onun yerine insanların yollarını vahiylerle düzeltebilecekleri Kuran gibi yeterli bir kitap vardır. O Kitapta insanlar için her bir örnekten verilmiş, ve hiçbir eksik de bırakılmamıştır. Ve insanlar sadece, ve sadece ondan sorguya çekileceklerdir.

17/89- Andolsun, bu Kur'an'da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkârda ayak direttiler.

6/38- Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.

43/44- Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. 

Kuran'da geçen mucize ile ilgili ayetlerden ne anlatmak istediği konusunda herhalde yeterli bir açıklama yapıldığı kanaatindeyim. Bu Gün Ehli Kitap ve İslam dünyası, Kuran'da geçen kelime ve kavramları yeniden gözden geçirerek, Yanlış anlamalara neden olan kelimeleri doğru anlamaları gerekir.

Şimdi de Kuran'ı doğru Anlamada ikinci engel olan, sünnet veya hadis kavramı üzerinde durmaya çalışalım.

SÜNNET VEYA HADİSLER!

Önce Kuran'da geçen sünnet anlayışı ile ilgili birkaç tane ayetlerden örnekler verelim.

35/43- (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.

17/77- (Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir sünnetidir. Sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.

7/185- Onlar, göklerin ve yerin 'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete’ (melekût) Allah'ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?

Bu Naklettiğimiz ayetlerden Kuran'ın Tarif ettiği sünnet neymiş onu açıklamaya çalışalım.

SÜNNET: Allah'ın Evrene ve Toplumlara uyguladığı veya koyduğu yasaların değişikliğe uğramadan tekrarlana gelmesidir. Güneşin doğudan doğup batıdan batması, gece ile gündüzün birbiri ardınca takip etmesi, doğan her canlının eceli geldiği zaman ölmesi, canlılar yaratılırken bir erkek ve bir dişiden yaratılması, Yüzme bilemeyenlerin denizde boğulması Hep Allah'ın evrene koyduğu değişmeyen yasalardandır. 

Bir Başka Sünnet ve değişmeyen yasalarla Toplumlarda olagelen değişmeyen tekrarlana gelen yasalar sünnetlerdir. Bunlardan Kuran'dan Örnekler vermeye çalışalım.

17/16- Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.

Bu Ayette Mecazi bir anlatım sanatı vardır. Şimdi Ayette geçen anlatımın yüzeyselliğine değil içeriğinde, kastetmek istediği anlam üzerinde durmaya çalışalım. Tarih Boyunca Toplumlarda olagelen sünnete baktığımız zaman peygamberlere karşı çıkanlar toplumların, hep önde gelenleri olmuşlardır. 

Firavunlar Nemrutlar Ebucehiller. EbuLehepler hep toplumların önde gelen şımarmış kibirlenmiş ve gururlanmış olanlarıdır. Çünkü Onlar Kendi tahtlarının yıkılma endişesi taşımaktadırlar.

7/146- Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşt yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır. 

Kuran'ın Anlatım sanatına baktığımız zaman. “ Yeryüzünde büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim.” Ayetinde geçen bu ifade Kuran'ın bütününe baktığımız zaman diğer ayetlerin özünden süzülüp gelen onların anlamlarını da içinde barındıran bir anlam taşımaktadır. 

Nasıl Kişileri Allah özel olarak saptırma hidayete getirme, bağışlama olayı olmuyorsa kişilerin kendi yönlerini istedikleri tarafa yönlendirmesi ve fiiliyata geçirmesi, olagelen bir şey ise, Büyüklük Taslayanlar da rabbani yolda yürümeye istekli olmadıklarından dolayı Kuran Böyle bir ifade ile anlatmaktadır.

Dünya hayatına Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi sarılan biri Yığdıkça yığan zevk aldıkça daha çok dünyayı mamur hale getiren biriyle, dünya hayatında malı mülkü olmayan,hayatı işkence ve ızdırapla geçen birinin, Ölüm anındaki durumları fotoğrafları, aynı olabilir mi? 

Dünya hayatında saltanat sürenler canlarını kolay kolay vermek istemezler. Ama İnanmış ve Salih amel işleyerek. Hayatını ölüme kadar itekleyerek götürmüş biri Daha Güzellik beklerken onun ölüm halindeki fotoğrafı  Ebette farklı olacaktır. Şu sözün kime ait olduğunu bilmiyorum ama. “ Sen doğarken ağlıyordun herkes sana gülüyordu, sen öyle bir hayat yaşa ki, sen ölürken gülerek git herkes sana ağlasın.” İnkar edip Ahiret hayatına iman etmeyenler ve dünyada güllük gülistanlık yaşayanlar kolay kolay ölmek istemeyeceklerdir.

2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir. Kuran burada Yahudi ve Yahudi zihniyetli adamlardan söz etmektedir. Dünya hayatına bu kadar önem veren insanlar ölürken canlarını zor teslim ederler. Bu da Allahın bir sünnetidir.

18/55- Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir.

Kuran'da geçen Allah'ın sünnetleri ile ilgili ayetlerden aktarmaya çalıştık. Şimdi de Peygambere ait oldukları sanılan hadis ve sünnetlerden söz etmeye çalışalım. Bütün Peygamberler. Kendilerine ait Allah'a rağmen hiçbir şey söyleyemezler ve söyleme hakkına da sahip değildirler.

69/44- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.

 69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.

69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik.

69/47- O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı. 

Öyleyse Resule ait sünnet, Allah'ın göndermiş olduğu emir ve yasakları, insanlara aktarır ve yaşar. Yani Kuran Bir kanun peygamber de o kanunu hayatına uygulayan ve diğer insanlara örnek  olan bir elçidir.

33/38- Allah'ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde Allah'ın bir sünnetidir. 

Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. Görüldüğü gibi, Bütün peygamberlerdeki haslet, Allah'ın Emirlerinin yerine getirilmesindeki hassasiyettir. Önce Tarihi bir yanılgı ve yanlışlığı düzeltmek gerekir. Hadis İlmi Diye bir ilim Olmaz. İlim belge kanıt ister. 

Belge ve kanıtı olmayan ancak, hikâye ve masalardan ibarettir. olur onlara itibar edilmez. Bütün İslam toplumlarının bildiği bir gerçek odur ki, Hadisler Kuran ile karışmasın diye yazılmadığı konusunda İslam bilginleri hem fikirdirler. Hicri yüzeli sene sonra Gündeme gelmeye başlamıştır. Belgelenmeyen ve kim söylediği kim rivayet ettiği onlarca kuşağın ağızdan ağza dolaşarak köküne inildiği sanılan sözler ne kadar, güvenli olabilir?

Bir programda bununla ilgili bir konu dikkatimi çekmişti. Beş on kişiyi sıralıyorlar. İlk sıradaki kişi, ikinci sırada olana, ikinci sarada olan, üçüncü sırada olana, söylemek için bir cümle söyleniyor. bu cümle son söyleyenden nakledildiği zaman, ilk söyleyenle karşılaştırıldığında hiç ilgi ve alakası olmayan bir cümle karşımıza çıkıyor. 

Dikkatinizi çekmek istiyorum Bu Aynı anda olan bir yanlışlıktır. Peygambere ait sözlerin doğru olup olmadığı Aradan yüzeli sene geçtiğinde ne kadar güvenilir olduğuna siz karar verin. Bütün Hadis Kitaplarında geçen Güvenilir hadis diye aktarılan bir sözde hadisi naklederek hadisler konusundaki düşüncelerinizi tekrar gözden geçirmenizi tavsiye ediyorum.

Bir Gün Allah Resulü sahabelerden birkaçıyla beraber çöle gezmeye çıkarlar. Resulün o sırada taharet ihtiyacı gelir. Her taraf açık gizlenmesi gerekiyor. Arkadaşlarından olan birine git karşıdaki ağaçlara selam söyle beni gizlesinler diyor. Arkadaşı da gidiyor ağaçlara selam söylüyor. Durumu anlatınca ağaçlar hemen yerlerinden fırlayarak resulün yanına gelip gizliyorlar. Sonra da tekrar yerlerine geri gidiyorlar. 

Allah Aşkına Bu Anlayışın Bu dinin, Yahudi ve Hristiyanlık dininden, ne farkı vardır. Şeytan daha önce bahsettiğim gibi Kuran'ı tahrip etme gücünü kendisinde bulamamış. Ne kadar çamur atsa da tutturamamış. Ama Hadisler adı altında İslam toplumunu bölmeyi tevhit inancını bozmayı başarmıştır. 

Kuran gelmezden önce Allah toplumları hiç bir zaman uyarıcısız bırakmamıştır. peş peşe biri birlerini takip eden nebi ve resulleri gönderiyordu. ve  Bozulan yerleri düzeltiyorlardı. Son Peygamber olan Hazreti Muhammed  ile peygamber olayı noktalanmıştır. İnsanları  yanlışlıklardan arındıran  bu güne kadar bozulmamış ve kıyamete kadar bozulmayacak olan  Kuran ile Allah dinini korumuştur.


33/40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.

Artık İnsanların Yol Göstericisi Kuran'dır. Onu Anlamak onu hayatımıza uygulamak gerekmektedir. Çünkü Onda hiçbir şey eksik bırakılmamış.

6/38- Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. 

Ve onda Her örnekten bir örnek verilmiştir.

30/58- Andolsun, Biz bu Kuran’da insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkâr edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler. 

Bazıları Benim hakkımda. iftira ederek Peygamber düşmanı diye fısıldadıklarını biliyorum. Asla Ve  asla, peygambere karşı içinde zerre kadar şüphe ve saygısızlık bulunanlar iman etmiş olmazlar.

4/65- Hayır öyle değil; Rabbine Andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.33/36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.

İşte Allah resulüne iman itaat saygı sevgi böyledir. Bu Kuran'ı bize sunan Allah'tan bu kitap’ı Gökten mushaf  halinde zembil ile indirmedi. Allah'ın Ona vah yedilerek ağzından süzülerek bize geldi. Peygambere iman etmeyen Kuran'a da iman etmez Asla Peygambere karşı benim saygısızlık ve hafife alma diye bir konumum olamaz. Ben Ona tam bir teslimiyetle iman ettim. ve bazılarının yaptığı gibi de onu kendi bulunmuş olduğu konumdan kaldırarak Allah konumuna da getirmedim ve getirmem de.  O Resul böyle bir davranışı yaparsam benden hesap soracaktır.

2/136- Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız." 

Kuran'ın dışında peygamberler hakkında söylenen sözlerin hiç birini kabul edemem. Çünkü Allah kâinattaki varlıklara insanlara  ve peygamberler de dâhil hepsine bir değer vermiş onları bir yere oturtmuştur. Kimse Allah'ın yerine koyduğu kelimeleri yerinden kaldırıp da başka bir yere koyamaz koyma hakkına da sahip değildir.

4/46- Kimi Yahudiler, kelimeleri 'konuldukları yerlerden' saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: "Dinledik ve karşı geldik. İşit, -işitmez olası- ve 'Raina' bizi güt, bize bak" derler. Eğer onlar: "İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve 'Bizi gözet' deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar. 

Bu Ayetlere göre peygamberlerin yerlerini ve konumlarını Allah belirleyip sınır çizerken insanlardan herhangi biri kalkıp Allah'ın çizmiş olduğu sınırı çiğnemeye onu ihlal etmeye hakkı yoktur. Bazı Yahudi ve Hıristiyanlardan Allah örnek vererek Peygamberleri ilah edindiklerini bize bildirmektedir.

5/116- Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki İlah edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen."

5/117- "Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen her şeyin üzerine şahit olansın.” 

İşte Hazreti İsa İnsanlara Allah'tan başka ilah olmadığını ilan ederken, Hıristiyanlardan bazılarının onu Allah yerine koyup Allah'a olan sevgi karşısında ona olan sevgi ve ihtiramı Allah'a denk ve Allah'ın üzerinde bir yere oturtmaları Allah'a şirk olmaktadır. 

Bazı Müslümanlar da Aynı Hataya düşerek Hazreti Muhammedi De aynı konuma düşürmeleri onları şirke götürmektedir. Bir Ayeti alarak Allah'ın helal ve haram ettiklerini sanki helal ve haramları da peygamberler de koyar bir konuma getirmeleri müslümanım diyenleri şirke götürmektedir.

7/157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
Bilindiği gibi her peygamber kendilerinden önce gelmiş olan peygamberleri tasdik eder ve kendilerinden sonra gelecek olanları da müjdelerler. 

İşte Tevratta ve İncil'de gelecek olan son resul müjdelendiği halde, onun gelişi ile ilgili bilgiyi saklamışlar ve Kendilerine Allah'ın bazı helal ettikleri şeyleri haram, bazı haram ettikleri şeyleri de helal etmişlerdir. O Haramları helal kılan ve helalleri de haram kılan Allah resulü değil, Allah'tır. Bir başka ifadeyle Allah'ın koyduğu haramı helal kılan hilali de haram kılan kendileridir. 

Allah ona haram ve helalleri bildirmektedir. İşte burada sanki helal ve haramı koyan peygambermiş  gibi bir anlayış Kuran'ın anlatım esprisine ters düşmektedir. Buna yine bir açıklama daha gerekmektedir. Onlar kendilerine haram ettikleri aslında daha önce Allah tarafından helal idi. Onlar helal olanı kendilerine haram kıldıklarını Tekrar son resul ile tekrar helal kıarak düzeltiyor. Olay bundan ibarettir.

Sünnet Ve hadis Konusunda Söylenenleri biraz daha açacak olursak, İki Kısma ayırmak lazım.

1- Resul i Sünnet
2- Muhammedi sünnet

Resul i Sünnet: Allah resulü olan Muhammedin davranış biçimlerini Kuranın emriyle bütünleştiren sünnettir. O Kendi hevadan konuşmayan kendi istek ve arzularına göre hüküm vermeyen vahyin gözetiminde hayatını düzenleyen sünnetidir ki. İşte Bu Kuran'ın Ta Kendisidir. Kuran Kanun Resul de onu pratik hayata uygulayan bir örnek elçidir. Öyleyse Onun Yaşamı kuranın emirlerinin hayata geçirilmesi uygulaması onun açıklaması oluyor. Açıklama derken kuran müphem manasında değil sadece hayata geçirmesi anlamında açıklamasıdır. Yoksa kuranı açıklayan o anlamda resul değil Allah tır.

75/19- Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir. 

İslam Toplumlarında Yanlış İnançlardan birisi de Kuranı Biz anlayamayız onu Peygamberimiz Hadisleriyle açıklar. Anlayışı insanları Kuran'dan uzaklaştırmıştır. Peygamber Allah tarafından açıklanmış olan Kuran'ı pratik hayata geçirir onun pratik hayata geçirilmiş olanı peygamberin açıklaması oluyor. Peygamberin açıklayamadığı bazı şeyler vardır. İşte Kuranın Bazılarını açıkladığımız bazılarından vaz geçtiğimiz derken onu kastetmektedir.

6/91- Onlar: "Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kâğıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki: "Allah." Sonra onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında' oyalanıp-dursunlar.

Açıklanmak Olayın yaşanılır hale gelmesini anlatmaktadır. Bilindiği gibi bazı bilgiler insanoğlunun ilim ve teknolojide gelişmesiyle ortaya çıkmaktadır. Kuran'ın indiği dönemde Güneşin ayın ve dünyanın konumları hakkında sadece teorik olarak bilgileri Kuran söyleyip geçiyordu. 

Peygamber o günkü dönemde uzay bilimleriyle ilgili teknolojik bilgiler yoktu. O bilgileri o konuyla ilgili ilim geliştiği zaman ancak açıklanabilirdi işte peygambere bazı açıklamadığı şeyler bu gibi şeylerdir. Ama şimdi bir uzay köprüsü kurularak onlar hakkında detaylı bilgiler alınmaya başlandı. Ve bizlere kapalı şeyler ilim adamlarının buluşlarıyla açıklanmaya başladı.

Peygamberi İnanan Müslümanlar Öyle bir Konuma getirmişler ki. Sanki Bütün İlimleri bilme gibi bir yeteneği olduğunu sanmışlar. Hayır, Allah resulü sadece Allah'ın bildirdiklerini bilir. O Allah'ın gayıp ile ilgili bildirdiği şeylerin dışında bilgileri bilemez.

7/188- De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim."

Resulü sünnet: Bütün Müslümanların ilgi odağı olan ve uyması gereken sünnetlerdir. O Allah'ın emirlerini söyleyip de pratik hayata yansıttığı sünnetlerdir.

Muhammedi sünnet: Peygamberimizin vahiyle sınırlandırılmayan sünnetlerdir. Elbisenin rengi kalınlığı, sakal koyması saç bırakması yemek çeşitlerinin hangisini sevip sevmemesi Muhammedi sünnetlerdendir. Bunlar diğer Müslümanların zevki keyfi ile alakası olmayan şeylerdir bu sünnet sadece kendisini ilgilendirir.Şimdi Bunları da, anladıktan sonra Kuran'da söylenenlerin ne söylemek istediğini anlamaya çalışalım.

2/ 245- Allah'a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na döndürüleceksiniz. 

Bu Ayeti açıklamak için Kuran'da geçen diğer ayetlerin yardımına ihtiyaç vardır. Eğer bu ayetin anlamına bakarak hüküm verecek olursak Allah'ın ihtiyaç sahibi olduğu anlaşılır. Ama Kuran'da onun ile ilgili ayetlere baktığımız zaman, Ayetin müteşabih olduğunu anlarız.

3/ 189- Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, her şeye güç yetirendir. 

Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını yerleri ve gökleri yaratan Allah olduğunu söylerken insanlar Allah'a borç vermek veya Allah'ın insanların borç vermesine ihtiyaç olduğunu düşünmek, çok yanlış olur. Ancak İnsanları denemek için rızkı bazılarına yayarak bazılarına da kısarak rızkı dar olanlara rızkı geniş olanların ihtiyaçlarını gidermek istemesidir.

2/ 219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;

6/146- Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız.

Bu Ayete göre Sanki çift tırnaklı hayvanları Müslüman olanlara helal kıldığı halde Yahudi olanlara haram kıldığı söyleniyor ve anlaşılıyor. Bilindiği gibi İlk insan topluluğundan bu tarafa Allah hangi peygambere neyi helal etmiş ise diğer peygamberlere de onları helal, neleri haram etmişse de onları da diğer peygamberlere haram etmiştir.

16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

3/93- Tevrat indirilmeden evvel, İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka, İsrail oğulları’na bütün yiyecekler helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat'ı getirin de onu okuyun". 

Bu ayetlere göre Bütün peygamberlere gelen kitapların kaynağı Allahtır Allah hiçbir peygamber ve kavme helal ve haram kıldıklarını başka bir kavme de helal ve haram kılar. Buradaki Kuran'ın söylemek istediği, Allah'ın helal ettiklerini kendi kendileri haram kılmışlardır. Bazı Alevi vatandaşlar kendilerine tavşan etini örf ve adetlerine göre yemezler. Tavşan onlara hâşâ Allah tarafından haram edilmedi? 

Onların ellerinde böyle bir belge yok onların kendi kendilerine haram ettiklerinden dolayı onu yemiyorlar. İşte Yahudi olanların durumu da bunun gibidir. Kuran’daki ayetlerin ne söylediği değil ne söylemek istediği yakalandığı veya anlaşıldığı zaman kuran anlaşılmaya başlayacaktır.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN ANAMUR.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

ZULÜM NEDİR?



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

ZULÜM: Allah'ın Halife Olarak yaratmış olduğu insanların, Hem kendi aralarındaki hem de insanların dışındaki varlıklar ile münasebette Allah'ın tanımladığı yerden kaldırarak, değerinin altında ve değerinin üstünde bir konuma taşımak demektir.Bir başka deyişle kelimeleri yerinden oynatmaktır. 

Bunları Ayrı Ayrı sınıflandıracak olursak!

1-İnsanların kendi nefislerine yaptığı zulüm

2-İnsanların Diğer insanlara yaptıkları zulüm.

3-İnsanların insanların Dışındaki varlıklara yaptıkları Zulüm.

İNSANLARIN KENDİ NEFİSLERİNE KARŞI YAPTIKLARI ZULÜM!

45/23- Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?

Dünya hayatına gelen her insan, erginlik çağına erdiğinde Allah ona bir takım sorumluluklar yüklemektedir. Bu Görev ve sorumluluk onu bunaklık ve ölüm dönemine kadar, yakasını bırakmamaktadır. Bilindiği gibi insan yaratılış olarak iki ana eğilime gidiş farklılığı ile diğer yaratıklardan ayrılmaktadır. 

Bir taraftan Allah'ın göndermiş olduğu kural ve prensiplere uyma sorumluluğu dürtüsü, bir taraftan da bu kural ve prensiplerden alıkoyan nefis bir adıyla fısk ve fücur. Dürtüsüdür. İşte her insanda bulunan bu farklı eğilime gidebilme dürtüsü onun imtihan edilmesine vesile olmaktadır. 

Kim Bu nefsinin bencil tutkularından kendisini arındırıp takva yolunda yürüyerek Allah’ın kitap ve peygamberler tarafından gönderilen kurallara uyarsa, O kendini temize çıkarıp korumuştur. Kim De nefsini ilah edinip de ona boyun eğip günahları kendisini kuşatmışsa o da helak olmuştur. İşte Bu Kişinin kendisine yaptığı zulümdür. 

 91/7- Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene',

91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).

91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.91/10- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.

Allah Kendisini arındırmış ve doğru yolda gidenlere velilik etmiş. Onlara göndermiş olduğu kitaplar ve peygamberlerle yol göstermiştir.

2/2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitaptır. 

Kendilerini nefsin pençesine kaptıranlardır. Onların yol göstericisi  de ise şeytandır. Şeytanın yoluna gidenler asla kurtuluşa eremezler. ve onların Kuran'da tanımı kafirdir. Kuran'ın yol göstericiliğinde hareket edenlerin adı ise Müslümandır.

41/33- Allah'a çağıran, Salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir? 

İşte Hem kendisini hem de başkalarını Allah'a giden yoldan alıkoymuş'sa veya alıkoymak için adımını atmışsa, sonu belli olmayan bir uçuruma doğru gittikçe büyüyen bir kar topunun büyüyüşü gibi günahta kibirde gururda büyümektedir. Bazıları Allah'ın insanlara yüklemiş olduğu namaz görevini küçümsemektedirler. Namaz İnsanı disipline eden en büyük ibadet kurallarından biridir. 

Namaz Kişilerin safını durması gereken yeri belirler. Kişiye kimlik ve şahsiyet yükler. Bu sebeple İnsan Allah'ın göndermiş olduğu kural ve prensiplerin kendisine yüklendiğinin bilincindedir. 

Yaşamış olduğu hayat tarzıyla o kendisini hayatta nefsin esaretinden kurtararak Allah'a kul olma bilinci içerisinde atmış olduğu her adımın namaza uygun olup olmadığının sağlamasını yapmaktadır. Ve bu sebeple kılınmış olan namaz o kötülükle ilgili bir şey yapacağı zaman namaz ona müdahale etme şuuru vermektedir.

29/45- Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar.Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. 

Nasıl bir duvarın düzgün yapılabilmesi için çekül ve çirpi kullanılıyorsa Bunu duvar yapanlar daha iyi bilirler (Çirpi duvarın uzunluğuna doğru düzgün olmasını. Çekül ise duvarın yüksekliğine doğru düzgün olmasını sağlar.) Namaz da Müslüman olanların doğru bir yolda gitmesini sağlamaktadır. Namaz Onun hayat tarzıdır. Yaşam biçimidir. Kimliğidir. 

Duruşunu ve safını belirler. Ve hayatındaki bütün meselelere bu açıdan bakar. İçki kumar fuhuş şirk, katillik vs bunlar namaz kılan bir insanın asla ve asla yaklaşmayacağı büyük günah ve düşmanlardır. Bir Vücutta hem bu yasak edilenler hem de namaz asla buluşamaz. İşte kuranın iki kalp bir vücutta bulunmaz demesinin hikmeti budur.

33/4- Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir. 

Toplumlar içerisinde, insanları sosyolojik ve psikolojik olarak incelediğimizde genelde yol seçmede karasız kalmış kişiler rahatsızlığa uğramış olanlardır. Kimliklerini bulmuş olanlar kesinlikle ister şeytani yolda isterse de rahmani yolda yürüyenlerde asla psikolojik rahatsızlık görülmez. İki Tip insanlar kendi davaları uğruna canlarını verecek kadar. Cömerttirler.

4/76- İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkâr edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.

Namaz Kılmayan ve kendi nefsini bu sebeple ilah edinen kişilerin bu dünya hayatında neler başlarına geliyor bir düşünelim. Önce namaz kılmayan insanlar Allah'a karşı isyan edip başkaldırmışlar.  Allah'ın emirlerini küçük görerek nefsin namaz kılmayı ret etmesini kabullenmişlerdir. 

Yani namaz kılmayanlar nefislerinin emirlerini Allah'ın emirlerine karşı üstün tutmuşlar demektir. Allah'ın emirlerine boyun eğmeyen ona kulluk ve ibadeti kabul etmeyen insanlar nefislerine yenik düşerek ona her kötülüğü artık yaptırmaya başlamaktadır. O Artık helal ve haram tanımıyor. O neyden hoşlanırsa onu yapmaya başlıyor. Diyelim ki sigara içen bir kişi, Daha sonra içki içmeye, içkide doyuma ulaşamayanlar eroin esrar ve akıla gelmedik sarhoş edici her şeyleri deneyerek artık kendisini, geriye dönüşü mümkün olmayan bir uçuruma atmıştır.

Yaptıklarının yanlış olduğunu farkına varsa bile, artık o dönüşü mümkün olmayan bir yola girmiştir. Bir türlü o bağımlılık yapan içecekler. Onun yakasını asla bırakamaz konuma gelmiştir. işte Allah böylelerinin kalbini mühürlemiş, artık o doğru yolu bulamaz olduklarını söylemiştir. Burada şunun üzerine basa basa durmak istiyorum. 

Allah insanın özgür iradesine yola gidişte müdahale etmiyor. Kişi Kendisi hangi yola gidecekse onun o konuda yollarını açmaktadır. Allah katında bütün insanlar eşittir. Saptırdım hidayete erdim. Ben bağışladım ifadeleri, kişilerin kendi istedikleriyle oluşan bir şeydir. Kendisi sapmak istemeyeni Allah asla saptırmaz. Hidayete gelmek istemeyeni de kulağından tutup da hidayete getirmez.

13/11- O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip-korumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur. 

Öyleyse Allah Kişilere kendi özgür iradelerin vererek yol seçmede tamamen serbest bırakmıştır. Kimse kimseyi kendi istemedikçe asla doğru yola da getiremez yanlış yola da götüremez. Ve sonucuna da kendisi katlanacaktır. Herkes kendisi adına hesap verecektir.

2/48- Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

Öyleyse sonuç olarak diyebiliriz ki, Kişilerin İnsanları ve kainatı yaratan Allah'ın veliliğini kabul etmeyip, nefislerinin pençesine kaptıranlar ancak kendilerine kötülü ve zulüm  ederler. 


İNSANLARIN DİĞER İNSANLARA YAPTIKLARI ZULÜM!

Her insan kendisi  de bilindiği gibi iki değişik eğilime gidebilme ile ilgili seçimini iblisten yana kullanarak nasıl nefsini ilahlaştırarak, kendisine zulüm yapıyorsa, diğer insanlara da davranışları ve gayrı rabbani yolda duruşu ile de başkalarına zulüm yapmaktadırlar biçimlerinde Zulüm yaparlar.    

AİLEDE ZULÜM: Toplumların ve milletlerin çekirdeğini aileler oluşturmaktadır. Evlilik hayatında, erkek ile kadının biri birlerine karşı yapmış oldukları davranışlar eğer içlerinden herhangi birisi kendisinde takvanın iktidarını kurarak Aile içerisinde Allah'ın yol gösteren kitaplarının hükümleri onları ayakta tutuyorsa. Orada adalet vardır. Orada hak vardır zulüm yoktur. 

Bilindiği gibi Bir ailenin temelini  oluşturan erkek ve kadındır. O aile ister kendisinde takva iktidarını kursun isterse fıskın iktidarını kursun. Mutlaka erkek ve kadının biri birlerini desteklemeleriyle o aile yaşamını sürdürebilir. Allah Biri birine uyum sağlamayan kadın ve erkekleri bir arada bulundurmaz ya kadın erkekten yana  ya da erkek kadından yanadır.

24/26- Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır. 

Eğer Kuran'ın dediği gibi değilse evlilik hayatları neden boşanma ile sona ermektedir? Erkek ve kadın ne olursa olsun her ikisi de başlı başına Allah'ın emir ve yasaklarını, yapıp ve yapmamayı, kendilerine şiar edinmeleri gerekir. Ne kadın kocasını ne de koca karısını,Allah'ın sınırlarını korumadıkları sürece cennete gidemezler.

66/10- Allah, inkar edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi.

66/11- Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."

Müslüman Erkeğin Müslüman olmayan bir kadın ile evli kalması bir zulümdür. Allah'ın koymuş Olduğu evlilik kurallarına ters olmaktadır. Zaten evlenirken de aile temeli zulüm üzerine kurulmamalıdır. Yani erkek ve kadının her ikisi de Allah'ın sınırlarını koruyacaklarına dair bir inançları varsa evlenmeleri gerekir. kuran evlenirken şartları ortaya koymaktadır.

2/221- Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise Kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.

Kuran evlenirken kuralları Müslüman olma şartına bağlamaktadır. Eğer evlilik hayatlarında eşlerden herhangi birisi Müslüman olmaktan vazgeçerse Allah ikisinin bir arada kalmasını yasaklamaktadır.

60/10- Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 

Müslüman erkek veya kadın için eşleri eğer Müslüman değilse onlar zulüm içindedirler. Onlardan asla hayır gelmez. Aile içerisinde sosyal olaylarda görüldüğü gibi kaynanasını döven, üvey kızlarına zulmeden gelinler olduğu gibi Müslüman olmayan erkekler de zulüm ve işkence makin-asıdırlar. Öyleyse Aile içerisinde Allah'ın koymuş olduğu takva iktidarı orada yerini almazsa orada zulüm vardır. İşkence vardır kavga vardır. Allah'ın koyduğu kelimeleri yerinden oynatma vardır.


İNSANLARIN DİĞER İNSANLARA ZULMÜ: İnsanların öz yapılarına yerleştirilmiş olan iblis.Kendisine meyilli olanları kandırarak.insanların şeytanlaşması ile Saflar ayrılarak kavga savaş başlamaktadır. Bilindiği gibi Kuran ilk kavganın örneğini kabil ve Habil'deki din ve  yaşam biçimleri farklılıkları ile sembolize ederek, Dünya üzerindeki insanların davranış biçimlerini bize özetlemektedir.

5/-27 Onlara Adem'in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: "Seni mutlaka öldüreceğim." (Öbürü de:) "Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder."

5/28- "Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."

5/29- "Şüphesiz kendi günahını ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur."

5/30- Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.

5/31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu.

Kıssada Kuran Çift Yaratılan insanların, iki yola gidebilme eğilimi ile iki ana yola da gidebilen, iki tip insan profilini bize çizmektedir. Kabil ile şeytanın yolunda giden insanların. Habil'le de rahmanın yolunda giden insanların tiplemesini yapmaktadır.

Bir taraftan da hayvanlarda İnsanların bilemedikleri bir çok hasletlerin olduklarını, onlara yönelmekle dünyadaki o konu ile ilgili bilgilerin, olduğunu anlayanlara bilgi vermektedir.

Dünya hayatı Allah’ın Adalet dağıttığı yer değil, Halife olarak yaratılan insanları denemek için kainattaki bütün varlıkları farklı farklı yaratarak İnsanlara adaletle davranmayı emrettiği yerdir. Zulüm Güçlü olanların, Allah'ın onlara vermiş oldukları imkanları ihtiyaç sahiplerine vermemeleridir. Onları kendi özgürlüklerini kendi ellerinden alıkoymaktır. İşte Allah adalet sahibi ve güç sahibi olanların zaafa uğratılmış olanlara yardım ve desteğini esirgemeyerek Onları zulüm yapanlardan kurtarmayı emretmektedir.

4/75- Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? 

 Zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah'ı var derler. İşte Allah adalet sahibi olan takva sahiplerine emir vermektedir. Mazlum olanları zalimlerin ellerinden kurtarın. İnsanlar boş bir amaç için dünyaya gelmemişlerdir. Onların her birinin üzerinde bir yükümlülük vardır. bu yükümlülüklerini yerine getirmeyenler elbette bedelini bir gün gelip ödeyeceklerdir. Allah insanlara öyle bir hayat yaşamaya davet ediyor ki. Bu yaşamış olduğu düzgün hayatın arkasından Allah onlardan razı olmakta ve karşılığında ebedi bir cennete müjdelemektedir.

2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.

Dünya üzerine şöyle gezinip bir göz attığımızda Firavunlar Nemrutlar, Mazlum Olan halkı mazlumluğundan yaralanıp onları köleleştirerek onlara zulüm etmişlerdir. İslam, Ayrı ayrı dinlerdeki insanların kendi dinlerini kendilerine vermek için savaşmayı emrederken. Bu emperyalist ateist güçler onların kendi dinlerini kendilerinden almak için onlarla savaşmıştır. 

İnanan "Rabbim Allah'tır" diyen, insanları yerlerinden yurtlarından sürmüşlerdir.Ben müslümanım diyenler asla kimseye zulmetmez, Zulme de taraftar olmazlar. Dünyadaki kısa zaman için zevke sefaya dalarak zulmedenlere karşı koyamayan veya koymak için harekete geçemeyenleri büyük günde daha çok başına gelebileceklerinin hesabını yapmalıdırlar.

4/97- Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: "Nerede idiniz?" Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz'aflar-) idik." derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" derler. İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?

Allah insanları Dünya hayatında denemek için kısa bir süre vermiştir. Bu dünya hayatında o sarp yokuşlara göğüs gererek ebedi bir hayatının temellerini atmaları gerekirken, maalesef kısa dünyayı veya yakın zevki isteyenler ebedi zevkten mahrum kalmayı tercih etmişlerdir.İşte İnsan oğlunun var oluşuyla beraber şeytan ve dostları takva yolunda yürümek isteyenleri engellemiş, ve yurtlarından sürmüşler, dövmüşler, öldürmüşlerdir. böylece zulüm insanlar var oldukça devam etmiş ve etmeye devam edecektir.

İNSANLARIN, İNSANLAR DIŞINDAKİ VARLIKLARA ZULMÜ!

Allah yerlerde ve göklerde ne kadar yaratıklar varsa onları insanoğlunun emrine amade kılmıştır. Allah Kâinattaki Her varlığa bir değer biçmiştir. Ve halife olarak yaratılan insanlara Allah'ın yeryüzündeki yerleştirdiği varlıkları yerinden oynatmayın demiştir

7/85- Medyen (toplumuna da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını) eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha) konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın. Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız."

7/86- "O'na iman edenleri tehdit ederek, Allah'ın yolundan alıkoymak için ve onda çarpıklık arayarak (böyle) her yolun (başını) kesip-oturmayın. Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve güçsüz) iken O, sizi çoğalttı. Bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bakın."

Allah Kainatta öyle bir mükemmel düzen kurmuş ki insanoğlunun kainatta yerleştirilmiş olan varlıkların yerinden oynatmadığını düşünürsek bazılarının ifadesiyle doğa kendi seyri içerisinde mükemmel olarak sürüp gitmektedir. 

Bu Gün insanların organik tarım deyip de eşyanın yapısına müdahale edilmeden yetişen sadece doğanın veya başka bir deyişle evrenin kurallarına göre yetişen sebze ve meyvelerin özlemini çekmektedirler. İşte insanların bencil ve egoist dünya tutkusu daha çok kazanma hırsıyla eşyanın yapısına müdahale ederek onların yapısını bozmaktadırlar. Burada kuranda bununla ilgili bir ayeti hatırlatmak istiyorum.

4/119- Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim. ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. 

İşte Bu Günkü Hormonlu olan yiyeceklerin çıkışının sebebi budur. Bir Taraftan insanlar ilim ve teknolojide ilerlerken bir taraftan da hastalıklar alabildiğine çoğalmaktadır. Tıp Uzmanlarının da bildiği gibi, insanlarda bağışıklık sistemi vardır. İnsanlarda çok hastalıklar dışarıdan ilaçlarla müdahale edilmediği zamanlarda Kuran'ın ifadesiyle Koruyucu melekler harekete geçerek insanların kendi hastalıklarını kendi kendileri tedavi etmektedirler. 

Tıp konusunda o konunun uzmanları varken bize bir laf düşmez ama. Genelde hastalıklar oluşmaya başladıkları zaman sinyaller verirler. Ve ateş başlar. Bu ateş oradaki koruyucu meleklerin mikroplarla savaştığını gösterir. Dışardan insan vücudunun kendi kendisini tedavi edebilecek durumda olduğu halde ilaçlarla müdahale edildiği zaman. Bağışıklık sistemini yok etmektedir. bu Olay aynen çocukların her ihtiyacı anne veya baba tarafından karşılanıp da onların kendi kendilerinin ayakta durma şansı ellerinden alınması gibidir. 

Anne ve babaları ölünce, kendi hayatlarını idame ettiremez duruma düşmektedirler. Allah her şeyin helal olanlarını insanlar tarafından müdahale edilmediği zaman insan sağlığına kesinlikle zarar vermez. Ölçülü olarak yenmesi içilmesi  ve kullanılması gerekir. Üzümün doğal seyrine müdahale etmişler. Şarap olmuş. Rakı olmuş viski olmuş. Bu da insan sağlığını ve aklını tehdit etmiştir. Toplumların bozulmasına yol açmış. 

Patlıcan salatalık karpuz vs. meyve ve sebzelerin doğal seyrine müdahale edilmiş ve insanların sağlıklarını en büyük hastalıklardan birisi olan kanser hastalığının oluşmasına sebep olmuştur. Düşünün Bundan otuz kırk sene önce köylerde doğal ortamda tavuklar kesilip yendiği zaman, Yemeğin kokusu, burunlara türül, türül tüterdi. Ama şimdi tavukların büyümelerine ve üretimlerine müdahale edilerek insan sağlığını tehdit eder boyutlara ulaşması eşyanın yapısına müdahale sonucunda ortaya çıkmaktadır. 

Bunları bu konuların uzmanlarına bırakarak, diyorum ki. Allah her şeyi düzgün mükemmel bir şekilde yaratarak, İnsan oğlunun emrine amade kılmıştır. Fakat insanların Bozguncu olanları, bir taraftan hem kendi kendisine, hem ailesine, hem de diğer insanlara, Allah'ın tanımladığı ahlaki kuralları çiğneyerek zulmettiği gibi, Eşyanın yaratılışına müdahale ederek diğer ahlaklı olan insanların hayatlarına da zulüm yapmış olmaktadırlar. 

İşte Ahlaklı olanların dünya hayatında düzgün yaşaya bilmeleri için ahlaksız olanlardan gelecek olan zulümlere taraftar olmamak ve onların yapmış oldukları zulümleri birlik ve beraber olup savmak zorundadırlar. Yoksa, bir başkasına yapılan zulüm yarın sana da mutlaka gelecektir.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN

MERSİN -ANAMUR




.

28 Haziran 2009 Pazar

İNSANIN KENDİSİ İSTEMEDİKÇE ALLAH HİDAYET VERMEZ, SAPTIRMAZ, VE BAĞIŞLAMAZ




RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!



2/284- Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, her şeye güç yetirendir.

İslam toplumlarında yanlış anlaşılan konulardan birisi de Allah insanın yapmış olduğu yanlış ve büyük günahları dilerse bağışlar dilerse Gazaplandırır anlayışıdır. Dünya hayatında insanlar arasında Allah’ın birilerine aşırı sevgi beslemesi veya birilerine aşırı nefret etmesi diye bir şey yoktur. Allah katında insan olarak herkes eşittir. Kişilerin Allah katında olan  değeri onun takva derecesine göre ölçülür.

Öyleyse insanlar arasından birisine gel kulum seni saptırıyorum birine de gel Kulum seni hidayete getiriyorum veya bağışlıyorum demesi düşünülemez. Öyleyse ayetin kastetmek istediği mana nedir.? Onu yakalamaya çalışalım.

Bilindiği gibi Allah aklı olan ve akıl baliğ çağına ermiş olanları bunaklık veya ölüm dönemine kadar denemeye tabi tutmaktadır.

67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.

Bütün psikolojik ve psikiyatristlerin söyledikleri gibi, İnsanın ana çatısını oluşturan ve denenmesinin asıl sebebi olan insana iki değişik seslerin gelmesidir. Birisi takvadan gelen ses, diğeri de fısk ve fücurdan gelen sestir. Şems suresinde bakınız Kuran nasıl anlatmaktadır.

91/7- Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene',

91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).

91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.

91/10- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.

İşte Kuran'da geçen Fücur ve ondan sakınma olayı sadece ve sadece insan oğluna ait bir olgudur. Bunu her aklı olan insan kendisini dinlediği zaman bu farklı seslerin olaylar karşısında kendisine geldiğini hisseder. O zaman Allah insana aklını takvasını ve fıskını veriyor. 

Ve yol gösterici olarak peygamberler. Kitaplar da gönderiyor.Ve önüne bu yollardan hangisini seçerse, Ona yönelmek ve o yolda ilerlemek için melekleri de veriyor. Üstelik hangi yola giderse sonucunda başına gelebilecekleri de öğretiyor. Sonucuna katlanmak koşulu ile kişiyi özgür iradesiyle baş başa bırakıyor.

76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

41/40- Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.

İşte bu kadar ayrıntılarla insanlara her şeyi açıkladıktan sonra kişilerin seçmiş oldukları Yola Dünya hayatında kesinlikle Allah özel bir müdahalede bulunmuyor. Hatta inanan ve Salih amel işleyenlerin güç ve iktidar sahibi olduklarında Ayrı ayrı dinden olanları kendi dinlerini yaşamaları için imkan ve zemin hazırlamalarını istemektedir.

4/75-Hem size ne oluyor da Allah yolunda ve: "Ey bizim Rabbimiz, bizleri halkı zalim olan bu memleketten çıkar, tarafından bize bir sahip gönder ve yine tarafından bize bir yardımcı gönder." diye yalvarıp duran o ezilmiş erkekler, kadınlar ve yavrular uğrunda çarpışmıyorsunuz?

Kuran'da geçen saptırma, hidayete getirme ve bağışlama ifadeleri kişinin kendi seçmiş olduğu seçimi, ve kendi elinde olan kaderi ile ilgilidir. Bu olayı Başımdan geçen bir anı ile açıklamaya çalışayım. Lise yıllarında matematik dersinden yazılı imtihan olmuş idik. Öğretmen yazılı kağıtlarını okumaya başladığında arkadaşın bir tanesi kalktı. Öğretmenim bana notu az vermişsin dediğinde, öğretmen de Hayır evladım ben sana notu az vermedim. Sen az aldın dedi. 

Hakikaten bakıldığı zaman öğretmenin dediği çok doğru ve adilane bir söz idi. Öğrenci eğer verilmiş olan soruları tam olarak yapmış olsaydı Adilane görev yapan bir öğretmen için tam not vermekti. Öğretmen ancak öğrencin verdiği cevap kadar not vermiş. Bu anlayışı Kuran'da bununla ilgili bir ayetle mukayese ettiğimizde tıpatıp uyuşmaktadır.

17/13-Her insanın da kuşunu (nasibini) boynunda kendine takmışızdır. Onun önüne kıyamet günü kendisini şöyle karşılayacak açık bir kitap çıkarırız:

Her insan dünya hayatında neler yapmışsa onların yapmış oldukları iyi veya kötü olan davranışları kalplerinden geçenler de dahil olmak üzere Kayıt altına alınacaktır. Dünya hayatı Allah'ın Adalet dağıttığı yer değil dünya hayatı. Allah'ın insanlara adaletli davranmayı emrettiği yerdir.

4/135-Ey iman edenler, hak ölçülerle hareket edip adaleti yerine getirmeye uğraşan hakimler, Allah için şahitlik yapan kişiler olunuz. Gerek kendiler iniz veya ana-babanız yahut en yakınlarınız aleyhine olsun; gerek zengin, gerek fakir olsun. Çünkü Allah, ikisinden de önceliklidir. Bundan dolayı adaletten uzaklaşıp da nefsinize uymayın. Şahitlik yaparken dilinizi eğer, bükerseniz veya çekin-irseniz, şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Eğer dünya hayatında her varlık eşit olarak yaratılmış olsaydı insanlar arasında ve doğada bir iletişim meydana gelmezdi İletişimi ve etkileşimi meydana getiren farklı yaratılışları-dır. Rüzgarı meydana getiren sıcak ve soğuk farklılığıdır. Eğer her yerde soğuk veya her yerde sıcak hava olmuş olsaydı. Rüzgar meydana gelmezdi. Sıcak ve soğuk havanın yer değiştirme sonucunda rüzgar meydana gelmektedir. 

Erkek organ veya dişi organ olmamış olsaydı üreme meydana gelmezdi. Akıllı insan veya daha az akıllı insan olmamış olsaydı, veya zengin ve fakir diye insanlarda farklılıklar olmamış olsaydı, insanlar arasında iletişim olayı olmazdı. Bunlar hep Allah'ın ayetlerindendir. Zengin olmak güçlü olmak akıllı olmak bir avantaj gibi görülse de bunlar Dünya hayatının çekici süslerinden başkası değildir. 

Eğer güçlü olanlar zayıf olanların haklarını koruyup onlara zulüm yapmazlar, veya Allah'ın onlara teslim ettiği emanetlere gereği gibi sahip çıkıp korurlarsa Allah katında değerleri vardır. Bilindiği gibi. Dünya hayatında herkes tiyatrodaki aktör ve aktrislerin  yüklendiği rol gibi rol üstlenmektedirler. İşte bu rolleri kim Allah'ın tarif ettiği gibi oynayabilirse, kazançlı olan odur. 

Kuran'ı Anlayıp da gerçek yaratılış gayesini kavrayabilen akıl sahipleri Dünya hayatında bolluk ve güllük gülistanlık içinde bir hayat yaşamaktansa o bolluk ona hantallık getirip ahiret hayatında ebedi bir cehenneme yuvarlana cağına,Fakir veya sıkıntı çekerek her zaman Allah'ın sofrasından uzaklaşmadan kısacık dünyadaki hayatının sıkıntılı ve azap içinde geçmesini yeğler ve sefayı ebedi bir ahiret hayatında cennete saklardı. 

İşte dünya hayatı değişik türde farklı yaratılışta olan insanların imtihana tabi tutulduğu yerdir. Allah insanların biri birlerine müdahalesi hariç özel bir müdahalede bulunmamaktadır.


22/40-Onlar: "Rabbimiz Allah'tır." demelerinden başka hiçbir haklı gerekçe olmaksızın yurtlarından çıkarıldılar. Allah, insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi, şüphesiz manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescitler yıkılıp giderdi. Elbette Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlü, çok izzetlidir.


Ayetten de anlaşıldığı gibi İnsanlar biri birini yanlışlık yapmaktan engelliyorlar.  Veya yanlışlığı insanlar biri birlerine yapıyorlar. Yoksa Allah insanlar yanlış yaptıkları zaman evrene koyduğu kurallara uymamanın sonucunda başına gelen belalar hariç İnsanları dünya hayatında cezalandırılmıyor. Evrenin yasalarında. Denize gireceksen yüzmek bileceksin diyor. Eğer yüzmek bilmezse deniz onu boğar. 

Ateşin içerisine kendini atmayacaksın diyor. Eğer insan kendisini ateşe atarsa ateş onu yakar. Veya içkinin insana zarar verdiğini söylüyor.  Eğer içki içerse,  başına sarhoşluklardan dolayı bir çok belalar gelmesi gibidir. Yani, dünya hayatında evrenin yasalarına uymamanın cezasını dünya hayatında çekmektedir. Ama Allah'a ve onun göndermiş olduğu peygamber ve kitaplara inanıp Salih amel işleyenler yasalara uydukları sürece hem dünya hayatında hem de ahiret aleminde mutsuz olmayacaklardır.

İşte İnsanlardan Allah'ın bağışladığı ve hidayete getirip saptırdığı dünya hayatında oluşmaktadır. Kişilerin denenmesi, bunaklık ve ölüm geldi mi, Artık Onun Hakkında Karar verilip bitmiştir. Karnesi elindedir.Ahiret hayatında o karne değişikliğe uğratılmayacaktır. Cennette dereceler ve mükafatlar o karneye göredir Cehennemde de cezalar ve dereceler de o karneye göredir.

Dünya hayatında insanlar özgür iradelerinin seçmesi sonucunda Yönünü nereye çevirirse kişilerin o yolda göstermiş oldukları performans onların gidiş yönündeki hidayete getirme bağışlama ve saptırmanın asıl nüvesini oluşturmaktadır.Her insanın kendi yaşamında da bunları hissettiği gibi iyiliğe doğu attığı her adım, Onu daha çok iyilik yapmaya, Kötülüğe doğru attığı her adım da onu daha çok kötülük yapmaya sürüklemesi gibidir. İşte insandaki nefsi arındırma veya fıskın boyunduruğuna girerek, onu felakete götürmek insansın kendi elindedir.

4/115- Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!.

4/137- Gerçek şu, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.

Ayetlerden anlaşıldığı gibi, yukarıdaki birinci yazılan ayette kişi yolu biliyor.  Doğru ve yanlış ortada, seçme hakkı kendisinin. Alttaki ayette kişi yolların hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu bildikten sonra,yanlışı seçip başına seçmiş olduğu yanlıştan dolayı gelecek olan felaketlerden kendisi sorumludur.

İmanda tatmin bulmuş ve onun hazzını tatmış olan bir kişi bunu bırakıp da küfre sapar ve nefsinin vesveselerine kapılarak, yanlışı seçerse Allah onu doğruya gelip bir sefer daha fırsat tanıyor. İmanda tatmin bularak ikinci bir sefer yine bağışlanıyor. Ve bundan sonra tekrar küfre girip ve küfrünü arttırırsa artık o yalama yapmış bir cıvata gibidir. işlev görmez hale geliyor. Kuran'da bunun adı kalbinin mühürlenmesi ve Helak olmadır.

Allah İnsanlara iki Yol Göstermiştir. Onu Öyle donanımlı bir hale getirmiş ki Her şeyden haberdar. Elbette gösterilmiş olan bu iki yolda kişilik ve kimliğini koymuş olan insanlar için meşakkatler vardır. inanan bir insan için daha çok meşakkat vardır. Kuran buna sarp yokuş diyor. Kazandığı malları zorda kalan ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşma, kendi bulunmuş olduğu dini elinden almak isteyenlerle savaşma, hastalık be başına gerek insanlar tarafından gerekse kendi elinde olmadan gelen belalara sabır göstermek zorundadır. 

İşte dünya hayatında ebedi bir cennetin, sahibi olabilmek için bazı güçlüklere karşı direnmek, ve elini taşın altına koymak gerekir. Terlemeden ekmek sahibi olunmaz, yorulmadan servet ve rahatlığa kavuşulmaz. Gözümüzü etrafa çevirip baktığımız zaman, o ilerlemiş ilimde teknolojide ileri gitmiş insanlar öyle kolay o mevkilere gelmemişlerdir. 

Uzun uğraş çaba ve kendilerini o konuya konsan tire ederek ulaşmışlardır. Yoksa Allah onlara imtiyazda bulunmamıştır. İşte Kuran'da Geçen isteyene istediğinden verilmesi, Onu Anlatmaktadır.

17/18- Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.

17/19- Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.

17/20- Hepsine, onlara da, bunlara da Rabbinin ihsanından 'arttırarak-veririz.' Rabbinin ihsanı kesilmiş değildir.

Yani Allah bazılarına saptırma eğilimi verip bazılarına hidayete gelme  eğilimi vermemiştir.kişilerin kendi istekleri doğrultusunda bunları vermektedir.

Öyleyse Sonuç Olarak bu kadar bilgi ve incelemelerden sonra Açık Yüreklilikle diyebiliriz ki, Kişi kendisi istemedikçe Allah Kimseyi hidayete getirmez. Kişi, Kendisi  istemedikçe Kimseyi  de
saptırmaz.Kişi, kendisini bağışlanmak istemedikçe kimseyi  de bağışlamaz. Bunlar dünya hayatında ölmeden önce yapılması gerekenlerdir Ölünce zaten artık hüküm ferman verilmiş. söz değişikliğe uğratılmayacaktır. Kimse Allah’a Belki Bağışlar diye Ümit etmesin Allah birini bağışlar birini Bağışlamazsa. O Allah'ın adalet sıfatıyla uyum sağlamaz.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aitir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN-ANAMUR

.

2 Nisan 2009 Perşembe

ÖTENAZİ




RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Yaşam destek ünitesine bağlı olan hastanın desteğinin çekilmesi veya onun ölüme terk edilmesi caiz mi? caiz değimlidir? Konusu gündeme geliyor. Bu anlayış elbette iman edenlerle ilgili bir olay bir de olayı insani açıdan daha doğrusu kutsal değerlere inanmayanlar açısından değerlendirdiğimiz zaman. onlara göre ahiret hayatı yoktur. 

Bu sebeple dünyada çekilen her acılı an acılı geçmeyen ana göre daha Kötüdür. bu sebeple ötenazi yani insanın gerekse kendi bilinçli olduğu andaki ölme isteği gerekse ailesinin bilinçsiz olduğu dönemde öldürme kararı ( Onlara göre acıları sona erdirme ) olarak nitelendiriliyorsa da bunun adı cinayettir. eğer kendi istiyorsa intihar eğer ailesi istiyorsa da bunun adı katilliktir. 

Bakara 143 ayette Ancak bu hayatın zorluklarına iman edenler sabredebileceğini iman etmeyenler için de bu hayat bir yük olacağını vurgulamaktadır. Mülk suresi 2 de de Allah insanlara dünyada bir rol verdiğini ve bu rolleri kim nasıl yapacak diye denemeye tabi tuttuğunu anlatıyor. İşte insanlar basit akıllarıyla olayları detayı ile göremediklerinden böyle yanlışlıklara düşmektedirler. 

Bana göre doğru olan Kuran'dan anladığım kadarıyla,Kuran'a göre. Eğer hastaya bağlanan yaşam destek ünitesi hastaya takıldığında acısını artırıyor ise ben o konuda uzman değilim. onu o konunun uzmanlarına bırakıyorum. Onu takmaları doğru değildir. Eğer acı vermiyor da onu rahatlatıyorsa onu ecelinin sonuna kadar güçleri yetiyorsa bekletmeleri gerekmektedir. 

Tabi ki, Allah insanın gerek kendi kendisini öldürmesine izin vermiyor, yasaklıyor. Ama kendini de öldürenlere veya öldürmek isteyenlere de engel olmuyor. Dünya yaşamındaki özgürlüğüne insanların biri birine müdahalesi hariç karışmıyor. İmtihanı Allah yaparken, sadece o hastayı değil, bütün onunla ilgili olan insanları da deniyor. 

Hastanın oradaki görevi eceline kadar acılara sabretmek diğerlerinin de görevi bu da en yakınlarından başlamak üzere onun o acılarını en aza indirgemeye çalışarak ona yardımcı olmaya çağırmaktadır. selam ve sevgiler sunuyorum.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR

1 Nisan 2009 Çarşamba

DİN BİLİM IŞIĞINDA YARATILIŞ TEORİSİ



RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA!

Öncelikle Ali Kırca beye, böyle seviyeli bir tartışma düzenleyerek değişik inanç guruplarını bir araya getirip objektif olarak yönetmesinden dolayı kutluyorum. Orada iki ilahiyatçı ve bir de bilim adamı sıfatıyla çıkan, Abdul Aziz Bayındır’a, Mehmet bayraktar Hocaya, ve Celal Şengör Hocaya, Bazı katılmadığım yönleri olsa'da. böyle seviyeli bir tartışmanın müsebbibi oldukları için hepsini kutluyor ve tebrik ediyorum.

Kuran: İnsanların sahip olanlarına veya kabullenenlere dünya hayatında nerede nasıl davranacaklarının Allah tarafından çizilmiş bir hayat projesinin adıdır. Ne yazık ki.Kuran yakın zamana kadar. duvarlarda asılı süs olarak kullanılan veya ölülerin arkasından müzik olarak okunan bir kitap halinde, terk edilmiş olduğu için, din olarak onun yerini Orijinal ortada bulunmayan Musevi ve İsa dininin uydurma olarak anlatılan uzantısından başkası kalmamıştır.

Kuran Allah'ın yarattığı kainatın konuşan dilidir. onu anlayabilenler için Maalesef Kuran'ın insanlar tarafından anlamak için masaya yatırılmaması ve gündemden uzak kalması veya gecikmesi , keşfedilmesi gereken değerlerin de gecikmesine yol açmıştır.İşte Otuz Yıla yakın bir zamandır acizane olarak ön yargısız Kuran'ı anlama konusunda çalışmaktayım. 

Üzülerek söylüyorum. Bu gün Kuran konusunda. Diyanet ve ilahiyat fakültelerinde okutulan ve din olarak sunulan islam. Zamanımızdan bin üç yüz sene önceki mezhepler dönemindeki anlatılan dinin bir taklidi ve tekrarıdır. O günü bu güne taşımanın ilim olduğunu sanmışlardır. Ama Kuran anlaşılmak için uğraşılmış olsaydı. bu gün dünya daha çok şeylerin keşiflerine tanık olacaktı.

Şimdi Kuran'da geçen Kainatın yaratılışı ile ilgili bazı bilgileri aktarmaya çalışalım.

41/9- De ki: “Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkar ediyor ve O’na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.”

41/10- Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti.

41/11- Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler.

41/12- Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)’ın takdiridir.

Bu ayetlere göre kainatın altı aşamalı bir evreden geçtiği bu evrelerin her birine bir gün dediği görülmektedir. Yani insan oğlu yaratılmadan önce insan oğlunun yaşayabilecek bir ortamın oluşabilmesi için bazı ilim adamlarının tahminine göre on beş milyar yıl geçtiği söylenmektedir. 

Ama Şu Bir gerçek ki çok uzun zaman geçmiştir. işte bunu Kuran şöyle anlatmaktadır.

76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.

işte her şeyin yaratılmasıyla beraber insan oğlu ile kainattaki varlıkları lisanı haliyle konuşturarak onlar hakkında bize en doğru bilgiyi vermektedir.

11/7- O’nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Andolsun onlara: “Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz” dersen, inkar edenler mutlaka: “Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir” derler.

Her şey yaratılmış ve hangi insanın daha güzel bir amel işleyeceğini denemek için ölüm ve hayat yaratılmaktadır. Burada Kuran'ın dışında yol arayanların tespit edemedikleri ve daha bu bilgiye ulaşamadıkları bir olağan üstü bir haberden bahsedeceğim.

Kuran Kainattaki varlıkları temel olarak iki kısma ayırmaktadır. Birisi secde eden varlıklar bunların adı melek olarak anlatılıyor. diğeri ise secde edilen varlıklar yani halife olan adem oğlu şemsiyesi altındaki insanoğludur. bakınız bunları lisanı haliyle konuşturarak nasıl izah ediyor.

2/28- Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O’na döndürüleceksiniz.

2/29- Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O’dur. Ve O, herşeyi bilendir.

2/30- Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi.

2/31- Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi.

2/32- Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”

2/33- (Allah:) “Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver” dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: “Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.”

2/34- Ve meleklere: “Ademe secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.

buraya kadar ayetlerde geçen iki varlıktan söz etmektedir.birisi halife olan adem oğlu ona akıl ve kainatın sırrını gün yüzüne çıkarabilecek kabiliyet verdiğini izah ederken bu secde edilmesi gereken varlıktır. yani emir vermekte olan varlık anlamında kullanılan. Halife adem insandır. diğeri de secde eden varlık olarak melekler zikredilmektedir.

işte meleklerin özelliğini kuran lisanı haliyle konuşturarak. kainatta yaratılan insanın dışındaki varlıklarda bu haslet vardır. yani bir domates fidesine domates yapacak bilgiyi Allah kodlamış ve bir domates yapıyor. bakınız meleğin secde etmesi kendisindeki bilgileri insan oğlu istediği zaman. sunması anlamındadır. 

Bütün dünyadaki insanlar bir araya gelseler bir domates fidanının yaptığı domatesi yapamazlar. İşte kainatta yaratılan her varlık kendilerine ait birer bilgi küpüdürler ama, onları insanlardan farkları başkalarına ait bilgileri bilemezler sadece kendilerine kodlanan veya yüklenen bilgileri bilirler. Aslında ilahiyatçıların bazılarına bakıyorum. bir konu ile bilgileri güzel güzel ilimlerle buluşturarak açıklamışlar ama. bazı konularda. tamamen olayları çarpıtarak ilimlerle veya ilim adamlarıyla çatışmaya girmektedirler.

İlimle din. akıl pratik çatışmayan çelişmeyen kucakla şandır. Şimdi, Oradaki tartışılan anlatan konulardan bazılarını buraya aktarmaya çalışalım. Abdül Aziz Hocam orada tıp ilmiyle kucaklaşan bir anne rahmindeki çocuğun gelişmesinden bahsederken güzel bir örnek verdi.

22/5- Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. 

Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.

23/12- Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.

23/13- Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

23/14- Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir.

23/15- Sonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız.

23/16- Sonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz.

Bakınız zamanımızdan bin beş yüz yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen tıp ilminin kuranda geçtiği şekilde çocuğun oluşumundan bahsetmesi Allah'ın bir mucizesi değil de nedir.? Bu Konuda Abdül Aziz Hocamı tebrik ediyor ve tam puan veriyorum. Ama. tuttu Belkıs'ın sarayı hakkında ki söylediklerinde de pot kırdı. kanaatindeyim. ayetleri alalım bir bakalım.

27/38- (Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) “Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?” dedi.

27/39- Cinlerden ifrit: “Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim.” dedi.

27/40- Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: “Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.” Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: “Bu Rabbimin fazlındandır, O’na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır.

27/41- Dedi ki: “Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?

27/42- Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: “Senin tahtın böyle mi?” denildi. Dedi ki: “Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk.

Bu Ayetlerin kastettiği manaları anlaya bilmek için Kuran'daki anlatım sanatını yakalamak gerekmektedir. Aslında Kuran'da geçen ayetlerin ne söylediğine değil, ne söylemek ve ne anlatmak istediğine bakmak gerekmektedir. Süleyman peygamber zamanındaki teknolojinin bu günkü teknolojiden üstündü demek bence bayındır hocanın yanılgısı diyorum. Orada af edilmez bir gaf yapmıştır. Peygamberlerdeki mucizeler kendisinin de taktir ettiği gibi teknoloji mucizesi değil bilgi vahiy mucizesidir. 

Vahiyler de geçmişe ana. ve geleceğe ait bilgileri gayıp haberleri olarak var ama. asla günün teknolojisinden teknolojik mucizeler asla yoktur. Bakınız. Allah evrene bir yasa koymuştur. bu yasa kendi yaratılış seyri içerisinde seyreder durur peygamberler de bu yasaların içerisinde yaşadıkları sürece yasalardan nasiplerini alırlar. deniz yüzmek bilmeyen, bir peygamber olsa da boğar firavun olsa da boğar. Ateş içerisinde insanı yakacak düzeye ulaşırsa hazreti İbrahim olsa da yakar. 

Nemrut olsa da yakar, seyrini değiştirmez. Veya Allah insanları evrene koyduğu yasaya göre bir erkek ve bir dişiden meydana geliyorsa. bu yasayı Meryem'e veya İsa peygambere gelince değiştirmez. veya canlılar doğup büyüyüp ölüyorsa.. İsa peygamber gelince hatırlayanlarınız inandığı gibi Allah onu öldürmeyip sağ yanına koymaz. ölen insana dünya hayatına geri gelmesi yoktur 21/95 

İşte din adamlarının bu yanlış algılama ve kuranı yanlış yorumlama nedeniyle böyle uygunsuz çatışmalara girilmektedir. Ben Şuna İnanıyorum ki Aslında kuran Kuran'ın anlattığı gibi anlaşılabilse, ön yargısız ve kalpleri maraz olmayanların dışındaki bütün insanların inanacaklarına inanıyorum. çünkü kuranın anlattıkları içlerinde gizli bir cevher olarak beklemektedir. 

Bazı büyük yanlışlardan dönen insanları dinlerini değiştirerek Müslüman olmalarının nedeni budur. Orada celal Şengör hocanın ilim adına konuştuklarına ben şahsen inanmıyorum diyor ki bu kainat tesadüfen kendi kendisine var oldu diyor. buna kesinlikle okuduklarıyla bağdaştıramadığını kendisi de bilmektedir. 

Ama inancını öyle yada böyle medeni cesaretini ortaya koyarak söylemesi takdire şayandır. Onun söylediğine göre bir rüzgar geldi demirleri bakırları alüminyumları kabloları topladı kendi kendisine bir televizyon oluverdi. veya bir adam oluverdi. hocam lütfen bir insanın meydana gelişindeki seyri lütfen bir incele deli bir erkekle deli bir kadın birleştikleri zaman. akıllı tasarımcı bir insan oluşmaktadır. bu söylediklerin doğru değildir. 

Ama evrim konusundaki görüşlerinin bazılarının bazılarına kurana ters olmadığını Mehmet bayraktar hocayla paylaşıyorum mesela ayetlerden örnekler verdi. Kainatın altı günde yani altı ana çatı olarak aşamadan meydana geldiği bir gerçektir.

10/-2 İçlerinden bir adama: “İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katın'da ‘gerçek bir makam’ olduğunu müjde ver” diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: 

Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür” dediler. İşte bu altı aşama değişik evrelerden evrimlerden geçmesi bir gerçektir ilimlerle kurandaki ayetler kesinlikle çelişmez. ama ilim diye ispatlanmamış teori veya hipotezleri ortaya koyarak insanlara yutturulmaya çalışılması büyük bir skandal olarak nitelendirilmelidir. 

Aktarmış olduğum ayetlerde gerek kainatın gerekse kainat içerisindeki varlıklarda insanların müdahale veya evrendeki varlıkların biri birlerine yapmış oldukları iletişim sonucunda değişiklikler evrimler oluşmuştur. Ama Kainat içerisinde yaratılıp Allah'ın bir sünnet koymasından sonra türlerin biri birleri arasında değişiklikler olmuştur. Ama türlerden türlere yine onları o konunun ilim adamlarına bırakıyorum. Geçiş olmadığı kanaatindeyim. 

Bebeğin anne karnına gelinceye kadar geçirilen evreler veya anne karnındaki aşamalar ve anne karnından sonra değişik bir yaratılışla yaratılması bir yaratılışla geçirilen evrimdir.peki soruyorum insanların maymunlardan türeyerek evrimleşti diyenlere peki insanlar bu evrimleşme devam ederlerse ne olacak? İnsanlardan başka insanların yerini tutabilecek bir varlık yoktur. 

Hadi hodri meydan diyorum insanların evrimleşme sonucu maymunlardan meydana geldiğini ilan edenler insanların evrimleşme sonucunda ne olarak türeyeceklerinin bilgisini versinler asla böyle bir şey yoktur. ancak kainatı yaratan Allah'ın söylediği gibi yeni bir yaratılışla yaratılıncaya kadar insanlar dünya hayatında halifeliğini sürdüreceklerdir. 

Her peygamber veya değişik ilim adamları annelerinin karınlarından doğarken peygamber veya ilim adamları olarak doğmazlar. onlar bir olgunlaşmaya doğru giden bir süreç içerisinde olmaktadırlar. ve bu kainatın tekrar yok oluşu ve yeniden değişik bir yaratılış biçimiyle de yine değişim oluşmaktadır. Hepinize saygı selam ve sevgilerimi sunarım.

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMMUR